Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


KONULARIN EN SON BÖLÜMLERİNDEN



Hamza şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Bunlar kimler-dir?" İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Vahşi bunlardan biridir." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Yaz, "(Savaştan geri kalanların) bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azâb eder, ya da tövbelerini kabul eder." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Erkekler, kadınlar ve çocuk-lardan aciz olup hiç bir çareye gücü yetmeyenler hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır." Yani ne küfre dönecek bir bahaneleri var ve ne de imana gelecek bir yolları.

"Hakeza şöyle yaz: "İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, bağışlayandır." İmam hakeza şöyle buyurdu: "ve hake-za şöyle yaz: "A'raf ashabı." Hamza şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "A'raf ashabı kimdir?" İmam şöyle buyurdu: "Bunlar da iyi ve kötü işleri eşit olan kisme-lerdir. O halde Allah eğer onları cehenneme götürürse, bu gü-nahları sebebiyledir. Eğer Allah onları cennete götürürse bu da Allah'ın rahmeti sebebiyledir."

Hakeza bir rivayette şöyle yer almıştır: "İnsanlar altı kısımdır ki bunlar genel olarak üç kısımda toplanmaktadır: İman, küfür ve sapıklık. Bunlar Allah'ın kendi-sine cennet ve cehennemi müj-delediği iki vaad (verilen söz) ehlidir. Müminler, kafirler, mus-tazaflar. İşleri Allah'a kalmış olan kimselere Allah ya azap eder, ya onların tövbelerini kabul eder. Günahlarını itiraf eden kimseler ise iyi işlerini kötü işle-riyle karıştıran kimselerdir ve A'raf ehli."

20893. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar altı kısımdır: Mustaz'af, müellefet'ul kulup (kalpleri islama ısındırılmış olan), işi Allah'a kalan kimse, günahlarını itiraf eden kimse, nasibi (Ehl-i Beyt düşmanı) ve mümin."
20894. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Arap, mevali (kendi toprakların-da esir alınıp daha sonra müslü-man olan kimse) ve kafir. Arap-lar bizleriz, mevali ise bizi sevip takip edenler, kafirler ise bizden beri olup bize düşmanlık eden-lerdir."

20895. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biz Kureyşiz, şiileri-miz araptır, düşmanlarımız ise arap olmayanlardır."
20896. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biz arabız, şiilerimiz mevalidir (kendi topraklarında esir alınıp daha sonra müslüman olan kimselerdir), diğer insanlar ise ne olduğu belirsiz kimseler-dir."

20897. İmam Cevad (a.s), Muam-mer b.Said b. Huseym'e şöyle buyur-muştur: "Biz Arabız, şiilerimiz bizdendir, diğer insanlar ise he-mec veya hebec'dirler." Muam-mer şöyle diyor: "Ben şöyle ar-zettim: "hemec nedir?" İmam şöyle buyurdu: "sinek" Ben şöyle arzettim: "Hebec nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Sivri sinek."

20898. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İsteyerek islama giren kimse, korkudan İslama giren kimselerden daha üstündür. Münafıklar korkudan müslüman oldular, mevali (kendi toprakla-rında esir alınıp daha sonra müs-lüman olan kimseler) ise isteye-rek İslam'a yöneldiler."

20899. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Müslüman olarak doğarsa o araptır, herkim de isteyerek İslam'a girerse, mecburen müslüman olan kim-seden daha iyidir. Mevla ise top-rağında esir alınan ve sonra esir olan kimsedir. Bu kimse mevla-dır."

20900. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim müslüman olarak dünyaya gelirse o araptır, herkim büyüdükten sonra İs-lam'a girerse, o muhacirdir. Herkim de esir olup azad olursa o da mevladır. Her kavmin mev-lası onların bir parçası sayılır."

20901. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın "Allah, çok yakında sevdiği ve onların da O'nu sevdiği bir topluluk getirir" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Maksat mevalidir."
20902. İmam Sadık (a.s), Yakub b. Kays'a şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Kays! "Eğer O'ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kal-dırır, sizin gibi olmayacak bir topluluğu yerinize getirir." ayetinin maksadı özgürlüğe ka-vuşmuş olan mevalinin (toprak-larında esir edilen kimselerin) çocuklarıdır."

20903. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin alevidir (yü-celik ehlidir), çünkü tanıma ve marifet hususunda ulvi ve yüce bir makama ulaşmıştır. Mümin haşimidir, zira sapıklığı darma-dağın etmiştir. Mümin Kureyşli-dir, çünkü bizden alınan şeyi ikrar etmektedir. Mümin acem-dir, çünkü kötülük kapıları yü-züne kapanmıştır.

Mümin arap-tır, çünkü Peygamberi de araptır, kitabı da apaçık bir arap diliyle nazil olmuştur. Mümin Nebt'idir, çünkü ilmi istinbat etmiştir (delil üzere elde etmiş-tir.) Mümin muhacirdir. Çünkü günahlardan kötülüklerden hic-ret etmiştir. Mümin Ensari'dir, çünkü Allah Resulü ve Allah Resulü'nün Ehl-i Beytine yardım (nusret) etmiştir. Mümin müca-hittir. Çünkü aziz ve celil olan Allah'ın düşmanlarıyla batıl bir devlette takiye yoluyla, hak bir devlette ise kılıcıyla cihat etmek-tedir."
bak. 411. Konu, el-Feres

3973. Bölüm
İmme'at Kelimesinin Tefsiri

20904. İmam Kazım (a.s) Fazl bin Yunus'a şöyle buyurmuştur: "Hayırı tebliğ et ve hayır söyle ve imme'a olma." Ben (Fazl b. Yunus) şöyle arzettim: "İmme'a ne demek-tir?" İmam şöyle buyurdu: "Ben insanlarla birlikteyim. Ben de insanlardan biri gibiyim" deme. Zira Allah resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! İki yoldan başka şey yoktur: Doğru yol ve kötü yol. İyilik ve kötülük yolu. O halde size göre kötülük yolu iyilik yolundan daha sevimli olmamalıdır."

20905. İmam Kazım (a.s), Fazl b. Yunus'a şöyle buyurmuştur: "Hayır ulaştır, hayır de ve İmme'a ol-ma." Ben (Fazl b. Yunus) şöyle arzettim: "İmme'a nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Ben insanlarla birlikteyim. Ben de insanlardan biriyim" deme. Zira Allah Resu-lü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Hakikatte iki yol vardır: İyi ve kötü yol. Size ne olmuş da kötü yol sizin elinizde, iyi yoldan daha sevimlidir."
bak. Et-Teklid, 3416 . Bölüm

528. Ko-nu

en-Nevm
Uyku

Bihar, 76/178-221; Ebvab'us-Seher ve'n-Nevm
Kenz'ul-Ummal, 15/327 ve 492 ve 524. bölümler; fi'n-Nevm ve Adabuh
bak.
249. konu, es-Seher; es-Sukr, 1843. bölüm
3974. Bölüm
Uyku

Kur'an:
"Uykunuzu dinlenme vakti kıldık."
20906. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku dert ve sıkıntı-lardan rahatlama sebebidir ve ölümle aynı türdendir."
20907. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku bedenin rahat-lık sebebidir, söz ruhun rahatlık sebebidir, sessizlik ise aklın ra-hatlık sebebidir."

20908. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku beynin sultanı-dır ve bedenin dayanağı vegüç kaynağıdır."
20909. İmam Hadi (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Geceyi ihya etmek uykuyu daha lezzetli kılar."
20910. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim ağır bir mi-deyle uyursa, rüyaları onu yalan-lar" (yani gerçek olmayan rüyalar görür, onu başkalarına naklettiği zaman da yalan olduğu ortaya çıkar. Böylece adeta rüyaları onu yalancı kılmaktadır.)"

20911. Salih'in merfu olarak riva-yet ettiği bir hadiste şöyle yer almıştır: "Dört şeyin azı da çoktur: Ateşin azı da çoktur, uykunun azı da çoktur, hastalığın azı da çoktur, düşmanlığın azı da çoktur."
20912. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Beş kişinin uykusu olmaz: Bir kan dökme fikrinde olan kimsenin, kendisi için ema-netdar bir kimseyi bulamayan zenginin, dünyalık bir mala ulaşmak için insanlara yalan ve iftirada bulunan kimsenin, çok borcu olduğu halde eli boş olan kimsenin ve sevgilisinden ayrıl-mak üzere olan sevenin."

3975. Bölüm
Uyku ve Ölüm

Kur'an:
"Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerle-rini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır."
20913. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku ölümün karde-şidir ve cennet ehli ölmezler."
bak. 3977. Bölüm

3976. Bölüm
Çok Uyumaktan Sa-kındırmak

20914. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Çok uyumaktan sakının zira çok uyumak kıyamet günü sahibini fakir kılar."
20915. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Süleyman b. Da-vud'un (a.s) annesi Süleyman'a şöyle dedi: "Gece çok uyumaktan sakın. Zira gece çok uyumak insanı kıyamet gününde yoksul bırakır."

20916. İmam Sadık (a.s), Abdul-lah b. Cündeb'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Cün-deb! Gece az uyu, gündüz az konuş. Zira insanın bedeninde gözden ve dilden daha az şükre-den bir organ yoktur. Süley-man'ın annesi Süleyman'a şöyle demiştir: "Oğulcağızım! Uyku-dan sakın. Zira (çok) uyku seni insanların sana ihtiyaç duyduğu bir günde eli boş bırakır."

20917. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Musa (a.s) Allah'a şöyle arzetti: "Senin nezdinde en çok nefret edilen kul hangisidir?" Allah şöyle buyudu: "Gece leş gibi olan, gündüz boş gezen kimse-dir."
20918. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim gece baskı-sından korkarsa, uykusu az olur."
20919. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gözlerini çok uyu-maya alıştırma. Zira gözler, be-denin az şükreden organıdır."

20920. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah boşta gezen uykucu ku-lundan nefret eder."
20921. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah çok uyumaktan ve boşta gezmekten nefret eder."
20922. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çok uyumak, din ve dünyanın elden gitmesine neden olur."
20923. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku, günün kararla-rını ne kadar da bozucudur!"
20924. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyku kötü bir alacak-lıdır, kısa ömrü yok eder ve in-sanın bir çok sevap ve mükafatı-nı ortadan kaldırır."

20925. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim gece çok uyursa gündüz telafi edemeyece-ği bir ameli kaybeder."
20926. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim çok uyursa, karmaşık rüyalar görür."
bak. El-Bihar, 76/179, 38. Bö-lüm

3977. Bölüm
Uyku Zamanında Ruh-ların Göğe Yükselmesi

20927. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müslüman cenabet halinde uyumaz ve sadece taharet üzere uyur. Ve eğer su bulamazsa toprakla teyemmüm eder. Zira müminin ruhu aziz ve celil olan Allah'ın huzuruna varır. Allah onu kabul eder ve ona bereket verir. Eceli ulaşmamışsa onu rahmetine mazhar kılar ve eğer eceli ulaşmamışsa onu emin melekleriyle birlikte gönderir ve onlar ruhunu bedenine geri döndürürler."

20928. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki şiilerimizden biri uyuduğunda aziz ve celil olan Allah ruhunu göğe yükseltir ve ona bereket verir. Böylece eğer eceli gelirse, onu rahmet hazinelerinde, cen-net bahçelerinde ve arşın gölge-sinde karar kılar ve eğer eceli sonradan olursa, onu emin olan bir grup melek ile birlikte gön-derir ki içinden çıktığı bedene yeniden geri iade etsin ve onda huzura kavuşsun."

20929. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Senin şiilerinin ruhları hem uyku anında, hem de ölüm anında göğe yükselir. İnsanların ayın hilaline baktıkları gibi melekler de onlara olan şevkten ve aziz ve celil olan Allah nezdindeki ma-kamlarını müşahade ederek on-lara bakarlar."
bak. Er-Ruh, 1565. Bölüm

3978. Bölüm
Uyumanın Adabı
1-Temizlik

20930. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç kimse yemekten kalan yağlı elleriyle uyumasın. O halde eğer böyle yaparsa ve şeytandan kendisine bir zarar gelirse sadece kendisini kınasın."
20931. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çocuklarınızın elini ve yüzünü, etin kokusundan ve yağlı yiyeceklerden dolayı yıkayı-nız. Zira şeytan eti ve yağlı ko-kuları koklar ve bu yüzden de çocuklar gece korkarlar. İki mü-vekkel melek ise o kokudan ezi-yet görür."
bak. 516. Konu, en-Nezafet

2-Taharet

20932. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim taharet (ab-dest…) alır ve sonra yatağına giderse o gece yatağı mescidi gibi olur."
20933. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim abdestli uyur da o gece ölümü çatarsa Allah nezdinde şehit sayılır."
20934. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim taharet (ab-dest…) alır ve sonra yatağına giderse o gece yatağı mescidi sayılır. Eğer abdest almadığını hatırlarsa her ne olursa olsun yorganıyla teyemmüm etmelidir. Eğer böyle yaparsa sürekli namazda ve aziz ve celil olan Allah'ı zikirde bulunmuş olur."

20935. Resulullah (s.a.a), ashabına şöyle buyurmuştur: "Sizden hangi-niz sürekli oruç tutmaktadır?" Selman (r.a) şöyle arzetti: "Ben ey Allah'ın Resulü!" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sizden hangisi bütün geceyi ihya ederek geçirir?" Selman şöyle arzetti: "Ben, ey Allah'ın Resulü!" Resu-lullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sizden hanginiz hergün Kur'an'ı hatmeder?" Selman şöyle arzetti: "Ben, ey Allah'ın Resulü!" Bu esnada Peygamberin ashabından birisi şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Selman İranlı bir kimsedir ve bizlere üstünlük satmak istemektedir.

Sen, "Hanginiz hergün oruç tutmaktadır?" diye sordun. O, "Ben" diye cevap verdi. Oysa o çoğu zaman oruç tutmamaktadır. Sen, "Hanginiz bütün geceyi ihya ederek geçirmektedir" diye sorunca da o, "Ben" dedi. Oysa gece çoğu zaman uyumaktadır." Sen, "Sizden hanginiz hergün Kur'an'ı hatmetmektedir?" diye sordun. O, "Ben" diye cevap verdi. Oysa ki hergün çoğu za-man sessiz kalkmaktadır." Pey-gamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sus, ey falan kimse! Lokman Hekim gibi olan şahıstan sana ne? Sen bizzat ondan sor, o sana cevabını verir." O şahıs Selam'a şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu! Sen sürekli oruç tuttuğunu söy-lemedin mi?" Selman, "evet" dedi. O şahıs şöyle dedi: "Ama ben biliyorum ki sen bir çok günler yemek yiyorsun."

Selman şöyle dedi: "Bu senin sandığın gibi değildir. Ben her ay üç gün oruç tutuyorum ve aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Herkim bir iyilik yaparsa, ona on kat benzeri vardır." Hakeza Şaban ayını Ramazan ayı ile birleştiriyorum, dolayısıyla sürekli orucum işte budur." O şahıs şöyle dedi: "Sen bütün geceyi ihya ederek geçirdiğini söylemiyor musun?" Selman, "evet" dedi. O şahıs şöyle dedi: "Ama sen gecenin çoğunda uyu-yorsun."

Selman şöyle dedi: "Bu da senin sandığın gibi değildir. Ben habibim Resulullah'tan (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "Herkim geceyi taharetle (ab-destli) geçirirse, bütün geceyi ihya etmiş gibidir" ve ben de her geceyi taharetle geçiriyorum." O şahıs şöyle dedi: "Sen hergün Kur'an'ı hatmettiğini söylemedin mi?" Selman, "Evet" dedi. O adam şöyle dedi: "Ama sen gü-nün çoğu vaktinde sessiz duru-yorsun." Selman şöyle buyurdu:

"Bu da senin sandığın gibi değil-dir, ben habibim Resulullah'tan (s.a.a) Ali'ye (a.s) şöyle buyurdu-ğunu işittim: "Ey Ebe'l-Hasan! Senin bu ümmet arasındaki mi-salin, "kul huvallahu ehed" mi-salidir. Herkim bir defa onu okursa, Kur'an'ın üçte birini okumuş gibidir. Herkim de onu iki defa okursa, Kur'an'ın üçte ikisini okumuş gibidir.

Herkim de üç defa okursa bütün Kur'an'ı okumuş gibidir. Herkim diliyle seni severse, imanının üçte biri kamildir. Herkim de dili ve kalbiyle seni severse, imanının üçte ikisi kamildir. Herkim de dil ve kalbiyle seni sever ve eliyle sana yardımda bulunursa, imanı tümüyle kamildir. Ey Ali! Beni hak üzere gönderene yemin olsun ki eğer göktekilerin seni sevdiği kadar yerdekiler de seni sevseydi, şüphesiz hiç kimse cehennem ateşiyle azap görmez-di." Ben her gün üç defa "kul huvellahu ehed" suresini okuyo-rum." O şahıs donup kalktı."
bak. El-Bihar, 76/181, 39. Bö-lüm

3- Tuvalet İhtiyacını Gidermek

20936. İmam Ali (a.s) oğlu Ha-san'a (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Sana amel ettiğin taktirde doktora gitmekten müstağni olacağın dört şey öğrete-yim mi?" İmam Hasan şöyle arzetti: "Öğret ey Müminlerin Emiri! Acıkmadığın müddetçe sofraya oturma. Henüz iştahın varken yemekten el çek, yemeği iyi çiğne. Ve yatmak istediğin zaman tuvalet ihtiyacını gider, eğer bunları yapacak olursan doktora gitmekten müstağni olursun."

4-Amelleri Hesaba Çekmek

20937. "İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yatağına girdiğin zaman o gününde karnına ne koyduğunu, ne elde ettiğini düşün; öleceğini ve bir ahiretin olduğunu hatırla."
Bak. El-Hesab, 828-832. Bölümler

5-Uyurken Kur'an ve Dua Okumak

20938. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim yatağa girince "kulhuvellahu ehad" suresini okursa Allah onun elli yıllık günahını bağışlar."
20939. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim yatağa girin-ce "kul huvallahu ehed" suresini okursa, aziz ve celil olan Allah ona elli bin melek vekil kılar ve bu melekler o gece kendisini korur."
20940. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim uyumak istediğinde elhakumuttekasür (tekasür) süresini okursa kabir azabından korunmuş olur."

20941. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri yatağına girdiğinde şöyle desin: "Alahumme in emsekte nefsi fi menami feğfir leha ve in erselteha fehfizha bima tahfuzu bihi ibadeke's salihin" (Allahım! Eğer uykuda ruhumu alacak olursan onu bağışla. Eğer onu geri gönderecek olursan kendisiyle salih kullarını koruduğun şeylerle koru."

20942. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim uyurken "innellahe yumsikus semavati vel erz, en tezula ve lein zaleta in emsekehuma min ehedin min be'dihi innehu kane helimen gafura" (Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, andolsun ki onları kimse tuta-maz. O, şüphesiz halimdir, ba-ğışlayandır.) ayetini okursa, asla evi başına yıkılmaz."

6-Sırt Üstü veya Sağ Tarafına Uyumak

20943. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uyumanın dört şekli vardır: Peygamberler sırt üstü uzanırlar ve uyurlar ama gözleri uyanıktır ve aziz ve celil olan Allah'ın vahyini beklerler. Mümin ise sağ tarafına ve kıbleye doğru uyur, şahlar ve şehzadeler ise sol tarafa doğru uyur ki yedikleri yemekleri hazmetsinler, iblisin, kardeşleri tüm deliler ve afet-zedeler ise yüzüstü yatarak uyur-lar."

20944. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Erkek yüz üstü yat-mamalıdır. Eğer birinin yüz üstü yattığını görürseniz, onu uyandı-rınız, onu o hal üzere bırakma-yınız."

7-Uyanırken Okunan Dua

20945. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden birisi uykudan uyanınca şöyle desin: "La ilahe illahul halim'ul kerim, el-hayyul kayyum, vehuve ala kulli şeyin kadir, sübhane rabbi nebiyyine ve ilahil mürselin ve sübhane rabbis semaveti's seb' vema fi hinne ve Rabb'ul arazi-nes seb' vema fihinne Rebbi'l arş'il-azim, vel hamdu lillahi rabbil ale-min" (Halim, kerim, hayy ve kayyum olan Allah'tan başka ilah yoktur. O her şeye kadirdir. Ne-bilerin Rabbi ve resullerin ilahı münezzehtir. Yedi göğün ve içindekilerin ve yedi kat yer ile içindekilerin Rabbi münezzehtir. O arşın sahibi yüce Rabdir.

Hamd alemlerin Rabbi olan Al-lah'a mahsustur.) Uykudan uya-nıp oturunca kalkmadan önce şöyle demelidir: "Hesbiye Allah ve hasbiyer Rabbu minel ibad, hesbiyel-lezi huve hesbi munzu kuntu hasbi-yellahu ve ni'mel vekil." (Allah bana yeter.Kullar karşısında Rab bana yeter. Her zaman bana yeten kimse -Allah-bana yeter. Allah bana yeter ve o ne güzel bir ve-kildir.) "Sizden biri gece namaza kalkınca göğün etrafına baksın ve bu ayeti oksun. "inne fi hal-kissemavati vel erz inneke la tuhliful miad. "

20946. Huzeyfe şöyle diyor: "Peygamber (s.a.a) yatağına giderken şöyle buyururdu: "Bismike Allahumme emutu ve ehya" (Allahım! Senin adınla ölür ve senin adınla dirilirim.) Uyandığında ise şöyle buyururdu: "Elhamdulillahillezi ahyana ba'de ma ematena ve ileyhinnuşur" (Hamd bizleri öldürdükten sonra dirilten Allah'a mahsustur ve dönüş sadece onadır."
Bak. El-Bihar, 76/191; 44. Bölüm

529. Ko-nu

en-Niyyet
Niyet

Bihar, 70/185, 53. bölüm; en-Niyet ve Şeraituhu
Vesail'uş-Şia, 1/33, 5. bölüm; Vucub'un-Niyet fi'l-İbadat
Kenz'ul-Ummal, 3/419, 792; en-Niyet
Kenz'ul-Ummal, 4/58, fi Sık'in-Niyet
bak.
114. konu, el-İhlas; 174. konu, er-Riya; Cehennem, 627. bölüm; el-Hudud, 751. bölüm; el-İbadet, 2495. bölüm

3979. Bölüm
Niyet

Kur'an:
"De ki: "Herkes kendi me-toduna (mizaç ve meşrebine) göre iş yapar. Bu durumda kimin gerçek hidayet üzere olduğunu Rabbiniz en iyi bilendir."
20947. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyet, amelin esası-dır."
20948. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ameller niyetlerin meyvesidir."

20949. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir beden niyetin üzerinde güçlü olduğu şey hak-kında zayıf değildir."
20950. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz cehennem ehlinin gerçekte ateşte ebedi olmalarının sebebi dünyada ebedi kaldıkları taktirde sürekli Allah'a isyan etme niyetinde olmalarıdır. Cennet ehlinin de cennette ebedi olarak kalmalarının sebebi dünyada ebedi kaldıkları taktirde ebedi olarak Allah'a itaat etmeye niyet ettikleri içindir. O halde her iki grubun da ebediyeti niyetleri se-bebiyledir." İmam Sadık (a.s) daha sonra, "De ki: "Herkes kendi metoduna (mizaç ve meşrebine) göre iş yapar" ayetini okuduktan sonra şöyle buyurmuştur: "Yani niyetleri üzere."

20951. Ali b. İbrahim Allah-u Te-ala'nın, "Herkes kendi meto-duna (mizaç ve meşrebine) göre iş yapar" ayeti hakkında şöyle demiştir: "Yani kendi niyeti üzere amel eder. "Rabbiniz kimin gerçek hidayet üzere olduğunu en iyi bilendir." Babam Ca'fer b. İbrahim'den ve o da Ebu'l-Hasan Rıza'dan (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet et-miştir:

"Kıyamet günü olunca mümin Allah'ın huzurunda du-rur, onun amellerinin hesabını görmeyi Allah bizzat üstlenir ve amellerini ona gösterir. Mümin amel defterine bakar, gördüğü ilk şey günahlarıdır. Günahlarını görmekle rengi değişir, bedeni titrer, ruhu dehşete düşer. Daha sonra iyiliklerini görür ve onu görünce de gözleri aydın ve ruhu ise feraha erer.

Daha sonra Al-lah'ın kendisine bağışladığı se-vaplara bakar. Sevinci artar. Da-ha sonra Allah meleklere şöyle buyurur: "İçinde amel etmedik-lerinin bulunduğu sayfayı geti-rin." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Müminler o defteri okur ve şöyle derler: "İzzetine andolsun ki sen bizim bu işlerin hiç birini yapmadığımızı biliyor-sun." Allah şöyle buyurur: "Doğru söylüyorsun, ama sizler bu işleri yapmaya niyetlendiniz, biz de bu işleri size yazdık." Daha sonra o amellerin sevabı da kendilerine verilir."

20952. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyet amelden üs-tündür. Biliniz ki niyet amelin bizzat kendisidir.daha sonra İmam şu ayeti okudu: "De ki: herkes kendi metoduna göre iş yapar." Yani niyetleri üze-re." "
20953. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar niyetleri üzere haşrolurlar."
20954. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar niyetleri esasınca dirilirler."
20955. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah kıyamet günü insanları niyetleri esasınca haşre-der."

20956. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala sizin cisimlerinize bakmaz, haseb ve neseplerinize de bakmaz, malla-rınıza da bakmaz. Lakin Allah kalplerinize bakar. Herkimin salih bir kalbi olursa Allah ona merhamet eder."
20957. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkesin değeri himmeti miktarıncadır ve ameli de niyeti kadardır."
20958. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Amel sadece niyet iledir."

20959. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Niyeti olmayan kim-senin ameli de yoktur."
20960. İmam Ali (a.s), oğlu Ha-san'a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Öğrenmen ve amel etmen için senin için edepten bir şeyler biriktirdim. Çünkü sen henüz ömrünün baharındasın ve önünde uzun bir yol var, iyi ni-yetli, temiz, pak bir ruha sahip-sin."

Tefsir
Allah-u Teala'nın "De ki: "Herkes kendi metoduna (mizaç ve meşrebine) göre iş yapar. Bu durumda kimin gerçek hidayet üzere olduğu-nu Rabbiniz en iyi bilendir" ayetinde yer alan "şakile" kelimesi Müfredat-ı Rağib'de yer aldığı esasın-ca, "şekl" kökünden türemiştir ve hayvanın el ve ayağının bağlanması anlamındadır. Hayvanın bağlandığı ipe ise "şikal" denmektedir. "şakile" ise huy ve haslet anlamındadır. İnsanı mahdut kılıp bağlaması hasebiyle de huy ve haslete "şakile" denmektedir. Zira huy ve haslet insanı o ahlak üzere davranmaya zorlar.

Mecme'ul-Beyan'da ise şöyle yer almıştır: "Şakile" yol ve yordam anlamındadır. "Haza terik'un zu şevakil" birkaç yolun ayrıldığı ana yol anlamındadır.
Güya kendisine mensup olanları kendisini kat etmeye ve o yoldan sapmamaya zorladığı için de mezhep ve yola "şakile" denmektedir. Bazıla-rı ise şöyle demişlerdir: "Şakile, "şekl" kökünden türemiş olup, örmek ve benzer anlamındadır." Bazılar ise şöyle demişlerdir: "Şikl" kökünden türemiş olup, hey'et ve kalıp anlamın-dadır."

Velhasıl ayet-i kerime insanın amelinin, "şakile" esasına dayalı olduğunu kabul etmektedir. Yani ameli onun "şakile"si ile uyum ve tenasub içindedir. Zira amel ve işe oranla şakile, bedende cari olan ruh gibidir. Bu beden endamı ve yaptıkla-rıyla ruhun manevi heyetlerini teces-süm ettirmektedir. İlmi araştırmala-rın ve deneylerin ispat ettikleri üzere melekeler ve ruhi haletler ile insanın amelleri arasında özel bir ilişki var-dır.

Örneğin cesur veya korkak bir insanın korkunç bir sahneyle karşı-laştığında sergilediği tavır aynı değildir veya infak ve harcama hususunda da cimri biriyle bağışlayan yüce birinin takındığı tavır aynı değildir. Hakeza ispatlandığı üzere nefsani sıfatların da insanın beden yapısının tümüyle yakın bir ilişkisi vardır. Bazı mizaçlar çabuk gazaplanır, tabiatıyla da intikam almaya ilgi duyar.

Diğer bazılarında ise, karın şehveti veya cinsel şehvet veya benzeri şehvetler daha çabuk harekete geçmekte ve taşmaktadır ve galeyan etmektedir. Öyle ki nefisleri en küçük bir etkenle harekete geçmektedir. Diğer mizaçların ise bambaşka haletleri vardır. O halde ahlaki melekler ve ruhi sıfatlar mizaç farklılıkları hasebiyle bazısında çok çabuk şekillenmekte, diğer bazısında ise daha geç ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu hallerle birlikte falan ahla-ki melekenin veya kendisiyle uyumlu amelin vücuda geliş nedeni olan bedensel yapı ve mizacın etkenleri iktiza (gereklilik) haddindedir ve "tam nedensellik" aşamasına ulaşmamaktadır. Yani tabiat ve mizacın gerekliliği ile ilgili olan muhalif fiili imkan aşamasından çıkarıp, onu imkansız ve muhal kılmamaktadır ve dolayısıyla neticede de ihtiyar ve irade ortadan kalkmamaktadır. Aksine fiil her ne kadar mümkün de olsa ihtiyari/iradi bir olgudur. Bazı hususlarda tabiat ve mizacın aksine yapılması çok zor olmaktadır.

Münezzeh olan Allah'ın sözüne dikkat edildiğinde de bu söyledikleri-mizi teyit ettiği görülür. Zira münez-zeh olan Allah şöyle buyurmuştur: "İyi belde Rabbinin izniyle bitki verir, çorak belde fayda-sız bir bitki çıkarır. Şükrede-cek topluluk için böylece ayetleri yerli yerince açıkla-rız." Bu ayeti, Peygamberlerin davetinin genel oluşuna delalet eden ayetlerin yanına koyduğumuzda, yanında değerlendirdiğimizde de -örneğin şu ayet: "Ta o vesileyle sizi ve (bu mesajın) ulaştığı herkesi uyarayım" - açık bir şekilde ifade etmektedir ki insanın varlık yapısının sıfat ve amellerindeki tesiri iktiza (zemine) şeklindedir. Tam bir nedensellik şeklinde değil.

Nasıl böyle olmasın ki?! Oysa Allah-u Teala dini, değişmeyen yara-tılışın da bildirdiği fıtri bir olgu ola-rak adlandırmaktadır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fa-kat insanların çoğu bilmez-ler." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Daha sonra ona yolu kolay-laştırdı."

Fıtratın, hak dine ve mutedil sünnete daveti, tam bir nedensellik olarak insan tabiatının kötülüğe, fesada ve itidalden sapmaya davetiyle uyumlu değildir ve bir araya toplanmaz.
Bazıları şöyle demişlerdir: "Saadet ve şekavet tıpkı dört sayısının çift ve üç sayısının tek oluşu gibi iki zati iştir. Asla mevzu'undan (kendisini gerektiren etkenden) ayrılmazlar veya ezeli hüküm ve kazaya mahkumdur-lar. Peygamberlerin daveti ise sadece hücceti tamamlamak içindir;

değişik-liğin mümkün kılınışı veya bir halden diğer hale geçişin bilinen bir anlamında değildir. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Taki helak olan kimse apaçık delil üzere helak olsun ve diri olan kimse de apaçık delil üzere diri kalsın." Bu sözün cevabı şudur: "Hücceti tamamlama konusu da saadetli kimsenin saadetinin ve şekavet sahibi kimsenin şekavetinin gerekli, zaruri ve değişmez olmadığının bizzat delilidir. Zira eğer saadet ve şekavet zati gerekliliklerden olsaydı, onları zata ulaştırma hususunda hüccet ve delile gerek kalmazdı. Zira zati şeyler hüccet kabul etmez. O halde hüccet anlamsız ve boş bir şey olurdu.

Hakeza eğer saadet ve şekavet Allah'ın ezeli, kazası esasınca zatla-rın bir gereği olsaydı ve zati bir gerek-lilik olmasaydı, insanların münezzeh olan Allah hakkında bir hücceti olurdu. Dolayısıyla da Allah'ın hüc-ceti tamamlama işi, faydasız ve boş bir şey sayılırdı. O halde Allah'ın hüccet ikame etmesinin doğruluğu da göstermektedir ki saadet ve şekavet asla insanın zatının bir gereği değil-dir. Aksine insanın iyi ve kötü amel-lerinden, inançlarından, doğru veya yanlış akaitlerinden kaynaklanmak-tadır.

Bunun yanısıra insanın doğal ve fıtri olarak eğitim, öğretim, uyarı, müjde, vaad, tevhit, emir, nehiy ve benzeri şeylere başvurması da hayatın hedeflerine ulaşmak için başvurması da insanın kendi içinde iki yolun başında yer aldığını hissetmesinin apaçık bir delilidir. Bu yollar saadet veya şekavet yoludur. İnsan istediği yolu seçebileceğini hissetmekte ve yapa-cağı her işin de bununla uyumlu bir sevabının olduğunu bilmektedir. Ni-tekim Allah-u Teala da şöyle buyur-muştur: "İnsan için sadece ça-lıştığı vardır. Onun çalışması şüphesiz yakında görülecek-tir. Sonra ona karşılığı eksik-siz verilecektir."

Bu da amel ve sıfatlar ile zat ve derunlar arasındaki bir tür ilişkidir. Başka bir tür ilişki de vardır ki amel ve sıfatlar ile durumlar, ahval, insa-nın zatının dışındaki etkenler, yani yaşadığı çevre arasındadır. Tıpkı eski adap, sünnet, gelenek ve görenekler gibi. Zira bu etkenler de insanı ken-disiyle uyumlu işlere davet etmektedir ve onu bu etkenlere muhalefet etmek-ten ve uyum içine girmekten alı koy-maktadır. Çok geçmeden insana, yepyeni ve ikinci bir yapı kazandır-maktadır. Öyle ki amel ve davranış-ları yaşadığı çevrede bir araya gelen durum ve ahval ile uyum içine girmektedir.

Bu ilişki de genelde, iktiza (gerek-lilik) halindedir. Ama bazen öyle kökleşmekte ve kalıcı olmaktadır ki insanın nefsindeki üstün veya rezil sıfatların kökleşmesiyle, artık onların ortadan kalkma ümidi de yok ol-maktadır. Allah-u Teala'nın sözle-rinde de bu nükteye işaret edilmiştir. Örneğin Allah-u Teala şöyle buyur-maktadır: "Şüphe yok ki, küf-redenleri, uyarsan da uyarma-san da birdir, iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azap onlar içindir." ve benzeri bir çok ayet mevcuttur.

Elbette dikkat etmek gerekir ki bu nükte, davet, uyarı ve müjdeleme yoluyla insanlara hüccet ikame etme-nin sıhhatiyle de çelişmemektedir. Çünkü onlarda bir etkisinin olma-ması da kendilerinin kötü seçiminden kaynaklanmaktadır. Açıkça bilindiği gibi bilerek imtina etmek, insanın irade ve ihtiyar sahibi olmasıyla çeliş-ki içinde değildir.

Bu uzun açıklamadan da anlaşıl-dığı üzere insanın birkaç şakilesi (hasleti) vardır. İnsanın bir şakilesi (hasleti) bir tür yaratılışının ve beden-sel yapısının ürünüdür ve bu da insa-nın bedeninin birbirini etkilemesin-den hasıl olan yaratışsal şahsiyetinden ibarettir. Tıpkı mizaç gibidir ki çelişkili keyfiyetlerin birbirini etkile-mesinden ortaya çıkan orta bir keyfi-yettir. İnsanın diğer bir şakilesi ise sanevi (ikinci) bir olgudur ve bu da birinci şakilenin yanısıra insanın nefsinde çeşitli dış etkenlerin eserinden oluşan yaratışsal bir şahsiyetinden ibarettir.

İnsanın hangi yapısı olursa, hangi nefsani sıfatı veya ruhi ve dahili fiili olursa, ameli de onun esasına dayalı-dır ve yaptıkları o şakilenin (hasletin) göstergesidir. Örneğin kibirli insanın konuşma, susma, oturma, kalkma ve bütün hareketleri bu haletini göster-mektedir veya zelil ve çaresiz bir insanın bütün davranışlarında da bu zillet ve çaresizlik ortaya çıkmakta-dır. Korkak, cesur, cömert, cimri, sabırlı, vakarlı ve aceleci insanlar da böyledir… Elbette böyle olmalıdır. Zira fiil, failin göstergesidir ve zahir batının ünvanıdır ve suret de mananın nişanesidir.

Münezzeh olan Allah'ın sözü de bu konuyu teyit etmektedir ve bir çok hususlarda bu konuda hüccet ve deliller ortaya koymaktadır. Örneğin Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir. Dirilerle ölüler de bir değildir." Hakeza şöyle buyur-muştur: "Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi ka-dınlar, iyi erkeklere, iyi erkek-ler de iyi kadınlara yakışır-lar" bu konuda bir çok benzeri ayet de mevcuttur.

Allah-u Teala'nın, "Kullun ye'melu ala şakiletihi" (her-kes şakilesi -metodu- üzere amel eder)" ayetindeki şakile hangi anlama alınırsa alınsın, muh-kem bir anlamı vardır. Ama bu ayetin "Kur'an'dan iman eden-lere rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır" ayeti ile irtibatı, "münezzeh olan Allah'ın Kur'an-ı Kerim ve hak daveti vasıta-sıyla müminlere fayda vermesi, onlara şifa bağışlaması akışında yer alışı, bu yolla zalimlere zulümleri sebebiyle zarar vermesi şakile'den maksadın ikinci anlamda olduğunu, zihne daha yakın kılmaktadır. Yani insanın iç güdülerinin ve ondaki etkili dış etkenlerden hasıl olan ve insanın vücudunda şekillenen dış etkenlerin toplamından oluşan hulki (ahlaki) şahsiyetinden ibarettir.

Allah-u Teala müminlerin kendi kelamından şifa ve rahmet elde ettik-lerini, kafirlerin ise bu iki nimetten mahrum kaldıklarını, zararlarını arttırdığını buyurduktan sonra adeta birisi şöyle itiraz etmektedir: "Neden Allah kulları arasında farklılık karar kılmıştır?

Eğer her iki gruba da Kur'an vesilesiyle şifa ve rahmet vermiş olsaydı, risaletin sebebi daha iyi hasıl olurdu ve davet daha faydalı olurdu." İşte bu yüzden Allah Pey-gamberine (s.a.a) bu söze itidalla cevap mahiyetinde şöyle demesini emretmektedir: "Herkes şakilesi (metodu) üzere amel etmek-tedir." Yani sizin amel ve davranış-larınız vücudunuzda olan fiiliyet, yapı ve şakile esasınca ortaya çıkmaktadır.

O halde herkim, doğru dürüst bir yapıda olursa, rahat bir şekilde hak inançlara ve salih amellere hidayet olur, hakkın daveti yoluyla nasiplenir. Ama şakilesi (huyu ve ahlakı) doğru olmayan isyankar bir kimsenin ise hak inançları kabul etmesi ve salih amellerde bulunması çok zordur. Hakkın davetini işitmesi, onun sade-ce zararını artırır. Rabbiniz olan Allah sizin içinizden haberdardır, vücudunuzu tedbir etmektedir.

Dola-yısıyla da kimin doğru bir yapıda olduğunu, kimin daha doğru yolda olduğunu ve daha çok hidayete erdiği-ni ve hak sözden faydalanmaya daha yakın olduğunu bilir. Hakeza Al-lah'ın kendisine öğrettiği ve müminle-rin daha çok hidayete erdiğini bildir-diği Peygamberi de bu konuyu daha iyi bilmektedir. O halde Kur'ani rahmet ve şifa sadece onlara özgüdür. Zalim kafirlerin ise sadece zararlarını artırır. Elbette zulüm ve isyanların-dan el çektikleri taktirde onlar da Kur'ani şifa ve rahmetten nasiplenebi-lirler.

İşte burada "ehda sebila" (yol açı-sından daha çok hidayete ermiş) cüm-lesindeki "daha çok" (sıfatının) tabir edilmesindeki nükte de kendiliğinden açığa çıkmaktadır ve o nükte şudur: Dediğimiz gibi insanın sıfata ve sıfatla uyumlu davranışlara davetindeki yapı, zorunlu kılıcı ve değişmez bir role sahip değildir. Zira doğru olmayan bu deruni yapı, her ne kadar sapık olsa da ve doğru olmayan işlere çağırsa da, bu sapıklığı kesin bir iş kılmamaktadır. Zira bu deruni yapıda da her ne kadar zayıf olsa da bir nişane vardır. Ama doğru olan deruni yapı, daha çok hidayete ermiş-tir ve hak yola daha çabuk yönelmek-tedir. Bunu iyi düşün."
bak. En-Nefs, 3921. Bölüm, 29509. hadis

3980. Bölüm
Niyetin Ameldeki Ro-lü

20961. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Şüphesiz ameller niyetlere bağlıdır. Gerçekte herkes için niyet ettiği şey söz konusudur. O halde her kimin hicreti Allah ve resulü için olursa Allah ve resulüne doğru hicret etmiştir. Her kimin hicreti de dünyadan bir şeye ulaşmak veya bir kadınla evlenmek için olursa gerçekte onun hicreti de, niyeti esasınca hicret ettiği şeyedir."

20962. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ameller niyet -başka bir rivayette ise: niyetler- iledir ve hakikatte her insan içi niyetinde olan şey var-dır. O halde herkimin hicreti Allah ve Resulü için olursa, Al-lah'a ve Resulüne doğru hicret etmiştir ve herkimin hicreti de dünyalık bir şeye ulaşmak veya bir kadınla evlenmek için olursa, hicreti de hicret ettiği şeyedir."

20963. Resulullah (s.a.a) Ali'yi (a.s) bir orduyla gönderdiğinde bir şahıs kardeşine, "Bizimle Ali'nin ordusuna katılarak savaşa gel, belki bir köle, bir hayvan veya bize faydası dokunacak bir şey elde ederiz" deyince şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki ameller niyetler üzeredir. Herkes için niyet ettiği şey söz konusudur. O halde her kim Allah nezdinde olan şeyi elde etmek için savaşırsa şüphesiz ecri de Allah iledir. Her kim de dünya metasını elde etmek için veya devenin diz bağını elde etmek için savaşırsa hatırı için savaştığı şey dışında hiçbir şeye sahip olamaz."

20964. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Allah yolun-da savaşır (İslami bir savaşa katı-lır) ve niyeti de sadece bir deve-nin ayağına bağlanan ipi elde etmek olursa kendisine sadece niyet ettiği şey vardır."
20965. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah savaşanları niyetleri esasınca diriltir."

20966. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan şöyle der: "Ci-had ettim." Oysa cihat etmemiş-tir. Cihat hakikatte haramlardan kaçınmak ve düşmanla savaş-maktır. Bir grubu savaşmakta, çok da iyi savaşmakta, ama sade-ce ünlü olmayı ve bir mükafat elde etmeyi hedeflemektedir. Bazen de insan tabiatıyla cesur olduğu için savaşmaktadır, tanı-dık ve yabancıyı savunmaktadır. Bazen de insan tabiatında korku olduğu içni savaşmamaktadır.

Anne ve babasını düşmana tes-lim etmektedir. Öldürülmek hakikatte bir tür ölümdür, her insan bir hedef doğrultusunda savaşır, köpek de ehlini savun-mak için savaşır."
20967. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir şahıs Peygambe-rin (s.a.a) yanından geçti. Resu-lullah'ın ashabı onun güçlülüğü-nü ve atikliğini görünce şöyle arzettiler: "Keşke bu Allah yo-lunda olsaydı."

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Eğer çocukları-nın ihtiyacını temin etmek için dışarı çıkmışsa, o Allah yolunda-dır. Eğer anne-baba ve bir yaşlı-nın ihtiyacını temin etmek için dışarı çıkmışsa Allah yolundadır. Eğer kendisinin ihtiyacını temin etmek ve hiç kimseye muhtaç olmamak için dışarı çıkmışsa yine Allah yolundadır. Ama eğer gösteriş ve üstünlük taslamak için dışarı çıkmışsa şeytan yo-lundadır."

3981. Bölüm
İyi Niyetin Sevabı

20968. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İyi niyet iki amelden biridir."
20969. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İyi niyet sevaba sebep olur."
20970. Resulullah (s.a.a), Tebük savaşından dönerken şöyle buyurmuş-tur: "Medine'de olup da bizimle gelemeyen bazı kimseler, katetti-ğimiz her vadide bizimle oldular. Onları sadece bir özür (hastalık) alıkoymuştur."

Bu hadisi Buhari ve Ebu Da-vud'a rivayet etmişlerdir ve tabiri şöyledir: "Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizler Medine'de öyle kimseleri geride bıraktınız ki katettiğimiz her yolda, yaptı-ğımız her infakta ve yürüdüğü-müz her vadide onlar da sizinle birlikteydiler." Şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Nasıl olur da onlar Medine'de oldukları halde bizimle olabilirler?" Pey-gamber (s.a.a) şöyle buyurmuş-tur: "Onları hastalık alı koymuş-tur (sizinle gelmelerine engel olmuştur.)"

20971. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biz Medine'de, katettiğimiz her vadiyi bizimle kateden, çıktığımız her tepeye bizimle çıkan kimseleri bıraktık." Ashab şöyle arzetti: "Onlar burada hazır olmadıkları halde nasıl bizimle birlikte olabilirler?" Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Niyetleriyle."

20972. İmam Ali'nin (a.s) Cemel savaşında galip olduğunu kardeşinin de görmesini isteyen bir kişiye İmam şöyle buyurmuştur: "Öyleyse o da bizimle beraberdi. Şu askerleri-miz içinde öyle kişiler var ki henüz babalarının bellerinde, analarının rahimlerindedirler. Zaman, burundan gelen pıhtı gibi onları ortaya atacak, iman onlarla kuvvet bulacaktır."

20973. Habbet'ul-Ureni şöyle diyor: "Ali (a.s) Basra Beyt'ül-Malını bölüştürdü. Herkese beşyüz dirhem verdi, kendisi de diğerleri gibi beşyüz dirhem aldı." Bu esnada savaşta olmayan bir kimse geldi ve şöyle arzetti: "Ey Müminlerin Emiri! Eğer cismim sizden uzaksa da kalbim sizin-leydi. O halde ganimetten bana bir şey ver." İmam ona kendisi için aldığı beşyüz dirhemi verdi ve o ganimetten kendisi için bir şey kalmadı."

20974. Ziyaret-i Camia'da şöyle yer almıştır: "Allah'ı şahit tutuyoruz ki ahdini bozanların, zalimlerin, dinden çıkanların ve cennet gençlerinin efendisi olan Eba Abdillah'ı katillerinin Kerbela'da katledenlerin kanını dökmekte, biz de niyet ve kalp-lerimizle ve dostlarınızın sizin için hazır bulunduğu sahneleri, elden kaybettiğimize üzülerek zamanımızdaki dostlarımızın yanında hazır idik."

20975. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul hergün gece namazı kılmaya niyetlenir, ama gözleri ona galebe çalar ve neti-cede uyur. Böylece Allah onun için namazı kaydeder, nefes aldı-ğı nefesleri onun için tesbih uy-kusunu da kendisi için sadaka sayar."

20976. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey Ebuzer! Her ne kadar yapmazsan da hayır işe niyet et ki gafillerden sayılmayasın."
20977. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim yatağına girer ve niyeti gece namazı kılmak olurda, sabaha kadar uykuda kalırsa, kendisi için niyet ettiği şey yazılır, uykusu da rabbi tarafından sadaka sayılır."

20978. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Fakir ve mümin kul şöyle der: "Ey rabbim! Bana (mal ve servet) nasip et ki falan ihsanı ve iyiliği yapayım." Böylece eğer aziz ve celil olan Allah bu sözü doğru niyetle söyediğini bilirse, şüphesiz onun için hayırlı işleri yaptığı taktirde vereceği iyiliği yazar. Allah vasi' (rahmeti geniş) ve kerimdir."

20979. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bazen müminin kar-deşi kendisinden bir ihtiyacını diler ve onunsa hacetini gidere-ceği istediği bir şey olmazda, ama içinden ona önem verirse, Allah Tebarek ve Teala o önem vermesi sebebiyle onu cennete götürür."

20980. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çünkü sizden Rabbi-nin, O'nun elçisinin ve Ehl-i Beyt'inin hakkını tanıyarak yata-ğında ölen kimse de şehittir ve ecri Allah'a aittir. Salih işlere niyetinden dolayı da sevaba er-mesi de muhakkaktır. Bu niyeti, (Allah yolunda) kılıcını çekmesi-nin yerini tutar."

20981. Me'n b. Yezid şöyle diyor: "Babam Yezid sadaka vermek için birkaç dinar çıkardı ve onları camide oturan bir kimsenin ya-nına bıraktı. Ben geldim ve o dinarları aldım. Babamın yanına götürdüm, babam şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki benim maksadım sen değildin." Biz bu olayı Allah Resulüne (s.a.a) gö-türdük, Allah Resulü şöyle bu-yurdu: "Ey Yezid! Sen niyetin esasınca sevap elde ettin ve sen ey Me'n aldığın şey senindir."
bak. Es-Sevab, 473. Bölüm; es-Sunnet, 1913. Bölüm; eş-Şehadet, 2116. Bölüm; es-Selat (3), 2317. Bölüm; Vesail'uş Şia, 1/35, 6. Bölüm, s. 59, 18. Bölüm