Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


KONULARIN DEVAMININ TAMAMI


Eğer desen ki: Şu halde, daha önce şefaat konusunu işlerken, Hz. İsa'nın (a.s) da kıyamet günü şefaat edecek ve şefaati kabul edilecek kişilerden olduğuna ilişkin söylenen söz ne anlamı ifade eder?

Buna cevap olarak derim ki: Kur'an'ın bu konudaki ifadesi açık veya açığa yakındır. Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: "O'nun dışında taptıkları, şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak bilerek hakka şahitlik edenler başka." Hz. İsa hakkında şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü de o, onların aleyhine şahit olacaktır."

"Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim." Daha önce şefaatin anlamıyla ilgili olarak yeterli açıklamalarda bulunduk. Bu ise, Hıristiyanların ileri sürdükleri kendini feda etme olayından tamamen farklıdır. Çünkü fidye ve karşılık olayında cezanın ortadan kaldırılması söz konusudur. İleride açıklayacağım gibi bunun anlamı,

mutlak ilahi otoritenin geçersiz kılınmasıdır. Ayet, bunu olumsuzluyor. Şefaate gelince, ayette olumlu ve olumsuz yönde bununla ilgili bir değerlendirmeye yer verilmiyor. Çünkü eğer, ayet şefaatin ispatıyla ilgili olsaydı, konunun akışıyla bağdaşmayacağı bir yanda dursun, ifadenin şu şekilde kurulması gerekirdi. Onları bağışlarsan da, şüphesiz sen, bağışlayansın, rahimsin" Yok eğer, şefaatin olumsuzlaşmasıyla ilgili olsaydı, bu durumda insanlara şahit olmasından söz edilmesinin bir anlamı olmazdı. Şimdilik bu şekilde genel bir açıklamada bulunuyoruz. İnşaallah ayetleri tefsir ederken daha detaylı değerlendirmelere yer vereceğiz.

İnsanların Hz. İsa'yla ilgili olarak söylediklerine gelince: Her ne kadar Hz. İsa'dan sonra insanlar çeşitli mezheplere bölündüler, inanç ve ibadet tarzları arasında büyük farklılıklar baş gösterdi, temel meselelerle ilgili ihtilafları sonucu yetmişi aşkın grup ortaya çıktı ve mezheplerin kendi içindeki ayrılıkları sayılmayacak kadar fazla olduysa da, ancak Kur'an-ı Kerim, sadece onların İsa ve annesiyle ilgili olarak söylediklerinin üzerinde duruyor. Çünkü bunların tevhidin temeliyle ilgisi vardır; Kur'an'ın davetinin ve dosdoğru fıtrat dininin tek hedefi de tevhittir. Ayetlerin tahrifi ve İsa'nın, insanların günahlarının bağışlanması için feda edilmesi gibi ayrıntılara gelince; Kur'an bunların üzerinde pek durmamıştır.


Kur'an-ı Kerim; kitap ehlinin Hz. İsa'yla ilgili sözlerine veya onlara nispet ettiği nitelemelere şu şekilde yer verir: "Hıristiyanlar da; "Mesih, Allah'ın oğludur" dediler." Bu anlamı içeren daha bir çok ayet vardır. Mesela, şu ayetler gibi: "Dediler ki: "Rahman, çocuk edindi" O (bu tür yakıştırmalardan) yücedir". "Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre saptılar" "Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre saptılar."

"Üçtür, demeyiniz."
Yukarıda sunduğumuz ayetler, zahirleri itibarıyla farklı anlamlar ve içerikler kapsayan değişik ifadeler ihtiva ediyorlar. Bu yüzden de bazıları, bunları değişik Hıristiyan mezheplerinin yaklaşımları olarak yorumlamışlardır. Örneğin, Melikaniye mezhebi, Hz. İsa'nın gerçekten billur gibi şeffaf bir cisme yansımasına benzediğini söylerler. Yakubiler bunun bir tür dönüşüm olduğunu savunurlar. Onlara göre, Tanrı kan ve ete dönüşmüştür. Allah bu tür yakıştırmalardan yücedir.



Ancak Kur'an, doğrudan onların değişik mezheplerinin ayrıntılı görüşleriyle ilgilenmez. Onların tümünün üzerinde birleştikleri bir söz üzerinde yani Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu iddiası üzerinde durur. Hz. İsa'yı da yüce tanrı gibi biri olarak değerlendirmelerini yoğun bir şekilde eleştirir. Yine buna bağlı olarak geliştirilen "teslis" inancı üzerinde durur. Bu konuda Hıristiyan mezhepleri arasında önemli ihtilaflar vardır. Önemli tartışma ve çekişmelerin girdabına girmiş olmaları da bunun kanıtı, Kur'an'da tümüne birden tek bir eleştiri ve itirazın yöneltilmiş olmasıdır.

Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bugün mevcut bulunan Tevrat ve İnciller, bir yandan Tanrının tekliğini açık bir dille ifade ederler; diğer yandan İncil, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu ileri sürer ve oğul babadır, başka değil, der.

Hıristiyanlar, İncil'de geçen "oğul" kavramını onurlandırma ve kutsama ifadesi olarak yorumlamaya yanaşmazlar. Oysa İncil'in bir çok yerinde, söz konusu kavram, açıkça bu anlamda kullanılmıştır. Şurada olduğu gibi: "Fakat ben size derim:

Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki, siz göklerde olan babanızın oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur ve salih olanlar ile olmayanların üzerine yağmurunu yağdırır. Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız olur? (Romalıların) vergi mültezimleri de öyle yapmıyorlar mı? Ve yalnız kardeşlerinizi selamlarsanız, fazla ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? Bundan dolayı, semavi babanız kamil olduğu gibi siz de kamil olun."

Bir başka yerde şöyle der: "Sizin ışığınız insanların önünde böyle parlasın da, sizin iyi işlerinizi görsünler ve göklerde olan babanıza hamdetsinler."
Yine der ki: "Sakının, insanlara salahınızı onların önünde gösteriş yapmayın; yoksa göklerde olan babanızın önünde karşılığınız olmaz."
Yine der ki: "Şimdi siz şöyle dua edin: Ey göklerde olan babamız, ismin mukaddes olsun."
Yine der ki: "Çünkü insanlara suçlarını bağışlarsanız, semavi babanız da sizi bağışlar"
Veya der ki: "Babnız nasıl merhametli ise, sessiz de merhametli olun."

Mecdelli Meryem'e şöyle der: "...Fakat kardeşlerime git, ve onlara söyle: Benim babamın ve sizin babanızın, benim Allah'ımın ve sizin Allah'ınızın yanına çıkıyorum."
İncillerden aktardığımız bu parçalarda, yüce Allah hakkında "baba" ifadesi, İsa ve diğer insanlara nispet bir onurlandırma niteliği olarak kullanılıyor.

Bazı yerlerde ise, babalık ve oğulluğun birbirlerini tamamlar şekilde birleşmeleri anlamına gelen ifadelere yer verilir. Şu sözler gibi: "İsa bu şeyleri söyledi ve gözlerini göğe kaldırıp dedi: "Ey baba! Saat geldi; oğlunu taziz eyle ki, Oğul seni taziz etsin." Sonra öğrencilerden elçileri için dua eder ve şöyle der: "Yalnız onlar için değil, fakat onların sözü ile bana iman edecek olanlar için de, hepsi bir olsunlar diye yalvarıyorum; nasıl ki ey baba! Sen bendesin, ve ben de sendeyim, onlar da bir olsunlar, ben onlarda ve sen bende ta ki, bir olmak üzere tamamlanmış olsun, ve beni sen gönderdiğini ve beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini dünya bilsin."

Ancak İncillerde yer alan bazı ifadelerin zahirleri, onları onurlandırmaya yönelik nitelikler biçiminde yorumlamaya elverişli değildirler. Şu ifadeler gibi:
"Tomas ona dedi: Ya Rab! Nereye gidiyorsun bilmiyoruz, yolu nasıl biliriz?" İsa ona dedi: "Yol ve hakikat ve hayat benim; ben vasıta olmadıkça babaya kimse gelmez. Eğer beni tanımış olsaydınız, babamı da tanımış olurdunuz, şimdiden onu bilyorsunuz, ve gördünüz. Filipus ona dedi: Ya rab, babayı bize göster ve bize o yeter."

İsa ona dedi: Bu kadar zaman sizin ile berberdim de, beni tanımadın mı, ey Filipus? Beni görmüş olan, babayı görmüş olur, sen nasıl babayı bize göster diyorsun? İman etmiyor musun ki, ben babadayım baba da bendedir? Ben size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemem; fakat bende duran baba kendi işlerini yapar. Bana iman edin, ben babadayım, baba da bendedir."
"...Çünkü ben Allah'tan çıkıp geldim; çünkü ben kendiliğimden de gelmedim; fakat o beni gönderdi.
"Ben ve baba biriz"

Öğrencilerine der ki: "Şimdi, siz gidip bütün milletleri öğrenci yapın, onları baba ve oğul ve ruhulkudüs ismiyle vaftiz eyleyin.
"Kelam başlangıçta var idi, ve kelam Alah nezdinde idi ve kelam Allah idi. O başlangıçta Allah nezdinde idi. Her şey onun ile oldu, ve olmuş onlardan hiç bir şey onsuz olmadı. Hayat, onda idi ve hayat insanların nuru idi."
İncillerde yer alan bu ve benzeri ifadeler, Hıristiyanları birlik içinde teslis incancını benimsemeye itmiştir.


Bundan maksat, hem Mesih'in Allah'ın oğlu olduğu iddiasını korumak, hem de Mesih'in öğretilerinde açıkça vurguladığı tevhidi korumaktır. Çünkü Mesih'in tavsiyelerinin başında şu gibi ifadeler gelir: Dinle, ey İsrail! Allah'ınız bir olan Rabdir."
Makul bir veri olmasa da, Hıristiyanların dediklerinin özü şudur: Zat bir cevherdir ve onun üç uknumu vardır. Uknumdan maksat sıfattır. Ki bir şey onunla belirginleşir, başkalarından ayrılır. Sıfat mevsuftan başka bir şey değildir. Sözü edilen üç uknum şunlardır: Varlık uknumu, ilim uknumu -ki bu uknum kemaldir- ve hayat uknumu, yani ruh.

Bu üç uknum; baba, oğul ve kutsal ruhtur. Birincisi varlık uknumudur. İkincisi, ilim ve kelam uknumudur. Üçüncüsü, hayat uknumudur. Oğul, yani kelam ve ilim uknumu, babasının yanından inmiştir. Baba ise varlık uknumudur. Oğul inerken kutsal ruh onunla beraberdi. O da eşyayı aydınlatan hayat uknumudur.

Sonra Hıristiyanlar arasında bir genellemenin ayrıntıları üzerinde büyük ihtilaflar baş gösterdi. Bu yüzden parçalandılar, çeşitli guruplar ve mezheplere bölündüler. Yetmişin üzerinde mezhep ortaya çıktı. Kitabımızın ölçüleri çerçevesinde bunlara ilişkin ayrıntılı açıklamalar sunacağız.

Yukarıda yaptığımız açıklamalar üzerinde düşünürsen, şunu anlarsın: Kur'an-ı Kerim'in onlarla ilgili olarak anlattığı ve onlara nispet ettiği; "Andolsun; "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre saptılar." Veya, "Andolsun "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre saptılar" ya da, "üçtür demeyin; sakının..."

şeklindeki ifadelerin tümü, tek bir anlama yani "birliğin üçlenmesi" anlamına dönüktür ki, Hıristiyanlık içinde ortaya çıkan bütün mezheplerin ortak görüşüdür. Buna "birliğin üçlenmesi" anlamı çerçevesinde değindik.
Sırf onlar arasında ortak olan bu nokta üzerinde durulmasının sebebi, onların Hz. İsa ile ilgili olarak ortaya attıkları birçok görüşün gelip dayandığı noktanın bu olmasıdır. Kur'an da eleştirilerinde bunu esas alır."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
27-İrmiya (a.s)

Bihar, 14/351, 25. Bölüm; Kıses-u İrmiya ve Danyal ve Uzeyr
Kenz'ul-Ummal, 11/500, Uzeyr

3808. Bölüm
İrmiya (a.s)

Kur'an:
"Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi."
19721. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İrmi'ya Peygamber Buht'un-Nassar'ın, Yahudiler ile yaptığı savaşta yıktığı Beyt'ul-Mukaddes'e ve etrafına baktı ve, "Allah bunları ölümünden sonra nasıl diriltecek?" deyince, Allah onu yüz yıl öldürdü ve yeniden diriltti ve o organlarının yeniden nasıl birleştiğini, yeniden nasıl etinin bittiğini, eklemlerinin ve damarlarının nasıl da birleştiğini gördü. Bunun üzerine ayağa kalkınca şöyle buyurdu: "Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyorum."

19722. İmam Bakır (a.s), kendisine, "Bir şahıs karısıyla cinsel ilişkiye geçti ve kadın ikiz çocuğa hamile kaldı. Bu ikizlerin her ikisine de aynı anda hamile kaldı ve onları aynı anda doğurdu. O ikisi aynı anda öldüler ve her ikisi bir mezara koyuldular, ama onlardan biri yüz elli yıl yaşadı, diğeri ise elli yıl, bu iki kimse kimlerdir?" diyen Hıristiyan alime şöyle buyurmuştur: "Onlar Uzeyr ve Uzre idiler.

Anneleri söylediğin gibi onlara aynı anda hamile kaldı ve söylediğin gibi onları aynı anda doğurdu. Uzeyr ve Uzre kaç yıl birlikte yaşadılar, arından Allah Tebarek ve Teala Uzeyr'i yüz yıl öldürdü, ardından yeniden diriltti ve elli yıl daha Uzre ile yaşadı ve her ikisi de aynı anda öldüler."

19723. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah kardeşim Uzeyr'e şöyle vahyetmiştir: "Ey Uzeyr! Eğer sana bir bela ve musibet gelip çatarsa, beni yaratıklarıma şikayet etme. Zira senden de bana bir çok bela gelmiştir ve ben seni meleklerime şikayette bulunmadım.

Ey Uzeyr! Azabım karşısındaki tahammülün ölçüsünce bana isyan et ve ihtiyaçlarını amelin ölçüsünce benden dile ve benim hilemden güvende olma ki cennetime giresin." Uzeyr sarsıldı ve ağladı. Allah ona şöyle vahyetti: "Ey Uzeyr! Ağlama, zira eğer bana bilgisizce isyan edersen ben seni bağışlarım. Zira ben sahibiyim ve kullarımı cezalandırma hususunda acele davranmam. Ben merhamet edenlerin en merhametlisiyim."


502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
28-Yunus (a.s)

Bihar, 14/379, 26. Bölüm; Kıses-u Yunus ve İbnihi Metta
Kenz'ul-Ummal, 11/518, 12/472; Yunus (a.s)


3809. Bölüm
Yunus (a.s)

Kur'an:
"Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir. Dolu bir gemiye kaçmıştı. Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı. Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu. Eğer Allah'ı tespih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı. Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık. Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik. Sonunda ona inandılar, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar geçindirdik."

19724. İmam Ali (a.s), kendisine, "Mahkumunu yeryüzünde gezdiren zindan hangisiydi?" Diye soran Yahudilerden birine şöyle buyurmuştur: "Ey Yahudi adam! Mahkumunu yeryüzünde gezdiren zindan, Yunus'un karnında hapsolduğu balinaydı."
19725. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiç kimseye şöyle demesi yakışmaz: "Ben Allah nezdinde Yunus b. Metta'dan daha iyiyim."

19726. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir peygambere Allah katında, ben Yunus b. Metta'dan daha iyiyim" demesi yakışmaz."
19727. İmam Sadık (a.s), ellerini göğe kaldırdığı bir halde şöyle buyurmuştur: "Ey Rabbim! Asla göz açıp kapanıncaya kadar ne ondan az ve ne de ondan çok bırakma. İbn-i Ebi Ya'fur şöyle diyor: "Hızla gözlerinden sakallarına yaş döküldü, sonra bana dönerek şöyle buyurdu: "Ey Ebi Ya'fur'un oğlu!

Yunus b. Metta'yı aziz ve celil olan Allah göz açıp kapamaktan daha az bir müddet kendi haline bıraktı ve neticede onun ayağı sürçtü." Ben şöyle arzettim: "Allah sizlere hayır versin! Onun hatası, onu ceza görecek hadde mi getirdi?" İmam şöyle buyurdu: "Hayır, ama o halet üzere ölmek, helak olmaktır."

Yunus'un (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1- "Kur'anı Kerimde belli bir yerde Yunus'un kıssası zikredilmektedir. Örneğin Saffat suresinde şöyle yer almaktadır: Alalh onu kavmine gönderdi ve halkın arasından kaçıp bir gemiye bindi. Balık onu yedi ve sonunda Allah onu kurtardı. İkinci kez onu kavmine gönderdi ve halk nu kez ona iman ettiler bu surede şöyle yer almaktadır: "Onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akıl etmez misiniz? Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir."

Enbiya suresi balinanın karnında yaptığı zikri ve kurtuluşu şöyle yer alıyor: "Zünnun hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti. Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. İman edenleri işte öyle kurtarırız."

Nun suresinde öfkeli olarak nidası, balığın karnından çıkışı ve Allah'ın onu seçmesi şu şekilde yer almıştır: "Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti. Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı. Rabbi onu seçip iyilerden kıldı."

"Yunus suresinde ise Bir kasaba halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un topluluğu, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik."

Özetle ayetler yanyana mülahaza edildiğinde ve ilgili deliller göz önünde bulundurulduğunda şu bilgilere ulaşılmaktadır: "Yunus (a.s) peygamberlerden biriydi ve Allah onu yüz bin den fazla bir topluluk olan kavmine gönderdi. O kavmini Allah'a davet etti ama ona karşılık olarak sadece yalanladılar ve davasını reddettiler. Sonunda Yunus'un kendilerini tehdit ettiği azap çepeçevre onları kuşattı ve Yunus onların arasından dışarı çıktı.

Yunus'un kavmi azap ile karşı karşıya geldiğinde ve azabı da açık olarak gördüklerinde tümüyle iman ettiler ve münezzeh olan Allah'ın dergahına Tevbe ettiler. Allah da kendilerini dünyada hor ve hakir kılan azabı onlardan kaldırdı.
Yunus (a.s) kavminin halini sordu ve azaplarının bertaraf edildiğini anladı. Ama adeta onların imanından ve Tevbe ettiklerinden habersiz idi. Bu hal üzere kavmine geri dönmedi onlara karşı gazap halinde yoluna devam etti. Adeta efendisine kızıp kaçan ve kendisini bulamayacağını hayal eden kimsenin halini andırıyordu. Ardından Yunus (a.s) yük ve yolcu dolu bir gemiye bindi.

Yolda bir balina geminin yolunu kesti. Balinanın yemesi ve böylece de geminin kurtuluşu için birini denize atmaları gerekiyordu. Bu maksatla aralarında kura çektiler ve kura Yunus'un (a.s) adına çıktı ve onu denize attılar. Balina Yunus'u (a.s) yuttu ve gemi böylece kurtulmuş oldu.
Münezzeh olan Allah bir kaç gece ve gündüz Yunus'u (a.s) sağ salim balinanın karnında tuttu. Yunus (a.s) yaptığı şey dolayısıyla bunun ilahi bir azap olduğunu biliyordu. Dolayısıyla da balinanın karnından şöyle seslendi: "Senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin şüphesiz ben zalimlerden oldum."

Allah da Yunus'un (a.s) duasına icabet buyurdu ve balinaya Yunus'u (as.) dışarı atmasını emretti ve balina Yunus'u (a.s) hasta olduğu bir halde karaya attı, münezzeh olan Allah yapraklarının gölgesinde dinlenmesi için bir kabak fidesi bitirdi. Yunus'un (a.s) durumu düzelince de Allah onu kavmine geri gönderdi. Bu defa insanlar onun davetine icabet ettiler ve kendisine iman ettiler. Ve Allah da onları bir süreye kadar onları (her türlü nimetten) faydalandırdı."
Ehl-i Beyt'ten (a.s) nakledilen bir çok rivayetler ile Ehl-i Sünnet'ten nakledilen bazı rivayetler Yunus'un kıssasında ayetlerden istifade edildiği şekilde ortak bir metne sahiptir. Gerçi bazı hususiyetleri hakkında bu konuda farklılıklar mevcuttur.

2-Yunus'un Ehl-i Kitap Arasındaki Kıssası
Tevrat'ın bazı yerlerinde ve hakeza İncil'in bazı yerlerinde Yunus'tan (a.s) Yunah b. İmtay olarak söz edilmiştir. Bu yerlerin bazısında ise, Yunus'un balinanın karnında kalışına işaret edilmiş, ama her iki kitapta da Yunus'un kıssası kamil bir şekilde zikredilmemiştir.

Alusi, Ruh'ul-Meani tefsirinde Yunus'un Ehl-i Kitap açısından kıssası hususunda bir takım bilgilere yer vermiş ve onların bazı kitaplarında yer alan bilgileri teyit ederek şöyle yazmıştır: "Allah Yunus'a Ninova halkını davet için oraya gitmesini emretti. Ninova o günlerde büyük bir şehir idi. Öyle ki oraya gitmek üç günü alıyordu.

Bu şehir halkının kötülüğü çoğaldı. Yunus bu halkın hidayetinin zor olduğunu gördü ve Tersis'e doğru kaçtı. Böylece bu amaçla Yafa'ya geldi. Orada Tersis'e gitmek üzere yolcuların bindiği bir gemi gördü, kiraladı, ücretini verdi ve gemiye bindi. Gemi yola düşünce şiddetli bir rüzgar esti, deniz dalgalandı ve gemi batacak bir hale geldi.

Gemide çalışanlar korkuya kapıldı ve geminin hafiflemesi için malların bir kısmını denize attılar. Bu esnada Yunus geminin içine girdi ve güzel bir uykuya daldı ve horlamaya başladı. Geminin kaptanı onun yanına gitti ve şöyle dedi: "Neden uyuyorsun? Kalk ve rabbinden bizi bu durumdan kurtarmasını ve yok olmamamızı dile."

Gemi yolcuları birbirine şöyle dediler: "Gelin kura çekelim. Böylece bu bela ve kötülüğün kimin sebebiyle olduğu açığa çıksın." Kura çektiler ve kura Yunus'un adına çıktı, ona şöyle dediler: "Bize ne yaptığını söyle, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, hangi şehirden ve hangi kavimdensin?" Yunus onlara şöyle dedi:

"Ben göklerin, karanın ve denizlerin yaratıcısının kuluyum." Böylece onlara olayı anlattı. Gemide olanlar büyük bir dehşete kapıldılar, onu kınayıp şöyle dediler: "Neden böyle yaptın?" Daha sonra ona şöyle dediler: "O halde biz sana ne yapalım ki deniz sakinleşsin?" O şöyle dedi: "Beni denize atın, deniz sakinleşir! Zira benim yüzümden bu büyük dalgalar yükselmiştir." İnsanlar onu karaya geri döndürmeye çalıştılar, ama beceremediler.

Bu yüzden gemideki bütün yolcuları kurtarmak için Yunus'u alıp denize attılar, deniz sakinleşti. Allah büyük bir balinaya Yunus'u yutmasını emretti. Böylece üç gece ve gündüz, Yunus balinanın karnında kaldı. Orada rabbine dua edip yalvardı. Bunun üzerine münezzeh olan Allah balinaya Yunus'u karaya atmasını emretti ve Allah Yunus'a şöyle emretti: "Kalk ve Ninova halkına git. Sana önceden emrettiğim gibi onlar arasında davette bulun."

Yunus Ninova'ya gitti. Yüksek sesle şöyle dedi: "Üç güne kadar Ninova yerin dibine geçecektir." Daha sonra Ninova halkı Allah'a iman ettiler, oruç tuttular, hepsi eski elbiseler giydiler, padişah haber alınca o da tahtından indi, saltanat elbiselerini çıkardı, eski elbiselerini giydi, toprağın üstüne oturdu, insanlardan ve hayvanlardan hiç kimsenin yemek ve su içme hakkının olmadığı söylendi. Herkes Allah'a sığındı, kötülük ve zulümden el çekti.

Böylece Allah onlara merhamet etti ve böylece onlara azap nazil olmadı. Yunus üzgün bir halde şöyle dedi: "Allah'ım! Ben bu konudan kaçtım. Zira senin merhametli, rauf, hilim sahibi ve tövbeleri kabul eden bir kimse olduğunu biliyorum. Ey Rabbim! Canımı al, zira ölüm benim için hayattan daha iyidir." Allah şöyle buyurdu:

"Ey Yunus! Bu işe çok mu üzüldün?" O şöyle arzetti: "Evet ey rabbim!" Yunus şehirden dışarı çıktı. Onun karşısında bir yere oturdu, kendisine bir gölgelik yaptı ve şehirde ne olacağını görmek için oturdu. Bu esnada Allah kabak ağacına Yunus'un başında yer almasını ve ona gölge salmasını emretti. Onun hüznünü ortadan kaldırdı. Yunus kabak ağacını görünce çok sevindi. Allah bir kurtçuğa kabak ağacının köklerini yemesini ve kabak ağacını kurutmasını emretti. Daha sonra yakıcı bir rüzgar esti ve güneş Yunus'un başına vurdu, öyle ki Yunus'un işi zorlaştı ve ölümü arzuladı.

Allah şöyle buyurdu: "Ey Yunus! Kabak ağacı için çok mu üzüldün?" O şöyle arzetti: "Evet ey Rabbim! Çok rahatsız oldum." Allah şöyle buyurdu: "Sen kabak ağacının kurumasına üzülüyorsun, oysa kendisi için ne zahmet çektin, ne de onu büyüttün, aksine o bir gecede yeşerdi ve bir gecedede kurudu. O halde ben içinde yüz yirmi bin insandan daha fazla kimsenin yaşadığı bu büyük şehir Ninova'ya acımaz ve merhamet etmez miyim? Bu halk henüz sağ ve solunu teşhis edememektedir ve içinde henüz bir çok hayvanlar vardır."

Bu kıssanın Kur'an-ı Kerim'de zikrettiğimiz şeylerle farklılığı apaçık ortadadır. Örneğin risalet görevini yapmaktan kaçtığını ve tövbe edip iman ettiklerini bildiği bir halde bir topluluktan azabın ortadan kalkmasına hoşnut olmamasını isnat etmek konusu Kur'an'la uyuşmamaktadır.

Burada şöyle diyebilirsiniz: "Bu konuların benzeri Kur'an-ı Kerim'de de yer almıştır. Örneğin Yunus'un kaçışı Saffat suresinde ve hakeza Yunus'un kızması ve kendisine gücünün yetmeyeceğini zannetmesi Enbiya suresinde de yer almıştır. Buna cevap olarak şöyle demek gerekir: Bu iki isnat arasında fark vardır. Zira Ehl-i Kitabın mukaddes kitapları, yani Tevrat ve İncil Peygamberlere helak edici büyük günahları isnat etmekten çekinmemektedir.

O halde Ehl-i Kitabın kitaplarının Yunus'a (a.s) isnat ettiği günahları günah olmaktan çıkacak bir şekilde yorumlamak, gerekmektedir. Ama Kur'an-ı Kerim bunun aksini savunmaktadır. Zira Kur'an-ı Kerim Peygamberlerin her türlü büyük ve küçük günahlardan münezzeh olduğunu söylemektedir. O halde bu konuda Kur'an'da yer alan bilgiler ve Peygambere günah isnat edildiği vehmi en iyi şekilde tevil edilmelidir. Bu sebeple biz, "kaçtığı zaman" ve "gazaplanarak böylece gücümüzün yetmeyeceğini zannetti" cümlesini, onun haletinin bunu ifade ettiği ve amelinin bu anlamı vehmettiği şeklinde yorumlamaktayız.

3-Allah-u Teala'nın Yunus'u (a.s) Övmesi
Allah-u Teala Yunus'u şu tabirlerle övmüştür: "O müminlerdendir (Enbiya/88), Allah onu seçmiştir -daha önce de dediğimiz gibi Allah'ın seçmesi, kulu kendine has kılmasıdır- ve onu salihlerden karar kılmıştır (Nuh/50), En'am suresinde de onu Peygamberlerden saymış ve onları alemlere üstün kıldığını ve doğru yola ilettiğini belirtmiştir. (En'am/87)

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
29-Cercis (a.s)

Bihar, 14/445, 29. Bölüm; Kıses-u Cercis (a.s)

3810. Bölüm
Cercis

19728. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Allah-u Teala Cercis'i (a.s) adına Dazane dedikleri ve puta tapan Şam bölgesinde yaşayan bir padişaha gönderdi. Cercis ona şöyle dedi: "Ey Padişah! Nasihatımı kabul et, yaratıklar için Allah-u Teala'ya tapmaktan ve ondan başkasına rağbet etmemekten başka bir şey yakışmaz." Padişah ona şöyle dedi: "Sen hangi topraklardansın?" O şöyle buyurdu: "Filistin'de oturan Rumlardan." Padişah Cercis'in zindana atılmasını emretti. Sonra da bedenini demir taraklarla etleri dökülünceye kadar taradılar."


502. Konu

En-Nübüvvet(2) Nübüvvet(2) Özel Nübüvvet
30-Halid b. Sinan (a.s)

Bihar, 14/448, 30. Bölüm; Kısset-u Halid b. Sinan e'bsi


3811. Bölüm Halid b. Sinan

19729. İmam Bakır ve İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Halid b. Sinan Absi'nin kızı Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına geldi. Peygamber ona şöyle buyurdu: "Ey kardeşimin kızı! Hoş geldin." Ona elini verdi, onu kendine yakın kıldı, elbisesini üzerine serdi, onu kendi yanına oturttu ve şöyle buyurdu: "Bu kavminin yok ettiği bir Peygamberin kızıdır." Halid b. Sinan Absi'nin kızıdır. O kızın adı ise Mehyat binti Halid b. Sinan idi."

Açıklama
Şöyle diyorum: Bazı rivayetlerde yer aldığına göre ise o Peygamber değildi. Meclisi (r.a) şöyle diyor: "Onun nübuvvetine delalet eden rivayetler daha güçlü ve daha çoktur."

3812. Bölüm
İki İsimli Peygamberler

19730. İmam Ali (a.s), iki ismi olan altı Peygamber hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Yuşa' b. Nun (a.s) ki diğer adı Zülkifl idi, Yakub b. İshak (a.s) ki diğer adı da İsrail idi, Hızır (a.s) ki diğer adı da Helkiya idi, Yunus (a.s) ki adı Zünnun idi, İsa (a.s) ki diğer adı da Mesih idi ve Muhammed (a.s) ki diğer adı da Ahmet idi. Allah'ın selamı hepsinin üzerine olsun."

3813. Bölüm
Atsız Peygamberler

Kur'an:
"Nice peygamberlerin yanında pek çok rabbani kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever."
En'am suresi, 10,34,42,112; A'raf suresi, 4-6; Yunus suresi, 47; Hud suresi, 100,102,116,117; Ra'd suresi, 32; İsra suresi, 17; Meryem suresi, 98. Ayet; Ta-Ha suresi, 128. Ayet; Neml sursi, 69. Ayet; Kasas suresi, 58-59. Ayetler; Secde suresi, 26. Ayet; Sebe suresi, 34-35. Ayetler; Sad suresi, 3. Ayet; Mu'min suresi, 21,22. Ayetler; Zuhruf suresi; 7-7,23-25. Ayetler; Kaf suresi, 36. Ayet; zariyat suresi, 52. Ayet; Teğabun suresi, 5,6. Ayetler

19731. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adem ve Nuh arasında bir takım Peygamberler vardı. Onların bazısı gizli ve tanınmamış, bazısı ise aşikar ve açık idi. Bu yüzden Kur'an'da onlardan zikredilmemiş ve onlardan aşikar olan Peygamberler gibi söz edilmemiştir. Allah-u Teala'nın "ve bazı Resullerin kıssalarını senin için söylemedik" ayetinin anlamı da şudur: "Aşikar Peygamberlerin adını andığım gibi tanınmamış Peygamberlerin adını anmadım."

19732. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adem ve Nuh'un arasında zahiri olmayan (peygamber olarak bilinmeyen) bir takım Peygamberler vardı. Bu yüzden Kur'an onları zikretmemiştir. Açık Peygamberlerden (a.s) söz ettiği gibi bu peygamberlerden söz etmemiştir. Aziz ve celil olan Allah'ın şu sözü de buna işaret etmektedir. "Peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık." (Yani açık Peygamberlerin adını andığım gibi, açık olmayan Peygamberlerin adını anmadım.) "

19733. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey Abdulhamid! Allah'ın açık ve gizli bir takım Peygamberleri vardır. O halde, ona açık olan Peygamberlerin adı için yemin ettiğinde ve ondan bir şey dilediğinde açık olmayan Peygamberlerin hakkı için de dile."
19734. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala peygamberlerinden birine şöyle buyurdu: "Yarın sabah gördüğün ilk şeyi ye, ikincisini sakla, üçüncüsünü kabul et, dördüncüsünü yapma, beşincisinden kaç."

Ertesi gün sabah yola düştü. Yolda siyah ve büyük bir dağa rastladı. Kendi kendine şöyle dedi: "Rabb'im bana bunu yememi emretti." (Bu emir karşısında) şaşkınlığa düştü. Sonra, "Rabb'im bana gücümün yettiği şeyi emreder" dedi ve o dağa doğru onu yemek için hareket etti. Gittikçe yaklaşıyor ve dağ küçülüyordu. Yanına varınca onu bir lokma gibi gördü. Onu yedi ve onu en lezzetli şey olarak buldu. Daha sonra hareket etti, leğen dolusu altın gördü. "Rabbim bana bunu saklamamı emretti" diyerek bir çukur kazdı ve o leğeni defnetti. Üzerini toprakla örttü ve yoluna devam etti.

Arkasına bakınca leğenin gözüktüğünü gördü. Kendi kendine, "Ben Rabbimin dediğini yaptım" dedi. Sonra yine yoluna devam etti. Aniden arkasında bir kartal olan bir kuş gördü. Kuş o peygamberin etrafında dönüp duruyordu, peygamber, "Rabbim bana bunu kabul etmemi emretti" dedi. Kollarını açtı, kuş elbisesinin kolundan içeri girdi. kartal, "Kaç gündür peşinde olduğum avımı aldın" dedi. Peygamber, "Rabbim bana bunu ümitsiz kılmamamı emretti" dedi.

Sonra bacağından bir parça koparıp ona doğru attı ve yoluna devam etti. Yolda kurtlanmış kötü kokulu bir leşe rastladı. Kendi kendine, "Rabbim bana bundan kaçmamı emretti" dedi ve ondan kaçtı. Geri döndü. Rüyasında kendisine şöyle söylendi: "Sen emredildiğin şeyleri yaptın, onların ne olduğunu biliyor musun?" O, "Hayır" dedi. Kendisine şöyle denildi: "O dağ gazap semboluydü, insan gazaplanınca kendini görmüyor, aşırı gazaptan dolayı kendi değerini unutuyor. Ama kendini koruyup, değerini tanıyıp gazabına hakim olunca akibeti yiyeceği tatlı bir lokma gibi olur.

O altın leğen ise salih amelin sembolüdür. İnsan onu gizleyince Allah onu açığa vurur. Böylece Allah'ın kendisine hazırladığı sevabın yanında o amelle de bunu süsler. O kuş ise sana nasihat eden kimsenin sembolüdür. Onu ve nasihatini kabul et. O kartal ise yanına gelen muhtaç biridir. Asla böyle birini ümitsiz etme. O kötü kokulu leş ise gıybetin sembolüdür. Ondan sürekli kaç."

19735. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Mecusilerin de Peygamberi var mıydı?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Evet! Allah Resulü'nün Mekke ehline yazdığı mektuptan haberin yok mu?" Peygamber (s.a.a) onlara şöyle yazdı: "Mecusilerin de bir Peygamberi vardı. Onu öldürdüler ve bir de kitabı vardı ki onu yaktılar." Peygamberleri, onlar için on ikibin inek postuna yazılmış bir kitap getirdi."
Bak. En-Nubuvvet (1), 3773. Bölüm; el-Bihar, 14/451, 31. Bölüm

3814. Bölüm
İki Peygamberin Bi'seti Arasındaki Fetret Dönemi

Kur'an:
"Ey Kitab ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dediniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz o, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye kadirdir."
19736. İmam Ali (a.s), Allah-u Teala'nın, "Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani Peygamberlerin gönderilişinin durduğu dönemde."

19737. Ebu Rebi şöyle diyor: "Hişam b. Abdulmelik'in Hacca gitti yıl, ben de İmam Bakır (a.s) ile birlikte gittim. Bu faydalı yolculukta, Ömer b. Hattab'ın kölesi, Nafi' de Hişam ile birlikteydi. Nafi'in gözleri, Beytullah'ın rüknünde, halkın etrafına toplandığı İmam Bakır'a (a.s) ilişti. Nafi' şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! İnsanların etrafına toplandığı o kimse kimdir?" Hişam şöyle dedi: "O Ehl-i Kufe'nin Peygamberi Muhammed b. Ali'dir?" Nafi' şöyle diyor: "Şimdi yanına gideceğim ve ondan öyle bir takım sorular soracağım ki cevabını Peygamber,

Peygamber'in oğlu veya Peygamber'in vasisi dışında hiç kimse veremez." Hişam şöyle dedi: "Git ve ona sor, belki onu utandırırsın." Nafi' geldi insanların başında durdu. İmam Bakır'a (a.s) baktı ve şöyle dedi: "Ey Muhammed b. Ali! Ben Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan'ı okudum, onların helal ve haramını biliyorum,

sana bir takım soruları sormaya geldim. Bu soruların cevabını sadece Peygamber, Peygamberin vasisi veya Peygamber'in oğlu bilebilir." İmam Bakır (a.s) başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: "İstediğin şeyi sor?" Nafi' şöyle dedi: "İsa'dan Muhammed'e (s.a.a) kadar kaç yıl geçmiştir?" İmam şöyle buyurdu: "Kendi görüşüm esasınca mı sana haber vereyim yoksa senin görüşüne göre mi?" O şöyle dedi:" Her iki görüşe göre." İmam şöyle buyurdu: "Benim görüşüme göre beş yüz yıl, senin görüşüne göre ise altıyüz yıl."

19738. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsa'dan (a.s) Muhammed'e (s.a.a) kadar, beşyüz yıl fasıla olmuştur. Bunun ikiyüz elli yılında ne bir Peygamber olmuş ne de aşikar bir alim... Bu müddet boyunca insanlar İsa'nın (a.s) dinine tabi olmuşlardır."

İçindekiler

3700. Bölüm 3
Dalkavukluktan Sakındırmak 3
3701. Bölüm 5
Malik'ul-Mülk (Mülkün Gerçek Sahibi) 5
3702. Bölüm 15
Hükümdarlarla Kaynaşmak 15
3703. Bölüm 16
Aşağılık Kimseler Hükümdar Olunca 16
3704. Bölüm 16
Hükümdarların En Hayırlısı 16
3705. Bölüm 17
Hükümdar (çeşitli) 17
3706. Bölüm 20
Meleklerin Yaratılışı 20
3707. Bölüm 20
Meleklerin Çokluğu 20
3708. Bölüm 21
Meleklerin Sıfatları 21
3709. Bölüm 22
Meleklerin Çeşitleri 22
Meleklerin Varlık Aleminde Tedbir Vasıtası Olduğunda Bir Çift Söz 27
3710. Bölüm 31
Koruyucu Melekler 31
3711. Bölüm 32
Meleklerin Özellikleri 32
3712. Bölüm 33
Meleklerin Girmediği Evler 33
3713. Bölüm 35
Melekut 35
Tefsir 38
3714. Bölüm 42
Melekut Perdeleri 42
3715. Bölüm 45
Mühlet Vermek 45
3716. Bölüm 49
Mastürbasyon 49
3717. Bölüm 51
Ölüm 51
Tefsir: 53
3718. Bölüm 55
Ölüme Yakin Etmek 55
3719. Bölüm 55
Her Nefeste Bir Ölüm Vardır 55
3720. Bölüm 56
Ölüm İnsanı Takip Etmektedir 56
3721. Bölüm 58
Göç Zamanı Yakındır 58
3722. Bölüm 59
Ölümün Anlamı 59
3723. Bölüm 62
Müminin Ölümü 62
3724. Bölüm 63
Mümin İçin Ölüm Güzel Kokan Bir Deste Gül Gibidir 63
3725. Bölüm 64
Kafirin Ölümü 64
3726. Bölüm 65
Ölüm Meleği 65
3727. Bölüm 67
İyilerin Ve Kötülerin Ölümü 67
3728. Bölüm 68
Ölümü Hatırlamak 68
3729. Bölüm 69
Ölümü Çok Hatırlamaya Teşvik 69
3730. Bölüm 70
Ölüm İçin Hazırlanmak 70
3731. Bölüm 73
Yarını Ömründen Sayan Kimse 73
3732. Bölüm 73
Ahiret İçin Azık Almak 73
3733. Bölüm 76
Ölüme Hazırlanmanın Anlamı 76
3734. Bölüm 77
Ölümü Arzulamak 77
3735. Bölüm 79
Ölümün Sarhoşluğu 79
3736. Bölüm 81
Ölümü ve Sarhoşluğunu Kolaylaştıran Şey 81
3737. Bölüm 81
Ölümü Hoş Görmemenin Sebebi 81
3738. Bölüm 82
Ölmek Üzere Olan Kimse Ahirette Kendisi İçin Hazırlanan Şeyi Görür 82
3739. Bölüm 82
Ölmek Üzere Olan Kimseye Peygamber ve İmamların Görülmesi 82
3740. Bölüm 84
Ölümden Sonraki Durum 84
3741. Bölüm 84
Diriler Arasında Bir Ölü 84
3742. Bölüm 85
Ölüler Arasında Diri 85
3743. Bölüm 85
Ani Ölüm 85
3744. Bölüm 86
Cenazeyi Teşyii Etme 86
3745. Bölüm 87
Cenazeyi Teşyii Etme Adabı 87
3746. Bölüm 89
Defnetme 89
2747. Bölüm 90
Ölümden Daha Şiddetli Şey 90
3748. Bölüm 90
Ölümden Sonra İnsanın Ardından Gelen Şey 90
3749. Bölüm 93
Mal İsteklerin Kaynağıdır 93
3750. Bölüm 94
Mal İblisin Tuzağıdır 94
3751. Bölüm 95
Mal Sevgisinin Etkileri 95
3752. Bölüm 96
Helal Mal Sevgisi 96
3753. Bölüm 97
Fazla Servet 97
Define ve Mal Toplamanın Anlamı Hususunda Bir Çift Söz 100
3754. Bölüm 106
Mala Tapmaktan Sakınmak 106
3755. Bölüm 107
Malın Sahibi Üzerindeki Hakkı 107
3756. Bölüm 107
Mal Toplamada İnsan Çeşitleri 107
3757. Bölüm 108
Malını Başkalarının Terazisinde Gören Kimse 108
3758. Bölüm 108
Helal Olmayan Yoldan Mal Elde Eden Kimse 108
3759. Bölüm 109
Malı Yersiz Yere Harcamak 109
3760. Bölüm 110
Mal İnsanlara Fayda Veren Şeydir 110
3761. Bölüm 111
En İyi Mal 111
3762. Bölüm 112
Malın En Faydalısı 112
3763. Bölüm 113
Mal Allah'ın Malıdır 113
3764. Bölüm 115
İnsanların Allah'ın Mallarında Eşit Oluşu 115
3765. Bölüm 118
İmam Ali (a.s) Ve Beyt'ul-Mal 118
3766. Bölüm 121
Yöneticilere Beytülmali Koruma Hususunda Riayet Etmelerinin Yakıştığı Şey 121
3767. Bölüm 121
Malların En Kötüsü 121
3768. Bölüm 124
Allah'a Davet 124
3769. Bölüm 125
Gerçekte İşiten Kimseler Cevap Verir 125
3770. Bölüm 126
Nübuvvetin Felsefesi 126
1-Tekamül 126
2-İnsanı Tağutların Hakimiyetinden Kurtarmak 127
3-Kitap ve Hikmeti Öğretmek 129
4-Ahlak Tezkiyesi 130
5-İnsanları karanlıklardan Aydınlığa Çıkarmak 131
6-İnsanların Adalete Yönelişi 132
7-Esaret Yükünü ve Zincirlerini Koparmak 133
8-İhtilafları Ortadan Kaldırmak 136
9-Esenlik Yollarına Hidayet Olmak 138
10-Hücceti Tamamlamak 140
Felsefi Bahis 141
3771. Bölüm 143
Nübuvvet ve Tarih 143
Bütün Peygamberlere İnanmanın Farz Oluşu 143
3772. Bölüm 144
Peygamberlerin Kısımları 144
3773. Bölüm 145
Peygamberlerin Sayısı 145
Bir Açıklama 146
3774. Bölüm 147
Ulu'l-Azm Peygamberleri 147
3775. Bölü 149
Peygamberlerin (a.s) Babası 149
3774. Bölüm 150
Peygamberliklerin Özellikleri 150
3777. Bölüm 153
Peygamberler ve Çobanlık 153
3778. Bölüm 154
Peygamberlerin Ahlakı 154
3779. Bölüm 155
İnsanlardan Peygamberlere En Yakın Olan Kimseler 155
3780. Bölüm 158
Adem (a.s) 158
Şimdiki Kuşak, Hz. Adem ve Eşi 161
İnsanın Bağımsız Bir Tür Olması, Tekamül Yoluyla Ayrı Türden Oluşmaması Üzerine 164
İnsanların İkinci Neslinin Üremesi Hakkında Bir Çift Söz 166
3782. Bölüm 168
Adem'e (a.s) Vahy Olan Şey 168
3783. Bölüm 170
İdris 170
İdris Peygamberin (a.s) Kıssası 171
3784. Bölüm 175
Nuh (a.s) 175
Nuh'un Kıssası Hakkında Birkaç Bölümde Kur'an, Rivayet ve Tarihi Bilgiler 177
Nuh Destanına İşaret 177
Nuh'un (a.s) Kur'an'daki Kıssası 177
Nuh'un Peygamber Olarak Gönderilişi 177
Nuh'un Din ve Şeriatı 178
Nuh (a.s) Davetindeki Israrı 178
Nuh'un Davet Müddeti 179
Gemi Yapmak 179
Azabın İnişi ve Nuh'un Fırtınasının Gelişi 179
Allah'ın Emrini Hayata Geçirmek ve Nuh İle Beraberindekilerin Gemiden İnişi 180
Nuh'un Oğlunun Boğulma Hikayesi 181
Nuh'un (a.s) Özellikleri 182
Nuh'un (a.s) Ömrünün Uzunluğu 183
Cudi dağı nerededir? 184
3785. Bölüm 186
Hud (a.s) 186
Hud'un Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 186
2-Hud'un Manevi Şahsiyeti 188
3786. Bölüm 190
Salih (a.s) 190
Salih'in Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 190
1-Salih'in (a.s) Kavmi olan Semud 190
2-Salih'in (a.s) Bi'seti 191
3-Salih'in (a.s) şahsiyeti 193
3787. Bölüm 195
İbrahim (a.s) 195
İbrahim'in (a.s) Kıssası ve Şahsiyeti Hakkında Bir Çift Söz 197
İbrahim'in (a.s) Kur'an'daki Kıssası 197
İbrahim'in Münezzeh Olan Allah Katındaki Konumu ve Ubudiyet Makamı 200
İbrahim'in (a.s) İnsanlık Toplumundaki Bereketli Etkileri 202
3788. Bölüm 204
Lut (a.s) 204
Lut ve Kavminin Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 205
1-Kur'an'da Lut ve Kavminin Kıssası 205
2-Lut Kavminin Akıbeti 206
3-Lut'un Manevi Şahsiyeti 208
4-Tevrat'ta Lut ve Kavmi 208
3789. Bölüm 215
Zu'l-karneyn (a.s) 215
Zulkarneyn Kıssası Hakkında Birkaç Söz 217
Birkaç Bölümde Kur'an-i Ve Tarihi Bilgiler 217
Zulkarneyn'in Kur'an'daki Kıssası 217
2-Zulkarneyn'in Kıssası, Sed ve Tarih Açısından Yecuc ve Mecuc 219
3790. Bölüm 224
Yakub ve Yusuf (a.s) 224
Yusuf'un (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 224
Allah'ın Yusuf'u ve Manevi Makamını Övmesi 225
Mevcut Tevrat'ta Yusuf'un Kıssası 225
3791. Bölüm 237
Eyyub (a.s) 237
Birkaç Bölümde Eyyub'un Kıssası Hakkında Birkaç Söz 238
1-Kur'an'da Eyyub'un Kıssası 238
2-Allah'ın Eyyubu Güzel Bir Şekilde Övmesi 238
3-Eyyub'un (as) Rivayetlerde Yer Alan Kıssası 238
3792. Bölüm 245
Şuayb 245
Şuayb ve Kavminin Kur'an'da Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 248
2-Şuayb'ın (a.s) Manevi Şahsiyeti 249
3-Şuayb'ın Tevrat'ta Zikri 250
3793. Bölüm 252
Musa ve Harun (a.s) 252
Musa ve Harun'un Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 254
1-Musa'nın Allah Katındaki Makamı ve Kulluk Mevkisi 254
2-Musa'nın (a.s) Kur'an'daki Kıssası 255
3-Harun'un (a.s) Allah Nezdindeki Makamı ve Kulluk Mevkisi 258
4-Musa'nın (a.s) Mevcut Tevrat'taki Kıssası 259
3794. Bölü 263
Musa ve Hızır 263
İki Bölüm Halinde Tarihi Bir Araştırma 264
Musa ve Hızır Kur'andaki Kıssası 264
Hızırın (a.s) Kıssası 267
3795. Bölüm 271
İsmail (a.s) 271
3796. Bölüm 274
İlyas (a.s) 274
İlyas'ın (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 274
1-İlyas'ın Kur'an'daki Kıssası 274
2-İlyas Hakkında Hadisler 275
3797. Bölüm 279
El-Yesa' (a.s) 279
3798. Bölüm 282
Zu'l-Kifl (a.s) 282
Açıklama 282
3799. Bölüm 287
Lokman (a.s) 287
3800. Bölüm 297
Şemuil 297
3801. Bölüm 305
Davud (a.s) 305
Rivayet Bahsi 308
3802. Bölüm 316
Süleyman (a.s) 316
Süleyman (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 318
1-Süleyman'ın (a.s) Kur'an'daki Kıssaları 318
2-Kur'an'da Süleyman'ın Övülmesi 319
3-Hz. Süleyman'ın Ahd-i Atik'te (Tevrat'ta) Zikredilmesi 320
4-Süleyman'ın (a.s) Kıssaları Hakkında Yer Alan Rivayetler 321
3803. Bölüm 323
Hanzala (a.s) 323
3804. Bölüm 328
Şe'ya ve Haykuk (a.s) 328
3806. Bölüm 331
Zekeriyya 331
Zekeriyya'nın Kur'an'daki Kıssası 331
Zekeriyya'nın Sıfatı 331
Zekeriyya'nın Hayat Tarihi 332
3807. Bölüm 335
Yahya (a.s) 335
Yahya'nın (a.s) Kur'an'daki Kıssası 337
1-Yahya'yı Övme 337
2-Yahya'nın Hayat Tarihi 337
3-Zekeriyya ve Yahya'nın İncil'deki Kıssası 338
3807. Bölüm 344
İsa (a.s) 344
İsa'nın (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 346
1-İsa ve Annesinin Kur'an'daki Kıssası 346
2-İsa'nın Allah Katındaki yeri ve Kendisinin Tanımladığı Konumu 348
3-Hz. İsa Ne Söyledi? Onun Hakkında Ne Söylendi? 349
3808. Bölüm 357
Ermiya 357
3809. Bölüm 361
Yunus (a.s) 361
Yunus'un (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz 362
2-Yunus'un (a.s) Ehl-i Kitap Arasındaki Kıssası 363
3-Allah-u Teala'nın Yunus'u (a.s) Övmesi 366
3810. Bölüm 369
Cercis 369
3811. Bölüm 372
Halid b. Sinan 372
Açıklama 372
3812. Bölüm 372
İki İsimli Peygamberler 372
3813. Bölüm 372
Atsız Peygamberler 372
3814. Bölüm 375
İki Peygamberin Bi'seti Arasındaki Fetret Dönemi 375