Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


DİĞER KONULAR


Ey Allah'ım! Israrla efendisini çağıran, usanmayan, dergahına yalvarıp yakaran kimse gibi seni çağırırım. Kendisiyle kavgada, hüccet ve delil üzere kendi aley-hine itirafta bulunan kimsenin yalvarıp yakardığı gibi sana yal-varıp yakarıyorum…
Müminlerin Emiri (a.s) daha sonra nefsine dönerek onu kını-yor ve şöyle buyuruyordu:

"Ey çeşitli sözlerle Rabbiyle müna-catta bulunan, ondan esenlik yurdunda bir ev dileyen ve tövbe işini yıldan yıla erteleyen kimse! Seni insanlar arasında kendisine karşı insaflı bulmuyorum, ey habersiz kimse! Eğer uykunu geceyi ihya etmekle bertaraf kılsaydın ve gündüzünü oruç tutarak geçirseydin, yiyeceklerin-den yetecek kadarıyla yetinsey-din, gecelerini ibadette çaba gös-tererek geçirseydin, o durumda en yüce makama erişme liyakati-ne erişirdin."

20047. İmam Ali (a.s), hakeza şöy-le buyurmuştur: "Ey Allah'ım! Senden eman diliyorum; mal ve servetin işe yaramadığı günün emanını diliyorum. Temiz bir kalp ile Allah'a dönen kimseler dışında eman olmayan günde senden eman diliyorum."

3854. Bölüm
İmam Hüseyin'in (a.s) Münacaatı

20048. Uyun'ul-Mehasin adlı ki-tapta şöyle yer almıştır: "İmam Hü-seyin (a.s) Enes b. Malik ile bir-likte Hatice'nin mezarının başına geldi, ağlamaya başladı ve şöyle buyurdu: "Sen buradan git." Enes şöyle diyor: "Ben onun gözlerinden gizlendim." İmam Hüseyin uzun bir namaz kıldı ve şöyle buyurduğunu işittim: "Ey Rabbim! Ey Rabbim! Mevla sensin. O halde sığınağı sen olan küçük kuluna merhamet et!

Ey yücelikler sahibi! Dayana-ğım sensin, mevlası sen olan kimseye ne mutlu!
Uyanık bir hizmetçi olan kimseye ne mutlu! Sadece şika-yetlerini o azamet sahibine söy-ler,
Hiçbir derdi ve hastalığı, Mevlasına aşkından daha yüce değildir.

Dert ve sıkıntılarını şikayet etmek isteyince, Allah cevabını verir ve duasına lebbeyk der.
Karanlığın bağrında dua edip yalvarınca, Allah onu yüce kılar, onu kendine yakın eder
Böylece nida gelir:

Lebbeyk ey kulum! Sen benim sığınağımdasın. Ve dediğini biz bildik.
Sana müştak meleklerin, senin sesini işitmeye iştiyak duy-maktadır. Sesini kes ki onu işite-sin.
Senin duan hicaplar arasında dönmektedir. Başka perde yeter, onu kenara ittik
Eğer köşesinde rüzgar eserse, Onu örten şeylerden bayılarak yere düşer.

Korkusuz ve rağbetsiz ben-den dile ve hesapsız benden dile ki ben Allah'ım."

3855. Bölüm
İmam Zeyn'ül-Abidin'in (a.s) Münacaatı

20049. Hammad b. Habib Hattar Kufi şöyle diyor: "Biz hac için yola çıktık. Gece Zülale'den geçtik. Yolda siyah ve karanlık bir rüz-gar esmeye başladı. Bu rüzgar sebebiyle kervan dağıldı, ben de o sahra ve çöllerde avare oldum. Kurak, susuz ve otsuz bir vadiye vardım. Akşam olunca, çok yaşlı bir ağaca sığındım. Heryeri ka-ranlıklar kaplayınca, aniden gelen bir genç gördüm. Üzerinde beyaz elbise vardı ve üzerindeki misk kokusu her tarafa yayılmış-tı. Kendi kendime şöyle dedim: "Bu genç Allah'ın veli kulların-dandır. Eğer benim burada ol-duğumu anlarsa, korkabilir ve de yapmak istediği bir çok şeylerden vazgeçebilir." O halde mümkün olduğu kadar kendimi gizledim.

O yakınlaştı, namaz kılmaya hazırlandı, sonra yerinden kalkıp durdu ve şöyle dedi: "Ey melekutu herkesi şaşırtan, ceberutu herkese boyun eğdiren! Sana yönelmenin lezzet ve se-vincini kalbime koy. Beni sana itaat edenlerin meydanına ulaş-tır." Hammad şöyle diyor: "O daha sonra namaza durdu, be-deninin organlarının ve hareket-lerinin tümünün sakinleştiğini görünce, orada namaz için mü-said olan bir yere gittim. Aniden oradan bembeyaz bir suyun kay-nadığını gördüm, ben de namaza hazırlandım, sonra arkasında namaza durdum. Aniden orada kendisi için yapılmış olan bir mihrap gördüm.

Müjde veya tehdit dolu ayetleri okuduğunda, çok içler acısı bir sesle tekrar ettiğini gördüm. Gece karanlığı ortadan kalkınca ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ey arayanların yöne-lipte hidayetiyle kendisine varıl-dığı! Korkanların dergahına yö-nelipte, fazlından ve ihsanından nasiplendiği! Abitlerin kendisine sığınıp çok bağışlayıcı bulduğu kimse!" Ben onu kaçırmaktan ve izini kaybetmekten korktum. Bu yüzden ona sarılarak şöyle de-dim:

"Senden yorgunluğun sı-kıntısını gideren ve sana böyle şevk ve iştiyak veren kimseye seni ant içiririm ki beni de rah-met kanatlarının altına ve sevgi-nin gölgesine al. Zira ben kay-boldum. Senin yaptıklarını gör-düm ve söylediklerini işittim." O şöyle buyurdu: "Eğer, gerçekten tevekkül edersen asla kaybol-mazsın.

O halde beni takip et, kaybolmazsın." O ağacın altına ulaştığımda, elimden tuttu, adeta altımdaki yerin hareket ettiğini hissettim. Sabah olunca bana şöyle dedi: "Sana müjdeler olsun, işte bu Mekke'dir." Hammad şöyle diyor: "Bu sesi işittim caddeyi gördüm ve ona şöyle dedim: "Diriliş ve fakirlik gü-nünde ümit ettiğin kimseye seni ant içiririm ki bana kim olduğu-nu söyle." O şöyle buyurdu: "Bana ant içirdiğine göre, ben Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Ta-lib'im."

20050. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s), suğra diye meşhur olan münacaatının bir bölümünde şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ım! Muhammed'e ve Al-i Muhammed'e selam gönder, bizi sefa ve ihlas kadehinden içen, neticede uzun belalara sab-reden, buldukları çeşmeden göz-leri aydınlanan ve böylece kalp-leri melekuta kendinden geçen, ceberut perdelerinden geçip giden ve ruhları iştiyak duyanla-rın serin gölgesinde, huzur bağ-larında, izzet ocağında ve ebedi-yet yurtlarında dinlenen kimse-lerden kıl."

20051. İmam Seccad (a.s), Ka'be'nin perdelerine sarılarak şöyle buyurmuştur: "Gözler uyumuş, yıldızlar görünmüştür ve sen diri ve kayyum olan hükümdarsın. Padişahlar, saraylarının kapılarını kapadılar, onlara nöbetçiler dik-tiler, ama senin dergahının kapısı dileyenlere açıktır. Ey merhamet edenlerin merhametlisi! Bana merhamet ve sevgiyle bakman için geldim."İmam Seccad (a.s) daha sonra şu beyitleri okumaya başladı:Ey karanlıkların bağrında ça-resizlerin duasını kabul eden!Ey her türlü belayı ve sıkıntıyı hastadan gideren Bütün misafirlerin Ka'benin etrafında uyudular.

Ama sadece uyumayan sensin ey Kayyum!Ey Rabbim! Sana emrettiğin şekilde dua ediyorum Bu evin ve haremin hürmeti-ne benim ağlamama merhamet buyur. Eğer günahkar senin ba-ğışlamanı ümit etmezseO halde kim günahkarlara ih-sanda bulunup bağışlar."

20052. Tavus-ul Fakih şöyle diyor: "İmam Seccad'ı yatsı namazın-dan sonra seher vaktine kadar tavaf ve ibadetle meşgul olurken gördüm. Kimsenin olmadığını gördüğü bir zamanda gökyüzüne baktı ve şöyle buyurdu: "Ey Allah'ım! Göklerinin yıldızları battılar, kullarının gözleri uyudu, rahmet kapıların dileyenlere açıldı. Beni bağışlamana, bana merhamet etmene ve ceddim Muhammed'in (s.a.a) yüzünü kıyamet alanlarında bana gös-termene geldim." İmam daha sonra ağladı ve şöyle buyurdu: "İzzet ve celaline andolsun ki günah işlemekten maksadım sana muhalefet etmek değildi. Sana muhalefet ettiğim zaman senin hakkında şekke düşmedim. Senin azap ve cezandan habersiz de değildim, senin cezana uğramayı istemedim. Aksine nefsim günahları gözümde süsledi, senin günahları örtmen de bu yolda bana yardım etti.

Şimdi beni senin azabından kurtaracak kim-dir? Eğer elimdeki ipin kopacak olursa kimin ipine sarılayım? Yarın senin karşında durduğum zaman eyvahlar olsun bana. Yü-kü hafif olanlara "Geçiniz" de-nildiği ve yükü ağır olanlara da, "Yükünüzü indiriniz" (durunuz) denildiği gün! Ben yükü hafif olanlarla geçecek miyim, yoksa yükü ağır olanlarla birlikte dura-cak mıyım? Eyvahlar olsun bana! Ömrüm arttıkça günahlarım çoğalmakta ve ben henüz tövbe etmedim. Artık rabbimden utanma zamanı gelmemiş mi-dir?" İmam daha sonra ağladı ve şu beyitleri okumaya başladı:"Ey arzuların nihayeti! Beni ateşinde yakar mısın? O halde sana olan ümidim ve sevgim ne olacak? Ben çirkin ve pis amellerle geldim.

İnsanlar arasında benim gibi günahkar biri bulunmaz" İmam yeniden ağladı ve şöyle bu yurdu: "Allah'ım! Sen mü-nezzehsin, sana adeta görülmü-yorsun gibi isyan edilir ve sen adeta sana isyan edilmiyormuş gibi yumuşak davranırsın. İyilikle kullarına dostluk ve sevgi izha-rında bulunursun, adeta sen onlara muhtaçsın, oysa ey efen-dim! Sen onlardan müstağnisin." İmam daha sonra secdeye ka-pandı."

Tavus daha sonra şöyle diyor: "İmam'a yaklaştım, başını kal-dırdım, dizlerimin üzerine koy-dum. Göz yaşları yanaklarından dökülürcesine ağlıyordu. İmam kalktı, oturdu ve şöyle buyurdu: "Beni rabbimi zikretmekten alı koyan kimdir?" Ben şöyle arzet-tim: "Ey İbn-i Resulillah! Ben Tavus'um. Senin yalvarıp ya-karman da nedir? Biz günahkar-lar ve isyankarlar bu işleri yap-malıyız, sen değil.

Senin baban, Hüseyin b. Ali'dir, annen, Fatı-ma-i Zehra ve ceddin Resulul-lah'tır." Tavus şöyle diyor: "İmam bana baktı ve şöyle bu-yurdu: "Heyhat! Heyhat! Ey Tavus! Baba, anne ve ceddim hakkında bana bir şey söyleme. Allah cenneti her ne kadar Ha-beşli bir köle de olsa kendisine itaat eden ve iyilik yapan kimse için yaratmıştır. Hakeza her ne kadar Kureyşli de olsa cehen-nemi de kendisine isyan eden kimse için yaratmıştır.

Allah-u Teala'nın şöyle buyurduğunu işitmedin mi: "Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de bir şey sora-mazlar." Allah'a yemin olsun ki yarın kıyamet günü önceden gönderdiğin salih amel dışında hiçbir şeyin sana faydası ol-maz."

20053. Tavus-ul Yemani şöyle di-yor: "Mescid'ul-Haram'da, olu-ğun altında, namaz kılan, dua eden ve dua halinde ağlayan birini gördüm. Namazı bittiği zaman yanına vardım. Onun Ali b. Hüseyin (a.s) olduğunu gör-düm ve şöyle arzettim: "Ey İbn-i Resulillah! Seni bu halde gör-düm!

Oysa sizin üç üstünlüğü-nüz vardır ki bana göre bu üs-tünlük sayesinde artık (ilahi azap hususunda) sizin için hiçbir kor-ku yoktur. Evvela siz Allah Re-sulü'nün oğlusunuz, ikinci olarak ceddinin şefaati vardır ve üçüncü olarak da Alalh'ın rahmeti söz konusudur." İmam şöyle buyru-du: "Ey Tavus! Benim Allah Resulü'nün oğlu olmam beni güvende kılmaz." Zira Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Sura üflendiği zaman,

o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de bir şey soramazlar." Ceddimin şefaatine gelince, bu da beni güvende kılmaz. Çünkü Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler." Ama Allah'ın rahmetine gelince, Allah şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır" ve ben iyilik sahibi olup olmadığımı bilemiyorum."

20054. Tavus-ul Yemani şöyle di-yor: "Hicr'den geçince, bir şahsın rükü ve secde halinde olduğunu gördüm. Dikkat edince onun Ali b. Hüseyin (a.s) olduğunu anla-dım. Onu izlemeye koyuldum. Namazını bitirdiğinde avucunu gökyüzüne kaldırarak şöyle bu-yurdu: "Ey efendim! Ey efendim! Bu iki günah dolu eli sana doğru açtım ve ümit gözlerimi sana diktim."

20055. İmam Seccad (a.s), şu duayı okumuştur: "Ey Allah'ım! İzzet, celal ve büyüklüğüne andolsun ki eğer, fıtratımı oluşturduğun günden ebedi rububiyetinin kaim olduğu zamana kadar, her an bütün yaratıkların hamd ve şük-rüyle sana tapacak olsam, yine de senin en küçük nimetinin şükrünü yerine getiremem. Eğer dünyanın bütün demir madenlerini dişlerimle kazsam, yeryüzünü gözlerimin kirpikle-riyle sürsem ve senin korkundan denizler ve gökler gibi kan ve irin ağlasam bütün bunlar boy-numdaki var olan sayısız hakla-rın karşısında yine de azdır."

20056. İmam Seccad (a.s) bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "Ey ma-budum! Ey mevlam ve efendim! Kirpiklerim dökülünceye kadar ağlasam, sesim kesilinceye kadar yalvarıp yakarsam, ayaklarım kuruyuncaya kadar namaz kıl-sam, bedenimin eklemleri çözü-lünceye kadar rüku etsem, gözle-rimin göz bebekleri yerinden çıkıp düşünceye kadar secde etsem, ömrüm boyunca yeryü-zünün toprağını yesem, dilim hareket edemez hale gelinceye kadar seni zikretsem, yine de günahlarımdan bir günahın te-mizlenmesine layık değilim."

20057. İmam Seccad (a.s) bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "İlahi! Eğer gözkapaklarım dökülene kadar sana yalvarıp ağlasam; sesim tutulana kadar feryat etsem; ayaklarım şişene kadar sana ibadet etmeye dursam; belkemiğim yerinden ayrılana kadar sana rüku etsem; gözlerim çanaklarından çıkana kadar sana secde etsem;

ömrüm boyu yerin toprağını yesem; hayatımın sonuna kadar kül suyu içsem; bu arada dilim tutulana kadar seni ansam ve utancımdan başımı göğe doğru kaldırmasam; bütün bunlarla, tek bir günahımın bile affını haketmiş olmam. Eğer mağfiretini hakettiğim zaman beni bağışlıyorsan, affına layık görüldüğüm zaman beni affediyorsan, bu kesinlikle hakederek kazandığım, layık olarak hakettiğim bir şey değildir."

20058. İmam Seccad (a.s) bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "Ey acı sahiplerinin feryadına acıyan kimse! Ey inleyen kimsenin kal-bindeki gizli şeyleri bilen! Beni senin kalende esenlik içinde ya-şayan ve düşmanların kendisine ulaşamadığı kimselerden karar kıl."

508. Konu en-Necat Necat
Bihar, 70/5, 41. bölüm; el-Münciyyat ve'l-Muhlikat
bak.
425. konu, el-Felah; 535. ko-nu, el-Helak; el-Afv (2), 2769. bölüm; el-Amel, 2952. bölüm; er-Riya, 1411. bölüm

3856. Bölüm Necat Sebepleri

Kur'an:
"Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azâbtan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstere-yim mi? Allah'a ve Peygam-ber'ine inanırsınız; Allah yo-lunda mallarınızla, canlarınızla cihat edersiniz; bilseniz, bu sizin için en iyi yoldur. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur. Bundan başka, sevdiğiniz bir şey daha: Allah katından bir yardım ve yakın bir zafer vardır. İnananlara müjde ver. "

"İman edenleri ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık."
bak. Meryem, 72, Zümer, 61, Neml, 53, Yunus, 103, Enbiya, 88
20059. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hükmü duyduğunda tabi olan, olgunluğa çağırıldığında gelen, bir yol göstericiye uyarak eteğine yapışana Allah rahmet etsin."

20060. İmam Ali (a.s) oğlu Ha-san'a yaptığı vasiyetinde şöyle buyur-muştur: "Ey oğlum! Şunu bil ki hiç kimse, Allah'tan Resulün (s.a.a) getirdiği gibi haber getirmemiştir. Onu, mutluluğu sağlayan rehber ve kurtuluşa götüren lider olarak kabul et."
20061. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her zaman ve fetret dönemlerinde, büyük nimetler sahibi Allah'ın, akıl ve düşünceleriyle konuş-tuğu kullar var olmuştur... çöllerde insanlara yol gösteren kılavuzlar ma-kamında olmuşlardır.. Kim orta hedefi tutturmuşsa onu o yolda gitmeye teşvik etmiş ve kurtuluşla müjdelemişlerdir. Kim de sağa sola yönelmişse, onun gidişatını kınamışlar ve helak olmaktan sakındırmışlardır."

20062. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Fitne dalgalarını kurtuluş gemisiyle aşın."
20063. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardığımda, Ubey b. Ka'b da oradaydı. Resu-lullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Hoş geldin, ey Eba Abdillah! Ey göklerin ve yeryüzünün süsü!" Ubey ona şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Nasıl olur da sizden başka kimse, göklerin ve yerin süsü olabilir." Peygamber ona şöyle buyurdu: "Ey Ubey! Beni hak üzere Peygamber gön-derene yemin olsun ki Hüseyin b. Ali göklerde yeryüzünden daha azametli ve büyüktür. Zira Arş'ın sağ tarafına şöyle yazıl-mıştır: "O hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir."

20064. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyur-muştur: "Ey Ali! Üç şey derece-dir, üç şey keffaredir, üç şey helak edicidir ve üç şey de kurta-rıcıdır: …Kurtarıcı olan şeyler ise şunlardır: Gizli ve aşikar bir şekilde Allah'tan korkmak, zen-ginlik ve fakirlikte iktisatlı ol-mak, gazap ve hoşnutluk halinde hak söz söylemek."
20065. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey kurtarıcıdır: Gazap ve hoşnutluk halinde adalete riayet etmek, zenginlik ve fakirlik halinde iktisatlı olmak ve gizli ve açıkta Allah'tan korkmak."

20066. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ali! Üç şey helak edicidir, üç şey de kurtuluş se-bebidir. Helak edici üç şey şun-lardır: Kendisine uyulan heva ve heves, kendisine itaat edilen cimrilik ve insanın kendi nefsiyle böbürlenmesi. Kurtuluş sebebi olan üç şey ise şunlardır: Hoş-nutluk ve gazap halinde adalete riayet etmek, zenginlik ve fakirlik halinde iktisatlı olmak ve gizli ve aşikar Allah'ı görüyormuşçasına ondan korkmaktır. Zira sen onu görmüyorsan da şüphesiz o seni görmektedir."

20067. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey kurtuluş se-bebidir ve üç şey de helak edici-dir." Şöyle arzettiler: "Ey Al-lah'ın Resulü! Kurtuluş sebepleri nelerdir?" Peygamber şöyle bu-yurdu: "Gizli ve açıkta Allah'ı görüyormuşçasına ondan kork-maktır. Zira eğer sen onu gör-müyorsan da şüphesiz o seni görmektedir. Gazap ve hoşnut-luk halinde adalete riayet etmek ve zenginlik ve fakirlik halinde iktisatlı olmaktır."

20068. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yükü hafif olanlar kurtuluşa erdiler, yükü ağır olan-lar ise helak oldular."
20069. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hak ile olun ki kurtuluş da sizinle olsun."
20070. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kurtuluş iman ile birliktedir."
20071. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kurtuluş üç şeydedir: Hakka bağlılık, batıldan uzak olmak ve ciddiyet bineğine bin-mek (ciddi olmak)."

20072. İmam Ali (a.s), zühd ve dünyaya itinasızlığa teşvik hususunda şöyle buyurmuştur: "Bu, isimsiz müminden başkasının kurtulmadığı bir zamandır. Onu gören tanımaz, görülmeyince sorulmaz. İşte onlardır hidayetin ışıkları ve onlar karanlıkta kalanlara açık nişane-lerdir."

20073. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar üç kısımdır: Biri, rabbani alim; diğeri kurtuluş yolu için ilim öğrenen öğrenci; geriye kalanlar ise her sesle-nene (bilmeden) uyan, her esintiye kapılıp giden değersiz sineklerdir."
20074. İmam Ali (a.s), İslam'ın niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah onu (İslam'ı) ona sarılana güven, ona girene esenlik… ve onu tasdik edene kurtuluş vesile-si kılmıştır."

20075. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tutunulacak sağlam bir ip, aydınlatıcı bir nur, şifalı bir kaynak, susamışların susuzluğunu gideren, ona sarılıp tutanı koruyan ve asılanı kurta-ran Allah'ın kitabına sarılın."
20076. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dini sığınağın ve adaleti de kılıcın kıl ki her türlü kötülükten kurtuluşa eresin ve her düşmana üstün gelesin."

20077. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminlerin Emi-ri'nin (a.s) yanına vardım, İbn-i Mülcem'in darbesinin etkisiyle can vermekte olduğunu gördüm, sabredemedim, bana şöyle bu-yurdu: "Tahammül edemiyor musun?" Ben şöyle arzettim: "Sizde gördüğüm şeye karşı nasıl tahammül edeyim." Müminlerin Emiri şöyle buyurdu: "Sana dört haslet öğreteyim ki eğer onlara riayet edecek olursan kurtuluşa erişesin. Eğer onları terk edecek olursan,

her iki yurdu da (dünya ve ahireti de) kaybedersin. Oğul-cağızım! Akıldan daha büyük bir servet yoktur ve cehalet gibi bir fakirlik söz konusu değildir. Hiçbir yalnızlık kendini beğen-mişlikten daha şiddetli değildir ve hiçbir hayat, güzel ahlaktan daha lezzetli değildir."
20078. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer kurtuluşu talep ediyorsanız, gaflet ve oyalanmayı uzağa itin, ciddiyet ve çabaya sarılın."

20079. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey kurtuluş se-bebidir: Dilini koruman, günah-larına ağlaman ve evinde otur-man."
20080. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey mümin için kurtuluş sebebidir: Dilini insan-lardan ve onların gıybetini et-mekten korumak, kendini ahireti ve dünyası için faydalı olan şey-lerle meşgul etmek ve günahları-na çok ağlamak."

20081. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kurtuluş sebepleri, yoksulu yedirmek, herkese selam vermek ve insanların uyuduğu gece vaktinde namaz kılmaktır."
20082. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kurtuluş doğrulukla birliktedir."
20083. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim yalnızlığı seçerse kurtuluşa erer."

20084. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizin Allah'ın gaza-bından en çok kurtulanınız, Al-lah'tan en çok korkanınızdır."
20085. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Nice akıllı kimse, kendi işi hususunda Allah'ın rızayetini düşünür, ama insanla-rın gözünde hor ve hakirdir. Bu kimse zahiri güzellikten nasipsiz, ama yarın kıyamet günü kurtulu-şa erecektir. Nice dili zarif, yüzü güzel ve makamı yüce kimse de vardır ki yarın kıyamet günü helak olacaktır."

20086. Resulullah (s.a.a) kendisi-ne, "Kurtuluş nededir?" diye sorulun-ca şöyle buyurmuştur: "Dilini tut, evinde otur ve günahlarına ağ-la."
20087. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sende ebedi kalma-yacak şeylerden ayrıl ve ebediyen seninle kalacak şeyleri seç. Yol için hazırlan, kurtuluş nuruna göz dik, merkebine yükünü sıkı bağla."
bak. Er-Riya, 1411. Bölüm; 556. Konu, et-Takva

3857. Bölüm
Kurtuluşa Erişemeyen Kimse

20088. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ben bu ümmetten üç kişi dışında hakkımızı (makamı-mızı) tanıyan kimselerin kurtulu-şa ereceğini ümit ediyorum. (Kurtuluşa eremeyen üç kişi ise şunlardır:) Zalim yönetici, nefsi-ne uyan kimse ve açıkça günaha bulaşan kimse."

20089. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim hak ile amel etmezse, asla kurtuluşa ere-mez."
20090. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dini olmayan kimse kurtuluşa eremez."
20091. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkimi sabır kurta-ramazsa, sabırsızlık helak eder."

3858. Bölüm
Kurtuluşun Zorluğu ve Kolaylığı

20092. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin ruhu göğe yükselince, melekler şaşırır ve şöyle derler: "Ne kadar tuhaf! İyilerin bile bozulduğu bir yerde nasıl da kurtuluşa erdi."

20093. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki sizler yeryüzünün karanlıkla-rında nursunuz. Allah'a yemin olsun ki gök ehli, yeryüzünün karanlıklarında sizin gökyüzünde parlak yıldızları gördüğünüz gibi sizleri görürler. Gök yüzü ehli birbirine şöyle derler: "Ey falan! Çok ilginç! Falan kimse nasıl da bu makama erişti?" Bu babamın şu sözüdür: " Allah'a yemin ol-sun ki helak olan kimsenin neden helak olduğuna şaşmam, ama biri kurtuluşa erişirse nasıl kurtuluşa eriştiğine şaşarım."

20094. İmam Seccad (a.s), "Eğer birisi helak olursa, neden helak oldu-ğuna şaşılmaz. Ama birisi kurtuluşa erişirse, nasıl kurtuluşa erdiğine şaşı-lır" diyen Hasan-i Basri'nin sesini işittiğinde şöyle buyurmuştur: "Ama ben şöyle diyorum: "Eğer bir kimse kurtuluşa erişirse, nasıl kurtuluşa eriştiği şaşılmaz. Ama eğer bir kimse helak olursa, Al-lah'ın geniş rahmetine rağmen nasıl helak olduğu hususuna şaşılır."

509. Konu en-Nahv Nahiv İlmi

Kenz'ul-Ummal, 10/283, İlm'un-Nahv
bak.
46. konu, el-Belagat; 420. ko-nu, el-Fesahat

3859. Bölüm
Nahiv İlmi

20095. Ebu'l-Esved Dueli şöyle diyor: "Ali b. Ebi Talib'in huzuruna vardığımda, başını önüne eğdiğini ve tefekkür ettiğini gör-düm. Ona şöyle arzettim: "Ne düşünüyorsun ey Müminlerin Emiri?" İmam şöyle buyurdu: "Bu şehrinizde birinin Kur'an'ı yanlış okuduğunu işittim. Bu yüzden de Arapça dilinin kaide ve temelleri hakkında bir yazı yazmayı kararlaştırdım." Ben şöyle arzettim: "Eğer bu işi ya-parsanız biz onu ihya ederiz ve bu dili bizim aramızda kalıcı kılarsınız." Üç gün sonra İmam'ın huzuruna vardığımda bana bir yazı verdi ki onda şöyle yazılıydı:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Dil genel olarak üç unsurdan meydana gelmiştir: İsim, fiil ve harf. İsim müsemmadan (isim sahibinden) haber verendir, fiil ise müsem-manın hareketinden haber ve-rendir. Harf ise, ne isim ve ne de fiil olmayan bir manadan haber verendir." İmam daha sonra bana şöyle buyurdu: "Sen bu konuyu araştır ve bulduğun şey-leri de buna ekle. Bil ki ey Ebu'l-Esved eşya üç çeşittir: Aşikar, gizli ve ne aşikar,

ne de gizli olmayan şey. Alimler arasında, ne aşikar ne de gizli olan şey hususunda ihtilaf vardır." Ebu'l-Esved şöyle diyor: "Ben bir takım bilgiler topladım ve Mümin-lerin Emirine arzettim. Bu cüm-leden nasibe harflerini (isimlere üstün harekesi veren harfleri) tek tek şöyle zikrettim: "İnne, enne, leyte, lealle ve keenne" Ama "lakinne" harfini zikretmedim. İmam bana şöyle buyurdu: "Neden onu zikretmedin?" Ben şöyle arzettim: "Onu nasibe harflerinden saymadım." İmam şöyle buyurdu: "Evet, o da bu harfler-den biridir." İmam onu da o harflere ekledi."

20096. Sa'saa b. Suhan şöyle diyor: "Bedevi bir Arap Ali b. Ebi Ta-lib'in huzuruna geldi ve şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! Bu kelimeyi nasıl okuyorsun: "La ye'kuluhu illel hatun" (onu -cehennem irinini- sadece adım atanlar yer) Zira Allah'a yemin olsun ki hepsi adım atmakta ve yol yürümektedir." Ali (a.s) te-bessüm etti ve şöyle buyurdu: "(Hayır şöyle oku:) La yekuluhu illel hatiun (onu sadece günah-karlar yer)" Bedevi şöyle arzetti: "Doğru buyurdun ey Müminlerin Emiri! Şüphesiz Allah kulunu terk etmez." Ali (a.s) daha sonra Ebu'l Esved Dueli'ye yönelerek şöyle buyurdu: "Arap olmayanlar da tümüyle bu dine yönelmiştir. O halde insanlar için bir şey ortaya koy ki onun vesilesiyle doğru konuşsunlar." İmam daha sonra Ebu'l-Esved için, ref', nesb ve cer (esre, ötre ve üstün) için bir takım alametler yazdırdı."

3860. Bölüm
Amellerin İ'rabı!

20097. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizler, sözlerin i'rabından çok amellerin i'rabına muhtaçsınız."
20098. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bazen, hatib ve usta bir konuşmacı olduğu ve bir tek lam veya vav harfini dahi hatalı okumadığı halde, kalbi gecenin karanlığından daha siyah olan birini görürsün. Bazen de kal-bindekini ifade edemediği halde kalbi meşale gibi parlayan birini görürsün."

20099. İmam Ali (a.s), kendisine, "Bilal konuşmaya başlayınca yanlış konuştu ve bir şahıs güldü" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ın kulu! Kelamın i'rabından maksat, doğru dürüst amel etmek için, doğru konuşmaktır. Falan kimsenin amelleri çirkin ve hatalı olduğu halde sözlerinin i'rablı ve doğru olmasının ne faydası vardır. Bilal'e ise, amellerinin kamil ve doğru olduğu halde, sözünün hatalı olmasının ne zararı vardır?"

20100. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ki ümme-timden Arap olmayan birisi, Kur'an'ı acemice (arapça olma-yan veya tecvit, i'rab ve kıraat güzelliklerini riayet etmeksizin) okuduğunda melekler onu Arapça diliyle (doğru bir şekilde Allah'ın katına) yükseltir."

3861. Bölüm
Nahiv İlmine Boğul-mayı Kınamak

20101. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim nahiv ilminin tahsiline dalarsa huşu ondan alınır."
20102. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim Arapça dilini fazla öğrenmeye dalarsa, huşusu yok olur."
bak. El-Belağat, 389. Bölüm

510. Konu enNedm Pişmanlık

bak.
113. konu, el-Hasret; 139. konu, el-Hüsran; 384. konu, el-Gubn; et-Tevbe, 457. bölüm; el-İtizar, 2573 ve 2575. bölümler; el-İlim, 2895. bölüm

3862. Bölüm
İnsanı Pişmanlıktan Güvende Kılan Şey

20103. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İşe başlamadan önce tedbir almak, insanı pişmanlıktan güvende kılar."
20104. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bağlılığı az olan kim-se güvende kalır. Bağlılığı fazla olan kimse ise pişman olur."
20105. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her işte teşebbüste bulunmadan ve sonradan pişman olmadan önce, o yolun girişini ve çıkışını öğrenmek için bekle (böylece nereden başladığını ve nasıl sona ereceğini anlarsın)"
bak. El-Hazm, 810. Bölüm

3863. Bölüm
Pişmanlığa Sebep Olan Şey

20106. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan ahireti için önceden gönderdiği şeye ulaşır ve kendisinden geriye bıraktığı şey için de pişman olur."
20107. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İyiliğe rağbet etme-yen kimse pişmanlığa düçar olur."
20108. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim iyilik ekerse, mutluluk biçer. Herkim de kötü-lük tohumu ekerse, pişmanlık biçer."
20109. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tefritin (kusur etme-nin) semeresi pişmanlıktır; uzak görüşlülüğün semeresi ise sağlık-tır."
20110. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey pişmanlıkla sonuçlanır: Övünmek, böbür-lenmek ve başkalarına musallat olmaya çalışmak."

20111. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ki tecrübeli, her şeyi bilen, şefkatli bir nasihatçıya isyan etmenin sonu hasret ve pişmanlıktır."
20112. "İnsanların en şiddetli pişman olanı ve en çok kınananı iş işten geçtikten sonra aklı başı-na gelen aceleci kimsedir"
20113. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dikkat edin! Dinin hükümleri birdir, yolu düz ve doğrudur. Kim, ona tabi olursa hedefe ulaşır, kazanır; kim ondan geri durur uzaklaşırsa, sapar ve pişman olur."

20114. İmam Ali (a.s) Muaviye'ye yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "İyi akıbeti olanların sevin-diği; yularını şeytanın eline vererek ona karşı direnmeksizin onun sürdüğü yere giden kişinin de pişman olacağı günden sakın."
20115. İmam Ali (a.s), ölüme gafil avlanan kimselerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Topladığı malları hatırlamaktadır. İsteklerinde helal-haram gözetmemiş… Ölüm anında kendisine açığa çıkan işlerden dolayı pişmanlık duyarak ellerini ısırmakta-dır."

20116. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münezzeh olan Al-lah'tan dileriz ki bizleri ve sizleri hiç bir nimetin azdıramadığı, hiç bir amacın rabbine itaatten alı-koyamadığı ve (dolayısıyla da) ölümden sonra pişmanlık ve hüzne kapılmayan kimselerden eylesin."
bak. El-Gazab, 3072. Bölüm

3864. Bölüm
Kıyamet Pişmanlığı

Kur'an:
"Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlik gösterdiler. Hak-sızlığa uğratılmadan araların-da adaletle hükmolunmuş-tur."
bak. Sebe, 33
20117. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey İbn-i Mes'ud! İyi ve salih işleri çoğalt. Zira hem iyilik sahibi ve hem de kötülük sahibi (kıyamet günü) pişmanlık duyar. İyilik sahibi kimse şöyle der: "Keşke daha çok iyilik yapsaydım" Kötülük sahibi kimse de şöyle der: "Ben kusur ettim." Bu konunun delili ise Allahu Teala'nın şu sözüdür: "Ve ken-dini kınayan nefse yemin ede-rim."

20118. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ölen herkes pişman-lığa düçar olur. Eğer iyilik sahibi bir kimse ise, daha çok iyilik yapmadığı için pişman olur. Eğer kötülük sahibi bir kimse ise kötü işlerden el çekmediği için pişman olur."
20119. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En kötü pişmanlık kıyamet günündeki pişmanlıktır."
20120. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyametin korkunç hallerini görünce (amelde) kusur edenlerin pişmanlığı artar."

511. Konu en-Nezr Adak-Nezir

Bihar, 104/213, 4. bölüm; Ahkam'ul-Yemin ve'n-Nezr ve'l-Ahd
Vesail'uş-Şia, 16/182, Ki-tab'un-Nezr-i ve'l-Ahd
Kenz'ul-Ummal, 16/733, Ki-tab'un-Nezr
Sünen-i Ebi Davud, 3/231, Nehy-i ani'n-Nezr

3865. Bölüm Adak

Kur'an:
"Hani İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sade-ce sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak sensin" demişti."
"İnfak ettiğiniz her şeyi ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulüm edenlerin hiç yardımcıları yoktur."
"Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yay-gın olan bir günden korkar-lar."
20121. İmam Bakır (a.s) Allah-u Tealanın "Adağına vefa gösterirler" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Hasan ve Hüseyin (a.s) küçük çoçukken hastalandılar. Allah Resulü iki kişiyle onları ziyarete gitti. O iki şahıstan biri şöyle dedi: "Ey Ebel Hasan! Keşke bu iki çocuğun için bir adakta bu-lunsaydın da böylece Allah onlara şifa verseydi." Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah'a şükretmek için üç gün oruç tutacağım." Fatıma (a.s) ve cari-yeleri olan Fizze'de aynı şeyi tekrarladılar. Böylece Allah ikisine afiyet elbisesini giydirdi ve onlar da oruç tuttular."

20122. Mecme'ul-Beyan'da şöyle yer almıştır: "Şii ve sünni yoluyla nakledildiği üzere "hel eta" sure-sindeki "Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler... çalışmalarınız şükre değer" denir" ayeti Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve cariyeleri olan Fizze hakkında nazil olmuştur. Bu konuyu İbn-i Abbas, mücahit ve Ebu Salih de rivayet etmiştir.
Bu konu çok uzundur, özetle onlar (İbn-i Abbas, Mücahit ve Ebu Salih) şöyle demişlerdir: "Hasan ve Hüseyin (as.) hasta-landılar, dedeleri olan Resulullah (s.a.a) arap büyüklerinden bir grupla onları ziyarete gitti ve şöyle dediler: "Ey Ebe'l-Hasan! Keşke bu iki çocuğun için bir adakta bulunsaydın."

Ali (a.s) da Allah'ın onlara şifa verdiği tak-tirde üç gün oruç tutacağını nez-retti. Fatıma (a.s) ve Fizze de bölye bir adakta bulundular. Hasan ve Hüseyin (a.s) iyileştiler ama onların imkanı yoktu. Bu yüzden Ali (a.s) bir Yahudi'den üç sa' (arpa) borç aldı. Rivayet edildiğine göre Ali (a.s) bu mik-tar arpayı ondan aldı ve bunun karşılığında da kendisine bir miktar yün öreceğini üstlendi.

Ali (a.s) arpayı Fatıma'nın (a.s) yanına getirdi ve o da arpayı un yaptı ve ekmek pişirdi. Ali (a.s) akşam namazını kıldıktan sonra Fatıma (a.s) onların önüne (iftar etmeleri için) ekmek koydu. Bu esnada bir fakir geldi ve bir şey istedi, onlar da o ekmeği ona verdiler. Kendileri sudan başka bir şey tatmadılar. Ertesi gün diğer bir sa' arpayı alıp un yapıp, ekmek pişirdi ve o onu Ali'nin (a.s) karşısına koydu. Aniden evin karşısında bir yetim belirdi ve yiyecek istedi. Ekmeği ona verdiler ve kendileri sudan başka bir şey tatmadılar.

Üçüncü gün Fatıma (a.s) kalan bir sa' arpayı da un yaptı, ekmek pişirdi ve Ali'nin (a.s) karşısına koydu. Aniden bir esir belirdi ve yemek istedi. Onlar o ekmeği de esire verdiler. Kendileri de sudan başka bir şey tatmadılar. Dör-düncü gün de adaklarını yerine getirince, Ali (a.s) Hasan ve Hü-seyin (a.s) ile Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına geldiler. Bu esnada Cebrail, "hel eta" suresini nazil buyurdu."

20123. İbn-i Bbas şöyle diyor: "Hasan ve Hüseyin hastalandık. Resulullah (s.a.a) bir grup ile birlikte onları ziyarete gitti: On-lar şöyle dediler: "Ey Ebe'l-Hasan! Keşke çocuklarının iyi-leşmesi için bir adakta bulunsay-dın." "Ali Fatıma ve cariyeleri olan Fizze de hastalıktan kurtul-dukları taktirde üç gün oruç tutacaklarına dair adak adadılar.

Hasan ve Hüseyin (a.s) iyileşti,- ama onların hiçbir imkanı yoktu. Bu yüzden Ali (a.s) Hayber Ya-hudilerinden Şem'un adlı birin-den arpa borç aldı. Fatıma (a.s) bir sa' öğüttü, evdeki bireyler sayısınca beş parça ekmek pişirdi ve iftar etmeleri için önlerine koydu. Bu esnada evin kapısına bir fakir geldi ve ve şöyle dedi: "Selam olsun size ey Muham-med'in Ehl-i Beyti! Müslüman bir fakirim, bana bir yiyecek veriniz, Allah da sizleri cennet yiyeceklerinden doyursun. Hepsi yemeklerini ona verdiler ve o geceyi bir miktar su içerek geçir-diler. Ertesi gün yine oruç tuttu-lar,

iftar vakti ulaşınca, yeniden önlerine bir yemek koydular. Bir yetim geldi ve yine tüm yiyecek-lerini ona verdiler. Üçüncü gece de bir esir geldi. Onlar yine bu işi tekrarladılar. Ertesi günün (dördüncü günün) sabahı Ali (a.s) Hasan ve Hüseyin'in elinden tutarak Allah Resulü'ünün (s.a.a) yanına gitti. Peygamberin gözü onlara ilişince,

açlıktan civcivler gibi titrediklerini gördü ve şöyle buyurdu: "Sizde gördüğüm bu halet bana ne de ağır gelmektedir" Peygamber (s.a.a) onlarla, "Ali'nin (a.s) evine doğ-ru yola koyuldu. Fatıma'nın mih-rapta olduğunu, karnının sırtına yapıştığını ve gözlerinin çukur-laştığını gördü. Peygamber bu durumu görünce çok rahatsız oldu. Bu esnada Cebrail nazil oldu ve şöyle buyurdu: "Al bunu ey Muhammed! Allah seni ve Ehl-i Beytini kutlamıştır." Daha sonra da ona "hel eta" suresini kıraat buyurdu. "

3866. Bölüm
Kendisine Bir Şey Farz Kılmanın Keraheti

20124. İmam Bakır veya İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendine bir takım hakları farz kılma ve zorluklar karşısında sabırlı ol."
20125. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Allah'a şükretmek için yolculuk ve ikamet halinde iki rekaat namaz kılacağına söz verdiğini ve dolayısıyla da bu iki rekaatı gündüz vakti yaptığı yolculuk esnasında kılmasının mümkün olup olmadığını soran İshak bin Ammar'a şöyle buyurmuştur: "Evet kılabilir."

İmam daha sorna şöyle buyurdu: "Ben insanın bir şeyi kendisine farz kılmasını hoş görmüyorum." Ben şöyle arzettim: "Ben o iki rekaat namazı Alah için boynuma farz kılmadım. Aksine kendim Allah'a şükranda bulunmak için iki rekaat namaz kılmaya söz verdim ve onu kendime farz kılmadım. Bu durumda onu terk edebilir miyim?" imam (a.s) şöyle buyurdu: "Evet terkedebilirsin."
bak. Vesail'uş Şia, 16/189, 6. Bölüm

3867. Bölüm
Adağın Kaza ve Kaderi Defetmediğini Belirten Rivayetler

20126. Resulullah (s.a.a), ashabını bir şey adamaktan nehyederek şöyle buyurmuştur: "Bir şeyi adamak, kaza ve kaderi geri çevirmez. Aslında adak vesilesiyle cimri kimseden bir şey çıkarılmış olur."
20127. Resulullah (s.a.a), hakeza bu konuda şöyle buyurmuştur: "Adak hiçbir şeyi ne öne alır, ne de erteler. Gerçekte adak vesile-siyle, cimri insandan bir şey çeki-lip alınır."

20128. Resulullah (s.a.a), bu konu hakkında şöyle buyurmuştur: "Adakta bulunmayın, zira taktir karşısında adağın hiçbir etkisi olmaz. Aksine hakikatte adak sebebiyle, cimri kimsenin elinden bir şey çekilip alınır."
20129. Resulullah (s.a.a), hakeza şöyle buyurmuştur: "Adakta bu-lunmanın bir faydası yoktur. Gerçekte cimri insandan bir şey çekilip alınır."

Açıklama
Mazeri şöyle diyor: "Adakta bulunmaktan sakındırmanın sebebi belki de şudur ki adakta bulunan kimse, adadığı adak sebebiyle bir sorumluluk üst-lenmektedir ve dolayısıyla da o şeyi istemeden ve şevksiz bir şekilde yerine getirmektedir." Kazi Ayaz ise şöyle diyor: "Adakta bulunmanın nehyedil-mesinin muhtemelen sebebi bazı cahil kimselerin, adakta bulun-manın taktir edilen bir şeyi def ettiğini ve de taktir edilen işlerin gerçekleşmesine engel olduğunu sanmalarıdır. Bu yüzden Pey-gamber (s.a.a) cahil bir kimse böyle bir düşünceye kapılmasın diye adakta bulunmaktan sakın-dırmıştır."

Şöyle diyorum: "Adakta bu-lunmanın, sadaka ve dua gibi ilahi kaza ve kaderi geri çevirdi-ğini söylemenin hiçbir sakıncası yoktur. Dua bablarında söyledi-ğimiz gibi dua Allah'ın kesin-leşmiş taktirini hatta ilahi kesin kaza ve kaderi bile defedilebilir. Bu konuda söylenen hadisler de senetlerinin zayıf olmasıyla bir-likte zahiren,

Kur'an'ın zahiri, sünni ve şii yoluyla sabit olan Müminlerin Emirinin (a.s) Ha-san ve Hüseyin'in hastalıklarının şifası için yaptığı adak ile de çe-lişmektedir. O halde bu hadisleri bir kenara bırakmak ve onlara itina etmemek veya onları özel durumlara, yani 3866. bölümde dediğimiz hususlara yorumlamak gerekir.

512. Ko-nu

en-Nush
Nasi-hat

Bihar, 75/65, 43. bölüm; en-Nesihet lil Müslimin
Vesail'uş-Şia, 11/594-597, 35 ve 36. bölümler; Nasihat'ul-Mümin
Müstedrek'ül-Vesail, 12/431, 36. bölüm; Tahrim-u Terk-i Nasi-hat'ul-Mümin
Kenz'ul-Ummal, 3/412-791

bak.
551. konu- el-Mevize; 281. konu, el-Şura; el-Emanet, 301. bö-lüm; el-Eh, 57. bölüm

3868. Bölüm
Nasihat ve Hayır Dile-mek

Kur'an:
"Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah ka-tından ben biliyorum."
"Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
bak. A'raf, 79, 93; Tevbe, 91

20130. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ali (a.s) aziz ve celil olan Allah için hayır dileyen bir kimseydi. Allah da onun hayrını diledi. Aziz ve celil olan Allah'ı seviyordu, Allah da onu sevdi."
20131. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Kulun kendisiyle bana ibadette bulunduğu en iyi vesile benim için hayır dilemektir."

20132. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim müslümanla-rın işine önem vermeze onlardan değildir. Herkim de sabah akşam, Allah'ın, Resulü'nün, kitabının, imamının ve bütün müs-lümanların hayrını dilemezse onlardan (müslümanlardan) de-ğildir."

20133. Resulullah (s.a.a) ashabına şöyle buyurmuştur: "Din hayır dilemek ve nasihattır" biz (Ashab) şöyle arzettik: "Kim için hayır dilemek?" Allah Resulü şöyle buyurdu: "Allah için, kitabı için, peygamberi için, müslümanların önderi için ve halk kitleleri için."

20134. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah katında kıyamet günü makamı en büyük kimse şüphesiz yaratıklarının hayrını dileme hususunda herkesten önde olan kimsedir."
20135. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kim bana beş şeyi garantiler ki ben de cenneti ona garantileyeyim: Aziz ve celil olan Allah için hayır dilemek, Resulü için hayır dilemek, Allah'ın kitabı için hayır dilemek, Allah'ın dini için hayır dilemek ve Müslüman-ların geneli için hayır dilemek."

20136. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin mümin kardeşinin huzurunda veya gıyabında hayrını dilemesi farz-dır."
20137. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim hayır dile-mezse dostluğu halis olmaz."
20138. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yaratıklarına karşı Allah için hayır dilmekten ayrılmayın. Zira Allah'la bundan daha iyi bir işle mulakat edecek değilsiniz."

20139. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların en abit olanı en emin ve bütün müslü-manlara oranla en temiz kalpli olanıdır."
20140. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşine halis bir şekilde nasihat et (hayrını dile), o nasihat onun hoşuna gitsin veya gitmesin farketmez."
20141. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşinin hayrını dilemeni halis kıl, tanıdıklarına yardım et ve insanlara karşı gü-leryüzlü ol."

20142. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hayır dilemek, sevgi doğurur."
20143. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hayır dilemek dost-luğa sebep olur."
20144. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizlerden her biriniz kendisinin hayrını dilediği gibi kardeşinin hayrını da dilemeli-dir."

20145. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hayır dilemek yüce insanların hasletlerindendir."
20146. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin ahlakı hayır dilemektir."

20147. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin müminin kardeşidir. Ona nasihat etme (hayrını dileme) hakkı vardır."
20148. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Benim sizin üzerinizde hakkım var, sizin de benim üzerimde hakkı-nız var. Benim üzerimde olan hakkınız size öğüt vermek (hay-rınızı istemek), ama benim sizin üzerinizdeki hakkım, ettiğiniz biate vefa göstermeniz, gizli aşikar nasihat etmeniz, hayrımı istemenizdir…"
20149. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İmama farz olan; ancak Rabbinizin emrini bildir-mek, öğüt vermek, nasihat etmek için çabalamaktır."