Mizan'ul Hikmet 5.Cilt
 

1691.Bölüm Kabir Ehline Selam Vermek


7989. İmam Ali (a.s) mezarın önünden geçerken şöyle buyurmuştur: "Selam olsun size ey kabir ehli! Siz gittiniz, biz kaldık. Eğer Al-lah dilerse biz de size katılacağız. Evlerinize başkaları oturdu. Eş-leriniz evlendi. Mallarınız bölüş-türüldü. Bu bizim nezdimizde olanlardır. Keşke sizin nezdiniz-de olanları da bilseydik." Daha sonra şöyle buyurdu: "Eğer on-ların dili olsaydı şöyle derlerdi: "Biz takvayı en hayırlı azık bul-duk."

7990. İmam Ali (a.s) Siffin'den dönüşünde, Kufe dışındaki mezarlığı gördüğünde şöyle buyurmuştur: "Ey korkunç diyarın, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı! Ey top-rakta yatanlar, ey garipler, ey yalnızlar, ey korkuya uğrayanlar! Siz, bizden önce giden, biz ise sizi izleyen ve size kavuşacak olanlarız.

Bıraktığınız evlere ge-lince; başkaları o evlerde oturdu-lar. Eşlerinize gelince; başkala-rıyla evlendiler. Mallarınıza ge-lince; başkaları arasında taksim edildi. Bizde olan haber bu. Siz-den ne haber!" Sonra ashabına dönerek şöyle buyurdu: "Bilin ki, eğer konuşmalarına izin veril-seydi, size; "En hayırlı azık tak-vadır" diye haber verirlerdi."

7991. Ali bin Ebi Hamza şöyle buyuruyor: "İmam Sadık'a (a.s), "Kabir ehline selam vereyim mi?" diye sorunca, "Evet" diye cevap verdi. Ben, "Nasıl selam vereyim?" diye sorunca, İmam şöyle buyurdu: "Şöyle de: Bu ev-lerin mümin erkek ve kadınlarına Müslüman erkek ve kadınlarına selam olsun. Siz bizim ön-cülerimizsiniz ve biz Allah'ın iz-niyle size katılacağız."

7992. İmam Ali (a.s) kabirlerin yanından geçerken şöyle buyurmuştur: "La ilahe illallah ehlinden, la ila-he illallah ehline selam olsun. Ey la ilahe illallah ehli! La ilahe illal-lah kelimesini nasıl buldunuz? Ey la ilahe illallah, la ilahe illallah hakkı için, la ilahe illallah diyen kimseyi bağışla ve bizleri la ilahe illallah diyen kimselerle haşret.

Şüphesiz Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "Her kim mezarlıktan geçince bu cümleleri söylerse elli yıllık günahları bağışlanır." Ashab, "Ey Allah'ın Resulü! Elli yıllık günahı olmayana ne olacak?" diye sorunca şöyle buyurdu: "Babasının, annesinin, kar-deşlerinin ve Müslümanların ge-nelinin (elli yıllık) günahı bağış-lanır."
bak. Vesail'uş Şia, 2/879, 55, 56. Bölümler

210. Ko-nu

ez-Ziynet
Ziy-net-Süs

Bihar, 79/295-324, ebvab'uz-Ziy ve't-Tecemmül
Kenz'ul-Ummal, 6/638-699, kitab'uz-Ziynet ve't-Tecemmül

bak.
28. konu, el-Ena'; el-Cemal, 534. bölüm; eş-Şia, 2157. bölüm; el-İlm, 2919. bölüm; el-İyd, 3007. bö-lüm; el-Fakr, 3235. bölüm

1692. Bölüm
Ziynet


Kur'an:
"Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fa-kat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
"Allah'ın kulları için yarat-tığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bun-lar, dünya hayatında iman edenlerindir, kıyamet günün-de de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetleri-mizi böylece uzun uzun açık-lıyoruz."

7993. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah mümin kulun, kardeşini ziyaret etmek istedi-ğinde hazırlanmasını ve süslen-mesini sever."
7994. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın, "Her mescitte süsle-rinizi takın" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Maksat, saçları ta-ramaktır. Zira saçları taramak rızkı arttırır, saçları güzelleştirir, haceti giderir, nutfeyi çoğaltır ve balgamı keser."

bak. Vesail'uş Şia, 1/425, 70. Bölüm
7995. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden her biri ya-bancı birinin kendisini en güzel şekilde görmesini sevdiği gibi, Müslüman kardeşine de süslen-melidir."

7996. Ebu Abbad şöyle diyor: "İmam Rıza (a.s) yazın hasırının üzerine, kışın ise kilimin üzerine otururdu. Kaba elbiseler giyerdi. Ama insanların karşısına çıkınca kendisini süslerdi."
7997. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kadının kendine bakmaması doğru değildir. Boy-nuna bir gerdanlık asmakla da olsa kendisini süslemelidir."

7998. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar için süslen-mekten ve isyanla Allah'a karşı savaş açmaktan sakın."
bak. Vesail'uş Şia, 3/344, 4. Bölüm

1693. Bölüm
Düşman Karşısında Süslenmek


7999. Abdullah b. Halid Kinani şöyle diyor: "Ebu'l-Hasan Musa b. Cafer (a.s) elimde bir balık oldu-ğu bir halde beni gördü ve şöyle buyurdu: "Onu at! Zira saygın bir insanın değersiz bir şeyi ta-şımasını hoş görmüyorum." Da-ha sonra şöyle buyurdu: "Şüphe-siz sizler düşmanı çok olan bir topluluksunuz. İnsanlar size düşmanlık etmektedir, ey Şia cemaati! O halde gücünüz yetti-ğince onların karşısında süsle-nin."
bak. Vesail'uş Şia, 3/344, 5. Bölüm

1694. Bölüm
Haram Süsler


8000. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Altın ve ipek ümme-timin kadınlarına helal, erkekle-rine ise haramdır."
8001. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Altın müşriklerin sü-sü ve gümüş ise Müslümanların süsüdür."

8002. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim sevdiğine ateşten bir yüzük takmak istiyor-sa parmağına altın taksın. Her kim sevdiğinin boynuna ateşten bir gerdanlık takmak istiyorsa, boynuna altından bir gerdanlık taksın. Siz gümüş takın. Gümüş-le güzel oynaşın."
bak. Vesail'uş Şia, 3/393, 46. Bölüm

1695. Bölüm
Batınların Süsü


Kur'an:
"Bilin ki, içinizde Allah'ın peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Al-lah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte doğru yılda olanlar bunlardır."

8003. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s), Mekarim'ul Ahlak duasında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Muham-med ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle ve adaleti yaymada, öfkeyi yut-mada, kin ve adaveti söndürme-de, ayrılıkçıları birleştirmede, kırgınların arasını bulmada, iyi-likleri ortaya çıkarmada, kötülük-leri gizlemede, yumuşak huylu-lukta, alçakgönüllülükte,

güzel muaşerette, ağırbaşlılıkta, insan-larla iyi geçinmede, erdemlere doğru koşmada, (her halükârda) iyilik etmeyi yeğlemede, insanla-rın kabahatini yüzlerine vurma-makta, müstahak olmayana ba-ğışta bulunmamakta, güç de olsa hakkı söylemede, çok da olsa iyi söz ve fiillerimi az bulmada, az da olsa kötü söz ve işlerimi çok bulmada salihler gibi olmaya,

onların süsüyle süslenmeye, muttakilerin ziynetini kuşanmaya muvaffak eyle beni. İtaatimin devamlılığı, cemaattan ayrılmayı-şım ve kendi uydurdukları gö-rüşlerle amel eden bid'at ehlin-den uzak duruşumla da bu sıfat-ları bende kâmil eyle."

8004. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Süslenmek, doğru amellerin güzelliği iledir; elbise-nin güzelliği ile değil."
8005. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Batınların süsü zahir-lerin süsünden daha yücedir."
8006. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dinin süsü akıldır."

8007. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İmanın süsü batınla-rın temizliği ve zahiri amellerin güzelliğidir."
8008. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dinin süsü sabır ve rızadır."
8009. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İslam'ın süsü ihsanda bulunmaktır."

8010. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Cömert ve güzel ah-laklı ol. Gerdanın ortasındaki iri cevher, gerdanlığı süslediği gibi bu ikisi de erkeği süsler."

8011. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Arkadaşlığın süsü ta-hammül etmektir."
8012. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İbadetin süsü huşu-dur."
8013. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Riyasetin süsü bağışta bulunmaktır."
8014. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İlmin süsü hilimdir."

8015. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hasletlerin süsü ahit-lere riayet etmektir."
8016. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mülkün süsü adalet-tir."
8017. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hikmetin süsü dün-yadan yüz çevirmektir."

8018. Allah-u Teala Musa ve Harun'a şöyle vahyetmiştir: "Şüphe-siz dostlarım bana boyun bük-me, huşu ve korkuyla süslenirler. Bu süs kalplerinde yetişir ve be-denlerinde ortaya çıkar. Bu süs onların giyindiği iç ve dış elbise-dir."
bak. el-Cemal 538. Bölüm


1696.Bölüm Batınların Süsü


8019. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İffet belanın süsü, tevazu soyluluğun süsü, fesahat sözün süsü, adalet imanın süsü, huzur ibadetin süsü, ezberlemek rivayetin süsü, delilleri ezberle-mek ilmin süsü, güzel edep aklın süsü, güler yüzlülük hilmin süsü, fedakarlık zühdün süsü, var olan şeyi bağışlamak yakinin süsü, az ile yetinmek kanaatin süsü,

min-neti terk etmek iyiliğin süsü, hu-şu içinde olmak namazın süsü ve insanı ilgilendirmeyen şeyleri terk etmek sakınmanın süsü-dür."
8020. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İffet, fakirliğin süsü, şükür zenginliğin süsü, sabır be-lanın süsü, tevazu soyluluğun süsü, fesahat sözün süsü, adalet imanın süsü, huzur ibadetin sü-sü, ezberlemek rivayetin süsü,

alçak gönüllü olmak ilmin süsü, edep güzelliği aklın süsü, güler yüzlülük hilmin süsü, fedakarlık zühdün süsü, var olan şeyi bağış-lamak nefsin süsü, çok ağlamak korkunun süsü, az ile yetinmek kanaatin süsü, minnet etmeyi terk etmek iyiliğin süsü, huşu içinde olmak namazın süsü ve insanın kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmek sakınmanın sü-südür."

1697. Bölüm
En Güzel Süs


8021. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En güzel metot seni insanlarla kaynaştıran, insanlar arasında seni güzelleştiren ve se-ni onların kötülemesinden koru-yan metottur."
8022. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın en güzel süsü imanla birlikte olan huzurdur."

8023. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç bir süslenen kim-se Allah'a itaat gibi bir süsle süs-lenmemiştir."
8024. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Musa'ya şöyle buyurmuştur: "Ey Musa! Bana göre süslenenler, dünyada ihti-yacı olmayan şeylerden yüz çe-virmek gibi bir süsle süslenme-miştirler."

8025. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan, karın iffetin-den daha hayırlı bir süsle süs-lenmemiştir."
8026. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah seni öyle bir süsle süsle-miştir ki kullar Allah'a ondan daha sevimli ve etkin bir şeyle süslenmemiştir. Allah sana dün-yadan yüz çevirmeyi bağışlamış, sana dünyayı, senden hiç bir şeye ulaşamayacağı bir şekilde taktir etmiş ve sana kendisiyle tanı-nacağın bir yüz karar kılmıştır."
bak. ez-Zuhd, 1610. Bölüm

1698. Bölüm
Kötü Ameli Kendisine Süslü Gösterilenler


Kur'an:
"Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüz-den körü körüne bocalarlar."
"Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işleme-yene benzer mi? Şüphesiz Al-lah dilediğini saptırır, diledi-ğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harap etme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir."

"İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp ya-karır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış a döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel gö-rünür."
"Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturduk-ları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işledikle-rini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak du-rumda idiler."

"Allah'a Andolsun ki, sen-den önceki ümmetlere pey-gamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azâb vardır."
"Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve "Bugün in-sanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım" dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, "Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Al-lah'ın azabı şiddetlidir" de-di."

8027. İmam Ali (a.s), şeytanın takipçilerini kınadığı bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: "İşlerinde şey-tanı ölçü aldılar... Onları hatalar merkebine bindirdi, onlara kötü-lükleri süsleyip güzel gös-terdi."
8028. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şeytan onunla birlik-tedir. Üstüne binip sürmek için günahları süsler, güzel gösterir. Onu tövbe için ümitlendirir ki tövbesini ertelesin."
bak. el-Ucb, 2524. Bölüm

Sin Harfi


Konular:
" el-Mesuliyet (Sorumluluk-Mesuliyet)
" es-Sual (1) (Sormak)
" es-Sual (2) (İstemek)
" el-Esbab (Sebebler)
" es-Sebb (Sövmek)
" et-Tesbih (Tesbih Etmek)
" et-Tesabuk (Yarışmak-Öne Geçmek)
" es-Sebil (Yol)
" es-Sucud (Secde)
" el-Mescid (Mescid-Cami)
" es-Sicn (Zindan-Hapis)
" es-Suht (Haram Mal)
" es-Sihr (Sihir-Büyü)
" es-Sehk (Lezbiyenlik-Sevicilik)
" es-Suhriyye (Alay)
" es-Seha (Cömertlik)
" es-Sır (Sır)
" es-Serire (İç-Batın)
" es-Surur (Sevinç)
" el-İsraf (İsraf)
" es-Sirkat (Hırsızlık)
" es-Seadet (Saadet)
" es-Sefer (Yolculuk)
" es-Sefile (Sefiller-Alçak)
" es-Sefeh (Sefihlik-Beyinsizlik)
" es-Seky (Su vermek)
" es-Sukr (Sarhoşluk)
" el-Mesken (Mesken)
" es-Silah (Silah)
" es-Sultan (Sultan)
" İslam (İslam)
" Es-Selam (Selam)
" Et-Teslim (Teslim Olmak)
" Es-Semt (Yöntem)
" El-İstima (Dinlemek)
" El-Esma (İsimler)
" Esmaullah (Allah'ın Adları)
" Es-Sunnet (Sünnet)
" Es-Seher (Seher)
" Es-Seyyid (Efendi)
" Es-Siyaset (Siyaset)
" Et-Tesvif (Bugünün İşini Yarına Atmak)
" Es-Suk (Pazar)
" Es-Sivak (Dişleri Fırçala-mak)

211. Konu

el-Mesu-liyet
Sorumlu-luk-Mesuliyet


Bihar, 7/277, es-Sual anir'-rusul ve'l-umum

bak.
111. konu, el-hisab


1699.Bölüm Sorumluluk-Mesuliyet


Kur'an:
"Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere so-racağız, peygamberlere de so-racağız."
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da soru-lacaktır."
"Rabbine andolsun ki hepsini, yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz."

8029. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ben mesu-lüm ve şüphesiz sizler de mesul-sünüz."
8030. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hakkında sorulacağı-nız ve kendisine doğru gitmekte olduğunuz şey hususunda Al-lah'tan korkmanızı tavsiye edi-yorum. Şüphesiz Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Herkes kazandığının rehinidir." Ha-keza: "Rabbine andolsun ki hepsini yaptıkları şeyden do-layı sorguya çekeceğiz."

8031. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kulları ve beldeleri hakkında Allah'tan korkun. Çünkü yerlerden ve hayvanlar-dan bile sorumlusunuz. Allah'a itaat edin, O'na isyan et-meyin."
8032. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Kur'an okuyanlar topluluğu! Sizlere yüklediği kita-bı hususunda Allah'tan korkun. Zira ben mesulüm ve sizler de mesulsünüz. Ben risaleti tebliğ etmekle mesulüm, sizler ise Al-lah'ın kitabından ve benim sün-netimden yüklendiğinizle mesul-sünüz."

8033. İmam Sadık (a.s) Gadir Bayramının namazından sonra yaptığı duasında şöyle buyurmuştur: "Ey sözünde dürüst olan! Ey sözüne aykırı davranmayan! Ey her gün bir işte bulunan! Kullarının hakkında mesul oldukları velilerinin dostluk nimetini bizlere bağışladın. Sen şöyle buyurdun ve sözün haktır: "Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorulursunuz." Hakeza şöyle buyurdun: "Onları durdurun, şüphesiz onlar ondan sorguya çekileceklerdir."

1700. Bölüm
Genel Sorumluluk


8034. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Biliniz ki hepiniz so-rumlusunuz ve hepiniz elinizin altında bulunanlardan sorumlu-sunuz. Emir halkın sorumlusu-dur ve halkına oranla sorguya çekilecektir. Erkek ailesinin so-rumlusudur ve ailesinden dolayı sorguya çekilecektir. Kadın eşi-nin evinin ve çocuklarının so-rumlusudur ve onlardan sorguya çekilecektir."

8035. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah-u Te-ala her yöneticiyi, ister onu ko-rumuş olsun ve isterse de onu zayi etmiş olsun yönettiği şeyden dolayı sorguya çekecektir. Hatta erkek ailesinden sorguya çekile-cektir."
8036. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her erkek cariyele-rinden ve ailesinden sorguya çe-kilecektir."

1701. Bölüm
Kulak, Göz ve Kalbin Sorumluluğu


"Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur."
8037. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "doğrusu kulak..." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Kulak duyduğu şeyden, göz baktığı şeyden ve kalp inandığı şeyden dolayı sorguya çekilir."

8038. İmam Sadık (a.s), kendisi-ne, "Komşularımın cariyeleri şarkı söylemekte, ud çalmaktadır. Ben ba-zen tuvalete gidince, onların çalgısına kulak vererek uzun süre oturuyorum" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Aferin sana! Yoksa sen aziz ve celil olan Allah'ın şöyle buyurduğunu duymadın mı: "Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur."

212. Ko-nu

es-Sual (1)
Sor-mak

Kenz'ul-Ummal, 3/570, 839; es-sual emma la ye'ni

1702. Bölüm
İlmin Anahtarı


Kur'an:
"Doğrusu senden önce de kendilerine vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız zikir ehline so-run."
"Senden önce de, kendile-rine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız zi-kir ehline sorun."
8039. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kalplerin kilitleri vardır. Anahtarları ise sormak-tır."

8040. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İlmin hazineleri var-dır, hazinelerin anahtarı ise sor-maktır. O halde Allah size rah-met etsin, sorunuz. Bu sebeple dört kişi mükafat görür: Öğret-men, kulak veren (öğrenci), din-leyen ve onları seven."

8041. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İlmin hazineleri var-dır, anahtarları ise sormaktır. O halde Allah size rahmet etsin, sorun, şüphesiz bu sebeple dört kişi mükafat görür: Soran, söyle-yen, dinleyen ve onları seven kimse."

8042. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bilmek zorunda ol-duğun ve bilmemek hususunda mazur görülmeyeceğin şeyi sor."
8043. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her ne kadar aksi ile (ilimle) meşhur olsan da cahilliğe dönmeye rağbet etme."
8044. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sormak ilmin yarısı-dır."

1703. Bölüm
Güzel Sormak


8045. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel soru ilmin ya-rısıdır."
8046. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel sormak ilmin yarısıdır."

8047. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel soran kimse bilir ve her kim bilirse güzel soru sorar."
8048. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sorunca anlamak için sor; kusur bulmak için değil. Şüphesiz ilim öğrenen cahil, alime ve yoldan sapmış alim ise cahile benzer."

8049. İmam Ali (a.s), kendisine zorluk çıkarmak için soran birisine şöyle buyurmuştur: "Anlamak için sor, zahmet vermek için değil. Zira öğrenen cahil, alim; insafsız alim de hata bulmak için soran cahil gibidir."

8050. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bana sorun. Allah'a yemin olsun ki kıyamete kadar olacak her şeyi sorduğunuz tak-dirde size cevap veririm..." İbn-i Kevva ayağa kalkarak şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! "ez- Zariyatu zerva" (tozdurup sa-vuranlara...) nedir?" İmam şöy-le buyurdu: "Vay haline! Öğ-renmek için sor; zorluğa düşür-mek için değil."

8051. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın koruduğu dışında tüm insanlar nakıs ve ku-surludur. Soru soranlar halka eziyet edenler, cevap verenler ise cevap vermede külfet içinde olanlardır."

1704. Bölüm
Sorulmaması Gereken Şey


Kur'an:
"Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitme-yecek şeyleri sormayın. Kur'an indirilirken onları so-rarsanız size açıklanır, (ama üzülürsünüz). Allah sorduğu-nuz şeyleri affetmiştir. Allah bağışlayandır, hilim sahibi-dir.."
"Yoksa, daha önce Mu-sa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorgu-ya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı küfre değiştiren, şüp-hesiz doğru yoldan sapmış olur."

"Allah: "Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kö-tü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi benden iste-me. İşte sana öğüt, bilgisiz-lerden olma" dedi. Nuh: "Rabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığı-nırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum" de-di."

8052. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. Zira sizden öncekiler çok soru sormak ve Peygamberlerinin yanına çok gidip gelmek sebebiyle helak olurlar. O halde size bir şeyi emredince gücünüz yettiğince yerine getirin. Sizi bir şeyden sakındırınca onu bırakın."

8053. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah Teba-rek ve Teala sizlere bir takım sı-nırlar çizmiştir. O halde o sınır-ları aşmayın... Sizlere bir takım şeyleri de unutma olmaksızın rahmeti sebebiyle bağışlamıştır. O halde onları öğrenmek için kendinizi zorluğa salmayın."

8054. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah-u Te-ala sizlere bir takım şeyleri farz kılmıştır. O halde onları zayi et-meyin... Bir takım şeyleri cevap-sız bırakmıştır. Ama unuttuğun-dan değil, o halde onları bilmek için kendinizi zorluğa salmayın."

8055. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Onlar (İsrailoğulları) sıradan bir sığır kesmekle emro-lundular. Ama onlar kendilerine işi zorlaştırdılar. Allah da onlara sıkı davrandı. Allah'a andolsun ki, "eğer Allah dilerse" deme-selerdi ebedi olarak kendilerine (hangi sığırı kesecekleri) belli olmazdı.

8056. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer İsrailoğulları, "Allah dilerse biz şüphesiz hidayeti bulmuş oluruz" de-meselerdi ebedi olarak kendile-rine (hangi sığırı kesmeleri ge-rektiği) açıklanmazdı. Eğer sıra-dan bir sığırı alıp kesselerdi ka-bul görürdü. Ama onlar işi zor-laştırdılar. Allah da onlara sıkı davrandı."

8057. Resulullah (s.a.a) Allah-u Teala'nın, "...şeyleri sormayın." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah sizlere haccı farz kılmıştır. Suraka b. Malik'in rivayet ettiğine göre Ukaşe b. Muhsin ayağa kalkarak şöyle de-di: "Ey Allah'ın Resulü! Hac her yıl farz mıdır?" Peygamber (s.a.a) ondan yüz çevirdi. Ukaşe, iki veya üç defa aynı soruyu tek-rarladı.

O esnada Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Vay olsun sana! Nasıl da benim, "evet" dememden güvende olabiliyor-sun!? Allah'a yemin olsun ki eğer, "Evet" dersem şüphesiz farz olur. Farz olduğu taktirde ise buna güç yetiremezsiniz. Terk ettiğiniz taktirde ise kafir olursunuz. O halde ben sizi bı-raktıkça siz de beni bırakın.

Şüphesiz sizden öncekiler pey-gamberlerine sordukları fazla ve karmaşık sorular sebebiyle helak oldular. O halde size emredince gücünüz yettiğince onu yerine getirin. Sizi bir şeyden sakındı-rınca da ondan uzak durun."
bak. Sahih-u Müslim, 4/1830, 37. Bölüm; NEhc'ul Belağa, 364. Hikmet; Şerh-i Nehc'il Belağa-i İbn-i Ebi'l Hadid, 19/282

1705. Bölüm
Beni Kaybetmeden Önce Bana Sorun


8058. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey İnsanlar! Beni kaybetmeden bana sorun. Çünkü ben göğün yollarını, yerin yollarından daha iyi bilirim."

İbn-i Ebi'l Hadid şöyle diyor: İbn-i Abdulbirr-i Muhaddis, el-İstiab adlı kitabında şöyle diyor: "Herkesin itti-fak ettiği üzere Ali b. Ebi Talib dı-şında hiç bir sahabi ve alim, "Benden sorun" dememiştir."

8059. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beni yitirmeden önce bana sorun... bana sorun, şüphe-siz ilklerin ve sonların tüm ilmi benim yanımdadır. Allah'a yemin olsun ki eğer yargı makamına oturursam Tevrat ehline Tev-ratları esasınca hükmederim."

8060. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beni yitirmeden önce bana sorun. Taneyi yaran ve in-sanları yaratan Allah'a yemin ol-sun ki bana hangi ayetin gece indiğini, hangi ayetin gündüz nazil olduğunu,

hangisinin Mek-ki ve hangisinin Medeni olduğu-nu hangisinin yolculukta ve han-gisinin vatanda nazil olduğunu, hangisinin nasih ve hangisinin mensuh olduğunu, hangisinin muhkem ve hanginin müteşabih olduğunu, hangisinin tevil ve hangisinin tenzil olduğunu sora-cak olursanız şüphesiz sizlere bildiririm."

8061. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beni yitirmeden önce bana sorun. Allah'a yemin olsun ki bana soracak olursanız kıya-met gününe kadar hangi grubun yüz kişiyi saptırdığını, hangi gru-bun yüz kişiyi hidayete erdirdi-ğini, kimin onu kurduğunu ve kimin de onu sevk ve idare ede-ceğini sizlere haber veririm."

8062. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "O halde beni kay-betmeden önce bana sorun. Nefsim (kudret) elinde olana andolsun, bugünden kıyamete kadar olacakları ve yüz kişiyi hi-dayet edecek ve yüz kişiyi de saptıracak grubu; çağıranları,

öncülük edenleri, sevkedenleri, yüklerini nereden alıp indirdikle-ri, onlardan kimin katledileceği, kimin eceliyle öleceği ile birlikte bildiririm. Ama beni yitirdiğiniz-de ve başınıza hoş olmayan sı-kıntı ve zorluklar gelip çatınca, soranlardan çoğu başını önüne eğecek, sorulanlar da cevap ve-remeyip acze düşecektir."

8063. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beni yitirmeden önce benden sorun. Şüphesiz arşın al-tından sorduğunuz her şeye ce-vap veririm. Benden sonra her kim bu sözü söylerse, ya sadece bir iddiacı, ya da yalancı bir ifti-racıdır."
bak. Tarih-i Dimeşk, 3/1043-1047; Nehc'us Saadet, 2/313, 618, 630; Kenz'ul Ummal, 2/565, 16/515; el-Bihar, 10/117, 8. Bö-lüm; Şerh-i Nech'ul Belağa, li-İbn-i Ebi'l Hadid, 13/107


1706.Bölüm Bilmediğin Soruların Cevabı


8064. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Alim bilmediği bir şey kendisinden sorulunca, "Bilmiyorum" demekten haya etmemelidir."
8065. İmam Ali (a.,s) şöyle bu-yurmuştur: "Bilmiyorum" demeyi terk eten kimse helak olur."
8066. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bilmiyorum" demek ilmin yarısıdır."

8067. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim kendisine sorulan her soruya cevap verirse delidir."
Medine el-Fakihlerinden olan ve Müslümanlar arasında dini ilim ve bilgisi kabul gören Kasım b. Mu-hammed b. Ebibekr kendisine bir şey sorulunca, "Bunu iyi bilmiyorum" dedi. Soru soran kimse, "Ben senin yanına geldim ve senden başkasını kabul etmiyorum" deyince Kasım şöyle dedi: "Sakalımın uzunluğuna ve etrafımdaki cemiyetin çokluğuna bakma.

Allah'a yemin olsun ki cevabını doğru bilmiyorum." Yanında oturan Kureyş'in büyüklerinden biri şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu devam et! Allah'a yemin olsun ki seni bu bugünkü meclisten daha büyük bir mecliste görmedim." Kasım şöyle dedi: "Bilmediğim bir şeyi söylemektense Allah'a yemin olsun ki dilimin kesilmesini daha çok severim."

1707. Bölüm
Bilmediğin Soruların Cevabı


8068. Resulullah (s.a.a) Ebuzer'e yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Ey Ebuzer! Eğer sana bilmedi-ğin bir şey sorulursa, "Bilmiyo-rum" de ki kötü sonuçlarından kurtulasın. Bilmediğin şeyler hu-susunda fetva verme ki kıyamet günü Allah'ın azabından kurtu-luşta olasın."


8069. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bildiğinizi söyleyin. Bilmediğiniz bir şey hakkında ise, "Allah daha iyi biliyor" de-yin. Şüphesiz insan Kur'an'dan bir ayet alıyor, (kendi düşüncesi-ne göre yorumluyor) ve ayet hakkında gökten daha uzak/derin bir uçuruma yuvar-lanıyor. (sapıtıyor)."

8070. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden birine bilme-diği bir şey sorulursa, "Bilmiyo-rum" desin ve "Allah daha iyi biliyor" demesin. Zira bu cümle-siyle dostunun kalbine şüphe düşürür. Eğer sorulan kimse, "Bilmiyorum" derse soran kimse onu itham etmez."
8071. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Alimin, kendisine ce-vabını bilmediği bir soru sorul-duğunda, "Allah daha iyi bilir" demeye hakkı vardır. Ama alim olmayan birinin bunu demeye hakkı yoktur."

213. Ko-nu

es-Sual (2)
Hacet Dile-mek

Kenz'ul-Ummal, 6/495, 619, Memm'us-Sual

bak.
129. konu, el-hacet; 229. konu, es-surur; el-eh, 59. bölüm

1708. Bölüm
İnsanlardan Bir Şey Dilemekten Sakınmak


Kur'an:
"(İnfaklarınızı) Allah yo-lunda mahsur kalanlara, yer-yüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendile-rini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. İnfak etti-ğiniz iyi bir şeyi Allah şüphe-siz bilir."

8072. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ebuzer! Bir şey istemekten sakın, şüphesiz bu dünyada hazır bir zillet ve hız-landırdığın bir fakirliktir, kıya-met günü ise uzun süren bir he-sabı vardır."

8073. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İstemek, konuşanın dilini zayıflatır ve cesur insanın kalbini kırar. Hür ve aziz insanı zelil kul makamına düşürür, yüz-suyunu döker ve rızkı bereketsiz kılar."

8074. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan ihtiyaçla-rını dilemek, izzeti yok eder ve utanmayı giderir. İnsanların elinde olan şeylerden ümidini kesmek ise müminlerin izzetidir, tamah ise mevcut fakirliktir."

8075. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan ihtiyacını dilemek hayat için zil-lettir, utanmayı giderir, vakarı düşürür, bu hazır bir fakirliktir. İnsanlardan ihtiyacını az taleb etmek ise hazır zenginliktir."
8076. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek zillet halkasıdır. İzzetli insandan izzetini giderir ve soylu insanın soyluluğunu yok eder."

8077. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a yakınlaşmak, ondan bir şey dilemekle ve in-sanlara yakınlaşmak ise onlardan bir şeyi dilemeyi terk etmekle-dir."
8078. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ölüme evet, aşağılığa hayır, az istemeye evet, ona buna el uzatmaya hayır."
8079. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Benim Şialarım açlık-tan ölse dahi köpek gibi uluma-yan, karga gibi tamaha kapılma-yan ve insanlara el uzatmayan kimsedir."

8080. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şialarımız açlıktan ölse dahi insanlara ihtiyaç elini uzatmaz."
8081. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah her kimi İs-lam'a hidayet eder ve ona Kur'an'ı öğretir, sonra buna rağmen insanlara el uzatırsa al-nının üzerine, "Kıyamete kadar fakirdir" yazılır."
bak. Besail'uş Şia, 6/305, 31. Bölüm; el-Ye's, 4236. Bölüm

1709. Bölüm
Allah'tan Başkasından Bir Şey Dilemekten Sa-kınmak


8082. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ali! Eğer elimi dirseklerime kadar engerek yıla-nının ağzına koyacak olsam bu benim için sonradan görmüş bi-rine el uzatmaktan daha sevimli-dir."
8083. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sadece münezzeh olan Allah'tan dileyin. Şüphesiz sizlere bağışlarsa, ikramda bu-lunmuştur ve sizlerden esirgerse, hayrınızı dilemiştir."

8084. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah İbrahim'i kendine Halil (dost) edindi. Çünkü o hiç kim-seyi reddetmedi, aziz ve celil olan Allah'tan başka hiç kimse-den bir şey dilemedi."

8085. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'tan başkasın-dan bir şey dileyen insan mah-rumiyete müstahaktır."
8086. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ebuzer!... Bir şey dileyince aziz ve celil olan Al-lah'tan dile, yardım isteyince Al-lah'tan yardım dile."
8087. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zaman sana sıkı tutunca insanlara yönelme. Rızkı bölüştüren Allah'tan başkasın-dan dileme. Zira doğudan batıya gezecek kadar yaşasan bile mutlu veya mutsuz kılabilecek birine rastlayamazsın."

1710. Bölüm
İstemeyi Terk Etmek ve Cenneti Garantilemek


8088. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Adamın biri Allah Resulü'ne (s.a.a) şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! Bana kendisiyle cennet arasına hiç bir şeyin engel olmadığı bir amel öğret." Pey-gamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Öfkelenme ve insanlardan hiç bir şey isteme."

8089. İmam Sadık (a.s), Allah Resulü'nün (s.a.a) Ensar'dan bir gruba hiç kimseden bir şey istememe şartıyla cenneti garantilediğini beyan ettikten sonra şöyle buyurmuştur: "İşte bu yüzden onlardan birisi bineğine bindiğinde kırbacı dü-şecek olursa birinden bir şey is-temeyi hoş görmediğinden dola-yı bineğinden iner ve bizzat kendisi alırdı. Birinin ayakkabı bağı yırtılacak olsa birinden ayakkabı bağı istemeyi bile hoş görmezdi."

8090. Resulullah (s.a.a), bir gün ashabına şöyle buyurmuştur: "İnsan-lardan bir şey dilememek üzere bana biat ediniz." O günden sonra birinin elinden sopası düş-se bineğinden iniyor, bizzat alı-yor ve hiç kimseye, "Onu bana ver" demiyordu.
8091. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur:

"Kim bana insanlar-dan bir şey istemeyeceğine dair söz verir ki ben de kendisine cenneti söz vereyim." Sevban, "Ben söz veriyorum" dedi. O günden sonra Sevban artık in-sanlardan hiç bir şey istemedi."

8092. Resulullah (s.a.a), Ebu Zer'e cenneti bir takım şartlarla ken-disine garantilediği bir esnada şöyle buyurmuştur: "Elbette insanlardan bir şey dilememen şartıyla. Hatta eğer kırbacın yere düşecek olursa, kendin in ve onu al."

1711. Bölüm
İstemek Fakirliğin Anahtarıdır


8093. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dileme kapısını yüzüne açan kimseye Allah da kendisine fa-kirlik kapısını açar."
8094. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul kendi yüzüne in-sanlardan bir şey dileme kapısını açınca, Allah da onun yüzüne fakirlikten yetmiş kapı açar."

8095. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim yüzüne in-sanlardan bir şey dileme kapısını açarsa, Allah da onun yüzüne fakirlikten yetmiş kapı açar ki en küçüğünü bile hiç bir şey kapa-tamaz."

8096. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek fakirliğin anahtarıdır."
8097. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek fakirliğin anahtarıdır."

1712. Bölüm
Fakirliğini İzhar Et-meyi Kınamak


8098. İmam Sadık (a.s), bazı du-rumlarını şikayette bulunan Mufaz-zal b. Kays'a şöyle buyurmuştur: "(Cariyesine hitap ederek) Ey cariye! O para kesesini getir." (Daha sonra şöyle buyurdu:) "Bu Ebu Cafer'in (Mensur De-vaniki'nin) bana hediye olarak verdiği dört yüz dinardır. Bunu al ve hayatına genişlik kazandır."

Mufazzal şöyle diyor: "Ben İmam'a şöyle arzettim: "Fedan olayım! Allah'a and olsun ki maksadım bu değildi. Ben sadece aziz ve celil olan Allah'a benim için dua etmeni istiyordum." Mufazzal şöyle diyor: "Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu: "Bunu da yapacağım, ama sorunlarını sakın insanlara söyleme. Zira onlar nezdinde küçük düşersin."

8099. Lokman oğluna şöyle bu-yurmuştur: "Oğulcağızım! Ben acı olan sarı sabır bitkisini tattım ve ağaçların kabuğunu yedim. Ama fakirlikten daha acı bir şey bu-lamadım. Lakin bir gün belaya düçar kalırsan bunu sakın insan-lara söyleme. Zira sana aşağılık gözüyle bakarlar ve sana hiç bir fayda da vermezler."
bak. Vesail'uş Şia, 6/311, 34. bölüm; el-Ye's, 4236. Bölüm


1713.Bölüm İstemenin Caiz Oldu-ğu Hususlar


8100. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Öldürücü bir fakirlik veya bel kırıcı bir borç olmadık-ça insanlardan bir şey istemek helal değildir."
8101. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek sadece şu üç hususta ca-izdir: Feci şekilde dökülen kan parası (diyet), dayanılmaz bir borç ve öldürücü fakirlik."

8102. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek sadece şu üç hususta ca-izdir: Çaresiz insanın boynunda olan kan parası (diyet), ağır bir borç veya insanı zillete düşüren bir ihtiyaç."

8103. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan bir şey dilemek sadece şu üç hususta ca-izdir: Fakir insanın boynunda olan kan parası (diyet), ağır bir borç veya insanı zillete sürükle-yen bir ihtiyaç."

8104. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tahammül edebildi-ğin kadar insanlardan bir şey di-leme, zira her günün yeni bir rızkı vardır. Bil ki insanlardan bir şey dilemekte ısrarcı olmak insanın azametini giderir ve in-san için bir çok sıkıntılar vücuda getirir. O halde sabret ki Allah senin yüzüne rahatça girebilece-ğin bir kapı açsın.

Zira hüzünlü ve dertli insana ihsan/iyilik ve kaçıp ürken insana güvenlik ne de yakındır! Nice değişiklikler ve dönüşümler Allah'ın bir tür edeplendirmesidir. Nasiplerin dereceleri varır. O halde olgun-laşmamış meyveleri toplama hu-susunda acele davranma. Böylece onu zamanı geldiğinde toplarsın. Bil ki seni idare eden kimse, hangi zamanın, senin haline daha uygun olduğunu şüphesiz daha iyi bilir. O halde tüm işlerinde onun seçimine itimad et ki halin düzelsin."

1714. Bölüm
İhtiyacı Olmadığı Halde Bir Şey İstemek-ten Sakındırmak


8105. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim çoğaltmak için insanlardan az veya çok bir şey isterse avucuna ateşten bir kor almış olur. Az istesin çok is-tesin fakretmez."
8106. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim ihtiyacı ol-madığı halde insanlardan bir şey dilerse baş ve karın ağrısına dü-çar olur."

8107. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "İhtiyacı olma-dığı halde insanlardan bir şey di-leyen kimsenin sonunda gerçek-ten de insanlardan bir şey dile-yecek duruma düşeceğine dair Rabbimi kefil tutarım."
8108. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul, hiç bir ihtiyacı olmaksızın insanlardan bir şey isterse, Allah onu o şeye gerçek-ten muhtaç kılmadıkça ve kendi-sine ateşi farz kılmadıkça asla ölmez."

8109. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin günlük yi-yeceği olduğu halde insanlardan bir şey dilerse israf edenlerden-dir."
8110. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim ihtiyacı ol-madığı halde insanlardan bir şey dilerse, kıyamet günü tırmalan-mış bir yüzle Allah'la mülakate-der."

8111. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim fakir olma-dığı halde insanlardan bir isterse, şarap içenlerdendir."
8112. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah kıyamet günü şu üç kişiye rahmetiyle nazar etmez: ...İhtiyacı olmadığı halde insanlardan bir şey dileyen kim-se"

8113. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim üç günlük yiyeceği olduğu halde insanlar-dan bir şey dilerse Allah'ı, yü-zünde et olmadığı (sıyrılmış ve yüzsüz) bir halde mülakateder."
8114. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İhtiyacı olmaksızın insanlardan bir şey dileyen kim-se, eline ateşten bir kor almış gi-bidir."

1715. Bölüm
İnsanlardan Müstağni Olmaya Teşvik


8115. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bizden bir şey isterse ona veririz. Her kim de bir şey istemezse Allah onu müstağni kılar."
8116. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü'nün (s.a.a) ashabının birinin durumu çok kötüleşti. Eşi kendisine, "Keşke Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına gitseydin ve ondan bir şey isteseydin" dedi. O şahıs bunun üzerine Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına vardı. Peygamber onu görünce şöyle buyurdu:

"Her kim bizden bir şey isterse ona veririz. Her kim de bir şey istemezse Allah da onu müstağni kılar." Adam kendi kendine, "Peygamber şüphesiz beni kas-tetmiştir." diyerek eşinin yanına dönü ve olayı kendisine aktardı. Karısı şöyle dedi: "Allah Resulü de (s.a.a) bir insandır. Git soru-nunu ona söyle." O şahıs geri döndü.

Peygamber onu görünce yine şöyle buyurdu: "Her kim bizden bir şey isterse..." O şahıs bu işi böylece, üç defa tekrarladı. Sonunda gitti ve bir balta ödünç alarak dağa çıktı. Bir miktar odun toplayıp getirdi ve onu ya-rım müd (yaklaşık 350 gr.) un karşılığında sattı ve eve döndü. Onu pişirip yediler. Ertesi gün yine dağa çıktı,

daha fazla odun topladı ve sattı. O böylece ça-lışmaya devam etti ve sürekli pa-ra biriktirdi. Sonunda kendisine bir balta aldı. Yine biriktirdi ve kendisine iki deve ve bir köle sa-tın aldı. Ondan sonra da zengin ve müreffeh bir hayata kavuştu. Daha sonra Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardı ve kendi-sinin huzuruna bir şey dilemek için geldiğini ve Peygamber'den (s.a.a) neler duyduğunu kendisi-ne aktardı. Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurdu:

"Ben sana demiştim: "Her kim bizden bir şey dilerse ona veririz. Her kim bir şey dilemezse Allah onu müstağni kılar."
8117. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer sizden biri eline bir ip alır, bir bağ odun getirir, satar ve bu işle yüzünün suyunu korursa, bu insanlardan bir şey dilemesinden daha hayırlıdır."