Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3956.Bölüm Nurun Nuru


Kur'an:
"Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuva-sına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bere-ketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, her şeyi bilir."

20810. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey nurun nuru! Ey nur saçan nur! Ey nuru yaratan! Ey nuru düzenleyen! Ey nuru taktir eden! Ey her nurun nuru! Ey her nurdan önceki nur! Ey her nurdan sonraki nur! Ey her nurdan en üstte olan nur! Ey benzeri olmayan nur!"

20811. İmam Kazım (a.s), zindan-dan Ali b. Suveyd'e yazdığı bir mek-tubunda şöyle buyurmuştur: "Rah-man ve rahim olan Allah'ın adıy-la. Hamd büyük ve yüce olan Allah'a mahsustur. Müminlerin kalbi onun azameti ve nuruyla görmüş ve cahiller, nuru ve azameti sebebiyle ona düşmanlık etmiş, yer ve gökte olan yaratık-lar, onun nuru ve azametiyle çeşitli amelleri, dinleri ve çelişik inançları oldukları halde ona yakınlaşma vesilesi bulmaya ça-lışmaktadırlar. Böylece bazıları doğru yolu kateder, bazıları dala-lete düşerler. Bazıları işitir, bazı-ları sağır olur, bazıları görür, bazıları kör ve şaşkın olurlar…"

3957. Bölüm
Vahiy Nuru

Kur'an:
"Ey insanlar! Rabbinizden size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur indirdik."
"Ey Kitab ehli! Kitap'tan gizle-yip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren Peygamber'imiz gelmiş-tir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitab gelmiştir."
20812. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ki bu Kur'an Allah'ın ipi ve aydınlatıcı nurdur."

20813. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz bu Kur'an'da aydın ışıklar vardır."
20814. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an'ı öğrenin, çünkü o sözlerin en güzelidir. Onda anla-yışınızı derinleştirip kavrayışınızı genişletin. Çünkü o gönüllerin baharıdır. Onun nurundan şifa talep edin. Çünkü o göğüslerinizin şifasıdır."

20815. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah, size hak yolu göstermiş ve O'nun yolları sizin için aydınlanmıştır. Kötü bir akibet veya ebedi bir saadet!"
20816. İmam Ali (a.s), imanın sı-fatı hakkında şöyle buyurmuştur: "...(İslami) yol, apaçık bir yol ve apay-dın bir meşaledir."
20817. İmam Ali (a.s), Peygambe-rin sıfatı hakkında şöyle buyurmuş-tur: "Her yıl Hira dağına çekilir-di, onu ben görürdüm, benden başkası da görmezdi. O gün İslam Resulullah ve Hatice'nin evinden başka hiç bir evde yoktu; ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyin ve risaletin nurunu görür, nübüvvetinin kokusunu duyardım."

20818. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hakeza şahadet ede-rim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur ve ışıl-dayan bir ışık olarak gönderdi."
20819. İmam Ali (a.s), Peygamber (s.a.a) için yaptığı bir dua hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Onun binasını (önceki) bina yapanların binasından (onun dinini, önceki dinlerden) yüce kıl, nezdinde derecesini değerli kıl. Nurunu onun için tamam-la!"

3958. Bölüm
İmamın Nuru

20820. İmam Ali (a.s), Peygamberi andığı bir konuşmasında şöyle bu-yurmuştur: "Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı… O sakınanların önderi, hidayete erişenlerin basiretidir. Parlayan bir yıldız, her yana nurlar sa-çan bir ışık ve alevlenen bir meşaledir."

Hakeza şöyle buyurmuştur: "Pey-gamber, dileyenlere hidayet ateşini alevlendiren ve şaşıranlara işaretleri gösterendir."
20821. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bil ki her kişinin uyduğu, yolundan gittiği, ilminin nuruyla ışık-landığı bir imamı vardır"
20822. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Benim içinizdeki duru-mum, karanlığın içindeki ışığa benzer; karanlığa dalan onunla aydınlanır."
bak. El-İmamet (3), 136. Bölüm; el-Emsal, 3605. Bölüm

3959. Bölüm
Basiret Nuru

Kur'an:
"Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkama-yan kimsenin durumu gibi midir? Kâfirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir."
"Ey iman edenler! Al-lah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah bü-yük, bol nimet sahibidir."

"Ey iman edenler! Al-lah'tan sakının, Peygam-ber'ine iman edin ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışla-sın; Allah bağışlayandır, acı-yandır."
20823. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim öğrenmekle değildir. İlim ancak ve ancak Allah Tebarek ve Teala'nın hidayetini istediği kimsenin kalbine koyduğu bir nurdur."

Bak. El-İlm, 2875. bölüm
20824. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın yolunun yolcusunu nitelendirirken şöyle buyurmuştur: "O, (seyr-u sülük ehli ilim ve fikirle donanarak) aklını diriltmiş, nefsini öldürmüş, böylece cismi incelmiş, katı kalbi yumuşamış, kendisi için ışığı kuvvetli bir meşale yakmış ve bununla önünü aydınlatarak doğru yolunu devam etmiştir. Her çaldığı kapı onu esenlik ve karar kılacağı yere ulaştırmıştır."

20825. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Benim ve benden önceki Peygamberlerin Arefe gününd en çok duası şu olmuş-tur: "Allah'tan başka ilah yoktur! Allah birdir, eşi ve benzeri yok-tur. Mülk ve hamd ona mahsus-tur, o diriltir ve öldürür, o herşe-ye kadirdir. Ey Allah'ım! Kula-ğımda bir nur, gözümde bir nur, kalbimde bir nur kıl. Ey Al-lah'ım! Göğsümü aç ve işimi bana kolaylaştır. Göğüslerin vesvesesinden ve işlerin dağınık-lığından sana sığınırım."

20826. Resulullah (s.a.a), bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "Ey Al-lah'ım! Benim için kalbimde bir nur, dilimde bir nur, gözümde bir nur, kulağımda bir nur, sağ tarafımda bir nur, sol tarafımda bir nur, başımın üstünde bir nur, ayaklarımın altında bir nur, önümde bir nur, arkamda bir nur, ruhumda bir nur karar kıl ve nurumu azametli kıl."

20827. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) hakeza bir duasında şöyle buyurmuştur: "Bana bir nur bağışla ki onunla insanlar arasında yürüyeyim, karanlıklarda onunla hidayete ereyim ve şek ve şüpheler hususunda onun nuruyla aydınlanayım."

20828. İmam Sadık (a.s), Abdul-lah b. Cündeb'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Cün-deb! Aziz ve celil olan Allah vahiylerinin birinde şöyle bu-yurmuştur: "Ben namazı sadece azametim karşısında tevazu gös-teren, benim için nefsinin istek-lerinden sakınan, gününü benim zikrimle geçiren,

yaratıklarıma üstünlük taslamayan, aç insanı doyuran, çıplağı giydiren, musi-bete uğramış kimseye acıyan, garibe sığınak veren kimseden kabul ederim. Böyle bir kimsenin nuru güneş gibi parlar, kendisi için karanlıklarda bir nur ve cehalet hususunda bir hilim ka-rar kılarım, izzetimle onu koru-rum, meleklerimi ona koruyucu kılarım, beni çağırdığında ben ona cevap veririm, benden bir şey dilediğinde ona bağışlarım. Bu kulun benim nezdimdeki örneği, ne meyvesi kuruyan, ne de durumu değişen Firdevs bah-çelerinin örneğidir."

20829. İmam Ali'nin Nehrevan sava-şından sonra okuduğu hutbesinde kendi halini beyan ederek şöyle buyuruyor: "Güç-leri/kuvvetleri yokken ben işe koyul-dum. Onlar başlarını yakalarının içine sokmuşlarken (gizlenmişlerken), ben kendimi açık bir şekilde ortaya attım. Onlar dilsizlerken, ben konuştum. Onlar durmuşken, ben Allah'ın nu-ruyla geçip gittim."
bak. El-Marifet, 2586, 2587. Bölümler; el-İlm, 2888. Bölüm; ez-Zuhd, 1621, 1622. Bölümler; el-Kalb, 3394. Bölüm

3960. Bölüm
Allah'ın Kalbini Aydın-lattığı Kimse

20830. Resulullah (s.a.a), üzerinde tabaklanmamış koç derisi bulunduğu bir halde yanına gelen Mus'ab b. Umeyr'e şöyle buyurmuştur: "Al-lah'ın, kalbini aydınlattığı bu kimseye bakınız! Ben, bu şahısa anne babasının yanındayken ona en iyi yiyeceklerden verdiklerine, en yumuşak elbiselerini giydir-diklerine şahit oldum. Ama Al-lah'a ve Resulüne karşı duyduğu aşk ve sevgi bu şahsı gördüğü-nüz hale getirdi."

20831. Resulullah (s.a.a), gerçek bir mümin olduğunu iddia eden birisine şöyle buyurmuştur: "Senin imanının hakikati nedir?" O şöyle arzetti: "Nefsim dünyaya o kadar itinasız olmuştur ki artık gözümde taş ve altın aynıdır. Adeta cennet ve cehennemi görüyorum, adeta rabbimin arşı karşısında bulunmaktayım." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bu haleti koru. Bu Allah'ın kalbini iman nuruyla aydınlattığı bir kuldur."

20832. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir gün Resulullah (s.a.a) sabah namazını cemaat ile kıldı. Namazdan sonra gözleri camide bulunan bir gence ilişti. Bu genç uyukluyor ve başını aşağıya salıyordu, rengi sararmış, bedeni sıskalaşmış, gözleri çu-kurlaşmıştı. Allah Resulü (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Ey falan kimse! Durumun nasıldır?" O şöyle arzetti: "Ey Resulullah! Ben yakine eriştim" Resulullah (s.a.a) onun dediklerine şaştı ve şöyle buyurdu:

"Her yakinin bir hakikati vardır, senin yakinin hakikati nedir?" O şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Benim bu yakinim ruhuma hüzün salmış, gecelerimi ihya gecelerine, sıcak gündüzlerimi susuzluğa (oruç tutmaya) çekmiştir, nefsim dün-yaya ve dünyanın içinde olanlara rağbetsiz olmuştur. Öyle ki adeta rabbimin arşının hesap görmek için kurulduğunu,

insanların hesap için bir araya toplandığını ve benim de onların arasında olduğumu görür gibiyim…" Resulullah (s.a.a) ashabına şöyle buyurdu: "Bu Allah'ın kalbini iman nuruyla aydınlattığı bir kuldur." Daha sonra ona şöyle buyurdu: "Bu halet üzere kalıcı ol" O genç şöyle arzetti: "Ey Resulullah! Dua et ki Allah sizin kenarınızda şehadete erişmeyi bana nasip buyursun." Resulul-lah (s.a.a) ona dua etti, bir müd-det sonra Peygamber ile birlikte savaşa çıktı ve dokuz kişiden sonra şehadete erişti ve onuncu şehit oldu."
bak. El-uns, 310. Bölüm; 1546. hadis

3961. Bölüm
Kalp Nuru ve Çehre Nuru

20833. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalp nurunu talep ettim ve onu tefekkür ve ağlamakta buldum. Sırattan geçmeyi talep ettim ve onu sadaka vermede buldum. Yüz nurunu talep ettim ve onu gece namazında buldum."
20834. İmam Seccad (a.s) kendisine, "Neden geceyi ibadetle ihya edenler insanların en güzel yüzlü olanlarıdır" diye soruldu-ğunda şöyle buyurmuştur: "Çünkü onlar Allah ile halvet etmişlerdir. Allah da onların bedenlerine kendi nurunu giydirmiştir."

20835. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Peygamberin (s.a.a), "Gece namazı nurdur" diye bu-yurduğunu işittiğim zamandan beri asla gece namazını terk et-medim." İbn-i Kevva şöyle ar-zetti: "Leylet'ul-Harir gecesinde de mi?" İmam şöyle buyurdu: "Hatta Leylet'ul-Harir'de bile."

20836. Mesih (a.s), kavmine öğüt verirken şöyle buyurmuştur: "Sizlere bir hakikati söyleyeyim! Geceyi ibadetle geçirenlere ne mutlu! Bunlar sürekli bir nur elde et-mişlerdir. Zira gecenin karanlı-ğında (ibadet için) kalkarlar."
20837. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çok suskun kalmaya çalış böylece düşüncelerin olgunlaşır, kalbin aydınlanır ve insanlar senin elinden esenlik içinde olurlar."

3962. Bölüm
Her Doğru İş Nur İle Birliktedir

20838. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her hak iş ile birlikte bir hakikat vardır ve her doğru işle birlikte bir nur."
20839. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Namaz nur ve aydın-lıktır."
20840. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şeytanı taşladığın zaman, o senin için kıyamet gü-nü bir nur olur."
20841. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Allah yoluna bir ok atarsa, o ok kendisi için bir nur olur."
20842. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an oku! Zira Kur'an okumak senin için yer-yüzünde bir nur, göklerde ise senin için bir azıktır."

20843. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim uyurken şu ayeti sonuna kadar okursa, "de ki: şüphesiz ben de sizin gibi bir beşerim, sadece bana vah-yedilmektedir. Şüphesiz sizin ilahınız tek bir ilahtır…" bu kendisi için Mescid'ul-Haram'a kadar parlayan bir nur olur. O nurun arasında da sabaha kadar kendisi için mağfiret dileyen melekler olur."

20844. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir Müslümanın hakkını ihya etmek için bir hakka tanıklık ederse kıyamet günü göz alabildiğince yüzünün nurani olduğu ve insanların kendisini ismi ve soyuy-la tanıdığı bir halde gelir."
20845. Alim (a.s) şöyle buyurmuş-tur: "Herkim bir Müslüman için hakkını geri çevirmek veya bir kanının dökülmesini önlemek için hak üzere tanıklıkta bulu-nursa, kıyamet günü, yüzü nurlu bir halde gelir, göz alabildiğince nuru parlar, melekler onu adı ve nesebiyle tanırlar."

20846. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dört şey herkimde bulunursa Allah'ın en büyük nurunda yüzer: İşinin ismet ve temizliği, Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma tanıklık etme, bir musibet kendisine ulaştığında "inna lillah ve inna ileyhi raciun" deme, bir hayır ve nimet elde ettiğinde "el hamdu lillah" ve bir günah ve hata işlediğinde ise "esteğfirullah ve etubu ileyh" deme."
bak. El-Vuzu, 4103. Bölüm

3963. Bölüm
Kıyamette Müminin Nuru

Kur'an:
"İman etmiş erkek ve ka-dınları, defterleri sağdan ve-rilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizin-dir." İşte bu büyük kurtuluş-tur. İkiyüzlü erkek ve kadın-ların müminlere "Bizi de gö-zetin; ışığınızdan faydalana-lım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık ara-yın" denir; iman edenlerle ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azâb olan bir sur çekilir."

20847. İmam Sadık (a.s), Allah-u Tealanın, "ışıkları önlerinde olarak giderken" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü müminin nuru önünden ve sağ tarafından hareket eder, sonunda cennetteki menziline varır."
20848. İmam Seccad (a.s), bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "Ey rab-bim! Dillerimizde cari kıldığın beyan nuru ve burhan aydınlığını mezarımızda, diriliş zamanımız-da, hayat ve ömrümüzde de bi-zim için aydınlık karar kıl. Zillet değil izzet sebebi kıl, dünya ve ahiret azabından korunma sebebi kıl."

20849. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Ben kıyamet günü bir nurla mahşer sahnesine gelmek istiyorum" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Hiç kimseye zulmetme ki kı-yamette nur ile haşrolasın."
20850. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurmuştur: "Baş-larınızı dik tutun." Bunun üzeri-ne onlar başlarını dik tutarlar ve Allah amelleri ölçüsünce onlara nur verir. Birine önünde hareket eden, dağ büyüklüğünde nur verilir, birine bundan daha kü-çük bir nur verilir, başka birine elinde tuttuğu hurma ağacı kadar bir nur verilir, birine bundan daha küçük bir nur verilir. So-nunda bunların sonuncusuna, ayaktaki baş parmak kadar nur verilir, bazen parlar bazen ise söner."

20851. Resulullah (s.a.a), fakir muhacirlerden bir grubun yanına geldiğinde onlardan birisini çıplaklık-tan diğer birine sığındığını ve Kur'an okuyan birinin de onlara Kur'an okuduğunu görünce şöyle buyurmuş-tur: "Ey fakir muhacirler! Sizlere kıyamet günü kamil bir nur müj-deler olsun! Sizler beş yüz yıla denk olan yarım gün zengin kimselerden daha önce cennete gireceksiniz."
bak. El-Miad (3), 2988. Bölüm

527. Ko-nu

en-Nas
İnsan-lar

Bihar, 70/8, 42. bölüm; Es-naf'un-Nas
Bihar, 67/166, 9. bölüm; Es-naf'un-Nas fi'l-İman

bak.
el-Hurriyet, 779. bölüm; el-Hayr, 1165. bölüm; eş-Şer, 1966. bölüm; ed-Dünya, 1244. bölüm; el-Fazilet, 3317. bölüm; et-Takva, 4163. bö-lüm; el-İşret, 2726 ve 2728 ve 2730 ve 2732. bölümler; en-Nubuvvet (1), 3779. bölüm

3964. Bölüm
İnsanlar

20852. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar sayfa üze-rindeki resimler gibidirler; ondan bir bölümü sarılınca, diğer bir bölümü açılır."
20853. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar ağaçlar gibi-dirler; hepsi bir sudan içer, ama meyveleri çeşit çeşittir."
20854. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların bir işe dalması o işin meydana gelişinin mukaddemesidir (ön şartıdır.)"
20855. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şeye bütün insan-lar ihtiyaç duyar: Güvenlik, ada-let ve refah."

3965. Bölüm
İnsanlar Madenler Gi-bidirler

20856. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanları madenler gibi görürsünüz. O halde cahi-liyye döneminde insanların en iyisi olanlar, anlayışlı oldukları taktirde İslam'da da onların en iyileridirler. Bu işte (İslam'da) insanların en iyisinin, İslam'a girmeden önce onların en yücesi olduğunu görürsünüz ve insanla-rın en kötüsünün de iki yüzlü kimse olduğunu bilirsiniz."

20857. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Halk, altın ve gümüş gibi madenlerdir. O halde cahili-yette asalet sahibi olanları, İs-lam'da da asalet sahibidir."
20858. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan denginiz olanlarından ve toplumun orta kesi-minden ayrılmayın. Zira ki cevher madenlerini onların nezdinde bulursunuz."

3966. Bölüm
İnsanların Haklar Hu-susundaki Eşitliği

20859. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar hak karşı-sında eşittirler."
20860. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler."
20861. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar Adem'e ka-dar birbiriyle eşittirler."
20862. İmam Ali (a.s) biri Arap diğeri köle olup Arap olmayan iki kadına eşit miktarda dirhem ve yiyecek verdiğinde Arap olan kadın, "Ben Arap bir kadınım bu kadın ise Acemdir" deyince şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki ben bu fey (beytül mal) hususunda İsmailoğulları için İshakoğullarından bir üstünlük görmüyorum."

20863. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Adem dünyaya ne bir köle getirdi, ne de bir cariye. Aksine bütün insanlar özgürdür, ama Allah sizlerden bazısını diğer bazısına hizmetkar kılmıştır. O halde herkime bir bela ve imtihan ulaşır ve onda iyi bir şekilde direnirse, bu sebeple aziz ve celil olan Allah'a minnet etmemelidir. Biliniz ki bir mal gelmiştir ve biz onları siyah ve beyaz arasında eşit bir şekilde bölüştürdük."

Mervan, Talha ve Zübeyr'e şöyle dedi: "Onun maksadı siz ikinizden başkası değildir." Böylece İmam (a.s) herkese üç dinar verdi. Ensar'dan birine de üç dinar ödedi. Ondan sonra siyah bir köle geldi, imam ona da üç dinar verdi. Ensar'dan olan şahıs şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! Bu köleyi daha dün azad ettim, şimdi beni ve onu eşit mi tutuyorsun?" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ben Allah'ın kitabına baktım, ama ben İsmailoğulları-nın İshakoğullarından üstünlüğü hakkında bir şey bulmadım."

20864. Abdullah b. Selt şöyle diyor: "Belh ahalisinden bir şahıs şöyle dedi: "Ben İmam Rıza'nın (a.s) Horasan'a yolculuğunda onunla birlikteydim. Birgün yemek sof-rasını istedi. Siyah ve siyah ol-mayan köleleri o sofranın etrafı-na topladı. Ben şöyle arzettim: "Fedan olayım! Keşke bunlar için ayrı bir sofra kursaydın." İmam şöyle buyurdu: "Sus! Allah Tebareke ve Teala birdir, anne de birdir, baba da birdir, mükafat ise ameller esasına da-yalıdır."

20865. Şöyle rivayet edilmiştir: "Musa b. Ca'fer (a.s) Sevad eh-linden (Iraklı) çirkin görünümlü birine rastladı, ona selam verdi, yanına oturdu, uzun bir süre onunla sohbet etti ve kendisi için bir problem ve ihtiyacı olduğu taktirde onu bertaraf etmeye hazır olduğunu bildirdi.

Bir şahıs, İmam Musa b. Ca'fer'e şöyle arzetti: "Ey İbn-i Resulil-lah! Bu adamın yanına oturuyor-sun, sonra ihtiyaçlarını soruyor-sun, oysa o size daha çok muh-taçtır (o sizin hizmetinize varmalı ve istekte bulunmalıdır)" İmam şöyle buyurdu: "O da Allah'ın kullarından bir kuldur, Allah'ın kitabı hükmünce bizim-le kardeştir ve Allah'ın toprakla-rında yaşamaktadır. Babaların en iyisi yani Adem (a.s) ve dinlerin en üstünü İslamımız onu bizlere bağlamıştır, belki de zaman bir gün bir işte bizi ona muhtaç kılar. O zaman da daha dün ona büyüklük satan bizlerin, onun karşısında tevazu gösterdiğini görürsün."
bak. Et-Tekva, 4163. Bölüm; el-Mal, 3764, 3765. Bölümler

3967. Bölüm
İnsanların Çeşitleri

20866. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zamanımızdaki in-sanlar altı kısma ayrılır: Aslan, kurt, tilki, köpek, domuz ve ko-yun. Aslanlar, dünya yöneticile-ridir ki onlardan her biri diğerine galebe çalmak ve hiç kimseye yenilmemek ister, kurtlar ise sizin tüccarlarınızdır ki bir malı almak istediklerinde onu kötüler ve bir malı satmak istediklerinde ise onu över. Tilkiler ise o kimselerdir ki din yoluyla beslenir ve dedikleri şeye kalben inanmazlar. Köpekler ise o kimselerdir ki diliyle insanlara havlar, insanlar dillerinin şerrinden dolayı onlara saygı gösterir.

Domuzlar ise mert olmayan ve benzeri kimselerdir ki bir kötülüğe çağırıldıklarında icabet ederler. Koyunlar ise o müminlerdir ki yünlerini kırparlar, etlerini yerler, kemiklerini kırarlar. Bir grup aslan, kurt, tilki, köpek ve domuz arasındaki bir koyunun elinden ne gelir!"

20867. Mesih (a.s) şöyle buyurmuş-tur: "Ey kötü kullar! Kapıp götü-ren kargalar, hilekar tilkiler, hain ve vefasız kurtlar, yırtıcı ve acı-masız aslanlar gibi olmayınız ve insanlara karşı bunların avlarına karşı yaptığı şeyleri reva görme-yin. Sizden bir grubu çalmakta, bir grubu hile yapmakta, bir grubu ise insanlara hıyanet ve vefasızlık içinde bulunmaktadır."

20868. İmam Ali (a.s), halkın bü-yüklerinin ve ünlülerinin bulunduğu Kufe mescidinde şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Biz inatçı ve nan-kör bir zamanda yaşamaktayız. İyilik sahibi kimse, onda kötülük sahibi sayılır, zalim hergün zul-münü ve büyüklenmesini artırır. Bildiğimiz şeylerden faydalan-mayız, bilmediğimiz şeyleri sor-mayız ve başımıza gelmedikçe hiçbir beladan korkmayız. İnsan-lar dört kısımdır: Birinci kısmı, kendilerini yeryüzünde fesat çıkarmaktan alıkoyan yegane şey, deruni zaafları, kılıçlarının kör-lüğü ve mallarının azlığıdır.

İkinci grup ise kılıçlarını kınından çekmiş, kötülüklerini aşikar kıl-mış, süvari ve piyade birliklerini seferber kılmışlardır. Kendilerini fitne ve fesat için hazırlamışlar-dır. Mal ve mülk elde etmek, bir gruba önder olmak veya taht ve minbere oturmak için dinlerini ayaklar altına almışlardır.

Dün-yayı canlarına değer kabul etme-leri ve onu Allah'ın nezdinde olan şeyler yerine tercih etmeleri ne de kötü bir ticarettir. Üçüncü kısım ise ahiret işiyle dünyayı arayan ve dünya işiyle ahireti elde etme endişesini taşımayan kimselerdir. Bunlar da başlarını öne salmakla tevazu gösterisinde bulunurlar, yavaş adımlarla yü-rümekle vakar sahibi olduklarını gösterirler, uzun elbiselerini toprayarak necasetten korunduklarını ve temiz olduklarını gösterirler, emanete riayet ettiklerini ve dürüst kimseler olduklarını ima ederler.

Allah'ın perdesini günahları işlemek için bir vesile karar kılarlar. Dördüncü kısım ise sahip oldukları zaaf, zillet ve imkansızlığın kendilerini makam ve mevki talep etmekten uzak-laştırdığı kimselerdir. Bunlar ellerinden bir şey gelmediği için halleri üzerinde baki kalmışlar-dır. Bunu kanaat ve mutluluk olarak adlandırmış, kendilerini zahitlerin elbisesine bürümüş-lerdir. Oysa gece gündüz, bir sükun ve huzur içinde değiller-dir, zühd ve kanaat ehli de değil-lerdir. (bunlardan geçecek olur-sak) geriye bazı kimseler baki kalmaktadır ki dönüş yerlerini hatırlayarak, gözlerini (dünya lezzetlerine) yummuş, mahşer sahnesinin korkusu gözlerinden yaş akıtmıştır.

İnsanlardan biri kaçıp uzlet köşesini seçmiştir, diğeri korkak ve zora boyun eğmiştir. Biri sessizdir, diğeri ise üzüntülü ve dertlidir, takiyye sebebiyle atsız bir şekilde yaşa-maktadır ve horluk onları çepe-çevre sarmıştır. Adeta tuzlu ve acı bir denize girmiş gibidirler. Ağızları kapalı, kalpleri ise yara-lıdır.

Çok öğüt verdikleri için yorgun ve bitkindirler, o kadar zelil olmuşlardır ki (insanlar arasında) hor ve hakir düşmüşlerdir. Onlardan o kadarı öldürülmüştür ki sayıları azalmıştır. O halde dünya, gözlerinizde selem ağacının yaprağının (deriyi tabaklamak için kullanılırdı) çöpünden daha küçük ve aşağı ve makasın geriye bıraktığı döküntülerden daha değersiz olmalıdır. Gelecektekilerin sizin halinizden öğüt almasından daha önce siz sizden öncekilerin halinden öğüt alın."

20869. İmam Kazım (a.s), Hişam b. Hakem'e öğüt verirken şöyle bu-yurmuştur: "Ey Hişam! Bu dün-yadan ve dünya ehlinden sakın. Zira dünyadaki insanlar dört kısımdır: Birisi heva ve hevesine düşkün olduğu için helak uçu-rumuna yuvarlanmıştır. İkincisi ise ilmi arttıkça kibir ve gururu da artan,

Kur'an bilgisi ve ilmini kendisinden düşük insanlara üstünlük sebebi vesilesi kılan Kari (Kur'an okuyan kimse) ve ilim öğrenen kimsedir. Üçüncüsü ise ibadette kendinden daha az olan kimseleri küçümseyen, kendisinin yüceltilmesini seven cahil abittir. Dördüncüsü ise hakkı ikame etmeyi seven, hak yolunu bilen alimdir. Bu da ya mağlubtur veya anlayıp bildiğini hayata geçirememektedir ve bu yüzden de hüzünlü ve kederlidir. Bu kimse kendi zamanının en iyilerinden ve insanların en akıllı-larındandır."

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuş-tur: "Çevrendeki insanlardan dilediğine bak; yoksulluk içinde kıvranan fakirden, küfrü Allah'ın nimetiyle değişmiş zenginden, malını çoğaltmak için Allah'ın hakkını vermeyen cimriden, kulağını öğütlere sağır eden azgın inatçıdan başkasını görebilir misin? Nerede iyileriniz, salihleriniz? Nerede hürleriniz, cömertleriniz? Nerede, kazançlarında titiz davranıp sakınanlarınız, dinlerinden kötülük ve günahı giderenleriniz? Hepsi şu çabucak geçen, meşakkatle yaşanan bayağı dünyayı terk edip gitmedi mi?...

O halde "İnna lillah ve inna ileyhi ra-ciun" demek gerekir.
20870. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çevrendeki insanlardan dilediğine bak; yoksulluk içinde kıvranan fakirden, küfrü Allah'ın nimetiyle değişmiş zenginden, malını çoğaltmak için Allah'ın hakkını vermeyen cimriden, kulağını öğütlere sağır eden azgın inatçıdan başkasını görebilir misin? Nerede iyileriniz, salihleriniz? Nerede hürleriniz, cömertleriniz? Nerede, kazançlarında titiz davranıp sakınanlarınız, dinlerinden kötülük ve günahı giderenleriniz? Hepsi şu çabucak geçen, meşakkatle yaşanan bayağı dünyayı terk edip gitmedi mi?...

O halde "İnna lillah ve inna ileyhi ra-ciun" demek gerekir.
Fesat yaygınlaştı, onu değiştiren, inkar eden ve önleyen yok. Bu halinizle mi Allah'ın mukaddes yurdunda Allah'a komşu ve en değerli dostları olmayı umuyorsunuz? Hayır olmaz! Hile ya-pıp aldatarak Allah'ın cennetine giremezsiniz, itaat etmeden hoşnutluğuna eremezsiniz. Marufu emredip kendisi terk edene, kendisi işlediği halde münkerden nehyetmeye kalkışana Allah lanet etsin!"
20871. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar dört kısım-dır: Birincisi heva ve hevesine daldığından helak çukuruna yu-varlanmış kimse, diğeri takva gösterişinde bulunan ve ibadet ettikçe kibir ve gruru artan gös-teriş meraklısı abittir. Üçüncüsü ise, insanların arkasından yürü-mesini ve kendisini övmesini isteyen alimdir ve dördüncüsü ise hakkı ikamet etmek isteyen, ama zayıf, kudretsiz veya mağlub olan hak bilgini alimdir. O kendi zamanının en iyilerinden ve kendi zamanındaki insanların en akıllılarınadandır."

20872. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar dört kısım-dır: "Onlardan bir grubunun ahlakı vardır, ama (iyilik ve din-darlıktan) nasibi yoktur. Bir gru-bu ise (dindarlıktan) nasipleri vardır ama ahlakları yoktur. Bir grubunun ise ne (dindarlıktan) nasibi vardır ve ne de ahlaki. İşte bunlar insanların en kötüleridir. Olardan bir grubun ise hem ahlakı hem de (iyilik ve dindar-lıktan) nasibi vardır. Bunlar da insanların en iyisidir."

Başka bir rivayette ise İmam Ha-san (a.s) şöyle buyurmuştur: İnsanlar dört kısımdır: "Onlardan bir kıs-mının (iyilikten ve dindarlıktan) nasibi vardır, ama ahlakı yoktur. Onlardan bir kısmının ahlakı vardır ama (iyilik ve dindarlık-tan) nasibi yoktur. Onlardan bir kısmının ise hem ahlakı yoktur, hem de (iyilik ve dindarlıktan) nasibi. Bu insanların en kötüsüdür. Onlardan bir kısmının da hem ahlakı hem de (iyilik ve dindarlıktan) nasibi vardır, bu da insanların en üstünüdür."

20873. Masum (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanlar dört kısımdır: Bir kısmı bilen kimsedir ve de bildiğini de bilmektedir. Böyle bir kimse, mürşid ve alimdir, ona uyunuz. Diğer bir kısmı ise, bilmektedir, ama bildiğini bil-memektedir. Bu ise gafil bir kimsedir, onu uyandırın. Üçüncü kısmı ise bilmemektedir ve bil-mediğini bilmektedir. Böyle bir kimse cahildir, ona öğretiniz. Dördüncü kısım ise bilmemek-tedir ve bildiğini zannetmekte-dir. Bu ise yolunu kaybetmişlik-tir, ona yol gösteriniz."
20874. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Rabbani alim, kurtuluş yolunda yürüyen öğrenci, her sesin ar-dından yola düşen, her rüzgarla başka bir yola yönelen, ilim nu-rundan aydınlanmayan, sağlam bir sığınağa sığınmayan ve ne olduğu belirsiz cahiller…"

İmam Ali (a.s) daha sonra göğsüne işaret ederek şöyle buyurmuştur: "Ah! Ah! Burada bir çok ilimler gizlidir, keşke onu taşıyabilecek birilerini bulabil-seydim." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Evet! Elbette zeki ve uyanık kimseleri buldum, ama güvenilir kimseler değillerdi. Zira onlardan bazısı dinini dünya vesilesi kılmış; Allah'ın verdiği nimetleriyle kullarına ve hakkın hüccetleriyle kitabına üstünlük taslamaktadırlar. Diğer bazısı ise hak ve hakikat ehliyle inatlaş-maktadır, kendileri için ortaya çıkan ilk şüphede kalplerinde şek ve şüphe ateşi alevlenmektedir, ne bu tarafa gelirler, ne o tarafa. Onlar lezzetlerin esirleridir, şeh-vetlere itaat etmişlerdir, mal ve servete tutulmuşlardır.

Dinden bir nasipleri yoktur, (insandan) daha çok otlayan hayvanlara benzemektedirler ve hiç şüphesiz alimlerin ölümüyle ilim de ölür.
Evet! Elbette yeryüzü delil ve bürhanla Allah için kıyam eden, böylece Allah'ın kulları üzerin-deki hüccetlerinin ortadan kalk-masına engel olan kimselerin varlığından boşalmaz. Bunların sayısı azdır, lakin Allah katında yücedirler. "
20875. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Akıllı, ahmak ve facir (kötü kim-se.) Akıllı kimsenin şeriati din, tabiatı hilim, karakteri düşün-mektir.

O kendisinden sorulunca cevap verir, konuşunca doğru söyler, işittiği zaman kabullenir. Bir söz naklettiğinde doğru söy-ler. Birisi kendisine güvenliğinde ona vefalı davranır. Ahmak kim-se ise kendisine iyi bir iş göste-rildiğinde gaflet eder, iyi bir işten el çekmeyi istediklerinde onu terk eder, onu cehalete zorladık-larında cahil kalır. Eğer söz nak-lederse, yalan söyler ama kendisi anlamaz. Anlatılsa bile derkedemez. Eğer facir kimse ise kendi-sine emanet verilirse, emanete hıyanet eder. Eğer onunla otu-rursan utanç ve kötümserlik sebebi olur. Eğer ona itimat edersen, senin hakkında hayır dilemez ve ihlaslı davranmaz."

20876. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Akıllı, ahmak ve facir. Akıllı kimse, kendisiyle konuşuldu-ğunda cevap verir, konuştuğu zaman doğru söyler, işittiği zaman kabul eder. Ahmak kimse konuşmakta acele eder, bir söz naklettiğinde unutur ve çirkin bir işe zorlandığında onu yapar. Facir kimse ise kendisine itimat ettiğinde sana hıyanet eder, eğer onunla konuşursan senin için utanç vesilesi olur."

20877. İmam Askeri (a.s), kendi-sine Şianın ihtilafı hakkında soru soran şiilerinden birine şöyle yazmış-tır: "Allah-u Teala akıllı kimseleri muhatap almaktadır. İnsanlar benim hakkımda birkaç gruptur. Bir grup, kurtuluş yolunda basi-ret sahibi, hakka sarılan, aslın dalına tutunan, şek ve şüphe etmeyen, benden başka sığınıla-cak bir önder tanımayan kimse-lerdir. Bir diğer grup ise hak ehlinden olmayan kimselerdir.

Bunlar deniz yolcusu gibidirler ki deniz dalgalandığında sarsılır-lar, sakinleştiğinde ise sakinleşir-ler. Diğer bir grup da, şeytanın kendilerine galip olduğu kimse-lerdir. Bunların işleri de kıskanç-lıklarından dolayı hak ehline itiraz edip karşı çıkmaktır. Öy-leyse sen sağa sola yönelen kim-seyi terket. Çünkü çoban koyun-larını toplamak istediğinde onları az bir çabayla toplar. Sakın (sır-ları) ifşa etme ve riyaset talep etme. Bunlar insanı helak olmaya götüren hasletlerdir. "

20878. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Bir kısmı bizdendir ve biz de ondanız, bir kısmı bizim vasıta-mızla süslenir, bir kısmı da bizim adımıza birbirlerini yerler."
20879. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar genel olarak üç kısımdır: İtaat edilen büyük-ler, eşit denkler ve birbirine karşı düşmanlık eden kimseler."
20880. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Öğrenmekten çekinen cahil, ilmi ve bilgisi kendisini sıskalaştıran alim ve dünya ve ahireti için çalışan akıllı."
20881. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Birisinin mal ve mülkü vardır, diğerinin makamı vardır, diğer birinin ise dili (güzel konuşması) vardır ve bu onların en üstünüdür."
bak. El-Kalb, 3385. Bölüm

20882. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bilin ki insanlar üç tür yaratılmıştır; onlardan bir kısmı geç sinirlenir ve öfkesini çabuk yutar, bir kısmı ise çabuk sinirlenir ve hemen de öfkesini yutar, diğer bir kısmı ise çabuk sinirlenir ve çok geç öfkesi diner. Biliniz ki onların en iyisi geç sinirlenen ve öfkesi çabuk dinen kimsedir."

20883. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır: Birisi dünyada dünya için çalışır ve dünya onu ahiret-ten alıkoyar. O geride bırakacaklarının fakirliğinden korkar, ama kendisinin (kıyamet gününün) fakirliğinden gü-vendedir, böylece ömrünü başkaları-nın menfaati için geçirir. Diğeri ise dünyada, dünyadan sonrası için amel eder, kendini zahmete atmadan dünyadaki nasibi kendisine gelir, böylece her iki nasibini de elde eder, her iki dünyaya sahip olur, Allah katında değer kazanır ve Allah'tan istediği hiçbir haceti geri çevrilmez."
20884. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar iki kısımdır: Şeriata tabi olanlar ve bidat çıka-ranlar ki ne sünnetten ilahi bir delilleri ve ne de ışıklı bir hüc-cetleri vardır."

20885. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar iki çeşittir: İktifa etmeyen erişkin ve bula-mayan arayıcı."
20886. İmam Sadık (a.s), İshak b. Galib'e şöyle buyurmuştur: "İnsan-lardan kaç kişinin bu ayetin mu-hatabı olduğunu düşünüyorsun: "Eğer onlara maldan verilirse, hoşnut olurlar, eğer onlara maldan verilmezse öfkelenir-ler." Ravi şöyle diyor: "İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle bu-yurdu: "Bunlar insanların üçte ikisinden daha çoktur."
bak. Ez-Zuhd, 1612. Bölüm; 7698. hadis; eş-Şie, 2155. Bölüm

3968. Bölüm
İnsanlardan Olmayan Kimse

20887. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Acaba bu yaratıkların tümü insanlardan mıdır?" diye soran birisine şöyle buyurmuştur: "Misvakı terkedeni, dar yerde bağ-daş kurup oturanı, kendisini ilgilen-dirmeyen şeylerle meşgul olan kimseyi, hakkında ilim sahibi olmadığı halde tartışan kimseyi, sebepsiz yere hasta yatağında yatan kimseyi,

musibete uğramadığı halde üstü başı dağınık olan kimseyi, hakkında ittifak ettikleri bir gerçek hususunda arkadaşlarına muhalefet eden kimseyi, atalarının övüncüyle övündüğü halde onların iyi ve güzel işlerinden nasipsiz olan kimseyi, onlardan (insanlardan) ayır. Zira böyle bir kimse içine ulaşıncaya kadar kat kat kabuğu soyulan funda ağacına benzer ve o aziz ve celil olan Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimse gibidir: "Onlar sadece hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha aşağılıktırlar."

3969. Bölüm
İşgüzar Kimseler

20888. Ya'kubi babasından şöyle nakletmektedir: "Bir adamı kendi-sine had uygulamak için Mümin-lerin Emiri'nin (a.s) yanına getir-diler. Bu esnada halktan bir gru-bu da Müminlerin Emiri'ne doğ-ru yola koyuldu. İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Kanber! Bak bu topluluk neyin nesidir?" Kanber şöyle dedi: "Bu kendisine had uygulanan bir kimsedir."
O grup yaklaştığında İmam yüzlerine baktı ve şöyle buyurdu: "Sadece tatsız ve kötü sahneler-de görülen yüzlere merhaba olmasın! Bunlar, iş güzar bir topluluktur. Ey Kanber! Onları benden uzaklaştır."

3970. Bölüm
İnsanlar, İnsanlara Benzeyenler ve Nesnas

20889. İmam Hüseyin (a.s), insan-ların, insanlara benzeyenlerin ve mesnasın kimler olduğunu soran birisine, babası Müminlerin Emirinin cevap vermesini emretmesi üzerine şöyle buyurmuştur: "Bana insanlardan haber ver" sözüne gelince bil ki, insanlar biziz. Bu yüzden Allah-u Teala kitabında şöyle buyurmuştur: "İnsanların yola koyulduğu yerden siz de yola koyulun." Resulullah (s.a.a) da insanları yola koyan kimsedir.

"İnsanlara benzeyenler" sö-züne gelince, bunlar bizim şiilerimiz ve dostlarımızdır. Bunlar bizdendir ve bu yüzden de İbra-him (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim bana tabi olursa o bendendir."
Ama "nesnas" sözüne gelince onlar da halk yığınlarıdır." İmam eliyle cemaate işaret ederek şöyle buyurdu: "Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir, hatta onlar daha da sapıktırlar."

3971. Bölüm
İnsanlara Benzeyen Kimseler

20890. İmam Ali (a.s) ömrünün son demlerinde irad ettiği bu hutbe-sinde Muaviye ile cihad etmek husu-sunda ağır davranan, gevşeklik göste-ren ashabını eleştirerek şöyle buyur-maktadır: "Ey mertlere benzeyen namertler, çocuklar gibi (küçük) akıllılar, yeni zifafa giren kadınlar gibi (her şeyi tozpembe gören) akıllılar! Keşke sizi görmeseydim, keşke sizi tanımasaydım. Vallahi sizi tanıyışım pişmanlıkla, gam ve hüzünlü sonuçlandı. Allah sizi öldürsün, kalbimi kanla, gönlümü-göğsümü öfkeyle doldurdunuz, her nefeste/solukta bana yudum yudum derd/gam içirdiniz. Bana isyan ederek, beni yardımsız bırakarak reyi-mi-tedbirimi bozdunuz."

20891. İmam Ali, ehil olmadıkları halde halka hükmetmeye kalkışanlar hakkında şöyle buyurmaktadır: "(Allah'ın en çok buğzettiği) ikinci kimse ise bilgisizlikleri kendinde toplayan ve bilgisizler arasında kendine bir yer edinmiş kimsedir. (Bu kimse) fitne ve fesat karanlığında (kurtuluş yo-lunun olmadığından) habersiz yaşamakta ve (insanların arasını) islah ederken kör mü kör olmak-tadır. İnsan suretinde olanlar onu bilgin sayar. Halbuki öyle değildir."

3972. Bölüm
İman Açısından İnsan-ların Çeşitleri

Kur'an:
"Bedevilerin küfür ve ni-fakları her yönden, daha ileri-dir. Allah'ın, Peygamber'ine indirdiğinin sınırlarını bil-memek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hikmet sahibi-dir. Bedevilerden, Allah yo-lunda infak ettiklerini ziyan sayanlar ve sizin başınıza be-lalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir. Bedevi-lerden, Allah'a ve ahiret gü-nüne iman eden, infak ettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamber'in dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri on-lar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüp-hesiz bağışlar ve merhamet eder."

"Biz onu Arapça bilmeyen-lerden birine indirseydik de, bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi."
"İşte sizler, Allah yolunda infak etmeye çağırılan kimse-lersiniz. Kiminiz cimrilik ya-pıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir topluluğu yerinize getirir."

20892. İmam Sadık (a.s), Hamza b. Tayyar'a şöyle buyurmuştur: "İn-sanlar altı kısımdır." O (Hamza b. Tayyar) şöyle diyor: "Ben, "Yazmama izin verir misiniz?" diye arzedince İmam, "Evet" diye buyurdu. Ben, "Ne yaza-yım?" deyince de İmam şöyle buyurdu: "Yaz! Cennet ve ateş ehli vaid ehlidir. Hakeza, "Di-ğerleri ise günahlarını itiraf ettiler ve iyi işlerini kötü işle
riyle karıştırdılar."