Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


DİYER BİR BAŞKA KONU




2-İslam, topluma özgü malları harcama hususunda da bireylerin halini toplumun hali ölçüsünce göz önünde bulundurmuştur ve hatta İslam'ın bakış açısından da anlaşıldı-ğı üzere bireylerin hali, toplumun haline tercih edilmiştir. Zira örneğin bu zekatı sekiz kısma ayırmaktadır, sadece bir payını Allah yoluna özgü kılmış, diğer paylarını ise, fakirler, yoksullar, zekat toplayıcıları, müelle-fet'ul-kulup ve benzeri bireyler için ayırmıştır. Humsu da altı paya ayır-mıştır, sadece ondan bir payı Allah için ayırmış, diğer payları ise, Pey-gambere, Peygamber'in akrabalarına, yetimlere, fakirlere ve yolda kalanlara özgü kılmıştır.

Bunun da sebebi şudur ki fert toplumu vücuda getiren yegane unsurdur ve İslam'ın temel ilekelerinden biri olan sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmak, toplumun farklı güçleri arasında denge oluşturmak ve toplumun parçaları ve erkanının arasındaki itidali sabit kılmak, sadece bu parçaların -yani bireylerin- durumu-nu islah etmek ve onların hayat şart-larını birbirine yakın kılmakla mümkündür.

Topluma ait varlık ve malları, milli kudret, genel süslemeler, görkem-li saraylar, büyük ve azametli binalar yapma yolunda harcamak ve zengin ile fakiri, güçlü ile güçsüzü kendi haline bırakmak -ki günden güne birbirinden uzaklaşacak ve sınıfsal uçurumlar vücuda gelecektir- uzun ve kesin tecrübelerin de gösterdiği gibi hiçbir sorunu ve müşkülatı halletme-mekte, hiçbir fayda vermemektedir.

3-Müslüman bir fert, boynuna olan farz bir malın haklarını, örneğin zekatı, şahsen fakir ve yoksul kimse-lere ödeyebilir. Bu konuda hak sahibi kimselere harcaması için veliyy-i emrin (Müslümanların hakimi) veya temsilcisine vermesi gerekmemektedir. Bu da İslam'ın toplum bireylerine tanıdığı özgürlüğe bir tür saygıdır.

Bu ferdi özgürlüğe saygının başka bir özgürlüğü de Müslümanlardan her ferdin kafirlerden herhangi bir ferde eman verme hakkının olmasıdır. Bir müslüman kafir birine eman verdiği taktirde diğer müslümanlar veliyy-i emr, bu emanı görmezlikten gelemez, ona saygı göstermek zorundadır.
Elbette veliyyi emr -bu emanın İslam ve müslümanların maksatlarına aykırı olduğunu gördüğü durumda- o müslüman bireyi bu işten alıkoyabilir. Çünkü veliyyi emre itaat de farzdır. O birey de bu tür bir eman vermekten vazgeçmelidir."
Bak El-İsraf, 1800. Bölüm

3941. Bölüm
Herkim İnfak Ederse Kendisine İnfak Etmiştir

Kur'an:
"İnfak ettiğiniz iyi şey kendinizedir."
20627. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimsenin dünya-sından ahireti için infak ettiği şey dışında bir nasibi yoktur."
20628. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dünyandan (ahirete doğru) önceden gönderdiğin şey senindir. Kendinden geriye bı-raktığın şey ise düşmana aittir."
20629. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hakikatte malından sadece ahiretin için önceden gönderdiğin miktarı senindir. Geride bıraktığın miktarı ise varisinindir."
20630. İmam Ali (a.s) oğlu Ha-san'a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Hakikatte dünya-dan nasibin kendisiyle ahiretini islah ettiğindir. O halde hak yo-lunda harca ve başkalarının ha-zinedarı olma!"

20631. İmam Ali (a.s), hakeza oğ-lu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Önünde uzun ve aşılması zor bir yol olduğunu bil. Bu yolu kat etmek, güzel bir şekilde istekli olmayı gerektirir. O halde, gücünün yettiği kadar azık hazırla. Ama yükünün hafif olması gerek, sırtına da gücünü aşan yükü yükleme,

yoksa ağırlığı altında ezilirsin. Yoksul kim-selerden kıyamet gününe kadar azığını yüklenecek ve kıyamette ihtiyacın olacağı günde sana geri verecek birini bulduğun zaman bunu ganimet bil, ona yükle, kudretin olduğu halde çokça yardımda bulun. Belki, sonra yardım etmek istersin de bula-mazsın. Sen zenginken borç isteyene ganimet sayıp ver ki, o da senin zorluk gününde karşılı-ğını ödesin."
20632. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz kul öldü-ğünde melekler şöyle derler: "Önceden ne gönderdin?" İn-sanlar ise şöyle derler: "Geriye ne bıraktı?" O halde önceden bir şey gönderin ki size ait olsun, hepsini geride kendinizden sonra için bırakmayın ki vebali size olur."

20633. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden her biri kıya-met günü rabbiyle konuşur, onunla Allah arasında hiçbir tercüman olmaz. O halde insan önüne bakar ve önceden gön-derdiği şey dışında bir şey bula-maz, sağına bakar, önceden gönderdiği şey dışında bir şey bulamaz, sonra soluna bakar ve o zaman ateşi görür. O halde eğer yarım hurma tanesiyle de olsa, kendinizi ateşten koruyu-nuz. Eğer sizden biri onu da bulamazsa güzel sözle bu işi yapsın."

20634. "Resulullah (s.a.a) ashabına şöyle buyurmuştur: "Sizden hangi biriniz varisinin malını kendi malından daha çok sever?" Ashap şöyle arzetti: "Ey Allah'ın resulü! Bizden herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever." Peygamber şöyle buyurdu: "Herkesin malı (ahiret için) önceden gönderdiğidir. Varisi-nin malı ise kendisinden sonra geriye bıraktığı maldır."

3942. Bölüm
Allah İnfakı Mükafat-landıracağına Dair Vaad Etmiştir

Kur'an:
"De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; infak ettiğiniz her hangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
20635. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnfak et ve mükafat göreceğine dair yakin içinde ol."
20636. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İlahi mükafata yakin eden, bağışta cömert davranır."
20637. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir mal, sadaka vermek sebebiyle azalmamıştır. O halde bağışta bulunun ve korkmayın."

20638. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her güneş doğdu-ğunda, şüphesiz güneşin iki tara-fına iki melek tayin edilmiştir. Bu iki melek, yeryüzünde cin ve insanlar dışında her şeyin duy-duğu bir sesle şöyle seslenir: "Ey insanlar! Rabbinize doğru geli-niz. Zira az olup yeten şey, çok olup gafil kılan şeyden daha iyi-dir." Her güneş battığı zaman da iki tarafında melek bulunur ve şöyle seslenir: "Ey Allah'ım! İnfak edenlere mükafat ver ve esirgeyen kimseyi ise, bir an ön-ce, yoksul kıl."

20639. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki melek her Cuma akşamı şöyle nida eder: "Ey Al-lahım! Her infak eden kimseye mükafat ver ve her (infaktan) sakınan cimri kimseyi yoksul kıl."

20640. İmam Sadık (a.s) kendisine, Allah-u Teala'nın "infak ettiğiniz şey" ayetine işaret ederek infak ettiği halde bir mükafat elde edemediğini iddia eden birisine şöyle buyurmuştur: "Sen Allah'ın vaadinde durmadığını mı hayal ediyorsun?" Ben, (o şahıs) şöyle arzettim: "Hayır" İmam şöyle buyurdu: "O halde sebebi nedir?" Ben, şöyle arzettim: "Bilmiyorum." İmam şöyle buyurdu: Eğer sizden biri helal bir mal elde eder ve hakkıyla infakta bulunursa bir dirhem dahi infakta bulunduğu taktirde Allah mutlaka ona karşılığında mükafat verecek-tir."

20641. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz sadaka vermek borcu eda eder ve bereket vücuda getirir."
20642. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nice önceden gönde-rilen şeyin bedeli geri gelir."
20643. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Malını ahiretin için önceden gönderdiğinde ve mü-nezzeh olan Allah'ı geride kalan-larına varis kıldığında önceden gönderdiğin şey sebebiyle mutlu-luğa erişirsin. Allah da geride kalanların hakkında iyi bir varis olur."
20644. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul, iyi bir şekilde sadaka verdiğinde mutlaka Allah çocukları için iyi bir varis olacak-tır."
bak. Ez-Zekat, 1578. Bölüm

3943. Bölüm
İnfak Edilen Şey Kalır, İnfak Edilmeyen Şey İse Ortadan Kalkar

Kur'an:
"Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabre-denlere ecirlerini, yaptıkla-rından daha güzeli ile ödeye-ceğiz."
20645. Aişe şöyle diyor: "Bir koyun kestiler ve etini infak ettiler. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Geriye bir şey kaldı mı? "Aişe şöyle arzetti: "Omuzları dışında hiçbir şey kalmadı." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Omuzları dışında her şey baki kaldı!"
20646. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gözünün gördüğü ve kalbinin istediği şeyi Allah için kıl ki ahiret ticareti de işte budur. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Sizin nezdinizde olan şey biter, Allah nezdinde olan şey ise baki kalır."

20647. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Malından, (yok olmasıyla) sana öğüt veren şey boşa gitmemiştir."
20648. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Malını infak etmeyen kimseye o mal rızık olmamış-tır."
20649. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz bu malı ve varlığı bağışlamak (insan için) bir stoktur. Onu saklamak ise fitne sebebidir."
20650. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yok olan şeyi bağış-layınız ki buna karşılık kalıcı olan şeyi elde edesiniz."

3944. Bölüm
İnfakta Bulunmanın Adabı

Kur'an:
"Ey iman edenler! Kazan-dıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımız-dan infak edin; iğrenmeden alamayacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin."

"Sevdiğiniz şeylerden in-fak etmedikçe iyiliğe erişe-mezsiniz. Her ne infak eder-seniz, şüphesiz Allah onu bilir."
20651. Muammer b. Hellad şöyle diyor: "Ebu'l-Hasan Rıza (a.s) yemek yediği zaman kendisine bir tabak getiriyorlar ve sofranın kenarına koyuyorlardı. İmam kendisi için getirdikleri yiyeceğin en güzelinden bir miktar alıyor ve o tabağa koyuyor ve sonra da onu fakirlere vermelerini emre-diyordu.

Sonra da şu ayeti tilavet buyuruyordu: "Ama o, zor ge-çidi aşmaya girişemedi." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah her insanın bir köle azad etme gü-cüne sahip olmadığını biliyordu. Bu yüzden de onlara (başka yol-dan) cennete ulaşmak için yollar karar kılmıştır."

20652. İmam Sadık (a.s) şeker sa-daka verdiği için kendisine, "Şeker mi sadaka veriyorsun?" diye soran birisinde şöyle buyurmuştur: "Evet şekeri her şeyden daha çok seviyo-rum. Bu yüzden de en çok sevdiğim şeyi sadaka vermeyi seviyorum."
20653. Ebu Tufeyl şöyle diyor: "Ali (a.s) bir elbise aldı, ondan çok hoşlandı, bu yüzden onu sadaka verdi."
20654. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim mükafat göreceğine yakin ederse, iyi ba-ğışta bulunur."

20655. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Medine halkı fitre zekatını Allah Resulü'nün mes-cidine getiriyorlardı. Onlar ara-sında ce'rud (küçük kuru hurma) ve me'afere adında hurma da vardı. Bu iki tür hurmanın çekir-deği büyük, hurması az ve tadı acı idi. Allah Resulü (s.a.a) Ha-ris'e şöyle buyurdu: "Bu iki tür hurmayı onlar için hesaba katma ki utansınlar ve bundan sonra getirmesinler." Böylece Allah şu ayeti nazil buyurdu: "Ey iman edenler! Elde ettiğiniz şeylerden temiz olanları infakta bulununuz."
bak. El-İsar, 4. Bölüm

3945. Bölüm
Herkim Allah'a İtaat Yolunda Harcamada Bu-lunmazsa Allah'a Masiyet Yolunda Harcar

20656. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim malını iradesiyle iyilerden esirgerse Allah malını zorla kötülere nasip kı-lar."
20657. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bil ki herkim Allah'a itaat yolunda harcamazsa, aziz ve celil olan Allah'a isyan yolunda harcamaya mübtela olur ve herkim de Allah'ın velisinin ihti-yaçlarını giderme yolunda adım atmazsa, aziz ve celil olan Al-lah'ın düşmanının ihtiyacını gi-derme yolunda adım atmaya mübtela olur."

20658. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kul Allah'ın razı olduğu bir yolda harcamaktan imtina ederse, mutlaka onun iki katını Allah'ın beğenmediği bir yolda harcamaya mübtela olur."
20659. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a itaat yolunda infakta bulunmaktan çekinme, aksi taktirde iki katını Allah'a günah yolunda harcar-sın."
20660. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim hakkı olduğu yerde bir dirhem harcamaktan sakı-nırsa mutlaka hakkı olmayan yerde iki dirhem harcar."
20661. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim aziz ve celil olan Allah'ın hakkını esirgerse onun iki katını batıl yolda har-car."

3946. Bölüm
Darda Olan Kimsenin İnfakta Bulunmasının Fazileti

20662. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim şu üç şeyden birini Allah'ın dergahına götü-rürse, Allah ona cenneti farz kılar: Darlık anında infak, bütün insanlara karşı güleryüzlü olmak ve insaflı davranmak."
20663. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Darlık miktarınca infakta şüphesiz müminin hasletlerindendir."
20664. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Üç şey imanın gerçeklerindendir: Darlıkta olduğu halde infak etmek, insanlara karşı insaflı davranmak ve ilim öğ-renmek isteyen kimseye ilim bağışında bulunmak."
bak. Es-Sedeke, 2229. Bölüm, el-İsar, 3. Bölüm

3947. Bölüm
Mal Toplamaktan Sa-kınmak

Kur'an:
"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyen-lere can yakıcı bir azabı müj-dele. Bunlar cehennem ate-şinde kızdırıldığı gün, alınla-rı, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; birik-tirdiğinizi tadın" denecek."

20665. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim altın veya gümüş biriktirir ve onu Allah yolunda harcamazsa, kıyamet günü kendisi için bir ateş parçası olur ve onunla dağlanır."
20666. Resulullah (s.a.a), yanında bir miktar hurma bulunan Bilal'e şöyle buyurmuştur: "Bu nedir ey Bilal?" O şöyle arzetti: "Bunları misafirlerin için hazırladım." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bunların cehennem ateşinde senin için bir dumana dönüşme-sinden korkmuyor musun? İnfak et ey Bilal! Azlık hususunda Arş sahibi olan Allah'tan kork."

20667. Enes b. Malik şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) için üç ku-şun etini hediye olarak getirdiler. Peygamber onlardan birini ye-mesi için hizmetçisine verdi. Ertesi gün hizmetçisi o kuşu Allah Resulü'nün yanına getirdi. Resulullah ona şöyle dedi: "Sana yarın için hiçbir şey stok etme demedim mi? Zira Allah hergü-nün rızkını verir."
bak. El-Mal, 3753, 3765. Bö-lümler

3948. Bölüm
İnfakı Kabul Etmeyen Kimse

Kur'an:
"De ki: "İstekli yahut is-teksiz olarak verin, nasıl olsa kabul edilmeyecektir. Siz şüphesiz fâsık bir topluluk-sunuz." Verdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Al-lah'ı ve Peygamber'ini küf-retmeleri, namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir."

20668. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer insanlar Allah'ın kendilerine buyurduğu yoldan kazanç elde eder ve onu Allah'ın sakındırdığı yolda infakta bulunurlarsa Allah onlardan bu infakı kabul etmez. Hakeza eğer insanlar Allah'ın sakındırdığı yol-dan kazanç elde eder ve onu Allah'ın emrettiği yolda harcarlarsa yine onu onlardan kabul etmez. Ta ki hak (helal) yoldan kazansınlar ve hak (helal) yolda infakta bulun-sunlar."

20669. İmam Sadık (a.s) "Allah-u Teala'nın, "Kazandığınız temiz şeylerden infak ediniz" ayeti hakkında şöyle buyurmuş-tur: "İnsanlar cahiliye dönemin-de, helal olmayan gelirler elde etmişlerdi. Müslüman olduktan sonra da onu mallarından çı-karmak ve sadaka vermek istedi-ler. Ama Allah Tebareke ve Tea-la sadece kazandıklarından temiz olan şeyler dışındakileri kabul etmedi."

20670. İmam Bakır (a.s) Allah-u Teala'nın "İğrenmeden alamayacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın" ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Halk Müslüman olunca faiz ve haram gelirlerinden elde ettikleri mallara sahiptiler. Dolayısıyla da malları arasından bu kazançlarını sadaka veriyorlardı. Ama Allah onları bu işten sakındırdı. Şüphesiz sadaka ancak helal kazançtan verilir."
bak. Es-Sedeke, 2242, 2244. Bölümler; el-Amel (1), 2947. Bölüm

522. Ko-nu

el-Enfal
Enfal

Bihar, 96/204, 25. bölüm; el-Enfal
Vesail'uş-Şia, 6/364; Eb-vab'ul-Enfal ve ma Yehtessu bi'l-İmam
Sünen-i Ebi Davud, 3/77-82; fi'n-Nefel
bak.
151. konu, el-Hums

3949. Bölüm
Enfal

Kur'an:
"Sana, ganimetlere dair so-ru sorarlar. De ki: "Ganimet-ler Allah'ın ve Peygam-ber'indir. İnanıyorsanız Al-lah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Al-lah'a ve Peygamber'ine itaat edin."

"Onların mallarından, Al-lah'ın Peygamber'ine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük ve-rir. Allah her şeye kadirdir. Allah'ın, fethedilen memle-ketler halkının mallarından Peygamber'ine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içiniz-deki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir."

Tefsir
"Enfal" kelimesi "nefl" kelimesi-nin çoğulu olup, bir şeyden artan ve fazla olan şey anlamındadır. Bu sebeple de müstahap amel de nefl veya nafile denmiştir. Çünkü farzdan ziyade ve fazla olanıdır. Terim olarak "fey" denilen şeye enfal da denmekte-dir. Ondan maksat da maliki olma-yan mal ve eşyadır. Tıpkı dağın zirvesi, nehir yatakları, harabe olmuş evler, ahalisigöç eden beldeler, varisi olmayan miras ve benzeri şeyler… Bu mallar güya insanların malik olduğu malların ziyadesi ve fazlalığı olmaları hasebiyle enfal olarak adlandırılmıştır.

Bu yüzden de hiç kimse bu malların maliki değildir. Bu şeyler Allah ve Resulüne aittir. Savaş ganimetlerine de enfal denmektedir. Zira genelde savaşlarda göz önünde bulundurulan miktardan fazladır. Zira savaştan asıl maksat, düşmana galip gelmek ve onların kökünü kazımaktır. Dolayısıyla zafere eriştiklerinde ise hedefe erişilmiştir.

Savaşçıların ganimet olarak aldıkları mal veya esir olarak aldıkları esirler, savaşın asıl maksa-dından fazla olan şeylerdir. Müfessir-ler ayetin anlamı ve konumu hakkın-da birkaç açıdan birbirleriyle şiddetli görüş farklılığı içindedirler. Birinci açısı "Senden enfali soruyor-lar" sözünün anlamıdır ve bu (kı-raat şekli) Ehl-i Beyt'e (a.s) isnat edilmiştir.


İbn-i Mes'ud, Sa'd b. Ebi Vakkas, Talha b. Mesref gibi kim-seler ise "Yeselunekel Enfal" şeklinde kıraat etmişlerdir. Bu konuya tevec-cühen bazıları meşhur olan kıraatte yer alan "en" (…dan) kelimesinin zaid olduğunu ifade etmişlerdir. Diğer bazıları ise şöyle demişlerdir: "Meş-hur olmayan kıraate göre bu kelime mukaddardır (taktire alınmıştır)" Bir grubu ise şöyle demişlerdir: "En-fal'den maksat savaş ganimetleridir." Bazıları ise şöyle demişlerdir: "En-fal'den maksat, özellikle Bedir sava-şındaki ganimetlerdir"

Bu grup el-Enfal kelimesindeki elif ve lam edatının "aht" anlamında olduğunu kabul etmişlerdir. Yani söz konusu olan belli bir enfal. Diğer bazısı ise şöyle demiştir: "Enfal'den maksat, Allah'a, Resulüne ve İmam'a ait olan feydir." Bazısı ise şöyle demişlerdir: "Aslında bu ayet, Hums ayeti sebebiyle nesh edilmiştir." Diğer bazısı ise şöyle demişlerdir: "Nesh edilmemiştir ve olduğu gibi baki kalmıştır." Tefsir-i Razi, Alusi ve diğer detaylı tefsirlere müracaat edildiğinde müfessirlerin ne kadar detaylı bir ihtilafa düştüğünü anla-mak mümkündür.

Ayetin akışından da anlaşıldığı üzere "Yeseluneke" (senden soruyor-lar) cümlesiyle kendilerine işaret edilen kimselerin ihtilafa düştükleri gözlemlenmektedir. Her birisi diğerinin kabul etmediği bir söz söylemişlerdir. "Fettekullah veslehu zate beynekum" (Allah'tan korkun ve aranızdakini ıslah edin cümlesinin de

gösterdiği gibi bu tartışma) Enfal konusunda idi. Bu nükteden ayetin başlangıcında sözleri nakledilen bu grubun sorusu da hakikatte aralarındaki ihtilafın ortadan kalkması için söz konusu edilmiştir. Güya bu şahıslar Enfal hakkında tartışmaya girişmişlerdir. Bu yüzden de Allah Resulüne bu mesele hakkında hüküm vermesi için müracaat etmişlerdir. Böylece de Pey-gamberin (s.a.a) verdiği cevapla kav-gaları bitmiş ve ihtilaf sona ermiştir.

Bu ayetin akışı gördüğünüz gibi evvela meşhur kıraati yani "yeselune-ke enil enfal" şeklinde okunuşunu teyit etmektedir. Çünkü "sual" mad-desi "an" harfiyle muteaddi olmakta-dır ve de hüküm hakkında bilgi ve haber almak anlamındadır. Ama eğer cer harfi olmaksızın müteaddi bir fiil suretinde kullanılacak olursa, bağış dilemek anlamındadır. Elbette sadece birinci anlam söz konusu makamla uyuşmaktadır.

İkinci olarak her ne kadar gani-met ve feyi kapsasa da bu ayet içinde-ki anlamının savaş ganimetleri anla-mında olduğunu teyit etmektedir ve bu savaş ganimetleri de Bedir savaşına özgü ganimetler değildir. Zira bu özelleştirme hakkında bir delil söz konusu değildir. Eğer ihtilafa düşenler, Bedir savaşının ganimetleri hususunda tartışmışlarsa, bu Bedir savaşının ganimetleri olduğu hasebiyle değil, aksine bir cihatta ve din düş-manlarıyla yapılan bir savaşta elde edilen ganimetler hakkındadır. Bu konu da çok açıktır.

Ayrıca bu ayetin bir hususa özgün olması da yani savaş ganimetlerine has kılınması da o ayette beyan edilen hükmün, sadece o hususa özgü olmasını gerektirmemektedir. Zira husus ve örnek bir hükmü tahsis edemez. O halde ayette beyan edilen hüküm mutlaktır. "Nefl" olarak adlandırı-lan herşeyi kapsamaktadır. O halde bu ayet, "enfal"in bütünüyle Allah'a ve Resulüne olduğuna delalet etmekte-dir. Müminlerden hiç birisi onlar hususunda Allah ve Resulü ile ortak değillerdir. Bu ister savaş ganimeti olsun ister fey.

"De ki: "Enfal Allah'ın ve Resulünündür" cümlesi ve Allah'ın bu cümleden sonra ihtilafa düşenlere yaptığı nasi-hat ve onları imana teşvik etmesi de açıkça göstermektedir ki münezzeh olan Allah Enfal'in Allah'a ve Resu-lüne ait olduğunu ve onların eline hiçbir şeyin geçmeyeceğini beyan et-mekle tartışmaya son vermiştir. Aynı şekilde Allah-u Teala'nın sözünün zahirinin de gerektirdiği gibi bu gru-bun nizası, onlardan bir grubunun Enfal'in başkalarına değil de kendi-lerine ait olduğunu iddia etmiş olma-larıdır. Veya en azıdan onun bir miktarının kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdir.

Ama başkaları bu iddiayı kabul etmemişlerdir. Münez-zeh olan Allah da onların enfal hak-kındaki malikiyetlerini reddetmekte ve onu kendisine ve Resulüne özgü kılmakla, kavgayı sona erdirmeleri için nasihat etmekle de onların kavgasına son vermiştir. Ama alimlerin de icma ettiği üzere savaşçıların elde ettikleri ganimetin kendilerine ait olduğu sözü, fıkıh ilminde tartışılan bir konudur, tefsirde değil.

Evet, bu grubun enfal hakkında-ki tartışması da göstermektedir ki onlar ganimetlerin kendilerine ait olduğu veya buna benzer bir anlamı, daha önce akıllarından geçirmişlerdi. Ama bu konudaki hüküm, açıkça bilinmiyordu. Öyle ki iki tarafın ihtilafına sebep olmuştur ve her grup onu kendi lehine tefsir etmeye çalışmıştır. Kur'an'ı Kerim'in ayetleri de bu konuyu teyit etmektedir.

Açıklaması: Bu suredeki ayet-lerin irtibatı ve Bedir savaşındaki olayların açıklaması da bu surenin bütünüyle Bedir savaşı hakkında ve Bedir savaşından hemen sonra nazil olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Öyle ki İbn-i Abbas kendisinden nakledildiği üzere bu sureyi Bedir suresi diye adlandırmıştır. Bu surede ganimet konusuyla ilgili olan ayetler surenin üç yerinde yer alan beş ayettir. Bu ayetler surenin tertibi esasınca şunlardır: "Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Peygamber'indir." Hakeza Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız,

bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye kadirdir." Hakeza: "Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiç bir Peygamber'e yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyor-sunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah güçlü-dür, hikmet sahibidir. Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı,

aldıkları-nızdan ötürü size büyük bir azâb erişirdi. Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin; Allah'tan sakı-nın, doğrusu Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir."
İkinci ayetin akışından da istifade edildiği üzere bu ayet birinci ayetten ve sonraki tüm ayetlerden sonra nazil olmuştur. Çünkü bu ayette şöyle yer almıştır: "Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize ina-nıyorsanız." Buradan da anlaşıl-dığı üzere bu ayet Bedir savaşından bir müddet sonra nazil olmuştur.
Son ayetlerin de gösterdiği gibi o grup esirlerin durumu hakkında Allah Resulü (s.a.a) ile sohbet etmiş-lerdir ve ondan esirleri öldürmesi yerine fidye almasını istemişlerdir. Bu ayetler o grubu bu istekte bulunduk-ları için kınamıştır. Onlara ganimet-lerden istifade etmeleri için izin vermelerinden de anlaşıldığı üzere onlar ganimet ve Enfal'in kendi malları olduğunu sanmışlardır. Ama konu kendileri içni belirsiz idi.

Acaba savaşta hazır bulunan herkes mi ganimetlerin malikidir, yoksa sadece savaşan grup mu? Dolayısıyla da savaşmayan kimseler bundan nasiplenemez mi? Acaba ganimetler onlar arasında eşit mi bölünmeli, yoksa az veya çok olarak mı? Örneğin süvarilere piyadelerden daha çok mu pay verilmeliydi, yoksa verilmemeli miydi ve benzeri şeyler…

Bu belirsizlikler onlar arasında tartışma çıkmasına sebep oldu. Bu konuda birbirleriyle sürtüştüler. Konu Allah Resulü'ne (s.a.a) iletilince de bu esnada ilk ayet nazil oldu: "Sa-na, ganimetlere dair soru so-rarlar, De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Peygamber'indir. İnanıyorsanız Allah'tan sakı-nın, aranızdaki münasebetleri düzeltin." Bu ayet "ganimet aldıklarınızdan yiyiniz" ifadesi-ne dayanarak enfalin kendilerine ait olduklarını sanmaları hususundaki yanlışlıklarını hatırlatmakta,

enfalin malikiyetinin Allah'a ve Resulüne özgü olduğunu bildirmekte, onları çatışmaktan nehyetmektedir. Bu vesileyle aralarındaki kavga sona erince, Allah Resulü (s.a.a) ganimeti onlara geri çevirdi, aralarında eşit bir şekilde bölüştürdü, Bedir savaşı mey-danlarında olmayan ashabının payını da ayırdı, savaşan ve savaşmayan, süvari ve piyade arasında hiçbir fark-lılık gözetmedi. Daha sonra kısa bir süre sonra da, "bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ındır…" ayeti nazil oldu. Allah Resulü onlara verdikleri paylardan beşte birini geri aldı. Geri kalanlarını geri verdi. Bu da Enfal ile ilgili ayetleri birbirine eklemek suretiyle elde edilmektedir.

O halde "Sana, ganimetlere dair soru sorarlar" cümlesinden ve kelamın akışından elde edilen delillerin eklemesiyle istifade edildiği üzere savaş ganimetlerinin hükmü hakkında tartışanlar Resulullah'a (s.a.a) sordular. Onlar ganimetin kendi malları olduğunu sanmışlardı ve dolayısıyla da bu ganimetlerin malikinin kim olduğu hususunda ihtilafa düşmüşlerdi veya malikiyet çeşidi ve ganimetlerin aralarına nasıl bölüştürüleceği veya her iki hususta ihtilafa düşmüşlerdi ve sonunda işleri çatışmaya varmıştı. "Ganimet Allah'ın ve Peygamber'indir" cümlesi onların sorusuna cevaptır ve bu ayette de açıklandığı üzere Enfal onlardan hiç kimsenin malı değildir. Allah'a ve Resulü'ne aitti.

Allah ve Resulü onları istediği yerde harcayabi-lir. Bu scevap onlar arasında ortaya çıkan ihtilafları kökten kazıp attı. Bu açıklamadan anlaşıldığı üzere bu ayet, "ganimet aldıklarınızdan yiyiniz" ayetini nesh etmemiştir. Aksine onun manasını açıklamış ve tefsir etmiştir. "kulu" (yiyiniz) cümle-si de onların aslında Allah'ın ganimeti olduğundan kinaye değildir. Aksine sadece ganimetlerde tasarrufta bulunmak, onlardan nasiplenmektir. Elbette onlar Allah ve Resulullah'ın (s.a.a) ganimeti aralarında bölüştür-dükten sonra maliki olacaklardır.

Aynı şekilde açıklandığı üzere "Bilin ki, ele geçirdiğiniz ga-nimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınların-dır" ayeti de "Enfal Allah'ın ve Resulünündür" ayetini neshet-memiştir. Zira, "Bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin..." ayetinin mücahitlerde olan tesiri onları bütün ganimetlerde tasarrufta bulunma ve yemekten alıkoymasıdır. Zira "Enfal Allah'ın ve Resulünündür" ayeti nazil olduktan sonra sadece bu geri kalmıştır.

"Ganimet Allah'ın, ve Peygamber'indir" cümlesi de aslında enfalın malikiyetinin Allah'a ve Resulüne ait olduğundan başka bir şeyi ifade etmemektedir. Ama onda tasarrufta bulunma şekli, yeme ve faydalanmanın cevazına işaret edilmemiştir. O halde, "Biliniz ki ele geçirdiğiniz ganimet" ayeti ile de çelişmemektedir. Dolayısıyla da ayetinin onu neshettiği söylenemez. Dolayısıyla üç ayetin toplamından elde edildiği üzere, ganimet aslında Allah'a ve Resulüne aittir. Daha sonra beşte dördü istifade etsinler diye mücahitlere bırakılmaktadır. Beşte biri ise Allah'a, Resulüne, onun yakın akrabalarına ve diğerlerine tasarrufta bulunmaları için verilmektedir.

Bütün bu açıklamalara dikkat edildiğinde şu konu da açıklığa ka-vuşmaktadır ki ziyade ve fazlalık anlamına gelen nefl kelimesinin çoğulu olan Enfal'in ganimetler hususunda kullanılması da hükmün konusundan daha genel olduğuna işaret etmektedir. Adeta şöyle denilmiştir: "Senden ganimetler hakkında sormaktadırlar, o izafe ve fazlalık olup insanlardan hiç kimse ona malik değildir. Böyle olduğu için de onlara cevap olarak Enfal'in ve fazlalıkların mutlak hükmünü beyan et ve de ki: Enfal bütünüyle Allah'ın ve Resulünündür. Bunun gereği ise ganmetin Allah'ın ve Resulü'nün oluşudur.

Bu beyan üzere belki de şu nükte de teyit edilmektedir ki birinci "En-fal" terimindeki "elif ve lam" edatı ahit içindir. İkinci "el-Enfal" teri-mindeki elif lam da cins veya istiğrak (şumuliyet) içindir. Hakeza açıklığa kavuştuğu gibi Enfal kelimesi zahir olan bir isim şeklinde kullanılmış ve şöyle buyurulmuştur: "Kul el enfalu" (deki enfal) Dolayısıyla da "kul hiye lillah ve lirresul" (deki o Allah'a ve Resulüne aitti) buyurulmamıştır.

Hakeza açıklığa kavuştuğu gibi "kulil enfalu lillah ve lirresul" cümlesi genel ve umumi bir hükümdür, hem ganimeti kapsamaktadır, hem de toplumda olan diğer fazla malları kapsamaktadır. Tıpkı sakinleri olmayan ev ve bölgeler, viran olmuş yerler, dağ tepeleri, nehir yatakları, nehirler, padişahların verdikleri ara-ziler, varisi olmayan kimselerin bı-raktığı miraslar gibi." Bütün bunlar-da sadece Enfal, müslüman savaşçıla-ra ait olan ganimetler anlamındadır.

O da Resulullah'ın iznine bağlıdır ve diğerleri ise Allah ve Resulü'nün malikiyetinde ve onların emri altında-dır. Bunlar önceden söz konusu edilen ayetler üzerindeki düşünceden ve tefekkürden elde edilen konulardır. Müfessirler bu ayetler hususunda çeşitli sözler söylemişlerdir. Bütün bu sözleri analiz etmenin ve araştırmanın burada bir faydası yoktur. İlgi duyanlar bu konuda bilgi sahibi olmak için detaylı tefsire müra-caat etmelidirler."

20671. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Enfal (elde etmek için) at veya deve sürülmeyen şey demektir veya (müslümanlara bırakma hususunda) anlaştıkları maldır veya halkın eliyle ver-dikleri şey, virane topraklar, ka-nal ve nehir yataklarıdır. Onlar Allah Resulü'nündür. Ondan sonra da imama aittir. Onu iste-diği gibi harcar."

20672. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Fey ve enfal kan dö-külmeden elde edilen topraklar-dır (veya müslümanlara bırakma hususunda) halkın anlaştığı mal-dır veya insanın eliyle teslim ettiği şeydir. Virane olan toprak, kanal ve nehir yataklarıdır. Bun-lar da feyin bir parçasıdır. Allah ve Resulüne aittir. Allah'a ait olan şey Resulüne de aittir. O istediği gibi harcar, Peygamber-den sonra da İmama aittir."

20673. İmam Bakır (a.s), enfal hakkında sorulunca cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Madenler, ormanlar, sahipsiz topraklar, ehli göçmüş yerler enfaldir, bunlar bize aittir."
20674. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sahibi ve varisi olma-yan her mal bu ayetin bir ferdi-dir: "Senden enfali soruyorlar, de ki: Enfal Allah'ın ve Resu-lünündür"
20675. İmam Sadık (a.s), kendisine enfal hakkında soru sorulunca cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Sakinleri yok olan topraklar ve benzerleri enfaldir ve bize aittir.

Hakeza İmam şöyle buyurmuştur: "Enfal suresi burun kesendir. (Düşmanların burnunu yere sürten ve onları hor ve zelil kılandır.)
İmam daha sonra şöyle bu-yurdu: "Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygambe-rine verdiği ganimetler…" Hakeza imam şöyle buyurdu: Allah'ın peygamberine verdi-ği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük ve-rir."
İmam hakeza şöyle buyurdu: "Fey, elde edilmesi hususunda kan dökülmeyen ve insan öldü-rülmeyen mal anlamındadır. Enfal da bunlar gibidir ve fey mesabesindedir."

523. Ko-nu

en-Nafile
Nafile

Vesail'uş-Şia, 3/31-77; 13-33. bölümler; en-Nevafil
Kenz'ul-Ummal, 7/769, 8/383; Salat'un-Nevafil

bak.
300. konu, es-Salat (3): Sa-lat'ul-Leyl

3950. Bölüm
Nafile (Müstehap) Olan İbadetler

Kur'an:
"Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yük-seltir."
"İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakup'u da verdik, her birini iyi kimseler kıl-dık."
20676. Fuzeyl şöyle diyor: "İmam Bakır'a (a.s), aziz ve celil olan Allah'ın "Namazlarını koruyanlar" ayetini sorunca şöyle buyurdu: "Maksat farz namazlardır." Ben arzettim: "Namazlarına da devam ederler" ayetini sordum." İmam şöyle buyurdu: "Maksat müstahap namazlardır."

20677. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz kalplerin yönelişi ve yüzçevirişi vardır. O halde yöneldiklerinde müstahapları yerine getiriniz. Yüz çevirdiğinde ise farzları yerine getirmekle iktifa ediniz."

3951. Bölüm
Farzları Müstehaplar-dan Öne Geçirmek

20678. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hiçbir farzda ruhsat yoktur ve hiçbir nafilede şiddet ve sıkı tutma söz konusu değildir."
20679. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nafileler farzlara zarar verdiğinde, onları terk edin."
20680. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nafileler farzlara zarar verirse, onlarla Allah'a yakınlaşılmaz."
bak. El-Feraiz, 3191. Bölüm

524. Ko-nu

en-Ne-mime
Söz Taşı-mak

Bihar, 75/263, 67. bölüm; en-Nemime ve's-Seayet
Kenz'ul-Ummal, 3/654, 886; en-Nemime
Vesail'uş-Şia, 8/616, 164. bö-lüm; Tahrim'un-Nemime ve'l-Muhakat
Kenz'ul-Ummal, 3/486, 815; es-Seayet ve'l-İzrar

bak.
es-Sıddık, 2206. bölüm; el-Hadis, 10262. bölüm

3952. Bölüm
Söz Taşımak

20681. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en kötüsü müsellis olan şahıstır." Kendisi-ne şöyle arzedildi: "Ey Allah'ın Resulü! Müsellis ne demektir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Kardeşini sultana ispiyonlayan ve neticede de hem kendisini, hem kardeşini hem de sultanı helak eden kimsedir."

20682. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç kişinin katilinden sakının. Zira böyle bir kimse Allah'ın yaratıklarının en kötü-südür." Kendisine şöyle arzedil-di: "Ey Allah'ın Resulü! Üç kişi-nin katili kimdir?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kardeşini zamanın sultanına teslim eden kimsedir. O bu işiyle hem kendi-sini ölüme sürükler, hem karde-şini ve hem de sultanı."

20683. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gammazlayan kimse üç kimsenin katilidir: Kendisinin katili, gammazladığı kimsenin katili ve önünde gammazlıkta bulunduğu kimsenin katili."
20684. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim sultana kardeşini gammazlarsa Allah-u Teala bütün amellerini boşa çıkarır eğer gammazladığı kardeşine bir rahatsızlık veya eziyet ulaşırsa Allah-u Teala onu gammazlayan kimseyi Haman ile birlikte ateşte aynı derecede karar kılar."

20685. İmam Ali (a.s), kendisine ihbar dolu mektup yazan bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Ey adam! Eğer doğru söylüyorsan (bu çirkin iş sebebiyle) bizim nefret ettiğimiz bir kimse sayılırsın. Eğer yalan söylüyorsan seni cezalandırırım. Eğer seni bağışlamamı istiyorsan, seni bağışlarım." O şöyle arzetti: "O halde beni bağışla, ey Müminlerin Emiri!"
20686. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Söz taşıyan kimse, söz taşıdığı kimsenin yanında yalancıdır, kendisinden söz taşı-dığı kimseye oranla ise zalim-dir."

20687. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Söz taşıyan kimseyi ister doğru olsun ister yalan, yalanla."
20688. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en kötüsü kardeşlerinden laf taşıyan, ihsan ve iyiliği unutan kimsedir."

20689. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Söz taşımak, dinden çıkmış kimsenin hasletidir."
20690. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En kötü doğru, söz taşımaktır."
20691. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim söz taşırsa, yakınları onunla savaşır ve ya-bancılar ise onu düşman bilir."
20692. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki dost arasını ayır-mak ne de kötü bir iştir."

3953. Bölüm
Söz Taşımaktan Sa-kınmak

Kur'an:
"Çok yemin eden alçak zorbaya, daima kusur arayıp kınayana durmadan laf götü-rüp getirene sakın boyun eğ-me."
"Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılı-ğını verir."


Tefsir

Ayette geçen "hellaf" kelimesi çok yemin içen kimse demektir. Küçük-büyük ve hak-batıl olan herşey hak-kında yemin içmenin gereği de yemin eden kimsenin, kendisine yemin ettiği şeye bir saygısının kalmamasıdır. Eğer Allah'a yemin ediyorsa, aziz ve celil olan Allah'ın azametini derk etmediği anlaşılmaktadır ve de bu eksiklik ve rezalet olarak yeterlidir.

Ayette geçen "mehin" kelimesi ise mehanet maddesinden olup, horluk anlamındadır. Ondan maksat ise düşünce horluğudur. Bazıları şöyle demiştir: "Mehin çok kötülük yapan kimse anlamındadır" Bir görüşe göre ise mehin çok yalan söyleyen kimse anlamındadır.

Ayette geçen "hemmaz" kelimesi ise mübalağa kipinde olup "hemz" maddesinden türemiştir ve çok ayıpla-rı araştıran ve eleştiren kimse anla-mındadır. Bazıları şöyle demişlerdir: "Hemmaz" sürekli göz ve işaret ile kötüleyen kimsedir. Bir görüşe göre ise çok gıybet eden kimsedir.
Ayette geçen "meşa" kelimesi ise fitne çıkarmak ve aralarını bozmak için bir grubun sözünü başka bir grup için nakleden kimse anlamındadır. "Nemin" ise söz taşıyan ve arayı bozan kimse anlamındadır.

Mecme'ul-Beyan'da "kim iyi bir işe aracılık ederse" cümlesi-nin tefsirinde şöyle yer almıştır: "Bu cümle hakkında birkaç görüş ortaya konulmuştur: Birincisine göre bu cümlenin anlamı şudur: Herkim iki kişinin arasını barıştırırsa, "Onun için ondan bir pay vardır" yani bu işten bir sevap nasiplenir. "Kim de kötü bir işe aracılık eder-se" yani herkim de söz taşırsa, "Onun için ondan aynısı var-dır" yani bu işten kendisine bir günah nasip olup. Bu manayı Kelbi, İbn-i Abbas'tan nakletmiştir.

20693. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Söz taşıyan kimseden sakının."
20694. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar arasında söz taşıyan kimseden sakının."
20695. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizlere "ezhu" nun ne olduğunu haber vermeyeyim mi?" Şüphesiz "ezhu" insanlar arasında söz taşıyan kimsedir."

20696. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Biribirinize iftira ve yalan isnat etmeyin."
20697. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gammazlık etmekten sakının. Şüphesiz gammazlık kin ve düşmanlık doğurur Allah'tan ve insanlardan uzak düşürür"

20698. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Laf taşımaktan sakı-nın. Zira laf taşımak kine sebep olur."
20699. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Laf taşımaktan sakı-nın zira laf taşımak, insanların kalbine kin ve düşmanlık tohu-munu serper."

20700. İmam Sadık (a.s), Ahvaz valisi Neccaşi'ye yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Gammazlıktan ve söz taşıyanlardan sakın. On-lardan birinin seni kandırmama-sına dikkat et. Allah bir gün veya gece seni bu gruptan birinin görüşünü kabul ettiğini veya onun müdahalesine izin verdiği-ni görmesin. Bu durumda Allah sana gazaplanır, perdeni yırtar (rezil rüsva olursun.)"

20701. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Acaba sizlere insanların en kötüsünü haber vermeyeyim mi?" Şöyle arzettiler: "Haber ver ey Allah'ın Resulü!" Peygamber şöyle buyurdu: "Onlar söz taşıyanlar, dostların arasını ayıranlar ve günahsız kimseler için kusur bulanlardır."

20702. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet ve söz taşı-maktan sakınınız. Zira gıybet orucu bozar, laf taşımak ise kabir azabına sebep olur."

20703. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Neredeyse laf taşı-mak sihirbazlık olacaktı."
20704. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz laf taşımak en büyük sihirdendir. Zira söz taşıyan kimse insanların arasını ayırır aynı saflarda yer alan dostları birbirine düşman kılar ve bu sebeple kanlar dökülür evler yıkılır ve perdeler yırtılır (haysiyetler çiğnenir.) Söz taşıyan kimse yeryüzünde yürüyenlerin en kötüsüdür."

20705. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Beni miraca götür-dükleri gece orada başı domuzun başı, bedeni merkebin bedeni olan bir kadın gördüm. Milyonlarca azaba düçar olmuş-tu." Kendisine şöyle soruldu: "O kadın ne yapmış idi?" Peygamber şöyle buyurdu: "O kadın laf taşıyan ve yalan söyleyen biriy-di."

20706. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dün gece iki kişi yanıma geldi, beni kaldırıp ken-dileriyle götürdüler. Sonunda elinde bir kanca bulunan birinin yanına vardılar. O kancayı biri-nin ağzına koyuyor ve kanca ağzını yanaklarına kadar yırtı-yordu. Bu işi sürekli yapıyordu." Ben şöyle sordum: "Bu kimdir?" Şöyle dedi: "Bunlar laf taşıyan kimselerdir."
20707. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Laf taşıyan hiç kim-senin sözüne her ne kadar hayır dileyen kimselere benzese de inanma."
20708. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Söz getiren kimse, gammaz kimsedir."
20709. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Laf taşıyan kimse (bir rivayete göre "hiçbir gam-maz") cennete giremez."
20710. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Gammaz ve kin besleyen kimse ateştedir. Bu iki haslet hiçbir müslümanın kal-binde bir araya gelmez."
Bak. El-Mead (3): 2989. Bölüm, 14516. hadis

525. Ko-nu
el-Mena-hi
Yasak-lar
Bihar, 76/328, 67. bölüm; Cevami'ul-Menahi'un-Nebi (s.a.a)
bak.
107. konu, el-Haram; el-Le'n, 2574 ve 2575. bölümler