Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3982.Bölüm Başarı Niyet Miktarıncadır



3982.Bölüm Başarı Niyet Miktarıncadır

20982. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın herkese ba-ğışı niyeti esasıncadır."
20983. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti iyi olursa başarı elde eder."
20984. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala her-kimde güzel bir niyet görürse, onu kendi korumasında tutar."

20985. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hakikatte Allah kul-larına olan yardımını, onların niyetleri esasınca karar kılmıştır. O halde herkimin niyeti doğru olursa, Allah'ın ona yardımı da kemale erer. Herkimin niyeti de eksik olursa Allah'ın yardımı da niyetinin eksikliği ölçüsünce azalır."

20986. İmam Ali (a.s) oğlu Ha-san'a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Bil ki yerin ve gökle-rin hazineleri elinde olan, dua etmene izin vermiş, kabul etmeyi de üzerine almıştır… İcabeti gecikti diye ümitsiz-liğe düşmemelisin. Çünkü ihsan, niyet miktarıncadır."
bak. Et-Tevfik, 4148. Bölüm

3983. Bölüm
Müminin Niyeti Ame-linden Daha İyidir

20987. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha iyidir."
20988. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha iyidir. Münafığın ameli ise niyetinden daha iyidir. Herkes niyeti esasınca amel eder, o halde mümin bir amel yaptı-ğında kalbinde bir nur parlar."
20989. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha iyidir, facirin niyeti ise amelinden daha kötüdür."
20990. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha iyidir. Kafirin niyeti amelinden daha kötüdür. Herkes niyeti esasınca amel eder."
20991. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha ulaştırıcıdır."
20992. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müminin niyeti amelinden daha etkindir. Facir kimse de aynı şekildedir. (Yani facirin niyeti de amelinden daha etkindir.)"

20993. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti ame-linden daha iyidir. Aziz ve celil olan Allah, kulun niyeti sebebiyle ameli için vermediği şeyi ken-disine verir ve bunun da sebebi şudur ki, niyette riya olmaz, ama amel (bazen) riya ile karışıktır."

20994. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Müminin niyetinin amelinden daha üstün olmasının sebebi nedir?" diye soran birisine şöyle buyurmuştur: "Çünkü amel bazen yaratıklara gösteriş ve riya için gerçekleşir ama niyet alemlerin Rabbine hasır. O halde Allah-u Teala amel için bağışlamadığını niyetler için bağışlamaktadır."

20995. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin niyeti amelinden daha üstündür. Çünkü mümin bazen hayırlı işler yapmaya niyet eder ama yerine getirmede başarılı olamaz. Kafirin niyeti de amelinden daha kötüdür. Zira kafir bazen kötü işlere niyet eder ve kötü işler yapmayı arzular ama bunu yerine getiremez."

20996. İmam Ali (a.s), müminin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Mümin yapmaya niyetlendiği bütün iyi işlere ulaşmaz, kafasın-da bir çok iyi işler vardır. Ama onların bir bölümü hakkında başarı elde eder. Kaybettikleri hususunda da yapamadığından dolayı üzülür."
20997. Alim (a.s), "Müminin niyeti daha iyidir" sözü hakkında şöyle buyurmuştur: "Zira bazen, insan için hastalık veya korku gibi durumlar ortaya çıkar ve bir işe niyetlendiği halde onu yapamaz. İşte böyle bir durumda müminin niyeti amelinden daha iyidir."
Bu hadis şu şekilde de yer almış-tır: "Müminin aklı veya nefsi ondan ayrılmaz, ama bazen amelleri akıl ve nefsin ayrılma-sından daha önce ondan ayrılır, (ameli yapma imkanını kaybe-der.)"
20998. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nice niyet, amelden daha faydalıdır."

Şöyle diyorum: "Bihar'ul-Envar'da, "Müminin niyeti amelin-den daha iyidir" cümlesinin tefsiri hususundaki görüşler belirtildikten sonra şöyle yer almıştır: "Şimdi bu konuları ve görüşleri zikrettikten sonra bize göre daha güçlü ve kabulü daha kolay olan açıklamayı beyan etmeye çalışacağız. Bilmek gerekir ki bu rivayetten kaynaklanan sorunlar, hakikatte niyetin anlamı hususunda araştırma yapmamaktan kaynak-lanmaktadır.

Onlar niyetin hedef ve maksadını tasarruf etmek ve zihnin-den geçirmek olduğunu sanmışlardır. Ama eğer daha önce de işaret ettiği-miz gibi, niyetin anlamı hususunda araştırılacak olursa, açıkça görülür ki, niyeti doğrultmak, işleri doğrult-maktan çok daha zordur ve nefsani halete tabidir.

Amellerin kemali, kabulü ve değeri, niyetlere bağlıdır. Niyeti doğrultmak ise, sadece dünya sevgisini, övünçlerini, dünyevi mal ve makamları ağır riyazetler, doğru ve salim düşünceler ve bir çok sıkıntılara katlanarak kalbinden atmakla mümkündür. Zira kalp bedenin sultanıdır ve kalbe üstün gelen herşey bedenin diğer organlarına da üstün gelir, hatta kalp öyle bir kaledir ki kendisine hakim olan, tasarrufta bulunan her sevgi, insanın diğer or-ganlarını da ele geçirmektedir. Onlara emretmektedir. Bir kalpte aynı güce sahip iki sevgi bir araya gelmez. Ni-tekim aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Ey İsa! iki dil bir ağızda olmaz, iki kalp de bir göğüse sığmaz. Zihinler de işte böyledir.

(Bir zihinde iki uyumsuz düşünce yer etmez.) Hakeza Allah kitabında şöyle buyurmuştur: "Allah bir in-sanın içinde iki kalp karar kılmamıştır." Dünya ve ahiret de iki kuma gibidir. Onların sevgisi bir kalpte yan yana gelmez. Örneğin mal ve servet sevgisinin galip geldiği kalbin bütün zikir, fikir, hayal, güç ve organları da o mal ve servetin ardıca gidecektir. Yaptığı her işte o işi yapmaktaki asıl hedefi mal elde etmek olacaktır.

Eğer bundan başkasını iddia ederse, yalan söylemektedir. Bu yüzden ibadet ve itaatlerinde de kendisine bir çok malların vaad edildiği işleri seçecektir ve sadece celal sahibi Allah'a yakınlaşmayı vaad eden itaatlere teveccüh etmeyecektir. Hakeza mal ve makam sevgisine mağlub düşen kimse de yaptığı her işte, o makama ulaşma hedefine gider, diğer dünyevi batıl ve doğru olmayan maksatlar da işte böyledir.

O halde işler, münezzeh olan Allah ve ahiret için halis kılınmadıkça, bu işlere olan aşk, kalpten çıkarılıp atılmadıkça, bütün bu işler, insanın haktan uzak-laşmasına ve temizlenmemesine sebep olur.
O halde insanlar niyetleri esasınca farklı mertebelere sahiptirler. Hatat haletlerine göre sonsuz merhaleleri vardır. Onlardan bazısı amelin batıl olup olmamasına sebep olmakta, bazısı sıhhat ve doğruluğuna sebep olmakta ve bazısı da amelin kemaline sebep olmaktadır. Kemalinin de bir çok mertebeleri vardır."

3984. Bölüm
Her İşte Bir Niyet Üzere Olmaya Teşvik

20999. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey Ebuzer! Uyku ve yemekte dahil her işinde temiz bir niyet içinde olmalısın."
21000. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul tüm hareket ve sessizliğinde (Allah için) halis bir niyet içinde olmalıdır. Zira eğer bu işlerinde bu anlam bulunmazsa gafillerden sayılır."
21001. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s), mağfiret dilemeye teşvik hususunda şöyle buyurmuştur: "Allah'ım, Mu-hammed ve âline salat eyle ve kalplerimizin gizli niyetlerini, uzuvlarımızın hareketlerini, göz-lerimizin işaretlerini ve dillerimi-zin konuştuğu sözleri sevabını gerektiren şeylerle ilgili kıl ki, mükâfatını hakedecek bir iyiliği kaçırmayalım; cezalandırmanı gerektirecek bir kötülüğü de işlemeyelim."

21002. İmam Seccad (a.s), Meka-rim'ul-Ahlak adlı duasında şöyle buyurmuştur: "Niyetimi niyetlerin, amelimi amellerin en güzeline ulaştır. Allah'ım! Lütfunla niyetimi halis kıl"
21003. İmam Ali (a.s), Mısır'a vali tayin ettiğinde Malik-i Eşter'e yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Her günün işini o gün yap. Çünkü, her gün yapılacak özel işler vardır. Kendin için, kendinle münezzeh olan Allah arasında, vakitlerin en üstününü ve bölümlerin en yücesini karar kıl. Gerçi halka ayırdığın vakitler de niyetin temiz olup, halkın ıslahına, selametine vesile olduğu zaman Allah'a ayrılmış sayılır."

3985. Bölüm
Niyetin Güzelliği

21004. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyetin güzelliği batınların güzelliğidir."
21005. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Stokların en üstünü, batınların güzelliğidir."
21006. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel niyet arzulara ulaşma sebebidir. "
21007. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan güzel niyeti ve ahlakıyla, aradığı güzel hayatı, çevre güvenliği ve rızık genişli-ğini elde eder."
21008. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendini iyi niyet ve güzel bir hedef sahibi olmaya alıştır ki hedeflerinde mutluluğa erişesin."

21009. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel niyet sevaba sebep olur."
21010. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti güzel olursa, mükafatı çok, hayatı tatlı ve dostluğu gerekli olur."

21011. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti güzel olursa Allah ona verdiği rızkı artırır."
21012. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münezzeh olan Al-lah, insanın niyetinin kendisine itaatte güçlü ve halis olmasını istediği gibi insanlara karşı niye-tinin de güzel olmasını ister."
21013. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel niyetlerle is-teklere ulaşılır."

21014. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyetlerden başarıya en yakın olanı, en doğru olanı-dır."
21015. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala niyetin güzelliği ve batının temizliği sebebiyle kullarından istediğini cennete götürür."

21016. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İyi niyet, batının se-lametinden kaynaklanmakta-dır."
21017. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel düşünmek ve güzel niyet sahibi olmak, temiz-soyun nişanesidir."
21018. İmam Cevad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimi kardeşinin güzel niyeti razı etmezse bağışta bulunuşu da onu razı etmez."

21019. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Halka karşı tamahı azaltma hususunda ve takvanın çokluğu hakkındaki adalet husu-sunda, güzel niyetten yardım al."
21020. İmam Sadık (a.s) kendisine, "İnsanın yaptığı taktirde görevini yerine getirmiş sayılacağı ibadetin ölçüsü nedir?" diye soran birisine şöyle buyurmuştur: "İtaat hususunda güzel niyet taşımak-tır."
21021. İmam Sadık (a.s), ibadet hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "(İbadet) Allah'a itaat edilen yolda itaat hususunda iyi niyet sahibi olmaktır."

21022. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Doğru amel sadece doğru niyetle kemale erer."
21023. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Amelin doğruluğu niyetin doğruluğuna bağlıdır."
21024. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün amel doğru niyettir."
21025. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beden, sadece canlı nefisle baki kaldığı gibi, din de sadece doğru niyetle ayakta kalır. Doğru niyet de sadece akıl ile sabit kalır."

21026. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Doğru niyete sahip olan kimsenin salim ve temiz bir kalbi vardır. Zira kalbin şeytani vesveselerden salim kalması tüm işlerde niyetin Allah için halis olması sebebiyledir."
21027. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer insanlar, azap üzerlerine indiği, ellerindeki nimetler yok olduğu zaman Rablerine, doğru niyetle ve içtenlikle sığınsalardı, Rableri ellerinden giden her şeyi geri verir, içlerindeki her bozukluğu düzeltirdi.
bak. 228. Konu, Es-Serire

3986. Bölüm
Kötü Niyet Sahibi Ol-mak

21028. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kötü niyet gizli bir derttir."
21029. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Batının aşağılığından, niyetin bozukluğundan, aşağılığı kabullenmekten ve arzuların yalanına teslim olmaktan sakın."
21030. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nice ameli niyet bo-zar."
21031. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti kötü olursa, arzusuna ulaşamaz."
21032. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti kötü olursa, kaybedilmesi sevindirir. "

21033. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin kötü niyeti olursa, oku kendisine döner."
21034. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin maksadı kötü olursa, gireceği yerde kötü olur."
21035. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyetlerin bozulma-sıyla bereket kalkar."
21036. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şekavetten biri de niyetin bozukluğudur."
21037. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin niyeti bo-zuk olursa, belaya maruz kalır."
21038. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz mümin günaha niyet eder ve bu sebeple de rızkında mahrum olur."
21039. İmam Ali (a.s), bir duasın-da şöyle buyurmuştur: "Allahım! Sana yaklaşmak için dilimle söylediğim halde, sonradan kalbim muhalefet ettiği için de beni bağışla."
Bak. Vesail'uş Şia, 1/41, 7. Bölüm

Harf'ul-Ha

" el-Hicret (Hicret)
" el-Hicran (Küsmek)
" el-Hidayet (Hidayet)
" el-Hediyye (Hediye-Armağan)
" el-Herem (İhtiyarlık)
" el-Helak (Helak-Yok Olmak)
" el-Himmet (Himmet-Gayret)
" el-Heva (Heva ve He-ves)
530. Ko-nu

el-Hicret
Hicret

Bihar, 18/410, 4. bölüm; el-Hicret ile'l-Habeşe
Bihar, 19/28, 6. bölüm; el-Hicret ve mebadiha
Bihar, 73/384, 140. bölüm; el-Hicret an'il-Bilad'il-Ehl'l-Measi
Bihar, 100/97, 4. bölüm; Vu-cub'ul-Hicret ve Ahkamuha
Kenz'ul-Ummal, 16/653 ve 661. bölümler; Kitab'ul-Hicreteyn
Bihar, 79/280, 106. bölüm; et-Tearrub be'd'el-Hicret
Vesail'uş-Şia, 11/75, 36. bö-lüm; Tahrim'ut-Taarrub Be'd'el-Hicret

bak.
et-Tarih, 84. bölüm

3987. Bölüm
Habeşistan'a Hicret

Kur'an:
"Şüphesiz kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak; Allah'a, hem size ve hem de kendile-rine indirilene iman edip, Allah'ın ayetlerini az bir de-ğere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk olandır."
bak. Maide, 82-85

Tefsir
Mecme'ul-Beyan'da Allah-u Tea-la'nın, "Şüphesiz kitap ehlin-den…" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Müfessirler bu ayetin nüzul sebebi hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları şöyle demişlerdir: "Bu ayet, Arapça "Atiyye" (bağış) anlamına gelen Esheme adındaki Habeşistan padişahı Neccaşi hakkında nazil olmuştur ve kıssa şöyledir: "Neccaşi öldüğü zaman, Cebrail onun ölüm haberini Allah Resulü'ne bildirdi.

Resulullah şöyle buyurdu: "Dışarı çıkınız ve başka topraklarda ölen kardeşlerinizden birinin namazı-nı kılınız." Şöyle arzettiler: "O kimdir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Neccaşi"
Daha sonra Resulullah (s.a.a) Baki mezarlığına gitti ve Medine'den kendisine Habeşistan toprakları görüldü. Peygamber Neccaşi'nin tah-tını gördü ve onun üzerine namaz kıldı. Münafıklar şöyle dediler: "Ba-kınız, asla görmediği ve kendi dinin-den olmayan Habeşli Hıritiyan bir kafire namaz kılmaktadır." Bu esna-da bu ayet nazil oldu. Bu söz Cabir b. Abdullah, İbn-i Abbas, Enes ve Kutade'den nakledilmiştir."

Tefsir-i Kumi'de ise şöyle yer al-mıştır: "İman edenlere en şid-detli düşman olarak, insan-lardan Yahûdileri ve şirk ko-şanları bulursun. Onlardan, iman edenleri sevgice en ya-kın "Biz Hıristiyan'ız" diyen-leri bulursun." ayetinin nüzul sebebi şudur: "Kureyş'in Allah Resu-lü'ne ve hicretten önce Mekke'de ken-disine iman eden kimselere yaptığı işkenceler zirveye ulaşınca Resulullah (s.a.a) müminlere Habeşistan'a hicret etmelerini emretti ve Cafer b. Ebi Talib'e (a.s) onlarla birlikte gitmesini istedi. Ca'fer müslümanlardan yetmiş kişi ile birlikte Mekke'yi terk etti ve deniz yoluyla Habeşistan'a doğru yola koyuldu. Kureyş Müslümanların hicret haberini duyunca,

Amr b. As ve Ammare b. Velid'i müslümanları kendilerine geri çevirmesi için Necca-şi'nin yanına gönderdiler. Amr ve Emmare bir birine düşman idiler. Bu yüzden Kureyş şöyle dedi: "Birbirine düşman olan bu iki kişiyi nasıl bir-likte gönderelim?" İşte burada Beni Mahzum Ammare'nin hatasını affet-ti ve Beni Sehm de Amr b. As'ın hatasını affetti. Güzel yüzlü ve nazlı büyümüş bir kimse olan Ammare tek başına yola koyuldu. Amr b. As da eşini onunla birlikte gönderdi,

gemiye bindiklerinde şarap içmeye başladılar. Emmare Amr b. As'a şöyle dedi: "Karına beni öpmesini söyle." Amr şöyle dedi: "Sübhanallah! Böyle bir şey doğru olur mu?" Ammare sustu ve Amr mestolunca, geminin güvertesinde Amr'ı itti ve denize doğru attı. Amr geminin güvertesine yapıştı. Gemidekiler onun yardımına koşarak kendisini yukarı çektiler. Onlar Neccaşi'nin yanına gittiler. Kendisine bir takım hediyeler verdiler, Neccaşi de onları kabul etti. Amr b. As şöyle dedi: "Ey padişah! Dinimize muhalefet eden, ilahlarımıza kötü şeyler söyleyen bir grup kimse senin topraklarına gelmiştir.

Onları bize geri çevir." Neccaşi, bir grubu Ca'fer'in yanına gönderdi ve onu getirdiler. Neccaşi ona şöyle dedi: "Ey Ca'fer! Bunlar ne diyorlar?" Ca'fer şöyle cevap verdi: "Ey padişah! Ne diyorlar?" Neccaşi şöyle dedi: "Benden sizleri onlara geri çevirmemi istiyorlar." Ca'fer şöyle dedi: "Ey padişah! Onlara sor, acaba biz onların köleleri miyiz?" Amr şöyle dedi: "Hayır, onlar özgür ve şerafet sahibi kimselerdir." Ca'fer şöyle dedi:

"Onlara sor, bizden bir alacakları var mıdır?" Amr şöyle dedi: "Sizlerden hiçbir alacağımız yoktur." Ca'fer şöyle dedi: "Bizden talep ettiğini bir kanınız var mı?" Amr, "Hayır" dedi. Ca'fer şöyle dedi: "O halde bizden ne istiyorsunuz, sizler bizlere eziyet ettiniz, biz de topraklarımızı terk ettik." Amr b. As şöyle dedi:

"Ey padişah! Bunlar dinimize muhalefete kalkıştılar, ilahlarımıza kötü sözler ettiler, genç-lerimizi saptırdılar, birliğimizi dağıt-tılar. O halde onları bize geri çevir ki bu vesileyle işlerimiz düzenlensin." Ca'fer şöyle dedi: "Evet ey padişah! Biz onlara muhalefet ettik. Çünkü Allah bizlere bir Peygamber gönderdi ve bu Peygamber bizlere şirk ve put-perestlikten el çekmemizi ve fal okla-rıyla kura çekmeyi terk etmemizi emretti.

Bizlere namaz kılmamızı ve oruç tutmamızı emretti. Bizleri suçsuz yere kan dökme, zina, faiz, ölü eti yemeyi ve kan içmeyi haram kılı. Bizlere adaleti, iyiliği, akrabalara bakmayı emretti. Bizleri fuhuştan, çirkin işlerden, zorbalıktan ve tecavüzden sakındırdı." Neccaşi şöyle dedi: "Allah İsa b. Meryem'i (a.s) da bunlarla gönderdi." Neccaşi daha sonra şöyle dedi: "Ey Cafer! Allah'ın Peygamberine indirdiği şeylerden ezberlediğin var mıdır?" Cafer, "evet" diye cevap verdi ve Meryem suresini okumaya başladı. "Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.

Ye, iç, gözün aydın olsun" ayetini okumaya başladığı zaman, Neccaşi onu işitince ağladı ve şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki bu tümüyle doğrudur." Amr b. As şöyle dedi: "Ey padişah! Bu şahıs bize karşıdır. Onu bize geri çevir." Neccaşi ellerini havaya kaldırarak sert bir şekilde Amr'ın yüzüne vurdu ve şöyle dedi: "Sus! Allah'a yemin olsun ki eğer bu şahıs hakında kötü bir söz söylersen canını alırım." Yüzünden kan dökülen Amr b. As ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ey padişah! Eğer senin dediğin gibiyse, artık biz ona karışmayız."

Neccaşi'nin baş ucunda kendisine bakan bir cariye vardı. Gözleri, güzel bir genç olan Ammare b. Velid'e ilişince ona aşık oldu. Amr b. As ikamet yerine geri dönünce Amma-re'ye şöyle dedi: "O cariyeye bir mek-tup yaz." Ammare ona bir mektup yazdı ve cariye de cevap olarak Am-mare'ye bir mektup yazdı. Amr, Ammare'ye şöyle dedi: "Ondan padi-şahın güzel kokusundan senin için bir miktar göndermesini iste." Ammare de cariyeye bunu söyledi ve cariye de ona güzel koku gönderdi. Amr, Ammare'nin gemide kendisine yaptığı işten ve kendisini denize atmasından dolayı ona karşı kin doluydu.

O kokudan bir miktarı aldı ve Neccaşi'nin yanına götürerek şöyle dedi: "Ey padişah! Biz sultanın topraklarına girdiğimizde bizlere ikramda bulundu, güvenlik ve huzurumuz için gerekli şeyleri temin etti. Dolayısıyla da onun hürmet ve saygınlığını korumak bizlere lazımdır ve ona itaat etmek bizlere farzdır. Bu yüzden ona ihanet etmemeliyiz.

Ama bizimle birlikte olan bu dostum, senin namusuna mektup yazmış, onu aldatmış ve o da kendisi için senin güzel kokundan bir miktar göndermiştir." Amr daha sonra o güzel kokudan bir miktarını Neccaşi'nin karşısına koydu. Neccaşi de sinirlendi ve Ammare'yi öldürmeyi kararlaştırdı ve daha sonra şöyle dedi: "Onu öldürmek doğru değildir, zira onlar benim ülkeme geldiler ve eman içindedirler." Bu yüzden sihirbazları çağırdı ve onlara şöyle dedi:

"Bu adama öldürmekten daha kötü bir şey yapınız." Sihirbazlar Ammare'yi tutup, idrar yollarına civa döktüler. Ondan sonra Emmare, vahşi hayvanlara katıldı, onlarla gidip geldi ve insanlardan ürktü. Kureyş onlara bir grubu gönderdi. Onlar sulak bir yerde pusu kurdular. Emmare vahşi hayvanlarla oraya su içmek için geldiğinde onu tuttular. Emmare sürekli onların elinde titriyordu ve ölünceye kadar da feryat edip durdu.

Amr Kureyş'e geri döndü ve onlara Ca'fer'in Habeşistan'da izzet ve saygınlık içinde yaşadığını haber verdi. Ca'fer, Resulullah (s.a.a) Kureyş ile barış anlaşması imzalayıncaya ve Hayber'i fethedince-ye kadar orada kaldı. Bu esnada Ca'fer, bütün yoldaşlarıyla birlikte Habeşistan'dan geri döndüler. Habe-şistan'da Esma binti Umeys, Abdul-lah b. Ca'fer'i dünyaya getirdi. Nec-caşi'nin de bir çocuğu oldu ki onun adını da Muhammed koydu. Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe de Abdullah b. Cahş'ın eşiydi. Resulul-lah (s.a.a) Neccaşi'ye mektup yazarak Ümmü Habibe'yi

kendisi için istemesini söyledi. Neccaşi de Ümmü Habibe'nin peşice birini gönderdi. Onu Peygamber (s.a.a) için istedi. Ümmü Habibe'ye kabul etti. Neccaşi de onu Peygamber ile nikahladı. Dörtyüz dinar mehir karar kıldı ve bu parayı Peygamber (s.a.a) adına Ümmü Habibe'ye ödedi. Birkaç takım elbise ve bol miktarda güzel kokular gönderdi. Yolculuğu için gerekli şeyleri temin etti ve onu Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına gönderdi. Hakeza İbrahim'in annesi olan Ma-riye-i Kıbtiye'yi de bir miktar elbise, güzel koku ve birkaç at ile birlikte Peygamber'e (s.a.a) gönderdi.

Otuz rahibi de ona gönderdi ve onlara şöyle dedi: "Onun sözlerine, oturup kalk-ma şekline, içmesine, namaz kılma şekline dikkat ediniz." Bu grup Medine'ye girince, Resulullah onları İslam'a davet etti ve Kur'an'dan şu ayeti onlara tilavet buyurdu: "Hani Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti...

Onlardan küf-redenler, "Bu apaçık bir bü-yüdür" demişlerdi." Rahipler bu ayeti Allah Resulü'nden (s.a.a) işitin-ce ağladılar, iman ettiler. Neccaşi'nin yanına geri dönerek, Resulullah'ın haberini ona ilettiler. Peygamber'in kendilerine okuduğu ayeti de Necca-şi'ye ilettiler. Neccaşi ağladı, rahipler de ağladılar. Neccaşi müslüman oldu, ama can korkusu sebebiyle Habeşis-tan'da müslüman olduğunu izhar etmedi. Habeşistan'dan Peygamberi görmek için dışarı çıktı. Ama deniz-den geçince, eceli gelip çattı ve orada öldü. Daha sonra Allah şu ayeti Resulullah'a nazil buyurdu: "İman edenlere en şiddetli düşman olarak, insanlardan Yahûdile-ri ve şirk koşanlari bulur-sun...

İyilik edenlerin mükafa-tı işte budur."
21040. Zuheri şöyle diyor: "Müs-lümanlar çoğalıp imanlarını aşi-kar kılınca ve (İslam) her yerde söz konusu edilmeye başlayınca Kureyş kafirlerinden ve müşrik-lerinden büyük bir grub kendi kabilesinden iman eden kimsele-re saldırdılar. Onlara eziyet ve işkence ettiler.

Onları zindana attılar ve onlardan dinlerinden dönmelerini istediler. Peygamber (s.a.a) onlara şöyle buyurdu: "Yeryüzüne dağılın." Onlar şöy-le arzetti: "Ey Allah Resulü! Nereye gidelim." Resulullah Habeşistan tarafına işaret etti ve şöyle buyurdu: "Oraya." Peygamber ashabının oraya hicret etmesini her yerden daha çok istiyordu. Bunun üzerine müslümanlardan önemli bir bölümü Habeşistan'a hicret ettiler. Bazıları yalnız, bazıları ise aileleriyle birlikte Habeşistan topraklarına varıncaya kadar harekete geçtiler."

21041. Peygamberin (s.a.a) as-habı ilk hicretten Mekke'ye geri döndüklerinde kavmi onlara sıkı davrandı, aşiretleri onlara saldır-dı, geri dönenler onların elinden büyük eziyetler gördüler. Bu yüzdem Peygamber onlara ikinci defa Habeşistan'a hicret etmeleri için izin verdi.

Onların Habeşis-tan'a ikinci hicreti de büyük bir meşakkat içinde oldu. Kureyşten büyük bir şiddet gördüler, Ku-reyş'e Neccaşinin müslümanlara iyi davrandığı haberi gelince Kureyş daha çok sıkı davrandı. Osman b. Affan şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Ne Habe-şistan'a yaptığımız ilk hicrette ne de bu hicrette siz bizimle birlikte değildiniz?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sizler her haliyle Allah'a ve bana doğru hicret etmektesiniz. Sizin için bu her iki hicretin de sevabı vardır." Osman şöyle dedi: "O halde bu husus bizler için yeterlidir."

Bu hicrette yer alanların sek-senüçü erkekti ve onbiri Ku-reyş'ten olan kadın ve yedi tanesi de Kureyş'ten olmayan kadınlar idi. Habeşistandaki muhacirler, en iyi şekilde Neccaşi'nin ema-nında idiler. Allah Resulünün (s.a.a) Medine'ye hicret ettiğini duyduklarında onlardan otuzüç erkek ve sekiz kadın geri döndü.

Erkeklerden iki kişisi ise Mek-ke'de vefat etti. Yedi kişisi ise orada zindana düştüler. Onlar-dan yirmidördü Bedir savaşına katıldı. H. 7. yılın Rebi'ul-Evvel geldiğinde Peygamber (s.a.a) Medine'den Neccaşi için bir mektup yazdı, onu İslam'a davet etti, mektubu Amr b. Umeyye Zamri ile brilikte ona gönderdi. Allah Resulü'nün (s.a.a) mektu-bu Neccaşi için okunduğunda Neccaşi müslüman oldu ve şöyle dedi: "Eğer gelebilseydim şüp-hesiz gelirdim." Hakeza Pey-gamber (s.a.a) Necaşi'ye Ebu Süfan b. Harb'in kızı Ümmü Habibe'yi kendisi için nikahla-masını yazmıştı.

Ümmü Habi-be'nin eşi Abdullah b. Cahş Ha-beşistan'da Hıristiyan olmuş ve orada ölmüş idi. Neccaşi de bu işi yaptı ve kendisine dörtyüz dinar mehir verdi. Nikah aktini üstelenen kimse ise Halid b. Said b. As idi. Peygamber (s.a.a) ha-keza Neccaşi için orada kalan diğer ashabını da göndermesini yazmıştı. Neccaşi de denileni yaptı ve onları iki gemi halinde Amr b. Umeyye Zamri ile geri gönderdi.

Onlar Car sahili olarak adlandırılan Bula sahilinde indi-ler. Oradan Medine'ye deve kira-ladılar, Medine'ye ulaştıklarında ise Peygamberin (s.a.a) Hay-ber'de olduğunu öğrendiler ve oraya gittiler. Oraya ulaştıkların-da da Peygamberin (s.a.a) Hay-ber'i fethettiğini gördüler. Pey-gamber (s.a.a) müslümanlar ile konuşarak onları da ganimetlere ortak kılmalarını istedi. Müslü-manlar da kabul etti ve bu işi yaptılar."

3988. Bölüm
Medine'ye Hicret

Kur'an:
"Şirk koşanların söyledik-lerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl."
bak. Nisa, 97, 100; Enfal, 72, 75; Tevbe, 38, 39; Nahl, 41, 42, 110; Ankebut, 56, 60; Muhammed, 13
21042. Peygamber'in Medine'ye yaptığı hicret bi'setin on dör-düncü yılında gerçekleşti ve bu da Hüsrev Perviz'in otuz dör-düncü ve Hirekl hükümdarlığının dokuzuncu yılıydı. Bu yılın başı Muharrem idi Resulullah (s.a.a) Mekke'deydi ve orayı henüz terk etmemişti. Ama Müslümanların bir grubu Zil hicce ayında dışarı çıktılar. Muhammed b. Ka'b Kurezi şöyle diyor: "Kureyş Peygamber'in (s.a.a) evinde toplandı ve şöyle dediler:

"Muhammed diyor ki, "Eğer sizler bana biat ederseniz, Araba ve Acem'e hükümdar olursunuz, ölümden sonra yeniden dirile-ceksiniz. Sizler için bu dünyada-kine benzer cennetler ve bağlar vardır. Eğer biat etmezseniz, onun eliyle öldürüleceksiniz. Ölümden sonra da dirilecek ve yakıcı bir ateşte yanacaksınız." Bu esnada Resulullah (s.a.a) evinden dışarı çıktı. Bir avuç toprak alarak şöyle dedi: "Evet ben bu sözleri söylüyorum." Daha sonra bir avuç toprağı onların üzerine serpti ve şu ayeti tilavet buyurdu: "Ya-sin…Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir.

Gözlerini perdelediğimizden artık gö-remezler." Başına toprak dökü-len herkes, Bedir savaşında öl-dürüldü. Resulullah (s.a.a) daha sonra yola düştü ve gitti. Bu esnada o grupla olmayan bir kimse geldi ve şöyle dedi: "Bu-rada kimi bekliyorsunuz?" Onlar şöyle dediler: "Muhammed'i." O şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki Muhammed sizin yanınızdan geçti, hepinizin başına toprak döktü ve kendi işinin peşine gitti." O gruptan her biri, elini başının üzerine koydu ve toprak olduğunu gördü. Ama Peygam-ber'in (s.a.a) evinin içine baktılar,

Ali'nin yatakta olduğunu ve Re-sulullah'ın yorganını üzerine çektiğini gördüler. "O uyuyan Muhammed'dir ve üzerinde yorganı vardır" dediler. Onlar Peygamberin kapısında sabah oluncaya kadar beklediler. Ali yatağından kalkınca onlar şöyle dediler: "Allah'a yemin olsun ki o adam doğru söylemiş idi."

21043. Gazali, İhya'ul-Ulum kita-bında şöyle yazılmaktadır: "Ali b. Ebi Talib'in (a.s) Allah Resu-lü'nün (s.a.a) yatağında yattığı gece, Allah-u Teala, Cebrail ve Mikail'e şöyle vahyetti: "Ben siz ikinizi kardeş karar kıldım, iki-nizden birinin ömrünü diğerin-den uzun kıldım. Sizden hanigi-si, uzun ömrün kardeşinin olma-sını ister." Her ikisi de hayatı seçtiler ve onu dilediler. Allah-u Teala onlara şöyle vahyetti: "Neden Ali b. Ebi Talib (a.s) gibi davranmadınız. Ben onunla Muhammed arasında kardeşlik bağını kurdum ve o Muham-med'in yatağına yattı,

onun haya-tını kendi hayatına tercih etti. Şimdi yeryüzüne inin ve onu düşmanın zararından koruyun." Cebrail Ali'nin (a.s) başucunda karar kıldı, Mikail de onun aya-kucunda ve Cebrail şöyle diyor-du: "Aferin! Aferin! Kim senin gibi olabilir ey Ebi Talib'in oğlu! Allah seninle meleklere karşı övünmüştür." Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah şu ayeti nazil buyurdu: "İnsanlardan Allah'ın rızası karşılığında canını satanlar vardır ve Allah kullarına şefkatlidir." "

21044. Abdullah b. Bureyde baba-sından şöyle nakletmektedir: "Pey-gamber (s.a.a) asla kötüye yo-rumlamıyor, iyiye yorumluyordu. Peygamber Medine'ye doğru yola koyulduğu zaman Kureyş, Peygamberi (s.a.a) yakalayıp teslim eden kimseye yüz deve ödül tayin etti. Bureyde kendi hanedanı Beni Sehm'den yetmiş kişi ile birlikte yola koyuldu ve Peygamberi (s.a.a) buldu ve Pey-gamber (s.a.a) ona şöyle buyur-du: "Sen kimsin?" O şöyle dedi:

"Ben Bureyde'yim." Peygamber (s.a.a) Ebu Bekir'e dönerek şöyle buyurdu: "İşimiz kolaylaştı ve yoluna girdi." Daha sonra şöyle sordu: "Sen hangi taifedensin?" O şöyle dedi: "Eslem'den." Pey-gamber şöyle buyurdu: "Esenlik-le kurtulduk." Daha sonra şöyle buyurdu: "Hangi kabiledensin?" O şöyle dedi: "Beni Sehm kabi-lesinden" Peygamber şöyle bu-yurdu: "Okun dışarı çıktı." Bu-reyde Peygambere (s.a.a) şöyle dedi: "Sen kimsin?" Peygamber şöyle dedi:

"Ben Allah'ın Resulü olan Muhammed b. Abdul-lah'ım." Bureyde şöyle dedi: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve elçisisin." Bureyde ve beraberindekilerin tümü Müs-lüman oldu. Sabah olduğunda ise Bureyde Peygambere (s.a.a) şöyle arzetti: "Medine'ye sadece elinizde bayrak olarak giriniz." Daha sonra Bureyde sarığını çıkardı, mızrağının ucuna bağladı ve Peygamberin önünden yola koyularak şöyle arzetti:

"Ey Allah'ın Resulü! Benim evime gelir misiniz?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bu devem memurdur (emredilmiştir.)" Bureyde şöyle dedi: "Andolsun Allah'a ki Beni Sehm kabilesi rağbet ile ve hiçbir zorlama olmaksızın müslüman oldular."

Bir açıklama
El-Faik kitabında şöyle yazıl-maktadır: "Berude emruna" "İşimiz kolaylaştı" anlamındadır ve "el-İyş'ul-Barid" kelimesinden alınmıştır ve güzel ve şen bir hayat anlamında-dır. Bazıları şöyle demişlerdir: "Sabit olmak anlamındadır ve "berede li aleyhi hakkun" yani benim için onun boynunda bir hak sabit oldu anla-mındadır. "Harece sehmuke" kelime-si ise muvaffak ve başarılı olduğu anlamındadır. Cahiliye döneminde bir şey hakkında kura çekmek istediklerinde şahısların adlarını okların üzerine yazıyor ve onları birbirine karıştırarak onlar arasında bir ok çekiyorlardı. Ok kimin adına çıkarsa, o şey o kimseye ait oluyordu."

21045. İyas b. Malik b. Evs baba-sından şöyle nakletmektedir: "Resu-lullah (s.a.a) ve Ebu Bekir hicret ettiklerinde Cuhfe'de bize ait bir deveye rastladılar. Peygamber şöyle buyurdu: "Bu deve kimin-dir?" Babam şöyle dedi: "Esle-mi'den olan bir şahsındır." Pey-gamber Ebu Bekir'e döndü ve şöyle dedi: "Yüce Allah'ın iste-ğiyle kurtuluşa erdim." Peygam-ber (s.a.a) şöyle sordu: "Adın nedir?" O şöyle arzeti: "Mesud." "Yine Peygamber Ebu Bekir'e dönerek şöyle buyurdu: "Yüce Allah'ın adıyla mutluluğa eriş-tim." Daha sonra babam Resu-lullah'ın (s.a.a) yanına gitti ve onu erkek bir deveye bindirdi."

21046. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) Medine'ye hicret için dışarı çı-kınca bana, kendisinden sonra kalmamı ve böylece yanındaki insanların emanetlerini kendile-rine geri vermemi istedi. Halk Peygamberi emin olarak biliyor-lardı. Ben üç gün Mekke'de kal-dım. Sürekli kendimi insanlara gösteriyordum.

Hatta bir gün bile insanların gözünden kay-bolmadım. Üç günden sonra Mekke'yi terkettim. Allah Resu-lü'nün (s.a.a) gittiği yolu takip ettim, sonunda Beni Amr ve Beni Avf'ın yanına vardım. Re-sulullah (s.a.a) Medine'ye ulaşmış idi. Ben Gülsüm b. Hidm'in evine gittim. Zira Resulullah (s.a.a) orada konaklamıştı."
21047. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fetihten sonra artık hicret söz konusu değildir."
21048. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur."
21049. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Artık hicret yoktur, aksine bundan sonra cihat ve niyet vardır. (Cihada) çağrıldığı-nız zaman seferber olunuz…"
21050. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fetihten sonra artık hicret yoktur. Sadece gerçekte iman, niyet ve cihat vardır."
21051. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fetihten sonra hicret yoktur. Cihat ve niyet vardır. (cihada) çağrıldığınız zaman da seferber olunuz."

3989. Bölüm
Hicretin Kesilmemesi

21052. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Hicret ediniz ve İslama sarılınız. Zira cihat olduğu müddetçe hicret tükenmez."
21053. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kafirlerle savaşıldığı müddetçe hicret ipleri asla kop-maz."
21054. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Düşmanla savaş var oldukça hicret asla kesilmez."
21055. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hicret, ilk zamandaki gibi dipdiri ayaktadır. Allah'ın yeryüzündeki kullarının imanla-rını gizlemesine veya açığa vur-masına ihtiyacı yoktur. Allah'ın yeryüzündeki hüccetini sırf tanı-yana muhacir adı verilmez. Kim onu tanır ve ikrar ederse muha-cir odur. Kendisine hüccet ula-şan, onu kulağıyla duyan ve kal-biyle ezberleyen kimselere "mus-tazaf" adı verilmez."

21056. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim isteyerek islam'a girerse o muhacirdir."
İmam Sadık'tan (a.s) şöyle bu-yurdu nakledilmiştir: "Herkim müslüman olarak doğarsa, o Arap'dır. Herkim de büyüdükten sonra İslam'a girerse o muhacir-dir."

21057. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hicret iki çeşittir. Bir hicret günahlardan hicret etmek ve uzak durmaktır. Diğeri de Allah ve resulüne hicret etmektir. Tövbe kabul edildiği sürece hicret asla bitmez."
21058. Resulullah (s.a.a), ashabının hicretin kesilip kesilmediği hususunda ihtilafa düşmesi ve konuyu kendisine sorması üzerine şöyle buyurmuştur: "Kafirlerle cihat edildiği müddetçe hicret kesilmez."

21059. Muhammed bin Hekim şöyle diyor: "Zurare bin A'yen oğlu Ubeyd'i kendisi için Ebu'l Hasan Musa bin Ca'fer ve Abdullah'tan haber getirmek üzere Medine'ye gön-derdi. Ama oğlu Ubeyd geri dönme-den Zurare vefat etti. Muhammed bin Ebi Umeyr şöyle diyor: "Muhammed bin Hekim benimle konuştu ve şöyle dedi: "Zurare ve oğlu Ubeyd'i Medi-ne'ye göndermesi olayını Ebu Ha-san'a naklettim. İmam şöyle buyurdu: "Zurare'nin, Allah-u Teala'nın haklarında şöyle buyurduğu kim-selerden olmasını ümit ederim. "Her kim evinden Allah'a hicret etmek için çıkarsa"

3990. Bölüm
En Üstün Hicret

Kur'an:
"Kötü şeyleri terke devam et."
21060. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hicretin en üstünü Allah'ın istemediği bir şeyden hicret etmektir (uzak durmak-tır)."
21061. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "En üstün hicret kötülükten hicret etmektir (uzak durmaktır)."
21062. Resulullah (s.a.a), Enes'in annesine şöyle buyurmuştur: "Gü-nahlardan hicret et ki bu en üs-tün hicrettir."
21063. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün hicret, gü-nahlardan yapılan hicrettir."
21064. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Muhacir kötülükten hicret eden kimsedir."

21065. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Muhacir, hata ve günahlarından hicret eden kim-sedir."
21066. Resulullah (s.a.a), "Hangi iman daha üstündür?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Hicret!" Şöyle arzedildi: "Hicret nedir?" Pey-gamber şöyle buyurdu: "Kötü-lüklerden uzaklaşmandır." Şöyle arzedildi: "O halde hangi hicret daha üstündür?" Peygamber şöyle buyurdu: "Cihat…"

21067. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hicret iki çeşittir: Şehirde yaşayanın hicreti ve be-devi kimsenin hicreti. Bedevi kimsenin hicreti, çağırıldığı za-man icabet etmesi, emredildiği zaman ise itaat etmesidir. Şehir-de yaşayan kimsenin hicretinin ise, sıkıntı ve meşakkati daha fazla, sevabı ise daha üstündür."

21068. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Namaz kıl, zekat ver, kötülüklerden uzaklaş ve kavmi-nin topraklarında istediğin yerde ikamet et. Bu taktirde sen muha-cir sayılırsın."
21069. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün islam müs-lümanların senin dilinden ve elinden salim ve güvende olduk-ları İslam'dır. En üstün hicret ise, Rabbinin hoşnut olmadığı şeyden hicret etmendir."

3991. Bölüm
Hicretten Daha Üstün Şey

21070. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden her kim, dün-yada batılı defetmek veya hakka yardım etmek için hak bir söz söylerse, makamı, benimle hicret makamından daha üstündür."
bak. El-Hak, 892. Bölüm

3992. Bölüm
Günahkarların Topra-ğından Hicret Etmek

Kur'an:
"Melekler kendilerine ya-zık edenlerin canlarını aldık-ları zaman onlara: "Ne yaptı-nız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde mustaz'af kimse-lerdik" diyecekler, melekler de, "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!"
"Ey iman etmiş kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız bana kulluk ediniz."

"Şöyle de: "Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dün-yada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yer-yüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."
21071. İmam Bakır (a.s), Allahu Teala'nın, "Ey iman eden kul-larım!" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Fasık yöneticilere itaat etmeyiniz. Eğer sizi dininizden çıkarmalarından korkarsanız, yeryüzü geniştir. Allah-u Teala da şöyle buyurmaktadır: "Biz yeryüzünde mustaz'af kimselerdik" diyecekler, me-lekler de, "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler."

21072. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın "Ey iman eden kulla-rım..." ayeti hakkında şöyle buyur-muştur: "İçinde bulunduğun yer-de Allah'a isyan ediliyorsa ora-dan başka yere hicret et."
21073. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim dini için bir yerden bir yere, bir avuç yer olsa dahi kaçacak olursa cennet ona farz olur, İbrahim ve Muhammed (s.a.a) ile birlikte bulunur."

Tefsir
"Melekler, kendilerine ya-zık edenlerin canlarını alır-ken;" "Ayetin orjinalinde geçen "teveffahum" (canlarını alırken) fiili, mazi veya müzari kipindedir. Aslı "teteveffahum"dur. Kullanımda hafif-lik olsun diye "ta"ların biri düşürül-müştür. Şu ayette olduğu gibi: "Me-lekler, kendilerine yazık edenlerin canlarını aldığı zaman, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk!" diye teslim olurlar" (Bu ayette canlarını alma anlamında kullanılan fiil teteveffahum" şeklinde geçer.)
Benzeri ayetten de anlaşıldığı gibi "zulüm"den maksat, onların şirk yurdunda kalma, kafirler arasında yaşama, dolayısıyla dini bilgileri edinme ve dinin kulluk görevlerini yerine getirmedeki çağrısını uygulama-ya geçirme imkanından yoksun kal-mak suretiyle Allah'ın dininden ve dinin şiarlarını ikame etmekten yüz çevirmeleridir.

(Kulluk görevlerini rahat bir şekilde yerine getiremedikleri şirk diyarını terk etmemeleridir.) "Ne yapmakta idiniz? Derler. "Biz yeryüzünde çaresiz ve zayıf bırakılmış (mustazaf)lar idik" diye cevap verirler…" şeklinde başlayan üç ayetin akışı bu yorumu destekleyici niteliktedir.

Yüce Allah, "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun" (A'raf 44 ve Hud, 19) ayetlerinde, "zalimler" kavramı (nefse veya baş-kalarına zulmetmeyi belirtmeksizin) mutlak olarak kullandıktan sonra, "Onlar (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyan ve onun eğri olmasını isteyenlerdir" buyurarak bu kelimeye açıklık getirmiştir.

Dolayısıyla bu iki ayetin, zulümü açıklamadaki ortak mesajı şudur: Zulüm, Alalh'ın dinine sırt çevirmek ve onun eğri, çarpık ve saptı-rılmış olmasını istemektir. Bu anlam, tefsirini sunduğumuz ayetin tasvir ettiği objektif durum (ve bizim az önce yaptığımız açıklama) ile de ör-tüşmektedir.
"Ne yapmakta idiniz?" derler." Yani yaşama bağlamında durumunuz neydi? Ayetin orjinalinde geçen "fime" bileşiğinin sonundaki "me" edatı, soru edası olan "ma" kelimesinin kısaltılmış şeklidir, ki kullanım hafifliği sağlamak amacıyla sonundaki "elif" harfi hazfedilmiştir.

Ayette genel olarak, rivayetlerde "Kabir sorgusu" olarak nitelenen olaya yönelik bir işaret vardır. Bilin-diği gibi kabir sorgusu, ölümün ger-çekleşmesinden sonra meleklerin ölü-nün dinini sormalarına denir. Şu ayet de buna delalet etmektedir: "Nefislerine zulmederlerken meleklerin, canlarını aldığı kimseler, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk!" diye teslim olurlar. "Hayır, Allah sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir. O halde, içinde sürekli kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür! (kötülerden) sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Hayır (indirdi)! Derler."

"Biz yeryüzünde çaresiz ve zayıf bırakılan (mustazaf)lar idik." Diye cevap verirler. Melekler de, "Allah'ın yeri geniş değil miydi? Onda hic-ret etseydiniz ya!" derler." Meleklerin "ne yapmakta idi-niz?" sorusu, dinsel açıdan yaşadık-ları duruma ilişkindir. Bu soruya muhatap olan kimseler de dinsel açıdan iyi bir duruma sahip olmayan kimselerdir.

Bu yüzden sebebi (yani, dini yaşamamalarına sebep olanı) müsebbebin (yani, kendi durumlarını anlatmalarının) yerine koymak sure-tiyle cevap veriyorlar. Şöyle ki, onlar güç sahibi müşriklerin egemen odluğu bir yerde dini yaşama imkanını bu-lamıyorlardı. Çünkü bu müşrikler, onları çaresiz ve zayıf düşürüyor, güçlenmelerine engel oluyorlardı. Böy-lece dinin öngördüğü şeriata ve yasala-ra sarılıp, uygulamaya geçirerek pra-tik hayatta yaşamalarına imkan vermiyorlardı."

Allah-u Tealanın "Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ar-zım geniştir. O hlde sadece bana ibadet edin" ayetinde, Allah-u Teala küfür diyarında yaşayan, hak dini aşikar kılamayan ve hak dinin hüküm ve kanunlarıyla amel edemeyen müminlere hitap etmiştir. Bu nüktenin delili de ayetin devamıdır.

"Şüphesiz arzım geniştir." Cümlesinin akışından da anlaşıldığı üzere "arz" kelimesinden maksat üzerinde yaşadığımız tüm yeryüzüdür. Bu kelimenin mütekellim zamirine izafe edilmesi de (arzi-benim arzım) bütün yeryüzünün Allah'a ait olduğuna işarettir. Dolayısıyla da Allah için kendisine nerede ibadet edileceği hususu önemli değildir. Yeryüzünün genişliğinden maksat ise bölgelerin birinde hak dini öğrenmek ve bu hak dini hayata geçirmek mümkün olmadığı taktirde bu işlerin gerçekleşebile-ceği diğer bir takım bölgelerin oldu-ğundan kinayedir. O halde bir olan Allah'a ibadet her haliyle imkansız değildir.

"fe iyyaye fa'budun" (o halde sadece bana ibadet edin" cümlesindeki "fa" harfi de Allah'a ibadetin yeryüzü genişliğine dayandığını belirtmek içindir. Yani yeryüzü geniş olduğuna göre o halde sadece bana ibadet edin. İkinci "fa" harfi ise (fa'budün) sözün delalet ettiği hasfedilmiş şartın cezazısıdır.
Görüldüğü gibi "feiyyaye" kelime-sinin takdimi de özgünlüğü belirtmek içindir. O halde kavram olarak "kasr-i kalb" olayı söz konusudur. Cümlenin manası da "benden başka-sına tapmayın, sadece bana tapın" gerçeğidir. O halde "fa'budun" cümlesi cezanın yerine oturmuştur.

Özetle ayetin manası şudur: "Be-nim yeryüzüm geniştir. Eğer her hangi bir bölgede bana ibadet edemiyorsanız, bana ibadet edebileceğiniz diğer başka yerler vardır. Böyle olduğuna göre sadece bana tapınız. Neden bana tapmayasınız?! Zira eğer bir yerde bana ibadet imkanı elde edemiyorsa-nız diğer yerlere hicret ediniz ve orada sadece bana ibadet ediniz."

3993. Bölüm
Taarrubtan Sakındır-mak

21074. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyur-muştur: "Hicretten sonra taarrub caiz değildir."
21075. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hicretten sonra taarrub caiz değildir ve fetihten son-ra hicret yoktur."
21076. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: "Ben darul harbde (küfür diyarında) müşriklerle birlikte yaşayan her Müslüman'dan beriyim."

21077. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) bir orduyu "Hes'em"e büyük bir Arap kabilesine gönderdi. Ordu onlara saldırınca "Hes'em"liler secdeye kapandılar. Daha sonra onlardan bazısı öldürüldü. Bu haber Resulullah'a (s.a.a) ulaşın-ca şöyle buyurdu: "Namazları sebebiyle varislerine onların diyetinin yarısını ödeyiniz." Daha sonra Peygamber şöyle buyurdu: "Biliniz ki ben Dar'ul-Harb'de müşriklerle yaşayan her müslümandan beriyim."

21078. Cerir Beceli şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) Hes'em kabi-lesine bir ordu gönderdi. Halk-tan bir grubu orduyu görünce secdeye kapandı, ama onlar ara-sında öldürülenler oldu. Bu ha-ber Peygamber'e (s.a.a) ulaşınca Peygamber diyetlerinin yarısını ödemelerini emretti ve şöyle buyurdu: "Ben müşrikler arasında yaşayan her müslümandan beriyim" Şöyle arzettiler: "Ne-den ey Allah'ın Resulü?" Pey-gamber şöyle buyurdu: "Müslü-man ve müşrik bir yerde yaşa-mamalıdır."

21079. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah müslüman olduktan sonra müşrik olan hiçbir müşriğin amelini, müşriklerden ayrılıp müslümanlara katılmadıkça kabul etmez."
21080. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dar'ul-Harb'de ika-met etmeyiniz. Meğer fasık ki, artık o da İslam'ın emanında değildir."
21081. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Garip, hakikatte şirk topraklarında olan kimsedir."

21082. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah hicretten sonra taarrubu (küfür diyarına geri dönmeyi) haram kılmıştır. Zira bu iş dinden dönmeye, peygamberlere ve Allah'ın hüccetlerinden yar-dımdan el çekmeye ve her hak sahibinin hakkını zayi etmeye sebep olmaktadır. Zira bu kimse bedevilerle birlikte olur. Bir kimse dinini kemaliyle tanırsa artık cahil (bedevi) kimselerle bir yerde oturması caiz değildir. Zira bu taktirde ilimden el çekmesinden cahillere katılmasından ve cehalet içine yuvarlanmasından korkulur."