Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3922.Bölüm Nefisle Mücadelede Allah'tan Yardım Dilemek


20519. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Hakkı tanımanın yolu nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Nefsi tanımaktır…" O (soru soran kimse) şöyle sordu: "Nefsi tanımanın yolu nedir?" Peygam-ber şöyle buyurdu: "Nefis karşı-sında haktan yardım dilemek-tir."
20520. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hamdı nimetlere, nimet-leri şükre kavuşturan Allah'a hamd olsun. Tıpkı belalarına hamd ettiğimiz gibi, nimetlerine de hamd ederiz. Kendisine emredilenlerde yavaş davranan, nehyedilenlere koşan nefsin şerrinden Allah'a sığınırız."
20521. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsim ve sizler karşısın-da Allah'tan yardım diliyorum."
20522. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İşittiklerinizi söylüyorum. Allah, bana ve size yar-dım edicidir! O bize yeter, O ne güzel vekildir!"

3923. Bölüm
Herkim Nefsini Tez-kiye Etmezse

20523. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini tezki-ye etmezse, akıldan faydalan-maz."
20524. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini ıslah ederek (hatalarını ve eksiklikleri-ni) telafi etmezse, derdi ve hasta-lığı ağır olur, dermanı güç olur ve (derdini derman etmek için) bir tabib bulamaz."
20525. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim kendini tez-kiye etmezse, çirkin adetler onu rezil eder."

20526. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini terbi-ye etmezse, onu zayi eder."
20527. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en acizi nefsini islah etmekten aciz olan-dır."
20528. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en acizi ayıp ve eksikliklerini telafi ede-bildiği halde bunu yapmayan kimsedir."

20529. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini ıslah ederse, ona musallat olur. Her-kim de nefsini kendi haline bıra-kırsa onu helak eder."
20530. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim ayıplarını ve kusurlarını araştırmazsa, heva ve hevesi ona galip gelir. Herkimin de eksikliği olursa, ölüm kendisi için daha iyidir."
20531. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini kendi haline bırakırsa, işi zayi olur."
20532. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim sevdiği şey-lerde nefsini kolay tutarsa, nefsi serbest bırakırsa, sevmediği şey-ler de onu sıkıntı ve zahmete düşürür."

20533. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendini ıslah etme-yen kimse, başkalarını nasıl ıslah edebilir!?"
20534. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yolu kaybeden kimse başkalarına nasıl yol gösterebilir?!"
20535. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendisine hıyanet eden kimse, başkasının hayrını nasıl dileyebilir?!"
20536. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendisine zulmeden kimse nasıl adaletli davranabi-lir?!"
20537. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsini kendine itaat ettiremedikten sonra, başkala-rından itaat beklentisi içinde olma."

3924. Bölüm
Nefsin İsteklerine Uyma Hususunda Nefse Ruhsat Vermek

20538. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefislerinize, sizi zalimlerin yoluna götüren ruh-satlar vermeyin ve nefislerinize karşı sizleri isyana daldıracak şekilde yumuşak/gevşek dav-ranmayın."
20539. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsin isteklerine uymada ve dünya lezzetlerini seçmede nefsine izin verme ki dinini bozar, düzelmez, nefsin zarar görür ve fayda görmez."

3925. Bölüm
Nefis Yüceliğinin Et-kileri

20540. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini yüce tutarsa, onu günahlarla hor kıl-maz."
20541. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini yüce tutarsa, nefsani istekleri gözünde değersiz kalır."
20542. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini yüce tutarsa, dünya gözünde küçü-lür."
20543. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nefsini yüce tutarsa, çok az muhalefet göste-rir."
20544. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zorluklar ve musi-betler yüce nefisleri etkileye-mez."
20545. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Masraflar, yüce nefse ağır gelmez."

3926. Bölüm
Nefsin Afeti

20546. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsin afeti, dünyaya bağlanmaktır."
20547. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Afetin başı lezzetlere vurulmaktır."
20548. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedene hizmet et-mek, talep ettiği lezzetleri, istek-leri ve hoşlukları kendisine temin etmendir ve bu da nefsin helak olmasına neden olur."

20549. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nefsini heva ve he-vesiyle salıverme ki nefsin hevası helak olmasına neden olur. Nef-si, heva ve hevesiyle salıvermek dert ve sıkıntı sebebidir. Nefsi heva ve isteklerinden alı koymak ise onun tedavi nedenidir."

520. Konu enNifak Nifak

Bihar, 72/172, 103. bölüm; en-Nifak
Bihar, 75/202, 63. bölüm; zu'l-Lisaneyni ve zu'l-Vecheyn
Kenz'ul-Ummal, 1/367; Sı-fat'ul-Munafık
Kenz'ul-Ummal, 3/567, 838; zu'l-Vecheyni ve zu'l-Lisaneyn
bak.
el-İmamet, 170. bölüm; el-Huşu, 1025. bölüm; ez-Zikr, 1340. bölüm; el-İslam, 1880. bölüm; el-Emsal, 3611. bölüm

3927. Bölüm Nifak

Kur'an:
"Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için O'nunla karşılaşacakları güne kadar Allah kalplerine nifak soktu."
20550. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak imanı bozar."
20551. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak şirkin kardeşi-dir."
20552. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak küfrün ikizi-dir."
20553. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Nifak ilk önce siyah bir nokta olarak ortaya çıkar ve nifak çoğaldıkça o nokta büyür ve nifak kemal derecesine erişince kalp tümüyle kararır."
bak. Ez-Zenb, 1378. Bölüm

3928. Bölüm
Nifak Ahlakın Utancı-dır

20554. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak hasletlerin utancıdır."
20555. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zahiren muvafık, batınen ise münafık olan kimse ne de çirkindir."
20556. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki yüzlü olmak, in-san için ne de çirkindir."
20557. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hıyanet nifakın başı-dır."
bak. Er-Riya, 1406. 1407. Bö-lümler

3929. Bölüm
Nifak Sebebi

20558. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın nifakı kendi-sinde hissettiği zilletten kaynak-lanmaktadır."
20559. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak zilletin ocağı-dır."
20560. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yalan nifakla sonuç-lanır."
bak. El-Kizb, 3462. Bölüm; el-Kibr, 3439. Bölüm

3930. Bölüm
Münafığın Özellikleri

20561. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık kendisine karşı töleranslı olur. İnsanları ise kınar."
20562. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın sözü gü-zel, amelleri ise deruni hastalık-tır."
20563. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın dili sevin-dirir, kalbi zarar verir."
20564. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık, utanmaz ahmak ve bedbaht bir dalka-vuk."
20565. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık hilekar, za-rar verici ve şüphecidir."

20566. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık müminlerin saadet sebebi olan şeylere rağbet duymaz. Mutlu kimse takva öğü-tünden ders alır, her ne kadar muhatabı olmasa da takva öğü-dünden ders alır."
20567. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Münafık söz verdiğinde sözünde durmayan kimsedir. Münafık bir iş yaptığında onu ifşa eder. Konuştuğunda yalan söyler, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona ihanet eder. Kendisine rızık verildiğinde şımarır ve rızık verilmediğinde ise kin ve düşmanlığa yönelir."

20568. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münafık nehyeder ama kendisi nehyi kabul etmez. Emreder ama kendisi amel etmez. Namaza durduğunda sağa sola bakar. Rukuya gidince kendi-sini koyun gibi yere döşer (yani rukudan sonra durmaz ve o haliyle secdeye kapanır) secdeye varınca (tıpkı kuşlar gibi) gagasını yere vurur, oturduğunda ise yarı kalkmış bir halde oturur, akşam olduğunda oruçlu olmadığı halde sürekli yemek yemeyi düşünür.

Gündüz vakti geceyi ibadetle geçirmediği halde sürekli yatmayı dert edinir, eğer sana bir söz söylerse yalan söyler. Sana bir vaatte bulunursa vadinde durmaz, ona güvenecek ve kendisine bir emanet verecek olur-san ona ihanet eder ve ona muhalefet edecek olursan arkandan seni kötüler."

20569. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık kimse baktığında oyalanmak için bakar, sustu-ğunda gaflet eder, konuştuğunda boş konuşur, zengin olduğunda isyan eder, bir bela ile karşılaştığında feryat eder, çabuk öfkelenir, geç hoşnut olur, Allah'ın az verdiğinden hoşnutsuz kalır, Allah'ın çok verdiğinden de hoşnut olmaz, bir çok kötülüğe niyetlenir, ondan bir miktarını yapar ve yapmadığı kötülükler sebebiyle de üzülür."

20570. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın gözleri kendi elindedir. İstediği gibi ağlar."
20571. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin ağlaması, kalbinden, münafığın ağlaması ise başındandır."
20572. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetimin müna-fıklarından çoğu Kur'an okuyan-lardır."

3931. Bölüm
Nifakın Nişaneleri

20573. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dört şey nifakın alametlerindendir: Kalp katılığı, gözün ağlamaması, günahlar hususunda ısrar ve dünya husu-sunda ihtirasa kapılmak."
20574. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın nişanesi üçtür: Konuştuğunda yalan söy-ler, vaad ettiğinde vefa göster-mez ve kendisine itimat edildi-ğinde hıyanet eder."

20575. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bu dört haslet her kimde bulunursa münafıktır, eğer onlardan biri onda bulunur-sa, onu terk edinceye kadar ni-faktan bir haslet üzeredir: Ko-nuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, sözleştiği zaman ahdini bozar, çatıştığı zaman hakkı çiğner."

20576. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dört haslet kimde bulunursa, salt münafıktır ve herkimde de onlardan biri bulu-nursa, onu terk edinceye kadar nifaktan bir haslet üzeredir: Kendisine itimat edildiğinde hıyanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler, ahitleştiği zaman ahdini bozar ve düşmanlık ettiği zaman hakkı çiğner."

20577. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şu üç haslet kimde bulunursa, her ne kadar oruç ve namaz ehli olsa ve kendini Müs-lüman kabul etse de münafıktır: Kendisine itimat edildiğinde hıyanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler ve söz verdiği za-man sözünde durmaz.

Nitekim aziz ve celil olan Allah da kendi kitabında şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah hainleri sev-mez." Ve hakeza şöyle buyur-muştur: "Şüphesiz Allah'ın laneti yalancılardan ise onun üzerinedir" Hakeza şöyle bu-yurmuştur: "Bu kitapta İs-mail'i an, şüphesiz o sözünde sadık idi ve de resul ve nebi idi"

20578. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Münafıkta üç nişane vardır: Konuştuğu zaman yalan söyler, vaad ettiği zaman sözün-de durmaz ve kendisine itimat edildiği zaman hıyanet eder."
20579. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın nişanesi üç şeydir: Konuştuğu zaman yalan söyler, vad ettiği zaman sözünde durmaz ve kendisine itimat edildiği zaman hıyanet eder."

20580. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın üç nişane-si vardır: Dili kalbiyle uyuşmaz, kalbi ameliyle ve zahiri batınıyla uyuşmaz."
20581. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müğnafığın kendisiyle tanındığı bir takım alametleri vardır: Selamı lanettir, oburdur, ganimete el uzatır, ca-milere zorlama ve riya ile yaklaşır, namazı en son vaktinde kılar, kendisini üstün görür, öyle ki hiç kimseyle ülfet ve ünsiyet edinmez ve hiç kimse de onlarla ülfet edin-mez. Geceleyin kuru ağaç gibi (yatağa) düşer, gündüz ise sesini tartışarak yükseltir."

3932. Bölüm
Münafığın Özellikleri

Kur'an:
"Doğrusu münafıklar Al-lah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az hatıra getirirler. Ne onlarla, ne de bunlarla, ikisi arasında boca-layıp durmaktalar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bula-mazsın."

bak. Bakara 8, 20, Al-i İmran, 167, 168; Nisa, 61, 138, 145; Ankebut, 10, 11; Muhammed, 30, Mücadele, 14, 16
20582. İmam Ali (a.s), münafıkla-rın sıfatlarını beyan ettiği bir hutbe-sinde şöyle buyurmuştur: "Münafık-lardan çekinmenizi tavsiye ede-rim. Onlar saptırıcı sapıklardır ve hata işleyip insanı hataya sevk edenlerdir. Renkten renge giren, her türlü entrikayı çeviren, her yoldan sizi kasteden, her gözet-leme yerinde sizi gözetleyenlerdir.

Kalpleri hasta, zahirleri ise temizdir. Sinsi sinsi yürür, gö-rünmeden gizlice hareket eder-ler. Nitelendirmeleri deva, sözle-ri şifa (gibi görünür), ama yaptık-ları işler, dermansız bir derttir., Ferahlıkta olanı çekemezler, belaya düşenin beter olmasını isterler, ümitli olanları ümitsiz kılarlar.

Onlar her yolda bir ölü, her kalpte bir yol ve her musi-bette akıtacak gözyaşı olan kim-selerdir. Birbirlerine övgüyü borç verirler ve karşılığını bek-lerler. İstedikleri zaman istedik-lerinde ısrar eder, kınadıkları kişinin sırrını yayar, hükmettikle-ri zaman haddi aşıp, aşırı gider-ler. Onlar her hakka karşı batıl, her doğruya karşı eğri, her canlı-ya karşı bir katil, her kapıya bir anahtar, her geceye karşı bir lamba hazırlamışlardır.

Ümitsiz-liklerini açığa vurarak arzularına ulaşmak, pazarlarını canlı tutmak ve eşyalarını böylece pahalı sat-mak isterler. Konuştuklarında hak ve batılı birbirine karıştırır-lar, bir şeyi nitelendirince kandı-rırlar, yolu önce kolay gösterir-ler, dar geçitlerinde çıkmaza sürüklerler. Onlar şeytanın ce-maati, ve ateşin alevleridir. "İşte onlar şeytanın hizbidir; en çok hüsrana uğrayanların işte o şeytanın hizbi olduğunu bilin."

20583. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafık kendisini yalanla süsler."
20584. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafıkların adeti huy ve ahlakı değiştirmektir (her an renkten renge bürünür.)"

20585. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın ilmi dilinde, mümünin ilmi ise amelinde-dir."
20586. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Fazla uzlaşmak nifakın nişanesidir. Fazla muhalefet göstermek de düşmanlığın ala-metidir."

20587. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münafığın takvası sadece dilinde gözükür."
20588. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ahiret işini dünyaya erişme vesilesi kılma. Bu geçici dünyayı ahirete tercih etme. Zira bu iş münafıkların hasleti ve dinden çıkmışların ahlakıdır."

20589. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mü'minin dili, kalbinin arkasında; münafığın kalbi ise dilinin arkasındadır."
20590. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimin zahiri batı-nıyla uyuşmazsa, herkim olursa olsun münafıktır."
20591. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bedenin huşusu kal-bin huşusundan üstün ise bu bize göre nifaktır."

20592. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bu kılıcımla, bana buğzetmesi için mümin kimsenin burnuna vursam bile yine bana buğzetmez. Bütün dünya malını, beni sevmesi için münafığın başına döksem yine de beni sevmez. Bu takdir edilmiş ve Ümmi Nebi'nin (s.a.a) diliyle de söylenmiş bir hükümdür. Zira o şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Mümin sana buğzetmez, müna-fık da seni sevmez."

3933. Bölüm
İnsanlardan Nifakı En Açık Olan Kimse

20593. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan nifakı en açık olan kimse Allah'a itaat etmeyi emrettiği halde bununla amel etmeyen ve günahtan sakındırdığı halde bundan sakınmayan kimsedir."
20594. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlardan nifakı en açık olan kimse Allah'a itaat et-meyi emrettiği halde bununla amel etmeyen ve günahtan sakındırdığı halde kendisi sakınmayan kimsedir."

3934. Bölüm
Güzel Konuşan Müna-fıktan Sakınmak

20595. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben ümmetim için mümin ve müşrikten korkmuyo-rum. Zira mümini imanı (islam toplumuna zarar vermekten) engeller. Müşriği de küfrü helak eder. Ama benim sizler için kor-kum güzel konuşan münafıktır. Zira o sizin inandığınız sözleri söyler ve sizin inanmadığınız işleri yapar."
20596. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizler için en büyük korkum, benden sonra güzel konuşan münafığın varlığıdır."

20597. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: Şüphesiz Allah Resulü bana şöyle buyurdular: "Ümmetim için müminden ve müşrikten kork-mam; çünkü Allah, mümini imanı nedeniyle korur, müşriki de şirki yü-zünden kahreder. Fakat sizin için kalbiyle münafık, sözleriyle alim kimseden korkuyorum.O inandığınız şeyleri söyler, inkar ettiğiniz işleri yapar."
bak. El-Ummet, 127, 128. bö-lümler

3935. Bölüm
Nifakın Temelleri

20598. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nifak dört temel üzere kuruludur: Heva ve heves, lakaytlık , öfke ve tamah
Heva ise dört kol üzeredir: Zulüm, tecavüz, şehvet ve tuğ-yan. Herkim zulm ederse sıkıntı-ları çoğalır, yalnız kalır ve yardım edilmekten çekinilir. Herkim tecavüz ederse kötülüklerinden güvende olunmaz, kalbi salim olmaz, nefsani istekleri karşısında sakınmaz, herkim de şehvetini dengelemezse, aşağılıklara dalar.

Herkim de tuğyan ederse, bilerek veya hiçbir delil olmaksızın sapar. Lakaytlık ise dört kol üzeredir: Gaflet ve gurur, arzu, korku ve bahane peşinde koşmak. Bunun sebebi de şudur ki korku haktan alı koyar, bahane peşinde koşmak ecel gelip çatıncaya kadar amelde kusur etmeye sebep olur. Eğer arzu olmasaydı insan işinin hesabını bilirdi.

Eğer işinin hesabını bilseydi korkudan ve vahşetten anında ölürdü. Gaflet ve gurur ise insanı amelden alıkoyar.
Gazap ise dört kol üzeredir: Kibir böbürlenmek, taassup ve asabiyet. Herkim kendini üstün görürse, hakka sırt çevirir, herkim başkalarına karşı böbürlenirse haktan sapar ve günaha düşer.

Herkim de taassup ederse günahlar hususunda ısrar eder. Herkim de asabiyete saplanırsa, hak yoldan sapar ve batıla yönelir. O halde neticesi hakka sırt çevirmek, günah etmek, günahlar hususunda ısrar ve doğru yoldan sapmak olan haslet ne de çirkin bir haslettir.

Tamah ise dört kol üzeredir: Sevinç, sarhoşluk, inat ve biriktirmeyi sevmek. Allah nezdinde fazla sevinmek güzel değildir. Sarhoşluk (şımarıklık) ise kendi-ni beğenmektir. İnatçılık ise in-sanı günahların yükünü yüklen-meye sevkeden bir beladır. Çok biriktirmeyi sevmek ise oyalan-mak, oyun, sıkıntı, aşağılık olan bir şeyi (yani dünyayı) daha iyi olan bir şeye (yani ahirete) tercih etmektir. İşte bu nifakın temelle-ri ve kollarıdır."
bak. El-Kufr, 3469. bölüm

3936. Bölüm
İki Dilli Kimseyi Kı-namak

20599. Abdurrahman b. Hammad merfu olan bir hadiste şöyle diyor: "Allah Tebareke ve Teala İsa b. Meryem'e şöyle buyurmuştur: "Ey İsa! Dilin gizli ve açıkta bir olsun. Hakeza kalbinde bir ol-sun. Ben seni nefsinden sakındı-rıyorum ve bil ki ben herşeyden çok haberdarım. İki dil bir ağıza yapışmaz, iki kılıç bir kına sığ-maz. İki kalp bir göğüste yer almaz. Zihinler de işte böyle-dir."

20600. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki yüzlü ve iki dilli olan kimse ne de kötü bir kul-dur. Kardeşinin huzurunda onu över, gıyabında onu yerer, eğer ona bir nimet verilirse, ona haset eder. Eğer bir sıkıntı ortaya çı-karsa, onu yalnız bırakır."

20601. İmam Kazım (a.s), Hi-şam'a yaptığı tavsiyesinde şöyle bu-yurmuştur: "Ey Hişam! İki dilli ve iki yüzlü olan kul ne de kötü bir kuldur! O kardeşinin huzurunda onu över, gıyabında onu kötüler (gıybetini eder), ona bir nimet verilirse, haset eder. Eğer bir belaya uğrarsa onu yalnız bıra-kır."

20602. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kötüleyen ve ayıp peşinde koşan kul ne de kötü bir kuldur. İnsanın önünde bir şe-kilde olur, arkasında ise başka bir şekilde."

20603. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah kıyamet günü üç kişiye bakmaz, onları temiz-lemez ve onları elim bir azap beklemektedir: …Önünde dostluk izharında bulunan ama arkanda kalbi aldatma ile dolu olan kimse."
20604. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim mümin kar-deşini önünde över, arkasında da kötülerse, sürekli aralarındaki hürmeti kesmiş olur."

20605. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en kötü-sünün iki yüzlü olduğunu bulur-sun. Bu grubun karşısına bir yüzle gelir, o grubun karşına da başka bir yüzle giren kimse."
bak. Vesail'uş Şia, 8/581, 143. Bölüm

3937. Bölüm
Münafıkların Haşrol-ma Şekli ve Akıbetleri

Kur'an:
"Münafık erkek ve kadın-ların müminlere "Bizi de gö-zetin; ışığınızdan faydalana-lım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık ara-yın" denir; iman edenlerle münafıklar arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azâb olan bir sur çekilir."
"Allah, münafık erkek ve kadınlara ve küfredenlere, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onla-ra yeter. Allah lânet etsin! Onlara devamlı azâb vardır."

"Doğrusu münafıklar ce-hennemin en alt tabakasın-dadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın."
20606. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü ikiyüzlü kimse bir dili boynunun arkasından ve bir dili de önden asılı olmak üzere gelir. Bu dilleri bedenini saran alevler içinde yanar ve daha sonra ona şöyle denir: "Bu dünyada iki yüzlü ve iki dilli olan kimsenin durumudur." O kıyamet günü bu şekilde tanınır."

20607. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim insanlarla bir yüzle karşılaşır ve başka bir yüzle de onları ayıplarsa, kıyamet günü ateşten iki dille haşrolur."
20608. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünyada ikiyüzlü olan kimse kıyamet günü de ateşten oaln iki yüzle haşrolur."
20609. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim iki dilli olursa, Allah kıyamet günü onun için ateşten iki dil karar kılar."

3938. Bölüm
Münafıkların Vücu-dunda Bir Araya Top-lanmayan Hasletler

20610. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İki haslet münafığın vücudunda yoktur: İyi bir metot ve dinde anlayış"
20611. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki haslet münafıkta bir araya gelmez: İyi bir metot ve sünnette anlayış."
20612. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah güzel metodu din anlayışını ve güzel ahlakı asla münafık ve fasığın vücudunda bir araya toplamaz."

20613. İmam Sadık (a.s), kendisi-ne, "benim münafık olmamdan kor-kulur mu?" diye arzeden birine şöyle buyurmuştur: "Gündüz veya gece evinde yalnız iken namaz kılıyor musun?" o şöyle dedi: "Evet" İmam şöyle buyurdu: "Kimin için namaz kılıyorsun?" O şöyle dedi: "Aziz ve celil olan Allah için." İmam şöyle buyurdu: "O halde başkası için değilde, Allah için namaz kılıyorsan, nasıl mü-nafık olabilirsin?"

3939. Bölüm
Nifakı Ortadan Kaldı-ran Sebepler

20614. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana ve Ehl-i Beyti-me salavat göndermek nifakı ortadan kaldırır."
20615. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana yüksek sesle salavat gönderiniz, zira salavat nifakı ortadan kaldırır."

Asr-ı Saadetteki Nifak Hakkında Bir Çift Söz
Kur'an-ı Kerim münafıklar konusuna büyük bir önem vermekte, münafıkların ahlaki rezaletlerini, yalanlarını, hilelerini, desiselerini, fitnelerini ve Peygamber (s.a.a) Müslümanlar aleyhine hazırladıkları komploları hatırlatarak şiddetle onlara saldırmaktadır. Kur'an'ın örneğin Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, Enfal, Tevbe, Ankebut, Ahzab, Fetih, Hadid, Haşr, Münafikun ve Tahrim gibi surelerinde defalarca, münafıklardan bahsedilmiştir.

Allah kendi kelamında münafık-lara en şiddetli tehditlerde bulunmuş-tur. Örneğin kalplerinin mühürlenmesi, kulaklarına ve gözlerine perde çekilmesi, nurlarının giderilmesi, hiçbir şeyi ve hiçbir yolu görmeyecekleri bir şekilde karanlıklara salıverilmeleri gibi hususlarla tehdit edilmişlerdir. Bunlar bu dünyada kendilerine verilen vaadlerdir. Ama ahiret için kendilerine verilen vaadler ise, müna-fıkların cehennemin en alt tabakasın-da yer almalarıdır.

Bütün bunlar da münafıkların komploları, çeşitli desiseleri, hileleri ve düzenleri sebebiyle, İslam ve müslü-manlara ulaşan musibetler ve zorluk-lar sebebiyledir. Onların Allah'ın dinine yaptıklarını ne müşrikler yapmışlardır, ne yahudiler ve ne de Hıristiyanlar. Onlar hakkında Allah-u Teala'nın Peygambere şöyle buyurmuş olması yeterlidir: "Onlar gerçek düşmanlardır, o halde onlardan sakın"

Münafıkların komplo ve desisele-rinin etkileri, peygamberin (s.a.a) Medine'ye hicretinin ilk yıllarında ortaya çıktı. Bir görüşe göre hicretin altıncı ayının başlarında nazil olan Bakara suresinde münafıklardan söz edilmiştir, ardından daha sonra nazil olan surelerde bu grup zikredilmiş, onların komplo ve desiselerine işaret edilmiştir.

Örneğin, müslümanların üçte birini teşkil ettikleri halde Uhud günü İslam ordusundan ayrılmaları, Yahudilerle antlaşma imzalamaları, onları müslümanların aleyhine tahrik etmeleri, Mescid-i Dırar'ı bina etmeleri, ifk olayını uydurma ve yaymaları, su verme olayında fitne çıkarmaları, Akabe macerası ve benzeri bir çok hilelere başvurmaları gibi.

Bunun benzeri bir çok olaylara da çeşitli ayetler işaret etmiştir. Münafıkların fesat çıkarma işi ve Peygamberin (s.a.a) aleyhine sergiledikleri kötü tavırlar, öyle bir yere vardı ki sonunda Allah onları tehdit ederek şöyle buyurdu: "Münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde bozguncu haberler yayanlar, eğer bundan vazgeçmezlerse, and olsun ki, seni onlarla mücadeleye davet ederiz; sonra çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar.

Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler." Elimizde mevcut bulunan bir çok rivayetlerde de yer aldığına göre Abdullah b. Ubey b. Selul ve münafık olan arkadaşları, Peygamberin (s.a.a) aleyhine olay yaratanlar, Peygamber için kötü so-nuçlar bekleyenler ve müminlerin de onları açıkça tanıdığı bu kimseler Müslümanların neredeyse üçte birini teşkil ediyorlardı. Bunlar Uhud günü müminleri yalnız bırakıp onlardan ayrılanlar, Medine'ye geri dönenler ve şöyle diyenlerdi: "Eğer savaşmayı bilseydik, şüphesiz size uyardık." Bunlar Abdullah b. Ubey ve onun arkadaşlarıydı.

Bu yüzden bazıları nifak olayının İslam'ın Medine'ye girişiyle başladığı-nı ve Peygamberin (s.a.a) vefatına kadar sürdüğünü zikretmişlerdir. Bu, müfessirlerden bir grubun görüşüdür. Ama Peygamber (s.a.a) zamanındaki olayları incelediğimizde, Peygamberin vefatından sonra çıkan fitnelere dik-katlice baktığımızda ve toplumun etkili ve faal tabiatına teveccüh edildi-ğinde, bu görüşün gevşekliği kendili-ğinden ortaya çıkmaktadır.

Zira: Evvela hicretten önce Mekke'de Pey-gambere inanan kimselerin vücudunda nifak ve iki yüzlülüğün olmadığını ispat eden bir delil mevcut değildir. Elbette bazıları Peygamber (s.a.a) ve müslümanların Mekke'de hicretten önce fazla bir nüfuz ve kudrete sahip olmadığını ve halkın onlardan korkmasının ve dolayısıyla da bu korku sebebiyle veya mal ve makam elde etme ümidiyle zahiren iman tezahüründe bulunmalarının ve İslam'ı,

Müslümanlara yakınlaşmak için bir araç kılmalarının anlamsız olduğunu söyleyebilirler. Zira o zamanlar bizzat müslümanların kendisi baskı ve zulüm altında idiler ve Kureyş büyükleri ile Müslümanların düşmanı ve hakkın muhalifi olan Mekke'li müşriklerin eliyle işkence görüyorlardı.

Ama Peygamber Medine'ye hicretten sonra bunun tam tersi bir duruma sahip olmuştur. Zira Peygamber (s.a.a) Medine'ye hicret edince Evs ve Hazrec kabilesinden dostlar edinmiş ve onların etkili ve güçlü şahsiyetlerinden kendilerini ve ailelerini savundukları gibi onu da savunacaklarına dair söz almıştı.

Ayrıca İslam Medine'deki evlerin çoğuna girmişti. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) onların yardımıyla, iman etmeyen, şirkinde baki kalan kimselere hakim olabilirdi. Açıkça müslümanlara muhalefet edemeyen ve şirklerini ortaya koyamayan bu azınlık müslüman olduklarını izhar ederek, kendilerini her türlü zarardan korudular. Bu yüzden de zahiren İslam'ı kabul ettiklerini ifade ettiler. Ama hakikatte aynı şekilde kafir idiler ve de Müslümanların aleyhinde her türlü komplo ve desiseye bulaşıyorlardı.

Bu söz bir yere kadar doğrudur, ama kamil değildir. Zira muhalif bir güç ve kudretten korkmak, bil fiil bir mal ve makama ulaşma ümidi içinde olmak, tek başına nifakın sebebi değildir ki bunlar olmadığı taktirde nifakın da olamayacağını söyleyelim. Zira bir çok defa toplumda bir gru-bun her davetçiye uyduğunu, her sesin etrafına toplandığını, muhalif, musal-lat ve ezici güçlerin muhalefetine itina göstermediklerini,

her türlü tehlikeyle birlikte yaşadıklarını, yollarına de-vam ettiklerini görmekteyiz. Bunlar bir gün başarılı olacakları ve kendi hedeflerine ulaşacakları ümidini taşı-maktadırlar. Böylece bağımsız olarak insanlara hakim olacak, toplumun idaresini bizzat üstlenecek, başkala-rına efendi olacaklardır. Peygamber'in (s.a.a) kavmini davet anında bizzat, iman edip kendisine uydukları tak-tirde, yeryüzüne hükmedeceklerini hatırlattığını da biliyoruz.

O halde Peygambere iman eden kimselerin zahirde Peygamberin dini-ne uymaları ve bu yolla da kendi arzularına, yani hakimiyet, riyaset ve önderliğe ulaşacakları ümidini taşı-maları aklen mümkündür. Şüphesiz ki bu tür nifakın etkileri olay çıkar-mak, İslam ve müslümanların aleyhi-ne komplo düzenlemek ve dini bir topluma zarar vurmak değildir.

Ak-sine bunun gereği, mümkün olduğu kadar, İslam'ı güçlendirmelerini, İslam'ı savunma yolunda mal ve makamlarını terk etmelerini, böylece işlerin düzelmesini, onların İslam'dan faydalanması için ortamın oluşmasını ve böylece de bunu kendi şahsi menfa-atleri yolunda kullanmalarını gerek-tirmektedir.

Elbette böyle münafıklar, hedef, riyaset isteği ve sulta arzusu ile uyumlu olmayan bir takım nişaneler bulduklarında, hilekar bir şekilde ona muhalefet etmekte ve zıddiyet içine girmektedirler. Böylece olayı kendilerinin aşağılık hedeflerine ula-şacak bir yola koymaktadırlar. Aynı zamanda bazı müslümanların kendi dinlerinde şüphe içinde olmaları ve dininden dönmeleri de mümkündür. Ama onlar bu irtidatlarını gizleyebi-lirler.

Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Bu onların iman etmesi, sonra da kafir olması sebebiyledir." Hakeza bu gerçek şu ayetin ifadesinden de açıkça anla-şılmaktadır: "Ey iman edenler! Sizden herkim dininden dö-nerse, çok yakında Allah (on-ların yerine) bir topluluk getirir."

Mekke'nin fethedildiği gün iman eden müşriklerin çoğunun imanı sadakat ve ihlas üzere değildi. Davet yıllarının olaylarına dikkat eden bir kimse, müslümanların ordusunun yoğunluğu ve Mekke'nin fethedildiği günde, kafirlerin başında parıldayan kılıçlar olmadığı taktirde şüphesiz Mekke ve etrafındaki kafirlerin -özellikle de Kureyş'in büyükleri ve önde gelenleri- Peygambere iman et-meyeceğini açıkça anlar o halde bu grubun kalplerinde ve canlarında iman ve ihlas nurunun olduğunu, hepsinin isteyerek ve rızayet içinde Allah'a iman ettiklerini ve vücutla-rında asla nifaka yer olmadığını söylemek nasıl mümkün olabilir?

İkinci olarak nifak olayı, Peygamberin (s.a.a) vefatına yakın bir zamana kadar da devam etmiştir. Peygamberin vefatından sonra da kesilmiştir, demek doğru değildir. Elbette Peygamberin vefatı ve hilafe-tin teşkili ile münafıklardan haber verme olayı kesilmiş, etkileri ortadan kalkmış ve önceden gözüken muhale-fet nişaneleri, komplolar, uğursuz ve aşağılık oyunlar artık ortaya çık-mamıştır.

Ama acaba bütün bu iş Peygam-ber'in (s.a.a) vefatıyla münafıkların İslam'a girme başarısını elde ettiği, hepsinin halisane bir şekilde iman ettiği ve Peygamberin hayatından etkilenmeyen kalplerin Peygamberin vefatından etkilenmiş olması sebebiyle miydi? Yoksa münafıklar Peygamberin vefatından önce veya sonra İslam hükümetinin başlarıyla gizlice onlara engel olmamak şartıyla kendi arzularına ulaşmak için anlaştılar mı? Yoksa müslümanlar ile münafıklar tesadüfen mi barıştılar, hepsi bir yolda karar kıldılar ve aralarındaki sürtüşme de ortadan kalktı? Bu sorulara yeterli cevap bulmak için Peygamberin (s.a.a) son zamanındaki hadiseler ve vefatından sonra ortaya çıkan fitneler hakkında yeteri kadar düşünmek belki de bizi açık bir cevaba hidayet edecektir.

Bu bölümde zikrettiklerimiz, bu konuda araştırma yoluna bir işaret idi."
Şöyle diyorum: "Allame Tabata-bai nifak hakkındaki sözünün de-vamında "Kalplerinde hastalık bulunanlar..." ayetinin tefsirinde şöyle diyor:
"Bazı müfessirlerin dediğine göre "İkiyüzlüler, kalplerinde fesâd bulunanlar..." ayeti bütün surenin Mekke'de nazil oluşuna ve nifakın Medine'de vücuda gelişine teveccühen, hakikatte hicretten sonra meydana gelecek olayları haber vermektedir. Elbette söz konusu surenin tümünün Mekke'de nazil oluşu,

rivayetler açısından kesin bir gerçeği ifade et-mektedir. Hatta bu konuda müfessir-ler arasında icma iddiasında bulunulmuştur ve dolayısıyla da "Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır" ayetinin Medine'de nazil olduğunun söylenmesi yakin açısından sabit olmamıştır. Sabit olduğunu varsaysak bile şahsi bir görüştür ve de nifakın Medine'de vücuda geldiği ve bu ayetin de onu haber verdiği esasına dayalıdır.

Ama nifakın Medine'de meydana gelişi konusunda müfessirler ısrar etmişlerdir ve de şöyle demişlerdir: "Peygamber ve müslümanlar, hicretten önce o kadar güçlü, nüfuz ve kudret sahibi değillerdi ki, halk onların korkusundan veya kendileri vasıtasıyla bir menfaat elde edecekleri ümidiyle zahiren iman ettiklerini ifade etsinler ve müslümanların safına katılsınlar ve batında ise küfürleri üzerine baki kalsınlar.

Yani tıpkı Müslümanların hicretten sonra Medine'de meydana gelen durumun tam aksi söz konusudur." Lakin bu istidlal, nifak hakkındaki sözümüz çerçevesinde münafıkun suresinin tefsirinde de işaret ettiğimiz gibi kamil ve kapsamlı bir gerçek değildir. Zira nifakın illet ve sebebi sadece korku, sakınma veya şu andaki menfaati elde etme beklentisine özgü değildir. Aksine nifakın çok çeşitli sebepleri olabilir. Bunlar biri de gelecekte bir menfaate erişmek, asabi-yet, gurur ve vücudunda kökleşen ve de insanın elçekmesinin mümkün olmadığı adetler ve benzeri etkenler de olabilir.

Elbette bizlerde, hicretten önce Mekke'de Peygambere iman eden kimselerden hiç kimsenin vücudunda bu sebeplerden birinin olmadığı husu-sunda herhangi bir delil söz konusu değildir. Aksine, bunlardan biri hakkında da nakledildiği üzere, önce iman etmiş, daha sonra imanından dönmüş, veya şek ve şüpheyle iman etmiştir.

Ama daha sonra da şek ve şüphesi ortadan kalkmıştır.
Nitekim Allah-u Teala'da şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan: "Al-lah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gele-cek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle berâberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir? Allah elbette iman edenleri bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir."

Bu iki ayet Mekki olan Ankebut suresinde yer almıştır ve her ikisi de Mekke'de nifakın varlığından söz etmektedir. Bu surenin Mekki oluşu-nun yanısıra bu ayetin Allah yolunda eziyet ve işkence görmeyi de kapsamış olması, bu iki ayetin Mekke'de nazil olduğunun en açık delilidir.

Zira Medine'de müslümanların Allah yolunda işkence görmesi söz konusu değildi. "Eğer Allah tarafından bir yardım gelirse" cümlesinin önceki ayette yer alışı da bu ayetin Medine'de indiğinin delili olamaz. Zira yardım ve galibiyet, peşin ve acil fethin yanısıra, başka bir takım örnekleri de içermektedir.

Elbette fitneden maksadın, hicret-ten sonra Mekke'de vücuda gelen bir olay olması da mümkündür ve bu bizim görüşümüzle çelişmemektedir. Zira hicretten sonra Mekke'de işken-ce görenler, daha sonra eziyet ve işken-ce görmüş olsalar bile hicretten önce peygamber'e iman eden kimselerdi. "İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner" ayetini de fitneden maksadın azap ve işkence olması ve de surenin Medeni olması duru-munda böyle bir yoruma tabi tutmak mümkündür. "

521. Konu el-İnfak İnfak

bak.
226. konu, es-Seha; 292. konu, es-Sadaka; 500. konu, el-Mal; 202. konu, ez-Zekat; el-Hacc, 700. bölüm; el-Hasret, 857. bölüm; el-İlm, 2854. bölüm; el-Gına, 3117. bölüm; el-Emsal, 3622 ve 3623. bölümler

3940. Bölüm
İnfak

Kur'an:
"Ey iman edenler! Alışve-rişin, dostluğun, şefaatin ol-mayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığı-mızdan infak edin. Küfreden-ler ancak zulmedenlerdir."
Allah'a ve Peygamber'ine iman edin; sizi varis kıldığı şeylerden infak edin; aranız-dan, iman edip da infak eden kimselere büyük ecir vardır."
Bak. Bakara, 261-265, İnsan, 8

20616. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz bu malı Allah'a itaat yolunda harcamak en büyük nimettir, onu günahlar yolunda harcaman ise en büyük meşakkattir."
20617. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Malının fazlasını infak eden ve sözünün fazlasını engelleyen kimseye ne mutlu."
20618. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ne mutlu nefsi ram, kazancı temiz, sırrı (niyet ve itikadı) doğru ve ahlakı güzel olana; yine ne mutlu malından fazla kalanı infak edene, dilini çok konuşmaktan alıkoyana."
20619. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizler elde ettiğinizi infak etmeye, topladığınız şeyleri elde etmeye daha çok muhtaçsı-nız."

20620. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz sizler, faki-rin sizden aldığına ihtiyacından daha çok ihsan ettiğiniz şeylerin neticesine muhtaçsınız."
20621. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bağışladığınız şeyler-den elde ettiğiniz fayda, istekle sizden kendisine bir şey ulaşan kimsenin elde ettiği faydadan daha çoktur."
20622. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah kendisine bir mal bağışladığı halde ondan sa-daka vermeyen kimse melundur, melundur!"

20623. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyametin yeri, mü-minin gölgesi dışında tümüyle ateştir. Zira müminin sadakası başına gölge eder."
20624. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Allah yolun-da bir dirhem verirse, Allah ona yediyüz sevab yazar."
20625. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sadaka Allah nezdin-de gelişir."
20626. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Karşılığında daha fazlasını taleb etmek maksadıyla bir şey bağışta bulunma!"

Zekat ve Diğer Sada-kalar Hakkında Bir Çift Söz
Bugün toplumsal, iktisadi ve ko-nuyla ilgili diğer araştırmalarda, toplumun kendine özgü bir bütçeye olan ihtiyacı ve bu bütçenin genel ihtiyaçlar yolunda harcanması, şüphe götürmeyen açık bir husus olarak algılanmaktadır. Zira bir çok top-lumsal ve iktisadi meseleler ve bu cümleden bu konu (yani toplumun genel ve toplumsal harcamalara özgü bir bütçeye olan ihtiyacı) önceki asır-larda halkın geneli tarafından gör-mezlikten gelinmiştir.

Bu konu hak-kındaki duyum ise özel bir fıtri algı-lamadan öteye geçmiyordu. Ama bugün özel ve genel herkesin yakından tanıdığı sıradan bir iş haline gelmiştir.
Ama İslam toplumunun kimliğine oranla taşıdığı özel bakış açısı, toplum ile ilgili yasadığı mali kanunlar ve bunların yanısıra düzenlediği örgütlenmeler ve yasalar bu konuda diğerlerinden hep önde olmuştur.

Kur'an-ı Kerim toplumun, bir yerde toplanan, yepyeni bir kurum oluşturan fertlerden oluştuğunu, onla-rın toplum adında yeni bir kimlik kazandığını, bu kimliğin bir insan bireyi gibi varlık, ömür, hayat, ölüm, duygu, irade, güç, zayıflık, teklif, kötülük etmek, iyilik etmek, mutlu-luk, şekavet ve benzeri şeylere sahip olduğunu beyan etmektedir. Bütün bu hususiyetler hakkında Kur'an'da bir çok ayetler nazil olmuştur ki biz defalarca geçen konuların içinde bun-lara işaret ettik.
İslam şeriati kazançlardan ve ma-li faydalardan toplum için bir pay ayırmıştır.

Tıpkı farz sadakalar, zekat, ganimet humsu ve benzeri hususlar gibi… İslam kanunları bu konuda yeni ve eşsiz değildir. Aksine İslam'dan önceki kanunlar ve yasalar arasında da Hamurabi kanunu, Antik Rum kanunları ve benzeri şeyler de göze çarpmaktadır. Hatta her asırda, her millet ve taife arasında da diğer kabilesel kanunlar bir yere kadar toplum için ekonomik yönleri göz önünde bulundurmuştur. Zira toplum,

her şekliyle ve hangi aşamada olursa olsun, kendi beka ve gelişimi için mali meselelere ihtiyaç duyduğunu hissetmektedir. Ama İslam dini bu açıdan diğer kanunlar ve şeriatler ile farklılık içindedir. Bu gerçek hedefe ve bu şeriatın kanunları yasamadaki doğru görüşüne erişmek için, bu fark-lılıkları da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu farklılıklardan bazıları şunlardır:

1-İslam şeriati bu tür mali ka-nunları yasamada malikiyeti alma ve bu servetin meydana geliş şekliyle yetinmiş, bundan öteye geçmemeiştir. Başka bir ifadeyle belli şartlarda meydana gelen bir maldan, yani zira-atten elde edilen tahıl ürünlerinden, veya ticaret ve benzeri şeylerde elde edilen kardan hemen toplum için pay ayırmıştır. Diğer payları ise sermaye ve iş sahibine ait kabul etmiştir. Onun boynunda sadece toplumun malını ve topluma ait olan malı geri çevirme hakkı vardır.

Hatta "Yerde olanların hep-sini sizin için yaratan O'dur" ve hakeza "Allah'ın geçiminize dayanak kılmış olduğu mallarınızı, sefihlere vermeyin" gibi ayetlerden de anlaşıldığı üzere mal ve servet vücuda geldiği ilk anda tümüyle topluma aittir. Daha sonra malik veya iş sahibi olarak adlandırdığımız kimseye özgü olmaktadır. Bundan bir pay da, yani zekat veya hums payı gibi önceden olduğu gibi toplumun malikiyetinde baki kalmaktadır. O halde malik olan fert,

toplum adında diğer bir malikin boylamında bir malik sayılmaktadır; onun yanısıra değil. Bu tartışmanın bir bölümü söz konusu iki ayetin tefsirinde geçmişti. Genel olarak İslam şeriatının yasadı-ğı zekat ve hums gibi mali haklar, gerçekte ortaya çıkmış servette yasan-mıştır.

Toplumu da bireyle buna ortak kılmış, sonra bireye kendine özgü malı, meşru hakları yolunda harcaması için izin vermiştir. Bu yolda toplumu tehdit eden genel tehli-keler dışında ona engel olamaz. Top-lumu tehdit ettiği durumda da serma-yesinin bir bölümünü toplum hayatını koruma yolunda harcamalıdır. Tıpkı düşmanın saldırması, tahrik etme ve katliam yapma istemi veya toplumun varlığını tehdit eden kuraklık ve kıtlık gibi durumlarda…

Ama özel şart ve durumlarda fert-lere, mülklere, arazilere veya ticari mallara ait olan mali haklar, örneğin, sınırlarda alınan gümrük parası ve benzeri hususlar, İslam'ın resmen tanıdığı hususlar değildir. Aksine, malik olan kimsenin mal ve varlığın-da özgürlüğünü kısıtlayan bir zulüm ve gasp sayılmaktadır.

O halde haki-katte toplum sadece kendine ait olan malî hakları almaktadır. Bu da o malın ortaya çıktığı ilk andan itiba-ren ganimet ve fayda ile ilgilidir. Öyle ki İslam fıkhında, bu detaylı bir şekilde incelenmiştir. Burada toplum ferdin mülkünde ona ortaktır. Ama malikiyet kesinleşince ve mülk mali-kin elinde karar kılınınca, hiç kimse hiçbir şekilde ve hiçbir şartlar altında malike engel olamaz ve onun bu ko-nudaki özgürlüğünü kısıtlayamaz.