Mizan'ul Hikmet-13.Cilt
 


3820.Bölüm Peygamberlerin Tanıklığı


Kur'an:
" Meryem oğlu İsa: "Ey İs-railoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir Peygamber'i müj-deleyen, Allah'ın size gönde-rilmiş bir Peygamber'iyim" demişti. Ama o elçi, kendile-rine belgelerle geldiği zaman: "Bu, apaçık bir sihirdir" de-mişlerdi. Müslüman olmağa çağırılmışken gelmeyip Al-lah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim olan topluluğu doğru yola eriştirmez."
"Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygambere uyanlar…"
bak. Bakara, 89, 101, 129, 146; Al-i İmran, 81, 82

19774. İmam Rıza'nın (a.s) çeşitli din ve inanç mensuplarıyla yaptığı tartışmada şöyle yer almıştır: "Re's'ul-Calut şöyle dedi: "Mu-hammed'in (s.a.a) nübuvvetini nasıl ispat ediyorsun?" İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: "Musa b. İmran, İsa b. Meryem ve Al-lah'ın yeryüzündeki halifesi Da-vud, onun nübuvvetine tanıklıkla bulunmuşlardır." Re's'ul-Calut şöyle dedi: "Musa b. İmran'ın böyle bir şey dediğini ispat et." İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Yahudi! Bildiğin gibi Musa İsrailoğullarına tavsiyede bulun-du ve şöyle dedi: "Gelecekte kardeşlerinizden bir Peygamber gelecektir, onu tasdik edin, söz-lerini dinleyin. Eğer İsrail'in İsmail ile ve İbrahim (a.s) tara-fından birbiriyle soy bağlılığını biliyorsan (de bakayım) İsrailo-ğullarının çocuklarının İsmailo-ğullarından başka kardeşleri var mıdır?" Re'sul-Calut şöyle dedi: "Bu Musa'nın sözüdür, biz bunu reddetmiyoruz."

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: "İsrailoğullarının kardeşlerinden, Muhammed'den başka bir Peygamber size gelmiş midir?" O, "Hayır" dedi. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: "Böyle bir şey sizler arasında da gerçek değil midir?" O şöyle dedi: "Evet gerçektir. Ama onu Tev-rat'tan bizler için beyan etmenizi istiyorum." İmam Rıza (a.s) şöy-le buyurdu: "Tevrat'ın size şöyle dediğini inkar mı ediyorsun: "Nur Tur-i Sina dağı tarafından geldi,

Sair dağından insanlara nur saçtı ve Faran dağından biz-lere aşikar oldu!" Re's'ul-Calut şöyle dedi: "Bu cümleleri biliyo-rum, ama tefsirini ve yorumunu bilmiyorum." İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: Sana tefsir ede-yim. "Nurun Tur-i Sina'dan geli-şinden maksat, Allah Tebareke ve Teala'nın vahyidir. Allah Tur-i Sina dağında bu nuru Musa'ya nazil buyurmuştur. İnsanlar için Sair dağından nur saçmasından maksat ise

İsa b. Meryem'in (a.s) üzerinde olduğu bir durumda aziz ve celil olan Allah'ın kendi-sine vahiy gönderdiği dağdır. "Bizler için Faran dağından aşi-kar oldu" cümlesinden maksat ise kendisiyle Mekke arasında bir iki günlük yol bulunan Mekke dağlarından biridir. Senin ve dostlarının da dediği gibi Şe'ya Peygamber Tevrat'ta şöyle de-miştir: "Ben yeryüzünün kendisi için ışıldadığı iki süvari gördüm. Bir süvari merkebe binmiş idi. Diğeri ise bir deveye binmiş idi. O merkebe binen kimdir ve hakeza o deveye binen kimdir?" Re'sul-Calut şöyle dedi: "Bilmi-yorum, siz bizi ondan haberdar kılın." İmam şöyle buyurdu: "Merkebe binen İsa'dır, deveye binen süvari ise Muhammed'dir (s.a.a).

Bunun Tevrat'ta böyle olduğunu inkar mı ediyorsun?" O şöyle dedi: "Hayır inkar etmi-yorum." İmam Rıza (a.s) daha sonra şöyle dedi: "Sen Haykuk Nebi'yi tanıyor musun?" O şöyle dedi: "Evet, tümüyle tanıyo-rum." İmam şöyle buyurdu: "O sizin kitaplarınızda da yer aldığı üzere Allah-u Teala'nın beyanını, Faran dağından getirdiğini, gök-lerin Ahmet ve ümmetinin tes-bihiyle dolduğunu söylemiştir. O süvarilerini kara olduğu gibi denizde de harekete geçirdi. Beyt'ül-Mukaddes'in yıkılışından sonra da yeni bir kitap -maksatı Kur'an'dır,- getirecektir.

Bunu kabul ediyor ve ona iman ediyor musun?" Re's'ul-Calut şöyle dedi: "Elbette bunu Haykuk Nebi demiştir ve biz bunu inkar etmiyoruz." İmam Rıza (a.s) da şöyle buyurdu: "Davud da bildi-ğin gibi Zebur'da şöyle demiştir: "Allahım! fetret döneminden sonra, sünneti ihya eden kimseyi gönder." Acaba fetret dönemin-den sonra sünneti ihya eden Muhammed'den (s.a.a) başka bir Peygamber tanıyor musun?" Re's'ul-Calut şöyle dedi: "Evet,

bu da Davud'un sözüdür ve biz de onu kabul ediyor ve inkar etmiyoruz, ama onun maksadı İsa'dır (a.s) ve onun zamanı da fetret dönemi olmuştur." İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: "İsa'nın sünnete muhalefet etmediğini bilmiyor musun? Aksine o Al-lah'ın kendisini katına çıkarınca-ya kadar Tevrat'ın sünnetine uygun hareket etmiştir. Nitekim İncil'de de şöyle yazılıdır: "O iffetli kadının çocuğu gider,

on-dan sonra Farkalita gelir, o defa-larca ağırı kolaylaştırır, herşeyi sizler için açıklığa kavuşturur. O bana tanıklık ettiği gibi ben de onun gelişine tanıklık etmekte-yim. Ben sizler için emsal (ör-nekler) getirdim. O da sizler için tevil getirecektir." İncil'in bu sözüne iman ediyor musun?" Re'sul-Calut şöyle dedi: "Evet, bunu inkar etmiyorum."

19775. Resulullah (s.a.a), Yahudi-lere sorarak şöyle buyurmuştur: "Okuduğunuz kitap hakkı için söyleyin. Orada İsa benim geli-şimi müjdelememiş ve sizlere Ahmet adında bir Peygamberin geleceğini ifade etmemiş midir?" Yahudiler şöyle dediler: "Evet biz kitaplarımızda onun adını görmekteyiz. Ama senden hoş-lanmıyoruz.

Zira sen malları helal kılıyor, kanlar döküyor-sun." Bunun üzerine Allah şu ayeti nazil buyurdu: "Herkim Allah'a, meleklerine ve elçile-rine düşman olursa."
19776. Resulullah (s.a.a), işinin başlangıcı hakkında (ve ne zamandan beri Peygamber olduğun) sorulunca şöyle buyurmuştur: "Ben İbra-him'in duası ve İsa'nın müjdesi-yim ve annem ben doğduğumda kendisinden bir nurun çıktığını, o vesileyle Şam saraylarının ışık-landığını görmüştür."

19777. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ta ki münezzeh olan Allah peygamberlere verdiği sözü tutmak için alametleri meşhur olan Muhammed'i (s.a.a) gönderdi."
19778. Allah Yakub'a şöyle vah-yetmiştir: "Ben senin soyundan hükümdarlar ve Peygamberler karar kılacağım. Böylece Mekkeli bir Peygamber göndereceğim ki ümmeti, Beyt'ül-Mukaddes tapı-nağını bina etsin. O Peygamber-lerin sonuncusu olup adı da Ahmet'tir. "

19779. Şa'bi şöyle diyor: "İbra-him'in (a.s) kitabında şöyle yer almıştır: "Senin soy çocukların-dan kavimler ve kavimler türe-yecektir. Sonunda Peygamberle-rin sonuncusu olan ümmi bir Peygamber gönderilecektir."
19780. Ka'b şöyle diyor: "Mu-hammed'in (s.a.a) Tevrat'taki sıfatı şöyledir: "Muhammed benim seçkin kulumdur. Ne sert huyludur ve ne de kaba. Sokak ve pazarlarda ortalığı velveleye vermez. Kötülüğe kötülükle karşılık vermeye çalışmaz. Aksi-ne o bağışlar, affeder. Doğum yeri Mekke'dir. Hicret yeri Me-dine'dir, hükümdarlığı ise Şam'dadır. "

19781. Abdulhamit b. Cafer baba-sından şöyle nakletmiştir: "Yahudi-lerin en alimi olan Zübeyr b. Bata şöyle diyordu: "Ben baba-mın benden gizlediği bir kitap buldum. O kitapta, Kurz (beni Kureyze) topraklarında zuhur edecek ve şöyle şöyle özellikleri olacak, Ahmet adında bir Pey-gamber zikrediyordu." Zubeyr babası öldükten ve Peygamber (s.a.a) gönderilmeden önce bu konuyu defalarca ifade ediyordu. Ama Peygamber'in (s.a.a) Mek-ke'de zuhur ettiğini öğrenince o kitaptaki bilgileri sildi, Peygam-ber konusunu gizledi ve şöyle dedi: "Bu şahıs o Peygamber değildir."

19782. Ebu Nem'le şöyle diyor: "Beni Kureyze Yahudileri Allah Resulü'nü (s.a.a) adını kendi kitaplarında okuyor ve çocukla-rına onun adının ve nişanelerinin ne olduğunu ve yanlarına hicret edeceğini öğretiyorlardı. Ama Allah Resulü zuhur edince onu çekemediler ve hakkı yok edip şöyle dediler: "Bu şahıs o Pey-gamber değildir."

19783. Necran temsilcileri Peygam-ber'in huzuruna geldiler. Ebu'l-Haris b. Alkame b. Rabia da onların ara-sında bulunuyordu. O bir din alimi, reis, papaz, önder ve onların medrese-lerinin sahibiydi. Onlar arasında yüce bir makama sahipti. Tesadüfen Ebu Haris'in katırı onu yere düşürdü. Kardeşi şöyle dedi: "O şahıs alaşağı olsun" Maksadı, Allah Resulü (s.a.a) idi. Ebu Haris şöyle dedi: "Sen alaşağı ol.

Peygamberlerden olan bir şahsa mı sövüyorsun? O İsa'nın gelişini müjdelediği ve adı Tevrat'ta yer alan bir kimsedir." Kardeşi şöyle dedi: "O halde hangi şey seni onun dinini kabul etmekten alı koymuş-tur?" O şöyle dedi: "Bu topluluk beni büyük görüyor, yüce tutuyor ve bizi kendilerine efendi sayıyorlar. Bunlar ise ona muhalefet etmeyi gerektirmek-tedir.
bak. El-Bihar, 15/174, 2. Bö-lüm; Tabakat'ul Kubra, 1/360; A'nisu'l A'lam, 48-186

3821. Bölüm
Ehl-i Kitap Bilginleri-nin Tanıklığı

Kur'an:
"İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?"
"Peygamber'e indirilen Kur'an'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahitlerden yaz." dediklerini görürsün. Rabbimizin bizi salih bir top-lulukla birlikte bulundurma-sını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmaya-lım?"
"De ki: "Eğer bu Kitab Al-lah katından ise ve siz de onu küfretmişseniz; İsrailoğulla-rından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de iman etmişken, siz yine de büyüklük taslarsanız, bana söyleyin kendinize yazık et-miş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim topluluğu doğru yola eriştirmez."

19784. Ömer b. Hattab, Allah-u Teala'nın "Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (Peygam-ber'i) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar" ayeti nazil olduğun-da Abdullah b. Selam'a şöyle demiş-tir: "Sizler kendi kitaplarınızda Muhammed'i tanıyor musunuz?" O şöyle dedi: "Evet, Allah'a yemin olsun ki sizin aranızda oldukça onu Allah'ın bizler için beyan ettiği sıfatlar vasıtasıyla bizden her birinin diğerleri arasında çocuklarını gördüğünde tanıdığı gibi tanımaktayız. İbn-i Selam'ın yemin ettiği kimseye yemin olsun ki ben bu Mu-hammed'i çocuğumdan daha iyi tanıyorum."

19785. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Kureyş Nazr b. Haris b. Alka-me, Ukbe b. Ebi Muayt ve diğer birkaç kişiyi Yesrib Yahudileri-nin yanına gönderdiler ve onlara şöyle dediler: "Yesrib halkından Muhammed'i sorunuz." O top-luluk Medine'ye girdi ve şöyle dediler: "Biz aramızda ortaya çıkan bir konu hususunda sizin yanınıza geldik. Yetim ve hakir bir genç büyük bir söz söyle-mektedir ve kendi zannınca Rahman'ın elçisidir.

Oysa biz Yemame Rahman'ından başka bir Rahman tanımıyoruz." Ya-hudiler şöyle dediler: "Bize onun sıfatlarını söyleyiniz." Kureyş'in elçileri onlara Peygamber'in sıfa-tını beyan ettiler. Yahudiler şöyle dediler: "Sizin aranızda ona kim-ler uymaktadır." Onlar, "Aşağılık kimseler" diye cevap verdiler. Yahudi alimlerinden biri güldü ve şöyle dedi: "Bu bizim sıfatlarını bildiğimiz ve kavminin kendisine insanların en çok düşman kesildiği Peygamberin bizzat kendisidir."

Tefsir
Allah-u Teala'nın "İsrailoğul-ları bilginlerinin bunu bilme-ye bir delilleri yok muydu?" ayetindeki "en Ye'lemehu" zamiri Kur'an'ın haberine veya Kur'an'ın Peygamber'e (s.a.a) nüzul haberine dönmektedir. Yani anlamı şudur: "Acaba İsrailoğlu alimlerinin Kur'an veya Kur'an'ın önceki Peygamberlerin kitabında müjde olarak yer aldığı esasınca sana nüzulu müşrikler hak-kında senin nübuvvetinin hakkaniye-tinin doğruluğu ve dürüstlüğünün bir nişanesi olduğuna ilimleri yok mu? Nitekim Allah-u Teala'nın, "Daha önce küfredenlere karşı ken-dilerine yardım/zafer gelme-sini bekledikleri halde" ayeti hakkında da dediğimiz gibi Yahudi-ler Peygamber'in (s.a.a) zuhurunu müjdeliyor ve onun sayesinde Arapla-ra galip gelmeyi arzuluyorlardı."

Yahudi alimlerinden bir grubu Peygamber'in (s.a.a) zamanında müslüman oldular ve kendi kitapla-rında Peygamber'in geleceğinin müjde-lendiğini itiraf ettiler. Bu sure (Şuara) hicretten önce nazil olan ilk Mekki surelerden biridir. O zamanlar Ya-hudilerin Peygamber'e (s.a.a) düşman-lığı hicretten sonraki düşmanlıkları haddine ulaşmamıştır ve genel de olsa ellerindeki gerçekleri ifade etmeleri umuluyordu.

Allah-u Teala'nın, "De ki: "Eğer bu Kitab Allah katın-dan ise ve siz de onu küfret-mişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle ol-duğuna şehadet edip de iman etmişken, siz yine de büyük-lük taslarsanız…" ayetindeki "kane" ve "bihi" ve "mislihi" zamir-leri, konunun akışından da anlaşıldı-ğı üzere Kur'an'a dönmektedir ve "ve şehide şahidun min beni israil" cümlesi de şart olan cümleye atfedilmiştir. Dolayısıyla da her iki şartın cezası da birdir. Kur'an'ın benzerinden maksat ise anlam ve ilahi marifetler açısından onun benze-ri olan, Musa'ya (a.s) nazil olan asıl Tevrat'tır. "Ve amene ve istek-bertum" cümlesinin manası da şudur: "O mezkur İsraili olan şahit de tanıklığından sonra iman etmiştir.

"Doğrusu Allah zalim top-luluğu doğru yola eriştirmez" cümlesi ise şartın hazfedilmiş cezası için bir neden konumundadır ve cezaya delalet etmektedir. Zahiren bu ceza da "Acaba sizler sapık değil misiniz?" cümlesidir, bazılarının dediği gibi "Sizler zalim değil misiniz?" cümlesi değil. Zira Allah'ın zalimleri hidayet etmemesinin ceza nedeni görülmesi onların dalalet ve sapıklığıyla uyumludur, zulmüyle değil.

Gerçi onlar her iki sıfata da (sapıklık ve zalimlik) sahip idiler.
Velhasıl ayetin anlamı şudur: "Müşriklere de ki: Bana söyleyin bakayım! Eğer bu Kur'an Allah nezdinden ise -oysa siz ona inanma-makta ve küfretmektesiniz- ve Ben-i İsrail'den olan bir şahit de (Tevrat'ta) Kur'an öğretilerine benzer öğretilerin olduğuna tanıklık eder ve de iman ederse, ama sizler kibre kapılırsanız bu durumda sizler sapıklıkta değil misiniz? Zira Allah zalimler toplu-luğunu asla hidayete erdirmez.

Bazı rivayetler esasınca Kur'an'ın benzerine tanıklık eden ve bizzat da iman getiren kimse, Yahudi alimle-rinden olan Abdullah b. Selam idi. O halde bu nükteye teveccühen söz ko-nusu ayet Medeni'dir, Mekki değil. Zira Abdullah b. Selam Medine'de iman eden kimselerdendir. Bazıları ise şöyle demişlerdir:

"Gerçi kıssa (Abdullah b. Selam'ın tanıklığı ve iman edişi) sonralardan vaki olmuş-tur, ama gelecekte kesin bir şekilde vaki olan bir şey geçmiş hükmün olduğundan dolayı, mazi (geçmiş) ifadesiyle tabir edilmiş ve şöyle buyu-rulmuştur: "ve şehide şahidun min beni israil fe amene." Bu söz zayıf bir sözdür. Zira delil makamında olan ayetin akışıyla da uyumlu değildir. Çünkü müşrikler, Peygamber'in gelecek hakkında kendisine bildirdiği rivayetler vasıtasıyla teslim olacak ve ona iman edecek kimseler değillerdi.

3822. Bölüm
Muhammed'in (s.a.a) diliyle Muhammed (s.a.a)

19786. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Allah'ın terbiye ettiği bir kimseyim, Ali de benim terbiye ettiğim bir kimsedir."
bak. El-Edeb, 73. Bölüm
19787. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben (Allah tarafın-dan) hediye edilmiş bir rahme-tim."
19788. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Gerçekte ben (Allah tarafından) hediye edilmiş bir rahmetim."
19789. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Ka'be'nin temel-lerini attığında İbrahim'in ettiği şu duayım: "Ey rabbimiz! Bunlar arasında kendilerin-den bir Peygamber gönder."

19790. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben İbrahim'in dua-sıyım. Benim zuhurumu müjde-leyen en son kimse İsa b. Mer-yem'dir."
19791. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben müslümanların sığınağı ve dayanağıyım."
19792. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Övünmek için söy-lemiyorum ama ben Ademoğlul-larının efendisiyim."
19793. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Maksadım kendimi övmek değildir, ben kıyamet günü Ademoğullarının efendisi-yim."
19794. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben mezardan kalka-cak olan ilk kimseyim."
19795. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar dirilince ben dışarı çıkan ilk kimseyim. İnsan-lar Allah'ın huzuruna gelince de ben onların hatibiyim. Onlar ümitsiz düştükleri zaman onlara ümit veren kimseyim."
19796. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü benim takipçilerim diğer Peygamberle-rin takipçilerinden daha çok-tur."

19797. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Övünmek için söy-lemiyorum ben, Peygamberlerin önderiyim. Övünmek için söy-lemiyorum ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Övünmek için söylemiyorum ben ilk şefaat eden kimseyim ve şefaati kabul edilecek olan ilk kimse de be-nim."
19798. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cennetin kapısını çalan ilk kimse benim."
19799. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü aziz ve cebbar olan Allah'ın yanına varan ilk kimse benim. Daha sonra Allah'ın kitabı, sonra Ehl-i Beyt'im ve sonra da ümmetim! Daha sonra onlara (ümmetime), Allah'ın kitabına ve Ehl-i Beyti-me ne yaptıkları sorulur."
19800. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Meryem'in oğlu-na (Hz. İsa'ya) insanlardan en yakın olan kimseyim. Peygam-berler bir baba ve bir kaç anne-nin oğludurlar. "

19801. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben dünya ve ahirette insanlardan İsa b. Meryem'e en yakın olan kimseyim. Benimle onun arasında bir Peygamber yoktur. Peygamberlerin tümü bir anne ve birkaç babanın çocukla-rıdır. Anneleri çeşit çeşittir ve dinleri ise birdir."
19802. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Muhammed ve Ahmet'im. Ben Rahmet Pey-gamberiyim, ben kahramanlık Peygamberiyim, ben mukaffi ve haşirim. Cihat için gönderildim, ekincilik için değil."
19803. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben sizlerin en fasih konuşanıyım, ben Kureyştenim, dilim ise Beni Sa'd b. Bekr kabi-lesinin dilidir."

19804. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben içinizden Al-lah'tan en çok korkan kimseyim ve Allah'ın hududlarını en çok bilen kimseyim."
19805. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizin en takvalınız ve Allah'ı en çok tanıyanınız be-nim."
19806. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben dört şeyle yücel-tildim: …Korku ve dehşetle yardım edildim ki bir aylık mesa-feden benden önce hareket et-mektedir."

19807. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana dört şeyle diğer Peygamberlerden üstünlük ve-rilmiştir: Bütün insanlara gönde-rildim, bütün yeryüzü benim ve ümmetim için secdegah, temiz ve temizleyici karar kılınmıştır… ve ben korku ve dehşet ile yardım edildim. Bir aylık mesafeden Allah düşmanlarımın kalbine korku salmaktadır ve bizlere ganimet helal olmuştur."
19808. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Sana korku ve dehşet vasıtasıyla yar-dım ettim. Oysa ki senden önce hiç kimseye onunla yardım et-medim."
19809. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana benden önce hiç kimseye verilmeyen beş şey verilmiştim: Yeryüzü benim için secdegah ve temiz kılınmıştır, ganimet bana helal edilmiştir. Korku ve dehşet ile yardım edil-dim. Cevami'ul-Kelam (Kur'an) bana verildi ve şefaat bana ihsan edildi."

19810. İmam Rıza (a.s), kendisin-den Peygamber'in, "Ben iki zebihin (kesilenin) çocuğuyum" sözü sorulun-ca cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Maksat İsmail b. İbrahim Hali-lullah ve Abdullah b. Abdlmut-talib'tir."
19811. Resulullah (s.a.a), İbra-him'den (a.s) üstünlüğü hususunda şöyle buyurmuştur: "Eğer İbrahim (a.s) Allah'ın halili ise ben de onun habibi Muhammed'im."

19812. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bilin! Allah'a yemin olsun ki ben gökte eminim, yer-yüzünde de eminim."
19813. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah benden daha üstün ve yüce bir yaratık yarat-mamıştır."
19814. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Rabbime iman eden ilk kimse benim. Allah Peygam-berlerden söz aldığında ve onları "Acaba ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye tanık tuttuğunda cevap veren ilk kimse benim ve ben, "Evet" diyen ilk Peygambe-rim."

19815. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yaratılan ilk kimse benim ve gönderilen son Pey-gamber de benim."
19816. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Benden önceki Peygamberlere verilmeyen beş şey bana verilmiştir: "Ben beyaz, siyah ve kızıla gönderildim. Yeryüzü benim için temizleyici ve secde yeri kılınmıştır. Korku ve dehşet ile yardım edildim ve benim için ganimetler helal kılınmıştır. Oysa benden önce hiç kimseye -veya "hiç bir Peygambere" diye buyurmuştur- helal kılınmamıştır ve kelimelerin toplamı (Kur'an) bana bağışlanmıştır."
19817. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana Cevami'ul-Kelam (Kur'an) verilmiştir ve kelam benim için özetlenmiş-tir."

19818. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: Peygamber'e (s.a.a) şöyle sordular: "Sen hiç puta taptın mı?" Peygamber şöyle buyurdu: "Hayır!" Şöyle sordu-lar: "Hiç şarap içtin mi?" Pey-gamber şöyle buyurdu: "Hayır, sürekli insanların yaptığı şeyin küfür olduğunu biliyordum, oysa o sıralar henüz kitabın ve imanın ne olduğunu dahi bilmiyor-dum."

19819. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bana vahyedilmeyen şeyler hususunda ben de sizler-den biri gibiyim."
19820. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hakikatte ben de sizin gibi bir beşerim. Zan bazen yanılır, bazen doğru çıkar. Ama benim size dediğim Allah'ın dediğidir ve ben asla Alalh'a yalan isnat etmem."

3823. Bölüm
Ali'nin (a.s) Diliyle Muhammed (s.a.a)

19821. "İmam Ali (a.s), Kufe mescidinde kılıcını kuşandığı bir sırada kendisine Peygamberin (cismani) özelliklerini soran bi-risine şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü'nün (s.a.a) beyaz ve kırmızıya çalan bir yüzü, iri ve siyah gözleri, düz ve yumuşak saçları, gür sakalı, dolgun olmayan ve kemikli yanakları, kulak memesine kadar uzanan saçları, gümüş bir ibriği andıran boynu vardı ve boğazının altından karnına kadar ney gibi biten kıldan ince bir çizgi vardı.

Ondan başka göğsünde ve karnında bir kıl yoktu. El ve ayakları kalın ve kemikli idi. Yol yürüdüğünde yokuştan aşağı iner gibi yürür, kalktığında da seri ve çabuk davranırdı. Bir yöne dönünce bütün bedeniyle dönerdi. Yüzündeki ter taneleri bir inci gibiydi. Bedeninin teri miskten daha güzel kokuyordu. Ne kısa boyluydu, ne de uzun. Ne güçsüz idi ne de düşük. Onun gibi birini ne ondan önce ve ne de ondan sonra gördüm."

19822. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah, sütten kesildiği andan itibaren meleklerin bü-yüklerinden birini ona (s.a.a) arkadaş etmişti. O melek, ona gece gündüz yüceliklerin yolunu, alemin güzel ahlakını öğretirdi… Her yıl Hira dağına çekilirdi, onu ben görürdüm, benden başkası da görmezdi. O gün İslam Resu-lullah ve Hatice'nin evinden başka hiç bir evde yoktu; ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyin ve risaletin nurunu görür, nü-büvvetinin kokusunu duyardım. Gerçekten de ona (s.a.a) vahiy geldiği zaman, şeytanın inleme-sini duydum da "Ya Resulullah!

Bu inleme nedir?" dedim. "Bu kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen şeytandır. Benim duyduğumu duyuyor, gördüğü-mü görüyorsun. Ancak sen nebi değilsin, vezirsin ve hayır üzere-sin" dedi. Kureyş'in ileri gelenle-ri ona (s.a.a) geldiğinde onunla beraberdim. "Ya Muhammed! Sen atalarından ve ailenden hiç kimsenin bulunmadığı büyük bir iddiada bulunuyorsun, biz sen-den, nebi ve resul olduğunu bilmemizi sağlayacak bir şey göstermeni istiyoruz.

Eğer yap-mazsan, seni sihirbaz ve yalancı biliriz" dediler. Resulullah (s.a.a) "Ne istiyorsunuz?" dedi. "Bizim için şu ağacı çağır da köküyle beraber yerinden sökülüp yanına gelsin" dediler. O (s.a.a) , "Allah şüphesiz her şeye kadirdir; eğer Allah sizin için bunu yaparsa hakka iman ederek şahadet eder misiniz?" dedi. "Evet" dediler. "İstediğinizi size göstereceğim, hayra dönmeyeceğinizi de biliyo-rum. İçinizde (Bedir'de) kuyuya atılacak,

(Hendek'te) hiziplere ayrılacak kimseler var" dedi. Sonra "Ey ağaç eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyor ve benim Allah'ın Resulü olduğu-mu biliyorsan, Allah'ın izniyle kökünle beraber sökül ve önümde dur" dedi. Onu hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ağaç yerinden söküldü, şiddetli bir gürültü kopardı, kuşun ka-natlarını çırpması gibi ses çıkara-rak yerinden sökülüp geldi, dal-ları kuşların kanatları gibi birbi-rine değerek Resulullah'ın (s.a.a) önünde durdu. En yüksek dalı Resulullah'ın (s.a.a) üzerine, bazı dalları da benim omuzlarıma geldi.

Ben Resulullah'ın (s.a.a) sağındaydım. Onlar bunu gör-dükleri zaman kibirlenip böbür-lenerek "Ona emret tekrar gelsin fakat yarısı orada kalsın" dediler. O da bunu emretti. O da daha şaşırtıcı bir şekilde daha şiddetli bir sesle yarım olarak geldi; ne-redeyse Resulullah'a (s.a.a) sarı-lacaktı.

İnkar ve kibir dolu olarak "Tekrar bu yarısına emret de geldiği gibi öbür yarısına dön-sün" dediler. Resulullah, o yarıya emretti ve o da döndü. "Al-lah'tan başka ilah yoktur; ben sana iman edenlerin ilkiyim ya Resulullah" dedim. "Sözünü yüceltmek, nübüvvetini tasdik etmek için Allah'ın emriyle bu ağacın emredileni yaptığını ikrar edenlerin de ilkiyim" dedim. Onların hepsi birden; "Hayır, sihirbaz ve yalancıdır.

Sihrinin şaşırtıcılığı bu işi kolaylaştırdı. Bu işinde ancak bunun (beni kastediyorlardı) gibiler sana ina-nabilir" dediler. Ben, Allah yo-lunda olan, kınayıcının kınama-sına aldırış etmeyen, simaları sıddıkların siması, sözleri iyilerin sözleri olan bir toplumdanım. Onlar geceyi (ibadetle) ihya ederler, gündüzün yol gösteren işaretleri olurlar. Onlar, Kur'an'a sımsıkı sarılmışlardır. Allah'ın ve Resulünün sünnetlerini diriltir-ler, kibirlenmezler, büyüklük taslamazlar, hıyanet etmezler, bozgunculuk yapmazlar. Kalple-ri cennette, bedenleri amelde-dir"

19823. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: " Allah Resulü (s.a.a) göğe götürüldüğü gecenin sabahı ben onunla birlikteydim ve o kendi odasında namaz kılıyordu. Namazı bitince ben de namazımı sona erdirdim. Şiddetli bir ses işittim ve şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Bu ses nedir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Bilmiyor musun?! Bu ses dün gece göğe götürüldüğümü anla-yan şeytanın sesidir. Bu günden sonra yeryüzünde kendisine ibadet edilmesinden ümidini kesmiştir."

Şöyle diyorum: "İbn-i Ebi'l-Hadid bu hadisin altında şöyle diyor: "Bu konunun benzeri bizzat Pey-gamber'den (s.a.a.) rivayet edilmiştir. Ensar'dan yetmiş kişi Akabe'de Peygamber'e biat edince, gecenin orta-sında kalbinden (derinliklerinden) bir ses işitildi ki şöyle diyordu: "Ey Mekke Ehli! Bu kınanmış ve dinden dönmüşler sizlerle savaşmak için el birliği etmişlerdir." Allah Resulü (s.a.a) Ensar'a şöyle buyurdu: "Ne söylediğini işitiyor musunuz? Bu Akabe şeytanıdır."

İbn-i Ebi'l-Hadid daha sonra şöyle diyor: "Allah Resulü'nün (s.a.a) seslendiği ağaç konusunda nakledilen rivayetler oldukça fazladır ve istifaze derecesine ulaşmıştır. Hadis alimleri onu kitaplarında nakletmiş, mütekel-limler de bu konuyu peygamber'in (s.a.a) mucizelerinden saymışlardır. Bu hadislerin çoğu bu haberi Mümin-lerin Emiri'nin (a.s) hutbesinde yer aldığı şekliyle rivayet etmişlerdir ve bazısı da onu özetle rivayet etmiş ve Peygamber'in ağaca seslendiğini o ağacın da yeryüzünü yararak Pey-gamber'in (s.a.a) yanına geldiğini söylemişlerdir."

19824. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Mekke'de Pey-gamber (s.a.a) ile birlikteydim. Onunla birlikte şehrin etrafında-ki bölgelerden birine gittik. Pey-gamberin yolda gördüğü dağ, toprak ve ağaç kendisine şöyle sesleniyordu: "Selam olsun sana ey Allah'ın Resulü!"

19825. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) ile Mekke vadilerinden birine gittim. Peygamber'in geçtiği her taş ve ağaç kendisine şöyle ses-leniyordu: "Selam olsun sana ey Allah'ın Resulü!" Ben de bu sesi işitiyordum."
19826. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "(Halk dalalet içindey-di.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve kor-kutucu olarak ümmetine gön-derdi. Çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisin-den hayır umulanların en cömer-ti idi."
19827. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "O'nu nebiler soyun-dan, ışıklar saçan en yüce yerden, Mekke'nin göbeğinden, karanlıkları aydınlatan nurlardan, hikmet kaynaklarından seçmiş-tir."

19828. Hz. Ali Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle buyurmuştur: "Pey-gamber, dileyenlere hidayet ate-şini alevlendiren ve şaşıranlara işaretleri gösterendir. Allahım! O senin eminin, din gününde tanı-ğın; nimetinle, hak ile rahmet olarak gönderdiğin elçindir."
19829. İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: "Ta ki ateşini yaktı, sapık karanlık yolda yürüyenler için hak yolu aydınlattı. Günah ve fitne bataklığına batmış gönüller onunla hidayete erdi. Apaçık nişaneleri ve dini hükümleri (toplumda) ikame etti."

19830. İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: "O, görevini aşikar kıldı, rabbinin mesajlarını iletti. Böylece Allah onun vesilesiyle insanlar arasında barışı hakim kıldı. Yolları güvenli kıldı, kan dökülmesini önledi. Kinli kalpleri yakin (ölüm) gelip çatıncaya kadar birbirine ısındırdı."

19831. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Peygamber karşılaştı-ğı iki işten mutlaka en zor olanı seçerdi."
19832. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Muham-med'den (s.a.a) daha iyi bir insan yaratmamıştır."
19833. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu aydınlatıcı bir nur, şüpheleri gideren kesin bir delil, apaçık bir yöntem ve yol gösterici bir kitapla gönderdi. Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, mey-veleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medine'dir."

19834. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kay-naktan, en değerli ekin toprakla-rından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır. Yolu itidal, sünneti rüşt (olgunluk), sözü furkan (hakla batılı ayıran), hükmü adil olandır."

19835. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "O (Peygamber), dert-lerine deva bulmak için tıp bilgi-siyle hastalarını dolaşan bir he-kimdir. İlaçlarını hazırlamış, tıp malzemelerini ısıtmıştır ve ihti-yaç duyulduğunda onlarla kör gönülleri, sağır kulakları, söyle-mez dilleri iyileştirir. Gaflet ve şaşkınlık içinde olanları ilaçlarıy-la iyileştirmek için arar bulur. Ama (Ümeyyeoğulları) hikmet nuruyla nurlanmamış, nurlu ilimlerin ışığıyla aydınlanmamış kimselerdir. Onlar bu durumda otlayan dört ayaklı hayvanlara benzemekte; katılıklar, kayaları taşları andırmaktadır."

19836. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Halkı O'na (Allah'a) itaate çağıran, dini yolunda cihad ederek düşmanlarını mağlup eden; yalanlayanların toplanıp birleşmelerinin ve nurunu sön-dürmek isteyenlerin gayretinin ona engel olamadığı Muham-med'in, O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim"
19837. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Münezzeh olan Al-lah, Muhammed'i (s.a.a) alemler için uyarıcı, Resulleri için de şahid olarak gönderdi."

19838. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Muhammed'i (s.a.a) hakka davetçi ve halka şahid olarak göndermiştir. Risa-letlerini gevşemeden ve ihmal etmeden tebliğ etmiş ve Allah yolunda Allah düşmanlarıyla gevşemeden, bahane ileri sür-meden cihad etmiştir. O mutta-kilerin imamı ve hidayete erenle-rin gözüdür."

19839. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah onu ikna edici delillerle ve apaçık bir zafer ve apaydın bir yolla göndermiştir. O da risaleti açıkça tebliğ etmiş ve delillere dayanarak insanları risalete sevk etmeyi üstlenmiş-tir."
19840. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu yeterli delil… şifa verici, öğüt ve telafi eden bir davetle gönderdi."
19841. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah, Peygamberi ışıkla göndermiş, seçerek öne geçirmiş ve ayrılıkları onunla gidermiştir. Galiplere Peygam-berle üstün gelinmiş, zorluklar onunla aşılmış, problemler onunla çözülmüş, sağdan ve soldan gelen sapıklık sona erdi-rilmiştir."

19842. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah, emrini bildirmek, uyarısını söylemek için onu gönder-miştir. O da emin olarak eda etmiş, kamil olarak geçip gitmiş ve aramıza hak bayrağını bırakıp gitmiştir."
19843. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Hakeza şahadet ede-rim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışılda-yan bir ışık ve insanlar arasında hükmeden bir emirle şüpheleri gidermek, apaçık delillerle delil-lendirmek, mucizeleriyle sakın-dırmak ve cezalarla korkutmak için gönderdi. O zaman insanlar din ipini koparan fitnelere düşmüştü."

19844. İmam Ali (a.s) Resulullah'a (s.a.a) gusül verip techiziyle uğraşırken şöyle buyurmuştur: "Anam babam sana feda olsun ya Resulellah! Başkasının vefatıyla kesilmeyecek olan nübüvvet haberleri ve göklerden gelen hükümler senin vefatınla kesildi.

Senin vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine düçar olanlar başka musibetleri unuttular ve herkes aynı şekilde senin ölümünün musibetinde yasa büründü... Anam babam sana feda olsun! Rabbi'nin katında bizi hatırla, bizi unutma!"
19845. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ım! En değerli rahmetini ve aşkın bereketini, kulun ve elçin Muhammed'e özgü kıl ki o kendinden önce gelip geçen peygamberlerin so-nuncusu,

kilitlenmiş şeyleri açan ve hakkı hakk ile aşikar kılandır... Allah'ım! (rahmet ve ihsan) gölgende ona geniş, ferah bir yer ver, fazlından kat kat hayırlar nasib et. Allah'ım! Onun binasını (önceki) bina yapanların bina-sından (onun dinini, önceki din-lerden) yüce kıl, nezdinde dere-cesini değerli kıl. Nurunu ta-mamla, risaletini kabulüne karşı-lık olarak tanıklığını kabul et. Adalet mantığının sahibinin ve hak-batılı ayıran peygamberin sözünü makbul, rızana uygun kıl."
19846. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ben Muhammed'in (s.a.a) kölelerinden bir köle-yim."
bak. 3819. Bölüm

3824. Bölüm
Bi'set Anında Dünya-nın Durumu

19847. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah onu insanlar şaşkınlık içinde delalete düşmüşken gönderdi. Fitneye dalmışlar, heva ve hevesleri onları azdırmıştı. Kibirleri ayaklarını kaydırmıştı."
19848. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dalalet karanlığından sonra ülkeleri onunla aydınlattı. Her şeye galip gelip kuşatan cehaleti, sınır tanımayan zulmü, cefayı onunla giderdi. İnsanlar haramları helal sayıyor, alimlerini hor görüyor, ilahi şeriatten ha-bersiz yaşayıp küfür üzere ölü-yorlardı."

19849. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah, onu hiç bir dikili işaretin kalmadığı, hiç bir aydınlatıcı meşalenin olmadığı ve apaçık bir yolun bulunmadığı bir zamanda göndermiştir."
19850. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah onu, insanların fitne kargaşalığı içerisinde bu-lunduğu, şaşkınlık dalgalarının dalgalandığı, helaket gemlerinin kendilerini yönlendirdiği ve kalplerini sapıklık kilitlerinin kilitlediği bir dönemde gönder-di."

19851. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu hidayet nişanelerinin yıprandığı, dinin yollarının yok olduğu bir dönemde göndermiştir. O da, hakkı aşikar kılmış, halka nasihat etmiştir."
19852. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah Muham-med'i (s.a.a) gönderdiği vakit Araplar içinde ne bir kitap okuyan vardı, ne bir peygamberlik iddia eden. (Daha sonra) Peygamber onlara kılavuzluk etti. Onları yurtlarına yerleştirdi ve onları kurtuluş yerlerine ulaştırdı."

19853. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Muhammed'i (s.a.a) gönderdiğinde, Araplar arasında ne bir kitap okuyan, ne nübüvvet iddiasında bulunan ve ne de vahiy geldiğini söyleyen vardı. O, kendisine itaat edenlerle beraber, isyan edenlere karşı savaştı ve onları ölüm gelip çatmadan kurtuluşlarının olduğu yere sevk etti."


19854. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yeryüzü ehli o gün çeşitli dinler, dağınık istekler ve farklı yollara yönelmişlerdi. Kimisi Allah'ı yara-tıklarına benzetmiş, kimisi isminde ilhada düşmüş (müsemmanın hakika-tinde yanılgıya düşmüş) kimisi de başkasına işaret etmişti. (şirk koşmuştu.) Böylece Allah Peygamber vasıtasıyla onları hidayete erdirdi ve onları cehaletten kurtardı."

19855. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu, (Hz. Muhammed'i) resullerin yollanmasına ara verildiği, ümmetlerin uzun gaflet uykusuna dalıp gittiği, sağlamlığın çözüldüğü bir zamanda gönderdi."
19856. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu, peygamberlerin arasının kesildiği bir zamanda; ümmetlerin cehalete düştüğü, amellerinde büyük yanılgılar içinde oldukları bir dönemde gönderdi."
19857. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah onu (Muhammed'i,) Peygamberlerin gönderilmediği bir dönemde ve farklı söylemlerin çatıştığı bir zamanda göndermiştir. Kendisini peygamberlerin peşinden göndermiş ve onunla vahyini sona erdirmiştir."

19858. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Onu, elçilerini gön-derdikten bir zaman sonra, üm-metlerin uzun uykular ve büyük fitneler içinde, işlerin darmada-ğın, savaş ateşinin tutuşmuş, dünya nurunun kararmış, aldatış-ların apaçık olduğu bir çağda gönderdi. Dünyanın yaprağı sararmış, meyvesinden ümit kesilmişti."

19859. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala Muham-med'i alemleri uyarmak ve indirdiği hükümleri emin bir halde korumak için gönderdi. Siz Arap toplumu en kötü bir din üzereydiniz ve en kötü bir yeri yurt/ev edinmiştiniz. Sarp taş-lar/kayalar ve (seslerden ürkmeyen) zehirli yılanlar vardı çevreniz-de/yörenizde. Bulanık/pis sular içi-yor, (kertenkele, hurma çekirdeğinden yapılan un gibi) sert şeyler yiyor, birbi-rinizin kanını döküyor, yakınlık hakkını gözetmiyordunuz. Putlarınız aranızda dikilmişti."

19860. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sonra münezzeh olan Allah dünyanın yok olmaya yaklaştığı, ahiretin doğmak üzere olduğu bir zamanda Muhammed'i (s.a.a) hak ile gönderdi. Dünya, aydınlıktan sonra karanlığa bürünmüş, ehline zorluk diz boyu yükselmiş, güvenliği şiddete dönmüş, viran oluşu yaklaşmış, ömrü sona ermiş, yok oluş nişaneleri aşikar olmuştu."

3825. Bölüm
Muhammed'in (s.a.a) Risaletinin Evrenselliği

Kur'an:
"Şahit olarak hangi şey daha büyüktür" de." Allah benimle sizin aranızda şahit-tir. Bu Kur'an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la berâber başka ilahlar bulun-duğuna siz mi şahitlik ediyor-sunuz?" de."Ben şahadet etmem" de."O ancak tek ilahtır, doğrusu ben ortak koştuğunuz şeylerden uza-ğım" de."
"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı ola-rak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez."
"De ki: "Ey insanlar! Doğ-rusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği Peygamber'iyim. Allah'a ve okula gitmeyen haber getiren Peygamber'ine iman edin; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

"Şirk koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygam-ber'ini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır."
19861. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkime Kur'an ula-şırsa ben onun vesilesiyle onunla yüz yüze konuşmuş gibiyim. Peygamber daha sonra şu ayeti tilavet buyurdu: "Bu Kur'an bana, sizi ve ulaştığı kimsele-ri uyarmam için vahyolun-du."
19862. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben, beni hayattayken gören ve benden sonra doğan kimselerin Peygamberiyim."

19863. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben bütün insanlara gönderildim. Peygamberler silsi-lesi benimle sona erdi."
19864. "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Benden önce her Peygamber kavminin diliyle ümmetine gönderilmiştir. Ama Allah beni Arapça dille, siyah ve beyaz herkese göndermiştir."

19865. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Önceki Peygamber-lerden hiç birine verilmeyen beş şey bana verilmiştir… Ben siyah, beyaz ve kızıl insanlara gönde-rildim."
19866. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'nın (a.s) şeriatlerini Muham-med'e (s.a.a) vermiştir ve onu siyah, beyaz insanlara ve cinlere göndermiştir."

3826. Bölüm
Peygamber'in (s.a.a) Mektupları

19867. Allah Resulü (s.a.a) hicri altıncı yılın Zilhicce ayında Hudeybi-ye'den dönünce padişahların yanına elçiler gönderdi, onlar için mektup yazdı ve onları İslam'a davet etti. Peygamber'e şöyle arzedildi: "Ey Allah'ın Resulü! Padişahlar mühür-süz mektubu okumazlar." Allah Resulü (s.a.a) o gün bir gümüş yüzük ve taşını temin etti. Üzerine üç kelime Muhammed Allah'ın Resulüdür yazısını kazıdı. Onunla mektupları mühürledi. Altı elçi bir günde (Medine'den) dışarı çıktılar ve bu hicri yedinci yılın Muharrem ayında idi. Elçilerden her biri Allah Resulü'nün kendilerini gönderdiği topluluğun diliyle konuşuyorlardı.

Allah Resulü'nün (s.a.a) gönder-diği ilk elçi Amr b. Umeyye Zemri idi. Peygamber onu iki mektupla Neccaşi'ye gönderdi. O mektupların birinde Peygamber Neccaşi'yi İslam'a davet etti ve kendisi için Kur'an'dan ayetler yazmış idi. Neccaşi Allah Resulü'nün (s.a.a) mektubunu aldı, gözlerine sürdü, tevazu göstermek için tahtından indi, müslüman oldu, Ke-lime-i Şehadeteyn'i (La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah) diliyle ifade etti ve şöyle dedi:

"Eğer huzuru-na gidebilseydim, kesinlikle gider-dim." Daha sonra hakkı onayladığı-nı ve Cafer b. Ebi Talib'in vasıtasıy-la müslüman olduğunu ve alemlerin Rabbi olan Allah'ın karşısında bo-yun eğdiğini ifade eden bir mektubu yazıp Allah Resulüne (s.a.a) gönder-di. İkinci mektupta ise Resulullah (s.a.a) Neccaşi'ye Ebu Süfyan b. Harb'ın kızı Ümmü Habibe'yi ken-disiyle evlendirmesini istemişti. Ümmü Habibe'de kocası,

Ubeydullah b. Cayş Esedi ile birlikte Habeşistan'a hicret etmişti. Ubeydullah ise Habeşe'de Hıristiyan olmuş ve orada vefat etmişti. Resulullah (s.a.a) hakeza Neccaşi'ye Habeşistan'da olan ashabının geri dönüşü için gerekli imkanları sağlamasını ve onları geri gön-dermesini istemişti. Neccaşi de emir gereği Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibeyi Allah Resulü ile evlendirdi. Onun için dörtyüz dinar mehir tayin etti. Peygamberin ashabının dönüşü için gerekli imkanları sağladı. Onları Amr b. Ummeyye Zemri ile birlikte iki gemi vesilesiyle geri gönderdi. Da-ha sonra Fil dişinden yapılmış bir sandık istedi. Allah Resulü'nün (s.a.a) her iki mektubunu da içine koydu ve şöyle dedi: "Bu iki mektup Habeşistan'da olduğu müddetçe hayır ve bereket içinde olacaktır."