Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3994.Bölüm Hicretten Sonra Taarrub'un Anlamı


21083. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hicretten sonra mütaarrib olan kimse (küfür di-yarına dönen kimse) Ehl-i Beyt'in velayetini tanıdıktan sonra onu terkeden kimsedir."

21084. İmam Sadık (a.s), kendisi-ne, "Ben şirk toprağına yolculuk ettim, ama yanımızda olan biri şöyle diyor: "Eğer orada ölürsen müşrikler-le haşr olursun" diye soran Hammad Semderi'ye şöyle buyurmuştur: "Ey Hammad! Orada yaşadığın za-man bizim işimizden (velayeti-mizden) söz ediyor musun ve ona davette bulunuyor musun?" Hammad şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Evet" İmam şöyle buyurdu: "Bu İslam şehirlerinde yaşadığın zaman da bizi anıyor ve ona davet ediyor musun?" Hammad şöyle diyor: "Ben şöyle dedim: "Hayır" İmam şöyle bu-yurdu: "Eğer o topraklarda ölür-sen, kendin tek başına bir ümmet gibi haşrolursun ve nurun senin önünden hareket eder."

21085. İmam Ali (a.s), Kasıa hut-besinde şöyle buyurmuştur: "Bilin ki hicretten sonra çöl Arapları ha-line geldiniz, birbirinizi sevip dost olduktan sonra hiziplere dağılıp darmadağın oldunuz. Siz İslam'dan, isimden başka hiç bir şeye sahip değilsiniz. İmandan onun şeklinden başka bir şey tanımıyorsunuz. Cehenneme evet, utanca hayır diyorsunuz. Sanki Al-lah'ın hürmetlerini çiğneyerek ve Allah'ın yeryüzünde kanunlarına sınır kılıp yarattıkları arasında güvenliği sağlamak üzere sizden aldığı ahdini bozarak İslam'ı baş aşağı çevirmek istiyorsunuz."

531. Ko-nu

el-Hicran
Küs-mek-Darıl-mak

Bihar, 75/184, 60. bölüm; el-Hicran
Kenz'ul-Ummal, 9/32; Mah-zurat'us-Suhbet
Vesail'uş-Şia, 8/584, 144. bö-lüm; Tahrim-u Hicran'il-Mümin bi Gayri Mucib
bak.
145. konu, el-İhtilaf; el-Eh, 44 ve 45. bölümler; el-Amel (2), 2957. bölüm
3995. Bölüm
Küsmek-Darılmak

Kur'an:
"Babası: "Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz çe-virmek mi istiyorsun? Bun-dan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git" dedi."
21086. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müslümanın karde-şiyle küsmesi kanını dökmesi gibidir."
21087. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir yıl kardeşine kü-sen kimsenin, bu işi tıpkı onun kanını dökmesi gibidir."

21088. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İrtibat ve uyum için-de olunuz. Küsmekten ve darıl-maktan sakınınız."
21089. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey Ebuzer! Kardeşinle küsmekten sakın. Zira küskün bulunduğu taktirde ameli kabul edilmez."
21090. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki Müslüman birbiriyle küstüğü müddetçe iblis sevinir. Birbiriyle barışıp görüştüğü zaman ise dizleri birbirine çarpar, bağları çözülür ve şöyle feryat eder: "Eyvahlar olsun bana! Helak oldum!"
21091. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şeytan Arap yarımadasında namaz kılanların kendi-sine tapmasından ümidini kes-miştir. Ama onları birbirinin canına düşürmeyi ümit etmektedir."

21092. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şeytan sürekli mü-minlerin arasına düşmanlık salar ve onlardan biri dininden dö-nünceye kadar da bu işini devam ettirir. Bu işini yaptıkları taktirde ise sırt üstü uzanır, istirahat eder ve şöyle der: "Başarılı oldum." Böylece Allah, dostlarımızdan iki kişinin arasını kaynaştıran kimseye rahmet etsin. Ey müminler cemaati! Biribirinizle ülfet edinin ve birbirinize karşı merhametli olun. "

21093. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Birbirinden küserek ayrılan iki kişiden birisi (Allah ve Resulünden) beri olmak ve lanet ile ayrılır. Bazen de her ikisi buna layık olur." Muattap şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Allah beni sana feda etsin zalim neyse de, ama mazlum neden?" İmam (a.s) şöyle buyurdu: Çünkü o da kardeşini barışmaya davet etmiyor sözünü görmezlikten gelmiyor. Ben babamın şöyle buyurduğunu işittim:

"İki kişi birbiriyle çekiştiğinde biri diğerine üstün gelince hakkına zulmedilen kimse diğerinin yanına gitmeli ve ona şöyle demelidir: "Ey kardeş! Zalim (ve suçlu) benim" böylece onlar arasındaki ayrılık sona erer zira Allah Tebarek ve Teala adil bir hakimdir. Mazlumun hakkını zalimden mutlaka alır."
21094. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Pazartesi ve Perşem-be günleri ameller (Allah'ın hu-zuruna) arzedilir. Mağfiret dile-yen kimse bağışlanır, tövbe eden kimsenin tövbesi kabul olur, kin besleyenlerin ameli ise tövbe edinceye kadar kinleriyle birlikte geri çevrilir."

21095. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Şaban ayının orta gecesinde bütün yaratıkları-na bakar, müşrik veya kinli düş-man dışında bütün yaratıklarını bağışlar."
21096. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Şaban ayının orta gecesin-de, yaratıklarına bakar ve şu iki kişi dışında tüm kullarını bağış-lar: Kinli düşman ve bir kimseyi öldüren kimse."

21097. İmam Rıza (a.s), babala-rından şöyle nakletmiştir: "Rama-zan ayının ilk gecesinde isyankar Şeytan zincirlere bağlanır ve her gece yetmiş bin kişi bağışlanır. Aziz ve celil olan Allah kadir gecesi gelince, birisiyle kardeşi-nin arasında düşmanlık ve kin olan kimse dışında, Recep, Şaban ve Ramazan ayından o güne (Kadir gecesine) kadar bağışladı-ğı kimseler sayısınca bağışlar. Nitekim aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Bunları barışıncaya kadar bırakın."

3996. Bölüm
Kardeşiyle Üç Günden Fazla Küsülü Durmaktan Sakınmak

21098. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç günden fazla küsmek doğru değildir."
21099. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç günden sonra küsmek caiz değildir."
21100. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin üç günden sonra kardeşiyle küsmesi caiz değildir."
21101. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Birbirinizden kop-mayınız, birbirinize sırt çevirme-yiniz, birbirinize düşman kesil-meyiniz, birbirinize karşı haset etmeyiniz ve birbirinizle, ey Al-lah'ın kulları kardeş olunuz. Hiçbir müslümana kardeşiyle üç günden fazla küsülü durması caiz değildir."

21102. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir mümin için üç günden fazla küs durması caiz değildir. Üç günden sonra onu görmeye gitmeli ve ona selam vermelidir. Eğer selamına cevap verirse her ikisi de sevaba ortaktır. Eğer selama cevap vermezse o günahkardır. Selam eden kimse ise küskünlük haletinden dışarı çıkmıştır."

21103. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç günden fazla kü-sülü durmak caiz değildir. O halde eğer birbiriyle karşılaşır, onlardan biri selam verir, diğeri de selamına cevap verirse, her ikisi de sevapta ortaktır. Ama eğer cevap vermezse, selam ve-ren kimse günahtan beridir, di-ğeri ise günahkardır."

21104. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Birbirinize sırt çevirmeyiniz ve birbirinizden kopmayınız. Ey Allah'ın kulları! Birbirinizle kardeş olunuz. İki müminin birbirine küsmesi üç gündür. Eğer birbiriyle (üç günden sonra) konuşmazlarsa aziz ve celil olan Allah da birbiriyle konu-şuncaya kadar o ikisinden yüz çevirir."

21105. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İslam'a giren iki kimse, birbiriyle küsünce, onlardan biri çıktığı şeye geri dönünceye kadar İslam'dan çıkar ve onun geri dönüşü ise, diğerinin yanına gidip ona selam vermesidir."
21106. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer iki kimse İs-lam'a girer sonra birbirine küser-se, geri dönünceye kadar onlar-dan biri İslam'dan çıkmış olur, yani kusurlu olan kimse"

21107. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Birbiriyle iki gün küs duran iki müminden üçüncü gün ben beri olurum" kendisine şöyle arzedildi: "Ey İbn-i Resulillah! Zalim ve suçlu olan kimse için doğru da mazlum için neden?" İmam şöyle buyurdu: "Zira o mazlum da suçlu kimsenin yanına gidip barışmak için: "Ben suçluyum" demez."

21108. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Birbirine küsen üç gün küsülü duran ve barışmayan iki mümin de İslam'dan dışarı çıkmıştır. Onlar arasında hiç bir dini bağ kalmaz. Onlardan her kim kardeşiyle daha önce konuşursa hesapların görüldüğü gün daha önce cennete girer."

21109. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir müslümana üç günden fazla kardeşiyle küsülü durması ve birbiriyle karşılaşınca her birinin diğerinden yüz çe-virmesi caiz değildir. Bu ikisin-den en iyisi ise önce selam veren kimsedir."
21110. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir müslümana üç günden fazla birbiriyle ilişkisini kesmesi caiz değildir. Zira üç günden fazla ilişkilerini keserse asla cennette bir araya gelmezler. Onlardan hangisi daha çabuk diğeriyle ilişki kurarsa günahları temizlenir. Eğer ona selam verir, o da cevabını vermez ve selamını kabullenmezse, onun cevabını melek, diğerinin cevabını ise şeytan verir."

532. Ko-nu

el-Hida-yet
Hida-yet

Bihar, 2/1, 8. bölüm; Sevab'ul-Hidayet ve Zemm'ul-İzlal
Bihar, 5/162, 7. bölüm; el-Hidayet ve'l-İzlal ve't-Tevfik ve'l-Hezelan

bak.
39. konu, el-Basiret; 314. ko-nu, ez-Zalalet; 526. konu, en-Nur; 446. konu, et-Taklit; el-Eh, 57. bölüm; el-Emsal, 3602. bölüm; el-Harb, 760. bölüm; el-İlm, 2854, 2855 ve 2904. bölümler; el-ediyye, 4011. bölüm

3997. Bölüm
Allah'ın Genel Hidayeti

Kur'an:
"Mûsa: "Rabbimiz, her şe-ye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi."
"Allah göklerin ve yerin nurudur."

Tefsir
Allah-u Teala'nın, "Musa: "Rabbimiz her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi." ayeti-nin akışından -bu ayet Firavun'un "Ey Musa! Rabbiniz kimdir?" sorusuna cevap oalrak söylenmiştir- anlaşıldığı üzere, "helkehu" kelimesi ism-i masdar anlamındadır. Zamiri ise "şey" kelimesine dönmektedir.

O halde ondan maksat, herşeyin özel varlığıdır.
Hidayet ise herşeyin maksadına ulaştıran yolunu kendisine göstermeniz veya o şeyi hedefine ulaştırmanızdır. Elbette her iki mana da haki-katte bir tek anlam ifade etmektedir ve o da şudur: "Bir şeyi bir şekilde maksadına ve hedefine ulaştırmak-tır." Dolayısıyla o şeyi bizzat hedefine ulaştırmak veya o şeyi kendisini hedefine ulaştıracak bir yolda karar kılmaktır.

Bu ayette hidayet kavramı mutlak olarak yer almıştır ve hidayet edilmişten ve de hidayet edildiği hedeften söz edilmemiştir. O halde anlaşıl-dığı üzere maksat herşeyin daha önce de denildiği gibi maksadına ve hedefine hidayet edilmesidir. Buradaki hedef ise varlığının irtibatlı olduğu kendisiyle sonuçlandığı ve üzerinde yaratıldığı hedef ve gayettir ve onu o şeye doğru hareket ettirmektir. Bütün bu algılamalar, bu cümlenin ve ayetin kısımlarının birbiriyle olan münasebetinden elde edilmektedir.

O halde ayetin anlamı şöyledir: "Allah her varlığın arasında, varlı-ğında karar kıldığı güç ve vasıtalar sebebiyle kendisini, varlığının nihaye-tine eriştiren etkilerle birlikte bir ilişki kurmuştur. Örneğin insanın cenini -ki insan suretinde şekillenmiş bir nutfedir- kendi içinde can ve cisminde kemale ulaştıran ve kamil bir insan şekline dönüştüren etki ve fillerle uyumlu bir takım araçlar ve gereçlerle mücehhez kılmıştır. O halde insanın nutfesine, içindeki kabiliyetlerle birlikte özel yaratılışı yani insani özel varlığı verilmiştir.

O halde onda karar kılınan güç ve vasıtalar vesilesiyle insani varlığının nihayeti ve bu türlere özgü nihayi kemali olan hede-fine doğru hidayet ve hareket ettirilmiştir.
İşte buradan "heda" kelimesinin, "e'te kulli şeyin helkehu" cümlesinden "sümme" kelimesi vesilesiyle atfedili-şinin anlamı da ortaya çıkmaktadır. Zira bir şeyin seyir ve hareketini vücudundan sonraki mertebede karar kılmıştır ve cismani varlıklardaki bu erteleme, tedrici bir zamansal ertele-medir.

Hakeza açıklığa kavuştuğu gibi hidayetten maksat da bütün eşyayı kapsayan genel bir hidayettir, insan-lara özgü olan hidayet değildir ve bu insanların özel hidayetinin anlamını tahlil etmekten ve özelliklerini orta-dan kaldırma yoluyla genelleştirmek-ten elde edilmektedir. Zira insanın hidayeti, gerçekte hedefine ulaştırma yolunu göstermek iledir ve yol da hedefi olan bir varlığı hedefine ulaştı-ran ve ilişkilendiren şeydir.

O halde kendisini bir şeye bağlayan veya o yöne doğru hareket ettiren techizatlar-la mücehhez kılınan her varlık, ha-kikatte o şeye doğru hidayet edilmiştir. O halde bu itibarla her varlık iradesine verilen imkan ve techizatla, kemaline doğru hidayete erdirilmiştir ve hidayet eden kimse ise münezzeh olan Allah'tır.

O halde eşyada var olan fiil ve infial (etki ve tepki) düze-ni -veya deyiniz ki her varlığa özgü tikel düzeni ve bütün tikel düzenleri kapsayan genel düzeni parçalarının birbiriyle ilişkisi ve eşyanın bir parça-dan diğer paraçaya intikali mülaha-zasıyla kapsamaktadır- Allah-u Teala'nın hidayetinin apaçık örneği-dir. Bu da başka bir bakışla Allah'ın tedbirinin örneğidir ve bildiğiniz gibi tedbir de hilkat ve yaratılışla sonuçlanmaktadır. Yani varlıkların tedbirinin sonuçlandığı ve isnat edildi-ği varlıklara, varlık veren zattır. O halde vücut ve varlıkta var olan her varlık ve sıfat onunla sona ermektedir ve onun varlığıyla ayaktadır.

O halde açıklığa kavuştuğu gibi söz konusu cümle yani, "ellezi e'ta kulle şeyin helkehu, summe heda" ayeti her varlığın rabbinin Allah-u Teala olduğunun apaçık bir dellidir. Ondan başka bir rab yoktur. Zira varlıkların yaratılışı ve icadı Allah'ın bu eşyanın vücudunun maliki olması-nı gerektirmektedir. Çünkü varlıklar onun vesilesiyle ayaktadır ve hem de işlerinin tedbirinin malikidir.

Buradan da açıklığa kavuştuğu gibi ayeti şerife doğal bir düzene sa-hiptir. Ayetin akışı da makamın gerektirdiği şekilde ifade edilmiştir. Çünkü makam tevhite davet ve Allah Resulüne itaat makamıdır. Zira Firavun Musa'nın (a.s) davet edici sözlerini işittikten sonra tepki göstermiştir. O Allah-u Teala'nın rabbi olduğundan gaflet etmiş ve Musa ve Harun'un sözlerini onların kendi rablerine davet etmesi anlamında algılamıştır. Bu yüzden de şöyle sormuştur: "Sizin ikinizin rabbi kimdir?" Böyle bir soruya şöyle cevap verilmeliydi.

Rabbimiz alemlerin rabbidir." Böylece Allah'ın rububiyeti hem kendilerine hem de Firavun ve başkalarına şamil olacak-tı. Lakin Firavun'a cevap olarak bundan daha açık ve güzel bir cevap verildi. Bu yüzden şöyle dediler: "Rabbimiz herşeye yartılışını veren, sonra onu hidayet edendir." O halde "Rabbimiz bütün varlıkların rabbidir" diye cevap verilmekten başka bu iddianın delilini de ortaya koydu. Ama eğer "rabbimiz alemlerin rabbidir" denilecek olsaydı, sadece iddia edilen şey beyan edilmiş olacak ve burhan ifade edilmeyecektir. Dikkat etmelisin.

Bu ayette görüldüğü gibi sadece varlıkların hidayeti ispat edilmiş, onların tedbiri ve idaresinden söz edilmemiştir. Oysa işaret edildiği gibi her iki konunun ünvanı da birdir. Onun da sebebi makamın davet ve hidayet makamı oluşudur. Allah'ın genel hidayetinin ise böyle bir makamla münasebeti çoktur."
21111. İmam Rıza (a.s), Allah-u Teala'nın, "Allah göklerin ve yerin nurudur" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani göklerin ve yerin ehlinin hidayetçisidir."

21112. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey doğru düzgün yaratıl-mış mahluk! Kat kat perdelerin arka-sında, rahimlerin karanlığında inşa edilip korunan yaratık!.. Sonra konul-duğun yerden hiç görmediğin, menfa-atlerini elde etmenin yolunu bilmediğin aleme çıkarıldın. Annenin memesinden beslenmeyi kim öğretti? İhtiyaçlarını arayacağın, isteyeceğin yerleri kim tarif etti?"

3998. Bölüm
İnsanın Hidayeti: Ge-nel Hidayet

Kur'an:
"Şüphesiz ona yol göster-dik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük."
"Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?"
21113. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün stok hida-yettir."
21114. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın hidayeti en güzel hidayettir."
21115. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hidayet ile basiret çoğalır."
21116. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sloganın hidayet olmalıdır."

21117. İmam Sadık (a.s) aziz ve celil olan Allah'ın, "Şüphesiz ona yol gösterdik" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani biz ona yolu tanıtırız. Böylece ya o yola koyulur veya o yolu terk eder."
21118. İmam Sadık (a.s), hakeza bu ayet hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala insana yol gös-terdi, tanıttı. İnsan ya onu takip etmekte ki bu taktirde şükredici-dir veya onu terk etmektedir ki bu durumda da nankördür."
21119. İmam Sadık (a.s), hakeza "Biz ona iki yoluda göster-medik mi?" bu ayet hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani hayır ve kötülük yolunu."

21120. İmam Sadık (a.s), "ve bi-liniz ki Allah insan ile kalbi arasına girmektedir" ayeti hak-kında şöyle buyurmuştur: "Onunla batılı hak bilmesinin arasına engel olmaktadır."
21121. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gerçekten sizler görücü olursanız, sizleri görücü kıldılar; duyu-cu olursanız, sizleri duyucu kıldılar; hidayeti kabul ederseniz sizleri hidayet ettiler!"
21122. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Peygamberinizin gösterdiği yolda yürüyün, çünkü o yolların en efdalidir. Sünnetine uyun, çünkü o sünnetlerin en doğru olanıdır."

21123. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hikmetli bir söz işit-tiğinde kabullenen, doğru yola çağrıldığında ona yakınlaşan ve hidayet kuşağına sarılarak kurtu-luşa eren kimseye Allah rahmet etsin."
21124. İmam Ali (a.s), peygambe-rin sıfatı hakkında şöyle buyurmuş-tur: "O sakınanların önderi, hidayete erişenlerin basiretidir."

21125. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Karanlıklarda doğru yolu bizimle buldunuz, üstünlüklere bizimle eriştiniz."
21126. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bil ki Allah katında Allah'ın kullarının en efdalinin; hidayete ermiş, hidayete çağıran, malum olan sünneti ayakta tutan ve meçhul olan bidatleri öldüren adil imamdır."

21127. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Allah'ın kulları! Al-lah'ın kullarından en sevdiği, nefsine karşı Allah'ın kendisine yardım ettiği kişidir. O kimse hüznü giyinip kuşan-mış, korkuya bürünmüştür. Derken, hidayet ışığı gönlünü aydınlatmış… Körlük sıfatından çıkmış, heva ve heves ehlinden ayrılmış; hidayet kapılarının anahtarı olup, kötülük kapısına kilit vurmuştur."
21128. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Ehli azdır diye hidayet yolunda deh-şete kapılmayın. Zira insanlar, doyumu kısa, açlığı uzun olan bir sofrada toplanmışlardır."
Bak. El-İman, 295. Bölüm
21129. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ım! Senin zen-ginliğin içinde fakir olmaktan, hidayetinden sapmaktan sana sığınırım."
bak. El-Usul, 95. Bölüm; el-Hüccet, 71. Bölüm; en-Nefs, 3914. Bölüm

3999. Bölüm
Hidayet Yoluyla Di-riltmek

Kur'an:
"Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur."
21130. İmam Sadık (a.s) bu ayet hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Yani birisini sapıklıktan doğru yola çıkaran kimse onu diriltmiş gibidir ve birini doğru yoldan sapıklığa sürükleyen kimse de onu öldürmüştür."
21131. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Kim de onu diriltir-se bütün insanları diriltmiş gibi olur" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani onu yanmak-tan veya boğulmaktan kurtarır-sa." İmam daha sonra sustu ve şöyle buyurdu: "Bunun daha büyük tevili ise birini doğru yola davet etmesi ve onun da daveti kabul etmesidir."

21132. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Herkim onu diril-tirse bütün insanları diriltmiş gibi olur" ayeti hakkında şöyle şöyle buyurmuştur: "Yani onu yanmaktan ve boğulmaktan kur-tarırsa." Ben (ravi) şöyle arzet-tim: "Başkasını sapıklıktan doğru yola çıkaran kimse değil midir?" İmam şöyle buyurdu: "Bu ayetin daha büyük tevilidir."
21133. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın "Herkim onu diriltir-se tüm insanları diriltmiş gi-bidir" ayeti hakkında şöyle buyur-muştur: "Yani onu öldürmez veya onu yanmaktan ve boğul-maktan kurtarır veya bütün bun-lardan üstünü onu sapıklıktan hidayete erdirir."
21134. Ebu Basir şöyle diyor: "İmam Bakır'a (a.s) "Herkim onu diriltirse tüm insanları diriltmiş gibidir" ayeti hakkın-da sordum. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu: "Yani başkasını küfürden imana çeken kimse."

4000. Bölüm
Hidayete Erdirmenin Sevabı

21135. Resulullah (s.a.a) Ali'yi (a.s) Yemen'e gönderince şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Kendisini önceden İslam'a davet etmedikçe hiç kimseyle savaşma. Allah'a yemin olsun ki birini senin elinle hidayete erdirirse bu senin için üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır ve ey Ali! senin onun üzerinde bir vela-yetin vardır."

21136. Müminlerin Emiri Sıffin'de suyu ele geçirince, Şamlıları kendine yöneltmek, kalplerini celbetmek, onlara adaleti ve güzel davranışını göstermek için Şamlılara sudan istifade etmeleri için izin verdi. Birkaç gün için Muaviye'ye elçi göndermedi. Muaviye'den taraf da kendisine kimse gelmedi. Irak'lılar İmam'ın savaş emrini geciktirmesini müşahade edince şöyle dediler: "Ey Müminlerin Emiri! Biz eş ve çocuklarımızı Kufe'de bıraktık. Şam'da oturmak için mi buraya geldik. Bize savaş için izin ver. Zira insanlar söz etmeye başladılar." İmam şöyle buyurdu:

"Ne diyorlar?" Onlardan biri şöyle dedi: "İnsanlar diyor ki sen ölümden korkuyorsun ve bu sebeple de savaşın olmasını istemiyorsun" Bazıları da diyor ki: "Sen Şamlılarla savaşta şek ve şüphe içindesin." İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ben asla savaşta korku içinde olmadım. Ne kadar ilginç! Çocuklukta ve gençlikte de hep savaşı sevdim.

Ömrümün sona ermek üzere olduğu ve bazen de gitmenin yakınlaş-tığı yaşlılık zamanda mı ölümden korkup kaçayım. Bana bu cemaatle savaş hususunda şüpheye düştüğümü söylüyorlar. Eğer bunlar hakkında şüphe edeceksem, Basralılar hakkında şüphe ederdim. Allah'a yemin olsun ki ben bu işi alt üst ettim (hakkında dikkatlice düşündüm) ve iki yoldan başka yolun olmadığını gördüm: Ya savaş, yada Allah'a ve Allah Resu-lüne isyan.

Ama benim bu cemaatle sa-vaşmayı geciktirmemin sebebi, tümünün veya onların bir gru-bunun doğru yola hidayet edil-mesinden ümit edişimdir. Zira Resulullah (s.a.a) Hayber günü bana şöyle buyurdu: "Eğer Allah senin vasıtanla bir kimseyi hida-yet ederse, bu senin için güneşin üzerine doğduğu herşeyden daha hayırlıdır."
21137. Resulullah (s.a.a), Muaz'a şöyle buyurmuştur: "Ey Muaz! Eğer Allah müşriklerden birini senin elinle hidayete erdirirse, bu senin için kızıl tüylü develere sahip olmaktan daha iyidir."

21138. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki eğer bir tek kimse bile senin vasıtanla hidayete erişirse, bu senin için kızıltüylü develerden daha hayırlıdır."
21139. Rivayet edildiği üzere Davut (as.) tek başına çöle gidince Allah ona şöyle vahyetti: "Ey Davud! Neden seni yalnız görüyo-rum." O şöyle arzetti: "Ey Allahım! Seninle görüşme şevkim şiddetlenmiş benim ile yaratıkların arasına girmiştir." Allah ona şöyle vahyetti: "İnsanların arasına geri dön. Zira eğer benden kaçan bir kulumu yanıma geri getirirsen seni levhaya övülmüş olarak kayde-derim."

21140. Resulullah (s.a.a) kendisinden tavsiyede bulunmasını isteyen birisine şöyle buyurmuştur: "Sana, Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmamanı tavsiye ederim…insanları islama çağır ve bil ki senin davetine cevap veren herkese karşılık Yakuboğullarından bir köleyi azat etmenin sevabına sahip olursun."
21141. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir kimse hakkı söyler ve birisi de onunla amel eder-se, onun için onunla amel eden kimsenin sevabı vardır. Herkim de saptırıcı bir söz söyler, biri de onunla amel ederse, onunla amel eden kimse gibi günah vardır."

21142. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim iyi bir işe aracılık yapar veya iyi bir işe emreder veya çirkin bir işten alıkoyar veya iyi bir işe kılavuz-luk eder veya meşveret anında iyi bir işi gösterirse, böyle bir kimse (iyilik yapma hususunda) ortaktır. Herkim de kötü ve çir-kin işe davet eder ve kötü işe kılavuzluk yapar veya meşveret esnasında kötülüğü tavsiye eder-se, o da o işte ortaktır."
bak. Es-Sunnet, 1912. Bölüm; el-Hayr, 1176. Bölüm; el-İlm, 2855. Bölüm; el-hicret, 3994. Bölüm; 21084. Bölüm

4001. Bölüm
Hidayete Erdirmek Al-lah'a Mahsustur

Kur'an:
"Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir."
21143. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben sadece davet ve (ilahi mesajı) ulaştırmak için gönderildim. Hidayet işi benim elimde değildir. İblis ise (insanların gözünde) günahları süslemek için yaratılmıştır ve saptırma hususunda hiçbir etkisi yoktur."

21144. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Celali yüce olan Allah şöyle buyurmuştur: "Ey kullarım! Benim hidayet ettiğim kimse dışında hepiniz sapmış bulunmaktasınız, benim zengin kıldığım kimse dışında hepiniz fakirsiniz ve benim günahlardan koruduğum kimse dışında hepiniz günahkarsınız."
bak. El-Me'rifet (1), 2593, 2594. Bölümler; el-Kalb, 3388, 3412. Bölümler

4002. Bölüm
Allah'ın Hidayet Ettiği Kimseler

Kur'an:
"Başa gelen hiç bir musi-bet Allah'ın izni olmaksızın olamaz; Allah'a kim inanırsa onun gönlünü doğruya yönel-tir. Allah her şeyi bilendir."
"Bu kitap (Kur'an), onda asla şüphe yoktur. O, mutta-kiler (takva sahipleri) için bir hidayettir."
"Küfredenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni sap-tırır ve kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."
"Allah'ın ayetleri size oku-nur, aranızda da Peygamber'i bulunurken nasıl küfredersi-niz? Kim Allah'ın Kitab'ına sarılırsa şüphesiz doğru yola hidayete olur."

"Ama bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yolları-mıza eriştireceğiz. Allah şüp-hesiz, iyi davrananlarla berâberdir."
21145. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim aziz ve celil olan Allah'a sarılırsa, hidayete erişir."
21146. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Allah'ın hi-dayetiyle doğru yolu ararsa, Al-lah onu doğru yola ulaştırır."

21147. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Takvayı kalbinin şiarı edinen kimse, hidayete ermiş-tir."
21148. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dinin örtüsünü üze-rine giyen kimse hidayete ermiş-tir."
21149. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sabır ve yakin zırhına bürünen kimse hidayete ermiş-tir."
21150. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İmanını halis kılan kimse hidayete ermiştir."
21151. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dizginlerini, Allah'ın Resulü'nün ve veliyi emrin eline veren kimse hidayete ermiştir."

21152. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İstişare, hidayetin kendi-sidir (veya gözüdür)."
21153. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir hidayet Allah'ı zikretmek gibi değildir."
21154. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim rüşt ararsa bilgin olur. Herkim bilgin olursa doğru yolu bulur. Herkim de doğru yolu bulursa kurtuluşa erer."
21155. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah bir kulun iyiliğini isterse, kalbinde beyaz bir nokta vücuda getirir. O zaman kalp hakkı aramaya koyulur. Daha sonra böyle bir kimse, kuşun yuvasına dönüşünden daha hızlı bir şekilde sizin inanç-larınıza döner."

21156. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizler için nişane vardır. O halde nişanenizle hidayet yolunu bulunuz."
21157. İmam Ali (a.s), zikir ehli-nin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Onları kendi aklınca; övülmüş makamlarında ve o değerli meclislerinde amel defterlerini yaymış… hidayet sancakları ve karanlığı aydınlatan lambalar gibi olduklarını da görürsün."

21158. İmam Ali (a.s), inkar eden-leri sakındıran kimseler hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kelimesi yücelsin, zalimlerin kelimesi alçalsın diye kılıcıyla reddederse, kurtuluş yoluna ermiş, Allah yolunda kıyam etmiş ve kalbini yakin nuruyla aydınlatmış olur."
21159. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ım! Eğer istemekten aciz veya taleplerimi istemekte körleşmiş isem, faydalı olacak şeyler hususunda bana yol göster, kalbimi kurtuluşumun olduğu yere yönelt. Bunlar senin hidayetinden uzak ve böylesine istekleri gidermen yeterliliğine yabancı değildir."
bak. Ez-Zikr, 1340. Bölüm; el-Heva, 4043. Bölüm; et-Tekva, 4162. Bölüm; eş-Şebab, 1943. Bölüm

4003. Bölüm
Allah'ın Hidayete Er-dirmediği Kimseler

Kur'an:
"Eğer, sana cevap vere-mezlerse, onların sadece he-veslerine uyduklarını bil. Al-lah'tan bir yol gösterici olma-dan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim topluluğu şüphesiz ki doğru yola eriştirmez."
"Ey Peygamber! Rabbin-den sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez."
"Onlar için, bağışlanma dilesen de dilemesen de bir-dir; Allah onları bağışlamaya-caktır. Doğrusu Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola eriştirmez."

"Firavun taifesinden olup da, inandığını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabbim Al-lah'tır diyen bir adamı mı öldüreceksiniz? Oysa size Rabbinizden belgelerle gel-miştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisinedir; eğer doğru söz-lü ise, sizi tehdit ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Doğrusu Allah, aşırı yalancıyı doğru yola eriştirmez."

"Dikkat edin, halis din Al-lah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaş-tırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüp-hesiz yalancı ve kafir kimseyi doğru yola eriştirmez."

21160. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkime heva ve hevesi üstün gelirse, böyle bir kimse nasıl doğru yolu bulabi-lir."
21161. İmam Ali (a.s), Muaviye'ye yazdığı mektubunun bir bölümünde şöyle buyurmuştur: "Kendi tarafından göndermiş olduğun malum öğütlerinin tekrarlandığı mektubun bana geldi. Doğru yola sevk edecek basireti, gerçeğe götürecek kılavuzu olmayan birinin mektubu. Heva ve hevesi onu çağırmış, o da uymuş; sapıklık onu gütmüş, o da kendisine tabi olmuş."
21162. İmam Ali (a.s) Medine'deki valisi Sehl b. Huneyf el-Ensari'ye, Medine halkından bir grubun Muaviye'ye katılmasından dolayı yazdığı mektupta şöyle buyuruyor: "Hidayetten ve haktan kaçarak körlüğe ve cehalete sığınarak gitmeleri onlara ceza olarak yeter. Sen de onların derdinden kurtulmuş olursun."

21163. İmam Ali (a.s), fasıkların sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Bir başkası da var, ilim sahibi olmadığı halde kendini alim diye tanıtır. Cahillerden ve sapıklardan birkaç sapıklığı ve cehaleti almış . Suratı insan, kalbi ise hayvan kalbidir. Hidayet kapısını bilmez ki yönelsin, körlük kapısını bilmez ki ondan yüz çevirsin. Dirilerin ölüsü odur."
bak. El-Halik, 1097. Bölüm; ez-Zenb, 1378. Bölüm; el-Kalb, 3395, 3404. Bölümler

4004. Bölüm
Allah'ın Saptırdığı Kimseler

Kur'an:
"Allah iman edenleri, dün-ya hayatında ve ahirette sağ-lam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar."
"Bizden uzaklaştılar; hayır; biz zaten önceleri hiç bir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah küfredenleri böyle saptırır."
"And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, Allah onun ardından hiç bir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır."
"Allah sivrisineği ve onun kü-çüğünü bile misal olarak vermek-ten haya etmez. iman edenler bu-nun Rablerinden bir gerçek oldu-ğunu bilirler. İnkâr edenler ise "Allah bu misalle neyi murat etti?" derler. O, bu misalle bir çoğunu saptırır, bir çoğuna da hidayet eder. Onunla saptırdığı yalnız fâsıklardır."

21164. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Allah'ın hidayete erdirdiği kimseler hidayete ermiştir. Allah'ın saptırdığı kimseye ise veli ve mürşid bulamazsın" ayeti hakında şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala kıyamet günü zalimleri, yücelik yurdundan saptırır, iman ve salih amel ehlini ise cennete doğru hidayete erdirir. Nitekim aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Ve Allah zalim-leri saptırır ve Allah istediğini yapar."

21165. İmam Ebu Cafer (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala hilim ve ilim sahibidir. Gerçekte hoşnutluğunu kabul etmeyen kimseye gazap eder, ihsanını kabul etmeyen kimseden esirger ve hidayetini kabul etmeyen kimseyi saptırır."
21166. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bilin ki her kime hak fayda vermezse, batıl ona zarar verir. Her kim hidayetle doğru yola koyulmazsa, delalet/sapıklık onu helak ve yokluğa sürüp gö-türür."
bak. 537. Konu, el-Heva; ez-Zelalet, 2380. Bölüm

4005. Bölüm
En Üstün Hidayet

Kur'an:
"Doğrusu bu Kur'an en doğru yola götürür ve salih amel yapan müminlere büyük ecir olduğunu müjdeler."
21167. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an iki hidayetten en üstünüdür."
21168. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın hidayeti en üstün hidayettir."
21169. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bu Kur'an'ın; öğüdünün aldatmayan, saptırmayıp doğru yolu gösteren, sözünde yalan olmayan bir nasihatçı olduğunu bilin."

21170. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah'tan kıla-vuzluk diler ve sözünü kılavuz edinirse Allah da onu doğru olana hidayet eder, kendisine doğru yol başarısını verir bu yolda onu sağlam kılar ve onu daha iyi bir mükafata hazırlar."
21171. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Sizden kim Allah'tan öğüt isteyip kabul ederse, başarıya ermiştir. Onun sözünü de-lil/kılavuz kabul eden en doğru yola hidayet olmuştur."
bak. 434. Konu, el-Kur'an

İçindekiler


3815. Bölüm 3
Muhammed (s.a.a) Allah'ın Resulüdür 3
3816. Bölüm 5
Peygamberlerin Sonuncusu 5
3817. Bölüm 6
Allah'ın, Resulullah'ın (s.a.a) Nübuvvetine Tanıklık Etmesi 6
Bir Açıklama 8
1-Vahiy ve ilham 8
2- Sözlü Mucize 8
1-Mucize 9
2-Takrir ve Beyan 9
3818. Bölüm 10
İlmin Tanıklığı 10
Bir Açıklama 10
3819. Bölüm 12
Kendinden Olan Şahidin Şehadeti 12
3820. Bölüm 23
Peygamberlerin Tanıklığı 23
3821. Bölüm 27
Ehl-i Kitap Bilginlerinin Tanıklığı 27
Tefsir 28
3822. Bölüm 30
Muhammed'in (s.a.a) diliyle Muhammed (s.a.a) 30
3823. Bölüm 34
Ali'nin (a.s) Diliyle Muhammed (s.a.a) 34
3824. Bölüm 40
Bi'set Anında Dünyanın Durumu 40
3825. Bölüm 42
Muhammed'in (s.a.a) Risaletinin Evrensel Oluşu 42
3826. Bölüm 44
Peygamber'in (s.a.a) Mektupları 44
3827. Bölüm 55
Peygamberin (s.a.a) Hanedanı 55
3828. Bölüm 56
Peygamber'in (s.a.a) Özellikleri 56
Yetim 56
3829. Bölüm 56
Fakir 56
3830. Bölüm 57
Ümmi Peygamber 57
3831. Bölüm 58
Peygamber Büyük Bir Ahlaka Sahipti 58
3832. Bölüm 62
Emin 62
3833. Bölüm 64
Sadık (Doğru Sözlü) 64
3834. Bölüm 65
Peygamber'in En Çok Nefret Ettiği Haslet Yalancılıktı 65
3835. Bölüm 66
Adil 66
3836. Bölüm 68
Cesur 68
3837. Bölüm 69
Rahmet Sahibi 69
3838. Bölüm 69
Hilim Sahibi 69
3839. Bölüm 70
Haya Sahibi 70
3840. Bölüm 70
Tevazu Sahibi 70
3841. Bölüm 73
Tevekkül Sahibi 73
3842. Bölüm 74
Sabırlı 74
3843. Bölüm 75
Zühd Sahibi 75
3844. Bölüm 79
Kendisini ve Ailesini Belaya Siper Kılmak 79
3845. Bölüm 79
İnsanları Kendisine ve Ailesine Tercih Etmek 79
3846. Bölüm 80
Kendisi İçin Gazaplanmamak 80
3847. Bölüm 82
İbadetlerde Kendisini Sıkıntıya Düşürmesi 82
3848. Bölüm 84
Peygamberin Düşmanlar Tarafından İtham Edilmesi 84
Peygamberimizin Evlilikleri İle İlgili Başka bir İlmi Araştırma 93
3849. Bölüm 99
Yıldızlar İlmi (Astronomi) 99
3850. Bölüm 106
Kulağa Fısıldaşmak 106
3851. Bölüm 108
Münacat 108
3852. Bölüm 108
Gece Karanlıklarında Münacatta Bulunmanın Fazileti 108
3853. Bölüm 109
İmam Ali'nin (a.s) Münacaatı 109
3854. Bölüm 112
İmam Hüseyin'in (a.s) Münacaatı 112
3855. Bölüm 113
İmam Zeyn'ül-Abidin'in (a.s) Münacaatı 113
3856. Bölüm 121
Necat Sebepleri 121
3857. Bölüm 125
Kurtuluşa Erişemeyen Kimse 125
3858. Bölüm 125
Kurtuluşun Zorluğu ve Kolaylığı 125
3859. Bölüm 128
Nahiv İlmi 128
3860. Bölüm 129
Amellerin İ'rabı! 129
3861. Bölüm 130
Nahiv İlmine Boğulmayı Kınamak 130
3862. Bölüm 132
İnsanı Pişmanlıktan Güvende Kılan Şey 132
3863. Bölüm 132
Pişmanlığa Sebep Olan Şey 132
3864. Bölüm 133
Kıyamet Pişmanlığı 133
3865. Bölüm 136
Adak 136
3866. Bölüm 138
Kendisine Bir Şey Farz Kılmanın Keraheti 138
3867. Bölüm 138
Adağın Kaza ve Kaderi Def Ettiğini Belirten Rivayetler 138
Açıklama 139
3868. Bölüm Nasihat ve Hayır Dilemek 142
3869. Bölüm 144
Nasihat Eden ve Nasihat Dileyen Kimsenin Hakkı 144
3870. Bölüm 144
Hayır Dileyen Kimsenin Nişanesi 144
3871. Bölüm 145
İnsanlardan En Çok Hayır Dileyen Kimse 145
3872. Bölüm 146
Nasihatın Fayda Vermediği Kimse 146
3873. Bölüm 146
Nasihatı Kabullenmek 146
3874. Bölüm 150
İnsaf 150
3875. Bölüm 151
Adalet ve İnsaf 151
3876. Bölüm 151
İnsafı Olmayan Kimseye İnsaflı Olmaya Teşvik 151
3877. Bölüm 152
İnsanın Kendine İnsaflı Olması 152
3878. Bölüm 154
Hakkını Almayan Kimse 154
3879. Bölüm 156
Göz Kalbin Kılavuzudur 156
3880. Bölüm 156
Gözler Şeytanın Tuzaklarıdır 156
3881. Bölüm 157
Bakışının Dizginlerini Salı Veren Kimse 157
3882. Bölüm 157
Gözlerini Aşağı Salan Kimse 157
3883. Bölüm 158
Boş Bakışları Kınama 158
3884. Bölüm 158
Kendilerine Bakmanın İbadet Sayıldığı Kimse 158
3885. Bölüm 158
Gözünü (haramlardan) Kapamaya Teşvik 158
3886. Bölüm 160
Gözleerin Hainliği 160
3887. Bölüm 161
Kadınlara Bakmanın Helal Olduğu Yerler 161
3888. Bölüm 161
Gözünü Haramla Dolduran Kimse 161
3889. Bölüm 162
Gözleri (haramlara) Yummak ve İbadetin Tatlılığı 162
3890. Bölüm 162
Birinci Bakış İstemeksizin, İkinci Bakış ise Kasıtlı Bakıştır 162
3891. Bölüm 163
Herkim Güzel Bir Kadını Görürse 163
3892. Bölüm 164
İnsanın Haramlara Göz Yummasına Yardım Eden Şey 164
3893. Bölüm 165
Göz Nurunu Çoğaltan Şey 165
3894. Bölüm 167
Tartışmak 167
3895. Bölüm 172
Kendisini Tartışmaya Davet Eden Kimseye İmam'ın Verdiği Cevap 172
3896. Bölüm 174
Temizliğe Teşvik 174
3897. Bölüm 175
İslam ve Temizlik 175
3898. Bölüm 175
Elbise Temizliğine Teşvik 175
3899. Bölüm 177
Düzen-İntizam 177
3900. Bölüm 179
Allah'ın Sayısız Nimetleri 179
3901. Bölüm 180
Gizli ve Aşikar Nimetler 180
3902. Bölüm 182
Nimetlerin İlki ve En Büyüğü 182
3903. Bölüm 182
Allah'ın Nimetlerini Anmaya Teşvik 182
3904. Bölüm 184
Allah'ın Kendisine Nimet Verdiği Kimseler 184
3905. Bölüm 185
3907. Bölüm 186
Nimetlerin Baki Oluş Sebepleri 186
3908. Bölüm 189
Günah Yolunda Allah'ın Nimetlerinden Yardım Almak 189
3909. Bölüm 190
Nimeti Sadece Yemekte ve İçmekte Gören Kimse 190
3910. Bölüm 190
Nimetlerin Birbiri Ardınca Verilişi ve Allah'ın Mühleti 190
3911. Bölüm 193
Allah'ın Nimetlerini Dile Getirmek 193
3912. Bölüm 196
Nimetin Kemali 196
3913. Bölüm 197
Nimete Küfranda Bulunmak 197
3924. Bölüm 200
Nefis 200
Nefsin Soyut Oluşu 201
3915. Bölüm 204
Yaşlanıldığı Zaman Nefsin Gençleşmesi 204
3916. Bölüm 204
Nefsi Emmare 204
3917. Bölüm 206
Kınayan Nefis 206
Tefsir 207
3918. Bölüm 207
Senin Nefsin Bineğindir 207
3919. Bölüm 208
Nefsi Eğitmek, Terbiye Etmek ve Tezkiye Etmek 208
Ahlak 209
3920. Bölüm 219
En Faydalı Araştırma 219
3921. Bölüm 220
Nefsi İslah Etmenin Sebepleri 220
3922. Bölüm 221
Nefisle Mücadelede Allah'tan Yardım Dilemek 221
3923. Bölüm 222
Herkim Nefsini Tezkiye Etmezse 222
3924. Bölüm 223
Nefsin İsteklerine Uyma Hususunda Nefse Ruhsat Vermek 223
3925. Bölüm 223
Nefsi Yüceliğinin Etkileri 223
3926. Bölüm 224
Nefsin Afeti 224
3927. Bölüm 226
Nifak 226
3928. Bölüm 226
Nifak Ahlakın Utancıdır 226
3929. Bölüm 226
Nifak Sebebi 226
3930. Bölüm 227
Münafığın Özellikleri 227
3931. Bölüm 228
Nifakın Nişaneleri 228
3932. Bölüm 229
Münafığın Özellikleri 229
3933. Bölüm 231
İnsanlardan Nifakı En Açık Olan Kimse 231
3934. Bölüm 232
Güzel Konuşan Münafıktan Sakınmak 232
3935. Bölüm 232
Nifakın Temelleri 232
3936. Bölüm 233
İki Dilli Kimseyi Kınamak 233
3937. Bölüm 234
Münafıkların Haşrolma Şekli ve Akıbetleri 234
3938. Bölüm 235
Münafıkların Vücudunda Bir Araya Toplanmayan Hasletler 235
3939. Bölüm 236
Nifakı Ortadan Kaldıran Sebepler 236
Asr-ı Saadetteki Nifak Hakkında Bir Çift Söz 236
3940. Bölüm 243
İnfak 243
Zekat ve Diğer Sadakalar Hakkında Bir Çift Söz 244
3941. Bölüm 247
Herkim İnfak Ederse Kendi Lehine İnfak Etmiştir 247
3942. Bölüm 248
Allah İnfakı Mükafatlandıracağına Dair Vaad Etmiştir 248
3943. Bölüm 249
İnfak Edilen Şey Kalır, İnfak Edilmeyen Şey İse Ortadan Kalkar. 249
3944. Bölüm 250
İnfakta Bulunmanın Adabı 250
3945. Bölüm 251
Herkim Allah'a İtaat Yolunda Harcamada Bulunmazsa Allah'a Masiyet Yolunda Harcar 251
3946. Bölüm 252
Darda Olan Kimsenin İnfakta Bulunmasının Fazileti 252
3947. Bölüm 252
Mal Toplamaktan Sakınmak 252
3948. Bölüm 253
İnfakı Kabul Etmeyen Kimse 253
3949. Bölüm 256
Enfal 256
Tefsir 256
3950. Bölüm 265
Nafile (Müstehap Olan İbadetler) 265
3951. Bölüm 265
Farzları Müstehaplardan Öne Geçirmek 265
3952. Bölüm 267
Söz Taşımak 267
3953. Bölüm 268
Söz Taşımaktan Sakınmak 268
Tefsir 268
3954. Bölüm 273
Kur'an-ı Kerim'de Temel Yasaklar 273
3955. Bölüm 274
Peygamber'in (s.a.a) Yasakları 274
3956. Bölüm 296
Nurun Nuru 296
3957. Bölüm 296
Vahiy Nuru 296
3958. Bölüm 297
İmamın Nuru 297
3959. Bölüm 298
Basiret Nuru 298
3960. Bölüm 300
Allah'ın Kalbini Aydınlattığı Kimse 300
3961. Bölüm 301
Kalp Nuru ve Çehre Nuru 301
3962. Bölüm 302
Her Doğru İş Nur İle Birliktedir 302
3963. Bölüm 303
Kıyamette Müminin Nuru 303
3964. Bölüm 306
İnsanlar 306
3965. Bölüm 306
İnsanlar Madenler Gibidir 306
3966. Bölüm 306
İnsanların Haklar Hususundaki Eşitliği 306
3967. Bölüm 308
İnsanların Çeşitleri 308
3968. Bölüm 314
İnsanlardan Olmayan Kimse 314
3969. Bölüm 315
İş Güzar Kimseler 315
3970. Bölüm 315
İnsanlara Benzeyenler ve Mesnas 315
3971. Bölüm 316
İnsanlara Benzeyen Kimseler 316
3972. Bölüm 316
İman Açısından İnsanların Çeşitleri 316
3973. Bölüm 320
İmme'et Kelimesinin Tefsiri 320
3974. Bölüm 322
Uyku 322
3975. Bölüm 322
Uyku ve Ölüm 322
3976. Bölüm 323
Çok Uyumaktan Sakındırmak 323
3977. Bölüm 324
Uyku Zamanında Ruhların Göğe Yükselmesi 324
3978. Bölüm 325
Uyumanın Adabı 325
1-Temizlik 325
2-Taharet 325
3-Def-i Hacette Bulunmak (Tuvalet İhtiyacını Gidermek) 327
4-Amelleri Hesaba Çekmek 327
5-Kur'an'ı Kıraat Etmek ve Uyurken Duada Bulunmak 327
6-Sırt Üstü veya Sağ Tarafına Uyumak 328
7-Uyanırken Okunan Dua 328
3979. Bölüm 331
Niyet 331
Tefsir 332
3980. Bölüm 338
Niyetin Ameldeki Rolü 338
3981. Bölüm 339
İyi Niyetin Sevabı 339
3982. Bölüm 342
Başar Niyet Miktarıncadır 342
3983. Bölüm 342
Müminin Niyeti Amelinden Daha İyidir 342
3984. Bölüm 345
Her İşte Bir Niyet Üzere Olmaya Teşvik 345
3985. Bölüm 345
Niyetin Güzelliği 345
3986. Bölüm 347
Kötü Niyet Sahibi Olmak 347
3987. Bölüm 351
Habeşistan'a Hicret 351
Tefsir 351
3988. Bölüm 356
Medine'ye Hicret 356
Bir açıklama 359
3989. Bölüm 360
Hicretin Kesilmemesi 360
3990. Bölüm 361
En Üstün Hicret 361
3991. Bölüm 362
Hicretten Daha Üstün Şey 362
3992. Bölüm 363
Günahkarların Toprağından Hicret Etmek 363
Tefsir 363
3993. Bölüm 366
Taarrubtan Sakındırmak 366
3994. Bölüm 368
Hicretten Sonra Taarrub'un Anlamı 368
3995. Bölüm 370
Küsmek-Darılmak 370
3996. Bölüm 371
Kardeşiyle Üç Günden Fazla Küsülü Durmaktan Sakınmak 371
3997. Bölüm 375
Allah'ın Genel Hidayeti 375
Tefsir 375
3998. Bölüm 377
İnsanın Hidayeti: Genel Hidayet 377
3999. Bölüm 379
Hidayet Yoluyla Diriltmek 379
4000. Bölüm 380
Hidayete Erdirmenin Sevabı 380
4001. Bölüm 382
Hidayete Erdirmek Allah'a Mahsustur 382
4002. Bölüm 383
Allah'ın Hidayet Ettiği Kimseler 383
4003. Bölüm 384
Allah'ın Hidayete Erdirmediği Kimseler 384
4004. Bölüm 386
Allah'ın Saptırdığı Kimseler 386
4005. Bölüm 387
En Üstün Hidayet 387