Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3835.Bölüm Adil


Kur'an:
"Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbi-nizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz ken-dinizedir. Bizimle sizin ara-nızda tartışılacak bir şey yok-tur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
19933. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) bakışlarını ashabı arasında bölüştürüyor ve herkese eşit bir şekilde bakıyordu."

bak. El-Hevaric, 1008. Bölüm, 4647, 4648. Hadisler
19934. İmam Ali (a.s), valilerinden birine yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuştur: "Bakışında, görüşünde, işaretinde, selamında onlar arasında eşit davran ki güçlüler sana zayıflara zulmetmeye tahrik hususunda tamahlanmasın, zayıflar da adaletinden ümit kesmesinler. ve's-Selam."

19935. İmam Ali (a.s), Muham-med b. Ebi Bekir'e yazdığı mektu-bunda şöyle buyurmuştur: "Bakışta da, görüşte de bir tut onları. Böylece büyükler kendilerine meylettiğini dü-şünüp onlar lehine zulmetmeni istemesinler, zayıflar da adaletinden ümitsizliğe düşmesinler."

19936. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir yahudinin Allah Resulünden birkaç dinar alacağı vardı ve onları istedi. Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Yahudi! Şu anda sana verecek bir şeyim yok." O şöyle dedi: "Ey Mu-hammed! Senden alacağımı al-madan seni bırakmam." Allah Resulü şöyle buyurdu: "O halde ben de seninle otururum." Pey-gamber onun yanına oturdu ve öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazını orada kıldı. Resu-lullah'ın (s.a.a) ashabı o adamı tehdit ediyorlardı. Peygamber onlara baktı ve şöyle buyurdu: "Ona ne yapacaksınız?" Onlar şöyle arzettiler:

"Ey Allah'ın Resulü! Yahudi bir kişi seni alı mı koysun." Peygamber şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Rabbim beni sözleştiğim ve söz-leşmediğim kimselere zulüm etmek üzere göndermemiştir." O gün, saatler ilerlediğinde o Yahudi şöyle dedi: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir. Malımın yarısını Allah yolunda veriyorum. Allah'a ye-min olsun ki ben bu işi sadece senin Tevrat'ta yer alan vasıfla-rını denemek için yaptım. Ben Tevrat'ta senin vasıflarını şöyle okudum:

"Muhammed b. Ab-dullah'ın doğum yeri Mekke'dir, hicret edeceği yer Medine-i Tay-yibe'dir, ne sert huyludur, ne kabadır, ne ortalığı velveleye verir, ne dili söver ve ne de kötü söz söyler." Ben şimdi Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin Allah'ın Resulü olduğuna şeha-det ediyorum. Malım senin elin-dedir, onlar hakkında Allah'ın indirdiği şekilde hükmet." O Yahudi şahsın büyük bir mal ve serveti vardı." İmam Ali (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Al-lah Resülü'nün (s.a.a) yatağı bir aba, yastığı ise hurma lifinden doldurulmuş bir deriydi. Bir gece onu Peygamber için ikiye katladım. Sabah olduğunda Pey-gamber şöyle buyurdu: "Bu yatak beni bu gece namazdan alı koydu." İmam Ali (a.s) onun yine bir kat edilmesini emretti."

3836. Bölüm
Cesur

19937. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir savaşında biz Allah Resulü'ne (s.a.a) sığınıyor-duk ve Peygamber hepimizden daha çok düşmana yakın idi. O gün bizim hepimizden daha şiddetli savaşıyordu."
19938. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Savaş şiddetlenip iki ordu karşı karşıya gelince biz, Allah Resulü'ne (s.a.a) sığınıyorduk. Hiç kimse düşmana Peygamber'den daha yakın değildi."
19939. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Savaş ateşi alevlendi-ğinde ve iki ordu savaştığında biz Allah Resulü'ne sığınıyorduk. Zira bizden hiç kimse düşmana Peygamber'den daha yakın değildi."

19940. "Bera bin Azib şöyle diyor: "Biz savaş kızıştığında Allah Resulüne (s.a.a) sığınıyorduk. Şüphesiz cesur, onun karşısına çıkabilen kimseydi."
19941. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sen ancak kendin-den sorumlusun" ayeti nazil olduğunda en cesur kimse Allah Resulü'ne (s.a.a) sığınan kimsey-di."

19942. Enes şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a), insanların en cömerti ve en cesur olanıydı. Bir gece Medine halkı bir ses işitti ve dehşete kapıldı. Halktan bir grubu sesin geldiği yöne doğru harekete geçtiler. Peygamber de onlardan daha önce sesin geldiği yöne doğru harekete geçmiş ve Ebu Talha'nın çıplak atına binip elinde kılıç olduğu bir halde geri dönerken onlarla karşılaşmıştı ve onlara şöyle buyuruyordu: "Korkmayın! Korkmayın!"

3837. Bölüm
Merhamet Sahibi

Kur'an:
"Ey iman edenler! And ol-sun ki, içinizden size, sıkıntı-ya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, iman edenlere şefkatli ve merha-metli bir Peygamber gelmiş-tir."
"Allah'ın rahmetinden do-layı, sen onlara karşı yumu-şak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah tevekkül edenleri sever."

19943. Enes şöyle diyor: "Allah Resulü'nün ahlakı olduğu üzere (din) kardeşlerinden birini üç gün görmediği taktirde halini soruşturuyor, eğer yolculuğa git-mişse onun için dua ediyor, eğer şehirdeyse onu görmeye gidiyor ve eğer hastaysa onu ziaret edi-yordu."
bak. 180. Konu, er-Rahim; er-181. Konu, Rahmet; el-Valid ve'l Veled, 4196. Bölüm

3838. Bölüm
Hilim Sahibi

19944. Enes şöyle diyor: "Ben Allah Resulü (s.a.a) ile birlikte yürüyordum. Peygamber Necran kumaşından dikilmiş kenarları kaba bir elbise giyinmişti. Bir bedevi yoldan gelip sert bir şekilde onun elbisesinden çekti. Ben Allah Resulü'nün (s.a.a) boynuna baktım. Elbisenin, kaba kenarından dolayı hızla çekildiği için Peygamber'in boynunu çizdiğini gördüm. O bede-vi daha sonra şöyle dedi: "Ey Muhammed! Emret de senin yanında olan Allah'ın malından bir miktarını bana versinler." Peygam-ber (s.a.a) ona doğru döndü, güldü, daha sonra ona bir şey vermelerini emretti."

3839. Bölüm
Haya Sahibi

19945. Ebu Said Hudri şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) perde arkasındaki bakire kızlardan daha hayalıydı."
19946. Hakeza Ebu Said-i Hudri şöyle diyor: "Allah Resulü perde gerisindeki bir kızdan daha haya-lıydı. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman onu yüzünden anlıyor-duk."
19947. "Hakeza Ebu Said Hudri şöyle diyor: "Peygamber o kadar hayalıydı ki kendisinden istenen herşeyi mutlaka bağışta bulunurdu."
bak. Sahih-i Müslim, 4/1809, 16. Bölüm

3840. Bölüm
Tevazu Sahibi

19948. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala bana mütevazi olmamı vahyetti ki kimse kimseye karşı övünmesin ve kimse kimseye tecavüzde bu-lunmasın."
19949. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Cebrail (a.s) Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına geldi ve onu (hükümdarlığı ve dünya hazinelerini kabul etmek ile onu terk etmek arasında) özgür bı-raktı ve hayrını dileyerek ona Allah-u Teala için mütevazi ol-masını (ve dünyayı reddetmesini) işaret etti. Allah Resulü de Allah Tebareke ve Teala karşısında tevazu göstermek için köleler gibi yemek yiyor ve köleler gibi (yerin üzerinde) oturuyordu."

19950. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Cebrail yeryüzü hazinelerinin anahtarlarını üç defa Peygamber'e getirdi ve onu kıyamet günü kendisi için Allah Tebarek ve Teala'nın hazırladığı şeylerden hiçbir eksilme olmaksızın onu tercih etme husu-sunda serbest bıraktı. Ama her defasında da Peygamber, aziz ve celil olan Allah karşısında mütevazi olmayı tercih etti."
19951. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cebrail benim ya-nımdayken gökten bana bir me-lek indi. Bu melek benden önce hiçbir Peygamber'e inmemişti ve benden sonra da hiçbir Peygam-bere inmeyecektir. O İsrafil idi. İsrafil şöyle dedi: "Selam olsun sana ey Muhammed!" İsrafil daha sonra şöyle dedi:

"Ben rabbinin sana gönderdiği bir elçiyim. Bana seni kul olan pey-gamber olmayı seçmek ile padi-şah olan peygamber olmayı seçmek hususunda özgür bırak-mamı emretti." Ben Cebrail'e baktım, o bana mütevazi olmamı işaret etti. Ben de şöyle dedim: "Kul olan peygamberliği seçiyo-rum."

19952. Enes b. Malik şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) yere oturuyor, yerin üzerinde yemek yiyor, kö-lenin davetini kabul ediyor ve şöyle buyuruyordu: "Eğer bir hayvan ayağı yemeğe bile davet edilsem, onu kabul ederim. Eğer bana bir paça bile hediye edilse onu kabul ederim." Peygamber koyunun ayaklarını kendisi bağ-lıyordu."

19953. "Hamza bin Abdullah bin Utbe şöyle diyor: "Peygamber'de (s.a.a) zorblarda olmayan bir takım hasletler vardı: Kızıl veya beyaz insanlardan kimi çağırsa ona icabet ederdi. Bazen yerde bir hurma gördüğünde onu alır ağzına koyar, sadece sadaka olmasından korkardı. Merkebe üzerinde bir şey olmaksızın çıplak olarak binerdi."

19954. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben kölenin yediği gibi yemek yer ve kölenin otur-duğu gibi otururum. Zira ben hakikatte köleyim." Peygamber (s.a.a) iki dizi üzerine otururdu."
19955. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) bir köle gibi yemek yiyor, köle gibi oturuyor, yerde yemek yiyor ve yerde yatıyordu."

19956. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) yere oturmuş yemek yiyordu. Kötü dilli bir kadın yanından geçti ve şöyle dedi: "Ey Mu-hammed! Allah'a yemin olsun ki sen de köleler gibi yiyor, köleler gibi oturuyorsun." Allah Resulü (s.a.a) ona şöyle buyurdu. "Ey-vahlar olsun sana! Hangi köle benden daha köledir." Kadın şöyle dedi: "Yemeğinden bana bir lokma ver." Peygamber (s.a.a) ona bir lokma verdi. Kadın ona şöyle dedi: "Hayır, Allah'a yemin olsun ki ağzındaki bir lokmayı bana vermelisin." Peygamber ağzındaki lokmayı çıkardı.

O kadına verdi ve o kadın onu yedi."
19957. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şu beş şeyi hayatta olduğum müddetçe terk etmeyeceğim: Yerde kölelerle birlikte yemek yemeyi, çıplak merkebe binmeyi, kendi ellerimle süt sağmayı, yün elbise giymeyi ve çocuklara selam vermeyi… Ta ki bu işler benden sonra bir sünnet haline gelsin."
19958. İbn-i Şehraşub'un Menakıb adlı kitabında şöyle yer almıştır: "Allah Resulü (s.a.a) fakirlerle oturuyor ve fakirlerle yemek yiyordu."

19959. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) zamanında fakirler geceleri mes-citte yatıyorlardı. Bir gece Pey-gamber mescitte olan fakirlerle minberin yanında bir tencerede iftarını açtı. Otuz kişi o tencere-deki yemekten yediler. Sonra o tencereyi Allah Resulü'nün eşle-rine götürdüler. Onlar da ondan doydular."

19960. Yezid b. Abdillah b. Kasit şöyle diyor: "Suffe ashabı; evi ol-mayan ve Peygamber (s.a.a) za-manında mescitte uyuyan, gün-düzleri mescidin gölgesine sığı-nan ve mescitten başka hiçbir yeri olmayan Allah Resulü'nün bir grup ashabıydı. Peygamber geceleri yemek yerken onları çağırıyordu. Bir grubu onlarla yemesi için ashabı arasında bö-lüştürüyor, diğer bir grubu da bizzat Peygamber ile yemek yiyordu, ta ki sonunda Allah-u Teala onlara servet inayet bu-yurdu."

19961. Ebuzer şöyle diyor: "Resu-lullah (s.a.a) ashabı arasında otu-ruyordu. Öyle ki bir yabancı içeri girdiği zaman, sormadıkça han-gisinin Allah Resulü (s.a.a) oldu-ğunu bilemiyordu. Bu yüzden biz de Peygamber'den yabancı bir kimse geldiğinde kendisini tanıması için bir yere oturmasını istedik. Bu vesileyle topraktan yüksek bir yer yaptık. Resulullah onun üzerine oturuyordu. Biz de onun iki tarafına oturuyorduk."

19962. İbn-i Mes'ud şöyle diyor: "Bir şahıs, Allah Resulü'nün yanına geldi. Korku ve titrer bir halde onunla konuşmaya başladı. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sakin ol, ben padişah değilim."

19963. Ebu Mes'ud şöyle diyor: "Bir şahıs bedeni titrer bir halde Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardı. Peygamber onunla konuştu ve şöyle buyurdu: "Sakin ol ben hükümdar değilim, ben tuzla kurutulmuş et yiyen kadının çocuğuyum."
19964. Enes b. Malik şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) içecek bir şeyle iftarını açıyor, içecek bir şeyle sahurunu yiyordu. Bazen de sadece bir şerbet içiyor-du…Bir gece Peygamber için içecek bir şey temin ettim,

ama Peygamber (s.a.a) gelmedi. Ben ashaptan birinin onu davet etti-ğini zannederek o içeceği içtim. Yatsı namazından bir müddet sonra Peygamber geldi. Ben Peygamber ile birlikte olan şahsa, "Peygamber (s.a.a) bir yerde iftarını açtı mı veya birisi onu davet etti mi?" diye sordum. O,

"hayır" dedi. Ben o gece Pey-gamber'in (s.a.a) içeceği benden isteyeceğini ve içecek olmadığı için de aç yatacağını düşündüm. Ben sadece Allah'ın bildiği bu hüzün ve gam üzere kaldım. Sabah olunca Peygamber oruç olduğu halde uyandı ve bana o içeceği sormadı. Şu ana kadar da onun hakkında bir şey dememiş-tir."

19965. Hakeza Enes b. Malik şöyle diyor: "Ben on yıl Allah Resulü'ne (s.a.a) hizmet ettim. Allah'a yemin olsun ki o asla bana "üff" bile demedi. Bir şey hakkında asla bana, "neden böyle yaptın?" veya "neden böyle yapmadın?" diye sormadı."
19966. Hakeza Enes b. Malik şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) Medine'ye gelince,

Ebu Talha elimi tuttu, beni Alalh Resulü'nün (s.a.a) yanına götürdü ve şöyle arzetti: "Ey Allah Resulü! Enes zeki bir kimsedir. İzin verirseniz size hizmet etsin." Enes şöyle diyor: "Ben vatanda ve yolculuk halinde Allah Resulü'ne (s.a.a) hizmet ettim. Allah'a yemin ol-sun ki hiçbir zaman yaptığım bir iş hakkında, "neden bu işi böyle yaptın?" diye söylemedi. Eğer bir şeyi yapmasaydım o zaman da asla, "neden bu işi böyle yapmadın?" diye söylemezdi."

3841. Bölüm
Tevekkül Sahibi

19967. Cabir b. Abdillah şöyle di-yor: "Allah Resulü (s.a.a) ile bir savaşa katılmak için Necd tarafı-na hareket ettik. Peygamber dikenli ağaçlarla dolu bir vadide bize ulaştı. Allah Resulü (s.a.a) Bir ağacın altına indi. Kılıcını onun dallarından birine astı. Müslümanlar ağaçların gölgesine sığınmak için vadiye dağıldılar." Cabir şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ben uyurken, birisi geldi, kılıcımı aldı.

Uyandığımda onun başımda durduğunu gördüm. Sadece elinde parlayan kılıcı fark ettim. O şahıs bana şöyle dedi: "Seni elimden kurtaracak olan kim-dir?" Ben, "Allah" dedim. O yeniden, "Seni benim elimden kurtaracak olan kimdir?" dedi. Ben yine, "Allah" dedim. O şahıs kılıcını kınına koydu ve oturdu. Allah Resulü (s.a.a) de ona karışmadı."

19968. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zat'ur-Rika savaşında Resulullah bir vadinin kenarında ağaçlardan birinin altına konakladı bu esnada sel geldi ve Peygamber ile vadinin öbür tarafında selin kesilmesini bekleyen ashabı arasını ayırdı. Müşriklerden biri Peygamberi fark edince kendi arkadaşlarına şöyle dedi: "Ben Muhammed'i öldüreceğim" Daha sonra Peygambere kılıç çekerek şöyle dedi:

"Ey Muhammed! Seni benim elimden kurtaracak olan kimdir?" Peygamber şöyle buyur-du: "Benim ve senin rabbin kurtaracak." Bu esnada Cebrail o şahsı atından yere savurdu ve o sırt üstü yere düştü. Allah Resulü (s.a.a) ayağa kalktı, kılıcını aldı ve göğsüne oturarak şöyle buyurdu: "Ey Gures! Seni kurtaracak olan kimdir?" O şöyle arzetti: Cömertliği ve yüceliğin ey Muhammed!" Böylece Peygamber onu bıraktı, o şahıs ayağa kalktı ve şöyle söy-lendi: "Allah'a yemin olsun ki sen benden daha iyi ve yücesin."

3842. Bölüm
Sabırlı

19969. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimse benim kadar Allah yolunda eziyet gör-memiştir."
19970. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimse benim kadar eziyet görmemiştir."
19971. "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiç kimse benim kadar Allah yolunda eziyet görme-miştir ve hiç kimse benim kadar Allah yolunda korkutulmamış ve tehdit edilmemiştir. Otuz gece ve gündüz geçtiği halde ben ve Bilal her canlının yediği bir yiyeceğe dahi sahip değildik. Yediğimiz şey Bilal'in koltuğunun altına koyduğu taktirde gözükmeyecek kadar az bir miktardı."

19972. İsmail b. Ayyaş şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) insanların günahları (hataları) karşısında daha sabırlıydı."
19973. Tarık Muharibi şöyle diyor: "Resulullah'ı (s.a.a) Zu'l-Mecaz pazarında gördüm. Kırmızı bir cübbe giymiş, yürüyor ve yüksek bir sesle şöyle diyordu: "Ey in-sanlar! Allah'tan başka ilah ol-madığını söyleyin ki kurtuluşa ereniz." Bir şahıs ise ardından taş atıyordu. Peygamber'in sırtını ve topuklarını kan içinde bırak-mış ve şöyle diyordu:

"Ey insan-lar! Onun sözüne kulak asmayın, o yalancıdır." Ben, "Bu kimdir?" diye sordum. Şöyle dediler: "Abdulmuttalib'in çocukların-dan bir gençtir." Ben şöyle sor-dum: "Ardından giden ve onu taşlayan kimse kimdir?" diye sorunca da şöyle dediler: "O da amcası, Abduluzza'dır (yani Ebu Leheb'dir.)"

19974. Munib şöyle diyor: "Cahiliye döneminde Allah Resulü'nü (s.a.a) şöyle buyururken gördüm: "Ey insanlar! Allah'tan başka ilah olmadığını söyleyin ki kurtuluşa eresiniz." Ama bazısı ona tükürüyor, diğer bazı yüzüne toprak saçıyor, diğer bazısı ise ona sövüyordu. Bu esnada bir kız çocuğu mavi bir bardak ge-tirdi.

Peygamber onunla yüzünü ve ellerini yıkadı ve şöyle buyur-du: "Kız cağızım! Sabırlı ol, ba-banın mağlubiyeti ve horluğu için üzülme." Ben şöyle sordum: "Bu kız cağızın kimdir?" Şöyle dediler: "Allah Resulü'nün (s.a.a) kızı Zeyneb'tir ve o hizmet eden bir kızdır."

19975. İbn-i Mes'ud şöyle diyor: "Adeta Allah Resulü'nün (s.a.a) kavminin dövdüğü, kanlar içinde bıraktığı ve onun da yüzündeki kanları sildiği halde "Allah'ım! Kavmimi bağışla! Zira onlar cahildir" diyen Peygamberlerden bir Peygamberi anımsattığını görür gibiyim."

3843. Bölüm
Zühd Sahibi

19976. Resulullah (s.a.a), iki tarafına iz bırakan hasır üzerinde yatıptaa kendisine, "Bir yatak edinseydin daha iyi olurdu" diye arzedilince şöyle buyurmuştur: "Benim dünyayla işim ne! Ben ve dünyanın hikayesi sıcak bir yaz günü yol yürüyen, vaktinin bir bölümünü ise ağacın gölgesinde istirahatla geçiren, sonra hareket edip giden bir yolcunun hikayesi-dir."

19977. Diğer bir rivayette şöyle yer almıştır: "Peygamber (s.a.a) otu-runca, hasır Peygamberin yanla-rında iz yapmıştı." Ömer şöyle dedi: "Elbette şehadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün ve Allah nezdinde Kayser ve Kisra'dan daha üstünsün. Ama o ikisi dün-yaya sahiptirler, oysa sen hasırın üzerinde yatıyorsun ve hasır yanına iz yapmıştır." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dünyanın onlara ahiretin ise bize olmasın-dan razı değil misin?"

19978. Ömer şöyle diyor: "Ben Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardım. Peygamber hasırın üzerine oturmuştu, ben de oturdum. Peygamber üzerine sadece bir gömlek giyinmişti ve hasır bedeninde iz bırakmıştı. Odanın bir köşesinde bir sa' miktarınca arpa ve bir miktar da (deriyi tabaklamak için) tere yaprağı göze çarpıyordu. Tabaklanmamış bir deri de odada asılmış bulunuyordu. Gözlerimden yaşlar boşaldı,

Allah Resulü şöyle buyurdu: "Ey İbn-i Hattab! Neden ağlıyorsun?" Ben şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Hasırın yanınıza etki ettiğini ve hazinenizin de bu şeyler olduğunu gördüğüm halde nasıl ağlamayayım?! Oysa Kisra ve Kayser meyveler dolu ve altından ırmaklar akan bağlarda yaşıyorlar, ama bir Peygamber ve Allah'ın seçkin kulu olan sizin hazinenizin durumu ise budur." Peygamber şöyle buyurdu: "Ey İbn-i Hattab! Acaba ahiretin bizlere dünyanın ise onlara ait olmasını beğenmiyor musun?"

19979. Ömer şöyle diyor: "Allah Resulünden (s.a.a) giriş için izin istedim ve odasında yanına var-dım. Peygamber hurma ağacının yapraklarından yapılmış bir hası-rın üzerine uzanmıştı. Bedeninin bir bölümü ise toprağın üzerin-deydi. Başının altında hurma lifinden doldurulmuş bir yastık başının üzerinde ise kötü kokusu gelen tabaklama suyunda ıslatıl-mış bir deri asılıydı. Odanın bir köşesinde ise bir miktar selem ağacının yaprakları vardı.

Ben Peygambere selam verdim, yanı-na oturdum ve şöyle dedim: "Sen Peygamber ve Alalh'ın seç-kin bir kulusunuz. Kisra ve Kay-ser ise altından tahtlar ve ipek halılar üzerine oturuyor." Peygamber şöyle buyurdu. "On-lar rızıkları bu dünyada kendile-rine verilen kimselerdir. Biz ise nimetleri ahirette kendisine veri-lecek kimselerdeniz."

19980. Ayşe şöyle diyor: "Ebu Bekir ve Ömer Peygamber'in (s.a.a) yanına vardılar… Allah Resulü (s.a.a) onlara şöyle bu-yurdu. "Bu sözü söylemeyin. Zira Kisra ve Kayser'in yatağı ateştedir. Ama bu yatağımın ve tahtımın sonu cennettir."
19981. Cündeb b. Süfyan şöyle di-yor: "Bir hurma dalı Peygambere isabet etti. Peygamberin parmağı kanadı ve şöyle buyurdu: "Hiçbir şey olmamış, sadece bir parmak kanamıştır. Bunun Allah yolunda hiçbir önemi yoktur." Cündeb şöyle diyor: "Peygamberi eve götürdüler, üzeri yapraktan ve hurma lifinden örülmüş tahtın üzerine yatırdılar,

başının altına koyulan yastık hurma lifinden doldurulmuştu. Ömer Peygamberin yanına geldi, hası-rın Allah Resulü'nün yanına iz bıraktığını görünce ağladı. Pey-gamber şöyle buyurdu: "Neden ağlıyorsun?" O şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Kisra ve Kay-ser'i hatırladım da.

Onlar altın tahtlar üzerine oturuyor, ince ve kalın dibadan ipek elbiseler, giyi-yorlar." Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sizin için ahiretin, onlar içinse dünyanın olmasın-dan hoşnut değil misiniz?" Cün-deb şöyle diyor: "Orada tabak-lanmamış kötü kokan birkaç deri vardı. Ömer şöyle dedi: "Emre-din de bunları dışarı çıkarsınlar." Peygamber şöyle buyurdu: "Ha-yır, bunlar ev halkının eşyaları-dır."

19982. Mekarim'ul-Ahlak kitabında şöyle yer almıştır: "İbn-i Havli Allah Resulü'ne (s.a.a) bir kap süt ve bal getirdi. Allah Resulü onları yemekten sakındı ve şöyle buyurdu: "Bir öğünde iki yiyecek mi? Bir kapta iki kap mı?" Peygamber onu yemedi ve şöyle buyurdu: "Ben bunları yemeyi haram olarak görmüyorum, ama ben böbürlenmek ve yarın kıyamet günü dünyanın fazlalıkları sebebiyle hesaba çekilmek istemiyorum. Ben mütevazi olmayı seviyorum. Zira her kim Allah için mütevazi olursa, Allah ona yücelik bağışlar."

19983. Yezid b. Kusit şöyle diyor: "Peygambere (s.a.a) bir miktar badem şerbeti getirdiler ve onu önüne koydular. Peygamber şöyle buyurdu: "Bu nedir?" On-lar, "Badem şerbetidir" dediler. Peygamber şöyle buyurdu: "Onu önümden kaldırın. O refah için-de yüzenlerin içeceğidir."
19984. Ebu Sehr şöyle diyor: "Peygamber (s.a.a) için badem şerbeti getirdiler. Peygamber şöyle buyurdu: "Çabuk onu gö-türün. Bu refah içinde yüzenlerin içeceğidir."

19985. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) nezdinde Allah yolunda aç kal-maktan ve korkmaktan daha sevimli bir şey yoktu."
19986. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) için dünyada (Allah için) aç ve korku içinde yaşamaktan daha hoş bir şey yoktu."

19987. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) ne bir dinar, ne bir dirhem, ne bir köle, ne bir cariye, ne bir koyun ve ne de bir deve miras bıraktı. Vefat ettiğinde onun zırhı Medine Yahudilerinden birinin yanında ailesinin giderini karşılamak için almış olduğu yirmi sa' borç karşısında rehin olarak bulu-nuyordu."
19988. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) vefat ettiği zaman Peygamber'in zırhı ailesi için borç ettiği otuz sa' mukabi-linde bir Yahudinin yanında rehin bulunuyordu. "

19989. Amr b. Haris şöyle diyor: "Allah Resulü dünyadan göçtü-ğü zaman, geriye ne bir dirhem bıraktı, ne bir dinar, ne bir köle, ne bir cariye ve ne de başka bir şey. Onun sadece üzerine bindiği beyaz bir katırı, savaş aletleri ve yolda kalmışlara sadaka olarak bıraktığı toprağı vardı."
19990. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) borçlu olduğu bir halde dünya-dan göçtü."
bak. Ed-Dünya, 1224. Bölüm

3844. Bölüm
Kendisini ve Ailesini Belaya Siper Kılmak

19991. İmam Ali (a.s), Muaviye'ye yazdığı bir mektubunda şöyle buyur-muştur: "Savaş kızışıp insanlar hücum edince Resulullah (s.a.a), ashabını Ehl-i Beyt'iyle korur, kılıçların ve mızrakların karşısına onları sürerdi. Böylece Ubeyde İbn-i Haris( Rasulullah'ın amcası oğlu), Bedir'de; Hamza, Uhud'da; Cafer de Mute'de öldürüldü."
bak. 3836. Bölüm; 52. Konu, el-Mubahale

3845. Bölüm
İnsanları Kendisine ve Ailesine Tercih Etmek

19992. Ayşe şöyle diyor: "Resulul-lah (s.a.a) asla üç gün üst üste doyasıya yemek yememiştir. Eğer isteseydik, doyabilirdik, ama Peygamber fedakarlık edi-yordu."
19993. Ayşe şöyle diyor: "Resulul-lah (s.a.a) dünyadan vefat edin-ceye kadar asla üç gün üst üste doyasıya yemek yememiştir. Elbette eğer isteseydik, doyasıya yemek yiyebilirdik, ama diğerle-rini kendimize tercih ediyor-duk."
19994. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) geceleri birbiri ardınca ailesiyle aç olarak yatıyor, akşam yiyecek bir şey bulamıyorlardı. Onların çoğu zaman yiyeceği, arpa ekmeğiydi."

19995. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) hayatta olduğu müddetçe Muhammed'in ailesi asla iki gün birbiri ardınca arpa ekmeğinden doyasıya yememiş-tir."
19996. Enes b. Malik şöyle diyor: "Fatıma (a.s) Peygamber'e (s.a.a) bir parça arpa ekmeği verdi. Peygamber ona şöyle buyurdu: "Bu babanın üç günden sonra yediği ilk şeydir."

19997. Hasan şöyle diyor: "Pey-gamber (s.a.a) malından insanlara yardımda bulunuyordu. Öyle ki kendi elbisesini deriyle yama-lıyordu. Hayatta olduğu müd-detçe üç gün üst üste hem kah-valtı ve hem de akşam yemeği yememiştir."
19998. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) hayatta olduğu müddetçe Muhammed'in ailesi asla üst üste kahvaltı ve akşam yemeğinde arpa ekmeğini doya-sıya yememiştir."

19999. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Allah'a yemin olsun ki Mu-hammed (s.a.a) ve ailesi nice gece yiyecek bir şey bulamıyor-lardı."
20000. İmam Bakır (a.s), Muham-med b. Müslim'e şöyle buyurmuştur: "Ey Muhammed! Allah Resulü'nün Allah tarafından seçildiği günden can verdiği güne kadar birbiri ardınca üç gün bile buğday ekmeyi yediğini mi sanı-yorsun?" İmam (a.s) daha sonra bizzat cevap vererek şöyle buyurdu: "Hayır, Allah'a yemin olsun ki Peygamber Allah'ın kendisini seçtiği günden can verdiği güne kadar asla üç gün birbiri ardınca buğday ekmeğinden yemedi. Bilin ki ben Peygamberin yiyecek bir şey bulamadığını söylemiyorum, Peygamber bazen birisine yüz deve ödül veriyordu. O halde bir şey yemek isteseydi, buna gücü yeterdi."
bak. El-İsar, 3. Bölüm

3846. Bölüm
Kendisi İçin Gazap-lanmamak

20001. İbn-i Şehraşub Menakıb adlı kitabında şöyle diyor: "Pey-gamber (s.a.a) Rabbi için gazab ediyor, kendisi için gazap etmi-yordu."
20002. İmam Ali (a.s), Peygam-ber'in (s.a.a) vasfı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'ın hürmeti çiğnenmediği müddetçe Pey-gamber kendisine yapılan zu-lümden intikam almamıştır. O zaman da Allah Tebarek ve Tea-la için gazaplanıyordu."
20003. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) eliyle hiçbir şeyi vurmadı; ne bir kadını ne de bir hizmetçiyi dövmedi. O sadece Allah yolunda cihad etti, şahsi işleri sebebiyle hiç kimseden intikam almadı, sadece Allah'ın haramlarından biri çiğnendiği taktirde aziz ve celil olan Allah için intikam alırdı."

20004. Ayşe şöyle diyor: "Resulul-lah (s.a.a) Allah'a karşı saygısızlık edilmediği müddetçe asla, kendi-si için intikam almazdı. Bu du-rumda (Allah'a hürmetsizlik edildiği taktirde) Allah için inti-kam alırdı."
20005. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanları nitelendir-mekle mahir olan dayım Hint b. Ebu Hale Temimi'ye Allah Resulü'nün (s.a.a) niteliklerini sordum. Bana şöyle dedi: "Dünya ve dünya ile ilgili olan işler onu asla gazaplandırmazdı. Hakka saygısızlık edildiği taktirde hiç kimseyi mülahaza etmez ve hakkın intikamını alıncaya kadar hiçbir şey ona engel olamazdı. Asla kendisi için gazaplanmaz ve başkasından intikam almazdı."

20006. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uhud savaşında Müs-lümanlar Allah Resulü'nün (s.a.a) etrafından dağıldılar. Pey-gamber, şiddetle kızdı." İmam şöyle buyurdu: "Peygamber kız-dığı zaman ter damlaları inci taneleri gibi alnından ter dam-lardı."

20007. Ayşe şöyle diyor: "Resulul-lah (s.a.a) Hatice'yi andığında onu övmekten ve onun için mağfiret dilemekten asla usan-mazdı. Bir gün yine onu andı ve ben kısakanarak şöyle dedim: "Allah o yaşlı kadının yerine sana başkasını vermiştir." Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü'nün şiddetle kızdığını gördüm. Ben dediğime pişman oldum ve şöyle dedim: "Ey Allah'ım! Peygambe-rinin gazabını bertaraf kılarsan artık hayatta olduğum müddetçe Hatice'yi kötülükle anmayaca-ğım.

" Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) benim halimi gö-rünce şöyle buyurdu: "Nasıl bu sözü söyledin? Allah'a yemin olsun ki Hatice, bütün insanların kafir olduğu bir zamanda bana iman etti, bütün insanların beni kovduğu zamanda bana sığınak verdi. Bütün insanların beni inkar ettiği bir zamanda beni onayladı. Sizler çocuktan mah-rum olduğunuz dönemde, Allah benden ona bir çok çocuk nasip etti." Ayşe şöyle diyor: "Pey-gamber (s.a.a) bir ay boyunca gece gündüz bana Hatice'yi andı, (veya bu cümleyi bana tekrar etti.)"

3847. Bölüm
İbadetlerde Kendisini Sıkıntıya Düşürmesi

Kur'an:
"Tâ Hâ. Kur'an'ı sana, sı-kıntıya düşesin diye indirme-dik."
20008. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey örtünüp bürü-nen (Muhammed!) Birazı hariç geceleri kalk" ayeti nazil olduğu zaman Peygamber bütün geceyi ibadetle geçiriyordu. Öyle ki (namaz kılmaktan) ayakları şişmişti. Bunun üzerine bir aya-ğını kaldırıyor, birini yere koyu-yordu. Cebrail Peygambere nazil oldu ve şöyle dedi: "Ta-Ha" yani her iki ayağını da yere koy ey Muhammed! "Biz Kur'an'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik." Hakeza şu ayeti nazil buyurdu: "Okuyabildiği-niz kadarını okuyun." "

20009. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Resulullah (s.a.a) Ümmü Seleme'nin sırası olduğu bir gecede onun evinde bulunu-yordu. Ümmü Selem bir an Pey-gamber'in (s.a.a) yatakta olmadı-ğını fark etti. Bu yüzden de ka-dınların hasleti esasınca şek ve kötümserliğe düçar oldu. Bu yüzden de kalkıp evin etrafında onu aramaya koyuldu. Aniden Peygamberin odanın bir köşe-sinde durduğunu, ellerini göğe kaldırdırıp ağlayarak şöyle dedi-ğini gördü:

"Ey Allah'ım! Bana verdiğin iyilikleri asla benden alma… Ey Allah'ım! Göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni kendime bırakma." İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ümmü Seleme geri döndü ve ağlamaya başladı. Allah Resulü onun ağ-lama sesini duyunca geri döndü ve ona şöyle buyurdu: "Ey Ümmü Seleme!

Neden ağlıyor-sun." O şöyle arzetti: "Annem babam sana feda olsun Ey Al-lah'ın Resulü! Nasıl ağlamaya-yım? Sizler Allah'ın nezdindeki bu makamınıza ve Allah önceki ve sonraki bütün günahlarınızı bağışladığı halde…?" Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Ümmü Se-leme!" Hangi şey beni güvende kılabilir ki?! Allah Yunus b. Met-ta'yı göz açıp kapayıncaya kadar kendisine bıraktı ve neticede olanlar oldu."

20010. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) Ayşe'nin nöbeti olduğu bir gecede onun yanında bulunuyordu. Ayşe Peygambere şöyle arzetti: "Ey Al-lah'ın Resulü! Neden kendini sıkıntıya düşürüyorsun. Oysa Allah geçmiş ve gelecek tüm günahlarını affetmiştir." Peygamber şöyle buyurdu: Ey Aişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?"
20011. Bekr b. Abdillah şöyle di-yor: "Ömer b. Hattab Peygam-ber'in yanına vardı.

Peygamberin güçsüz düştüğünü -veya ateş-lendiğini demiştir- görünce şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Hali-niz ne de kötü!" Peygamber şöyle buyurdu: "Buna rağmen dün gece Kur'an'dan içinde yedi uzun sure bulunan otuz sure okudum." Ömer şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Oysa Allah geçmiş ve gelecek tüm günahla-rınızı bağışlamıştır. O halde ne-den kendinizi böyle sıkıntıya düşürüyorsunuz?" Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Ömer! Ben de şükreden bir kul olmayayım mı?"

20012. Tevus Fakih şöyle diyor: "Hicr'de İmam Seccad'ı namaz kılıp dua ederek şöyle derken gördüm: "Kulun senin derga-hındadır, esirin senin kapındadır, fakirin senin kapındadır, dilencin senin kapındadır. Sana örtülü olmayan bir şeyi şikayette bu-lunmaktadır." Bir rivayette de şöyle dediği yer almıştır: "Beni dergahından kovma"

Ali b. Ebi Talib'in kızı Fatıma Cabir b. Abdillah'ın yanına gitti ve şöyle dedi: "Ey Allah Resulü'nün sahabesi! Bizim sizin üzerinizde hakkımız vardır. Boynunuzda olan o haklardan biri de bizden birinin şiddetli ibadetten dolayı kendisini yok etmek üzere oldu-ğunda ona Allah'ı hatırlatmanız ve kendi canına acımasını iste-menizdir.

İşte babası Hüseyin'in yadigarı olan Ali b. Hüseyin burnunu (çok secdeden dolayı) yaralamış, alnı, dizleri, ellerinin için adeta delinmiştir. O kendini ibadette eritmiştir." Cabir İmam Seccad'ın (a.s) evinin yanına geldi, giriş için izin istedi. İçeri girdiğinde İmam'ın mihrabda olduğunu ve ibadetten dolayı bitkin düştüğünü gördü. Ali b. Hüseyin ayağa kalktı. Yavaş bir sesle onun halini sordu, daha sonra Cabir'i yanına oturttu.

Cabir ona yönelerek şöyle dedi: "Ey İbn-i Resulillah! Allah'ın cenneti hakikatte sizler ve dost-larınız için yarattığını, cehenne-mi ise düşmanınız ve muhalifle-riniz için yarattığını bilmiyor musunuz? O halde neden böyle sıkıntı ve eziyete düşüyorsu-nuz?" Ali b. Hüseyin şöyle bu-yurdu: "Ey Allah Resulü'nün sahabesi! Ceddim Resulullah (s.a.a) da geçmiş ve gelecek günahları bağışlandığı halde, yine de Allah'a çok ibadet etmekten geri kalmamıştır. Annem babam ona feda olsun. Öyle bir ibadet ediyordu ki, bacakları ve ayakla-rının altı şişiyordu.

Ona şöyle denildi: "Allah geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde sen böyle ibadet mi ediyorsun?" Peygamber şöyle buyurdu: "Şük-reden bir kul olmayayım mı?" Cabir İmam'a hiçbir sözün etki etmeyeceğini görünce şöyle ar-zetti: "Ey İbn-i Resulillah! Kendi canına acı. Zira sizler öyle bir hanedandansınız ki insanlar sizi vasıta kılarak ilahi dergahtan, belaların kendilerinden defedil-mesini,

sıkıntı ve zorluklarının giderilmesini ve gökleri (başları-na yıkılmaktan korumasını) di-lemektedirler." İmam şöyle bu-yurdu: "Ey Cabir! Ben babaları-mın yolunu devam ettireceğim ve onları görmeye koşuncaya kadar da onlara uyacağım." Bu esnada Cabir oradakilere döne-rek şöyle dedi: "Peygamberlerin çocukları arasında Yusuf b. Ya-kub dışında Ali b. Hüseyin'in bir benzeri görülmemiştir. Allah'a yemin olsun ki Ali b. Hüseyin'in soyu ve çocukları Yusuf'un soyu ve çocuklarından daha üstün-dür."

3848. Bölüm
Peygamberin Düşman-lar Tarafından İtham Edilmesi

Kur'an:
"And olsun ki: "Ona elbet-te bir insan öğretiyor" dedik-lerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kur'an ise fasih Arapça'dır. Allah'ın ayetlerine inanma-yanları Allah doğru yola eriş-tirmez. Onlara can yakıcı azâb vardır."
"Sonra ondan yüz çevir-mişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi."

"Öğüt ver; Rabbinin nime-tiyle sen, ne kahinsin ne de delisin. Yoksa senin için, "Ölümünü gözetlediğimiz bir şairdir" mi diyorlar. De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle berâber gözleyiciler-denim. Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir topluluk mudurlar? Yahut: "Onu kendi uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar iman etmezler. Eğer doğru söylüyorlarsa benzeri bir söz getirsinler."

"Kur'an şerefli bir elçinin getirdiği sözdür. O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz! Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz! Kur'an, âlemlerin Rabbinden indiril-medir. Eğer o (Muhammed), bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı biz onu kuv-vetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. Hiç biriniz de onu koruyamazdı-nız."
"Onlar: "Ey kendisine Ki-tab indirilen kimse! Sen mut-laka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler. Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdir-de de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar."

"Deli bir şair yüzünden ilahlarımızı mı bırakalım?" derlerdi. Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı."
"Meryem oğlu İsa: "Ey İs-railoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir Peygamber'i müj-deleyen, Allah'ın size gönde-rilmiş bir Peygamber'iyim" demişti. Ama o elçi, kendile-rine belgelerle geldiği zaman: "Bu, apaçık bir sihirdir" de-mişlerdi."

"Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir delil gö-rünce hâlâ yüz çevirirler ve, "Süregelen bir sihirdir" der-ler."
"Sonra da sırt çevirip bü-yüklük tasladı. "Bu sadece öğretile gelen bir sihirdir" dedi."
"Onlardan öncekilere, her hangi bir peygamber gelince: "Sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi."

Tefsir:
İbn-i Abbas şöyle diyor: "Kureyş şöyle dediler: "Bu Kur'an Allah nez-dinden değildir, aksine Bel'am ona öğretmektedir." Bel'am Mekke'de yaşayan Rum ehlinden Hıristiyan bir demirci idi. Zehhak şöyle diyor: "Ku-reyş'in bu şahıstan maksadı, Selman idi." Mücahit şöyle diyor: "Kureyş'in maksadı, Beni Hazremi'den Yaiş adında bir köleydi." Kureyş tarafın-dan bu ithamda bulunulunca şu ayet nazil olmuştur: "And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğreti-yor" dediklerini biliyoruz."

Allame Tabatabai bu ayetin tefsi-rinde şöyle diyor: "And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğreti-yor" dediklerini biliyoruz" ayeti de müşrikler tarafından Pey-gambere (s.a.a) yapılan bir iftirayı beyan etmektedir: Ve o "Şüphesiz ona bir beşer öğretmektedir" cümlesidir. Onların itirazının akışın-dan ve onlara verilen cevaptan da anlaşıldığı üzere Arap olmayan ve konuşma hususunda fesahatten nasipsiz bulunan bir şahıs dinler,

Peygamberlik hususu ve önceki Peygamberler hakkında bilgi sahibi olup, bazen Peygamber (s.a.a) ile görüşüyordu. İşte bu yüzden Peygamberi vahiy olduğunu iddia ettiği şeyleri bu şahıstan aldığını ve o şahsı bu şeyleri ona öğretmekle itham etmişlerdir ve bu da Allah-u Teala'nın müşriklerden naklettiği şu sözdür: "Şüphesiz ona beşer öğretmektedir." Bu özet cümle-nin taktiri ise şöyledir: "Şüphesiz ona beşer öğretmektedir ve ondan öğrendiği konuları yalan yere Allah'a isnat etmektedir."

Açıkça anlaşıldığı üzere o şahsın dilinin Arapça olmayışı, Kur'an'ın dilinin ise Arapça ve fasih oluşu müşriklerin şüphesini ortadan kaldı-ran bir cevap olamaz. Zira o şahsın bu konuları Arapça olmayan bir dille Peygambere öğrettiği ve Peygamberin de sahip olduğu belagat ile o konuları fasih bir Arapça kalıbında ortaya koyduğu iddia edilebilir. Bu da "Şüphesiz ona beşer öğret-mektedir" cümlesinden önce zihne takılan bir nüktedir. Zira onlar talim (öğretmek) tabirini ifade etmiş-lerdir, telkin ve dikte kavramını değil. Talim kavramı ise lafız ve kavram-dan daha çok anlama yakındır.

Böylece anlaşıldığı üzere "Kas-tettikleri kimsenin dili yaban-cıdır, Kur'an ise fasih Arap-ça'dır" cümlesi tek başına onların şüphesine cevap olamaz. Aksine ayetin devamı sonuna kadar kafirle-rin şüphesine tam bir cevap teşkil etmektedir. Üç ayetin toplamından elde edilen cevabın özeti şudur: "Sizin Peygambere attığınız iftira, Kur'an öğretilerini ona bir kişinin öğrettiğini ve onun da yalan yere onları Allah'a isnat ettiğini söylemeniz hususunda maksadınız,

o şahsın Kur'an lafızla-rını ve ifadelerini ona telkin ettiği ve öğrettiği ise ve Kur'an da Allah'ın değil de o şahsın sözü ise, bu şüpheni-zin cevabı şudur ki, o şahıs Arapça konuşan bir kimse değildir, oysa Kur'an apaçık ve fasih bir Arapçadır. Ama eğer maksadınız o şahsın Kur'an'ın anlamlarını Peygambere öğrettiği ve dolayısıyla da lafız ve ifadelerin Peygambere (s.a.a) ait oldu-ğu ve onun da yalan yere Allah'a isnat ettiği ise, onun da cevabı şudur ki Kur'an'da yer alan şeyler,

hiçbir akıl sahibinin hakkaniyeti hususun-da şüphe etmediği, akılların kabul etmek zorunda kaldığı ve Allah'ın Peygamberini kenlerine hidayet ettiği, hak öğretilerdir. O halde o Allah'ın ayetlerine iman etmiştir. Zira eğer iman etmeseydi, Allah ona hidayet etmezdi. Allah ayetlerine iman etme-yen kimseyi asla hidayet etmez.

Pey-gamber Allah'ın ayetlerine iman ettiği için de Allah'a asla yalan şeyler isnat etmez. Allah'a sadece onun ayetlerine iman etmeyen kimse yalan şeyler isnat eder. O halde bu Kur'an ne yalandır, ne iftiradır, ne de beşer tarafından alınmıştır ve ne de yalan yere Allah'a isnat edilmiştir. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'an ise fasih Arapçadır" cümlesi, şüphenin birinci bölümüne cevap teşkil etmektedir ve o şüphe de şudur ki Kur'an lafız ve ifadeleriyle sözde bir beşerin telkinleri yoluyla alınmıştır.

Ayetin anlamı ise şudur: Müşrik-lerin kastettiği ve "şüphesiz ona bir beşer öğretmektedir" de-dikleri şahsın dili fasih olmayan mübhem bir dildi. Oysa sizlere tilavet edilen Kur'an apaçık fasih bir Arap-ça diliyledir. O halde nasıl olurda fasih ve beliğ Arapça olan bir dil, Arapça bilmeyen bir kimse tarafın-dan ifade edilebilir?

"Şüphesiz iman etmeyen kimseler" ifadesi de iki ayetin sonuna dek, şüphenin ikinci bölümü-ne cevap teşkil etmektedir. Yani sözde Peygamber bu anlamları o şahıstan almış, sonra da -haşa- onu Allah'a isnat etmiştir.

Bu ayetlerin manası da şudur: "Allah'ın ayetlerine iman etmeyen ve onu inkar eden kimseleri Allah, Kur'an'a ve Kur'an'ın apaçık öğretile-rine hidayet etmez. Onları elim ve acıklı bir azap beklemektedir. Pey-gamber ise Allah'ın ayetlerine iman etmiştir. Çünkü Alalh'ın hidayetine mahzardır. Yalan söyleyen ve onları Allah'a isnat eden kimseler ise Al-lah'ın ayetlerine iman etmemişlerdir. Onlar sürekli yalan söyleyen yalancı-lardır.

Ama Peygamber (s.a.a) gibi Alalh'ın ayetlerine iman eden kimse asla yalan söylemez, iftirada bulun-maz. O halde söz konusu iki ayet, Peygamber'in Allah'ın hidayetiyle hidayete eriştiğinden, Allah'ın ayetle-rine iman ettiğinden kinayedir ve böyle bir kimse iftirada bulunmaz, yalan söylemez.
Müfessirler söz konusu iki ayeti birinci ayetten ayırmışlardır ve birinci ayeti şüphenin tam cevabı olarak kabul etmişlerdir. Oysa dediğimiz gibi bu ayet, müşriklerin şüphesine tam bir cevap değildir.

Müfessirler daha sonra "Bu apaçık bir Arapça dildir" cüm-lesini Kur'an'ı Kerim'in belagat mu-cizesi hakkında meydan okuyuşuna hamletmişlerdir. Oysa sizlerin de bildiği gibi ayetin lafızlarında Kur'an'ın ne belagat açısından mucize olduğu hususunda bir haber vardır ve ne de meydan okuyuşun bir belirtisi göze çarpmaktadır. Ayette olan şey sadece Kur'an'ın apaçık ve fasih bir Arapça olduğudur ve Arap olmayan bir şahsın bu fesahat ile beyan etme imkanı olmadığıdır.

Müfessirler sonraki iki ayeti de Allah'ın ayetlerini inkar eden Pey-gamberin Allah'a yalan isnat ettiği iddasında bulunan kimseleri tehdite hamletmişlerdir ve bu ayetler onlara acıklı bir azap vaat etmektedir. İftira atmayı ve yalan söylemeyi onlara geri çevirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Bun-lar yalan söylemeye ve iftirada bulun-maya daha layıktırlar. Zira onlar Allah'ın ayetlerine iman etmemişler-dir. Dolayısıyla da Allah onları hidayet etmemiştir.

Müfessirler bu algılayışları esasın-ca iki ayetteki kavramları anlamın hakikatlerinden daha da uzak düşe-cek bir şekilde mana etmişlerdir. Oysa dediğimiz gibi söz konusu ayet-ler hakkındaki bu yorum kafirlerin şüphesini ortadan kaldırmaya yetecek bir cevap mahiyetinde değildir."