Mizan'ul Hikmet-14.Cilt
 


KUNULARLA İLGİLİ



21593. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bizi severse bizim amel ettiğimiz gibi amel etmeli ve sakınmadan yardım almalıdır. Zira sakınmak dünya ve ahiret işinde en iyi yardımcı-dır."
21594. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En zor ibadet sakın-madır."
21595. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak en iyi ar-kadaştır."
21596. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak en iyi elbi-sedir."

21597. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İzzet sebebi olan sa-kınmak (insanı) hor kılan tamah-tan daha iyidir."
21598. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmanın afeti ka-naatin azlığıdır."
21599. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yüz bin kişilik veya daha fazla nüfuslu bir şehirde yaşadığı halde kendisinden daha çok sakınan birinin bulunduğu kimse bizden değildir ve yüceliğe sahip değildir."

21600. İmam Bakır (a.s), kendisiy-le vedalaşmak için yanına gelen Hay-seme'ye şöyle buyurmuştur: "Bizden taraf dostlarımıza selam söyle! Onlara, yüce Allah'tan korkmayı tavsiye et. Ey Hayseme! Onlara bildir ki, amel etmedikçe biz Al-lah katında onlar için hiç bir şey yapamayız ve bizim velayetimize sadece sakınma ile ulaşabilir-ler."
bak. el-Kalb, 3406. Bölüm, 17028. Hadis, eş-Şia, 2149. Bölüm, el-İman, 279. Bölüm, et-Tema' 2420. Bölüm

4059. Bölüm
Sakınmanın Neticesi

21601. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmanın neticesi nefis ve dinin düzelmesidir."
21602. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Amel, sakınma ile ürün verir."
21603. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak haramlara bulaşmaya engel olur."
21604. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınma takvanın temelidir."

21605. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınma ile aşağılık-lardan uzaklaşma mümkün-dür."
21606. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın sakınması onu, her türlü aşağılıktan uzak tutar."
21607. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınma dini düzeltir, nefsi korur, insanı süsler."
21608. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İlim sakınma olmak-sızın temizlemez."

21609. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dinin düzelme sebe-bi sakınmadır."
21610. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsin düzelme se-bebi sakınmadır."
21611. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'tan sakınınız ve dininizi sakınarak koruyunuz ."
21612. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınma kurtuluşun meşalesidir."
21613. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin sakınması çoğalırsa günahı azalır."

4060. Bölüm
Sakınmanın İbadetteki Rolü

21614. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmakla birlikte olmayan bir ibadette hayır yok-tur."
21615. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "(İbadetlerde) çaba göstermek sakınmakla birlikte olmazsa faydalı değildir."
21616. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kemanın ipi gibi in-celip zayıflayıncaya kadar namaz da kılsanız ve keman gibi eğri-linceye kadar oruç da tutsanız, Allah sizden sadece sakınmayla kabul eder."

21617. İmam Sadık (a.s) Amr bin Said'e yaptığı tavsiyesinde şöyle bu-yurmuştur: "Sana ilahi takvayı, sa-kınmayı ve ibadet için çalışmayı tavsiye ediyorum. Bil ki sakın-manın olmadığı bir çaba fayda vermez."
21618. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmadan soyunan (sakınmayan) kimse dinini bo-zar."
21619. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak ibadetin düzenidir, eğer bu düzen bozu-lursa ilk bozulduğunda düzen bozulduğu gibi dindarlık da bo-zulur."
bak. el-İbadet, 2491. Bölüm

4061. Bölüm
Veranın Anlamı

21620. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vera ictinab etmektir (sakınmadır)"
21621. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Veranın kökü günah-lardan uzak durmak ve haram-lardan sakınmaktır."
21622. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vera, hakikatte helal gelirler talep etmek ve başkala-rından bir ihtiyacını dilemekten sakınmaktır."

21623. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak, hakikatte günahlardan temizlenmektir."
21624. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak takvaya bağlıdır."
21625. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak amellerin efendisidir. Her kim halvette Al-lah ile karşı karşıya kaldığında kendisini sakındıracak bir takva-ya sahip değilse Allah artık amel-lerine teveccüh etmez. Zira sa-kınmak Allah'tan gizli ve açıkta korkmak, varlık ve yoklukta ikti-satlı olmak, hoşnutluk ve gazap halinde adalete riayet etmek-tir."

21626. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınmak şüphelerle karşılaştığında durmaktır (ihtiyat etmektir.)"
21627. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınan kimse şüphe ortaya çıktığında duraklayan kimsedir."
21628. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphelerle amel eden kimse şarabı nebiz, rüşveti hedi-ye ve haracı zekat olarak helal sayar."

21629. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Helal açıktır, haram da açıktır. Bu ikisinin arasında halktan bir çoğunun bilmediği şüpheli işler vardır. O halde her kim şüpheden sakınırsa, dinini ve haysiyetini korumuş olur. Her kim de şüphelere girerse harama düşer. Tıpkı korunun etrafında otlatan ve koruya girmek üzere olan çoban gibi."
21630. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kendinizle haram arasında helalden bir perde çeki-niz. Her kim böyle yaparsa, di-nini ve haysiyetini korumuş olur. Her kim de onda otlatırsa, tıpkı korunun etrafında otlatan ve içi-ne girmeye yakın olan kimse gi-bidir."

21631. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Helal açıktır, haram da açıktır. O halde şüphe olan şeyi terk et ve içinde şüphe ol-mayan şeye sarıl."
21632. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İçinde şek olan şeyi terk et ve içinde şek olmayan şe-ye sarıl. Zira Allah için terk etti-ğin şeyin yokluğunu asla hisset-mezsin."
21633. Resulullah (s.a.a), Ebu Ru-faa'ya şöyle buyurmuştur: "Allah için terk ettiğin bir şeyin yerine Allah mutlaka sana daha iyisini verir."
21634. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Seni şekke düşüren şeyi terk et, seni şekke atmayan şeye sarıl. Zira doğruluk ruhun huzur sebebi ve yalan ise peri-şanlık sebebidir."
21635. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hakkında şek ettiğin şeyi terk et, şek olmayan şeye sa-rıl. Zira iyilik huzur sebebidir, kötülük ise perişanlık ve rahat-sızlık sebebidir."

21636. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İyilik göğse yerleşen ve kalbin itminan ettiği şeydir. Şek ise göğüse yerleşmeyen ve kalbin kendisine itimat etmediği şeydir. O halde, her ne kadar müftüler (aksine) fetva verseler de seni şekke düşüren şeyi, (seni şekke düşürmeyen şeye bırak.)"
21637. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İyilik göğüste karar kılan ve kalbin kendisiyle güvene erdiği şeydir. Şek ise göğüste ka-rar kılmayan ve kalbin kendisiyle güvene ermediği şeydir. O halde her ne kadar müftüler sana fetva verse deseni şekke düşüren şey-leri seni şekke düşürmeyen şey-lere bırak."

21638. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Senin nefsin sana fetva verir, elini göğsünün üze-rine bırak, helal karşısında huzur bulur, haram karşısında ise ızdı-rap ve kararsızlık içinde çırpınır. Seni şüpheye düşüren şeyi terk et ve her ne kadar müftüler (aksine) hüküm verseler de seni şüpheye düşürmeyen şeylere sarıl. Mümin daha büyük bir zorluğa düşmemek için küçüğü terk eder."

21639. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Vabise! Kalbin-den ve nefsinden fetva dile. İyilik kalbin huzur bulduğu canın, sükuna erdiği şeydir. Günah ise her ne kadar insanlar caiz oldu-ğuna dair hüküm ve fetva verse-ler bile ruhta yer etmeyen ve gö-ğüste tahammül gösteremeyen şeydir."

21640. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Günah kalbi üzer, ve her bakışa şeytan mutlaka tamah gözünü diker."
21641. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kalbinin inkar edip beğenmediği şeyi terk et."
bak. Eş-Şubhe, 1951. Bölüm, et-Takva, 4173. Bölüm

4062. Bölüm
Vera Sahibi

21642. İmam Sadık (a.s) sakınan kimse hakkında sorulunca şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah'ın haramlarından sakınan kimsedir."
21643. İmam Sadık (a.s) aynı so-ruya cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Sakınan kimse Allah'ın haram-larından sakınan ve onlardan iç-tinap eden kimsedir. Eğer şüp-helerden sakınmazsa bilmeden harama düşer."
21644. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınan kimse ruhu temiz, hasletleri yüce olan kim-sedir."
21645. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yarın Allah ile otu-ranlar, sakınanlar ve dünyaya rağbet göstermeyenlerdir."

21646. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınan kimsenin iki rekat namazı, helal ve haramı birbirine karıştıran kimsenin bin rekat namazından daha üstün-dür."
21647. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınan kimsenin ar-kasında kılınan namaz kabul edi-lir. Takva sahibi kimseye verilen hediye kabul edilir. Takva sahi-biyle oturup kalkmak ibadettir, onunla bilgi alışverişinde bu-lunmak sadakadır."

21648. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Ey Musa! Bir kul kıyamet gününde beni görünce sakınma ehli olmadığı taktirde, elinde olan şeyleri inceden inceye hesaplarım. Zira ben onlardan (sakınanlardan) utanırım. Onları büyük ve yüce sayarım ve hesablarını görmeden cennete götürürüm."

4063. Bölüm
İnsanların En Çok Sa-kınanı

21649. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın haramların-dan sakın ki insanların en çok sakınanı olasın."
21650. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah şöyle buyurmuştur: "Ey Ademoğlu! Sana haram kıldığım şeylerden uzak dur ki insanların en çok sakınanı olasın."
21651. İmam Sadık (a.s), "İnsan-ların en çok sakınanı kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Al-lah'ın haramlarından uzak duran kimse!"

21652. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç bir sakınma, aziz ve celil olan Allah'ın haramla-rından uzak durmaktan, mümin-lere eziyet etmek ve onların gıy-betini yapmaktan sakınmaktan daha faydalı değildir."
21653. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sakınma gibi bir vera yoktur."

21654. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüpheler nezdinde durma gibi bir sakınma yoktur."
21655. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en çok sa-kınanı şüpheler anında duran-dır."
21656. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: ""İnsanların en çok sakınanı istek ve yakarışlardan en uzak olanıdır."
21657. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizin en zeki olanınız en çok sakınanızdır."

541. Ko-nu

el-Veza-ret
Vezir-lik

bak.
251. Konu, es-Siyaset; 19. Bö-lüm, el-İmaret; 494. Konu, el-Mülk; 560. Konu, el-Velayet (1)
4064. Bölüm
Vezir

Kur'an :
"Ehlimden olan kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu göre-vimde ortak kıl ki"
"And olsun ki Mûsa'ya ki-tab verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık."

Tefsir
"Ehlimden olan kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu göre-vimde ortak kıl ki..."ayeti Musa tarafından ifade edilen başka bir is-tektir ve bu Musa'nın dördüncü ve son isteğidir. Ayette geçen "vezir" ke-limesi "feil" vezninde olup, "vizr" kökünden türemiştir ki ağır yük an-lamındadır.

Vezir de hükümet ve pa-dişahlığın ağır yükünü yüklendiği ha-sebiyle, vezir olarak adlandırılmıştır. Bazıları şöyle demişlerdir: "Vezer" kökünden türemiş olup, sığınılan dağ anlamındadır ve vezire de padişahın görüş ve hükümlerinde kendisine sı-ğındığı hasebiyle vezir denmiştir.

Evet, Musa rabbinden ehlinden birini kendisine vezir ve yardımcı kılmasını istemektedir ve bu iş için de kardeşi Harun'u önermektedir. Musa'nın böyle bir istekte bulunmasının sebebi, çok boyutlu ve geniş bir sorumluluğu sebebiyleydi ve Musa tek başına bu görevi yerine getiremezdi.

Dolayısıyla da bu işte kendisine ortaklık edecek işlerinden bir bölümünü yapacak, böylece o ağır yükün bir miktarını omuzlayacak ve Musa'nın bizzat yaptığı işlerde de kendisine yardımcı olacak bir vezire ihtiyacı vardı. Musa'nın beyan ettiği "Beni onunla destekle. Onu işimde ortak kıl" cümlesinin anlamı da budur. Yani bu cümle gerçekte Harun'un vezir olarak karar kılınmasının anlamı ve açıklaması mesabesindedir.

O halde "işimde onu ortak kıl" cümlesinden maksat Harun'un kendisine özgü olan işlerde ortak kı-lınmasıydı ve o da aslında dine davette ve davetin daha ilk gününden itibaren Harun'un Musa'ya işinde ortak olmasından ibaretti. O halde bu ortaklık Harun'a özgüdür ve ondan başka hiç kimse onun ortağı değildir.

Musa da bu işte artık Harun'dan başkasını onun yerine geçiremezdi. Ama dinin tebliği veya Peygamber tarafından davetin tamamlanışından sonra bir par-çasının veya bir bölümünün tebliği Peygambere özgü değildir. Aksine o dine iman eden, din hakkında bir bilgiye sahip olan herkesin görevidir. Böyle bir alimin dini öğretiler husu-sunda bilgisi olmayan kimseleri eğit-mesi görevi vardır. Orada hazır bulu-nanlar hazır bulunmayanlara onu tebliğ etmelidir.

Dolayısıyla da Mu-sa'nın kendisine ve kardeşine özgü olmayan bir işte, kardeşinin kendisine ortak kılınmasını istemesinin bir anlamı yoktur. Aksine bu tüm iman eden herkesin, irşad, tebliğ, talim ve o dinin açıklamasıyla görevli olmasıdır. Dolayısıyla da açıklığa kavuştuğu gi-bi Harun'un işlerde Musa'ya ortak kılınışı, Harun'un Allah'ın Musa'ya vahyettiklerinden bir bölümünü ve Allah tarafından kendisine özgü olan şeylerin bazısını (örneğin itaatin farz oluşu ve sözün hücciyeti gibi) Musa adına tebliğ etmesi anlamındadır.

Harun'un Musa hususundaki or-taklığı ise, yani münezzeh olan Al-lah'tan vahiy algılaması, Musa'nın o işte yalnız olmaktan korkacağı ve en-dişeye kapılacağı bir şey değildi ve ne-ticede de Allah'tan ortak dilemesi bu konuyla ilgili değildi. Aksine, Mu-sa'yı endişelendiren ve korkutan şey, sadece ilahi mesaj, dinin tebliği,

İsrai-loğullarını kurtarmak için işlerin dü-zenlenmesi ve benzeri işler hususun-daki yalnızlığı idi. Bu konu bizzat Musa'nın dilinden de şöyle nakledil-miştir: "Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düz-gündür. Onu, beni destekle-yen bir yardımcı olarak be-nimle gönder."
Bunun yanısıra, Şia ve Sünni yo-luyla nakledilen sahih rivayetlere göre de Peygamber bu duayı Peygamber olmadığı halde Ali (a.s) hakkında da yapmıştır."

21658. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İlim aklı artırır, ken-disini öğrenen kimseye beğenil-miş sıfatlar kazandırır. O halde halim kimseyi emir sahibi kılar ve düşünce sahibini ise vezir kı-lar."
21659. Resulullah (s.a.a), İbn-i Abbas'a şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın mirac gece-sinde bana buyurduğu ilk şey buydu: "Ey Muhammed! Ayağı-nın altına bak" Daha sonra per-delerin yırtıldığını,

gök kapıları-nın açıldığını gördüm ve Ali'nin başını bana doğru kaldırdığını müşahade ettim. Daha sonra benimle konuştu ve ben de onunla konuştum. Aziz ve celil olan rabbim de benimle konuş-tu." Ben (İbn-i Abbas) şöyle ar-zettim: "Ey Resulullah! Rabbin sana ne dedi?" Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! Ben Ali'yi senin vasin, vezirin ve senden sonraki halifen karar kıl-dım. Bunu ona bildir."

21660. Resulullah (s.a.a) Ali'ye şöyle buyurmuştur: "Benim işitti-ğim şeyi sen de işitiyor ve benim gördüğüm şeyi sen de görüyor-sun. Ama sen Peygamber değil-sin, aksine sen vezirsin ve hayır üzeresin."
21661. İbn-i İshk şöyle diyor: "Ha-tice İslam için gerçek bir vezir (veya yardımcı) idi. Resulullah (s.a.a) onun varlığıyla huzura eri-yordu."

21662. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan hiç kim-senin sevabı, yöneticiye Allah hakkında tavsiyede bulunan ve yöneticinin de tavsiyeler ile amel ettiği salih bir vezirin mükafa-tından daha büyük değildir."
21663. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden her kim bir işi üstlenir ve Allah da onun hayrını dilerse, kendisi için temiz ve sa-lih bir vezir karar kılar, unuttuğu zaman bu vezir ona hatırlatır, hatırladığı zaman da ona yar-dımcı olur."

21664. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah bir yöneticinin hayrını dilediğinde onun için doğru ve salih bir vezir karar kı-lar. O unuttuğunda vezir ona ha-tırlatır, hatırında olduğunda da ona yardımcı olur. Ama Allah ona hayırdan başka bir şey diler-se ona kötü bir vezir nasip eder, o unuttuğunda ona hatırlatmaz. Eğer hatırında olursa ona yardım etmez."

21665. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah kendisinden sonra yerine geçecek birisinin olmadığı hiç bir Peygamber göndermemiştir ve etrafındakiler iki gruba ayrılmıştır: Bir grubu ona iyi işleri tavsiye etmiş, onu kötülüklerden sakındırmıştır. Diğer bir grubu ise hakkında hiç bir kötülüğü yapmaktan el çek-memiştir. Böylece her kim bu grubun şerrinden güvende olur-sa, şüphesiz ki korunmuş olur."

21666. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin veziri kendisine hıyanet ederse, işinin tedbiri bozulur."
21667. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kötü vezirler, zalim yardımcılar ve günahkar kardeş-lerdir."
21668. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar namazı öl-düğünde hakkıyla eda etmedi-ğinde) hilim zayıflık, zulüm kı-vanç sayıldığında, emirler kötü ve vezirler yalancı olduğunda dünyadan sakın."

4065. Bölüm
Vezirlerin En Kötüsü

21669. İmam Ali (a.s) Malik Eş-ter'i Mısır'a vali tayin ettiğinde yaz-dığı mektupta şöyle buyurmuştur: "Vezirlerinin en kötüsü, senden önceki kötülere vezirlik edenler, suçlarına ortak olanlardır. Sana sırdaş olmasınlar; çünkü onlar günahkarların yardımcıları, za-limlerin kardeş-leridir.

Sen, bun-ların yerine görüşleri en az onla-rınki kadar isabetli, fakat onlar gibi günahkar olmayan, zalime zulmünde, günah işleyene güna-hında yardımcı olmayan daha hayırlı kişiler bulabilirsin. Bunla-rın yükü daha hafif, yardımları daha güzeldir. Besledikleri sevgi daha içten, başkalarıyla yakınlık-ları, daha azdır. Yalnızken bun-larla bulun, meclislerinde de bunları bulundur. Allah'ın, dost-larında bulunmasından hoşlan-madığı şeylerde sana en az yar-dım eden, acı da olsa sana hakkı söyleyen kişileri seç; her ne kadar sana hoş gelmese de..."

4066. Bölüm
Ahlak Vezirleri

21670. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İman için ilim, ne de güzel vezirdir. Hilim için idare etmek ne de iyi bir vezirdir ve idare etmek için yumuşaklık ne de güzel bir vezirdir."
21671. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel görüş ilim için ne de güzel vezirdir."

21672. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah aklı yarattı ve o ilk ruhani ya-ratık idi... Daha sonra akıl için yetmiş beş asker karar kıldı. Akıl için karar kıldığı o yetmiş beş asker arasından biri aklın veziri olan iyiliktir, onun karşısında da kötülüğü karar kılmıştır ki ceha-letin veziridir. Diğeri de küfrün düşman olduğu imandır, diğeri ise karşısında inkarın karar kılın-dığı tasdik ve onaylamadır ve di-ğeri ise karşısında ümitsizliğin yer aldığı ümittir."

542. Ko-nu

el-Mizan
Mizan-Ölçü

Bihar, 7/242, 10. Bölüm; el-Mizan
Kenz'ul-Ummal, 14/380, 644; el-Mizan
bak.
et-Ticaret, 432. Bölüm; el-mal, 3757. Bölüm; el-Hulk, 1101. Bölüm
4067. Bölüm
Amellerin Terazileri

Kur'an :
"Tartı kıyamet gününde haktır. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tar-tıları hafif gelenler, ayetleri-mize yaptıkları haksızlıklar-dan ötürü kendilerini mah-vetmiş olanlardır."
"Kıyamet günü doğru te-raziler kurarız; hiç bir kimse hiç bir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. He-sap gören olarak biz yeteriz."
bak. Kehf, 105, Mü'minun, 102, 103, Karia, 6-11

Tefsir
"Tartı kıyamet gününde haktır. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır..."Bu iki ayet (a'raf suresi, 8 ve 9. Ayetler) tartmaktan yani amellerin tartılma-sından veya bizzat insanların ameller açısından tartılmasından söz etmek-tedir. Bu konunun delili ise Allah-u Teala'nın şu sözüdür:

"Kıyamet günü doğru teraziler kura-rız…Hesap gören olarak biz yeteriz."Bu ayet de tartmanın ve değerlendirmenin amellerin hesabının görülmesinin bir kolu olduğuna delalet etmektedir. Bu ayetten daha açığı ise şu ayetlerdir: "O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür." Bu ayet iyi ve kötü amelleri genel anlamda zikretmiş ve bu amellere ağırlığı isnat etmiştir.

Evet, tartmak genelde amel ile il-gilidir, ameli yapan kimseyle ilgili de-ğil. Zira ayeti şerife, iyi veya kötü her amelin ağırlığı olduğunu buyurmak-tadır. Ama "Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı küfredenleredir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlara değer verme-yeceğiz"

ayeti ise batıl olan amellerin -amellerin batıl oluşu konusunu, el-Mizan kitabının ikinci cildinde açıkladık-aslında ağırlığı olmadığına ve sadece batıl olmayan amellerin ağırlığı olduğuna delalet etmektedir. Zira batıl olmayan iyi ve kötü her amelin bir ağırlığı vardır ve o ağırlık sebebiyle de tartılmaktadır.

Ama bu ayetler, iyi veya kötü her iki amelin de bir ağırlığı olduğunu be-yan etmekle birlikte hakikatte bu hu-susta rulatif bir ağırlığı göz önünde bulundurmuştur ve nihayi hüküm verme olayı da bu esas üzere gerçek-leşmektedir. Yani ayetlerin zahiri de iyi amellerin ameller terazisinin ağırlığına sebep olduğunu,

günahların ise ameller terazisinin hafifliğine neden olduğunu bildirmektedir. Yoksa iyi veya kötü her iki amelin de tartıldığı ve ağırlığının belli olduğu, sonra da bu ağırlık esasınca birbiriyle değerlendirildiği, birinin ağırlığının diğerinden üstün gelmesi halinde o esas üzere hükmedildiği, dolayısıyla iyilikler ağır olduğu taktirde cennet hükmünün verildiği,

günahlar ağır geldiğinde ise cehennem ateşi hükmünün verildiği anlamında değildir. Zira böyle bir tartma ameller terazisinin iki kefesinin de eşit olmasının mümkün olduğu farzına dayanmaktadır. Tıpkı biz insanlar arasında yaygın olan terazi, kantar ve benzeri tartma aletleri gibi.

Ama konu böyle değildir. Ayetle-rin zahiri iyi amelin terazinin ağırlı-ğına neden olduğunu, kötü amelin ise terazinin hafiflemesine neden olduğu-nu beyan etmektedir. Nitekim şu ayetin zahiri de bu nükteyi beyan etmektedir: "Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır." Hakeza bir ayette de şöyle buyurmaktadır: "Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık eden-lerdir,

cehennemde temelli-dirler." hakeza şöyle buyurmaktadır: "Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır. Tartıları hafif gelenler ise, onların yeri bir çukurdur. O çukurun ne olduğunu sen bilir misin? O, kızgın bir ateştir." Gördüğünüz gibi bu ayetler, sürekli ağırlığı iyi işlerin bulunduğu terazi kefesine isnat etmektedir, hafifliği ise

günahların ve kötülüklerin kefesine isnat etmektedir. İşte bu yüzden amellerin tartılması ağırlığı ve değerlendirilmesi için başka ölçülerin var olduğu görüşünü teyit etmektedir. Öyle ki eğer ameller iyi olursa, onunla mutabık kalmakta ve tartılmaktadır ve o ölçü terazinin ağırlığıdır. Ama eğer ameller kötü olursa, onunla mutabık kalmamak da tartılmamaktadır ve o da terazinin hafifliğidir. Tıpkı bizim var olan öl-çülerimizle terazilerimiz gibi. Zira bu tartma aletlerinde de bir takım ölçüler vardır. Örneğin bir ağırlık ölçümü bi-rimi olan miskal iki kefeden birine bırakılmakta,

diğer kefesine ise o mal ve cins bırakılmaktadır. Malın ağırlı-ğı o ölçme birimiyle eşit olduğu taktir-de mesele olmamakta, aksi taktirde ise onu bir kenara bırakmak zorun-da kalmaktayız. Burada miskal ha-kikatte malın tartıldığı ölçüdür ve bizzat terazi, kantar ve benzeri şeyler ise miskali veya ağırlık miktarını ölçme birimini belirten bir iş aleti ko-numundadır. Ölçme aleti de aynen böyledir. Yani metre ve benzeri ölçme birimleri, eşyaların uzunluğunu ölç-meye yarayan bir ölçü birimidir. Eğer eşyaların uzunluğu ölçü birimine mu-tabık olursa kabul edilir,

aksi tak-tirde kabul edilmez. O halde ameller-de de bir ölçü birimi varıdır ve o ameller onunla tartılmaktadır. Örneğin namaz için, namazın tartıldığı bir ölçü vardır ve bu ölçü gerçek ve kamil olan namazdır. Hakeza zekat, infak ve benzeri şeyler hususunda da ölçü aynıdır. Sözün ölçüsü tümüyle hak olan ve hiç bir batılın sızamadığı sözdür. Bu esas üzere şu ayet de bu anlamı ifade etmektedir: "Ey iman edenler! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının."

O halde açıkladığımız bu bilgiler ışığında doğru olan görüş şudur ki, "el-veznu yevmeizin el hekku" cümle-sinden maksat, kıyamet günü amelle-rin tartıldığı ölçünün bizzat hak ol-duğudur. Yani amel her ne kadar hak olursa, aynı ölçüde hak ve değer kazanır. İyi amel hakkı kapsadığı hasebiyle de bir ağırlığa sahiptir ve tam aksine günahlar ve kötü ameller de hakkı kapsamadığı ve salt batıl olduğu hasebiyle hiçbir ağırlığa sahip değildir. O halde münezzeh olan Al-lah kıyamet günü amelleri hak ölçü-süyle ölçer ve ameller hakkı kapsadığı ölçüde bir ağırlığa ve ölçüye sebep olur-lar."

21673. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Ameller tartılmayacak mı?" diye soran bir zındıka şöyle buyurmuştur: "Hayır, şüphesiz ameller cisim değildir. Gerçekte o insanların yaptığı şeyin sıfa-tıdır. Ayrıca bir şeyi tartmaya muhtaç olan kimse eşyanın sayısını ağırlığını ve

hafifliğini bilmeyen kimsedir ama Allah için bunların hiç biri örtülü değildir."Zındık şöyle dedi: O halde terazinin anlamı nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Adalet-tir."Zındık şöyle dedi: "O halde kitapta şöyle yazılmıştır: "Her kimin terazisi ağır gelirse" bunun anlamı nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Yani her kimin ameli üstün gelirse... "
21674. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "ve adalet terazilerini kurarız" ayeti hakkında şöyle bu-yurmuştur: "Bu tearzilerden mak-sat Peygamberler ve onların va-sileridir." "

21675. Resulullah (s.a.a), İbn-i Mes'ud'a yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Mes'ud! Defterlerin açıldığı ve rezaletle-rin aşikar olduğu günden kork. Zira Allah-u Teala şöyle buyur-muştur: "Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız."

21676. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah iyi işi dünya ehline kıyamet günü terazilerinde ağır olduğu gibi ağır kılmıştır. Aziz ve celil olan Allah kötülüğü de kıyamet günün terazilerinde hafif olduğu gibi kolay kılmıştır."
21677. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İyi iş kıyamet günün-deki terazilerindeki ağırlık mikta-rınca, dünya ehline ağırdır ve kö-tü iş de terazilerindeki hafifliği miktarınca, dünya ehline hafif-tir."

21678. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şahadet ederiz ki Al-lah'tan başka hiç bir ilah yoktur. Tektir ve O'nun ortağı da yok-tur. Hakeza (Şahadet ederiz ki) Muhammed (s.a.a) onun kulu ve Resulüdür. Bu iki şahadet; sözü yüceltir, ameli yükseltir. Bu ikisi-nin konulduğu terazi hafiflemez, kaldırıldığı terazi da ağır gel-mez."

21679. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü oldu-ğunda Allah Adem'e şöyle buyu-rur: "Terazinin yanında dur ve sana doğru yükselen amellere bir bak, iyilikleri zerre miktarınca kötülüklerine ağır gelen kimsele-re cennet vardır. Böylece bil ki ben onlardan hiç kimseyi haksız yere ve zulüm üzere cehenneme asla götürmem."

21680. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü kul ge-tirilir, iyi işleri terazinin bir kefe-sine konur, günahları ise diğer kefesine. Bu esnada günahlar ke-fesi ağırlık eder. Böylece bir sayfa getirilir ve iyilikler kefesine konur. Neticede bu kefe ağır olur ve şöyle arzeder: "Ey rab-bim! Bu sayfa nedir? Ben gece veya gündüz yaptığım her amel-lerle karşılaştım."Şöyle buyuru-lur: "Bu senin hakkında söylenen ama senin ondan münezzeh olduğun şeydir."Böylece kul kur-tuluşa erer."
bak. el-Gıybet, 3133. Bölüm, 15497. Hadis,

4068. Bölüm
Kendilerine Terazilerin Kurulmadığı Kimse

Kur'an :
"Bunlar, Rablerinin ayetle-rini ve O'na kavuşmayı küf-redenleredir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlara değer vermeyece-ğiz."
21681. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s), Said b. Museyyib'e öğüt vermiş, daha sonra Allah'ın Kur'an'da günahkar-lar ile isyankarlar hakkındaki sözü-ne geri dönmüş ve şöyle buyurmuştur: "Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz zalimlerdik" derler.

"Ey halk! Eğer Allah'ın bu ayetteki maksadının müşrikler olduğunu söylerseniz, bu nasıl mümkün olabilir? Oysa Allah şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiç bir kimse hiç bir haksızlı-ğa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz."Ey Allah'ın kulları! Biliniz ki müşrikler için terazi kurulmaz, amel sayfaları açılmaz. Hakikatte amel defterleri müs-lümanlar için açılır."
Bak. 94. konu, el-Hubt, el-Hesab, 843 ve 842. bölümler

543. Ko-nu

el-Vesve-se
Vesve-se
Bihar, 72/123, 100. Bölüm; el-Vesvese ve Hadis'un-Nefs
Bihar, 95/136, 98. Bölüm; ed-Dua li def'il-Vesvas'iş-Şeytan
Kenz'ul-Ummal, 1/244, 298; fi Şeytan ve vesvesatihi
el-Müheccet'ül-Beyza, 5/47; Me'ne'l-Vesvese ve Sebeb-u Galebati-hi
bak.
276. Konu, eş-Şek; 267. Konu, eş-Şeytan; er-Riya, 1418. Bölüm
4069. Bölüm
İnançlarda Vesvese

Kur'an :
"And olsun ki insanı biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; biz ona şah damarından daha yakı-nız."
"De ki: "İnsanlardan ve cinlerden olan ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların ilahı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığını-rım."

21682. Resulullah (s.a.a) kendisine, "Bazen insanın zihnine öyle şeyler ge-liyor ki eğer insan gökten yere düşe-cek, göğün ortasında kuşlar kendisini kapacak olursa bu onun için zihnin-den geçen şeyleri dile getirmekten daha sevimlidir" diye sorulunca şöyle bu-yurmuştur: "Bu salt imandır veya apaçık b ir imandır."

21683. Resulullah (s.a.a) ashabın-dan birinin, "(bazen) göğüslerimizde şeytanın vesvesesini görmekteyiz ki bizden biri süreyya yıldızına düşecek olursa bu kendisi için o vesveseyi dile getirmekten daha sevimlidir" diye ar-zetmesi üzerine şöyle buyurmuştur: "Gerçekten böyle bir duyguya (izhar etme korkusuna) kapılıyor musunuz?" Onlar şöyle arzetti-ler: "Evet" Bunun üzerine Pey-gamber şöyle buyurdu: "Bu halis imandır. Şeytan bu şeylerden daha büyük şeylerle kulu saptır-maya çalışır. Kul onun tehlike-sinden korunursa bu tür vesve-selere kapılır."

21684. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir şahıs Peygambe-rin (s.a.a) huzuruna geldi ve şöy-le arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Helak oldum" Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "O aşağılık şeytan senin yanına geldi ve şöyle dedi: "Kim seni yarattı?" Ve sen şöyle dedin: "Allah" o şöyle dedi: "Allah'ı kim yarattı?" O şahıs şöyle arzetti: "Evet! Seni hak üzere gönderene yemin ol-sun ki buyurduğunuz gibi-dir."Peygamber (s.a.a) şöyle bu-yurdu: "Allah'a yemin olsun ki bu halis imandır."

İbn-i Ebi Umeyr şöyle diyor: "Ben bu hadisi Abdurrahman b. Haccac'a söyledim, o şöyle dedi: "Babam bana İmam Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğunu söyledi: "Resulullah'ın "Allah'a yemin olsun ki bu halis imandır" diye buyurmasındaki bu maksadı, in-sanın zihninde bu düşüncelerin geçmesiyle helak olmaktan korkmasıdır."

21685. İmam Bakır (a.s), kendisine zihninden geçen vesveseleri şikayette bulunan birisinin yazdığı mektuba cevaben şöyle yazmıştır: "Eğer aziz ve celil olan Allah isterse, seni inancında sabit kılar, şeytanın etkileme yolunu kapatır. Peygamber'e (s.a.a) de bir grup, "zihni vesveselerinden şikayette bulundular. Onlar bu vesvelerin kendilerini uzak yerlere savur-masını veya parça parça olmala-rını, o şeyleri ifade etmekten da-ha çok seviyorlardı,

ama Resu-lullah (s.a.a) onlara şöyle buyur-du: Kendi içinizde böyle bir duyguya kapılıyor musunuz? Onlar: "Evet" deyince Resulul-lah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Canım elinde olana yemin olsun ki o halis imandır. Bu vesvelerle karşı karşıya kaldığınızda şöyle deyi-niz: "Amenna billah ve resulihi vela hevle vela kuvvete illa bil-lah" (Allah'a ve resulüne iman ettik ve Allah'tan başka bir güç ve kuvvet yoktur.)"

21686. Resulullah (s.a.a), kendisine gelip, "Ben nifaka düçar oldum" di-yen birisine şöyle buyurmuştur: "Al-lah'a yemin olsun ki sen münafık değilsin, eğer münafık olsaydın, benim yanıma gelip beni du-rumdan haberdar kılmazdım. Seni hangi şey şüpheye düşür-müştür? Zannediyorum ki o (heryerde) hazır düşman senin yanına gelip sana şöyle demiştir:

"Seni kim yaratmıştır?" Ve sen de şöyle dedin: "Beni Allah ya-ratmıştır."O sana şöyle dedi: "Allah'ı kim yaratmıştır?" O şöy-le arzetti: "Evet, seni hak üzere göndere yemin olsun ki aynı de-diğin gibidir."Peygamber şöyle buyurdu: "Şeytan amelleriniz ve yaptıklarınız yoluyla yanınıza ge-lip sizlere üstün gelememiştir. Şimdi de bu (inançlar) yoluyla yanınıza gelip sizin ayağınızı kaydırmaya çalışmaktadır.

Sizden biri böyle bir duruma geldiğinde, Allah'ın birliğini hatırlasın."
21687. İmam Ali (a.s), meleklerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Vesveseler, aralarında amacına erememiştir ki, kötülüğünü onla-rın düşüncesi üzerinde deneye-bilsin."
bak. el-Me'rifet (3), 2632, 2652. Bölümler

4070. Bölüm
Abdest ve Namazda Vesveseden Sakınmak

21688. İmam Sadık (a.s) akıllı ol-duğunu iddia ettiği halde abdest ve namazında vesveseye duçar olan birini anan Abdullah bin Sinan'a şöyle buyurmuştur: "Aklı olduğu için mi şeytanın emrine itaat ediyor." Ben (ravi) şöyle arzettim: "Nasıl şeytana itaat ediyor?" İmam şöyle buyurdu: "Ona düçar olduğu vesvesenin kimden olduğunu bir sor. Şüphesiz ki sana şeytanın işidir" diyecektir."

21689. İmam Sadık (a.s) kendisine namazın rekaat sayısı hakkında çok şüpheye düşen kaç rekaat kaldığını bilmeyen kimse hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Namazını iade etmelidir."Biz (Zürare ve Ebu Basir) şöyle arzettik: "Çok şüphe etmektedir her ne kadar da iade etse de yine de şüpheye kapıl-maktadır."İmam şöyle buyurdu: "Şüphesine itina etmemelidir (ve namazına devam etmelidir.) imam daha sonra şöyle buyurdu:

"Namazını yarıda kesmekle aşa-ğılık şeytanı kendinize alıştırma-yın. Bu iş onu tamaha düşürür. Zira şeytan aşağılıktır ve adet et-tirildiği şeye adet edinir. O halde sizden her biriniz şüphesine aldı-rış etmemeli ve namazını çok kesmemelidir. Çünkü birkaç defa şüphesine itina etmediği taktirde artık şüpheye kapılmaya-caktır."Zürare şöyle diyor: "İmam dada sonra şöyle buyur-du: "Aşağılık şeytan kendisine it-aat edilmesini ister bu yüzden eğer isyan edilirse artık sizden birinin yanına gelmez."

4071. Bölüm
Vesvesenin İlacı

Kur'an :
"De ki: "Rabbim! Şeytan-ların kışkırtmalarından sana sığınırım.""Rabbim! Yanım-da bulunmalarından da sana sığınırım."
"Rahman olan Allah'ı an-mayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz."
21690. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Vesvese edenin ku-şun gagasına benzer bir gagası vardır. İnsan gaflete düşünce o gagasını insanın kalp kulağına dayar ve vesvese eder. Bu esnada eğer insan aziz ve celil olan Allah'ı hatırlarsa, vesvese yok olur ve uzaklaşır. Bu yüzden de şeytana vesvas demişlerdir."

21691. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şeytanın köpeğin burnuna benzer bir burnu vardır ve onu insanın kalbinin üzerine koyar. Ona şehvetleri, lezzetleri hatırlatır, arzular yanına gelir ve kalbine vesvese eder. Böylece onu rabbi hakkında şüpheye dü-şürmeye çalışır. Eğer bu esnada kul, "Euzubillah'is-Semi'il Alim mineşşeytanirracim ve euzu bil-lah en yehzuruni, innallahe huve semiul alim" (Taşlanmış şeytan-dan duyan ve bilen Allah'a sığı-nırım! Yanımda bulunmaların-dan da Allah'a sığınırım. Şüphe-siz Allah bilen ve işitendir) derse şeytan burnunu onun kalbinin üzerinden kaldırır."

21692. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim kendisinden böyle bir vesvese görürse, üç de-fa şöyle desin: "Amentu billah ve resulihi (Allah'a ve Resulüne iman ettim."Böylece vesvese or-tadan kalkar."
21693. İmam Sadık (a.s) fazla ves-vese hakkında sorulunca şöyle buyur-muştur: "Sakıncası yoktur (aldır-ma) ve şöyle de: "lailahe İllallah" (Allah'tan başka ilah yoktur.)"

21694. İmam Sadık (a.s), aynı so-ruya cevap olarak Cemil b. Derrac'a şöyle buyurmuştur: "De ki: La ilahe illallah" Cemil şöyle diyor: "Kal-bime bir şey geldiğinde, "la ilahe illallah" diyordum. O şey kal-bimden dışarı çıkıyordu."
21695. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her ay üç gün -(ayın ilk perşembe günü, ayın son Perşembe günü, ortasındaki çar-şamba günü- ve Şaban orucunu tutmak göğsün vesvesesini ve kalbin perişanlığını ortadan kal-dırır."

21696. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ramazan ayının ve her ay tutulan üç gün oruç gö-ğüsten vesveseleri kaldırır."
21697. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biz Ehl-i Beyt'i zik-retmek her tatsızlığın, hastalığın ve şüpheye düşürücü şeyin şifa-sıdır."
21698. Resulullah (s.a.a) vesveseye düşen, muhtaç, borçlu ve ailesi olan birisine şöyle buyurmuştur: "Şu cümleleri tekrarla: "Tevekkeltu ala'l hayyil lezi la yemut vel hamdu lillahillezi lem yettehiz sahibeten vela veleden ve lem yekun lehu şerikun fil mulk ve lem yekun lehu veliyyun min'ez zulli ve kebbirhu tekbira"

(öl-meyen ve diri olan Allah'a sığını-rım, bir arkadaş ve çocuk edin-meyen Allah'a hamd olsun, onun mülkünde ortağı yoktur onun acizlikten dolayı bir dostu da yoktur, Allah'ı büyük say.) Çok geçmeden o şahıs Peygamber'e (s.a.a) geri döndü ve şöyle dedi: "Ey Resulullah! Allah göğsümün vesvesesini ortadan kaldırdı, borcumu eda etti, rızkımı genişletti."
bak. Ez-Zikr, 1340. Bölüm, eş-Şeytan, 2019. Bölüm, el-Vesvese, 4070. Bölüm

4072. Bölüm
Allah'ın Vesveseyi Af-fetmesi

21699. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah, dile veya amel aşamasına getirmedikçe ümme-timin zihni şüphelerini ve vesve-selerini affetmiştir."
21700. Fıkh'ur-Rıza'da (a.s) şöyle yer almıştır: "Rivayet ediyorum ki Alim'den (a.s) nefsin hadisi (in-sanın zihninden geçen düşünce ve fikirler) sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Zihninden bu tür düşünceler geçmeyen kimdir?. ."
Hakeza Resulullah'tan şöyle buyurduğunu rivayet ediyorum: "Allah Tebareke ve Teala üm-metimin göğüslerindeki vesvese-leri görmezlikten gelmiştir."

Hakeza Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorum: "Allah inanç haline dönüşmediği müddetçe ümmetimin zihninden geçenleri affetmiştir."
21701. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dokuz şeyin sorum-luluğu ümmetimden kaldırılmış-tır: Hata, unutkanlık, bilmedikle-ri şey, yapamadıkları şey, mecbur kaldıkları şey, zorla mecbur bı-rakıldıkları şey, kötüye yorum-lama, yaratılış hakkındaki düşün-cede vesvese, dil veya elle aşikar olmadığı taktirde haset."

21702. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kalbin vesvası vardır, o halde bu vesvas kalbin perdesini yırtıp dile getirilince, kul bu sebeple sorguya çekilir. Ama eğer kalbin perdesini yırt-maz ve dil onu ifade etmezse, bir günah işlemiş sayılmaz."
bak. et-Teklif, 3508. Bölüm

544. Ko-nu

el-Muva-sat
Yardımlaşmak

Bihar, 74/390, 28. Bölüm; et-Terahim ve'l-Muvasat
Vesail'uş-Şia, 8/414, 14. Bö-lüm; İstihbab'ul-Muvasat'il-İhvan
bak.
1. Konu, el-İsar; ez-Zikr, 1342. Bölüm; Hadis, 6454, 6454. Bölümler; ez-Zekat, 1586. Bölüm

4073. Bölüm
Yardımlaşmak

21703. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yardımlaşmak en üs-tün işlerdendir."
21704. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Senin kardeşin, zor-luklarındaki ortağındır."
21705. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En iyi ihsan kardeşle-rin dertlerini paylaşmaktır."
21706. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşlik yardımlaş-mak gibi başka bir şeyle korun-mamıştır."
21707. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dostlarla yardımlaş-mak soy yüceliğindendir."

21708. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sana malıyla yardım etmeyeni dost sayma."
21709. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dini kardeşlerle dert ortağı olmak rızkı artırır."
21710. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşlerinin en iyisi malıyla sana yardım edendir. Ondan daha iyisi de seni diğerle-rinden ihtiyaçsız kılandır."

21711. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşlerinize yar-dım etmekle Allah-u Teala'ya yakınlaşın."
21712. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fakire yardım eden ve insanlara insaflı davranan kimse gerçek mümindir."
21713. İmam Kazım (a.s) Cafer bin Muhammed bin Asimiyy'e şöyle buyurmuştur:

"Ey Asım! Birbiri-nizle ilişki kurma ve yardımlaş-ma hususunda nasıl davranıyor-sunuz?" ben (Cafer bin Mu-hammed bin Asimi) şöyle arzet-tim. "Bir kişinin olması mümkün olabilecek en üstün şekliyle" İmam şöyle buyurdu: "Sizden biri fakirlik anında kardeşinin dükkanına veya evine gidip para kesesini çıkarıp ihtiyacı olanı al-dığı halde kardeşi kendisine iti-raz etmez mi?" Asım şöyle ar-zetti: "Hayır" imam şöyle bu-yurdu: "O halde birbirinizle ilişki hususunda benim istediğim şey üzere değilsiniz."

Bak. El-Eh,59. Bölüm, 301. hadis
21714. İmam Bakır (a.s), Vessa-fi'ye şöyle buyurmuştur: "De baka-yım, sizin aranızda birinin (rida-sı) elbisesi olmadığında kardeşle-rinden biri sahip olduğu elbiseyi ona verir mi?" Vessafi şöyle di-yor: "Ben şöyle arzettim: "Ha-yır" İmam şöyle buyurdu: "Eğer kardeşinin bir giyeceği olmazsa kardeşlerinden biri elbise sahibi olması için kendi elbisesinden birini ona verir mi? O şöyle di-yor: "Ben şöyle arzettim: "Ha-yır" Vessafi şöyle diyor: "İmam elleriyle dizine vurdu ve şöyle dedi: "Onlar kardeş değiller-dir."

21715. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uhud savaşında müs-lümanlar Resulullah'ın (s.a.a) et-rafından dağıldılar, Peygamber de bunun üzerine çok öfkelen-di... Bu esnada, gözü kenarında bulunan Ali'ye ilişti ve şöyle de-di: "Sen de Allah Resulü'nün et-rafından dağılan kimseler ile bir-likte babanın çocuklarına ka-tıl."Ali (a.s) şöyle arzetti:

"Ey Allah'ın Resulü! Ben size uyuyuyorum."Peygamber şöyle buyurdu: "O halde bunların kötülüğünü benden uzaklaştır."Ali (a.s) saldırdı ve karşılaştığı ilk kimseye bir darbe indirdi. Cebrail şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! İşte bu yardımlaşmadır." "


21716. İmam Ali (a.s), insanların kendi sözünü kabullenmesi için fazi-letlerini sıraladığı bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in as-habından olup O'nu ve dinini koruyanlar, benim bir an bile Al-lah'ın ve Resulünün emrini red-detmediğimi bilirler. Cesur yiğit-lerin dayanamayıp geriledikleri tehlikeli anlarda bile, Allah'ın bana ihsan ettiği cesaretle canımı yoluna koydum."

21717. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şiilerimizi namaz va-kitlerini gözetlemekte, sırlarımızı düşmanlardan gizlemekte ve mallarıyla kardeşlerinin elini tutmada deneyin."
21718. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şu iki özellik her kimde olmazsa ondan uzak dur, uzak dur, uzak dur!" Kendisine, "O iki halet nedir?" diye soru-lunca da şöyle buyurmuştur: "Namazı vaktinde kılma, namaz hususunda dikkatli olmak ve (kardeşlere) yardımcı olmak."