Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


4-Süleyman'ın(a.s)Kıssaları Hakkında Yer Alan Rivayetler


Süleyman'ın kıssaları hakkında özellikle de Hüdhüd ve Sebe melekesiyle olan kıssası hakkında bir takım rivayetler nakledilmiştir. Onların çoğu ilginç ve garip bilgilerle doludur. Öyle ki bu bilgilerin benzerleri, hurafe olan efsanelerde dahi çok az görülmektedir ve selim bir akıl sahibi olan kimse onu kabul edemez. Doğru ve kesin tarih de bu konuların yalan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu rivayetlerin en abartmalı olanı ise, Ka'b ve Veheb gibi kimselerden nakledilen rivayetlerdir.

Bunlar öylesine bir mübalağa etmiş ve abartmışlardır ki sonunda şöyle demişlerdir: "Süleyman (a.s) yeryüzünde hükümdarlık etti, saltanatı yediyüz yıl sürdü. Bütün cinler, insanlar, kuşlar ve vahşi hayvanlar onun ordularından idiler. Onun tahtının etrafına altıyüz bin kürsü kuruluyor, binlerce Peygamber, yüzbinlerce cin ve insanların emirleri onun üzerine oturuyordu. Sebe melikesinin annesi de cinlerden idi. Bu yüzden melikenin ayakları merkebin nallarına benziyordu ve bu sebeple de ayaklarını insanlardan gizli tutmaya çalışıyordu. Saraya girmek isteyince eteğini yukarı kaldırdı.

Böylece sırrı açığa çıktı." Bu melikenin kudreti hakkında da öylesine bir abartmışlardır ki sonunda şöyle demişlerdir: "Dörtyüz hükümdar onun emri altında idiler. Bu dörtyüz hükümdarın her biri bir bölgeye hükmediyordu. Onlardan her birinin dört yüz bin savaşçısı vardı. Melikenin memleketi idare eden üç yüz veziri vardı. Her birinin emri altında on ikibin savaşçı bulunan komutanı vardı." Bu ilginç ve garip bilgileri sadece İsrailiyattan saymak ve bir kenara itmek gerekir."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
22-Hanzala (a.s)

Bihar, 14/148, 13. Bölüm; Kısset-u Ashab'ur-Rus ve Hanzala

3803. Bölüm
Hanzala (a.s)

Kur'an:
"Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında bir çok nesilleri de yerle bir ettik."
Bak. Hac suresi, 45. Ayet; Kaf suresi, 12. Ayet

19696. Mecme'ul-Beyan'da, Allah-u Teala'nın, "Ress ashabı" ayetinin tefsirinde şöyle yer almıştır: "İkrime'den nakledildiğine göre Ress, bir kuyunun adıdır ve oranın halkı Peygamberlerini o kuyuya atmıştır. Said b. Cubeyr'den ve Kelbi'den naklediğildiğine göre ise, Ress ashabının Hanzala adlı bir Peygamberi vardı.

Onu öldürdüler. Bunun üzerine Allah onları helak etti. Ka'b ve Mukatil'den nakledildiğine göre ise Ress Antakya'da bir kuyu olup Ress ashabı Habib-i Neccar'ı orada öldürdüler. Bu yüzden de bu topluluk bu kuyuya isnat edilmiştir. İmam Sadık'tan (a.s) nakledildiğine göre de Ress ashabının kadınları lezbiyen idiler."

19697. İmam Sadık (a.s), lezbiyenliğin cezası hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Böyle bir kadının haddi (vurulacak kırbaç sayısı) zinakar kadının haddidir." Bir kadın şöyle arzetti: "Acaba aziz ve celil olan Allah bu hükmü Kur'an'da zikretmiş midir?" İmam şöyle buyurdu: "Evet." O şöyle arzetti: "Nerede?" İmam şöyle buyurdu:

"Ress ashabının kıssasında."
19698. İmam Kazım (a.s), kendisine, "Ress ashabı kimler idi, hangi halktan idiler ve nasıl bir kavim idiler?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "İki Ress ashabı vardır, bir Ress ashabı, Allah'ın kitabında onları zikrettiği kimseler değillerdir. Bunlar Bedevi ve hayvancılıkla geçinen kimselerdi.

Allah-u Teala Salih Peygamberi resul olarak onlara gönderdi. Ama onlar Salih peygamberi katlettiler. Allah onlar için başka bir Peygamber gönderdi, onu da öldürdüler. Bu defa bir Peygamberi veli ile birlikte gönderdi. Onlar Resulü öldürdüler, ama veli o kadar cihat etti ki sonunda o halkı yendi...

Ama Allah'ın kendi kitabında zikrettiği Ress ashabı ise, Ress adında bir nehire sahip olan bir topluluktu. Bu nehrin çok suyu vardı." Bir şahıs İmam'a (a.s) şöyle sordu: "Bu Ress nerededir?" İmam şöyle buyurdu: "Azerbeycan'ın sonunda, Ermenistan ve Azerbaycan arasında vaki olan bir nehirdir. Bu halk Haç'a tapıyordu. Allah onlara bir arada otuz Peygamber gönderdi, onların hepsini öldürdüler. Daha sonra Allah bir veli ile birlikte kendilerine bir Peygamber gönderdi, onlarla cihat etti.

Tohum ve ekim döneminin başlangıcında, Allah Mikail'i memur kıldı, onların suyunu kuruttu, hiçbir çeşme ve nehirden su akmaz oldu, herşeyi kuruttu, ölüm meleğine de bütün koyunlarını yok etmesini emretti, yeryüzüne de altın, gümüş veya tabaklarını yerin dibine geçirmesini emretti.

Bizim Kaim'imiz (a.s) kıyam edince bunlardan faydalanacaktır. Böylece onların hepsi, açlıktan, susuzluktan ve ağlamaktan öldüler. Onlardan hiç kimse baki kalmadı. Onlar arasında sadece ihlas sahibi olanlar baki kaldılar. Onlar Allah'tan bir miktar ekin, hayvan ve suyla kendilerini kurtarmasını ve de isyan ve tuğyana mübtela olmamak için bunları kendilerine az kılmasını istediler. Allah onların doğru niyetinden haberdar olduğu için de dualarına icabet buyurdu.

Ondan sonra halk kendi evlerine geri döndüler ve herşeyin altüst olduğunu gördüler. Allah onların nehirlerini yeniden akıttı. Onlar için ondan istediklerinden daha fazla kıldı. Ondan sonra o kavim açık ve gizlide itaate koyuldular. Sonunda bu halk ortadan kalktı. Bunlardan sonra yeni nesil vücuda geldi. Onlar da zahirde Allah'a itaat ettiler ama batında nifaka düştüler, çeşitli günahlara bulaştılar. Daha sonra Allah onlara birini gönderdi.

Hiç çekinmeden onları öldürmeye başladı. Onlardan çok az bir grubu geride kaldı. Allah onlara da taun (veba) hastalığını musallat kıldı. Onlardan hiç kimse geri kalmadı. Nehirleri ve evleri iki yüz yıl boyunca sahipsiz kaldı. Bir müddetten sonra Allah-u Teala bir kavim getirdi, onların yurtlarına yerleştirdi. Onlar doğru ve salih kimselerdi. Bir müddet sonra onların bir grubu yeniden fesada düştü. Erkekler erkeklere yöneldi, kadınlar da kadınlara. İşte bu yüzden Allah yıldırımı onlara musallat kıldı ve bu topluluktan hiç kimseyi baki bırakmadı."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
23-Şa'ya (a.s) ve Haykuk (a.s)

Bihar, 14/161, 14. Bölüm; Kısset-u Şa'ya ve'l-Haykuk

3804. Bölüm
Şa'ya ve Haykuk (a.s)

19699. İmam Rıza (a.s), Caslik'e şöyle buyurmuştur: "Ey Hıristiyan adam! Şa'ya'nın kitabından ne kadar biliyorsun?" O şöyle dedi: "Onu kelime kelime biliyorum." İmam o ikisine -Caslik ve Re's'ul-Calu'a- şöyle buyurdu: "Acaba onun bu sözüne aşina mısınız: "Ey kavim! Ben, o merkebe binmiş kimsenin yüzünü gördüm ki nurdan elbiseler giymişti ve o deveye binen kimsenin nurunun ise ayın nuru gibi olduğunu gördüm." O ikisi şöyle dediler:

"Bu konuyu Şa'ya söylemiştir… İmam Rıza şöyle buyurdu: "Şa'ya nebi, senin ve dostlarının inandığı gibi Tevrat'ta şöyle demiştir: "İki süvari gördüm ki yeryüzü onlar için aydınlandı, birisi merkebe bindi, diğeri ise dişi bir deveye. Merkebe binen kimdir ve o deveye binen kimse kimdir?" Resul Calut şöyle arzetti: "Bilmiyorum,

siz bizi o ikisinden haberdar kılın." İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Merkebe binen İsa'dır, o dişi deveye binen ise Muhammed'dir (s.a.a). Acaba Tevrat'ın şu sözünü inkar mı ediyorsun?" O şöyle arzetti: "Hayır, inkar etmiyorum." İmam Rıza daha sonra şöyle buyurdu: "Haykuk Nebi'yi tanıyor musun?" O şöyle arzetti: "Evet, onu iyi tanıyorum."

İmam şöyle buyurdu: "O şöyle buyurmuştur -ve kitabınız da bunu ifade etmektedir-: "Allah-u Teala Faran dağından beyanı getirdi ve gökler, Ahmet ve ümmetinin övgüsüyle doldu. O süvarilerini karaya götürdüğü gibi denize götürmektedir. O Beyt'ul-Mukaddes'in viran olmasından sonra, bizler için yeni bir kitap (kitaptan maksadı Kur'an'dır) getirecektir. (Ey Re's'ul-Calut!) Bu kelimeleri biliyor ve bunlara iman ediyor musun?" O şöyle arzetti: "Bunları Haykuk nebi buyurmuştur ve biz de onun dediğini inkar etmiyoruz."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
24-Zekeriyya (a.s)

Bihar, 14/163, 15. Bölüm; Kıses-u Zekeriyya ve Yahya (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/495, Zekeriyya (a.s)

3806. Bölüm
Zekeriyya

Kur'an:
"Zekeriyya da: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti. Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı."
Bak. Al-i İmran, 38-41, Meryem, 1-15

19700. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zekeriyya korkudan kaçtı, bir ağaca sığındı, ağaç onun için yarıldı ve şöyle dedi: "Ey Zekeriyya, içeri gir." Zekeriyya ağacın içine girdi, onu takip edenler, onu aramaya koyuldular. Ama onu bulamadılar. Onu gören İblis, takip edenlerin yanına geldi ve onlara Zekeriyya'nın yerini göstererek şöyle dedi: "O bu ağacın içindedir, ağacı kesiniz" O ağaca tapan halk ise şöyle dedi: "Biz onu kesmeyiz." İblis, onları ikna etti. Sonunda ağacı ve Zekeriyya'yı (a.s) ikiye ayırdılar."

19701. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İsrailoğulları Zekeriyya'yı öldürmek için aramaya koyuldular. Zekeriyya çöle kaçtı. Bir ağaç ağzını açtı ve Zekeriyya içine girdi. Ama elbisesinin bir parçası dışarıda kaldı. İsrailoğulları da gelip ağacın üstüne çıktılar ve onu testereyle biçtiler."
19702. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Zekerriya marangoz idi."

Zekeriyya'nın Kur'an'daki Kıssası
Zekeriyya'nın (a.s)Sıfatı
Münezzeh olan Allah kendi kelamında Zekeriyya'yı nübuvvet ve vahiy sıfatlarıyla nitelendirmiş, Meryem suresinin başında ubudiyet vasfını onun hakkında kullanmıştır. En'am suresinde ise onu Peygamberlerden ve salihlerden saymış, sonra da seçkinlerden -yani ihlas sahiplerinden- ve hidayete ermiş kimselerden kabul etmiştir.

Zekeriyya'nın Hayat Tarihi
Kur'an'da Zekeriyya'nın haberlerinden sadece Meryem'in ibadetlerini ve Allah katındaki keramet ve yüceliğini gördüğünde, Allah'tan kendisine bir çocuk ihsan etmesi için dua ettiğini, Allah'ın da onun duasını kabul ettiğini ve kendisine Yahya'yı (a.s) bağışladığını belirtmiştir. Münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur: "Meryem babası İmran'ı kaybedince, Zekeriyya onun sorumluluğunu üstlendi ve büyüdükten sonra da insanlardan kenara çekildi. Kendisi için mescitte bir mihrap yaptı ve orada ibadete koyuldu. Zekeriyya Meryem'e baş vuruyordu.

"Zekeriya mihrapta onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır" derdi.Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır."

İşte burada Zekeriyya rabbine dua etti ve ondan hanımına temiz bir çocuk bağışlamasını istedi. Zekeriyya yaşlı ve güçsüz biriydi, karısı da kısırdı. Allah duasına icabet buyurdu. Mihrapta durduğu bir halde namaza koyuldu, melekler ona şöyle seslendiler: "Allah sana, adı Yahya olan bir çocuğu müjdelemiştir." Zekeriyya o sesin münezzeh olan Allah tarafından olduğuna itminan etmek için ondan nişaneler istedi. Zekeriyya'ya şöyle denildi:

"Senin alametin, dilini tutman, üç gün insanlarla işaret dışında konuşmamandır." Öyle de oldu ve Zekeriyya mihrabından dışarı çıkarak insanların arasına geldi. Onlara işaretle, sabah akşam Allah'ı tesbih etmelerini istedi, Allah eşini de kendisine layık (ve hamileliğe hazırlıklı) kıldı ve o da Yahya'yı dünyaya getirdi. (Al-i İmran/37-41, Meryem/2-11 ve Enbiya/89-90)

Kur'an Zekeriyya'nın akıbetini ve vefat şeklini zikretmemiştir. Ama şii ve sünni yoluyla nakledilen bir çok rivayetlerde kavminin onu öldürdüğü yer almıştır. Şöyle ki düşmanları Zekeriyya'yı öldürmeyi kastedince, Zekeriyya onların elinden kaçtı ve bir ağaca sığındı. Ağaç onun için yarıldı, Zekeriyya içine girdi ve daha sonra ağaç birleşti. Ama şeytan Zekeriyya'nın saklandığı yeri düşmanlarına gösterdi ve onlara ağacı testereyle kesemelerini söyledi. Onlar da bu işi yaptılar ve Zekeriyya'yı (a.s) testereyle ortadan ikiye biçtiler. Böylece öldürüldü.

Bazı rivayetlerde yer aldığına göre de Zekeriyya'nın öldürülme sebebi, halkın Meryem ve Mesih'e (a.s) hamile kaldığında onu itham etmeleri ve şöyle demeleriydi: "Meryem'in yanına gidip gelen sadece oydu." Bu konuda başka deliller de söylenmiştir.

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
25-Yahya (a.s)

Bihar, 14/163, 15. Bölüm; Kıses-u Zekeriyya ve Yahya (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/520, Yahya (a.s)

3807. Bölüm
Yahya (a.s)

Kur'an:
"Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu… "Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve temizlik verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi. Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun."

19703. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu beşer için en korkunç zaman üç yerdir: Doğduğu ve annesinin karnından çıkıp dünyaya güldüğü zaman, öldüğü ve ahiret ve ahiret ehlini gördüğü zaman ve dirildiği ve dünyada görmediği hükümleri gördüğü zaman.

Aziz ve celil olan Allah her üç yerde de Yahya'ya selam göndermiş ve ondan korkuyu kaldırarak şöyle buyurmuştur: "Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun." Hakeza İsa b. Meryem'in kendisi de kendisine bu üç yerde selam göndermiş ve şöyle buyurmuştur: "Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi."

19704. Yahya (a.s), İsa b. Meryem'e şöyle buyurmuştur: "Sen Allah'ın ruhu ve kelimesisin, sen benden daha iyisin." İsa şöyle buyurdu: "Hayır sen benden daha iyisin. Zira Allah sana selam gönderdi, ben ise kendi kendime selam gönderdim."
19705. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah kardeşim Yahya'ya rahmet etsin! Daha bir çocuk olan Yahya'yı oyuna davet ettiklerinde o şöyle buyurmuştur: "Ben oyun için mi yaratıldım?" Böyle bir kimse büluğ yaşına geldiğinde neler söyler!"

19706. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yahya b. Zekeriyya'nın (a.s) metodu şuydu: "O ağlıyor, asla gülmüyordu. İsa b. Meryem ise hem ağlıyor hem de gülüyordu. İsa'nın (a.s) yaptığı iş Yahya'nın (a.s) yaptığı işten daha üstündü."
19707. İmam Sadık (a.s) babalarından naklen şöyle buyurmuştur: "Yahya (a.s) ile şeytan arasındaki konuşmada Yahya (a.s) şöyle buyurdu: "Bana bir an olsun galip gelebildin mi?" Şeytan şöyle dedi:

"Hayır ama sende hoşlandığım bir sıfat vardır."Yahya, "O haslet nedir?" Diye sorunca Şeytan şöyle dedi: "Sen çok yiyen bir kimsesin; iftar edince o kadar yiyorsun ki sonunda sindirim bozukluğuna mübtela oluyorsun ve bu iş seni bazı namazlardan ve gece ibadet için kalkmaktan alı koymaktadır." Yahya şöyle buyurdu:

"Allah'a söz veriyorum ki bundan sonra hayatta kaldığım müddetçe hiçbir yemekten doyasıya yemeyeceğim." İblis de şöyle dedi. "Ben de Allah'a söz veriyorum ki bundan sonra hayatta kaldığım müddetçe asla bir Müslümana nasihat etmeyeceğim." Ardından dışarı çıktı ve ondan sonra artık Yahya'nın (a.s) yanına geri dönmedi."

19708. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir şahıs İsa b. Meryem'in (a.s) yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Ruhullah! Ben zina ettim, beni temizle" İnsanlar toplanıp onu bir çukura koydular. O şöyle seslendi: "Bizzat ilahi hadde müstehak olan kimse, bana had cari kılmasın." Böylece Yahya ve İsa (a.s) dışında bütün halk dağıldı.

Yahya o şahsın yanına vardı ve şöyle dedi: "Ey günahkar adam! Bana öğüt ver." O şahıs şöyle dedi: "Nefsini isteklerine terketme ki seni helak eder." Yahya şöyle buyurdu: "Başka bir öğüt ver." O şahıs şöyle dedi: "Hiçbir hatalı insanı hatalarıyla kınama." Yahya şöyle buyurdu: "Yine bana öğüt ver." O şahıs şöyle dedi: "Asla gazaplanma." Yahya şöyle buyurdu: "Bu bana yeter."

Yahya'nın (a.s) Kur'an'daki Kıssası
1-Yahya'yı Övme
Allah-u Teala Kur'an'ın birkaç yerinde Yahya'yı zikretmiş ve onu güzellikle övmüştür. Bu cümleden; Allah'ın kelimesini, yani Mesih'in nübuvvetini tasdik edici, kavmini idare eden bir yönetici ve kadınlara meyletmeyen bir kimse olarak nitelendirmiş, onu bir Peygamber, salihlerden bir kul (Al-i İmran/39) ve seçkinlerden -ki hepsi de ihlas sahibidir ve hidayete ermişlerdir-(En'am/85-87) olarak saymıştır. Onu Yahya olarak adlandırmıştır.

Ondan önce hiç kimse bu isimle adlandırılmamıştır ve ona Allah'ın kitabını kuvvetle tutmasını buyurmuş, çocuklukta ona hikmet ihsan etmiştir. Dünyaya geldiği, öldüğü ve dirildiği gün ona selam göndermiştir. (Meryem, 2-15) Hakeza Zekeriyya'nın hanedanını da, yani babası ve annesini de övmüş ve şöyle buyurmuştur: "Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı."

2-Yahya'nın Hayat Tarihi
Yahya harikulade bir tarzda annesinden doğmuştur. Çünkü babası yaşlı ve güçsüz, annesi ise kısır idi. Allah Yahya'yı bir çocuğu ümit dahi edemeyen o ikisine bağışlamıştır ve o da çocukluk yaşında doğruluk, ibadet ve züht yoluna koyulmuştur. Allah henüz çocuk olan Yahya'ya hikmet bağışlamıştır. Yahya kendisini ibadet ve zühde adamış, asla evlenmemiş, hiçbir dünya lezzetleri ve hoşluklarıyla meşgul olmamıştır.

Yahya, İsa b. Meryem'in (a.s) zamanında yaşamış, onun nübuvvetini tasdik etmiş, insanlar arasında yöneticilikte bulunmuş, yücelikle yaşamış, kalpler ona aşık olmuş, ruhlar ona yönelmiştir. Halk Yahya'nın etrafına toplanıyor, Yahya onlara nasihat ediyor, onları tövbeye çağırıyor, takva ve sakınmaya davet ediyordu. Sonunda da bu hal üzere şehadete erişti.

Kur'an'da Yahya'nın öldürüşü hakkında söz edilmemiştir. Ama rivayetlerde yer aldığına göre şehadetinin sebebi şuydu: O zamanlar kötü bir kadın yaşıyordu. İsrailoğullarının padişahı bu kadına aşık oldu ve onun yanına gitti. Yahya padişahı bu amelden alıkoydu, onu kınadı. Yahya padişahın yanında saygın ve yüce biriydi.

Padişah ona itaat eder ve kendisini dinlerdi. O kadın da Yahya'ya kin besliyordu ve padişahtan Yahya'nın başını istedi. Bu konuda ısrar gösterdi. Sonunda padişah Yahya'nın başının kesilmesini istedi ve Yahya'nın kesilen başını kadına hediye olarak gönderdi.

Bazı rivayetlerde yer aldığına göre de Yahya'nın başını padişahtan isteyen kimse, padişahın kardeşinin kızıydı. Zira padişah kardeşinin kızıyla evlenmek istiyordu. Ama Yahya onu bundan sakındırdı. Padişahın kardeşinin karısı, kızını öyle bir süsledi ki padişahın kalbini ele geçirdi ve onu padişahın yanına gönderdi ve kızına, padişahtan kendisinden bir istekte bulunması için izin almasını sağlamasını söyledi ve böylece ondan Yahya'nın başını diledi.

Kızı bu işi yaptı, padişah Yahya'nın başını kesti, başını altından bir leğen içine koyup ona hediye olarak gönderdi.
Rivayetlerde Yahya'nın ibadet ve zühdü, Allah korkusundan ağlaması, öğütleri ve hikmetli sözleri hakkında bir çok bilgiler yer almıştır.


3-Zekeriyya ve Yahya'nın İncil'deki Kıssası
İncil şöyle diyor: "Yahudiye kıralı Hirodes'in günlerinde Abiya takımından Zekeriyya adında bir kahin vardı. Onun karısı da Harun kızlarındandı ve adı Elisabet idi. Her ikisi de Allah indinde salih olup Rabbin bütün emirleri ve hükümlerinde kusursuz yürümekte idiler. Onların çocuğu yoktu, çünkü Elisabet kısır idi. Ve ikisi de çok yaşlı idiler.

Vaki oldu ki Zekeriyya kendi takımının sırasında Allah'ın huzurunda kahinlik hizmetini ederken, kahinlik ayini üzre buhur yakmak için Rabbin mabedine girmek kurası kendisine düştü. Bütün halk cemaati buhur satinde dışarıda dua ediyorlardı. Rabbin bir meleği Zekeriyya'ya gönderdi ve Zekeriyya onu görünce şaşırdı ve üzerine korku düştü.

Fakat melek ona dedi: "Korkma! Zekeriyya. Çünkü duan işitildi karın Elisabet sana bir oğul doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. Sevinç ve sefa bulacaksın ve onun doğmasından bir çokları da sevinecekler. Çünkü Rabbin gözünde büyük olacak, şarap ve içki içmeyecek ve daha anasının karnında Ruhul Kudusle dolu olacak. İsrailoğullarından bir çoğunu onların Allah'ı Rabbe döndürecek. Babaların yüreklerini oğullara, asileri salihlerin hikmetine çevirmek ve Rabbe hazır bir kavim hazırlamak üzere İlya'nın ruhu ve kudretiyle onun önünde yürüyeceklerdir."

Zekeriyya da meleğe dedi: "Ben bunu nasıl bileyim? Çünkü ben yaşlı bir adamım, karım da çok yaşlıdır?" Melek cevap verip ona dedi: Ben Allah önünde duran Cebrail'im seninle konuşmak ve bu şeyleri sana müjdelemek için gönderildim. İşte dilin tutulacak ve bu şeyler oluncaya kadar söz söyliyemeyeceksin.

Çünkü vaktinde yerine gelecek olan sözlerime inanmadın."
Halk Zekeriyya'yı bekleşip duruyor ve mabatte gecikmesine şaşıyorlardı. Zekeriyya ise çıktığı zaman onlarla konuşmadı onlar da mabette bir rüyet gördüğünü anladılar ve Zekeriyya hizmetinin günleri bitince evine gitti. O günlerden sonra karısı Elisabet gebe kaldı beş ay evine kapanıp dedi: "İnsanlar arasında ayıbımı gidermek için Rab üzerime nazır eylediği günlerde bana böyle etti."

Elisabet doğuracağı vakit tamam oldu ve bir oğlan doğurdu. Komşluları ve akrabası Rabbin ona büyük merhamet ettiğini işittiler. Ve onunla beraber sevindiler ve vaki oldu ki sekizinci gün çocuğu sünnet etmek için geldiler ve onun adını babasının adına göre Zekeriyya koyuyorlardı. Anası cevap verip dedi: "Yok fakat adı Yahya olacak." Ona dediler: "Akrabandan bu adda kimse yoktur. Ve ne ad konulmasını istersin?" Diye babasından işaretle sordular.

O bir levha istedi. "Adı Yahya'dır" diye yazdı. Hepsi şaştılar. Onun ağzı hemen açıldı ve dili çözüldü. Allah'a hamdederek söz söyledi. Etrafında oturanların hepsine korku düştü. Ve hep bu sözler bütün Yahudiye dağlığında yayıldı. İşitenlerin hepsi: "Bu çocuk acaba ne olacak?" Diye bu şeyleri yüreklerinde sakladılar, çünkü Rabbin eli onunla beraberdi.

Babası Zekeriyya Ruhu'l Kudüs'le doldu, ve peygamberlik edip dedi: …"
Hakeza İncil'de şöyle yer almıştır: "Kayser Tiberos'un saltanatının on beşinci yılında, Pontuslu Pilatus Yahudiye valisi, Hirodes Galile Reisirubu, kardeşi Filupus İturea ve Trahonitus hevalisi reisirubu, Lisanyas Abilini reisibu, Hanna ile Kayafa başkahin bulundukları zamanda, çölde Zekeriyya'nın oğlu Yahya'ya Alalh'ın sözü geldi.

Kendisi de Erden etrafındaki bütün havaliye, günahların bağışlanması için tevbe vaftizini vazederek geldi. Nasıl ki, İsa'ya peygamberin sözleri kitabında yazılmıştır: Çölde çağıranın sesi: Rabbin yolunu hazırlayın, Onun yollarını düz edin. Her dere ve tepe alçaltılacaktır, eğri olan doğrulacak, sarp yollar düz olacaktır ve bütün beşer Alalh'ın kurtarışını görecektir.
O zaman kendisi tarafından vaftiz olunmak için çıkıp gelen kalabalıklara dedi:

"Ey engerekler nesli! Gelecek öfkeden kaçmayı size kim gösterdi? O halde tevbeye layık semereler çıkarın, ve babanız İbrahim'dir, diye içinizden söylemeye başlamayın. Çünkü size derim ki, Allah şu taşlardan İbrahim'e evlat kaldırmaya kadirdir. Zaten balta da ağaçların kökünün dibine yatıyor. Her iyi meyva vermeyen ağaç kesilir ve ateşe atılır.

Halk da kendisine, "öyle ise ne yapalım?" diye sordular. Cevap verip onlara dedi: "İki gömleği olan hiç olmayana versin, yiyeceği olan kimse de böyle yapsın." Vergi mültezimleri de vaftiz olmak için gelip ona dediler: "Muallim biz ne yapalım?" Yahya onlara dedi: "Size tayin edilenden fazlasını almak için zoretmeyin. Askerler de ona ya biz ne yapalım? diye sordular? Onlara: Kimseyi sıkıştırıp soymayın, ne de kimseyi haksız yere tehdit edin,

tanıyanlarınızla kanaat eyleyin. dedi.
Halk beklemekte iken hepsi Yahya hakkında: Acaba Mesih midir? diye içlerinden geçirdiler. Yahya onların hepsine cevap verdi: Gerçi ben sizi su ile vaftiz ediyorum fakat benden kudretlisi geliyor ki, onun çarıklarının tasmasını çözmeğe layık değilim. O sizi Ruhul Kudus'le ve ateşle vaftiz edecektir. Kendi harman yerini bütün temizlemek ve buğdayı ambarına toplamak için yabası elindedir fakat samanı sönmez ateşle yakacaktır.

Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiastan ve Hirodesin ettiği bütün kötülüklerden dolayı, Yahya tarafından azarlanmış olduğu için bunun hepsinin üstüne onu zindana attı. Vaki oldu ki bütün halk vaftiz edilirken İsa dahi vaftiz edilmişti…"
Hakeza İncil'de şöyle yer almaktadır: "Çünkü Hirodes kendisi göndererek Yahya'yı tutup kardeşi Filupus'un karısı Hirodias'ten ötürü onu zindanda bağlamıştı. Çünkü o kadınla evlenmişti.

Zira Yahya Hirodes'e, "kardeşinin karısını almak sana caiz değildir" derdi. Hirodias ise ona kin besleyip onu öldürmek istiyor, fakat yapamıyordu. Çünkü Hirodias, salih ve mukaddes bir adam olduğunu bilerek, Yahya'dan korkar ve onu korurdu. Onu dinlediği zaman çok şaşırırdı ve onu sevinçle dinlerdi. Hirodes'in kendi doğum gününde büyük adamlarına, binbaşılara ve Galile'nin ileri gelenlerine ziyafet verdiği münasip gün gelince Hirodias'ın kızı girip oynadığı vakit,

Hirodes'in ve kendisi ile sofrada oturanların hoşuna gitti ve kıral kıza şöyle dedi: Dile benden ne istersen sana vereceğim. Ve benden her ne dilersen ülkemin yarısına kadar sana vereceğim, diye ona and etti. O da çıkıp anasına: "Ne dileyeyim?" dedi. Anası Vaftizci Yahya'nın başını" dedi. Hemen çabucak kıralın yanına girip ondan dileyerek dedi: Vaftizci Yahya'nın başını tepsi içinde şimdi bana vermeni isterim." Kıral çok kederlendi, fakat yeminleri ve sofrada kendisi ile oturanlardan ötürü kızı reddetmek istemedi.

Kıral hemen muhafız askerlerinden birini gönderip onun başını getirmesini emretti. O da gidip zindanda onun başını kesti. Başını tepsi içinde getirdi ve onu kıza verdi. Kız da anasına verdi. Yahya'nın öğrencileri bunu işittikleri zaman, geldiler, cesedini kaldırdılar ve onu kabre koydular.

Yahya hakkında İncil'de başka bir takım dağınık rivayetler de yer almıştır ve bu dediklerimizden öteye geçmemektedir. Düşünür bir şahsın Kur'an'dan naklettiklerimizi bizim İncil'den beyan ettiklerimizle karşılaştırarak bu yolla iki kitap arasındaki farklılığı elde etmesi mümkündür.

502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
26-İsa (a.s)

Bihar, 14/191-350; Ebvab-u Kıses-u İsa ve Ummihi
Bihar, 14/206, 17. Bölüm; Veladet-i İsa (a.s)
Bihar, 14/283, 21. Bölüm; Mevaiz-u İsa (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/500; İsa (a.s)

3807. Bölüm
İsa (a.s)

Kur'an:
"Allah katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir."
"Ve, "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler,

bu husustaki bilgileri ancak zanna uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlüdür, hikmet sahibidir. Kitab ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur."

Bak. Al-i İmran, 45-58, Meryem, 16-34, Bakara, 87,253, Maide, 110-118, Müminun, 50, Zuhruf, 57-65, Saf, 6,14, Hadid, 27
Tefsir
"Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da oluverir." Bu ayet, gerektiğinde, İsa'nın ayrıntılı olarak anlatılan doğumu kıssasının bir özetinin verilmesine örnektir. Olaylar teker teker anlatıldıktan sonra, bir de kısaca ifade ediliyor.

Özellikle kanıtlama ve tartışma ortamında bu tarz bir anlatım, konuşma için bir meziyettir. Ayetler, tartışmayla ilgili olarak inmişlerdir. Necran Hıristiyanlarından oluşan bir heyetle ilgilidirler. Dolayısıyla, kıssa uzun uzun anlatıldıktan sonra, yaratılışının kısaca özetlenmesi ortama uygun bir ifade tarzıdır. Bununla demek isteniyor ki, onun dünya gelişinin niteliğinin farklı oluşu, onu yaratılmış insan olmaktan çıkarmaz.

O da tıpkı Adem peygamber gibi yaratılmıştır. Dolayısıyla onu nitelendirirken Adem'den fazla bir şey söylemek doğru değildir. O, Allah tarafından babasız olarak yaratılmış olan bir insandır. Bu durumda ayetin anlamı şu şekilde belirginleşiyor: İsa'nın (a.s) Allah katındaki örneği, yâni O'nun katında belirginleşen niteliği, diğer bir ifadeyle, yüce Allah'ın eliyle gerçekleşen yaratılışı ile ilgili bilgisindeki durumu, Adem peygamberin yaratılışının bir benzeridir.

Yaratılışı şöyle gerçekleşmiştir: Allah onu bedeninin elementlerini topraktan bir araya getirmiş, sonra onlara "ol" demiş ve o da babasız olarak bir beşer halinde oluvermiştir. Bu durumda açıklama iki kanıt işlevini görmüş oluyor ve herbiri, diğerini pekiştirerek Hz. İsa'ya yakıştırılan tanrılık niteliğini olumsuzluyor:

Bu kanıtlardan biri şudur: Hz. İsa (a.s) Allah tarafından yaratılmıştır. -Allah'ın bilgisinde böyledir ve hiçbir şey O'nun bilgisi kapsamında kaybolmaz.- Bir beşer olarak ve babasız dünyaya gelmiştir. Durumu bundan ibaret olan birisi tanrı değil, kuldur. İkinci kanıt da şudur: Onun yaratılışı Hz. Adem'in yaratılışından pek farklı değildir. Eğer yaratılışının orijinal niteliği, onun tanrı oluşunu gerektiren bir unsur olsaydı, Ademin yaratılış biçimi de bunu gerektirirdi.

Oysa kendileri de Hz. Adem'e böyle bir nitelik yakıştırmıyorlar. Dolayısıyla aradaki benzerlikten hareketle Hz. İsa hakkında da böyle bir nitelemede bulunmaları gerekirdi. Ayetten anlaşıldığı kadarıyla, Hz. İsa'nın yaratılışı da tıpkı Hz. Adem'in yaratılışı gibi doğal ve varoluşsaldır. Ancak türeme, yâni çocuğun olması için babaya ihtiyaç duyulması açısından bakıldığında, yürürlükteki evrensel yasaya göre olağanüstü bir olgudur.

Ayetin akışından anlaşıldığı kadarıyla: "o da oluverir." İfadesiyle geçmişte olan bir durumun anlatımı kastediliyor. Ama bu durum: "Sonra ona "ol" dedi." ifadesinin zamansal ardışıklık durumunu olumsuzladığı hususuyla bir çelişki oluşturmaz. Çünkü dayanakları, nispetleri farklıdır. Çünkü şu gördüğümüz varlıklar, tedricî-aşamalı olarak varolanıyla, bu şekilde varolmayanıyla yüce Allah tarafından yaratılmışlardır. Varlık bütünü O'nun emri olan "ol" kelimesiyle varolmuştur. Nitekim yüce Allah bu hususa şöyle işaret ediyor: "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca "ol" demesidir; o da hemen oluverir." (Yasin, 82)

Varlık bütünü içindeki bir çok şeyin oluşumu, aşamalı sebepleri açısından incelendiğinde aşamalıdır. Fakat, varlıkların durumu yüce Allah'a nispetle ele alındığında, burada aşamalı varoluşa yer yoktur; zamansal mühlet söz konusu değildir. Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: "Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi, yalnızca bir keredir." (Kamer, 50)
İnşallah yeri gelince, bu hususla ilgili ayrıntılı açıklamalara yer vereceğiz.

Öte yandan: "Sonra ona "ol" dedi." ifadesinin açıklamak istediği husus şudur: Yüce Allah, bir şeyi yaratırken sebeplere ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla yaratmasını dilediği şeylerin durumu, O'na karşı değişmez. Örneğin, varoluşa müdahale eden sebeplerin değişik durumlarından kaynaklanan mümkünlük veya imkansız, kolaylık veya zorluk, yakınlık veya uzaklık gibi olgular, Allah Teâla'nın onları yaratmasında bir etkinlik oluşturmaz. O, bir şeyi irade ettiği zaman, ona: "ol" der, o da hemen oluverir. Bunun için normalde etkili olan maddi sebeplere ihtiyacı yoktur."

19709. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İsrailoğullarının altı yüz Peygamberi vardı ki ilk Peygamberleri Musa, en son Peygamberleri ise İsa'ydı."
19710. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İsrailoğulları Peygamberlerinin ilki Musa, sonuncusu ise İsa idi."
19711. Mesih'e (a.s), seni kim edeplendirdi diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Beni hiç kimse edeplendirmemiştir. Sadece cehaletin çirkinliğini gördüm ve ondan uzaklaştım."

19712. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İstersen İsa b. Meryem hakkında söz edeyim. O da taşı yastık yapıyor, sert şeyler giyiyor ve katıksız kuru yiyecekler yiyordu. Azığı açlık, gece lambası ay, kışın barınağı yeryüzünün doğusu ve batısıydı. Meyveleri ve sebzeleri, yeryüzünde canlılar için biten şeylerdi. Ne onu fitneye düşürecek bir hanımı, ne hüzünlendirecek bir çocuğu, ne kendisini meşgul edeceği bir malı ve ne de kendisini hor kılacak bir tamahı vardı. Bineği iki ayağı, hizmetçisi de iki eliydi."

19713. Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hizmetçim iki elim, merkebim iki ayağım, yeryüzü yatağım, taşlar yastığımdır. Kışın bana sıcaklık veren güneş alan yerlerdi. Geceleyin fakirlik içinde ve gündüz de yokluk için yaşarım. Buna rağmen yeryüzünde benden daha zengin birisi yoktur."

19714. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Mercimek yiyiniz. Zira mercimek bereketli ve mukaddestir. Kalbi inceltir, ağlamayı çoğaltır. Yetmiş peygamber onu bereketlendirmiştir ki onların sonuncuları da İsa b. Meryem'dir (a.s)."
19715. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İsa'nın (a.s) göğe götürülünceye kadar yemeği bakla idi. İsa gökyüzüne götürüldüğü zamana kadar ateşte pişirilmiş bir yemek yemedi."

19716. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey Ümmü Eymen! kardeşim İsa'nın kahvaltı için bir akşam yemeğini ve akşam için de bir kahvaltıyı saklamadığını bilmiyor musun? O ağaç yapraklarından besleniyor, yağmur suyundan içiyor, palas giyiyor ve nerede gece olursa orada sabahlıyor ve şöyle diyordu: "Hergün kendi rızkını getirir."

19717. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben İsa b. Meryem-i gördüm. O beyaz tenli ve kılıç gibi zayıf biriydi."
19718. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Davud'dan İsa b. Meryem'e (a.s) kadar dörtyüz yıl fasıla vardır. İsa'nın şeriati tevhide ve ihlasa davete dayalıydı. O da Nuh, İbrahim ve Musa'nın tasviye ettiği şeydir. İncil ona nazil olmuş ve ondan da diğer peygamberlerden alınan ahit alınmıştır.

İncil'de onun için, dinle beraber namaz kılmak, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak haramları haram, helalleri helal saymak taktir edilmiştir. İncil'de ona öğütler ve örnekler nazil olmuştur. Onda ne kısas vardır, ne hudud ve ne de miras hükümleri.

Tevrat'ta Musa'ya nazil olan şey ise hafifleştirilmiş bir halde İsa'ya nazil olmuştur. Allah-u Teala'nın buyurduğu gibi İsa b. Meryem İsrailoğullarına şöyle buyurmuştur: "Size haram kılınanların bazısını sizlere helal kıldım."
İsa kendisine uyan müminlere Tevrat ve İncil'in şeriatlerine iman etmelerini emretmiştir."

19719. İmam Sadık (a.s) Allah'u Teala'nın İsa'dan naklettiği "Beni nerede olursam olayım bereketli kılmıştır" ayeti hakkında şöyle buyrmuştur: "Yani çok faydalı kılmıştır."
19720. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsa'nın (a.s) yüzüğünün taşında İncil'den aldığı şu iki cümle yazılıydı: "Allah'ın anılmasına sebep olan kullarına ne mutlu, Allah'ın unutulmasına neden olan kullara ise yazıklar olsun."

İsa'nın (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-İsa ve Annesinin Kur'an'daki Kıssası
İmran'ın karısı, Mesih'in annesi İmran kızı Meryem'e hamile kalır. karnındaki bebeği, doğurduğu zaman özgür kılınmış olarak mescide hizmet etmek üzere adar. O karnındaki bebeğin erkek olduğunu sanır. Çocuğu doğurup kız olduğunu anlayınca üzülür, iç geçirir. Sonra ona, "hizmet eden kadın" anlamına gelen "Meryem" adını verir. Meryem doğmadan önce babası ölür. Annesi onu mescide getirir ve kahinlere teslim eder. Hz. Zekeriyya da aralarındadır.

Onun sorumluluğunu yüklenme hususunda birbirleriyle tartışırlar. Sonunda kura çekme hususunda anlaşırlar. Kura amacıyla oklar çektiklerinde kura Zekeriyya'ya çıkar. Bunun üzerine Zekeriyya onun sorumluluğunu üstlenir. Erişkinlik çağına gelince, onu diğer kahinlerden ayıracak şekilde araya bir perde çekerler.

Meryem bu özel bölmede Allah'a ibadet ederdi. Sadece Zekeriyya yanına girebilirdi. Zekeriyya mihrapta onun yanına girdiği her seferinde yanında bir rızk bulurdu. Zekeriyya, "Bunlar sana nereden geldi ey Meryem?" diye sorardı. O da, "Allah katından, Allah dilediğine hesapsız rızık verir" cevabını verirdi. Meryem (s.a) doğru sözlüydü. Allah tarafından günahlardan korunmuştu, masumeydi. Tertemizdi, arınmış ve seçilmişti. Meleklerin konuştuğu bir muhaddesti. Melekler ona; "Allah seni seçti ve arındırdı" demişlerdi. O rabbine gönülden boyun eğendi ve Allah'ın alemlere olan ayetlerindendir."

(Ali-i İmran, 35-44, Meryem, 16, Enbiya,91, Tahrim, 12)
O, kendisine ayrılan özel bölmesinde bulunduğu bir sırada yüce Allah ona Ruh'u (Cebrail) gönderdi. Ruh ona normal bir insan olarak göründü. Ruh, Allah tarafından kendisine elçi olarak gönderildiğini ve görevinin Allah'ın izniyle ona babasız olarak bir çocuk bahşetmek olduğunu söyledi. Çocuğunun göstereceği göz kamaştırıcı mucizeleri müjdeledi. Yüce Allah'ın, onun oğlunu Ruh'ul-Kudüs'le destekleyeceğini, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini, yüce Allah'ın apaçık ayetler desteğinde onu İsrailoğullarına elçi olarak göndereceğini haber verdi.

Onun misyonunu ve kıssasını anlattı. Sonra Ruh ona üfledi. Böylece normal bir şekilde gebe kalan bir kadın gibi çocuğuna gebe kaldı. (Al-i İmran, 35-44)
Sonra Meryem, onunla ıssız bir yere çekildi. Doğum sancıları onu bir hurma dalına doğru sürükledi. "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim" dedi. Altından bir ses ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin seni ayağının altına bir ark akıtmıştır.

Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüverir. Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ona, "Ben Rahman olan Allah'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım" de. Böylece onu taşıyarak kavmine geldi." Meryem'in İsa'ya hamile kalması, onu doğurması, İsa'nın konuşması ve diğer varoluşsal özellikleri diğer insanlardan farklı değildi.

Kavmi onu bu halde görünce, onu kınamaya, ayıplamaya başladılar. Çünkü karşılarında gördükleri manzara, bir kadının kocasız olarak gebe kalıp bir çocuk doğurmuş olmasıydı. Dediler ki: "Ey Meryem! Sen gerçekten şaşılacak bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz bir kadın değildi" Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi.

Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?" Çocuk şunları söyledi: "Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni Peygamber kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm sürece, bana namazı ve zekatı vasiyet etti, anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimdedir doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün."

Hz. İsa'nın henüz beşikteyken yaptığı bu konuşma, ileride zulme ve azgınlığa karşı gerçekleştireceği hareketin, Musa'nın (a.s) şeriatını yeniden canlandırıp pekiştireceğinin, silikleşen kavramları yenileyeceğinin ve hakkında ihtilafa düştükleri ayetleri onlara açıklayacağının bir ön işareti, parlak bir haykırışı niteliğindedi.

Sonra İsa (a.s) büyüdü, delikanlılık çağına geldi. O ve annesi, herkes gibi yiyip içiyorlardı. Yaşadıkları sürece diğer insanlarda bulunan varoluşsal arazlar, özellikler onlarda da vardı.

Sonra Hz. İsa'ya İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere risalet, Peygamberlik verildi. O da bu misyonu yüklenir yüklenmez, onları tevhit dinine davet etti. Şöyle diyordu: "Ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah'ın izniyle bir kuş oluverir.

Allah'ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarını size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Şu halde o'na ibadet edin.

Hz. İsa (a.s) İsrailoğullarını getirdiği yeni şeriata çağırıyordu. Bu şeriatın özü, Hz. Musa'nın şeriatını tasdik etmekti. Ancak, Yahudilere zorluk olsun diye Tevrat'ta haram kılınan bazı şeylere ilişkin hükümleri de yürürlükten kaldırıyordu. Diyordu ki: "Ben size hikmet getirdim. Hakkında ihtilafa düştüğünüz bazı konuları size açıklamak için geldim." Yine diyordu ki: "Ey İsrailoğulları, ben Allah'ın size gönderdiği elçisiyim. Benden önce Tevrat'ı tasdik etmek ve benden sonra gelecek adı Ahmed olan Peygamberi müjdelemek üzere gönderildim."

Hz. İsa (a.s), kuş yaratmak, ölüleri diriltmek, doğuştan kör olanları ve alaca hastalığına yakalananları iyileştirmek ve gizli olan bazı şeyleri haber vermek gibi sözünü ettiği tüm mucizeleri, Allah'ın izniyle gerçekeltirdi."
İsrailoğullarının iman etmelerinden ümidini kesinceye kadar onları Allah'ın birliğine ve yeni şeriatına davet etti.

Soydaşlarının dik başlılıklarını, inatlarını, kahinlerin ve hahamların büyüklük taslamalarını görerek inanmalarından ümidini kesince, kendisine inanan bir avuç havariyi Allah'ın dininin yardımcıları olarak seçti.
Sonra Yahudiler onu öldürmek amacıyla ayaklandılar. Bunun üzerine Allah onu aldı ve katına yükseltti. Yahudiler birilerini ona benzettiler. Bazıları, "Biz onu öldürdük" , bazıları da, "Biz onu astık" dediler. Fakat doğrusu onlar karıştırıyorlardı. Kur'an'ın İsa ve annesiyle ilgili değerlendirmesi özetle bundan ibarettir.

2-İsa'nın Allah Katındaki Yeri ve Kendisinin Tanımladığı Konumu

O, Allah'ın bir kuluydu ve peygamberiydi. İsrailoğullarına gönderilmiş bir elçiydi. (Al-i İmran suresi, 49. Ayet) Şeriat ve kitap sahibi beş çığır açıcı (ulu'l-azm) peygamberden biriydi, kendisine kitap oalrak İncil verilmişti. (Ahzab suresi, 7. Ayet; Şura suresi, 13. Ayet; Maide suresi, 46. Ayet) Yüce Allah onu "Mesih İsa" olarak isimlendirmişti. (Al-i İmran suresi, 45. Ayet) Allah'ın kelimesi ve O'ndan bir ruhtu. (Nisa suresi, 171. Ayet) İmamdı (Ahzab suresi, 7. Ayet) Ameller tanıklarındandı. (Nisa suresi, 159. Ayet, Maide suresi, 117.

Ayet) Resulullah Efendimizin (s.a.a) müjdeleyicisydi. (Saff suresi, 6. Ayet) Dünya ve ahirette gözdeydi, yakınlaştırılmışlardandı. (Al-i İmran suresi, 45. Ayet) Seçilmişlerdendi. ((Al-i İmran suresi, 33. Ayet) Seçkinlerden ve salihlerdendi. (En'am suresi, 85-87. Ayet) Nerede olursa olsun mübarek kılınmıştı.temiz idi. İnsanlar için bir ayet ve Allah'tan bir rahmetti. Annesine karşı itaatkardı. Üzerine selam edilenlerdendi.

(Meryem suresi, 19-33. Ayet) Allah'ın kitap ve hikmet öğretiklerindendi. (Al-i İmran suresi, 48. Ayet) Velayet makamına ilişkin bu yirmi iki nitelik, yüce Allah'ın bu ulu Peygamber için saydığı ve bunlar vasıtasıyla derecesini yükselttiği vasıflardır. Bu nitelikler iki kısımdır: Bir kısmı, kulluk, yakınlık ve salihlik gibi kesbidir. Kazanmaya, çalışmaya bağlıdır. Diğer bir kısmı ise, vehbidir, ona özgü niteliklerdir. Bunların her birini, anladığımız kadarıyla kitabın akışı içinde yeri geldikçe açıklamışızdır. Daha ayrıntılı bilgi için adı geçen açıklamalara başvurulabilir.

3-Hz. İsa Ne Söyledi? Onun Hakkında Ne Söylendi?
Kur'an, İsa'nın elçi olarak görevlendirilmiş bir kul olduğunu söyler. Onun, kendisiyle ilgili olarak daha sonraları ortaya atılan yakıştırmaları kendisine nispet etmediğini vurgular. Muhataplarına sadece risaletten söz ettiğini belirtir: "Allah: Ey Meryem Oğlu İsa! Dedi. "Sen mi insanlara, Allah'tan başka beni ve annemi iki ilah edinin" dedin?" O, "Seni tenzih ederim" dedi. "Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz.

Eğer bunu söylediysem, mutlaka bilmişsindir. Sen, benim nefsimde olanı bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Hiç kuşkusuz sen, tüm gizlilikleri bilensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim. "Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin" dedim. İçlerinde olduğum sürece de onlara şahittim. Sen beni alınca, üzerlerindeki gözetleyici sendin. Eğer azap edersen şüphesiz onlar kullarındandır. Onları bağışlarsan da, şüphesiz sen azizsin, hikmet sahibisin" Allah, "Bu doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür" dedi."

Bu ifadeler son derece ilginçtir. Kulluğun özünü içeriyor. İsa'nın Rabbi karşısında kendisine biçtiği yeri yansıtan göz kamaştırıcı edep tavrını kapsıyor. Onun insanlar ve amelleri karşısında kendisini nasıl bir yerde gördüğünü ifade ediyor. Bu ayelterde çizilen tabloda, onun kendisini Rabbi karşısında bir kul olarak gördüğü anlatılıyor. Tek görevi, rabbinin buyruğunu yerine getirmek ve O'nun emirlerine uymaktır.

Ne yaptıysa, ilahi bir emir doğrultusunda yapmıştır, ne söylediyse Rabbani bir buyrukla söylemiştir. Tek ve ortaksız Allah'a kulluk sunmaktan başka bir çağrıda bulunmamıştır. Kendisine ne emredilmişse, insanlara da onu söylemiştir. "Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin" demiştir.
İnsanlar karşısında onların amellerine tanıklık etmekten başka bir yükümlülüğü yoktu. İnsanların Allah'ın huzuruna döndükleri gün, onlara ne yapacağı, nasıl davranacağı konusunda yapabileceği bir şey yoktur. Allah dilerse onları bağışlar, dilerse onlara azap eder.