Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


KONUYLA İLGİLİ HUSUSLAR


19868. Resulullah (s.a.a) altı elçi-sinden biri olan Dihye b. Halife Kelbi'yi Kayser'e doğru onu İslam'a davet etmesi için gönderdi. Peygamber Dihye'ye bir mektup verdi ve ona o mektubu Kayser'e teslim etmesi için Busra komutanına vermesini emretti ve Dihye mektubu Bursa komutanına iletti. O da o mektubu Kayser'e verdi.

O gün Kayser, Hims bölgesindeydi ve de Rumlular İran'a galip geldiği taktirde yalın ayak Konstantiniye'den İrma'ya (Beyt'ul-Mukaddes'e) gideceğine dair adakda bulunmuştu. Kayser mektubu okudu ve Hims bölgesindeki tapınakta ken-disiyle birlikte bulunan Rum büyük-lerine şöyle dedi: "Ey Rum büyükleri! Kurtuluşa ve hidayete erişmeyi, hükümdarlığınızın sağlam kalmasını ve İsa b. Meryem'in emrine itaat etmiş olmanızı ister misiniz?" Rum büyükleri şöyle dediler:

Ey padişah! Ne yapmamaız gerekir? Kayser şöyle dedi: "Bu Arap Peygambere tabi olunuz." Ravi şöyle diyor: "Onlar merkep yavruları gibi ürktüler, ortalığı velveleye verdiler, Haçı yükselttiler, Harkıl, onlardan bu tepkiyi görünce İslam'a teslim olmaktan ümidini kesti, kendi canı ve hükümeti hakkında tehlike hissine kapıldı. Bu yüzden onları sakinleşti-rerek şöyle dedi: "Sizlere dediğim şey gerçekte sizlerin dininizde bağlılığınızı denemek içindi ve sizlerin istediğim gibi olduğunuzu gördüm." Bu esnada onlar Kayser'in karşısında secdeye kapandılar.

19869. Peygamber altı elçisinden bi-ri olan Abdullah b. Huzafe Sehni'yi Kisra'yı İslam'a davet etmek için bir mektupla birlikte ona gönderdi. Ab-dullah şöyle diyor: "Allah Resu-lü'nün (s.a.a) mektubunu Kis-ra'ya teslim ettim. Mektubu kendisine okuduklarında mektu-bu alıp yırttı. Bu haber Allah Resulüne (s.a.a) ulaşınca Pey-gamber şöyle buyurdu: "Al-lah'ım! Hükümdarlığını yık" Kisra Yemen'deki varisi Bazan'a bir mektup yazarak, hızlı binici-lerden iki kişiyi, Hicaz'daki bu kimsenin (Peygamber'in) yanına göndermesini ve ondan kendisi-ne haber getirmesini emretti.

Bazan'da kahramanlarından birini bir mektup eşliğinde başka birisiyle birlikte gönderdi. O ikisi Medine'ye girince Bazan'ın mektubunu Peygamber'e (s.a.a) verdiler. Allah Resulü (s.a.a) tebessüm etti ve orada titreyen bu iki elçiyi İslam'a davet etti ve şöyle dedi: "Bugün gidiniz ve yarın geliniz ki size gerekli olan şeyi söyleyeyim." Ertesi gün o ikisi Peygamber'in yanına geldiler. Peygamber onlara şöyle buyurdu:

"Efendinize söyleyin ki benim rabbim dün geceden yedi saat geçtikten sonra onun rabbi olan Kisra'yı öldürdü" O gece hicri yedinci yılın, Cemadi'ul-Evvel ayınn onuncu günü olan Salı günüydü. Peygamber daha sonra şöyle buyurdu: "Allah-u Teala Hüsrev'in oğlu Şireveyh'i ona galip getirdi ve o da Hüs-rev'i öldürdü." O iki elçi bu ha-berle Bazan'ın yanına geri dön-düler. Böylece Bazan ve Ye-men'de bulunan tüm İranlılar müslüman oldular."

19870. Allah Resulü (s.a.a) altı el-çiden biri olan Hatib b. Ebi Belte'a Lehmi'yi bir mektup eşliğinde İsken-deriye'nin hakimi ve Kıbtilerin büyü-ğü olan Mukavkis'e gönderdi. Hatib, mektubu Mukavkise verdi. Mukav-kis onu okudu ve hatip ile güzel bir şekilde konuştu. Mektubu fil dişinden bir sandığa koydu. Ağzını mühürledi ve onu cariyesine verdi. Allah Resulü'ne (s.a.a) ise şöyle yaz-dı: "Henüz bir Peygamber'in baki kaldığını biliyordum, ama onun Şam'da zuhur edeceğini sanıyordum. Senin elçine ikramda bulundum. Şimdi de kıbtiler arasında yüce makamı olan iki cariyeyi, bir elbiseyi ve binmen için de bir katırı hediye olarak sana gönderiyorum." O başka bir şey yazmadı ve

Müslüman olmadı. Allah Resulü (s.a.a) Mukavkis'in hediseyini kabul etti. Cariyelerden biri Resulullah'ın oğlu İbrahim'in annesi olan Mariye, diğeri ise Mariye'nin kız kardeşi Sirin'in idi. Peygamber bu iki cariyeyi kabul etti. Gönderdiği merkep de o zamanlar araplar arasında eşi olma-yan bir katır idi ve o da düldül idi. Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: "Bu aşağılık kimse, padi-şahlığına tamahlandı. Oysa onun padişahlığı çok sürmeyecektir." Hatip şöyle diyor: "Mukavkis beni saygıyla ağırladı, beni sarayında bekletmedi ve ben onun yanında sadece beş gün kaldım."

19871. Resulullah (s.a.a) diğer altı elçiden biri olan Şuca' b. Veheb Ese-di'yi bir mektup eşliğinde İslam'a davet etmesi içni Haris b. Şimr Ges-sani'ye gönderdi. Şuca' şöyle diyor: "Gavtat-i Dimeşk'te bulunan Haris'in yanına gittim. O Hins bölgesinden İlya'ya gelmek iste-yen Kayser'i karşılamaya hazır-lanıyordu.

Ben iki ve üç gün sarayında bekledim. Daha sonra kapıcısına şöyle dedim: "Ben Allah Resulü'nün (s.a.a) Haris'e gönderdiği elçiyim." O şöyle dedi: "Dışarı çıkacağı falan güne kadar ona ulaşamazsın." Rum ehlinden olan ve adı Mera olan kapıcısı benden Allah Resulü hakkında sorular sordu. Ben de ona Allah Resulü'nün özellikle-rini ve davet ettiği dini anlattım. O bundan çok etkilenerek ağladı ve şöyle dedi: "Ben İncil'i oku-dum, şu anda da bu Peygam-ber'in özelliklerini aynen görü-yorum. Ben ona iman ettim ve onu tasdik ediyorum.

Ama Ha-ris'in beni öldüreceğinden kor-kuyorum. Mera bana ikramda bulundu, beni sıcak bir şekilde ağırladı. Haris içeriden dışarı çıktı. Tahtına oturdu, başına tacını koydu, daha sonra içeri girmem için bana izin verdi. Ben Allah Resulü'nün mektubunu ona teslim ettim. O mektubu okudu, daha sonra onu fırlatarak şöyle dedi: "Kim benden hü-kümdarlığı alabilir. Ben ona doğ-ru gideceğim. Eğer Yemen'de de olsa onun yanına varacağım."

O bir takım hayaller kurarak ayağa kalktı, atlara nal vurulmasını emretti ve daha sonra şöyle dedi: "Bu gördüklerini efendine haber ver." O Kayser için mektup yazdı. Benim gelişimi ve bu ko-nuda aldığı kararı ona iletti. Kay-ser de ona cevap olarak şöyle dedi: "Ona (Peygambere) doğru hareket etme. Bu işten vaz geç ve İlya'ya benim yanıma gel." Haris'in mektubunun cevabı gelince beni istedi ve şöyle dedi:

"Ne zaman efendinin yanına dönmek istiyorsun?" Ben, "Ya-rın" dedim. Haris bana yüz mis-kal altın vermelerini emretti. Mera yanıma geldi ve bana bir miktar harçlık ile bir elbise ver-melerini emreti ve şöyle dedi: "Benim selamımı Allah Resulü-ne (s.a.a) ilet. Ben Allah Resu-lü'nün yanına vardım, konuyu kendisine ilettim. Peygamber şöyle buyurdu: "Hükümdarlığı yok olsun." Hakeza Mera'nın selamını ve konuştuğu sözleri kendisine ilettim. Peygamber şöyle buyurdu: "O doğru demiş-tir" Haris b. Ebi Şimr Mekke'nin fethedildiği yıl öldü."

19872. Kayser'in Amman'daki va-lisi olan Ferve b. Amr Cüzami Bel-ka bölgesinden idi. Allah Resulü (s.a.a) ona hiçbir bir mektup yazma-dı. Ama o kendisi müslüman oldu. Müslüman olduğuna dair Allah Resulüne (s.a.a) bir mektup yazdı ve onu hediyelerle birlikte kendi kav-minden biri olan Mes'ud b. Sa'd vasıtasıyla gönderdi. Allah Resulü (s.a.a) mektubunu okudu, hediyesini kabul etti. Mektubuna cevap yazdı. Mes'ud b. Sa'd'a on iki buçuk Ukiy-ye,

yani beşyüz dirhem bağışta bulun-du.
19873. Allah Resulü (s.a.a) altı el-çiden biri olan Selit b. Amr Amiri'yi bir mektup ile birlikte İslam'a davet etmek için Hevze b. Ali Hanefi'ye gönderdi. Selit onun yanına vardı. Hevze onu ağırladı, misafir etti, ona bağışta bulundu. Peygamberin mek-tubunu okudu, Felit'e açık bir cevap vermedi ve Peygambere (s.a.a) şöyle bir mektup yazdı: "Davet ettiğin şey çok iyi ve güzeldir. Ben kavmimin şairi ve hatibiyim. Araplar benim makamıma saygı göstermektedir.

O halde benim için bölgede bir vali tayin et, ona tabi olayım." O Selit'e ödül verdi. Hecer kumaşından elbiseler giydirdi, Selit onların tümünü Peygamber'in huzuruna getirdi, sözlerini Peygamber'e ulaştırdı. Peygamber (s.a.a) Hevze'nin mektubunu okudu ve şöyle buyurdu: "Eğer benden bir olgunlaşmamış hurma tanesi miktarınca toprak dahi isterse ona vermeyeceğim. O ve sahip olduğu herşey yok olsun!" Peygamber, Mekke fethinden dönünce Cebrail ona Hevze'nin öldüğünü haber verdi."

19874. Ebu Süfyan şöyle diyor: "Şam'da olduğum zaman Allah Resulü'nden (s.a.a) Herkil'e bir mektup getirildi. Herkil şöyle dedi: "Bu Peygamber olduğunu söyleyen şahsın kavminden olan bir kimse burada var mıdır?" Oradakiler, "Evet" dediler. Ebu Süfyan daha sonra şöyle diyor: "Ben ve Kureyş'ten birkaç kişi davet edildik. Herkil'in yanına varınca o beni karşısında oturttu. Benimle beraber olanları da ar-kama oturttu...

Daha sonra mütercimine şöy-le dedi: "Ona Peygamber'in ha-sep ve nesebinin nasıl olduğunu sor." Ben şöyle dedim: "O bizim aramızda haseb ve neseb sahibi bir kimsedir." Herkil şöyle dedi: "Onun babalarından padişah olan var mıdır?" Ben, "Hayır" dedim. Herkil şöyle sordu: "Nü-buvvet iddiasında bulunmadan önce onu yalancılıkla itham etti-niz mi?" Ben, "hayır" dedim. O şöyle dedi: "Ona kimler tabi olmaktadır. Eşraf takımı mı yok-sa düşük insanlar mı?" Ebu Süf-yan şöyle diyor:

"Ben şöyle de-dim: "Düşük kimseler ona tabi olmaktadır." O şöyle sordu: "Günden güne onların sayısı artmakta mıdır yoksa azalmakta mıdır?" Ben şöyle dedim: "Hayır, aksine hergün artmaktadır." O şöyle sordu: "Herhangi bir kimse onun dinini kabul ettikten sonra, onun gazabından veya hoşnutsuzluğundan ötürü dinini terk etmiş midir?" Ben, "hayır" dedim. O şöyle dedi: "Onunla savaştınız mı? Ben "evet" dedim. O şöyle dedi:

"Sizin onunla savaşınız nasıl olmuştur?" Ben şöyle dedim: "Bizimle onun arasında bir çok şiddetli savaşlar olmuşur. O bizden öldürdü, biz de ondan öldürdük." O şöyle sordu: "O hıyanet ve vefasızlık göstermekte midir?" Ben şöyle dedim: "Biz onunla birlikte ol-duğumuz müddetçe ondan bir şey görmedik…" Herkil şöyle sordu: "Ondan daha önce hiç kimse böyle bir iddiada bulun-muş mudur?" Ben şöyle dedim: "Hayır…"

Herkil şöyle dedi: "Eğer onun hakkında dediğin doğruysa şüphesiz ki o Peygamberdir. Ben onun zuhur edeceğini biliyor-dum. Ama sizden olacağını tah-min etmiyordum. Eğer benim için mümkün olsaydı, onu gör-meyi isterdim. Eğer onun yanına gitseydim, ayaklarını yıkardım. Onun hükümdarlığı ayaklarımın altında olan yere kadar ulaşacak-tır." Ebu Süfyan şöyle diyor: "Herkil daha sonra Allah Resu-lü'nün (s.a.a) mektubunu istedi. Onu şu şekilde okudu: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla! Allah'ın Resulü Muhammed'den Rum büyüğü Herkil'e! Selam olsun hidayete tabi olan kimse-ye…

Ben seni İslam'a davet ediyorum. Müslüman ol ki esen-lik içinde kalasın. İslam'ı kabul et ki Allah sana kat kat mükafat versin. Eğer kabul etmezsen, halkının günahı da senin boynu-nadır. "Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak olan ke-limeye gelin. O da şudur ki: "Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım." Mektubu sona erdirince sesler yükseldi. Her tarafta fısıldaşmalar oldu. Bunun üzerine bizi yanından çıkarmalarını emretti. Dışarı çıkınca benimle birlikte gelenlere şöyle dedim: "Ebu Kebşe'nin oğlunun (Peygamber'in) işi bü-yüdü."

19875. Dihye-i Kelbi şöyle diyor: "Allah Resulü beni bir mektupla birlikte Kayser'e gönderdi. O Papaz'a mesaj gönderdi, Mu-hammed'in (s.a.a) haberini ve mektubunu ona iletti. Şöyle dedi: "Bu gelişini beklediğimiz Pey-gamberdir, İsa b. Meryem onun gelişini müjdelemiştir." Papaz şöyle dedi: "Ben ona iman edi-yorum ve ona tabi oluyorum." Kayser de şöyle dedi: "Ama eğer bende bu işi yaparsam, padişah-lığım ortadan kalkar." O daha sonra şöyle dedi: "Onun kav-minden burada olan birini yanı-ma getirin ki onun hakkında bir takım sorular sorayım." Ebu Süfyan ve Kureyş'ten

olan bir grup daha önce ticaret için Şam'a girmişlerdi, Kayser onları çağırttı ve şöyle dedi: "Sizden ona en yakın akrabası olan yanıma gelsin." Ebu Süfyan yanına vardı, Kayser ona şöyle dedi: "Ben Peygamber olduğunu söyleyen bu kimse hakkında sana bir takım sorular sormak istiyorum." Daha sonra Ebu Süfyan'ın yanında olan şahıslara şöyle dedi: "Eğer o yalan cevap verirse, siz yalan olduğunu söyleyin." Ebu Süfyan şöyle diyor: "Eğer yanımdakilerin beni yalan-lamasından korkmasaydım, Her-kil'e gerçeklerin aksini söyler-dim." Herkil şöyle dedi: "Onun nesebi ve aile durumu sizin ara-nızda nasıldır?" Ben, "muteber-dir" diye cevap verdim. O şöyle dedi: "Sizden başka biri de bu iddiada bulunmuş mudur?" Ben,

"Hayır" dedim. O şöyle sordu: "Onu daha önce yalancılıkla ittiham ettiniz mi?" Ben, "hayır" dedim. O şöyle sordu: "Kavmin büyükleri ve eşraf takımı mı ona uymaktadır, yoksa sıradan insan-lar mı?" Ben, "sıradan düşük insanlar" dedim. O şöyle sordu: "Sayıları çoğalıyor mu yoksa azalıyor mu?" Ben, "Artıyor" dedim. O şöyle sordu: "Hiç kimse ondan hoşnut olmadığı sebebiyle dininden dönüp mür-ted olmuş mudur?" Ben, "Hayır" dedim. O şöyle sordu: "Hıyanet ve vefasızlık göstermiş midir?" Ben, "Hayır" dedim. O şöyle sordu: "Sizler onunla savaştınız mı?" Ben, "Evet" dedim.

O şöyle sordu: "Sizin onunla savaşınız nasıl olmuştur?" Ben şöyle dedim: "Çok şiddetli olmuştur, bazen o galip gelmiştir. Bazen de biz." Herkil şöyle dedi: "Bu nübuvvetin ni-şanesidir" Daha sonra şöyle sordu: "Size neyi emrediyor?" Ben şöyle dedim: "Bize, sadece Allah'a ibadet etmemizi, ona hiçbir şeyi şirk koşmamamızı emretmektedir.

Bizi, babalarımı-zın taptığı şeylerden alı koymak-tadır. Bizlere namaz, oruç, iffet, doğruluk, emanete riayet ve ahde vefayı emretmektedir." Herkil şöyle dedi: "Bu Peygamberin özelliklerindendir, ben onun zuhur edeceğini biliyordum. Ama sizden biri olacağını tah-min etmiyordum.

Çok yakında iki ayağımın altındaki yerlere de sahip olunacaktır. Eğer yanına gidebilseydim, şüphesiz onu görmeye koşardım. Eğer yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım." Hıristiyanlar, onu öldürmek için Papaz'ın yanına toplandılar." Herkil şöyle dedi: "Efendinin yanına git, ona selamını söyle ve ona bildir ki ben Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun elçisi oldu-ğuna tanıklık ediyorum. Hırsitiyanlar benim bu işimden dolayı gazaplandılar." Herkil daha sonra Hıristiyanların arası-na gitti, onlar da onu öldürdü-ler."

19876. Allah Resulü (s.a.a) Rum imparatoruna şöyle bir mektup yazdı: "Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla! Allah'ın Resulü, kulu ve elçisi Muhammed'den Rum bü-yüğü Herkil'e! Selam doğru yola tabi olanlara olsun. Ben seni İslam'a davet ediyorum. İslam'ı kabul et ki güvenllikte olasın, Müslüman ol ki Allah ecrini kat kat versin.

Eğer kabul etmezsen halkının günahı da senin boynu-nadır. Ey kitap ehli! Bizim ve sizin aranızda ortak olan kelime-ye gelin! Bu kelimede Allah'tan başkasına ibadet etmememiz ve ona hiçbir şeyi ortak koşmama-mızdır. Bizden biri diğerini Allah yerine ilah edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Şahit olun ki biz Müslümanız."

19877. İbn-i Mehdi Metamiri'nin Mecalis Adlı kitabında yazdığı üzere Allah Resulü (s.a.a) Kisra'ya şöyle bir mektup yazdı: "Allah Resulü Muhammed'den Kisra b. Her-mezd'e! İslam'ı kabul et ki gü-venlik içinde olasın. Aksi taktir-de Allah'a ve Resulüne karşı savaş ilan et. Doğru yola tabi olanlara selam olsun." Mektup Kisra'ya ulaşınca o mektuba itinasızlık

göstererek yırttı ve şöyle dedi: "Beni dinine davet eden ve adını benim adımdan önce yazan bu kimse kimdir?" O Peygamber'e bir avuç toprak gönderdi: "Peygamber de ona şöyle buyurdu: "Allah mektu-bumu yırttığı gibi onun padişah-lığını da yok etsin. Biliniz ki çok geçmeden onun saltanatı dağıla-caktır. O benim için bir avuç toprak göndermiştir. Biliniz ki çok geçmeden onun topraklarını ele geçireceksiniz."

19878. Muhammed b. İshak şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) Abdu-lalh b. Hüzafe b. Kays'ı İran padişahı Kisra b. Hürmüz'e gönderdi ve ona şöyle yazdı: "Rahman ve Rahim olan Al-lah'ın adıyla! Allah Resulü Mu-hammed'den İran büyüğü Kis-ra'ya! Doğru yola tabi olanlara selam olsun! Allah'a ve onun elçisine iman et… Ben seni aziz ve celil olan Allah'a davet ediyo-rum. Zira ben Allah'ın tüm in-sanlara gönderdiği ve canlı olan herkesi uyarmak ve kafirler için hak sözü açığa çıkarmak için gönderdiği elçisiyim. O halde İslam'ı kabul et ki güvende ola-sın. Eğer bundan sakınırsan, mecusilerin günahı da senin boynunadır."

19879. el-Herais ve'l-Ceraih adlı kitapta şöyle yer almıştır: "Kisra Hüsrev Seyf b. Zi Yezen'in geri kalan dostlarından biri olan Fi-ruz-i Deylemi'ye şöyle yazdı: "Adını benim adımdan önce yazan, küstahça beni dinimden başkasına davet eden kimseyi benim yanıma gönder." Firuz Resulullah'ın (s.a.a) yanına geldi ve şöyle dedi: "Benim rabbim seni onun yanına götürmemi emretmektedir." Allah Resulü şöyle buyurdu:

"Benim Rabbim de bana, senin rabbinin dün öldürüldüğünü haber vermiştir." Bu esnada oğlu Şirveyh'in o gece ona saldırdığı ve onu öldürdüğü haberi geldi. Böylece Firuz ve beraberindekiler, İslam'ı kabul ettiler. Yalancı Absi kıyam edin-ce, Allah Resulü Firuz'u onu öldürmek için gönderdi. Firuz da damdan yukarı çıkıp onun boynunu sıktı ve onu öldürdü."

19880. Resulullah (s.a.a), Tihame dağında toplanan, Kinane, Muzeyne, Hekem ve Kare kervanlarına saldırıp yağmalayan ve Allah Resulü'nün (s.a.a) galibiyetinden sonra da ona elçiler gönderen (yol kesici) bir gruba ve onlara uyan bir grup köleye şöyle yazmıştır: "Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla! Bu Allah'ın elçisi Muhammed'den Allah'ın özgürlüğe kavuşmuş kölelerine! Eğer iman eder, namaz kılar ve zekat verirlerse,

ferdi olarak kölelikten özgürdürler ve onların efendisi Muhammed'dir. Herkim bir kabileden olursa, o kabileye geri çevirilmez. Eğer boynunda bir kan varsa veya bir mal almış-sa kendisine aittir ve bağışlanır. Eğer halktan bir alacakları varsa onlara geri çevirilir, onlara asla zulmedilmez. Onlar Allah'ın ve Muhammed'in emanı altındadır. Selam olsun sizlere."

19881. Enes şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) Kisra, Kayser, Neccaşi ve diğer hükümdarlara mektuplar yazdı. Onları Allah'a teslimiyete davet etti. Bu Neccaşi, Allah Resulü'nün (s.a.a) kendisine (öldüğünde gıyabında namaz kıldığı) Neccaşi değildir."
19882. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) şu ayeti yazdı: "Bizimle sizin aranızda eşit olan kelimeye gelin…"
bak. El-Bihar, 20, 377, 21. Bö-lüm; Tebekat'ul Kubra, 1/258

504. Ko-nu

en-Nübuvvet(4)
Nübü-vet (4)
Peygambe-rimizin Sıfat-ları

Bihar, 16/194, 9. bölüm; Me-karim'ul-Ahlakihi ve Siruhu ve Sünenih (s.a.a)
Bihar, 16/294, 10. bölüm; Mizahih ve Zihkih
Bihar, 16/299, 11. bölüm; Fezaluhu ve Hesaisuhu (s.a.a)
Kenz'ul-Ummal, 12/451, el-Hesais

bak.
el-Hulk, 1102. bölüm; es-Sünnet, 1916. bölüm; es-Silah, 1852. bölüm; el-Emsal, 3600-3603
3827. Bölüm
Peygamberin (s.a.a) Hanedanı

19883. İmam Ali (a.s), Peygamber-lerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuş-tur: "Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmış-tır... Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkar-dığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çı-karmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır. Haremde bitmiş, kerem ile yetişmiştir. O ağacın dalları yüksektir ve (kötülüklerle) meyvesine erişilmez."

19884. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, meyveleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medi-ne'dir. İsmi orada yücelip sesi orada duyulmuştur."

19885. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Muhammed b. Abdillah b. Abdilmuttalib'im. Allah-u Teala yaratıkları yarattı, beni onların en iyilerinde (sırtla-rında) karar kıldı. Daha sonra onları iki gruba ayırdı. Yine beni onların en iyi grubunda karar kıldı. Sonra onları kabile kabile kıldı. Beni de en iyi kabilelerde karar kıldı. Daha sonra onları, hanedanlara ayırdı. Beni de en iyi hanedanda karar kıldı. O halde ben hanedan açısından en hayır-lınız ve nefis açısından en iyini-zim."

19886. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah-u Teala yaratıklarını yarattı, onları iki gruba ayırdı. Beni en iyi grub-ta karar kıldı. Daha sonra onları kabile kabile kıldı. Beni kabilele-rin en iyisinde karar kıldı. Daha sonra onları hanedanlara bölüş-türdü. Beni de onların en iyi hanedanında karar kıldı. O halde ben en iyi kabileden ve en iyi hanedandanım."

19887. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ve yine şahadet ederim ki Muhammed de O'nun kulu ve elçisi, kullarının efendisidir. Allah kullarını iki bölüğe ayırdığında, peygamberini o iki bölükten en iyisinde karar kılmıştır."
bak. 3775. Bölüm

3828. Bölüm
Peygamber'in (s.a.a) Özellikleri
Yetim

Kur'an:
"Seni yetim bulup da ba-rındırmadı mı?"
19888. Mecme'ul-Beyan'da şöyle ye-ralmıştır: "Allah Resulü (s.a.a) annesinin karnında iken babası vefat etti. Diğer bir görüşe göre ise doğumundan az bir müddet geçtikten sonra değerli babası vefat etti ve henüz iki yaşınday-ken annesi dünyadan göçtü. Sekiz yaşındayken de dedesini kaybetti."

19889. İbn-i Abbas Allah'ın, "Seni yetim bulup da barın-dırmadı mı?" ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Ger-çekte o (peygamberi) bütün bir yeryüzünde ilklerden ve sonlar-dan hiçbir benzeri olmaması sebebiyle yetim olarak adlandı-rılmıştır. Bu yüzden de aziz ve celil olan Allah ona ihsan buyur-duğu nimetlerini anarak şöyle buyurmuştur: "Seni yetim bu-lup…" Yani yegane ve eşsiz. "Sonra seni barındırdı." Yani insanları sana doğru çekti, onlara senin üstünlük ve değerini tanıttı ve böylece onlar da seni tanıdı-lar."

19890. İmam Bakır veya İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Seni yetim bulup da barın-dırmadı mı?" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yetim, eşi olmayan kimse anlamındadır. Bu yüzden de inci tanesine "yetime" denmektedir. Çünkü eşi yok-tur."
19891. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Peygamberi Muhammed'e (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Seni yetim bulup da barındırmadı mı?" Yani şöyle demektedir: "Seni yegane (inci tanesi gibi) bulup da insanları sana doğru çekti."
19892. İmam Bakır veya İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Seni yetim bulup da barın-dırmadı mı?" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani insanları sana doğru çekti."

3829. Bölüm
Fakir

Kur'an:
"Seni fakir bulup zengin-leştirmedi mi?"
19893. İmam Ali (a.s), Peygamber-lerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuş-tur: "Onlar, mustazaf bir topluluktu. Allah onları açlıkla denedi, meşakkatlere, korkulara uğratarak imtihan etti... Fakat Allah, elçilerini iradelerinde güç sahibi kıldı, görenlere karşı hallerini zayıf gösterdi. Gözleri, gönülleri dolduran bir kanaat, kulaklara ve gözlere eza olan bir yokluk verdi."

19894. İbn-i Şehraşub'un el-Menakıb adlı kitabında şöyle yer almıştır: "Peygamber zayıf ve fakirlerin özelliklerine sahip bi-riydi. Bu özelliklerinden bir bö-lümü dahi bir şahısta bulunacak olursa, işi perişan olurdu. Pey-gamber, yetim, fakir, zayıf, yalnız ve garip idi. Ne bir kalesi vardı, ne azameti, ne de şevketi. Ayrıca bir çok düşmanı vardı. Bütün bunlara rağmen, yüce bir maka-ma erişti.

Bu da onun nübuvve-tinin nişanesi ve delili oldu. Ka-ba bedeviler onun yüce yüzünü gördüklerinde şöyle diyorlardı: "Allah'a yemin olsun ki bu ya-lancı bir kimsenin yüzü değil-dir." Takip altında olduğu za-manların zorlukları karşısında direniyor, düşmanın savaş ve yağmalarına uğradığı zamanların zorlukları ve şiddeti karşısında da sabrediyordu. Dünyaya asla itina etmiyor, ahirete rağbet ve iştiyak duyuyordu. Böylece onun egemenliği sabit ve kalıcı oldu."

19895. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fakirlik benim iftiha-rımdır."
bak. 3830. Bölüm, 19896. hadis; el-Fakr, 3222. Bölüm; ed-Dunya, 1224. Bölüm

3830. Bölüm
Ümmi
Kur'an:
"Sen daha önce bir Kitap-tan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi."
"İşte sana da buyruğu-muzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitab nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat biz onu, kullarımızdan dilediği-mizi onunla doğru yola eriş-tirdiğimiz bir nur kıldık."

19896. İmam Rıza (a.s), Hz. Mu-hammed'in (s.a.a) nübuvvetini ispat etmek makamında çeşitli din mensuplarıyla yaptığı tartışmalarında şöyle buyurmuştur: "Nübuvvetinin nişanelerinden biri de Peygam-ber'in yetim, fakir, çoban ve işçi birisi olmasıdır. Peygamber ne bir kitap öğrenmiş, ne de bir öğretmenin huzuruna gidip gel-miştir. Daha sonra kelime kelime Peygamberlerin kıssalarını, geçmişlerin ve kıyamete kadar gelecektekilerin haberlerini için-de bulunduran bir Kur'an getir-miştir."
Bak. 3848. bmölüm, el-Bihar, 16/132-135

3831. Bölüm
Peygamber Yüce Ahlak Üzeredir

Kur'an:
"Şüphesiz sen yüce bir ahlak üze-resin."
19897. İbn-i Şehraşub'un Menakıb adlı kitabında şöyle yer almıştır: "Peygamber (s.a.a) gönderilme-den önce Peygamberlerin sıfatla-rından yirmi sıfata sahipti. Eğer onlardan biri dahi bir şahısta bulunsaydı, bu onun azametinin delili sayılırdı, nerede kaldı ki bütün bunlara sahip olsun! Pey-gamber, emin, doğru,

mahir, asil, şerif, yüce makam sahibi, fasih, hayırsever, akıllı, faziletli, ibadet ehli, dünyaya itinasız, cömert, kahraman savaşçı, kanaatkar, mütevazi, halim, merhametli, gayretli, sabırlı ve güzel geçimli idi. Hiçbir müneccim, kahin ve gaypten haber veren kimselerle haşir neşir olmamıştır."

19898. Enes şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) insanların en güzel huylusuydu."
19899. Aişe kendisine Peygam-ber'in (s.a.a) evdeki ahlakı sorulunca şöyle demiştir: "O ahlak açısından insanların en güzeliydi, ne söver ne kötü bir laf ederdi. Çarşı pazarda kalabalık etmez, kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi, aksine affeder ve (insanların hatalarını) görmezlikten gelirdi."

19900. Ka'b'ul-Ahbar, Peygam-ber'in (s.a.a) Tevrat'taki sıfatları hakkında sorulunca şöyle demiştir: "Onu şöyle buluyoruz: "Mu-hammed b. Abdillah… ne kötü dillidir, ne de sokak ve pazarda gürültü koparır! Kötülüğe kötü-lükle karşılık vermez, aksine bağışlar ve affeder."

19901. Ka'b'ul-Ahbar hakeza şöyle diyor: "Biz Tevrat'ta şöyle oku-maktayız: "Muhammed seçkin bir Peygamberdir; kaba huylu değildir, sokak ve pazarda gürül-tü çıkarmaz, kötülüklere kötü-lükle karşılık vermez, aksine bağışlar ve affeder."
19902. Hasan şöyle diyor: "Pey-gamberin (s.a.a) ashabından bir grup toplandılar ve şöyle dediler: "Birini müminlerin annelerinden birinin yanına göndermemiz ve kendimize örnek almak için Peygamberin

(s.a.a) nerde nasıl davrandığını sormamız, ne de iyi olurdu." Onlar birini birer birer onların yanına gönderdiler ve o gönderilen kimse, onların tü-münden şu cevabı getirdi: "Siz-ler Peygamberinizin ahlakını soruyorsunuz. Onun ahlakı Kur'an'dır. Allah Resulü geceleri namaz kılıyor ve hem de uyuyor, (gündüzleri) oruç tutuyor ve hem de oruç tutmuyor ve aile-siyle yatıyordu."

19903. Ali'nin (a.s) çocuklarından biri olan İbrahim b. Muhammed şöyle diyor: "Ali (a.s) Peygamber'in (s.a.a) sıfatını beyan ederken şöyle buyuruyordu: "O peygam-berlerin sonuncusudur, insanla-rın en çok bağışlayanı, en kah-ramanı, en doğru sözlüsü ve sözüne en bağlısı idi. Herkesten daha yumuşak huylu ve daha yüce davranışlıydı. (Herkes ön-ceden anlaşmaksızın onu gördü-ğünde, heybeti herkesi sarıyor, onunla oturup kalkan ve onu tanıyan kimse seviyor ve onu nitelendirmek isteyen kimse şöyle diyordu: "Onun bir benze-rini ne geçmişte ne de şimdi gördük."

19904. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü iki iş arasında kaldığında onun en kolay olanını seçiyordu ve bu da günahın olmadığı du-rumda geçerliydi, ama eğer gü-nah olsaydı, bütün insanlardan daha çok ondan sakınırdı."
19905. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Peygamber kendisi için iki iş ortaya çıktığında, mut-laka onun en zor olanını seçer-di."

19906. "Muhammed b. Hanefiyye şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) genelde hiçbir zaman bir şeye hayır demezdi, onu yapmak istediğinde, "evet" diye buyururdu. Eğer yapmak istemezse susardı ve neticede muhatabı Peygamberin o şeye meyletmediğini anlardı."

19907. Aişe (a.s) şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) insanların en yumuşak huylusu ve en yüce olanıydı. O da sizin erkeklerinizden bir erkek gibiydi. Şu farkla ki o sürekli gülümser ve tebessüm ederdi."
19908. İbn-i Şehraşub'un Menakib adlı kitabında şöyle yer almıştır: "Peygamber (s.a.a) Allah'ın zik-riyle kalkıyor ve Allah'ın zikriyle oturuyordu."

19909. Abdullah b. Haris şöyle di-yor: "Ben Allah Resulü kadar dudaklarında tebessüm olan başka kimseyi görmedim."
19910. Said-i Mekburi şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) bir iş yap-mak istediğinde onu sürekli kılı-yordu. Onu bir defa yapıp son-raki defalar yamamazlık etmez-di."

19911. Ata b. Yesar şöyle diyor: "Cebrail Mekke şehrinin üst bölgesinde sırtını dayayıp yemek yediği bir halde Peygamber'in (s.a.a) yanına vardı ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Şahlar gibi yemek yiyorsun." Daha sonra Allah Resulü doğru oturdu."

19912. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Resulullah'ı gönderdiği zamandan beri sırtını dayayarak yemek yemedi ve sultanlar gibi olmayı sevmedi ve biz de bu işi yapamayız."

19913. İmam Ali (a.s), Peygam-ber'in (s.a.a) niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "O, el açısından insanların en cömerdi, yürek açısından insanların en kahramanı, dil açısından insanların en doğru söyleyeni, zimmet açısından insanların en vefalısı, huy açısından insanların en yumuşağı, davranış açısından insanların en yücesi idi. Onu ilk defa gören kimse heybetine kapılır, onunla birlikte olan kimse, onu tanır ve severdi. Onun bir benzerini, ne önce ne de sonra gördüm."
19914. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir şahıs Allah Resu-lü'nün (s.a.a) yanına geldi.

Pey-gamber'in elbisesinin eskiyip pörsüdüğünü görünce ona oniki dirhem takdim etti." Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Ali! Bu dir-hemleri al, bu paralarla giymem için bana bir elbise al." Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Ben pazara gittim ve kendisine on iki dir-hemlik bir elbise alarak Peygam-ber'in (s.a.a) huzuruna getirdim. Peygamber ona baktı ve şöyle buyurdu: "Ey Ali! Eğer başka bir gömlek olsaydı, daha çok sever-dim.

Sahibinin onu geri alacağını düşünüyor musun?" Ben, "bile-miyorum" diye arzettim. Pey-gamber şöyle buyurdu: "Git ve gör bakalım." Ben de gömleği satan kimsenin yanına gittim ve şöyle dedim: "Allah Resulü (s.a.a) bundan hoşlanmadı ve başka bir gömlek istemektedir. O halde bunları bizden geri al."

Satıcı kimse dirhemleri bana geri verdi, ben de onları Allah Resu-lüne (s.a.a) geri getirdim. Pey-gamber Ali ile birlikte gömlek almak için pazara gitti. Yolda kenarda oturan ve ağlayan bir cariye gördü. Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Sana ne oldu?" Cariye şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! Ailem bana kendi-leri için bir şey almak üzere dört dirhem para verdi, ama bu dir-hemleri kaybettim ve onların yanına geri dönmeye cesaret edemiyorum. Allah Resulü (s.a.a) ona dört dirhem verdi ve ona şöyle buyurdu: "Ailenin yanına geri dön." Daha sonra Resulul-lah (s.a.a) pazara gitti ve kendine dört dirhemlik bir gömlek aldı, onu giydi, aziz ve celil olan Al-lah'a şükretti ve pazardan dışarı çıktı.

Orada çıplak olan ve şöyle diyen birini gördü: "Herkim beni giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerini giydirsin." Resulullah (s.a.a) aldığı gömleği çıkardı ve o fakire giydirdi. Daha sonra pazara geri döndü ve geri kalan dört dirhemle başka bir gömlek aldı, onu giydi, Alalh'a şükretti ve eve doğru geri döndü. Aniden o cariyenin yolda oturup ağladığını gördü. Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Neden ailenin yanına geri dönmüyorsun?"

O şöyle arzetti: "Ey Allah Resulü! Ben geciktim ve beni vurmalarından korkuyo-rum." Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Öne düş ve evinizin yolunu bana göster." Allah Re-sulü gitti ve evin kapısına vardı. Durup şöyle buyurdu: "Ey ev halkı! Selam olsun size!" Ama bir cevap alamadı. Peygamber yeniden selam verdi yine cevap alamadı. Peygamber üçüncü defa selam verdi. Bu defa ev halkı şöyle cevap verdiler: "Allah'ın selam, rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun."

Peygamber onlara şöyle buyurdu: "Neden birinci ve ikinci defa selamıma cevap vermediniz?" Onlar şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Selamınızı işittik, ama onu fazla demenizi istedik." Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bu cariye eve gelmekte gecikmiştir, ona eziyet etmeyiniz." Onlar şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Onu sizin adımınızın uğuruyla azad ettik." Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah'a hamd olsun. Ben bu on iki dirhemden daha bereketlisini görmedim. Allah onlarla iki çıplağı giydirdi ve bir insanı azad etti."
bak. El-Hulk, 1102. Bölüm

3832. Bölüm
Emin

Kur'an:
"Sözü dinlenen ve emin-dir."
19915. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bilin ki Allah'a yemin olsun ki ben gökte de eminim, yeryüzünde de eminim"
19916. Keşf'ul-Gumme'de şöyle yer almıştır: "Peygamber'in (s.a.a) adlarından biri de emanetdarlık ve sözünde durmaktan alınan Emin'dir. Peygamber gönderil-meden önce de Araplar onu Emin olarak adlandırıyordu. Çünkü onun emanete riayet ettiğini görmüşlerdi. Dolayısıyla herkimin sözünde durmama ve yalandan güvende olursan o şahıs emindir. Bu yüzden Allah Cebrail'i bu sıfatla zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Sözü din-lenilen ve emidir."

19917. İbn-i İshak şöyle diyor: "Allah Resulüne (s.a.a) vahiy nazil olmadan önce de Kureyş onu emin olarak adlandırmıştı."
19918. İbn-i İshak bi'setten önce Kabe'nin bina edilişi konusundan bahsederken şöyle yazmaktadır: "Kureyş kabileleri Ka'be'yi bina etmek için taş topladılar. Her kabile ayrı ayrı taş topluyordu. Onlar Kabe'nin temellerini yük-selttiler ve Rükn'e -yani Ha-cer'ul-Esved'e- ulaştılar. Bu es-nada birbiriyle tartışmaya geçti-ler. Her kabile Hacer'ul-Esved'i yerine başkası değil kendisi koymak istiyordu… Daha sonra onlar mescitte toplandılar,

meş-veret ettiler. Her biri diğerini insafa davet etti. Bazı raviler şöyle demişlerdir: "Ebu Ümeyye b. Muğire b. Abdillah b. Ömer b. Mehzum o yıllarda Kureyş'in en yaşlısı olduğu için şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu! Geliniz ve bu mescidin kapısından ilk giren kimseyi kendi aranızda hakem kılınız." Kureyş bunu kabul etti. Onların yanına gelen ilk kimse Allah Resulü (s.a.a) idi. Kureyş onu gördüğü zaman şöyle dediler: "Bu emin kimsedir,

biz onu kabul ediyoruz, o Muhammed'dir." Peygamber onlara ulaşınca konuyu kendisine ilettiler. Peygamber şöyle buyurdu: "Bir bez getirin" Bezi getirdiler, Peygamber Hacer'ul-Esved'i kaldırdı, kendi eliyle bezin üzerine koydu sonra şöyle buyurdu: "Her kabile bu bezin bir köşesinden tutsun ve hepiniz onu kaldırınız. Kureyş bu işi yaptı ve Hacer'ul-Esved koyula-cağı yere geldiğinde de Peygam-ber onu kendi eliyle kaldırdı ve kendi yerine koydu. Daha sonra üzerine bina etti."
19919. İbn-i Abbas veya Muha-memd b. Cübeyr b. Mut'im, Ka'benin bine edilişi hakkında şöyle demiştir: "Ka'be'de Rükn'e Hacer'ul-Esved'in koyulduğu yere ulaşıldığında her kabile şöyle dedi:

"Biz onu yerine koymaya daha layığız." Sonunda ihtilaf çıktı, neredeyse birbirini öldürmelerinden korkuldu. Ama sonunda Ben-i Şeybe kapısından giren ilk kimsenin Hacer'ul-Esved'i yerine koyması kararlaştırıldı. Herkes şöyle dedi: "Biz buna razıyız ve kabul ediyoruz." Allah Resulü (s.a.a) Ben-i Şeybe kapısından giren ilk kimseydi. Onu gördükleri zaman şöyle dediler: "Bu şahıs emindir, hangi hükmü verirse biz ona razıyız."

19920. Davud b. Husayn, Peygam-ber'in (s.a.a) sıfatı hakkında şöyle demiştir: "O bütün kavminden mürüvvet açısından en üstün, en güzel ahlaklı, güzel davranışlı, en iyi komşu, en çok hilim sahibi, daha çok emanete vefalı, en doğru sözlü idi. Kötü dilli ol-maktan ve başkalarına eziyet etmekten, herkesten daha uzak idi. Asla biriyle tartışdığı veya cedelleştiği görülmemiştir. Allah beğenilmiş ahlak ve hasletleri onun vücudunda bir araya top-lamıştır. Öyle ki Kureyş onu emin olarak adlandırmıştır ve Mekke'de genellikle emin laka-bıyla anılıyordu."

19921. İbn-i İshak şöyle diyor: "Hatice binti Huveylid, tacir, şerafet sahibi ve varlıklı biriydi. İnsanları ticaret için malıyla istihdam ediyor ve işleri karşısında ticaretten elde ettiği kazançtan belli bir miktarını onlara veriyordu. Kureyş tacir bir topluluktu. Peygamber'in doğru söylediğini, emanete riayet ettiğini ve beğenilmiş ahlakını duyduğunda ona birini gönderdi ve kendisinden bir malla ticaret için Şam'a gitmesini teklif etti."


3833. Bölüm
Sadık (Doğru Sözlü)

19922. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Yakın akrabalarını uyar!" ayeti nazil olduğunda, Allah Resulü Sefa dağının üzerine çıktı ve şöyle seslendi: "Ey Kureyş topluluğu!" Kureyş şöyle dediler: "Bu Sefa'nın tepesinden feryat eden Muhammed'dir." Bunun üzerine hepsi toplanıp, oraya gittiler ve şöyle dediler: "Ne oldu ey Muhammed?" Peygam-ber şöyle buyurdu: "Eğer ben size bu dağın arkasında bir süva-ri birliğinin olduğunu söylersem sözüme inanır mısınız?"

Onlar şöyle dediler: "Evet sen bizim aramızda itham edilen ve adı kötü olan biri değilsin. Asla sen-den bir yalan işitmedik." Pey-gamber şöyle buyurdu: "O halde ben sizleri korkunç bir azapla uyarıyorum. Ey Abdulmuttalib oğulları! Ey Abd-u Menaf oğul-ları! Ey Zühre oğulları! -böylece Kureyş'in bütün boylarının ve hanedanlarının adını andı- Allah bana yakın akrabalarımı uyar-mamı emretmiştir. Ben sizlere "Allah'tan başka ilah yoktur" demedikçe,

dünyada hiçbir fay-daya ve ahirette de hiçbir paya sahip değilim." Bu ensada Ebu Leheb şöyle dedi: "Helaket olsun sana! Bizleri bunun için mi topladın?
Bundan dolayı Allah Tebare-ke ve Teala "Ebu Leheb'in iki eli kurusun (helak olsun) ve kurudu da." suresini nazil bu-yurdu."
19923. İbn-i Şehraşub'un Mena-kıb'ında şöyle yer almıştır: "Rivayet edildiği üzere, "Yakın akraba-larını uyar" ayeti nazil oldu-ğunda, Allah Resulü (s.a.a) Sefa dağının üzerine çıktı ve şöyle feryat etti:

"Dikkat! Dikkat!" Kureyş toplandı ve şöyle dediler: "Ne olmuş?" Peygamber şöyle buyurdu: "Eğer size düşmanın sabah veya akşam aniden size saldıracağını söylersem sözüme inanırmısınız? Onlar, "evet" dediler. Peygamber şöyle buyur-du: "O halde ben sizleri şiddetli bir azaptan sakındırıyorum." Ebu Leheb şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana! Böyle bir şey için mi bize seslendin?" Bu olaydan dolayı tebbet suresi nazil oldu."

19924. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Yolu bilen kimse ehline yalan söyle-mez ve ben yalancı bir kimse olsaydım, en azından size yalan söylemezdim. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki ben Allah'ın özellikle sizlere ve genel olarak da bütün insanlara gönderilmiş hak elçisi-yim. Allah'a yemin olsun ki, uyuduğunuz gibi ölecek ve uyandığınız gibi de dirileceksi-niz. Amelleriniz esasınca hesaba çekileceksiniz, iyiliğiniz karşısın-da mükafat görecek ve kötülük-leriniz karşısında da cezayı tada-caksınız.

Ebedi cennet ve ebedi cehennem amele bağlıdır."
19925. İbn-i Cerir şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) davetini kabilelere ulaştırınca, Ben-i Kilab'ın yanına geldi, onlar şöyle dediler: "Senden sonra hilafet işinin bizlere intikal etmesi şartıyla sana biat edeceğiz." Peygamber şöyle dedi: "Hilafet Allah'ın elindedir, eğer o dilerse sizlere ulaşır, eğer dilemezse başkasına bırakılır." Beni Kilab gittiler ve biat etmeyip şöyle dediler: "Biz sonradan başkalarının bizlere hükümet etmesi için senin yolunda kılıçla savaşacak değiliz."

19926. Peygamberi habersizce öl-dürmek isteyen Amir b. Tufeyl Pey-gambere şöyle dedi: "Ey Muham-med! Eğer müslüman olursam, bana ne ulaşır?" Peygamber şöyle buyurdu: "İslam'ın zarar ve faydasına ortak olursun." O şöyle dedi: "Beni kendinden sonra vali kılar mısın?" Peygam-ber şöyle buyurdu: "Bu makam ne sana ait olacaktır, ne de kabi-lene! Ama atların yularını Allah yolunda savaşman için sana bı-rakacağım."
19927. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz sözlerin en güzeli en doğru olanıdır."
bak. Eş-Şirk, 1990. Bölüm

3834. Bölüm
O'nun En Çok Nefret Ettiği Ahlak Yalandı

19928. Ayşe şöyle diyor: "Pey-gamber (s.a.a) nezdinde en çirkin ahlak, yalan söylemekti."
19929. Ayşe şöyle diyor: "Pey-gamber aile bireylerinden birinin yalan söylediğini anlayınca, tövbe edinceye kadar ondan yüz çevirirdi."
19930. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü nezdinde en çok nefret edilen huy yalancılıktı. Peygam-ber birinin yalan söylediğini an-layınca tövbe edinceye kadar onun sevgisi kalbinden çıkıyor-du." Bu konuyu Ahmet ve Bez-zar kendi tabirleriyle ve İbn-i Habban da, keni sahihinde nak-letmişlerdir.

Onun ifadesi şöyle-dir: "Ayşe şöyle demiştir: "Allah Resulü (s.a.a) nezdinde yalancı-lıktan daha kötü bir huy yoktu. Bazen biri Peygamber'e yalan söylediğinde o yalandan tövbe ettiğini anlayıncaya kadar kendi-sine darılırdı." Hakim de bu konuyu rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Hadisin senedi doğ-rudur." Hakim'in ifadesi ise şöy-ledir: "Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) nezdinde yalandan daha nefret edilen bir şey yoktu, birinden küçük bir yalan dahi işittiği zaman, o yalandan tövbe edinceye kadar sevgisini kalbin-den uzak tutardı."

19931. Ayşe şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) nezdinde, yalandan daha nefret edilir bir ahlak yok-tur. Ashabından birinin yalan söylediğini anlayınca, onun tövbe ettiğini anlayana kadar asla kendisine itina göstermezdi."
19932. Abdullah b. Selam şöyle di-yor: "Allah Resulü (s.a.a) Medi-ne'ye gelince, insanlar onu gör-mek için koştular. Birisi, "Allah Resulü (s.a.a) geldi" dedi. Ben de insanlar ile birlikte onu görmeye gittim. Allah Resulü'nün yüzünü gördüğümde onun yüzünün yalancı bir ferdin yüzünün ol-madığını anladım." Abdullah b. Selam şöyle diyor: "Peygamber-den işittiğim ilk söz şuydu: "Ey insanlar! Birbirinize selam veri-niz, insanlara ihsanda bulunu-nuz, sıla-i rahim yapınız, gece insanlar uyuduğu zaman namaz kılınız ve esenlik içinde cennete giriniz."
bak. El-Kizb, 3461, 3467. Bö-lümler