Mizan'ul Hikmet-14.Cilt
 


DİĞER KONULARIN DEVAMI



O rahmeti kendisine farz kılmış bu yüzden de rahmeti ga-zabını geçmiştir ve de doğruluk ve adaletle sona ermiştir. O hal-de kulları kendisini gazaplandır-madığı müddetçe o, kendiliğin-den kullara gazaplanmaz ve bu yakinden kaynaklanan bir ilim-den ve takvadan hasıl olan bir bilgidendir. Allah her ümmetten kitabın ilim ve marifetini, onların kitabı uzağa attığı bir zamanda almıştır ve onlar hükümdarlığa teslim olduğu zaman, düşmanları ona hükümdar kılmıştır. Ki-taplarını uzağa atmalarının ör-neklerinin biri de harf ve kelime-lerine riayet etmeleri, ama hudud ve hükümlerini tahrif etmeleri-dir. Bu yüzden sadece onun nakil ve rivayetiyle uğraşır, anlayış ve amelinden uzak olurlar.

Cahiller rivayetleri ezberledikleri sebebiyle mutludurlar, ama alim-ler, anlamıyla amel etmedikleri hasebiyle üzüntü içindedirler. Kitabı uzağa atmalarının bir di-ğer örneği de yöneticilerinin bilmeyen kimselerden karar kı-lınmasıdır. Bu yüzden yöneticiler onları heva ve heves kaynağına götürmüş, helak olmaya sürük-lemiş,

dinin kulplarını değiştir-miş ve onu (dini) bir avuç sefih ve çocuğa miras bırakmışlardır.. Dolayısıyla da ümmet Allah Te-barek ve Teala'dan emir almak yerine halktan emir almaktadır. İnsanların dostluğunu Allah'ın dostluğu ve velayetine tercih eden zalimlerin bu yanlış tercihi-leri ne de kötüdür?! Bunlar in-sanların mükafatını Allah'ın mü-kafatının yerine ve insanların rı-zayetini Allah'ın rızayetinin yeri-ne geçirmişlerdir.

Ümmet, böyle bir duruma düşmüştür. Onlar-dan ibadet edenler de bu sapıklık içinde yaşamaktadır. Gurura ka-pılmış ve aldanmışlardır. İbadet-leri kendilerinin ve takipçilerinin fitne ve sapıklık sebebidir. Oysa ilahi elçiler arasında ibadet ehli için ibretler ve öğütler vardır. Peygamberlerden biri (Allah'a) itaat hususunda kemale erişti-ğinde Allah Tebarek ve Teala'ya bir hususta itaatsizlik etmiş ve o itaatsizlik sebebiyle cennetten dışarı çıkarılmıştır.

Balinanın karnına atılmış ve onu hatalarını itiraf etmek ve tövbeye yönelmekten başka hiç bir şey kurtaramamıştır. O halde Yahudi ve Hıristiyan din alimlerini tanı. Onlar kitabı gizlediler, tahrife uzandılar. Ama bu ticaretleri onlara bir fayda vermedi. Onlar hidayete ermiş kimseler değildir.

Onların bu ümmet arasındaki misalini tanı. Şüphesiz onlar Allah'ın kitabının kelime ve harflerini alaşağı ettiler , hududlarını altüst ettiler. Zira bunlar yöneti-cilerin dostudur. Heva ve heve önderleri dağılınca onlar da dün-yadan daha çok nasiplenen kim-seye doğru giderler.

Kalplerine mühür vurulmuş, tamah onlara galip gelmiş, sürekli dillerinden İblis'in sesi işitilmekte ve bir çok batılları ifade etmektedirler. Alimler onların eziyetlerine ve kabalıklarına sabrederler. Bu yüzden de alimler, onları teklife ve hakkı göz önünde bulundur-maya davet etmektedir. Alimleri onları teklife ve hakkı göz önünde bulundurmaya çağırdık-ları için de onları kınarlar. Oysa alimleri, eğer irşad ve nasihat et-selerdi, bir sapık gördüklerinde onlara hidayette bulunmasalardı, bir ölü gördüklerinde ona hayat vermeselerdi,

şüphesiz hain sayılırlardı ve (eğer böyle yapsalardı) ne de kötü yapmış olurlardı! Zira Allah Tebarek ve Teala Kur'an'da onlardan iyilikleri ve emredildikleri şeyleri söyleyecek-lerine ve nehyedildikleri şeyler-den de sakındıracaklarına dair söz almış, itaat ve sakınma yo-lunda birbiriyle yardımlaşmaları-nı söylemiş, günah ve tecavüz yolunda birbirine yardım etme-melerini istemiştir. Alimlerin ca-hil insanların elinden sıkıntıda oluşu da işte bu yüzdendir.

Eğer öğüt verirlerse, cahiller şöyle derler: "Onlar isyankar olmuş-lardır."Eğer terk ettikleri hak ve hakikatle amele derlerse şöyle derler: "Onlar muhalefet etmeye koyulmuşlardır."Onlardan uzak-laşmak istediklerinde ise şöyle derler: "Müslümanlar cemaatin-den ayrıldılar" Eğer "sözlerinize bir delil getirin" diye söyleyecek olurlarsa şöyle derler: "Bunlar münafık oldular."Eğer onlara uyarlarsa şöyle derler:

"Aziz ve celil olan Allah'a isyan etmekte-dirler" Onlar, helak uçurumuna yuvarlanmışlardır. Onlar ise bil-mediklerini bilmemektedirler. Allah'ın kitabında okudukları şeylere oranla da okumamış kimselerdirler. Halka öğrettikleri Kur'an'ı Kerim'i ve lafızlarını kabul etmekte, ama içeriğini tah-rif ederek Kur'an'ın hakikatini yalanlamaktadırlar. Hiç kimse de onlara itiraz etmemektedir. Bun-lar ahbar ve ruhban görünümlü kimselerdir.

Hevese uyarlar, he-lak ve yok oluş önderidirler. Var olan diğer bir grubu ise, sapıklık ve hidayet ortasına oturmuş ve şaşkınlık içindedirler. Bu iki gru-bu (ahbar ve ruhban görünümlü kimseler ile gerçek alimleri) bir-birinden ayıramaz ve derler ki: Peygamber (s.a.a) zamanındaki halk böyle bir durumla karşı kar-şıya olmamış ve dolayısıyla da onu tanımamaktaydılar."Doğru da söylüyorlar. Zira Resulullah (s.a.a) onları terk edince,

kendi-leri için aydın ve aşikar bir din bıraktı ki gece ve gündüzleri (zahir ve batın veya hak ve batılı) belli idi. Aralarında ne bir bidat görülüyordu ne de sünnette bir değişiklik. Ne de aralarında uyumsuzluk ve ihtilaf göze çar-pıyordu. Ama ümmetlerin hata-larının karanlığı onları kuşatınca, iki gruba ve iki öndere ayrıldılar:

Allah-u Teala'nın yoluna davet eden kimse ile ateşe davet eden kimse. İşte böylece şeytan dile geldi, sesini dostlarının ve takip-çilerinin dilinden yükseltti. Or-du, süvari ve piyade birlikleri çoğaldı, mallarının ortakları ve kendisini ortak kılan kimselerin çocukları oldular. Böylece bidat-ler ile amel edildiği gibi kitap ve sünnet bırakıldı.

Ama Allah'ın veli kulları hücceti dile getirdiler, Allah'ın kitabına ve hikmete sa-rıldılar. Bu yüzden de hakkın ta-kipçileri ile batıla uyanlar birbi-rinden ayrıldı. Hidayet ehli birbi-rini yalnız bıraktılar, birbirinin yardımına koşmadılar. Ama sa-pıklık ve delalet ehli kimseler birbiriyle yardımlaştılar. Sonun-da cemaatleri falan kimseyi de kapsadı. Bu desiseyi iyi tanı. Soy-lu olan diğer grubu ise basiret gözüyle tanı, onların takipçisi ol, onlardan ayrılma ki kendi ehline katılasın. Zira ki hakikatte yeni-lenler, kendisini ve ehlini kıya-met gününde hüsrana uğratan-lardır. Şüphesiz ki bu da apaçık bir hüsrandır."

Şeyh Kuleyni (r.a) şöyle diyor: "Hüseyin'in rivayeti de işte burada sona ermektedir. Ama Muhammed b. Yahya'nın rivaye-tinde İmam'ın mektubu şöyle devam etmektedir: "Bu hak ehli yolu tanımaktadır. O halde eğer onları sıkıntıda görürsen ona bakma (onların mazlumiyeti hak olduklarının delilidir.) Zira her ne kadar zulüm ve zalimlerin saygısızlığına düçar olmasalarda ve her ne kadar sıkıntılar ve be-lalar içinde yaşıyor olsalar da, er, geç bütün bunlar bitecek, huzur ve rahatlığa dönüşecektir. Bil ki güvenilir kardeşler birbirileri için stokturlar.

Zira eğer şüphelerin tahrifine düşmekten ve seni kay-betmekten korkmasaydım şüp-hesiz örttüğüm hakikatlerin ay-nasını senin için aşikar kılardım ve gizlediğim marifetleri sana gösterirdim. Ama ben senin hakkında korkuyorum (ve takiyye ediyorum). Seni korumayı is-tiyorum. Korkması gereken yer-de korkmayan kimse, halim de-ğildir. Halim olmak ise müminin elbisesidir. O halde asla onu soyma. Ve's-Selam."
bak. el-Bihar, 78/358, 27. Bö-lüm

4087. Bölüm
İmam Askeri'nin (a.s) Tavsiyeleri

21796. İmam Askeri (a.s), şiilerine şöyle Şiilerine buyurmuştur: "Sizlere Allah'tan korkmayı, dininiz hu-susunda vera'lı (şüpheli şeyler-den kaçınan) olmayı, Allah için çaba göstermeyi, doğru konuş-mayı, size güvenip yanınızda emanet bırakan kimseye ister iyi olsun, ister kötü emanetini iade etmeyi, secdeleri uzatmayı ve iyi komşuluk yapmayı tavsiye edi-yorum; işte Muhammed sal-la'llâhu aleyhi ve alih bunlarla gönderilmiştir. Onların (Ehl-i sünnet'in) namazlarına katılın, cenaze merasimlerine katılın, hastalarını ziyaret edin, haklarını ödeyin. Sizden biri, dininde ve-ra'lı, doğru konuşan, emaneti sahibine veren ve halka karşı gü-zel ahlaklı olduğunda "Bu Şiidir" denilir.

Bu ise bizi hoşnut eder. Allah'tan korkun, bizlere süs olun, utanç vesilesi olmayın. Muhabbetleri bize doğru çekin; her çeşit kötülüğü bizden uzak-laştırın. Çünkü biz, hakkımızda söylenen her iyiliğin ehliyiz ve hakkımızda söylenen her kötü-lükten uzağız. Allah'ın kitabında, bizim hakkımız, Hz. Resulullah'a yakınlığımız ve Allah tarafından da tertemiz (masum) kılındığı-mız açıklanmıştır. Bizden başka ancak yalancı bu makamı iddia edebilir. Allah'ı ve ölümü çok anın. Kur'an'ı çok tilavet edin. Peygamber salla'llâhu aleyhi ve alih'e çok salavat getirin. Çünkü Peygamber'e salavat getirmenin on hasenesi (sevabı) vardır. Size yaptığım tavsiyeleri unutmayın. Selamımı size ileterek sizi Al-lah'a emanet ediyorum."
bak. el-Bihar, 78/370, 29. Bö-lüm

546. Ko-nu

el-Vasiy-yet
Vasiy-yet
Ölümden Sonrası İçin Vasiyet

Kenz'ul-Ummal, 16/612, Ki-tab'ul-Vasiyyet
Bihar, 103/193, 1. Bölüm; Fazl'ul-Vasiyyet ve Adabuha
Vesail'uş-Şia, 2/657, 29 ve 30. Bölümler, el-Vasiyyet
Vesail'uş-Şia, 13/351, Ki-tab'ul-Vesaya
4088. Bölüm
Vasiyet

Kur'an :
"Birinize ölüm geldiği za-man, eğer hayır (mal) bırakı-yorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet et-mesi muttakilere bir hak ola-rak size yazıldı/takdir edil-di."
21797. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vasiyet etmek her Müslümanın görevidir."
21798. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "(Allah'ın rahmetin-den) mahrum kimse vasiyetten mahrum olan kimsedir."
21799. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Malı olan ve bu malı-nı vasiyet etmek isteyen bir müs-lümanın yanında yazdığı vasiyeti olmaksızın iki geceyi geçirmeye hakkı yoktur."

21800. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir Müslümana velayeti başının altında olmaksı-zın bir geceyi geçirmesi yakış-maz."
21801. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim vasiyet ile ölürse (Peygamberin) yolu ve sünneti, takva ve şehadet ve ba-ğışlanmış olarak ölmüş sayılır."
21802. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah amellerinize ilaveten malları-nızın üçte birini sizlere bağışta bulunmuştur."

21803. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala malla-rınızdan üçte birini vefat anında sizlere sadaka vermiştir ki bu ve-sileyle amellerinizi artırsın."
21804. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim ölüm anında kendisinden miras almayan ak-rabalarına vasiyette bulunmazsa amelini günahla sonuçlandırmış olur."
bak. Vesail'uş Şia, 13/354, 4. Bölüm

4089. Bölüm
Vasiyyet Adabı

Kur'an :
"İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakup da, "Oğul-larım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na Müslüman (olarak) can verin" dedi."
Yoksa Yakup can verirken sizler yanında mı idiniz? Ha-ni O, oğullarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksi-niz?" diye sormuştu, onlar da: "Senin ilahına ve ataların İb-rahim, İsmail, İshak'ın ilahı olan tek ilaha ibadet edece-ğiz, bizler O'na teslim olmu-şuzdur" demişlerdi."

21805. İmam Sadık (a.s), babasın-dan naklen şöyle buyurmuştur: "Re-sulullah (s.a.a) şöyle buyurmuş-tur: "Her kim vefat anında vasi-yet etmezse, bu işi aklında ve mürüvvetinde noksanlık sayı-lır."Ashap şöyle arzetti: "Ey Re-sulullah! Vasiyet nasıldır?" Pey-gamber şöyle buyurdu: "Eceli geldiğinde insanlar, etrafına top-lanınca şöyle der: "Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Gizliyi ve aşi-karı bilen, rahman ve rahim Al-lah! Ben bu dünya yurdunda ve senin huzurunda senden başka ilah olmadığına tanıklık ettiğimi itiraf ediyorum. Şüphesiz sen tek ve eşsizsin.

Muhammed senin kulun ve elçindir ve kıyamet mutlaka gelecektir. Bunda hiç şüphe yoktur. Sen mezarlarda yatanları dirilteceksin, hesap da haktır, cennet de haktır. Allah'ın vaad ettiği cennet meyvelerinden yemek, içmek ve nikah da haktır. Ve şüphesiz cehennem de haktır, iman da haktır, din, senin ni-telendirdiğin gibidir ve İslam se-nin teşri buyurduğun gibidir. Söz senin dediğin gibidir, Kur'an senin nazil buyurduğun gibidir ve sen gerçek ve aşikar olan mabudsun.

Bu dünya yurdunda ve senin huzurunda seni rab olarak, İs-lam'ı din olarak, Muhammed'i Peygamber olarak, Ali'yi imam olarak, Kur'an'ı semavi kitabın olarak ve Peygamberi'nin Ehl-i Beyt'ini imamlar olarak kabul et-tiğimi itiraf ediyorum. Ey Al-lah'ım! Zorluklar anında benim dayanağım sensin, gam ve hüzün anında ümidim sensin,

zorluklar bana saldırıya geçince benim karşı koyma gücüm sensin, veli-nimetim sensin. Benim ve baba-larımın mabudu sensin. Mu-hammed'e ve Ehl-i Beyt'ine se-lam gönder, göz açıp kapatıncaya dair beni kendi halime bırakma. Sen mezarın korkunç yalnız-lığında benim dostum ol. Seninle görüştüğüm gün kendinden bana eman ver."

Bu vasiyet ettiği zaman ölü-nün ahdidir. Vasiyet her müslü-manın yapması gereken bir gö-revdir."
İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bu vasiyeti teyit eden şey ise, Allah Tebarek ve Teala'nın Meryem suresinde bu-yurduğu şu sözüdür: "Rah-mandan bir ahit (söz) almış kimse dışında hiç kimsenin şefaat hakkı yoktur."Ve bu va-siyet ayette geçen ahittir.
Peygamber (s.a.a) Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu vasiyeti öğren, onu Ehl-i Beyt'ine ve şii-lerine öğret."İmam şöyle buyur-du: "Peygamber daha sonra şöyle buyurmuştur: "Bunu bana Cebrail öğretmiştir."
bak. Vesail'uş Şia, 13/353, 3. Bölüm

4090. Bölüm
Vasiyette Zulümden Ve Hakkı Çiğnemekten Sakınmak

21806. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vasiyette varise zarar vermek büyük günahlardandır."
21807. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "(Varise) vasiyetinde zarar vermek büyük günahlar-dandır."
21808. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim malının üçte birini vasiyet ederse varislere za-rar vermiş olur. Malın beşte bi-rini ve dörtte birini vasiyet et-mek, üçte birini vasiyet etmekten daha üstündür. Herkim üçte birini vasiyet ederse geriye bir mal bırakmamıştır."

21809. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çocuklarıma (vasiyet-te) zarar vermem ile o malı çal-mam arasında bence hiç fark yoktur."
21810. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim vasiyet eder, zulmetmez ve varise zarar ver-mezse (onu) vasiyet edeceği malı hayattayken sadaka vermiş kimse gibidir."

21811. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminlerin Emiri (a.s) ölen ve tüm malını veya ço-ğunu vasiyet eden birisi hakkında şu hükümde bulunmuştur: Vasiyet, iyilik üzere (şeriatte yer aldığı üzere) geri çevrilmelidir. O halde her kim kendisine zulmeder ve vasiyette zulme ve aykırılığa düçar olursa, o vasiyet iyiliğe (şer'i ölçülere) çevrilir. Varislerin mirası da onlara bıra-kılır."
21812. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vasiyet hususunda zulüm ve haksızlık büyük günah-lardandır."
bak. Vesail'uş Şia, 13/356, 5. Bölüm, s. 358, 8. Bölüm

4091. Bölüm
Kendi Vasisi Olan Kimse

21813. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ademoğlu! Malında kendi vasin ol; kendi malında senden sonra yapmalarını vasiyet edeceğin işi kendin yap."
21814. Resulullah (s.a.a), kendisine tavsiyede bulunmasını isteyen birine şöyle buyurmuştur: "Yükünü hazır-la, azığını düzelt ve kendi vasin ol. Zira hiç bir şey Allah'ın (se-vabının) yerini tutamaz. Allah'ın sözü için de geri dönüş yolu yoktur."
21815. İmam Sadık (a.s), hakeza kendisine tavsiye bulunmasını isteyen birine şöyle buyurmuştur: "Yükünü hazırla, azığını önceden gönder ve kendi vasin ol. Kendinden başkasına senin işine yarayan şeyleri senin için göndermesini söyleme."

547. Ko-nu

et-Teva-zu'
Alçak Gö-nüllülük-Tevazu

Bihar, 75/117, 51. Bölüm, et-Tevazu'
Kenz'ul-Ummal, 3/110, 701; et-Tevazu'
Bihar, 41/54, 105. Bölüm, Tevaz-u Emir'el-Müminin

bak.
453. Konu, el-Kibir; 408. Ko-nu, el-Fahr; el-İlim, 2871. Bölüm; en-Nubuvvet (1), 3840. Bölüm

4092. Bölüm
Tevazu

Kur'an :
"Ey iman edenler! Aranız-da dininden kim dönerse bil-sin ki, Allah, sevdiği ve onla-rın da O'nu sevdiği, iman edenlere karşı alçak gönüllü, küfredenlere karşı güçlü, Al-lah yolunda cihat eden, yere-nin yermesinden korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Al-lah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Doğrusu Allah vasî (vücut, kudret ve rahmet açı-sından geniş) ve her şeyi bi-lendir."

21816. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aile şerafeti sadece tevazu iledir."
21817. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç bir aile şerafeti tevazu gibi değildir."
21818. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kureyşli ve Arap için tevazudan başka bir soy şerafeti yoktur."
21819. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu soy şerafeti-nin süsüsüdür."
21820. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şerafetli insanın süsü tevazudur."

21821. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu şerafetin ze-katıdır."
21822. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu en üstün iki şerafetten biridir."
21823. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu faziletlerin yayılmasına sebep olur."
21824. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu haset edilme-yen bir nimettir."
21825. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Size ne oluyor da ibadetin tatlılığını sizde göremi-yorum?" şöyle arzettiler: "İbade-tin tatlılığı nedir?" peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Tevazu-dur."

21826. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mütevazi ol! Zira ki tevazu en büyük ibadetlerden-dir."
21827. İmam Ali (a.s) geçmişteki-lerden ibret almak hususunda şöyle buyurmuştur: "Fakat münezzeh olan Allah onlara büyüklük tas-lamayı kötü gördü, onlar için te-vazuya razı oldu. Onlar da ya-naklarıyla yere kapandılar, yüz-lerini toprağa sürdüler ve (teva-zu) kanatlarını müminler için yaydılar."
21828. İmam Ali (a.s) takva sahiplerinin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Giyimleri iktisatlı ve yürüyüşleri alçak gönüllüdür."
21829. İmam Ali (a.s) meleklerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah, onları vahyin eminleri olarak yaratmış, onlara peygam-berleri için emir ve nehiy ema-netleri yüklemiştir. Kalplerine huşu, tevazu ve sekine hissettir-miştir."
21830. İmam Ali (a.s), ibadetin fel-sefesi hakkında şöyle buyurmuştur: "Çünkü namazda, gönül alçaklı-ğıyla yüzleri ve en değerli azaları toprağa koyup tevazu göstermek; oruçta, karınları açlıkla terbiye ederek kibir yok etmek ve tevazuya alıştırmak vardır."

21831. İmam Ali (a.s), haccı anar-ken şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah Beyt'ul Haram'ı kendi azameti karşısında insanların te-vazu ve alçak gönüllülüğüne bir işaret ve izzetini (yüceliğini) ka-bul için bir gösterge kıldı."
21832. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşlerinin hakkını daha iyi bilen, o hakları eda et-mek hususunda daha çok çaba gösteren kimsenin Allah katın-daki makamı, diğerlerinden daha büyüktür.

Her kim dünyada kar-deşleri için tevazu gösterirse, Al-lah nezdinde sıddıklardandır ve Ali b. Ebi Talib'in gerçek şiile-rindendir. Müminlerin Emirinin mümin kardeşlerinden bir baba ve oğul Müminlerin Emirinin huzuruna vardılar. Müminlerin Emiri onlar için ayağa kalktı. Saygıyla o ikisini meclisin üst ta-rafına oturttu, kendisi de onların karşısına oturdu, daha sonra yemek getirmelerini emretti, ye-mekten sonra Kanber onlar için tahtadan bir leğen, ibirk ve elle-rini kurutmak için bir havlu ge-tirdi ve Kanber o şahsın eline su dökmek için yanına yaklaştı.

Müminlerin Emiri (a.s) yerinden kalkarak o şahsın eline su dök-mek için ibirği aldı, ama o şahıs kendini yere attı ve şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! Allah beni siz elime su dökerken mi görsün?" İmam şöyle buyurdu: "Otur ve yıka. Zira aziz ve celil olan Allah senden üstünlüğü ve fazileti olmayan kardeşinin sana hizmet ettiğini görmektedir ve onun bu hizmetten maksadı da Allah'ın cennette kendisine dün-ya nüfusunun on katını ve o kadar nüfusu da alacak yurtları ba-ğışta bulunmasıdır."

O şahıs oturdu ve Ali (a.s) ona şöyle buyurdu: "Tanıdığın, saygınlığını yerine getirdiğin ve Allah için tevazu ettiğin -öyle ki Allah ona karşılık sana bu müka-fatı vermiştir ki beni sana yüce hizmet elbisesini bedenine giy-dirmemle görevlendirmiştir-hakkımın büyüklüğüne ant içiri-yorum ki, ellerini yıkadığın za-man, tıpkı Kanber'in ellerine su döktüğü zaman rahat olacağın gibi huzurlu ol."O şahıs da itaat etti.

Müminlerin Emiri ellerini yıkadığı zaman ibirği Muham-med b. Hanefiye'ye verdi ve şöyle buyurdu: "Oğulcağızım! Eğer bu çocuk babası yanında olmaksızın yanıma gelseydi, kendim ellerini yıkardım. Ama aziz ve celil olan Allah baba ve evladın bir yere toplandığı zaman, kendilerine eşit davranılmasını hoş görmez. Dolayısıyla baba, babasının eline su dökmeli, oğul da oğlunun eline su dökmelidir. Muhammed b. Hanefiye de o şahsın çocuğunun eline su döktü." İmam Hasan b. Ali Askeri (a.s) daha sonra şöyle buyurmuştur: "Bu konuda Ali'ye (a.s) uyan kimse gerçek şiidir."

21833. Ebu Nasr şöyle diyor: "Abdullah b. Muhammed b. Ha-lid'e Muhammed b. Müslim hakkında bir soru sordum, şöyle buyurdu: "O saygın ve zengin biridir. İmam Bakır (a.s) ona şöyle buyurmuştur: "Ey Mu-hammed! Mütevazi ol."O da Kufe'ye dönünce teraziyle birlik-te hurma dolu bir sepet alıp, merkez caminin önüne oturdu ve hurmaları satmaya başladı. Akrabaları gelip şöyle dediler: "Sen bizim yüz suyumuzu dök-tün."Muhammed şöyle dedi: "Efendim bana emretmiş, ben de asla isyan etmem. Sepetteki bütün hurmaları satmadıkça bu-rayı terk etmeyece-ğim."Akrabaları şöyle dediler: "Alış-verişten el çekmediğine göre o halde en azından değir-mencilik işini yap."Muhammed bir değirmen ve bir de deve aldı. Böylece değirmenciliğe başla-dı."

4093. Bölüm
Tevazunun Anlamı

21834. İmam Rıza (a.s), kendisine, "Tevazu nedir?" diye sorulunca cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Sana na-sıl davranılmasını istiyorsan, in-sanlara da o şekilde davranman-dır."
21835. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu insanların sa-na davranmasını istediğin şekilde onlara davranmandır."
21836. İmam Ali (a.s), kendisine, "Kulun yaptığı taktirde mütevazi sayılacağı tevazunun anlamı nedir?" di-ye soran İbn-i Cehm'e şöyle buyur-muştur: "Tevazunun dereceleri vardır, derecelerinden biri insa-nın kendi değerini bilmesi,

huzur dolu bir kalple onu yerli yerine koymasıdır, kendisine davranıl-masını beklediği gibi insanlara da öyle davranmayı istemesidir. Kötülük gördüğünde ona iyilikle cevap vermesi, öfkesini dindir-mesi, insanları affetmesidir. Zira Allah, şüphesiz iyilik sahiplerini sever."
21837. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsana tevazu olarak kendi ölçüsünü bilmesi yeter."
21838. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu bir mecliste makamından daha düşük bir yere razı olman ve karşılaştığın herkese selam vermen, her ne kadar haklı da olsan tartışmayı terk etmendir. Tevazu bütün iyi-liklerin başıdır."

21839. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu meclisin alt tarafında oturmaya razı olman, rastladığın herkese selam vermen ve haklı bile olsan çekişmeyi terk etmendir."
21840. İmam Sadık (a.s), tevazu hakkında sorulunca şöyle buyurmuş-tur: "Tevazu bir mecliste maka-mından daha düşük bir yerde oturmana razı olmandır. Karşı-laştığın herkese selam vermen ve haklı dahi olsan tartışmayı terk etmendir."
bak. et-Tevazu, 4097. Bölüm

4094. Bölüm
Yüceliğinden Dolayı Mütevazi Olan Kimse

21841. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların Allah'a kullukta en üstün olanı büyük olduğu halde tevazu gösteren kimsedir."
21842. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yüce makamı olduğu halde mütevazi olmak, kudrete sahip olduğu halde affetmek gi-bidir."

21843. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim güzel bir el-bise giyebildiği halde, tevazudan bu işi yapmazsa, Allah ona yüce-lik elbisesini giydirir."
21844. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah için süsten istifade etmez ve Allah karşısında tevazu ve rızayetini talep için güzel elbise giymekten sakınırsa, Allah'ın da ona yakut-tan dolaplarda koruduğu değerli cennet elbiselerini giydirmesi bir haktır."

4095. Bölüm
Tevazunun Adabı

Kur'an :
"Müminlere karşı alçak gönüllüdürler, küfredenlere karşı ise aziz (güçlü)."
21845. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir noksanlığı veya eksikliği olmaksızın Allah-u Tea-la'ya tevazu gösteren ve bir hor-luk ve sefaleti olmaksızın nefsini zelil kılan kimseye ne mutlu!"

21846. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ayıpları kendisini başkalarının ayıplarını araştır-maktan alıkoyan ve kusuru ve eksikliği olmaksızın mütevazi olan kimseye ne mutlu!"
21847. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Açlık çekmek, zillet ve huzu izharında bulunmaktan daha iyidir."

4096. Bölüm
Zengine Zenginliği Sebebiyle Tevazu Göste-ren Kimse

21848. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir zenginin yanına gider ve sahip olduğu şeyi talep ederek karşısında eğilirse, dininin üçte ikisi gider.
Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurmuştur: "Acele etme, her kim zenginden bir şey elde eder ve bu sebeple de ona saygı gösterirse, dininin üçte ikisi git-miş olmaz, aksine bu saygıdan kastinin ilahi mükafat mı yoksa onu aldatıp sahip olduğu şeyi elinden alması mıdır ona bak."

21849. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: ""Her kim bir zengi-nin yanına gider ve zenginliği sebebiyle ona tevazu gösterirse dininin üçte ikisi ortadan kal-kar."
21850. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir zenginin yanına gider ve ondan bir şey el-de etmek için karşısında eğilirse, dininin üçte ikisi gider."

21851. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir mümin bir devlet yöneticisi veya dinine muhalif olan kimse karşısında ondan bir şey elde etmek için eğilirse, Allah onu aşağılık kılar, ona gazap eder, onu kendi haline bırakır. Eğer onun dünyasından bir şey elde ederse Allah ondan bereketi alır ve eğer elde ettiği şeyi, hac, umre veya köle azad etme yo-lunda harcarsa ona bir mükafat vermez."

21852. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın mükafatını elde etmek için, zenginin fakire gösterdiği tevazu ne kadar da güzeldir. Bundan daha güzeli ise, fakirlerin Allah'a dayanarak zen-ginlere karşı alçalmamalarıdır."
bak. ed-Dünya, 1248. Bölüm

4097. Bölüm
Tevazunun Alametleri

21853. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah için tevazunun nişanelerinden biri de meclisin en alt tarafında oturmaya rızayet göstermektir."
21854. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şu üç şey tevazunun başında yer alır: İnsanın gördüğü herkese selam vermesi, meclisin alt tarafında oturmaya rızayet göstermesi ve riya (gösterişi) ve desinler diye bir şey yapmayı hoş görmemesi"
21855. İmam Sadık (a.s) babala-rından naklen şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz insanın, meclisin alt tarafında oturmaya razı olması, karşılaştığı kimseye selam ver-mesi, haklı bile olsa cedelleşmeyi terketmesi ve takva üzere övül-meyi sevmemesi insanın tevazu-sundandır."

21856. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gördüğün herkese selam vermen, tevazudandır."
21857. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın bir mecliste makamından daha aşağısıda bir yerde oturması onun tevazusun-dandır."
21858. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yanından geçtiğin herkese selam vermen ve mecli-sin en alt tarafında oturman te-vazudandır."

21859. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) bir Perşembe gecesi iftar için Küba mescidinde iken şöyle buyur-muştur: "İçecek bir şey var mı-dır?" Evs b. Hevli Ensari Pey-gambere balla karışık bir bardak süt getirdi. Peygamber onu ağzı-na koyup tadınca içmekten sa-kındı ve şöyle buyurdu: "Bunlar birinin olmasıyla diğerine ihtiyaç duyulmayan iki içecektir. Ben onu içmiyorum, ama haram da kılmıyorum. Aksine Allah için tevazu gösteriyorum."

4098. Bölüm
Tevazunun Meyvesi

21860. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazunun semeresi dostluktur. Tekebbürün semeresi ise kötü söz işitmektir."
21861. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu sana esenlik kazandırır."
21862. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu sana azamet elbisesini giydirir."
21863. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin kalbi Allah için tevazu gösterirse, bedeni de Allah'a itaatten yorulmaz."

21864. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu ile işler düze-ne girer."
21865. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Lokman oğluna şöyle buyurmuştur: "Hak karşısında mütevazi ol ki insanların en akıl-lısı olasın."
21866. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ekin toprakta biter, kaya parçası üzerinde bitmez. Hikmette işte böyledir. Mütevazi kimsenin kalbinde bayındır olur. Kibirli ve zorba kimsenin kalbinde bayındır olmaz. Zira Allah tevazuyu aklın aracı, tekebbürü ise cehaletin aracı kılmıştır."

21867. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu ile nimet ta-mamlanır."
21868. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu fazileti yayar tekebbür ise rezaleti açığa çıka-rır."
21869. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimse bir diğeri-ne tecavüzde bulunmasın diye birbirinize karşı mütevazi olu-nuz."
21870. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala bana şöyle vahyetmiştir: "Mütevazi olunuz ki, hiç kimse bir diğerine üstünlük taslamasın, hiç kimse bir diğerine zorbalık ve tecavüz-de bulunmasın."
21871. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazuyu kendiniz ile düşmanınız olan İblis ve as-kerleri arasında bir sığınak edi-nin. Çünkü, onun her ümmetten orduları ve yardımcıları vardır."

4099. Bölüm
Tevazu ve Yücelik

21872. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz tevazu sa-hibinin yüceliğini artırır. O halde mütevazi olun ki Allah sizlere yücelik bağışlasın."
21873. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu sadece kulun yüceliğini artırır. O halde müte-vazi olunuz ki Allah da sizlere yücelik bağışlasın."

21874. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu eden herkesi mutlaka Allah yüceltmiştir."
21875. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yü-celtir."
21876. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah için aşağı inerse, Allah onu bir basa-mak yukarı çıkarır ve sonunda ona illiyyin'de (cennetin en yüce katında) yer verir."

21877. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kul mütevazi olunca, Allah onu göğün yedinci katına yükseltir."
21878. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah mütevazi kim-seleri tevazuları ölçüsünce yücel-tir hatta kendi azameti ve yüceli-ği ölçüsünce onlara yücelik ba-ğışlar."

21879. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah üç şey vasıta-sıyla sadece iyiliği artırır: Tevazu vasıtasıyla Allah insanın yüceli-ğini artırır, nefsin zilleti ve hor-luğu sebebiyle Allah izzeti artırır ve nefsin iffeti sebebiyle de sa-dece zenginliği artırır."

21880. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ali! Allah'a yemin olsun ki mütevazi bir şahıs, ku-yunun dibinde de olsa, aziz ve celil olan Allah ona bir rüzgar gönderir ve onu kötülerin devle-tinde, iyilerin başında karar kı-lar."
21881. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ademoğlundan herkesin perçemi bir meleğin elindedir. Eğer kibre düşerse, per-çemini aşağıya doğru çeker ve ona şöyle der: "Aşağılık ol, Allah seni aşağılık kıldı."Eğer tevazu gösterirse, perçemini yukarı kal-dırır ve ona şöyle der: "Başını yukarı tut, Allah senin başını yü-ce kılmıştır ve Allah için tevazu göstermen sebebiyle seni aşağılık kılmamıştır."

21882. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her insanın başında, meleğin elinde bulunan bir ma-kam (yer) vardır. Kul tevazu gösterince o meleğe şöyle denir: "Makamını yükselt" üstünlük tasladığı zaman ise o meleğe şöyle denir: "Makamını aşağı çek."
21883. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah için mütevazi olursa Allah onu yücel-tir. O halde o kendi gözünde küçük ama insanların gözünde büyük olur. Her kim de büyük-lük taslarsa Allah onu küçültür, böylece insanların gözünde kü-çük ve kendi gözünde büyük olur. İnsanların gözünde köpek ve domuzdan daha aşağı o-lur."
21884. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gökte kullara iki me-lek tayin edilmiştir. O halde her kim Allah için tevazu gösterirse onu yüceltirler ve her kim de te-kebbüre kapılırsa onu aşağılık kı-larlar."

21885. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "(Allah karşısında) aşağılık ol ki yücelesin."
21886. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yüce insan anlayış ve ilme ulaşınca mütevazi olur."
21887. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu yücelik bağış-lar ve tekebbür insanı aşağılık kı-lar."
21888. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu gösteren in-sanın makamı mutlaka yücelir."
21889. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Akıllı kimse, kendini küçültür ve neticede yüce mer-tebeye ulaşır. Cahil ise kendisini yüce tutar ve neticede aşağılık olur."
21890. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu düşük insanı yüce mertebelere ulaştırır. Te-kebbür ise makamı yüce kimseyi aşağılık kılar."
21891. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan makamı en yüce olan kimse kendisini kü-çülten kimsedir. İnsanlardan en aşağılık kimse ise kendisini bü-yük sanan kimsedir."


21892. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu büyük bir merdivendir. Tekebbür ise helak oluş temelidir."
21893. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu yüce merte-beyi avlama aletlerindendir."
21894. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendini küçük gör ve Allah için tevazu göster ki (Allah da) seni yüceltsin."
bak. el-Kibr, 3443. Bölüm

4100. Bölüm
Tevazu Sahibi Olmaya Yardımcı Olan Şey

21895. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazuya ulaşmak hususunda sadece göğüs esenli-ğinden yardım almak mümkün-dür."
21896. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tevazu ilmin meyve-sidir."
21897. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın azametini bi-lenlerin büyüklük taslamamaları gerekir. O'nun büyüklüğünü ta-nıyanların yücelmeleri, ancak ona karşı tevazu göstermeleriyle mümkün olur."
bak. el-Kibr, 3438, 3440, 3441. Bölümler

548. Ko-nu

el-Vuzu
Abdest

Vesail'uş-Şia, 1/256-345; Ebvab'ul-Vuzu
Vesail'uş-Şia, 1/174-211; Nevakiz'ul-Vuzu
Bihar, 80/212-375; Ebvab'ul-Vuzu
Kenz'ul-Ummal, 9/280-343; fi'l-Vuzu

bak.
322. Konu, et-Taharet; en-Nevm, 3978. Bölüm
4101. Bölüm
Abdest

Kur'an :
"Ey iman edenler! Nama-za kalktığınızda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yı-kayın. Başlarınızı ve topuk kemiklerine kadar ayaklarını-zı meshedin. Allah sizi zor-lamak istemez, Allah şükre-desiniz diye sizi arıtıp üzeri-nize olan nimetini tamamla-mak ister."

21898. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest, imanın yarı-sıdır."
21899. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest, imanın bir parçasıdır."
21900. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest imanın yarı-sıdır."
21901. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest bir farizedir."

21902. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim doğru bir şekilde abdest alır ve sonra ca-miye giderse abdesti bozulmadı-ğı müddetçe sürekli namaz ha-linde sayılır."
21903. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdestsiz namaz yoktur."

21904. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yemekten önce ve sonra abdest almak fakirliği or-tadan kaldırır."
21905. Resulullah (s.a.a), Ali'ye yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Üç şey derecedir, üç şey keffaredir, üç şey helak edicidir, üç şey de kurtarıcıdır. Derece olan o üç şeyin biri, çok soğuk havada kamil bir şekilde abdest almaktır. İkincisi ise namazdan sonra, (sonraki) namaz için beklenti içinde olmaktır. Üçüncüsü ise gece gündüz cemaat namazlarına katılmaktır."

21906. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim şiddetli soğukta kamil bir abdest alırsa se-vaptan iki nasibi vardır. Her kim de şiddetli sıcakta kamil bir şekilde abdest alırsa sevaptan bir nasibi vardır."
21907. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim çok soğuk bir havada kamil bir abdest alır-sa, onun ecirden iki nasibi var-dır."

21908. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Abdesti zor durum-larda kamil bir şekilde almak, mescide doğru adım atmak ve namazdan sonra diğer namazı gözetlemek, günahları tümüyle siler."

21909. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müslüman bir kimse abdest alırsa günahları kulağın-dan, gözünden, ellerinden ve ayaklarından dışarı dökülür. O halde oturduğu zaman bağış-lanmış bir halde oturur."
21910. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kul abdest alınca gü-nahları şu ağacın yaprakları gibi dökülür."
bak. et-Teharet, 2423. Bölüm

4102. Bölüm
Abdestin Hikmeti

21911. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest gerçekte Al-lah'ın kimin itaat ettiğini ve ki-min de kendisine isyan ettiğini bilmesi için ilahi hadlerden bir haddir."
21912. İmam Rıza (a.s) abdestin hikmeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Böylece kul cebbar olan Allah karşısında münacat için durdu-ğunda temiz olması emrine itaat etmiş olması, pislik ve necasetten temizlenmiş olması içindir. Ayrıca abdest bitkinlik haletinin ortadan kalkmasına, uyku haleti-nin giderilmesine ve cebbar olan Allah'ın karşısına durmak için kalbin temizlenmesine sebep olur."

4103. Bölüm
Abdestin Etkileri

21913. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah kıyamet günü ümmetimi ab-dest sebebiyle güzel bir yüz ve beyaz bir el ve ayaklarla haşre-der."
21914. İmam Hadi (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah Musa b. İmran (a.s) ile konu-şunca, Musa b. İmran (a.s) şöyle arzetti: "Ey Allah'ım! Senin azametinden dolayı, abdesti ka-mil bir şekilde alan kimsenin se-vabı nedir?" Allah şöyle buyur-du: "Kıyamet günü alnında bir nur parlar bir halde onu diriltirim."

21915. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "(Kıyamet günü) Ab-dest sebebiyle, alnı, eli ve ayağı ak bir şekilde huzuruma gelirsi-niz ve sizden başka hiç kimse bu hususiyete sahip olmaz."
21916. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Ümmetin, Nuh'tan kendi üm-metine kadar diğer tüm ümmetler arasında nasıl tanınır?" diye sorulun-ca şöyle buyurmuştur: "Onların ab-dest sebebiyle, alnı, eli ve ayakları aktır. Onlardan başka hiç kimse bu hususiyete sahip değildir. Hakeza onları amel kitaplarının sağ ellerine verilmesiyle tanı-rım."
bak. en-Nur, 3962, 3963. Bö-lümler

4104. Bölüm
Cefa

21917. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Her kimin abdes-ti bozulur da abdest almazsa, bana cefa etmiş olur, her kimin de abdesti bozulur ve abdest alırsa (ve iki rekat namaz kılmaz-sa bana cefa etmiş olur ve her kimin de abdesti bozulur ve ab-dest alırsa) iki rekat namaz kılar ve bana dua eder ve benden is-tediği din ve dünya işlerine ica-bet etmezsem, ona cefa etmiş olurum. Elbette ben cefa eden bir rab değilim."

4105. Bölüm
Sürekli Abdestli Ol-manın Fazileti

Kur'an :
"Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar. De ki: "O bir ezadır."Aybaşı ha-linde iken kadınlardan el çe-kin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temiz-lendikleri zaman, Allah'ın si-ze buyurduğu yoldan yakla-şın. Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever, temizle-nenleri de sever."

"Sadece arınmış olanlar ona dokunabilir."
21918. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok abdest al ki Al-lah ömrünü uzun kılsın. Eğer gece gündüz abdest alabilirsen bu işi yap. Zira abdestli halde ölecek olursan şehit olursun."
21919. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer yapabiliryorsan, sürekli abdestli ol. Zira her ki-min ölümü abdest halinde gelip çatarsa, şehadet ona nasib olmuş olur."

21920. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer sürekli abdestli olabiliyorsan öyle yap. Zira ölüm meleği kulun canını aldığında o abdestli olursa, kendisine şehadet yazılır."
21921. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim abdestli uyursa, geceyi ibadetle geçiren oruçlu gibidir."
bak. en-Nevm, 3978. Bölüm

4106. Bölüm
Abdesti Yenilemek

21922. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim taharetli olur ve bu hal üzere abdest alırsa kendisi için on sevap yazılır."
21923. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim abdestini bozmaksızın yeniden abdest alır-sa Allah da tövbesini istiğfarda bulunmadan yeniler (mağfiret eder)."
21924. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Abdest üstüne abdest almak nur üzere nurdur."
bak. Vesail'uş Şia, 1/263, 8. Bölüm

4107. Bölüm
Allah Resulü'nün (s.a.a) Abdesti

21925. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizlere Allah Resu-lü'nün (s.a.a) nasıl abdest aldığını göstermeyeyim mi?" Onlar şöyle dediler: "Göster."İmam içinde bir miktar su bulunan bir kap is-tedi, onu karşısına koydu, daha sonra kollarını sıvadı, sağ elini suya sokarak şöyle buyurdu: "Bu şekilde, eller tertemiz olmak şartıyla" Daha sonra avucuna su alıp elini alnının üzerine koydu ve şöyle dedi: "Bismillah" Sonra suyu sakalına doğru salıverdi.

Daha sonra elini bir defa yüzüne ve alnın yukarısına çekti, daha sonra sol elini suya daldırdı, bir miktar su aldı, sağ dirseğinin üzerine döktü ve elinin içiyle dirseğinden aşağıyı sıvazladı. Öyle ki su parmaklarının ucuna doğru aktı, daha sonra sağ eliyle bir miktar su alıp onu sol dirse-ğine döktü. Eliyle dirseğinden aşağısını sıvazladı. Öyle ki su parmak uçlarından aktı, başının ön tarafını ve iki ayağının üzeri-ni, sol elinin ıslaklığıyla ve sağ elinin kalan ıslaklığıyla mesh et-ti."

549. Ko-nu

el-Vatan
Vatan

Bihar, 60/201, 36. Bölüm; el-Memduh min'el-Bildan ve'l-Mezmum minha
Bihar, 75/392, 86. Bölüm; ed-Duhul fi Bilad'il-Muhalifin
bak.
45. Konu, el-Beled
4108. Bölüm
Vatan Sevgisi

21926. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ülkeler vatan sevgiyle bayındır olur."
21927. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zamanından geçene ağlamak, vatanına ilgi duymak ve eski dostlarını korumak insanın yüceliğindendir."
21928. Şöyle rivayet edilmiştir: "Vatan sevgisi imandandır."
21929. Tenbih'ul-Havatir'de şöyle yer almıştır: "Eban b. Said Resu-lullah'ın (s.a.a) yanına geldi. Pey-gamber ona şöyle buyurdu: "Ey Eban! Geldiğin zaman Mekkeli-ler nasıl idiler?" O şöyle arzetti: "Geldiğim zaman onların üzeri-ne sağanak yağmur yağıyordu. İzhir ve Sumam bitkileri ye-şermiş idi."Bu sözleri işitince Resulullah (s.a.a) ve ashabının gözleri doldu."

21930. Resulullah (s.a.a), Hizure denen bölgede devesinin üzerinde Mekke'ye hitap ederek şöyle buyur-muştur: "Allah'a yemin olsun ki sen Allah'ın yeryüzünün en iyisi-sin. Sen Allah nezdinde en se-vimli yersin. Eğer beni buradan dışarı çıkarmasalardı, ben kendi ayağımla dışarı çıkmazdım."


21931. İmam Ali (a.s), ölülerin sı-fatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Güya onlar dünyada yaşlan-mamışlar, adeta ahiret onların sürekli yurdu olmuştur, ikamet ettikleri yeri terk ettiler ve kork-tukları yere yerleştiler."
21932. İmam Ali (a.s), ölülerin sı-fatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Vatanlarla ünsiyet edinmezler ve komşular gibi birbirine gidip gelmezler."

21933. İmam Ali (a.s), dünyanın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Dünya kendisini yurt edinmeye razı olmayan kimse için güzel bir yurttur ve kendine yer edinme-yen kimseye güzel bir yerdir! Şüphesiz yarın dünya ile mutlu olacak kimseler, bugün kendi-sinden kaçan kimselerdir."