Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


KONUYLA İLGİLİ


Oğulcağızım! Eğer daha genç iken edep öğrenirsen, büyüdüğünde ondan faydalanırsın. Edebi sermaye ve zenginlik olarak kabul eden kimse, ona önem verir. Edebe önem veren kimse de onu öğrenmek yolunda zahmet ve sıkıntıya katlanır. Her kim de onu öğrenmek yolunda zahmet ve sıkıntıya katlanırsa, büyük bir ciddiyetle peşine düşer ve her kim de büyük bir ciddiyetle edebin peşine düşerse onun menfaatlerine ulaşır.

O halde edebi huy ve adet edin. Zira bu işinle geçmişlerin yerine geçersin ve senin yerine geçen kimseye fayda verirsin. Rağbet eden sana ümit bağlar, korkan ise senin azametinden korkar. Sakın edep elde etmek hususunda gevşeklik ve tembellik etme ve ondan başka bir şeyi elde etmeye koyulma. Eğer dünya işinde yenilgiye uğrarsan ahiret işinde yenilgiye uğrama. Eğer ilmi yerinden tahsil etmekten mahrum kalırsan bil ki ahiret işinde yenilgiye uğramışsın.

Geceler, gündüzler ve saatlerinden bir miktarını ilim tahsiline ayır. Zira hiç bir şey, ilmi terketmek gibi ilmi zayi etmez. Hiçbir zaman inatçı kimselerle ilmi tartışmalarda bulunma. Bilgin kimselerle cedelleşme. Güçlü kimselere düşmanlık etme. Hiçbir zalim ile arkadaşlık ve dostluk kurma. Hiçbir kirli günahkarla dostluğa girişme. Günah ile itham edilen hiç kimseyle arkadaşlık yapma. İlmini de paran gibi hazinede gizle.

Oğulcağızım! Allah'tan öyle bir kork ki, eğer kıyamet günü, insanların ve cinlerin iyiliklerini kendinle getirecek olursan, yine de azap göreceğine dair korku içinde olasın. Allah'a öyle bir ümitvar ol ki eğer kıyamet günü insanların ve cinlerin günahlarıyla birlikte de gelecek olsan, yine de onun mağfiretini talep edebilesin."

Lokman'ın çocuğu şöyle dedi: "Ey baba! Benim bir kalbim olduğu halde nasıl bütün bunlara tahammül edebilirim?" Lokman şöyle buyurdu: "Oğulcağızım, eğer müminin kalbini dışarı çıkaracak ve onu yaracak olsalar, orada iki nur bulurlar. Bir nur korkudan ve bir nur da ümittendir.

Eğer bu iki nur birlikte tartılırsa, hiç birisi zerre kadar diğerinden daha ağır değildir. Allah'a iman eden kimse, Allah'ın dediği şeyi tasdik eder. Her kim de Allah'ın dediği şeyi tasdik ederse, Allah'ın emrettiği şeyi hayata geçirir. Allah'ın emrini hayata geçirmeyen kimse ise, onun sözüne inanmamıştır. Bu huy ve hasletlerin her biri diğerine tanıktır.

O halde sadık bir şekilde Allah'a iman eden, halisane ve riyasız bir şekilde Allah için amel eden kimse, sadıkane bir şekilde Allah'a iman etmiştir. Her kim de Allah'a itaat ederse, ondan korkar ve Allah'tan korkan kimse de onu sever. Allah'ı seven kimse, emrine itaat eder, Allah'ın emrine itaat eden kimse, cenneti ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanır. Allah'ın hoşnutluğunun peşice koşturmayan kimse ise, Allah'ın gazabından ve hoşnutsuzluğundan korkmaz. Allah'ın gazab ve hoşnutsuzluğundan ona sığınırım.

Oğulcağızım! Dünyaya itimat etme ve kalbini dünya ile meşgul kılma. Zira Allah, gözünde dünyadan daha hor olacak bir şey yaratmamıştır. Allah'ın dünya nimetlerini itaat edenlere bir mükafat ve belaları isyan edenlere bir ceza karar kılmadığını görmüyor musun?"
19668. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Lokman'a şöyle denildi: "Bütün hikmetlerini kaplayan hikmet hangisidir?" Lokman şöyle buyurdu: "Kendimi bana garantilenen bir şey hususunda zahmete düşürmemem ve bana bırakılan bir şeyi de zayi etmememdir."

19669. Lokman (a.s), oğluna öğütte şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Eğer ölüm hakkında şüphen varsa, uykunu kendinden kaldır. Ama bil ki asla bu işi yapamazsın. Eğer kıyamet günü hakkında bir şüphen varsa, uykudan dirilişini kendinden uzaklaştır. Lakin bil ki buna da asla gücün yetmez. Eğer düşünecek olursan, ruhunun başkasının elinde olduğunu anlarsın. Uyku, hakikatte ölüm mesabesindedir. Uykudan uyanmak ise, ölümden sonra yeniden dirilmek gibidir.

Oğulcağızım! Yaklaşma ki senden uzaklaşmaktadır. Uzaklaşma ki hor olursun. Her canlı, kendisine benzer olanı sever. Sadece insanoğlu kendine benzeyeni sevmez. İhsanını (malını) sadece isteyene sun. Koyun ve kurt arasında dostluk gerçekleşmediği gibi, iyi ve kötü kimse arasında da dostluk olmaz.

Necasete yaklaşan kimseye ister istemez ondan bir miktarı bulaşır. Günahkarlara karışan kimse de günahın bazı yollarını öğrenir. Tartışmayı seven kimse, sövgü işitir. İtham yerine ayak basan kimse de iftira ve kötü zanna uğrar. Kötülerle oturup kalkan kimse salim kalmaz. Diline hakim olmayan kimse mutlaka pişman olur.

Oğulcağızım! Yüz dost al, ama bir düşman alma. Oğulcağızım! Hakikatte senin bir nasibin ve huyun vardır. Nasibin dinindir, huyun ise insanlara karşı davranışlarındır. O halde onlara karşı düşmanlık etme, güzel huyları öğren.
Oğulcağızım! İyilerin kölesi ol, kötülerin oğlu olma. Oğulcağızım! Emanetini eda et ki dünya ve ahiretin salim kalsın. Emin ol! Zira Allah-u Teala hıyanet eden kimseleri asla sevmez. Oğulcağızım, kalbin günah işlediği taktirde, halka Allah'tan korktuğunu göstermeye çalışma."

19670. Lokman (a.s), çocuğuna öğüt vererek şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Senden önce de halk, kendi çocuklarına topladı. Ama ne topladıkları şey baki kaldı, ne de kendileri için topladıkları kimseler. Sen gerçekte kiralanmış bir köle gibisin ve bir işi yapmakla görevlisin. Buna karşı da sana bir mükafat verileceği vaad edilmiştir.

O halde işini kamil bir şekilde yap ve mükafatını da kamil bir şekilde al. Bu dünyada yemyeşil bir otlağa düşmüş ve şişmanlayıncaya kadar yiyen ve ölümünün de o şişmanlamasında olduğu koyun gibi olma. Aksine dünyayı üzerinden geçeceğin ve geride bırakacağın ve asla ona geri dönmeyeceğin bir nehir üzerindeki köprü gibi kabul et.

Onu harap kıl, bayındır kılma. Zira onu bayındır kılmakla emrolunmadın. Bil ki yarın, aziz ve celil olan Allah'ın huzurunda durduğunda senden dört şey sorulur: Gençliğini nasıl yaşlılığa ulaştırdığın, ömrünü nerede geçirdiğin, malını nereden elde ettiğin ve malını hangi yolda harcadığın! O halde kendini o gün için hazırla ve bu sorular için bir cevap temin et. Dünyada kaybettiğin şey için üzülme. Zira dünyanın azı devam etmez, çoğu ise fitne ve belalara sebep olur.

O halde akıllı ol, işlerinde çaba göster. Kalbinden gaflet perdesini kenara çek, rabbinin iyilik ve ihsanını dile, kalbinde her an tövbe et. Sana kastedilmeden, günlerin sona ermeden, senin ve isteklerin arasına ölüm girmeden, elinde olan fırsatlardan istifade etme hususunda hızlı davran."

19671. Lokman (a.s), oğluna öğüt vererek şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Sabırsızlıktan, kötü huyluluktan ve tahammülsüzlükten sakın. Zira hiçbir dost bu hasletlere tahammül edemez. İşlerini yavaşça, sakin bir şekilde gerçekleştir. kardeşlerin zahmetine tahammül etme hususunda sabırlı ol. Bütün insanlara karşı güzel ahlaklı davran.

Oğulcağızım! Eğer dünya malından akrabalarına vereceğin ve kardeşlerine bağışlayacağın bir şeyin yoksa en azından güleryüzlülüğü ve güzel huylarını kaybetme. Zira güzel ahlakı olan kimseyi iyiler sever, kötüler ondan uzak durur. Allah'ın senin için taktir ettiğine kani ol ki yaşadığın müddetçe mutlu olasın. Eğer dünya izzetini tümüyle elde etmek istiyorsan, insanların elinde olan şeye ihtiras duyma. Zira Peygamberler ve sıddıklar, bu makamlara ulaşmışlarsa bu, ihtiras ve tamah iplerini koparmalarından dolayıdır."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
19-İşmuil (a.s)

Bihar, 13/435, 19. Bölüm; Kısset-u İşmuyel (a.s) ve Talut ve'l-Calut

3800. Bölüm
İşmuil (a.s)

Kur'an:
"Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmayalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmaya o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkünü (hükümdarlığı) dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Mûsa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer iman etmişseniz bunda sizin için apaçık delil vardır" dedi.

Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, eliyle sadece bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan iman edenler ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler.

Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle berâberdir" dediler. Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, küfreden topluluğa karşı bize yardım et" dediler. Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah âlemlere lütufkardır."

19672. Mecme'ul-Beyan tefsirinde Allah-u Teala'nın, "Hani kendilerinden olan Peygambere dediler ki" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Bu peygamber hakkında görüş farklılıkları vardır. Sudiy'den nakledildiğine göre onun adı, Şem'un b. Safiyye olup Yakub'un oğlu Lavi'nin çocuklarındandır. Katade'den nakledildiğine göre ise, o Yuşa b. Nun b. Efrasim b. Yusuf b. Yakub'dur. Müfessirlerin çoğu şöyle demişlerdir: "Onun adı İşmuil olup, arapça İsmail denilmektedir. Bu söz İmam Bakır'dan (a.s) da rivayet edilmiştir."

19673. Tefsir-i Kumi de şöyle yer almıştır: "Babam, Nazr b. Yahya Halebi'den, o da Harun b. Harice'den o da Ebu Basir'den ve o da İmam Bakır'dan (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Musa'dan sonra İsralioğulları yine günaha bulaştılar, Allah'ın dinini değiştirdiler, rablerinin emrine isyan ettiler. Onlar arasında kendilerine iyiliği emreden ve onları kötülükten sakındıran bir Peygamber vardı. Ama İsrailoğulları ona itaat etmediler.

Rivayet edildiğine göre bu Peygamber Ermiya nebi idi. Bu yüzden Allah Kıbtilerden olan Calut'u onlara musallat kıldı. O İsralioğullarını horluğa sürükledi, erkeklerini öldürdü, onları evlerinden, yurtlarından dışarı sürdü, mal ve varlıklarına el koydu, kadınlarını cariye edindi. İsrailoğulları kendi Peygamberlerine sığındılar ve şöyle dediler: "Allah'tan bizler için Allah yolunda savaşmamız için bir hükümdar göndermesini dile." O zamanlar, nubuvvet İsrailoğullarının evlerinin birindeydi. Padişahlık ve hükümet ise başka bir ailedeydi.

Allah nübuvvet ve padişahlığı onlardan birinin evinde bir araya toplamadı. Bu yüzden de şöyle dediler: "Bizler için bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savaşalım." Peygamberleri ise onlara şöyle buyurdu: "Eğer sizlere savaşma yazıldığı taktirde belki de savaşmazsınız." Onlar şöyle dediler: "Neden yurtlarımızdan ve çocuklarımızın yanından sürüldüğümüz halde Allah yolunda savaşmayalım?" Öyle de oldu,

Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurdu: "Onlara savaşmak yazılınca, çok azı dışında yüz çevirdiler." Böylece Peygamberleri onlara şöyle buyurdu: "Allah Talut'u sizlere hükümdar olarak gönderdi." İsrailoğulları bu konudan rahatsız oldular ve şöyle dediler: "Nasıl olur da o bizlere hükümdar olabilir. Oysa biz hükümdarlığa ondan daha layıkız ve onun fazla bir serveti yoktur." O zaman nübuvvet Lavi'nin ailesinde, padişahlık ise Yusuf'un oğullarının elindeydi.

Oysa Talut, Yusuf'un öz kardeşi Bünyamin'in oğluydu. Bu yüzden de nübuvvet ailesindendi, saltanat ailesinden değil. Peygamberleri onlara şöyle buyurdu: "Allah onu sizlere gönderdi, ona ilim ve beden açısından üstünlük verdi. Allah saltanatı istediğine verir. Allah kaplayan ve alimdir." Talut İsrailoğullarının tümünden daha iri, güçlü ve bilgiliydi. Ama malı ve serveti yoktu. İsrailoğulları onun fakir olmasına itiraz ettiler ve şöyle dediler:

"Ona mal açısından genişlik verilmemiştir." Peygamberleri de onlara şöyle buyurdu: "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Mûsa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır."

Bu sandık, Allah'ın onu Musa için gönderdiği, annesinin de Musa'yı ona koyup denize attığı sandık idi. Bu sandık İsrailoğullarının arasındaydı ve onunla teberrük umuyorlardı. Musa'nın vefat zamanı geldiğinde levhaları, zırhını ve elindeki nübuvvet nişanelerini o sandığa koydu. Onu kendi vasisi olan Yuşa'ya teslim etti.

Bu sandık, öylece hor ve hakir görülünceye ve sokaklarda çocukların oyuncağı haline gelinceye kadar İsrailoğullarının arasındaydı. Bu sandık İsrailoğullarının arasında olduğu müddetçe onlar, izzet ve şevket içinde yaşıyorlardı. Günaha bulaşıp o sandığa saygısızlık ettikleri zaman ise, Allah onu aralarından kaldırdı.

Ama sonra Peygamberlerinden bu istekte bulununca, Allah da onlarla birlikte savaşması için kendilerine Talut'u hükümdar olarak gönderince, yeniden sandığı onlara geri gönderdi. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Mûsa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır." Ravi şöyle diyor: "Bakiyye" kelimesinden maksat, Peygamberin çocuklarıdır, "ve onda rabbiniz tarafından bir güvenlik vardır" cümlesine gelince... Bu sandık düşman ve müminlerin safları arasına koyulduğu zaman ondan insan yüzüne benzer güzel kokulu bir rüzgar esiyordu."

19674. Tefsir-i Kumi'de şöyle yer almıştır: "Babam Hasan b. Halid'den, o da İmam Rıza'dan (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sekine, insan yüzüne benzer bir yüzü bulunan cennet rüzgarıydı. Sandık Müslümanların ve kafirlerin saflarının arasına koyulduğunda, bir şahıs ondan ileri gittiği taktirde öldürülünceye kadar veya galip gelinceye kadar geri dönmüyordu. Herkim de ondan geri kalıp oturursa kafir oluyor ve rehber onu öldürüyordu.

Böylece Allah Peygamberlerine Calut'u sadece Musa'nın zırhını giyebilen kimsenin öldürebileceğini vahyetti ve o şahsın da Lavi b. Yakub'un (a.s) oğullarından Davud b. Asi adında biri olduğunu vahyetti. Asi çoban biriydi ve on çocuğu vardı. Onların en küçüğü ise Davud idi.

Talut İsrailoğullarıyla Calut'a karşı savaşmak için gönderince İsrailoğullarını topladı ve Asiy'e de çocuklarını hazırlaması için mesaj gönderdi. Onlar hazır olunca da onları tek tek yanına çağırdı ve Musa'nın zırhını tek tek onlara giydirdi. Bu zırh bazılarına büyük, bazılarına da kısa geliyordu.

Bu yüzden Asi'ye şöyle dedi: "Başka bir çocuğun da var mıdır?" O şöyle cevap verdi: "Evet onların en küçüğünü otlatması için koyun sürüsünün yanına bıraktım." Talut onu çağırdı. Yolda gelirken kendisiyle birlikte bir de sapanı bulunuyordu. Üç taş parçası, yolda ona şöyle nida etti: "Ey Davud! Bizi al, o da onları sapanına koydu.

Davud oldukça kahraman ve güçlü biriydi. Talut'un yanına gelince, Musa'nın zırhını ona giydirdi ve zırhın ona olduğunu gördü. Böylece Talut ordularıyla dışarı çıktı, Peygamberleri de onlara şöyle dedi: "Ey İsrailoğulları! Allah sizleri, bu çölde bir nehirle deneyecektir. Herkim o nehirden içerse, Allah'ın hizbinden değildir.

Herkim de ondan içmezse ve sadece ondan bir avuç alırsa, Allah'ın hizbindendir." İsrailoğulları nehire ulaştıklarında, Allah onları her birinin bir avuç su alması hususunda serbest bıraktı. "Ama çok azı dışında geriye kalanları o nehirden içtiler." Su içenlerin sayısı atmış bin civarındaydı. Allah-u Teala'nın buyurduğu gibi bu bir imtihan idi ve İsrailoğulları bu su ile denenmişlerdi. Ama İmam Sadık'tan (a.s) rivayet edildiğine göre şöyle denilmiştir:

"Su içmeyen ve ondan bir avuç dahi su almayan az sayıda kimselerin sayısı, üçyüz on üç kişi idi." İsrailoğulları nehirden geçip gözleri Calut'un ordusuna ilişince, nehirden su içenler şöyle dediler: "Biz bu gün Calut ve ordusuna karşı dayanacak güce sahip değiliz." Su içmeyenler ise şöyle dediler: "Rabbimiz! Kalplerimize sabır dök, adımlarımızı güçlü kıl ve bizleri kafirlere karşı galip kıl." Bu esnada Davud ileri gelerek Calut'un karşısında durdu.

Calut Fil'e binmişti. Başında bir taç vardı. Alnında yakut parlıyordu, orduları da onun karşısında sıraya dizilmişlerdi. Davud yoldan aldığı üç taşdan birini alarak, Calut'un ordusunun sağ tarafına attı. Taş havada dönerek onların yüzüne düştü. Hepsi kaçtılar. Davud ikinci taşı çıkardı ve Calut'un ordusunun sol tarafına attı, taş onların ortasına düştü ve onlar kaçtılar. Üçüncü taşı ise Calut'a doğru attı. Alnındaki taçda bulunan yakut'a çarptı, onu kırdı ve beynine ulaştı. Cenazesi yere yığıldı. Allah-u Teala'nın şu sözü de buna işaret etmektedir: "Böylece Allah'ın izniyle onları yendiler ve Davud Calut'u öldürdü…"

19675. İbn-i Esir el-Kamil adındaki kitapta şöyle yazmaktadır: "İlyas, İsrailoğullarına varınca Allah, el-Yesa'ı gönderdi ve o Allah'ın dilediği müddetçe onlar arasında yaşadı ve daha sonra dünyadan göçtü. Sonunda Allah İşmuil'i gönderdi. Talut'u onlara padişah kıldı ve sandığı onlara geri döndürdü. Yuşa'ının vefatından İşmuil'in risaletine kadar aradan dörtyüz altmış yıl geçti.

İşmuil'in kıssalarından biri de İsrailoğullarının bela ve sıkıntı günleri uzayıp, düşmanlar onları yok etmeye tamahlandığında, Allah'tan kendilerine onunla birlikte savaşmaları için bir Peygamber göndermesini isteyince, nübuvvet hanedanı, tümüyle ortadan kalkmış ve onlardan sadece hamile bir kadın geriye kalmıştı. O kadın dünyaya bir çocuk getirdi ve adını İşmuil koydu ki "Allah duamı kabul etti" anlamını ifade etmektedir."

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
20-Davud (a.s)

Bihar, 14/1, Ebvab-u Kıses-u Davud (a.s)
Bihar, 14/33, 3. Bölüm; Ma Evha İla Davud (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/493, Davud (a.s)
Bihar, 14/19, 2. Bölüm; Kısset-u Davud ve Uriya

Bak.
Es-Sabır, 2171. Bölüm

3801. Bölüm
Davud (a.s)

Kur'an:
"Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi… Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azâb vardır."

"And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık."
Bak. Nisa, 163, İsra,55,Maide, 78,79, En'am, 84, Enbiya, 78-80, Neml, 15, Sebe, 10,11
19676. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Davud'a şöyle vahyetti: "Eğer Beyt'ül-Mal'dan yemen ve kendi elinle kazanmaman durumu olmasaydı iyi bir kul idin."

İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Davud (a.s) bunun üzerine ağladı. Aziz ve celil olan Allah da demire şöyle vahyetti: "Kulum Davud için yumuşak ol." Ardından demir yumuşadı, Allah-u Teala demiri onun için yumuşattı. O günden sonra Davud günde bir zırh örüyor ve onu bin dirheme satıyordu. O üçyüz altmış zırh ördü ve onu üç yüz altmış bin dirheme sattı ve böylece Beyt'ül-Mal'den müstağni oldu."

19677. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala Davud'a (a.s) şöyle vahyetti: "Ne oldu ki seni böyle yalnız görüyorum?" O şöyle arzetti: "Senin için insanları terkettim ve onlar da beni terk ettiler." Allah şöyle buyurdu: "Ne oldu da seni sessiz görüyorum?" O şöyle arzetti: "Senden korkum beni sessiz kıldı." Allah şöyle buyurdu: "Ne oldu ki seni üzgün görüyorum?" O şöyle arzetti: "Senin aşkın ve muhabbetin beni üzgün kılmıştır."

Allah şöyle buyurmuştur: "Ne oldu ki seni fakir görüyorum, oysa seni nasiplendirmiştim?" O şöyle arzettim: "Senin hakkını eda etmek beni fakir kılmıştır." Allah şöyle buyurdu: "Ne oldu ki seni hor görüyorum?" O şöyle arzetti: "Senin nitelendirilmesi zor azametin beni hor kılmıştır ve bu azamet senin hakkındır!" Azameti yüce olan Allah şöyle buyurdu: "O halde beni göreceğin o gün fazlım ve ihsanımdan dolayı sana müjdeler olsun; sana istediğin herşeyi bağışlayacağım. İnsanlara karış, onlara karşı güzel ahlakla davran. Ama amellerinde onlarla birlikte olma ki kıyamet günü benden istediğini elde edesin."

19678. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Davud'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Ey Davud! Benimle ferah ol, benim zikrimden lezzet al ve benimle münacatta bulunma nimetiyle nimetlen. Zira çok yakında evini, günahkarlardan boşaltacağım ve lanetimi zalimlere karar kılacağım."

19679. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Davud'a şöyle vahyetmiştir: "Güneş, altında oturan kimsenin başına dar gelmediği gibi benim rahmetim içinde olan kimseye dar gelmez. Uğursuz saymak uğursuz saymayan kimseye zarar vermediği gibi uğursuz sayan kimse de fitneden kurtuluş bulamaz."

19680. Rivayet edildiği üzere Allah Davud'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Herkim bir sevgiliyi severse, sözüne inanır. Herkim de bir sevgiliyle üns edinirse sözünü kabullenir, amellerini beğenir, herkim bir sevgiliye itimat ederse ona dayanır. Herkim bir sevgiliye iştiyak duyarsa ona doğru gitmeye çalışır. Ey Davud! Benim zikrim, zikredenlere aittir. Benim cennetim emrime itaat edenleredir. Benimle görüşmek de bana iştiyak duyanlaradır ve ben sevenlere ve aşıklara özgüyüm."

19681. "Rivayet edildiği üzere Davud (a.s) tek başına çöle gitti. Allah-u Teala ona şöyle vahyetti: "Ey Davud! Sana ne oldu da seni böyle yalnız görüyorum. "O şöyle arzetti: "Allah'ım! Bende seni görme aşkı şiddetlendi ve bu şevk benimle yaratıkların arasına engel oldu." Allah ona şöyle vahyetti: "Onlara geri dön, zira kaçan bir kulu yanıma getirecek olursan senin adını levhada övgüyle kaydederim."

19682. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala Davud'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Kavmine şu mesajımı ilet ki onlardan herhangi bir kula itaati emrettiğim halde, bana itaat ederse, ona itaat yolunda yardım etmek, benim üzerimedir. O halde eğer benden bir şey dilerse, ona bağışta bulunurum. Eğer beni çağırırsa, ona cevap veririm, eğer bana sığınırsa ona sığınak veririm. Eğer benden zenginlik dilerse, onu zengin kılarım. Eğer bana tevekkül ederse, onu korurum. Eğer bütün yaratıklarım onun aleyhine desise yapacak olsalar ben hilelerimi onun lehine kullanırım."

19683. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Davud insanların en çok ibadet edeniydi."
19684. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Davud'un bir hastalığa mübtela olduğunu sanıyor ve onu ziyaret ediyorlardı. Oysa ona hiçbir şey olmamıştı ve sadece Allah-u Teala'dan şiddetle korkuyordu."
19685. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Davud (a.s) Şamat bölgesinden İstahar bölgesine kadar hükümranlık etti. Aynı şekilde Süleyman'ın mülkü de böyleydi."

19686. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Davud Peygamber (a.s) bir gün mihrabındayken, aniden küçük kırmızı renkli bir kurt yanından geçti ve onun secde yerine vardı. Davud ona bakınca kalbinden şöyle dedi: "Bu kurt niye yaratılmıştır?" Allah o kurda, "Konuş" diye vahyetti. Böylece Davud'a şöyle dedi: "Ey Davud! Ayaklarımın sesini işitiyor veya kaya üzerindeki ayak izlerimi görüyor musun?" Davud, "Hayır" diye buyurdu. Kurt şöyle dedi: "Ama Allah, benim kımıldama sesimi, nefesimi ve hareketlerimi işitmekte ve ayak izlerimi görmektedir. O halde sesini alçalt."

19687. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Davud (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bugün daha önce asla yapmadığım bir şekilde Allah'a ibadet edeyim ve kıraat okuyayım." Böylece mihraba gitti ve dediğini yaptı. Namazı sona erince, aniden gözü mihrapta olan bir kurbağaya ilişti. O kurbağa ona şöyle dedi:

"Ey Davud! Bu gün yerine getirdiğin ibadet ve kıraat hoşuna gitti mi?" O, "Evet" diye buyurdu. Kurbağa şöyle dedi: "Asla seni sevindirmesin. Zira ben, her gece Allah'ı bin defa tesbih etmekteyim ki, her tesbihten üç bin hamd ve övgü ayrılmaktadır. Ayrıca ben suyun dibindeyim ve havada bir kuş seslenince, ben aç olduğu düşüncesiyle beni yesin de hiçbir günah etmemiş olayım diye suyun üstünden gelmekteyim."

Rivayet Bahsi
Durr'ul-Mensur'da, bir yolla Enes'ten, Mücahitten ve Sudiy'den ve bir kaç yolla da İbn-i Abbas'tan iki davalı kimsenin Davud'a (a.s) müracaatı rivayetlerdeki farklılıklarla nakledilmiştir. Kumi de onun bir benzerini kendi tefsirinde rivayet etmiştir. El-Arais ve diğer kitaplarda da bu rivayet edilmiştir. Mecme'ul-Beyan'ın sahibi, bu rivayetin özetini şöyle yazmıştır:

"Davud, çok namaz kılıyordu." Bir gün şöyle dedi: "Allah'ım! İbrahim'i benden üstün kıldın ve onu kendine Halil edindin. Musa'yı benden kıldın ve onunla konuştun." Allah şöyle buyurdu: "Ey Davud! Biz onları seni denemediğimiz şeylerle denedik. Eğer istiyorsan seni de deneyeyim." O şöyle buyurdu: "Beni de dene." Bir gün Davud mihrabındayken, aniden bir kuş düştü, Davud onu yakalamak istedi, ama o kuş mihrabın bir deliğine uçtu.

Davud onu yakalamak için delikten içeri baktı. Aniden gözü bedenini yıkamakta olan Urya b. Hayyan'nın hanımına ilişti. Ona aşık oldu ve onunla evlenmeyi kararlaştırdı. Bu yüzden Urya'yı savaşlardan birine gönderdi ve de ona içinde Sekine'nin bulunduğu sandığın önünden hareket etmesini emretti. O da böyle yaptı ve öldürüldü.

Urya'nın iddeti sona erince, onunla evlendi, onunla yattı ve Süleyman dünyaya geldi. Bir gün mihrabındayken, iki erkek onun yanına geldiler. Davud ürktü, o ikisi şöyle dediler: "Korkma, biz iki davalıyız. Bizden biri diğerine zorbalık yapmıştır." Sonunda şöyle buyurdu: "Onlar azdırlar." Sonunda o iki adamdan biri dostuna baktı ve güldü. Davud o ikisini Allah'ın iki davalı şeklinde yanına gönderdiğini böylece onu, mahkum ve hükmünün hatalı olduğundan haberdar kılmak istediğini anladı. Davud tövbe etti ve o kadar ağladı ki, göz yaşlarından, otlar bitti."

Daha sonra Mecme'ul-Beyan'ın sahibi şöyle diyor -ve çok da güzel diyor-: Ba hadisin doğru olmadığı hususunda hiçbir şüphe yoktur. Zira böyle bir şey insanı adaletten düşürür. Nasıl mümkündür ki Allah'ın vahyinin eminleri kendisiyle yaratıkları arasındaki elçileri olan ilahi Peygamberler, şehadeti kabul edinmeyen kimsenin sıfatlarına sahip olabilir ve insanlar onların sözlerini işitmekten ve kabul etmekten kaçacağı bir duruma düşebilir.

Şöyle diyorum: Bu hikaye Tevrat'tan alınmıştır. Şu farkla ki Tevrat'taki ifadeler daha çirkin ve kırıcıdır. Ama islami rivayetlerde biraz düzeltilmiştir.
Tevrat'ta özetle şu şekilde yer almıştır: "Ve ikindi vakti vaki oldu ki Davud yatağından kalktı ve kıral evinin damı üzerinde geziyordu.

Yıkanmakta olan bir kadını damdan gördü ve kadının bakışı çok güzeldi. Ve Davud adam gönderip kadın hakkında soruşturdu. Ve biri şöyle dedi: "Bu kadın Hitti Uriyan'ın karısı Eliamın kızı Batşeba değil mi?" Ve Davud ulaklar gönderip onu getirtti ve kadın onun yanına geldi ve murdarlığından tathir edilmiş olduğundan Davud onunla yattı ve kadın evine döndü ve gebe kaldı ve Davud'a haber gönderdi ve, "ben gebe kaldım" dedi.

Ve Uriyanın karısı kocası Uriyanın öldüğünü işitti. Ve kocası için dövündü ve yası geçince Davud gönderip onu evine aldı ve onun karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu fakat Davud'un yaptığı şey Rabbin önünde kötü idi.
Ve Rab Nasanı Davud'a gönderdi ve yanına gelip ona dedi: Bir şehirde biri zengin ve diğeri fakir iki adam vardı. Zengin adamın pek çok koyunları sığırları vardı ve fakir adamın satın almış ve beslemiş olduğu küçük bir dişi kuzudan başka bir şeyi yoktu ve kuzu onun yanında kendisi ile ve çocukları ile beraber büyümüştü.

Ve lokmasından yer, tasından içerdi ve koynunda yatardı. Ve kendi kızı gibi idi. Ve zengin adama bir yolcu geldi ve kendisine gelen yolcuya hazırlamak için kendi koyunlarından ve kendi sığırlarından almağa kıymadı. Fakat fakir adamın kuzusunu aldı ve yanına gelen adam için onu hazırladı. "Ve o adama karşı Davud'un öfkesi çok alevlenip Nasan'a dedi: Hay olan Rabbin hakkı için bunu yapan adam ölüm oğludur ve bu şeyi yaptığı ve acımadığı için kuzuyu dört kat ödeyecektir."
Ve Nasan Davud'a dedi: "O adam sensin. Rab şöyle diyor:

İşte kendi evinden sana karşı kötülük çıkaracağım ve senin gözlerinin önünde karılarını alıp komşuna vereceğim ve bu güneşin gözü önünde o senin karılarınla yatacak. Çünkü sen gizlice yaptın, fakat ben bu şeyi bütün İsrailin karşısında ve güneşin karşısında yapacağım."

Davud Nasan'a dedi: "Rabbe karşı suç ettim." Ve Nasan Davuda dedi: Rab da senin suçünu sildi, ölmeyeceksin. Fakat küfretmek için bu işle Rabbin düşmanlarına büyük fırsat verdiğinden dolayı sana doğan çocuk da mutlaka ölecektir ve Nasan evine gitti. Ve Rab Uryanın karısından Davuda doğan çocuğu vurdu ve çocuk hastalandı ve yedinci gün öldü. Ondan sonra Urya'nın karısı Davud için bir çocuk daha doğurdu ve onun adını Süleyman koydu."

Uyun-u Ahbar'ir-Rıza kitabının "Rıza'nın (a.s) Memun'un yanında oturması ve din ve inanç sahipleriyle tartışması" babında ise şöyle yer almıştır: "İmam Rıza (a.s) İbn-i Cehm'e şöyle buyurdu: "Hz. Dâvud'a (a.s) gelince, sizden öncekiler bu konuda ne diyorlar?"

İbn-i Cehm söyle dedi: Dediklerine göre Dâvud (a.s), mihrabında namaz kılmakta iken şeytan, kuşların en güzeli kılığında ona göründü. Dâvud (a.s) namazını bozarak kuşu yakalamak için ayağa kalktı. Kuş avluya çıktı, Dâvud (a.s) da onun arkasından dışarı çıktı, kuş daha sonra damın üzerine uçtu, o da damın üzerine çıktı.

Derken kuş, Urya bin Hannan'nın evine uçtu. Dâvud (a.s) kuşun gittiği yere bakınca gözü yıkanmakta olan Urya'nın hanımına ilişti; onu o halde görünce aşık oldu. Öte yandan Dâvud, Urya b. Hannan'ı bir savaşa göndermişti. Derken savaş komutanının Urya'yı Tabut'un önüne geçirmesi için ona bir mektup yazdı. Komutan da Urya'yı öne geçirdi. Fakat o müşriklere galip oldu. Bu durum Dâvud'a çok ağır geldi. Yine Urya'yı tabutun önüne geçirmesi için bir mektup daha yazdı. Komutan Urya'yı tekrar öne geçirdi ve Urya da öldürüldü. Derken Dâvud (a.s) da onun hanımıyla evlendi.

Ravi diyor ki; İmam Rıza (a.s) eliyle alnına vurarak şöyle buyurdu: "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn! Siz Allah'ın peygamberlerinden birine namazı hafife almayı nispet verdiniz. Öyle ki, kuşun peşinden koşmak için namazını bozdu, diyorsunuz. Sonra da ona fuhşu nispet verdiniz, daha sonra da cinayeti!
İbn-i Cehm: Ey Resulullah'ın torunu! O halde Hz. Dâvud'un hatası neydi?

İmam(a.s): Vay haline! Dâvud (a.s), Allah'ın kendisinden daha bilgili birisini yaratmadığını sandı. Bundan dolayı Allah azze ve celle iki meleği onun yanına gönderdi. Derken onlar mihraba sıçrayarak (duvardan çıkıp Dâvud'un ibadet ettiği yere inerek) şöyle dediler: ". . . Biz iki hasımız. İçimizden birimiz, diğerinin hakkına tecavüz etmiştir, aramızda adaletle hükmet, hakkı aşıp adaletten çıkma ve bizi dosdoğru yola sevk et.

Şüphe yok ki şu, benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu var ve benimse bir tek koyunum; böyleyken onu da bana ver dedi ve konuşmamızda beni alt da etti." (Sâd/22-23) Burada Hz. Dâvud, acelede bulundu ve hakkında dava açılan kişinin zararına hükmederek şöyle dedi: "Senin koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle gerçekten de zulmetmiş sana."

(Sâd/24) Hz. Dâvud, (gerekli olduğu halde) iddiada bulunan şahıstan bir şahit ve delil istemedi. Ayrıca aleyhinde iddia edilen şahısa "Bu konuda sen ne diyorsun?" Diye de sormadı. İşte Hz. Dâvud'un hatası bu hakimlik usulü hakkındaki hata idi, sizin düşündüğünüz gibi değil. Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: "Ey Dâvud, biz seni yeryüzünde halife kıldık, artık insanlar arasında adaletle hükmet ve dilediğine uyma. . ." (Sâd/26)

İbn-i Cehm: Ey Resulullah'ın torunu! Peki, Hz. Dâvud'un Urya ile olan hikâyesi nasıldır?" diye sordu.
İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: Hz. Dâvud (a.s)'ın zamanında, bir kadının kocası öldüğü veya öldürüldüğünde o kadın artık hiçbir zaman için evlenmezdi. Allah (c.c)'ın, ilk olarak kocası ölmüş kadınla evlenmesini mübah kıldığı kimse Hz. Dâvud (a.s) idi. İşte Hz. Dâvud (a.s) Urya öldürüldüğünde iddeti geçtikten sonra onun hanımıyla evlendi. Urya hakkında halka ağır gelen şey, işte budur."

Emali'is-Seduk'ta ise kendi senediyle İmam Sadık'ın (a.s) Alkame'ye şöyle buyurduğu yer almıştır: "Bütün insanların rızayetini elde etmek ve dillerinin önünü almak mümkün değildir. Davud'a (a.s) da bir kuşun peşice yola düştüğünü, gözü Urya kadına iliştiğini, ona aşık olduğunu (o kadına ulaşmak için de) eşini, öldürülmesi için sandığın önünden hareket ettirdiğini ve sonunda onun eşiyle evlendiğini isnat etmediler mi?"
502. Konu
En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
Özel Nübüvvet
21-Süleyman (a.s)

Bihar, 14/64, Ebvab-u Kıses-u Süleyman (a.s)
Bihar, 14/130, 10. Bölüm; Ma Evha ila Süleyman (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/496, Süleyman (a.s)
3802. Bölüm
Süleyman (a.s)

Kur'an:
"Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi."
Bak. Nisa suresi, 163. Ayet; En'am suresi, 84. Ayet; Enbiya suresi, 81, 82. Ayetler; Sebe suresi, 12,13. Ayetler; Sad suresi, 30-40.ayetler; Neml suresi, 17-44. Ayetler; Barka suresi, 102. Ayet

19688. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer bir kimse bekaya tırmanmak için bir merdiven, ölümü kendinden savmak için bir yol bulabilseydi; cinlerin ve insanların hükümeti uhdesine verilen ve nübüvvetle birlikte büyük yakınlığa mazhar olan Davud oğlu Süleyman (a.s) bulurdu. Allah, dünya üzerindeki rızkını tamamladığı ve müddetini doldurduğu zaman, Süleyman'ı yokluk yaylarından atılan ölüm oklarıyla okladı. Böylece dünya onsuz kaldı ve evleri yurtları sahipsiz kaldı da onları başka toplumlar miras aldı."

19689. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Süleyman (a.s) misafirlerine et ve beyaz ekmek yedirirdi. Kendi ailesine ise kepekli buğdaydan yedirirdi. Kendisi ise pişmemiş arpa ekmeğinden yerdi."
19690. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın evini kıbti keten örtüleriyle örten ilk kimse Süleyman b. Davud (a.s) idi."

19691. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlk şeker temin eden kimse, Süleyman b. Davud (a.s) idi."
19692. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerden cennete girecek en son kimse, Süleyman b. Davud (a.s) olacaktır ve bu da dünyada ona verilen şey sebebiyledir."

19693. Süleyman (a.s) eşine şöyle diyen erkek bir serçe gördü: "Neden kendini benden esirgiyorsun? Eğer istersen (veya istersem) Süleyman'ın kubbesini gagamla kaldırır onu denize atarım." Süleyman gülümser bir halde o serçeye şöyle dedi: "Gerçekten de bu şeyi yapabilir misin?" Serçe ona şöyle dedi: "Hayır, ey Allah'ın Resulü! Ama bazen erkek eşi için kendini göstermeye çalışır ve kendini onun yanında büyük göstermek ister.

Aşık insanı söylediğinden dolayı kınamak doğru değildir." Süleyman dişi serçeye şöyle buyurdu: "Neden kendini ondan esirgiyorsun, oysa o sana aşıktır." Serçe şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! O aşık değildir, sadece aşk sözünü etmektedir. Çünkü benimle birlikte benden başkasını da sevmektedir." Dişi serçenin bu sözü Süleyman'ın kalbini etkiledi. Şiddetle ağladı. Kırk gün insanların yanından ayrıldı ve bu müddet boyunca Allah-u Teala'dan kalbini kendisinden başkasının sevgisinden boş kılmasını ve sevgisini başkalarının sevgisiyle karıştırmamasını diledi."

19694. Süleyman (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara verilen veya verilmeyen herşey bize verilmiştir. İnsanlara öğretilen ve öğretilmeyen herşey bize öğretilmiştir. Ama gizli ve açıkta Allah'tan korkmaktan, zenginlik ve fakirlikte iktisatlı olmaktan ve her durumda aziz ve celil olan Allah'ın dergahına yalvarıp yakarmaktan daha üstün bir şey bulmadım."
19695. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Bir gün Süleyman b. Davud ashabına şöyle buyurdu: "Allah Tebareke ve Teala bana benden sonra hiç kimseye layık olmayan bir saltanat bağışladı. Rüzgarı, insanı, cini, kuşu ve vahşi hayvanları benim egemenliğimde kıldı. Bana kuşların dilini öğretti ve bana herşeyden bağışta bulundu. Ama bana verdiği bütün bu saltanatına rağmen bir gün bile akşama kadar sevinç içinde olamadım. Yarın sarayıma girmeyi, damına çıkmayı ve (egemenliğimin altındaki) ülkeri seyretmeyi istiyorum.

Dolayısıyla hiç kimsenin yanıma gelip günümü acı ve hüzünlü kılacak bir haber getirmesine izin vermeyin." Etrafındakiler, "Olur" dediler. Ertesi gün Süleyman asasını aldı. Sarayının damının en yüksek noktasına çıktı. Asasına dayandı ve kendisine verilen şeye sevinerek (egemenliği altındaki) ülkelere baktı.

Aniden gözü güzel yüzlü ve güzel giyimli bir gence ilişti. Bu genç sarayının bir köşesinden ona doğru geliyordu. Süleyman onu görünce şöyle dedi: "Seni kim bu saraya soktu, oysa ben bu gün yalnız kalmak istemiştim. Kimin izniyle saraya girdin?" O genç şöyle dedi: "Bu sarayın rabbi beni bu saraya soktu ve onun izniyle girdim." Süleyman şöyle dedi: "Elbette bu sarayın sahibi, bu saraya benden daha layıktır. Sen kimsin?" O şöyle dedi:

"Ben ölüm meleğiyim."Süleyman şöyle dedi: "Niçin geldin?" O şöyle dedi: "Ben senin canını almak için geldim."Süleyman şöyle buyurdu: "Görevini yerine getir, zira bu gün benim sevinç günümdür. Aziz ve celil olan Allah bana kendisini görmekten başka bir sevincin olmamasını istemiştir. Bunun üzerine Süleyman asasına dayandığı bir halde ölüm meleği onun canını aldı.

Süleyman uzun bir müddet bir ölü gibi asasına dayandı, insanlar onu görüyor ve hayatta olduğunu sanıyordu. Bir süre sonra onun hakkında şüpheye ve ihtilafa düştüler. Bazıları şöyle dediler: "Uzun günlerdir Süleyman asasına dayanmış durumdadır, ne yorulmuş, ne uyumuş, ne bir şey içmiş, ne de bir şey yemiştir.

O ibadet etmemiz gereken rabbimizdir." Bir grubu da şöyle dedi: "Süleyman sihirbazdır, sihirle gözlerimize asasına dayandığını göstermektedir, ama gerçek bu değildir."Müminler ise şöyle dediler: "Süleyman Allah'ın kulu ve Peygamberidir, Allah onu kendi isteği ile tedbir ve idare etmektedir." Dolayısıyla Süleyman hakkında bu farklı görüşler ortaya çıkınca aziz ve celil olan Allah, bir güve gönderdi. Bu güve Süleyma'ın asasını içerden kemirdi, asa kırıldı ve Süleyman sarayının üzerinden yüz üstü yere düştü."


Süleyman'ın (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-Süleyman'ın Kur'an'daki Kıssaları
Kur'an-ı Kerim Süleyman'ın kıssalarından çok azına yer vermiştir. Ama bu az miktar üzerinde düşünülecek olursa bu bizleri onun kıssasının tümüne ve değerli şahsiyetinin gerçeklerine ulaştırmaya yetecektir.
Birinci husus onun babası Davud'un varisi olmasıdır. Allah-u Teala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Süleyman'ı Davud'a bağışladık." Ve hakeza şöyle buyurmuştur: "Ve Süleyman Davud'un varisi oldu."

İkincisi Allah ona büyük ve azametli bir saltanat vermiş, cinleri, kuşları ve rüzgarı onun emrine koymuş ve ona kuşların dilini öğretmiştir. Kur'an-ı Kerim bu nimetleri defalarca zikretmiştir. Örneğin Bakara suresi, 102. Ayet, Enbiya suresi, 81. Ayet, Neml suresi, 16-18. Ayetler, Sebe suresi, 12-13. Ayetler ve Sad suresi, 35-39. Ayetlerde...

Üçüncü olarak Süleyman'ın cesedinin tahtının üzerine atılmasına işaret edilmiştir. (Sad suresi, 36. Ayet)
Dördüncü olarak, asil adların ona sunulmasına işaret edilmiştir. (Sad suresi, 31-33. Ayetler)
Beşinci olarak geceleyin halkın koyunlarının otlakta otlaması ve Süleyman'a bu konuda hüküm ve hakemliğin anlatılmasına işaret edilmiştir. (Enbiya suresi, 78-79. Ayetler)

Altıncı olarak da karıncanın hikayesine işaret edilmiştir. (Neml suresi, 18-19. Ayetler)
Yedinci olarak Hüdhüd'ün ve ardından da Sebe melikesinin kıssasına işaret edilmiştir. (Neml suresi, 20-44. Ayetler)
Sekizinci olarak da Hz. Süleyman'ın vefatına işaret edilmiştir. (Sebe suresi, 14. Ayet)

2-Kur'an'da Süleyman'ın Övülmesi
Süleyman'ın (a.s) adı Allah-u Teala'nın sözlerinde ondan fazla yerde yer almıştır ve bu konuda büyük övgüye mazhar olmuştur. Allah onu çok yalvarıp yakaran kul oalrak tanıtmıştır. "O ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi." Hakeza Süleyman ilim ve hikmet sıfatlarıyla nitelendirilmiş ve hakkında şöyle buyurulmuştur: "Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik."

Hakeza şöyle buyurulmuştur: "And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik."
Ve hakeza şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi."
Kur'an onu hidayete ermiş Peygamberlerden saymış ve hakkında şöyle buyurmuştur: "Süleyman Davud'a varis oldu: "Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi"

"Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, doğru yola eriştirdik."
3- Süleyman'ın Tevrat'ta Zikredilmesi
Süleyman'ın kıssası padişahlar kitabında yer almış, onun azameti, yüceliği, hükümdarlığının genişliği, servetinin çokluğu ve yetkin hikmet ile kuşatılması hakkında detaylıca söz edilmiştir. Lakin Kur'an'da işaret edilen Süleyman'ın kıssalarından Tevrat'ta sadece Sebe melikesinin Süleyman'ın haberini işittiği ve Urşelim'de bir tapınak yaptığı,

hikmet sahibi olduğu, bir çok hediyelerle yanına geldiği, onunla görüştüğü, imtihan olarak Süleyman'a bir takım sorular sorduğu cevaplarını aldığı ve sonrada döndüğü yer almıştır.

Ahd-i Atik Süleyman hakkında çirkin bir söz kullanmıştır. Zira Süleyman'ın ömrünün son zamanlarında Allah'a ibadetten putlara ibadete yöneldiğini, eşlerinden birinin taptığı putlar karşısında secdeye kapandığını ifade etmiştir.
Hakeza Ahd-i Atik Süleyman'ın annesinin de Urya-i Hetta'nın eşi olduğunu ve Davud'tan ona aşık olduğunu,

onunla zina ettiğini ve o kadının Davud'a hamile kaldığını ifade etmektedir. Bu yüzden de Davud, eşinin öldürülmesi için komplo düzenlemiş, sonunda onu savaşların birinde öldürtmüş, karısını da kendi evine getirmiş, yeniden ondan hamile kalmış ve Süleyman dünyaya gelmiştir.

Kur'an-ı Kerim Süleyman'ın (a.s) makamının diğer hidayet ve ismet peygamberlerinin makamı gibi olduğunu açıkça belirtmiş, onun bu tür iftiralardan uzak olduğunu ifade etmiş ve onun şahsı hakkında şöyle buyurmuştur: "Ve Süleyman kafir olmadı."
Kur'an-ı Kerim ikinci iftiradan da uzak olduğunu belirtmiştir.

Zira Kur'an-ı Kerim Süleyman'ın karıncanın sözünü işittiği zaman şöyle dua ettiğini belirtmiştiri: "Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl." dedi." Bizim de bu ayetin tefsirinde belirttiğimiz gibi bu dua Süleyman'ın annesinin doğru yolda onların yani, Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği salihlerin zümresinde olduğu yer almıştır.