Mizan'ul Hikmet-14.Cilt
 


İslam Devletinin Sınırları


Allame Tabatabai (r.a) İslam ülkelerinin sınırlarını izah ederken şöyle buyurmaktadır: İslam ülkelerinin sınırları inanca dayalıdır, coğrafi ve itibari sınırlara değil. İslam, ırk esasına dayalı bölünmenin toplumu oluşturmada etkili olması düşüncesini ortadan kaldırdı. Bu bölünmenin temel faktörleri bedevilik, kabile ve oymak biçimindeki hayat veya yaşanan bölgenin, yurdun farklılığıdır. Bu iki faktör yani bedevilik ile yaşanan yerlerin farklılığı, sıcak iklim, sığuk ik-lim, çorak arazı, verimli toprak gibi doğal sebeplerin ikinci derecede etkili olmaları yanında insan türünün halklara, kabilelere ayrılmasının, dillerinin ve renklerinin değişik olmasının iki temel faktörüdür. Bu konu yerinde açıklanmıştır.

Sonra bu iki faktör her kavmin yeryüzünün bir parçasını sahiplenme-sine yol açtı. Bu sahiplenme kavimle-rin hayata ilişkin çalışmalarına, güç-lerine ve şiddetlerine göre gerçekleşti. Kavimler bu yeryüzü parçasını kendi-lerine tahsis ederek onu yurt diye ad-landırdılar. Kavimler bu toprak parçası üzerinde yaşamaya alıştılar ve onu bütün güçleri ile başkalarına karşı savunuyorlar.

Gerçi kavimleri bu duruma iten faktör, fıtratın giderilmesini istediği bir takım doğal ihtiyaçlardır. Yalnız bu bölünmede, insan türünün tek toplum halinde yaşama isteği biçimindeki fıtri arzu ile çelişen bir özellik vardır. Tabiat dağınık güçlerin bir araya gelmesini, uyuşmalarını, birikerek ve birleşerek güçlenmelerini ister. Bu ka-çınılmazdır. Tabiat, bunu arzuladığı faydalı gayeye tam ve elverişli biçimde ermek için ister. Bu kural, maddenin temel halinde görülür. Madde element halinden…bitkiye, daha sonra bitki-den canlıya ve sonra canlıdan insana geçiyor.

Oysa yurtlar bazındaki bölünme-ler, milletleri, diğer yurtlarda yaşayan toplumlardan ayrılma esası üzerinde birleşmeye sevk eder. O zaman her-hangi bir yurt üzerinde yaşayan top-lum, diğer yurtlarda yaşayan birim-lerden ruh ve bedende ayrılmış bir top-lumsal birime dönüşür. Böylece insan-lık birleşmeden ve bir araya gelme idealinden uzaklaşarak, parçalanma-nın ve dağınıklığın aslında kaçındığı sıkıntılarına katlanmak zorunda kalır.

Ortaya yeni çıkan bir toplum bi-rimi, ortada olan diğer toplum birim-lerine karşı insanın diğer doğal nesne-lere davrandığı gibi davranır. Yani o insan birimlerini istihdam eder, sömürür. Dünyanın başlangıcından bugüne dek asırlar boyu edinilen tecrübeler bunun şahididir. Daha önceki incelemeler sırasında aktardığımız ayetler, bu konuyu Kur'an'dan yeteri derecede yararlanmamızı sağlayacak düzeydedir.

İşte İslam'ın bu ayrılıkları, da-ğılmaları ve farklılaşmaları ortadan kaldırmasının sebebi budur. İslam aynı gerekçe ile toplumu tabiiyet, ırk ve yurt temeli üzerine değil, inanç temeli üzerine kurmuştur. Hatta yararlanmayı beraberinde getiren evlilikte ve miras almada göz önünde bulundurulan akrabalıkta bile inanç bağı esas kabul edilmiştir. Bu iki alandaki temel gerekçe, ev ve yurt birliği değil, tevhit inancı ortaklığıdır.

Bunun en güzel örneklerinden bi-rini bu dinin yasal sistemini inceler-ken görürüz. Bu din hiç bir durumda yasalarda bu ilkesini göz ardı etmiş değildir. İslam toplumu, yerine getirmekle ve ayrılığa düşmemekle yükümlü olduğu gibi, baskı altında ve mağlup durumda olduğu dönemlerde de elinden geldiği kadar bu dini ihya etmekle ve onun sözünü yüceltmekle yükümlüdür. Bu ölçüye göre tek bir Müslüman bile bu ilkeyi benimseyip elinden geldiği kadar gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Elinden gelen şey, sadece inançlara kalpten bağlanmaktan ve üzerine farz olan amellere işaret etmekten ibaret olsa da, bu görevi yerine getirmekle mükelleftir.

Bundan da anlaşılıyor ki, İslam toplumu öyle bir model oluşturmuş ki, bu modelin egemenlik, bağımlılık, ga-libiyet, mağlubiyet, gelişmişlik, geri kalmışlık, meydana çıkma, gizli kalma, güçlülük ve zayıflık gibi du-rumların ve farazi konumların hep-sinde yaşaması mümkündür. Kur'an'ın özellikle takiyye konusundaki ayetleri bunun delilidir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kalbi iman ile dolu olduğu halde inkarcılığa zorlanan kimse müstesna olmak üzere kim iman ettikten sonra Allah'ı inkar ederse…" "Ancak on-lardan (kafirlerden) korunma gayesiyle sakınmanız başka…" "Gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun." "Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa öyle korkup sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün."

4109. Bölüm Vatanı Savunmak

Kur'an : "Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahitsiniz."
"Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever. Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir."

Bak. Al-iİmran, 195

21934. İmam Ali (a.s), Muaviye ordusunun Enbar şehrine saldırdığını işittiğinde halkı kıyama davet etti. Ama onlar harekete geçmeyince şöyle buyurmuştur: "Bildiğiniz gibi ben sizi, bu toplulukla gecegündüz, gizliaşikar savaşa çağırdım ve size şöyle dedim: "Onlar, sizle savaşmaya gelmeden, siz onlarla savaşmaya gidin.

Allah'a andolsun ki kendi yurtlarında/vatanlarında savaşılan bir toplum zillete/aşağılığa düşer. Ama sizler (bu önemli işi) birbirinize havale ettinizbıraktınız, birbirinize yardım etmediniz. Sonunda her yandan üzerinize saldırılıp yağmalandınız, yurdunuzda yenik düştünüz, alt edildiniz."

21935. İmam Ali (a.s), Muaviye'nin komutanı, Zehhak b. Kays'ın hakemiyet olayından sonra hacılara saldırması üzerine etraftaki olaylara karşı koymaları için ashabını harekete geçirmek için şöyle buyurmuştur: "Evinizden başka hangi eve düşmanın girmesine engel olacaksınız? Benden sonra hangi imamla (birlikte düşmana karşı) savaşacaksınız?"
21936. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah evinde kendisine saldırıldığı halde savaşmayan kimseden nefret eder."

4110. Bölüm
Gurbet ve Vatan

21937. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gurbette zenginlik vatan ve vatanda fakirlik gurbet-tir."
21938. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gurbette utanç yok-tur, aksine vatanda utanç fakir-liktir."
21939. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Akıllılık gurbette ya-kınlık, ahmaklık ise vatanda gur-bettir."
21940. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın doğduğu yere yapışıp kalması yerin utancın-dandır (ve himmetin küçüklü-ğündendir.)"
21941. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir şehir senin için diğer şehirden daha uygun değildir. Şehirlerin en iyisi seni omuzlayan (hayatını temin edip refah içinde yaşamanı sağlayan) şehirdir."

4111. Bölüm
Vatanların En Kötüsü

21942. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vatanların en kötüsü sakinlerinin emniyet ve huzurunun olmadığı vatandır."
21943. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Emniyet ve sevinç olmadıkça vatanda hayır yok-tur."
21944. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Emniyet ve sevinç olmadıkça vatanda hayır yok-tur."
21945. İmam Ali (a.s), bi'setten önce Arapların durumunu nitelendirirken şöyle buyurmuştur: "Allah Muhammed'i (s.a.a) alemleri için bir uyarıcı ve vahyinin emini olarak gönderdi. Siz arap topluluğu dinlerin en kötüsüne sahiptiniz ve en kötü yerde yaşıyordunuz."
21946. İmam Ali (a.s), Cemel sa-vaşından sonra Basralıları kınayarak şöyle buyurmuştur: "Allah'ın top-rakları arasında sizin toprakları-nız en pis kokan toprağa sahiptir. Suya en yakın ve göğe en uzak topraklardır. Kötülüğün onda dokuzu sizin toprakları-nızdadır."

21947. İmam Ali (a.s), kıyameti nitelendirdiği bir hutbesinde şöyle bu-yurmuştur: "Günahkarların cezası ise onları en kötü yurda indirme-si, ellerini boyunlarına bağlaması, perçemlerini ayaklarına dü-ğümlemesi, katran ve ateşten el-biseler giydirmesi ve çok yakıcı sıcak bir azaba sokmasıdır."
21948. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Derinliği uzak, sıcak-lığı zor, azabı yenilenen ateşten sakının. Orada hiç acıma yoktur, orada duaya icabet edilmez ve hiçbir hüzün giderilmez."

550. Ko-nu

el-Ve'd
Söz Ver-me-Vaad Etme

Kenz'ul-Ummal, 3/347, 771; Sıdk'ul-Ve'd
Bihar, 5/331, 18. Bölüm; el-Ve'd ve'l-Veid
Vesail'uş-Şia, 8/515, 109. Bölüm; İstihbab'us-Sıdk fi'l-Ve'
bak.
373. Konu, el-Ahd; 553. Konu, el-Vefa

4112. Bölüm
Allah'ın Vaadi Haktır

Kur'an :
"Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir kesin ola-rak inanmayanlar seni hafife almasınlar.
Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa on-ların dönüşü bizedir."
"Rabbimiz! Doğrusu gele-ceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan sensin. Şüphesiz ki Allah ver-diği sözden caymaz."

"Eğer Kur'an ile dağlar yü-rütülmüş veya yeryüzü parça-lanmış yahut ölüler konuştu-rulmuş olsaydı, kâfirler yine de iman etmezlerdi. Oysa bü-tün işler Allah'a aittir. İman edenlerin, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştire-bilir" gerçeğini akılları kes-medi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları iş-ler sebebiyle küfredenlere bir belanın dokunması veya evle-rinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz."

21949. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah herkime bir iş karşılığında mükafat vaad etmiş-se, kesin o vaadini gerçekleştirir ve herkime de azap vaad etmişse, o vaad hususunda (gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği hususunda) irade sahibidir."
21950. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah her kime bir iş sebebiyle mükafat vaad etmişse, mutlaka o vaadi gerçekleştire-cektir. Her kime de bir amel kar-şılığında ceza vaad etmişse, o vaad hususunda kendisi (amel edip etmemek hususunda) irade sahibidir."

21951. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ı zikredin ki şüphesiz Allah'ı zikretmek en güzel zikirdir. Allah'ın takva sa-hiplerine vaad ettiği şeye yönelin. Zira Allah'ın vaadi, vaatlerin en doğrusudur."
21952. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Allah'ın kulları! Allah'ın vaad ettiği hayır ve iyili-ğin terk edilecek bir yeri yoktur ve Allah'ın sakındırdığı azabın istenilecek bir yeri yoktur."
21953. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "O vaadinde doğru-dur, kullarına zulüm etmekten münezzehtir ve kulları arasında adaletle davranmıştır."
bak. 94. Konu, el-Habt

4113. Bölüm
Vaad (Söz Vermek) Bir Borçtur

21954. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vaad etmek bir borç-tur."
21955. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vaad borçtur, vaad ettiği halde vaadinde durmayan kimseye eyvahlar olsun! Vaad et-tiği halde vaadinde durmayan kimseye eyvahlar olsun! Vaad et-tiği halde vaadinde durmayan kimseye eyvahlar olsun!"
21956. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin vaadi (boy-nunda taşıdığı) bir borçtur. Mü-minin vaadi elle almak gibidir."

21957. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin vaadi peşindir."
21958. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Verilen vaad borç gi-bi veya ondan daha önemlidir."
21959. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sabah olup muradına ulaşacak olan kendisine söz ver-diğim bir kimsenin gece yatağın-da taşıdığı ızdırap sabah olup kendisine verdiğim vaadi yerine getirmek endişesini taşıyan be-nim yatağımdaki çektiğim ızdı-raptan daha çok değildir. Sö-zümde durmama bir engel çık-maması endişesi içindeyim. Zira sözünde durmamak, yücelerin hasletinden değildir."

21960. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biz de tıpkı Resulul-lah (s.a.a) gibi sözümüzü boy-numuzda bir borç olarak gören Ehl-i Beyt'iz. "
21961. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin vaadi (boy-nunda) vacip bir haktır."
21962. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vaad bir bağıştır."
21963. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yüce insanın vaadi peşin ve acildir. Aşağılık insanın vaadi ise ertelemek ve bahane peşinde koşmaktır."
21964. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Birinden güzel bir şekilde esirgemek, geç yapılan vaadden daha güzeldir."
21965. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vaadini (sürekli ola-rak) hatırında tut."

4114. Bölüm
Vaad Etmek İki Köle-likten Biridir

21966. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendisinden bir şey istenen kimse, vaad etmedikçe özgürdür."
21967. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vaad etmek iki köle-likten biri ve o vaadi yerine ge-tirmek de iki özgürlükten biri-dir."
21968. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vaad etmek bir has-talıktır. Bu hastalıktan kurtuluş ise o vaadi yerine getirmektir."

21969. Abdullah b. Ebi'l-Hemsa şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) ile Peygamber olmadan önce mua-mele ettim ve kendisine vermek istediğim bir miktarı baki kaldı. Ben o geriye kalanı olduğu yerde kendisine götüreceğime dair söz verdim. Ama verdiğim sözü unuttum. Üç gün sonra hatırıma geldi. Geldiğimde Peygamberin (s.a.a) orada olduğunu gördüm. Bana şöyle buyurdu: "Ey genç! Beni sıkıntıya soktun. Üç gündür ben seni burada bekliyorum."

21970. Ebu'l Humeysa şöyle diyor: "Peygamber (s.a.a) ile bisetinden öncemuamele ettim ve onunla bir yeri kararlaştırdık. Ama o gün ve ertesi gün sözleştiğimi unuttum ve üçüncü gün Peygamber'in yanına vardığımda Peygamber şöyle buyurdu: "Ey genç! Beni zahmete soktun. Üç gündür burada bekliyorum."

21971. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) bir şahıs ile karanlık bir yerde bu-luşmak üzere sözleşti ve şöyle buyurdu: "Ben burada sen gelin-ceye kadar bekleyece-ğim."Peygamber'in başına sıcak bir güneş vuruyordu. Ashap şöy-le arzettiler: "Ey Resulullah! Gölgeye gitseniz daha iyi olur." Peygamber şöyle buyurdu: "Ben burada sözleştim. Eğer gelmezse kıyamete kadar burada duraca-ğım."

21972. İmam Rıza (a.s) Ca'feri'ye şöyle buyurmuştur: "Neden İs-mail'in "sözünde duran kimse" olarak adlandırıldığını biliyor musun?" imam şöyle buyurdu: "Biriyle sözleşti ve tam bir yıl onu bekledi."
bak. en-Nübüvvet (2), 3795. Bö-lüm

4115. Bölüm
Verilmemesi Gereken Vaadler

21973. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kesin olarak yapaca-ğın hususunda kendine güven-mediğin bir vaadde bulunma."
21974. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yerine getirilmesi elinde olmayan bir şeyi kardeşine vaadetme."
21975. İmam Kazım (a.s) "Bana vaatte bulun" diyen birisine şöyle bu-yurmuştur: "Sana nasıl vaadde bu-lunayım. Oysa ben umut etme-diğim şeyden umut ettiğim şeye oranla daha umutluyum."
bak. er-Rica, 1449. Bölüm

4116. Bölüm
Sözünde Durmamayı Kınama

Kur'an :
"Ey iman edenler! Yap-madığınız şeyi niçin söylersi-niz? Allah katında büyük ga-zaba sebep olur."
21976. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin kardeşine verdiği sözü keffaresi olmayan bir adaktır."
21977. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin vadi keffa-resi olmayan bir adaktır. Zira sözünde durmayan kimse her şeyden önce Allah'a karşı sö-zünde durmamıştır ve kendisini Allah'ın gazabına maruz bırak-mıştır. Nitekim Allah-u Teala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler neden yapma-dığınız şeyi söylüyorsunuz?"

21978. İmam Ali (a.s), Mısır'a vali tayin ettiğinde Malik-i Eşter'e şöyle buyurmuştur: "Halka karşı yaptığın iyiliği başlarına kakmaktan, onları minnet altında bırakmaktan ve yaptığını olduğundan çok gösterip övünmeye kalkışmaktan sakın. Vaadedince vaadinden dönme. Yaptığınla kişiyi minnet altında bırakmak, ihsanını yok eder.

Yaptığını çok görüp onunla övünmek, hakkın nurunu götürür. Vaadinden dönmek, in-sanların nefretini, Allah'ın aza-bını gerektirir. Allah-u Teala: "Allah katında en büyük aza-ba sebep olan şey, yapmadı-ğınız şeyi söylemenizdir" bu-yurmuştur."
21979. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan kardeşine bir söz verir ve niyeti de o söze vefa göstermek olur da vefa göstere-mezse üzerine bir günah yok-tur."

21980. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sözünde durmamak insanın söz vermesi ve bu söze vefa göstermeye niyetlenmesi değildir. Aksine sözünde dur-mamak insanın söz vermesi ve onu yerine getirmemeyi kastet-mesidir."
21981. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çocuklara bir şeyi söz verdiğiniz zaman onunla amel ediniz. Çocuklar sizin ken-dilerine rızık verdiğinizi sanır ve Allah kadınlar ve çocuklar için gazaplandığı gibi başka hiçbir şey hakkında gazap etmemekte-dir."
21982. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eskiden ilahi bir kar-deşim vardı.... Söylediği şeyi ya-par, yapmadığı şeyi söylemez-di."
bak. el-Ehi, 54. Bölüm; en-Nifak, 3931. Bölüm; el-Ma'ruf (2), 2697. Bölüm

551. Ko-nu

el-Mev'ize
Öğüt

Bihar, 77/1; Ebvab'ul-Mevaiz ve'l-Hikem
Bihar, 77/1, 1. Bölüm; s. 18, 2. Bölüm; Mevaiz-u Allah Subhane
Bihar, 14/283, 21. Bölüm; Mevaiz-u Allah Subhanehu le İsa (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 15/768-954, 16/3, 262; Kitab'ul-Mevaiz ve'l-Hikem
Bihar, 71/314, 80. Bölüm; et-Tefakkür ve'l-i'tibar ve'l-İttiaz bi'l-İbar
Kenz'ul-Ummal, 16/21, 98, 251, 260; et-Terhibat ve'l-Sunniyat ile'l-Uşara
Kenz'ul-Ummal, 16/228-246; et-Terğibat'us-Sunai ile'us-Sumani

bak.
332. Konu, el-İbret; 393. Konu, el-Gaflet; 424. Konu, el-Fikr; 545. Konu, el-Vasiyyet (1); 245. Konu, el-İstima'; el-İbret, 2508. Bölüm; ed-Din, 1323. Bölüm



4117. Bölüm
Öğütün Kalp Hayatın-daki Rolü

Kur'an :
"Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde ola-na şifa, iman edenlere doğru-yu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir."
21983. İmam Ali (a.s) öğüt maka-mında oğluna şöyle buyurmuştur: "Kalbini öğüt ile ihya et.""
21984. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğütler kalbin haya-tıdır."
21985. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğütler canların par-latıcısı ve kalplerin cilasıdır."

4118. Bölüm
Öğüt Dilemek

21986. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gaflet perdesi öğüt-lerle ortadan kalkar."
21987. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğüdün meyvesi uyanmaktır."
Bak. El-Kalb, 2407. Bölüm
4118. Bölüm
Öğüt Dilemek

21988. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğüt ne güzel bir hediyedir."
21989. Resulullah (s.a.a) kendisin-den öğüt dileyen birine şöyle buyur-muştur: "Namaz kıldığın vakit namazla vedalaşan kimse gibi namaz kıl, özür dilemene sebep olacak bir işten sakın ve insanla-rın elinde olan şeylerden ümidini kes."
21990. İmam Ali (a.s), kendisine, "Bana öğüt ver" diyen Ömer'e şöyle buyurmuştur: "Yakinini şekke ve ilmini cehalete çevirme ve zan-nını hak karar kılma. Ve bil dün-yadan nasibin, sadece bağışlayıp, görmezlikten geldiğin, bölüştü-rüp, eşit davrandığın, örtünüp de unuttuğun şeydir."

21991. İmam Ali (a.s), kendisine, "Bize kısaca öğüt ver" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Dünyanın he-lalinin hesabı vardır, haramının ise cezası. Henüz Peygamberini-zin metoduna uymadığınız hal-de, nasıl olur da sizler için rahat-lıkla huzur olabilir. Sizleri isyana sevk eden şeyler arıyor ve size yeten şeylerden hoşnut olmu-yorsunuz."
bak. en-Nübüvvet (2), 3806. Bö-lüm, 19708. Hadis

4119. Bölüm
Öğüt Verenlerin Çeşit-leri

21992. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğüdünü zamandan ve zamanın ehlinden al. Zira ki zaman hem uzundur hem de kı-sa. O halde amelinin mükafatını görüyormuşsun gibi amel et ki, bu mükafat hususunda daha çok tamahlı olasın."
21993. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Öğütçü olarak ölüm yeter."
21994. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğüt veren olarak, yaya olarak mezarlarına götürül-düğünü gördüğünüz ölüler ye-terlidir."

21995. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Akıllı kimse tecrübe-lerin kendisine öğüt verdiği kim-sedir."
21996. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En iyi tecrübe sana öğüt verendir."
21997. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her bakışta bir ibret vardır ve her tecrübede bir öğüt vardır."
21998. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Akıl sahipleri için öğüt olarak tecrübeleri yeter."
21999. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim ibretlerden öğüt alırsa, sakınır."

22000. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah bir kulunu se-verse ona ibretlerle öğüt verir."
22001. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nihai hedef kıyamet-tir ve bu bilen kimse için en iyi vaizdir. Cahil ve habersiz olan kimse için ise en iyi ibret vesile-sidir."

22002. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Allah'ın kulları! Faydalı ibretlerden ve parlak ni-şanelerden ibret alınız. Açık uya-rılar karşısında durunuz. Hatır-latmalardan ve öğütlerden nasip-leniniz. Zira adeta ölümün pen-çeleri sizlere takılmış, sizleri ya-kalamış, arzu ipleri sizlerden kopmuş, korkunç olaylar sizlere karşı saldırıya geçmiştir."
22003. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim zamanın öğütlerini anlarsa zamana karşı iyimser olmaz."

22004. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zamana karşı iyimser olan kimse zamanın öğütlerini anlamamıştır."
22005. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Malından (gittiği halde) sana öğüt vereni gerçekte el-den gitmemiştir."
22006. İmam Ali (a.s), dünyanın niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Dünya, onunla öğüt alana öğüt yurdudur. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatırlatmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almışlardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmişler-dir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır."
22007. İmam Ali (a.s), İslam'ın niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Azmedene basiret, öğüt almak isteyene ibrettir."
bak. el-İbret, 2508. Bölüm

4120. Bölüm
Herşeyde Bir Öğüt Vardır

22008. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz herşeyde akıl sahipleri ve öğüt alanlar için bir öğüt ve ibret vardır."
22009. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zeki insan her şeyden öğüt alır."
22010. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin düşüncesi olursa, onun için herşeyde bir ibret vardır."
22011. İmam Kazım (a.s) kendi-sinden öğüt dileyen Harun Reşid'e yazdığı bir mektubunda şöyle buyur-muştur: "Gözünün gördüğü her şeyde bir öğüt ve ibret vardır."

4121. Bölüm
En Yetkin Öğüt

22012. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En doğru söz, en yetkin öğüt ve en güzel kıssa Al-lah'ın kitabıdır."
22013. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En etkili öğüt ölülerin yattığı yerlere bakmak ve an-ne ile babaların dönüş yerlerin-den ibret almaktır."

22014. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En açık ve yetkin öğüt ölülerin mezarlarından ib-ret almaktır."
22015. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Senin için en yetkin nasihatçi dünyadır. Elbette eğer sana gösterdiği değişik hallerden ve sana haber verdiği aydınlık ve dağınıklıklardan öğüt alırsan."

22016. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz münezzeh olan Allah hiç kimseye Kur'an gibi (başka) bir şeyle öğüt ver-memiştir."
22017. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç bir öğütçü nasi-hatten daha etkili değildir."
22018. İmam Ali (a.s), şehadetin-den önce şöyle buyurmuştur: "Pek yakında benden size ancak ha-reketten sonra sakinleşmiş, ko-nuştuktan sonra susmuş cansız bir beden kalacak. Cansız bede-nim, yumulmuş gözlerim, hare-ket edemeyen azalarım, size öğüt verecek. Bu öğüt, ibret alanlar içindir. Bu; tesirli konuşmadan, dinlenilen sözden daha çok etki-leyicidir."

4122. Bölüm
Allah'ın Öğütleri

Kur'an :
"And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenler-den misal ve sakınanlara öğüt indirdik."
bak. Bakara, 66, 275, Al-i İm-ran, 138, Maide, 46, a'raf, 145, Hud, 120, Yunus, 57
22019. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Öğütleriyle size fayda veren, risaletiyle size öğüt veren ve nimetleriyle size ikram eden Allah'tan korkun. Kendinizi onun ibadetine adayın ve onun huzuruna gerçek bir itaatle çı-kın."
22020. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın açıkladıkla-rından faydalanın, öğüdüyle öğütlenin, nasihatını kabul edin."
bak. el-Vasiyyet (1), 4074, 4075,4976 ve 4078. Bölümler

4123. Bölüm
İsa'nın (a.s) Öğütleri

Kur'an :
"Ben onlara sadece Rab-bim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin diye bana emret-tiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şâhidim beni arala-rından aldığında onları sen gözlüyordun. Sen her şeye şahitsin."
22021. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ne mutlu merha-metli kimselere: onlar kıyamet günü rahmete nail olacak kimse-lerin ta kendileridir."

22022. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ne mutlu halkın arasını ıslah eden (arasını bulan) kimselere: Onlar kıyamet günü Allah'ın dergahına yakın olan kimselerdir."
22023. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ne mutlu kalpleri temiz olan kimselere, onlar kı-yamet günü Allah'la mülakat ederler."

22024. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ne mutlu dünyada alçak gönüllü olan kimselere, on-lar kiyamet günü padişahlık taht-larına sahip olurlar."
22025. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey kötü kullar! Halkı zan yüzünden kınıyorsu-nuz, fakat kendinizi hakkında yakin (ettiğiniz) ayıplar için kı-namıyorsunuz?!"
22026. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey dünya kulları! (zahit görünmeniz için) başınızı tıraş ediyorsunuz, gömleklerinizi kısaltıyorsunuz ve başlarınızı aşağı eğiyorsunuz. Ama kin ve hasedi kalbinizden çıkarmıyor-sunuz."
22027. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey dünya kulları! Siz, dışarıdan bakanı şaşırtan, içerisinde ise günahlarla dolu ölülerin kemikleri bulunan sıvalı kabirlere benziyorsunuz."
22028. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey dünya kulları! Siz halkı aydınlatan, kendisini ise yakan çıralara benziyorsunuz."

22029. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey İsrail oğulları! Dizleriniz üzere sürtünmeye mecbur olsanız bile alimlerin meclisini izdihamla doldurun. Çünkü Allah-u Teala sağanak yağmurla ölü toprağı dirilttiği gi-bi ölü kalpleri de hikmet ışığıyla diriltir."
22030. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey İsrailoğulları! Az konuşmak, büyük hikmettir. Öyleyse susun. Çünkü susmak güzel bir rahatlık olduğu gibi su-çun azalmasına ve günahın da hafiflemesine sebep olur.

İlim kapısını sağlamlaştırın. İlmin ka-pısı sabırdır. Allah boş yere gü-len edep ve eğitim için yararı olmayan şeye doğru yürüyen kimseye buğzeder. Sürüsünden gafil olmayan bir çoban gibi kendi raiyetinden gafil olmayan valiyi de sever. Açıkta insanlar-dan utandığınız gibi gizlide de Allah'tan utanın. Bilin ki hikmet-li sözler elden çıkmadan onları alın. Hikmetli sözlerin elden çıkması da ravilerinin gitmesi (ölmesi) iledir."

22031. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey ilim sahibi! Alimlere ilimleri için hürmet et ve onlarla tartışmayı terket. Ca-hilleri cahilliklerinden dolayı ha-kir say, ama onları kovma. Onla-rı kendine yaklaştır ve bilmedik-leri şeyleri onlara öğret."
22032. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey ilim sahibi! Bil ki şükründen aciz kaldığın her nimet ona karşı ceza göreceğin günah mesabesindedir."
22033. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey ilim sahibi! Bil ki tevbesinden aciz kaldığın her günah cezalanacağın azap gibi-dir."
22034. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey ilim sahibi! Ne zaman seni saracağını bilmediğin keder ve üzüntülerin, ansızın saldırısından önce onlara karşı hazırlıklı olman gerektiğini bil."

22035. Hz. İsa Mesih (a.s) ashabı-na şöyle buyurmuştur: "Söyleyin bakalım. Eğer bir kimse kardeşi-nin yanından geçtiğinde onun avret mahallinin açıldığını görür-se acaba o açılmayan tarafını da açar mı? Yoksa açılmış olan yeri örter mi? Ashab: "Elbette onu örter" dediler. Hz. İsa (a.s) "Ha-yır siz onun açılmayan tarafını da açarsınız" diye buyurdular. Ashab Hz. İsa'nın (a.s) sorusu-nun bir misal olduğunu anlayın-ca: "Ey Allah'ın elçisi bunu bize açıklayın" dediler. Haz. İsa (a.s) "İşte bu; kardeşinin aybını görüp de onu gizlemeyen bir kimsenin misalidir" diye buyurdu."

22036. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum: öğrenmeniz için öğreti-yorum; bencil olmanız için değil. Siz hoşlandıklarınızı teketmedik-çe dilediklerinize ulaşamazsınız ve sevmediğiniz şeylere karşı sabretmedikçe umduklarınızı el-de edemezsiniz."

22037. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sakın namahreme bakmayın. Çünkü bu bakış, kalp-lere şehvet tohumu saçar ve bu da bakan kimseyi aldatmak için yeterli bir fitnedir."

22038. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ne mutlu bakışı kalbinde yer alan kalbi bakışında yer almayan kimseye. Halkın ayıpla-rına efendiler gibi değil, köleler gibi bakın. İnsanlar iki kısımdır: (belalara) duçar olanlar ve afiyet-te olanlar. Çaresiz olana acıyın ve afiyete karşılık da Allah'a şük-redin."

22039. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ey isarail oğulları! Allah'tan utanmıyor musunuz? Su-yu çer çöpten arıtmadıkça onu rahatlıkla içemiyorsunuz. Ama fil büyüklüğündeki haram mal-dan çekinmiyorsunuz. Tevrat'ta size söylenen şu sözleri duyma-mış mısınız? "Akrabınıza sıla-i rahimde bulunun, onlara iyilik yapın."Ben de şöyle diyorum: İlişkisini kesenle ilişki kurun. Esirgeyene bağışta bulunun. Kö-tülük yapana iyilik edin. Sövene selam verin. Sizinle çekişene in-saflı davranın. Zulmedeni affe-din; nitekim siz de kötülüklerini-zin affedilmesini istiyorsunuz.

Öyleyse Allah'ın sizi affetmesin-den ibret alın. Güneşinin iyi ve kötülere ışık saçtığını, yağmuru-nun salih ve suçlulara yaptığını görmüyor musunuz? Eğer sizi sevenlerden başkasını sevmez-seniz, iyilik edenlerden başkasına iyilikte bulunmaz ve bağışta bu-lunanlardan başkasına bağışta bulunmazsanız o zaman sizin diğer kimselere karşı ne üstünlü-ğünüz olabilir? Bu işi fazilet ve aklı olmayan sefih kimseler de yapıyor. Ama Allah'ın dostu ve seçkin kulu olmak istiyorsanız, kötülük edene iyilik edin. Size zulmedenin suçundan geçin. Sizden yüz çevirene selam verin. Sözümü dinleyin. Vasiyetimi ko-ruyun; alim ve fakih olmanız için tavsiyelerime riayet edin."

22040. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, kalpleriniz, hazineleri-nizin olduğu yere yönelir. İşte bunun içindir ki insanlar malla-rını seviyor ve nefisleri onları ar-zuluyor öyleyse hazinelerinizi, güvenin yiyemeyeceği ve hırsızın çalamayacağı gökte biriktirin."

22041. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylüyorum ki bir kul iki efendiye hizmet edemez, zorunlu olarak birini diğerine tercih edecektir. İşte böylece siz hem Allah hem de dünya sevgisine bir arada sa-hip olamazsınız."
22042. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, insanların en kötüsü dünyayı ilmine tercih eden, onu seven, onu talep eden ve bu ta-lebinde gayret gösteren alimdir.

Öyle ki insanları şaşkınlıkta bı-rakmayı başarabilse onu da mutlaka yapar. Güneşin bu aydınla-tan ışığı, kör adamın gören gözü olmadıktan sonra neye yarar? Böylece bu alimin ilmi de, onunla amel etmedikten sonra neye yarar? Ağaçların meyveleri ne kadar da çoktur. Fakat hepsi ya-rarlı olmaz ve yenilmez.

Alimler de çoktur, fakat hepsi ilminden yararlanmıyor. Yeryüzü ne kadar da geniştir ama her yerinde ikame edilmemektedir. Konu-şanlar da çoktur ama hepsinin sözleri tastik edilmez. Öyleyse yünlü elbise giyip de hatalarını sahtekarlıkla gizlemek için başlarını aşağıya eğen, kurdun bakışı gibi kaşları altından bakan ve sözleri amellerine ters düşen ya-lancı alimlerden kendinizi koru-yunuz. Topalaktan (bir çeşit ağaç) üzüm ve Ebucehil karpuzunun dalından da incir topla-mak mümkün müdür? Böylece yalancı alimin sözü de batıl ve yalandan başka bir eser bırak-maz.

Her konuşan da doğru ko-nuşmaz."
22043. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki ekin yumuşak (ve düz) yerde biter; kayanın üzerinde değil. Böylece hikmet de müte-vazi olan kimsenin kalbinde geli-şir; serkeş ve kibirli kimsenin kalbinde değil. Bilmiyor musu-nuz ki kim başını dik tutarsa ta-van başını yarar. Kim de başını aşağı eğerse onun gölgesinden yararlanır. Böylece kim Allah için tevazu etmezse Allah onu alçaltır, kim de Allah için tevazu ederse Allah onu yüceltir. Balın her tulumda salim kalmaması gi-bi hikmet de her kalpte gelişmez. Tulum delinmediği, kuruyup bozulmadığı müddetçe bal, için bir kab olabilir. Böylece kalpler de, şehvetler onu delmediği, tamah onu kirletmediği ve nimet onu katılaştırmadığı sürece hikmet için bir yer olabilir."

22044. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, bir evde yangın çıkarsa o yangın evden eve sirayet ederek bir çok evi yakar kül eder. Ama yangın çıkan ilk eve yetişilir ve o ev temelden tahrip edilirse o zaman ateş, yakacak bir yer bulamaz. İlk zalim de böyledir, önü alınırsa artık ondan sonra halkın kendisine uyacağı zalim bir imam bulunmaz. Nitekim ateş, ilk evde odun ve tahta bulamazsa o zaman hiç bir şeyi yakmaz."

22045. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, kim bir yılanın karde-şine sokmak için onu hedef aldı-ğını görüp de kardeşini ikaz et-mez, yılan da onu öldürürse, onun ölümünde ortak olmaktan beri olmaz. Böylece kim de kar-deşinin günah işlediğini görür de onu o günahın sonucundan kor-kutmaz ve o adamı günah sararsa,

onun suçuna ortak olmaktan güven içerisinde olamz. Kim de bir zalimi zülmünden vazgeçirmeye gücü yeter de onu vazgeçirmezse o zülmü işleyen kimse gibi olur. Zalim nasıl korkar? Oysa ki sizin aranızda güven içinde yaşamaktadır. Nehyedil-miyor, itirazda bulunulmuyor ve önü alınmıyor. (Sizin bu gevşek-lik ve sorumsuzluğunuzu gör-dükleri halde) neden zulümle-rinden vazgeçsinler ve azmasın-lar ki? Sizden herhangi birinizin: "Ben zulmetmiyorum, zülmet-mek isteyen etsin" demesi ve zulmü görüp önünü almaması acaba yeterli midir? Eğer dediği-niz gibi olsaydı o zaman neden zalimlere azap indiğinde, onların yaptığı işi yapmadığınız halde sizler de onlarla beraber ceza-landırılıyorsunuz?"

22046. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yazıklar olsun size ey kötü kullar! Allah'ın kıyamet gününün korkusundan size gü-vence vermesini nasıl ümit edi-yorsunuz? Oysa ki siz Allah'a itaatte halktan korkuyorsunuz, O'na karşı itaatsizlik etmekle on-lara itaat ediyorsunuz ve Allah'ın ahdine aykırı olarak halk ile olan ahitlerinizi yerine getiriyorsunuz. Hak olarak söylüyorum ki Allah-u Teala kulları Rab edinen kim-seleri, kıyamet gününün korku-sundan emin kılmaz."
22047. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yazıklar olsun size ey kötü kullar! Hakir dünya ve geçici şehvetler için cennet mül-kü hakkında kusur edip kıyamet gününün vahşetini unutuyor musunuz?"

22048. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yazıklar olsun size ey dünya kulları! Zevale uğrayan nimet ve kısa bir hayat için Al-lah'tan kaçıyorsunuz ve O'na kavuşmaktan hoşlanmıyosunuz. Allah'ın huzuruna çıkmaktan hoşlanmadığınız halde Allah sizi huzuruna kabul etmeyi nasıl se-ver? Allah kendisiyle görüşmeyi seven kimse ile görüşmeyi sever ve kendisiyle görüşmekten hoş-lanmayan kimseyle görüşmek is-temez. Siz nasıl sadece kendinizi Allah'ın dostu sanıyorsunuz? Oysa ki siz ölümden kaçıyorsu-nuz ve dünyaya sarılıyorsunuz. Ölünün kafurunun güzel kokusu ve

kefeninin beyazlığı ona hiç bir yarar sağlamayıp hepsi toprak altında kalacağı gibi, nazarınızda güzel ve süslü görünen dünya güzellikleri de size fayda vermeyecektir. Çünkü bunların hepsi zevale mahkumdur. Be-denlerinizin tertemiz ve renkle-rinizin de açık ve parlak olması size ne fayda sağlar? Oysa, ölüme doğru gidiyorsunuz. Toprakta unutulup kalacaksınız ve kabirn karanlığına gömüleceksiniz."

22049. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey dünya kulları! Yazıklar olsun size, güneş ışığı altındayken çerağ taşıyorsunuz; oysa ki güneşin ışığı size yeter. Karanlıkta ise çerağın ışığından yararlanmayı terkediyorsunuz. Oysa ki çerağ bunun için yapıl-mıştır. Böylece ilim ışığından da dünya işleri için faydalanıyorsu-nuz.

Oysa dünyadan size ulaşa-cak pay bellidir. Ama ahiret işle-rinde ilimden faydalanmıyorsu-nuz. Oysa size ilim bunun için verilmiştir. "Ahiret haktır" di-yorsunuz; oysa ki siz dünyayı düzene koyuyorsunuz. Ölüm haktır diyorsunuz oysa ki siz ondan kaçıyorsunuz. Allah du-yuyor, görüyor diyorsunuz, ama amellerinizi yazmasından kork-muyorsunuz. Duyan bir kimse sizi nasıl tastik eder? Bilmeyerek yalan söyleyen kimsenin, bilerek yalan söyleyen kimseden maze-reti daha çoktur. Gerçi hiç bir yalana özür yoktur."


22050. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, binek binilmediğinde ve çalıştırılıp uysallaştırılmadı-ğında inatlaşır ve huyu değişir. Böylece kalpler de ölümü an-makla yumuşatılmadığında ve sürekli yapılan ibadetlerle yoru-lup zahmete düşürülmediğinde sert ve katı olur."

22051. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "İçerisi karanlık ve ürkütücü olan bir evin damında lamba yakmanın faydası olmadığı gibi kalplerinizin o ışıktan yoksun olduğu bir halde ilim ışı-ğının ağızlarınızda olmasının, si-ze bir faydası olmaz. Öyleyse ka-ranlık evlerinize doğru koşup onları aydınlatın. Böylece katı kalplerinizi de, günahlar onları paslatmadan ve taştan daha sert bir hale getirmeden önce çabuk-ça hikmetle yumuşatın."

22052. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ağır yükleri taşı-maya yardımcı aramayan kişi, onları taşımaya nasıl güç yetirir? Allah'tan mağfiret dilemeyen kimsenin günahları nasıl dökü-lür? Günahları tevbe ile gider-meyen kimse onlardan nasıl kur-tulabilir? Gemisiz denizden ge-çen kimse, boğulmaktan nasıl kurtulabilir? Çaba ve gayret gös-tererek çare yolu aramayan kim-se, dünya fitnelerinden nasıl kur-tulabilir? Kılavuzsuz yolculuk yapan kimse cennete nasıl ulaşa-bilir? Malından bir kısmını dos-tuna bağışlamayan kimse dostu-nun muhabbetine nasıl karşılık verebilir? Allah'ın verdiği rızık-tan bir miktarını O'na borç ver-meyen kimse Rabbinin sevgisini nasıl kamil kılabilir?"

22053. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki, bir geminin denizde gark olması denize bir noksanlık getirmediği ve ona bir zarar vermediği gibi sizin Allah'a karşı yaptığınız günahlar da O'na en küçük bir noksanlık ve en ufak bir zarar veremez. Aksine ken-dinize zarar verir ve kendinizi noksanlaştırırsınız. Güneşin ışığı, istifade edenlerin çok olmasıyla eksilmez. Canlılar onun ışığı ve-silesiyle yaşayıp hayatlarını sür-dürüyorlar. Allah-u Teala'nın hazinesi de size çok bağışta bu-lunmak ve rızık vermekle eksil-mez. İnsanlar O'nun rızkıyla ya-şamaktalar. Allah şükredenin rızkını çoğaltır. Şüphesiz O, şa-kir (şükrü kabul eden) ve alim-dir."

22054. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yazıklar olsun size ey kötü işçiler! İşinizin karşılığını alıyorsunuz, rızkı yiyorsunuz el-biseyi giyiyorsunuz, evler yapı-yorsunuz; fakat size iş verenin işini bozuyorsunuz. Çok geçme-den işin sahibi sizi isteyecek, bozduğunuz işe bakacak, sizi aşağılatıcı bir azba uğratacak ve boyunlarınızın kökten kesilme-sini, ellerinizin eklemlerinden ay-rılmasını ve daha sonra bedenle-rinizin yeryüzünde sürüklenmesinizemredecek. Sonra da be-denleriniz takvalılara öğüt, za-limlere de ibret olsun diye yolun ortasında bırakılacaktır."

22055. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey kötü alimler! Yazıklar olsun size, ölümün şimdilik sizi yakalamadığından dolayı ertelendiğini sanmayın; ölüm o kadar yakın ki sanki ölüm ulaşıp sizi göç ettirmiştir bile. Öyleyse şimdiden, hak olan daveti kulaklarınıza yerleştirin, kendi halinize ve günahlarınıza ağlayın, gerekeni hazırlayın, ha-zırlığınızı yapın ve tevbe ederek Rabbinize doğru yönelin."

22056. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki hastanın acının şidde-tinden dolayı lezzetli bir yeme-ğin tadını alamaması gibi dünya-ya sahip olan kimse de mal sev-gisinden dolayı ibadetin tadını alamaz. Hasta adam, şifa verici ilaçların vasfını bir tabipten duymakla haz duyar. Ama ilaçların acılığını hatırladığında ilaç kullanarak şifa bulma arzusu na-zarında kararır, dünya ehli kim-seler de dünyanın çeşitli güzellik-lerinden tat alırlar. Ama ölümün ansızın gelişini hatırlamaları on-ların yaşantılarını karartıp mah-veder."

22057. Hz. İsa Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hak olarak söylü-yorum ki bütün insanlar yıldızla-ra bakıyorlar, ama yalnızca onla-rın rotasını ve menzillerini tanı-yan kimseler onlar vasıtasıyla (karanlık gecelerde) kendi yolla-rını bulabiliyorlar. Sizler de hik-met öğreniyorsunuz ama yalnız-ca onunla amel eden kimseler hidayete kavuşabilirler. Ey dünya kulları! Yazıklar olsun size. Buğ-dayın tadını almak, hoş ve ha-zımlı olması için onu (çerçöpten) temizleyip dövüyorsunuz. İmanın da tadını almanız ve size fayda vermesi için onu da halis etmeniz gerekir."

22058. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki eğer karanlık gecede katran yağıyla yanan bir çerağ bulursa-nız mutlaka onun ışığından ya-rarlanırsınız; onun kötü kokusu sizi ondan yararlanmaktan me-netmez. Böylece hikmeti de kimde bulursanız alın. Onun o hikmete rağbetsiz kalması onu almanıza engel olmaz."

22059. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ey dünyaya tapanlar! Yazıklar olsun size, sizler ne he-kimler gibi düşünüyorsunuz, ne akıllılar gibi anlıyorsunuz, ne kö-tülüklerden çekinen kullar gibi-siniz ve ne de değerli hür kişilere benziyorsunuz. Çok geçmeden dünya sizi kökten kazıyacak ve sizi yüzüstü yere serecektir.

Da-ha sonra günahlarınız, saçlarınızın önünden tutarak sizi sürük-leyecek, (kendisiyle amel etmediğiniz) ilim de arkanızdan sizi itecek; çıplak, tek ve tenha olarak size ceza veren sultana teslim edeceklerdir ve O, kötü amelleriniz karşılığında sizi ceza-landıracaktır."
22060. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Yazıklar olsun size ey dünya kulları! Acaba ilim vesile-siyle bütün mahlukata egemen olmadınız mı? Ama o ilmi uzağa atıp onunla amel etmediniz dünyaya yöneldiniz; dünya için hükmediyorsunuz, onun için ha-zırlık görüyorsunuz, onu ahirete tercih ediyorsunuz ve onu bayındır kılıyorsunuz, artık ne za-mana kadar dünyaya yönelecek-siniz? Allah'ın sizin vücudunuz-da hiç payı yok mudur?"

22061. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki sevdiğiniz şeyleri terketme-dikçe ahirette şeref kazanamaz-sınız. Tevbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü yarının önünde bir gece ve bir gündüz vardır bu arada Allah'ın kaza ve kaderi caridir (geçerlidir)."
22062. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hak olarak söylüyo-rum ki küçük günahlar şeytanın tuzaklarındandır, onları sizin na-zarınızda pek küçük gösteriyor; derken o günahlar toplanıp ço-ğalır ve sizi kuşatıverir."
22063. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki, yalanı methetmek ve din hu-susunda kendini övmek bilinen bütün şerlerin başı olduğu gibi dünya sevgisi de her hatanın kaynağıdır."

22064. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki ahiret şerefine ulaşmak ve dünya olaylarına karşı kendini koruyabilmek için her zaman kı-lınan namazdan daha iyi hiç bir şey yoktur ve hiç bir şey namaz gibi insanı Rahman'a yaklaştıra-maz. Öyleyse sürekli olarak na-maz kılın; namaz, insanı Allah'a yakınlaştıran her salih amelden Allah'a daha yakın ve O'nun ka-tında her şeyden daha sevimlidir."

22065. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki sözle, eylemle veya kinle inti-kam almayan mazlumun her ameli göklerde (melekut alimin-de) çok büyüktür. Sizlerden hanginiz, ismi karanlık olan bir nur veya ismi nur olan bir karan-lık görmüştür? Böylece hiç bir kul da mümin olduğu halde kafir, ahirete rağbet ettiği halde dünyayı tercih eden olamaz. Acaba arpa eken buğday ve buğday eken de arpa biçer mi? Böylece her kul, dünyada ektiği şeyi ahirette biçer ve yaptığı her amelin karşılığını orada görür."

22066. İsa Mesih (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hak olarak söylüyorum ki, insanlar hikmet konusunda iki kısımdır: Bir kısmı onu sözüyle sağlamlaştırır, kötü ameliyle zayi eder, diğeri ise sözüyle sağlamlaştırır, ameliyle tastik eder, bunların arasında oldukça fark vardır. Öyleyse ilmiyle amel eden alimlere ne mutlu ve ilmiyle amel etmeyip de sadece dilde a-lim olanlara da yazıklar olsun."