Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


3791.Bölüm Eyyub(a.s)


Kur'an:
"Eyüp de: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti. Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik."
Bak. Sad suresi, 41-44. Ayetler

19620. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eyyub insanların en çok hilim sahibi olanı ve en çok sabredeni idi. İnsanların hepsinden daha çok öfkesine sahip çıkardı."
19621. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Eyyub'a şöyle buyurmuştur: "Acaba seni belaya düçar kılmama sebep olan suçunun ne olduğunu biliyor musun?" O şöyle buyurdu: "Ey Rabbim! Hayır" Allah şöyle arzetti: "Firavun'un yanına varınca onunla iki kelime yumuşak konuştun."

19622. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Eyyub'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Benim katımda seni bu belaya düçar kılacak suçunun ne olduğunu biliyor musun?" O, "Hayır" diye arzetti. Allah şöyle buyurdu: "Sen Firavun'un yanına gidince onunla iki kelime yumuşak konuştun."

19623. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eyyub hiçbir günahı olmaksızın belaya düçar oldu."
19624. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eyyub hiçbir suçu olmadan yedi yıl belaya düçar oldu."
19625. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala Eyyub'u hiçbir suç işlemediği halde belaya düçar kıldı ve o sabretti. Sonunda kınandı. Peygamberler kınanmaya tahammül etmezler."

19626. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Eyyub'un eşi bir gün ona şöyle dedi: "Keşke dua etseydin de Allah sana şifa verseydi." Eyyub şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun sana! Biz yetmiş yıl nimet içinde yaşadık. Şimdi gel de aynı miktarda zorluklar ve musibetlere karşı sabırlı olalım." İbn-i Abbas şöyle diyor: "Çok geçmeden Eyyub iyileşti."

19627. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eyyub (a.s) düştüğü hiçbir belada afiyet ve sağlık dilemedi."
19628. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üç şeyi üç kimseden almışlardır: Sabrı Eyyub'dan (a.s), şükrü Nuh'tan (a.s), kıskançlığı da Yakub'un (a.s) çocuklarından."

Birkaç Bölümde Eyyub'un Kıssası Hakkında Birkaç Söz

1-Kur'an'da Eyyub'un Kıssası
Kur'an-ı Kerim'de Eyyub'un (a.s) kıssası hakkında sadece bedensel bir rahatsızlığa ve çocuklarını kaybetme acısına mübtela olduğu zikredilmiştir. Daha sonra Allah-u Teala abit kullarına ibret olsun diye sevgi ve merhameti üzere ona şifa vermiş, çocuklarını ve benzeri şeyleri kendisine geri çevirmiştir. (Enbiya suresi, 83 ve 84. Ayetler ile Sad suresi, 41-44. Ayetler)

2-Allah'ın Eyyubu Güzel Bir Şekilde Övmesi
Allah-u Teala onu İbrahim'in neslinden olan Peygamberlerin zümresinden saymış ve onları çeşitli şekillerde övmüştür. (En'am suresi, 84-90. Ayetler) Sad suresinde de Eyyub zikredilmiş, onun sabırlı, iyi ve tevbekar bir kul olduğu beyan edilmiştir. (Sad suresi, 44. Ayet)

3-Eyyub'un (as) Rivayetlerde Yer Alan Kıssası
Tefsir-i Kumi'de şöyle yer almıştır: "Babam İbn-i Fazzal'dan, o da Abdullah b. Bahr'dan, o da İbn-i Miskan'dan, o da Ebi Basir'den o da İmam Sadık'tan şöyle dediğini nakletmiştir: "İmam Sadık'a (a.s) Allah'ın dünyada Eyyub'u hangi sebeple belaya ve sıkıntıya düşürdüğünü sordum. O şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah Eyyub'u dünyada verdiği nimetler sebebiyle belaya düçar kılmıştır ve o da sürekli olarak Allah'a şükretmiştir.

O zaman İblis henüz Arş'a ulaşmaktan mahrum değildi. Daha sonra yukarı çıktı ve Eyyub'un karşısında verilen nimetini müşahade etti, onu kıskandı ve şöyle dedi: "Ey Rabbim! Eyyub, kendisine dünyayı verdiğin için sana şükretmektedir. Eğer dünyayı ondan alırsan, asla sana şükretmez. O halde beni dünyasına musallat kıl ki asla nimetine şükremediğini bilesin." Ona şöyle denildi: "Ben seni onun malına ve çocuklarına musallat ettim." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "İblis gökten aşağıya indi ve Eyyub'un sahip olduğu mal ve evlatlarını yok etti.

Ama bu Allah'a şükretmesini arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Bunun üzerine İblis şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni ekinine musallat kıl." Allah şöyle buyurdu: "Seni, (onun ekinine) musallat kıldım." İblis, elinin altındaki şeytanlarla geldi, Eyyub'un ekinine üfledi. Bütün hepsi alevlenip yandı. Ama yine Eyyub'un şükrü ve Allah'a övgüsü arttı.

Bunun üzerine İblis şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni, onun koyun sürülerine musallat kıl." Böylece onları da ortadan kaldırdı. Lakin yine Eyyub'un Allah'a hamd ve şükrü arttı. İblis şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni onun bedenine musallat kıl." Allah onu Eyyub'un akıl ve gözleri dışında bedenine musallat kıldı. İblis, Eyyub'un bedenine üfledi. Bütün bedeni yara bere içinde kaldı.

Eyyub uzun bir müddet bu hal üzere kaldı. Ama yine Allah'a hamd ediyor ve şükürde bulunuyordu. Daha sonra bedeni kurtlandı. Bedeninden bir kurt dışarı çıktığında onu kendi yerine geri çeviriyordu ve şöyle diyordu: "Allah'ın seni yarattığı yere geri dön." Bir müddet sonra Eyyub'un (a.s) bedeni kokmaya başladı.

Öyle ki, beldesindeki insanlar onu beldenin dışarısına götürdüler ve onu beldenin çöplüğüne attılar. Eşi Rahmet binti Efrayim b. Yusuf b. Yakub b. İshak b. İbrahim (a.s), insanlardan sadaka topluyor ve elde ettiği şeyi ona götürüyordu." İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Eyyub'un bela ve sıkıntısı uzun sürünce ve İblis de Eyyub'un sabrı ve şükrünü görünce, dağlarda ruhbanlığa çekilen Eyyub'un ashabından bir grubun yanına gitti ve onlara şöyle dedi: "Geliniz bu belaya uğramış kulun yanına gidelim. Onun bela ve sıkıntısını soralım." Daha sonra kül rengi katırlara bindiler ve ona yakın bir yere geldiler. Katırları, Eyyub'un kötü kokusundan ürktüler.

Ashap birbirine baktılar. Daha sonra Eyyub'un (a.s) yanına gitti. Onlar arasında henüz genç olan birisi vardı. Onlar Eyyub'un yanına oturdular ve şöyle arzettiler: "Ey Eyyub! Keşke bize ne günah işlediğini söyleseydin. Çünkü Allah'tan (o günahı) sorduğumuz taktirde bizi helak etme imkanı vardır. Bize göre senin hiç kimsenin düşmediği sıkıntılara düşmen, gizlediğin şey sebebiyledir."

Eyyub (a.s) şöyle buyurdu: "Rabbimin izzetine andolsun ki Allah benim bir yetim ve fakirin yediği yemakten başka bir şey yemediğimi, Allah'a itaat hususunda karşılaştığım iki işten, bedenime en zor ve sıkıntılı olanını tercih ettiğimi bilmektedir." O genç şöyle dedi: "Ne de kötüsünüz. Allah'ın Resulünü kınadınız ve o da böylece şimdiye kadar, ibadet hususunda gizlediği şeyleri açığa vurdu." Eyyub (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Rabbim! Eğer bir gün senin hüküm divanında duracak olursam, o zaman hüccet ve delil ikame edeceğim." Bu esnada Allah ona bir bulut gönderdi ve şöyle buyurdu: "Ey Eyyub! Şimdi seni mahkeme masasına oturttum. O halde delil ve hüccetini getir. Ben sana yakınım ve her zaman yakın oldum." Eyyub şöyle arzetti: "Ey rabbim! Sen de biliyorsun ki ben sana itaat hususunda ortaya çıkan iki şeyden en zor ve sıkıntılı olanını seçtim. Acaba seni övmedim mi? Sana şükretmedim mi? Seni tesbih etmedim mi?" İmam şöyle buyurmuştur: "Böylece on bin dille buluttan şu ses yükseldi:

"Ey Eyyub! Seni, Allah'a kulluk makamına kim yükseltti, oysa insanların çoğu gaflet içindedir. İnsanlar gafil olduğu bir halde, sen Allah'a hamd ediyor, tesbih ediyor ve tekbir getiriyorsun. Acaba sen, Allah'ın sana ihsanda bulunduğu bir şey sebebiyle Allah'a minnet mi ediyorsun?" Eyyub bir avuç toprak alarak ağzına döktü ve sonra şöyle arzetti: "Ey Rabbim! Bağış sendendir. Evet, bana bu işleri sen yaptırdın." Bunun üzerine Allah ona bir melek gönderdi.

O melek ayağıyla yer yüzüne vurdu. Yerin altından bir çeşme akıttı. Eyyub'u o suyla yıkadı. Böylece Eyyub, öncekinden daha iyi ve dipdiri oldu. Allah onun için yemyeşil bir bahçe bitirdi. karısını, malını, çocuklarını, tarlasını ona geri verdi ve o melek Eyyub'un yanına oturarak onunla konuştu ve onunla dost oldu.

Bu esnada Eyyub'un eşi, elinde bir parça ekmekle yanına geldi. Her zamanki yere geldiğinde, oranın değiştiğini ve iki erkeğin orada oturduğunu gördü. Böylece ağlayıp feryad edip şöyle dedi: "Ey Eyyub! Senin başına ne geldi?" Eyyub ona seslendi: "Eşi ileriye doğru yürüdü, Allah'ın ona nimetleri ve sağlığını geri çevirdiğini görünce şükür secdesine kapandı. Eyyub, eşinin saçlarının kesilmiş olduğunu gördü.

Bunun sebebi de eşinin bir grubun yanına gidip onlardan Eyyub için götürmek üzere bir miktar yiyecek istemesiydi. Zira o grup güzel saçları bulunan Eyyub'un hanımına şöyle demişlerdi: "Sen bu saçlarını bize sat, biz de sana yiyecek verelim." Eyyub'un eşi de saçlarını kesip onlara vermiş, Eyyub için onlardan yiyecek almıştı. Eyyub eşinin saçlarının kesildiğini görünce sinirlendi ve ona yüz kırbaç vuracağına dair yemin etti. Eyyub'un karısı, saçlarının kesilmesinin nedenini ona anlattı. Bunun üzerine Eyyub üzüldü. Aziz ve celil olan Allah ona şöyle vahyetti: "Yüz dalın bulunduğu bir desteyi eline al ve onunla eşine vur. Yemininibozma. "

Eyyub yüz dalın bulunduğu bir desteyi eline aldı, onunla eşine bir defa vurdu ve böylece yeminini eda etti."
(El-Mizan'ın müellifi) şöyle diyorum: "İbn-i Abbas da bu anlama yakın rivayette bulunmuştur. Veheb'den rivayet edildiği üzere Eyyub'un eşi, Nişa b. Yusuf'un kızı idi.

Bu rivayet de görüldüğü gibi Eyyub'un (a.s) mübtela olma macerasının insanların tabiatının nefret edeceği bir şekilde olduğunu beyan etmiştir. Diğer bir takım rivayetler de bu rivayeti teyit etmektedir. Ama Ehl-i Beytten (a.s) nakledilen bir takım rivayetler bu konuyu reddetmekte, şiddetle inkar etmektedir. Bu rivayetler daha sonra gelecektir.

El-Hisal kitabında Katta'nın Sukri'den, onun da Cevheri'den onun da İbn-i Ammare'den, onun da babasından, onun da Cafer b. Muhammed'den (a.s) ve onun da babasından (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Eyyub (a.s) hiçbir günah işlemediği halde yedi yıl belaya düçar kaldı. Peygamberler asla günah işlemezler. Zira onlar masum ve paktırlar. Onlar ne günah işlerler, ne sapıklığa yönelirler, küçük ve büyük hiçbir suç işlemezler."

Hakeza İmam şöyle buyurmuştur: "Eyyub'un, uğradığı hiçbir belada, ne bedeni koktu, ne yüzü çirkinleşti, ne bedeninden bir zerre kan veya irin çıktı, ne kimse onu müşahade etmekten korkuya kapıldı, ne de bedeninin herhangi bir yeri kurtlandı. Allah mübtela kıldığı bütün Peygamber ve evliyalarına böyle davranmıştır.

Eğer insanlar, ondan uzaklaşmışlarsa, bu gerçekte onun zahiri perişanlığı ve fakirliği sebebiyleydi. Zira insanlar onun Allah-u Teala tarafından teyit ve yardım gördüğünü ve çok yakında işlerinin düzeleceğini bilmiyorlardı. Nitekim Allah Resulü şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan en çok belalara düçar olan Peygamberlerdir. Sonrada daha sonraki ve bir sonraki mertebede yer alanlardır.

Allah Eyyub'u bütün insanların yanında hor düşecek büyük belelara düçar kıldı ki daha sonra Allah'ın ona bağışta bulunacağı büyük nimeti müşahade ettiklerinde, onun hakkında rububiyet iddiasında bulunmasınlar, bu vesileyle, Allah'ın sevap ve mükafatının iki tür olduğunu anlasınlar: Allah'ın sevap ve mükafatının istihkak ve ihtisas olmak üzere iki çeşit olduğunu anlasınlar. Hakeza hiçbir yoksul ve hastayı zayıflığı ve yokluğu sebebiyle, küçük ve hor görmesinler.

Allah'ın dilediği herkesi hastalığa düçar kılacağını ve dilediği herkese de her zaman ve her çeşit vesileyle şifa vereceğini bilsinler. Zira Allah bu belaya düşürme ve şifa vermeleri, dilediği herkes için ibret vesilesi kılmakta ve dilediği kimse için de şekavet veya saadet sebebi kılmaktadır. Aziz ve celil olan Allah yaptığı bütün bu işlerde adaletle hükmetmektedir ve Allah'ın işleri, şüphesiz ki hikmet üzeredir. Allah kulları hakkında onların daha çok salahına olan işleri yapmaktadır. Kulların sahip oldukları güç ve kuvvet şüphesiz ki Allah'tandır.

Tefsir-i Kumi'de, "…ona tekrar aile ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik) ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Allah Eyyub'un ailesinden, henüz mübtela olduktan sonra ölenleri ve hakeza mübtela olmadan önce ölenleri ona geri çevirdi. Onların tümünü Allah Eyyub için diriltti ve onlar da Eyyub ile birlikte yaşadılar. Daha sonra Allah Eyyub'u iyileştirdi. Onlar şöyle sordular: "Başına gelen belalar hakkında hangisi senin için daha zor idi?" Eyyub şöyle buyurdu: "Düşmanın başıma gelenlerden dolayı sevinmesi."

Mecme'ul-Beyan'da ise, "Şüphesiz şeytan bana zarar vermiştir" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Söylenildiği üzere Eyyub'un hastalığı insanların kendisinden uzaklaşacağı kadar zor idi ve de sıkıntılıydı. Bu esnada şeytan insanlara, onu necis bilmelerini, onu kendi aralarından dışarı atmalarını vesvese etti.

Kendisine bakan ve hizmet eden eşinin de aralarında gidip gelmesine müsaade etmemelerini telkin etti. Eyyub bu yüzden büyük sıkıntıya ve acıya düştü. Münezzeh olan Allah'ın kendisine verdiği bela ve acıdan dolayı şikayet etmiyordu." Kutade şöyle diyor: "Eyyub'un bu durumu yedi yıl sürmüştür." Bu konu İmam Sadık'tan (a.s) da rivayet edilmiştir.

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
11-Şuayb (a.s)

Bihar, 12/373, 11. Bölüm; Kıses-u Şuayb
Kenz'ul-Ummal, 11/498, 12/480; Şuayb

3792. Bölüm
Şuayb

Kur'an
"Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, Onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, o'ndan başka ilâhınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu."

19629. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Arapladan beş peygamber gönderdi. Hud, Salih,İsmail, Şuayb ve peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed (onların hepsine Allah'ın selavatı olsun) Şuayb çok ağlayan birisiydi. "
19630. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şuayb peygamberlerin hatibi idi."

19631. El-Kamil fi't-Tevarih kitabının yazarı şöyle yazmaktadır: "Bazılarının dediğine göre, Şuayb'ın adı, Yesrun b. Sayfun b. Anka b. Sabit b. Medyen b. İbrahim idi. Başka bir görüşe göre ise, o Şuayb b. Mikil olup, Medyen çocuklarındandır. Başka bir görüşe göre ise Şuayb İbrahim'in çocuklarından değildir, aksine ona iman eden,

onunla birlikte Şam'a hicret eden birinin çocuklarındandır ve o Lut'un kızının oğludur. O halde Şuayb'ın büyük annesi Lut'un kızı sayılmaktadır. Hz. Lut'un gözleri görmüyordu. Nitekim, "ve şüphesiz biz seni aramızda zayıf görmekteyiz" anlamı da budur. Yani gözleri görmüyordu. Peygamber (s.a.a) Şuayb'ı anınca da şöyle buyuruyordu: "O şüphesiz Peygamberlerin hatibidir. Zira o kavmine cevap verirken ve onlarla tartışırken çok güzel bir şekilde görevini yerine getiriyordu."

19632. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah Şuayb Peygamber'e (a.s), şöyle vahyetmiştir: "Ben senin kavminden yüz bin kişiye azap edeceğim. Kırk bin kişi onların kötülerinden, altmış bin kişi onların iyilerindendir." O şöyle arzetti: "Ey rabbim! Kötüleri anladım, ama iyiler niye?" Aziz ve celil olan Allah ona şöyle vahyetti: "Çünkü günahkarlara karşı gevşek davrandılar ve benim gazabım için gazaplanmadılar."

19633. Veheb b. Munebbih'il-Yemani şöyle diyor: "Şuayb (a.s) Eyyub (a.s) ve Bel'am b. Baura İbrahim'in ateşe atıldığı ve ateşten kurtulduğu gün ona iman eden ve onunla birlikte Şam'a hicret eden bir grubun çocuklarıdır. İbrahim, Lut'un kızlarını onlarla evlendirdi.

Böylece İsrailoğullarından önceki ve İbrahim'den (a.s) sonraki bütün Peygamberler bu grubun soyundan gelmiştir. Allah Şuayb'ı Medyen kavmine gönderdi. Medyen kavmi, Şuayb'ın kabilesinden değildi. Aksine onlar, Allah'ın Şuayb'ı kendilerine gönderdiği ümmetlerden bir ümmetti. Medyen halkı üzerinde zalim bir hükümdar hükmediyordu. Kendi dönemindeki hükümdarlardan hiç birisi buhükümdara karşı koyamıyordu. Medyen halkı az tartan ve pahalı satan bir topluluk haline gelmişti. Ayrıca da Allah'a inanmıyor, Peygamber'i yalanlıyorlardu.

Onlar isyankar bir topluluk olup, kendileri için bir şeyi ölçtüklerinde veya biçtiklerinde onu kamil olarak ölçüp biçiyorlardı. Oldukça da müreffeh bir hayatları vardı. Hükümdarları onlara yiyecek maddelerini stoklamayı, ölçü ve terazileri eksik tutmayı emretti.

Ama Şuayb (a.s) insanların bu işleri yapmamayı nasihat etti. Hükümdar ona bir mesaj göndererek şöyle dedi: "Yaptığım işler hususunda ne diyorsun? Onu beğeniyor musun yoksa beğenmiyor musun?" Şuayb şöyle buyurdu: "Allah bana şöyle vahyetti: "Bir padişah, senin yaptığın işlerden birini yapacak olursa ona, "kötü padişah" denilir." Padişah Şuayb'ı yalanladı, onu ve kavmini şehirden dışarı sürdü.

Allah-u Teala Medyen halkından naklen şöyle diyor: "Ey Şuayb! Seni ve sana iman eden kimseleri şehirden dışarı süreceğiz." Ama Şuayb onlar öğüt vermeyi artırdı, onlara şöyle dediler: "Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını terk etmeyi veya mallarımızda istediğimiz gibi tasarrufta bulunmamayı sana namazın mı emretmektedir." Onlar Şuayb'ın kendi topraklarından sürülmesiyle, onun eziyet çekmesine sebep oldular. Bu esnada Allah onlara sıcaklığı ve bulutları musallat kıldı.

Öyle ki sıcaktan piştiler, tam dokuz gün bu durumda yaşadılar. Suları ısındı, ondan içemez oldular. Bu yüzden sahip oldukları ormana gittiler. Allah-u Teala'nın "Eyke ashabı" sözünün anlamı da budur. Bu esnada Allah onlara siyah bulutlar gönderdi, insanlar onun gölgesine toplandılar. Allah o buluttan kendilerine bir ateş indirdi ve hepsi yandı. Onlardan bir kişi dahi kurtulamadı.

Bu ayeti şerifenin anlamı da şudur: "Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı." Allah Resulü'nün (s.a.a) yanında Şuayb'ın adı anılıcına şöyle buyururdu: "O kıyamet günü Peygamberlerin hatibidir." Şuayb'ın kavmi azaba düçar olduktan sonra, Şuayb ve ona iman eden kimseler Mekke'ye gittiler, dünyadan göçünceye kadar da orada kaldılar.
Sahih bir rivayete göre de Şuayb Mekke'den Medyen'e gitti,

orada ikamet etti ve orada Musa b. İmran (a.s) ile mülakat etti."
19634. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Allah-u Teala Şuayb'ı kavmine gönderdi. Onların bir padişahı vardı. Şuayb halkın elinden büyük sıkıntılar gördü. Padişah, halkın nimet ve refah içinde yüzdüklerini görünce, valilerine yiyecek maddelerini halktan gizleyip stok etmelerini emretti.

Böylece fiyatları artırdılar, tartılarını eksik tarttılar, insanların malını eksilttiler, rablerinin emrine isyan ettiler, yeryüzünde fesat çıkardılar. Şuayb (a.s) bu durumu görünce onlara şöyle buyurdu: "Teraziyi ve ölçüyü eksik tartmayın. Ben sizleri iyi bir durumda (mali açıdan) görmekteyim ve şüphesiz ben sizler için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."

Padişah da ona, eleştirmekten vazgeçmesi için haber gönderdi. Ama Şuayb şöyle buyurdu: "Allah-u Teala'nın kitabında ve bana gönderilen vahiyde açıkça belirtildiği üzere bir padişah senin ulaştığın yere ulaştığında, Allah ona azap ve gazabını indirir." Padişah bu sözü işitince onu beldeden dışarı çıkardı.

Böylece Allah onlara bir bulut gönderdi, bulut başlarına gölge saldı. Bunun üzerine Allah da onlara yakıcı bir rüzgar gönderdi, yollarında ve beldelerinde güneşi başlarının üzerinde kızgın kıldı. Onlar, evlerinden dışarı çıktılar, altına gölge eden buluta baktılar ve hep birden hızla, ölçü ve tartıları tümüyle doğru tartan, insanların malını eksiltmeyen ev halkına doğru koştular. Ama Allah o ev halkını günahkarların arasından çekip çıkardı. Daha sonra o buluttan belde halkının üzerine ateş ve azap indirdi. Onların hepsi böylece helak oldu. Şuayb (a.s) ikiyüz kırk yıl yaşamıştır."

19635. Şeddad b. Evs şöyle diyor: "Şuayb Peygamber, aziz ve celil olan Allah'ın muhabbetinden dolayı gözleri görmeyinceye kadar ağladı, ama Allah ona gözlerini geri verdi ve ona şöyle vahyetti: "Ey Şuayb! Neden böyle ağlıyorsun? Cennet şevkinden mi yoksa ateş korkusundan mı?" O şöyle arzetti: "Ey ilahım ve efendim! Senin de bildiğin gibi ben ne cennet şevkinden ağlıyorum ne de ateş korkusundan. Aksine senin sevgini kalbime düğümledim, sana bakınca bana ne olacağından neden korkayım?" Böylece Allah ona şöyle vahyetti: "Ey Şuayb! Eğer gerçekten böyleyse, beni görmen sana ne mutlu! Ey Şuayb! Bu yüzden benim Kelim'im Musa b. İmran'ı sana hizmetçi kıldım."

Şuayb ve Kavminin Kur'an'da Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-Şuayb Kur'an'da adı anılan Arap Peygamberlerinin üçüncüsüdür ve onlar şunlardır: Hud, Salih, Şuayb ve Muhammed (a.s) Allah-u Teala onun kıssasının bir bölümünü, A'raf, Hud, Şuara, Kasas ve Ankebut surelerinde zikretmiştir.
Şuayb (a.s) Şam ve Arap yarımadası üzerinde bir şehir olan Medyen halkından idi ve Musa (a.s) zamanında yaşamış olup, iki kızından birini Musa (a.s) ile kendisine sekiz yıl çalışma karşılığında evlendirmiştir ve onu on yıl hizmet etme hususunda özgür bırakmıştır. (Kasas/17) Musa on yıl Şuayb'a hizmet etti, daha sonra da onunla vedalaşarak ailesiyle Mısır'a geri döndü.

Şuayb'ın Medyen kavmi, puta tapıyordu. Bu kavim güvenlik, refah, bolluk ve ucuzluk nimetlerine sahip idi. Ama onlar arasında fesat, ölçüyü ve tartıyı eksik tutma gibi pislikler yaygınlaştı. (Hud/84 ve diğer sureler) Bu yüzden Allah Şuayb'ı onlara gönderdi ve ona insanları putperestlikten, toplumda fesat çıkarmaktan, tartı ve ölçüyü eksik tutmaktan sakındırmasını emretti. Hz. Şuayb kavmini emredildiği şeye davet etti. Korku ve ümit vererek onlara nasihatta bulundu. Nuh, Hud, Salih ve Lut kavimlerinin başına gelen belaları onlara da hatırlattı.

Şuayb, onları irşad ve nasihat etme hususunda büyük bir çaba gösterdi. Ama bu onların sadece tuğyan, küfür ve isyanlarını arttırdı. (A'raf, Hud ve diğer sureler) Çok az sayıda kimse ona iman ettiler. Ama insanlar sonunda ona eziyet etmeye ve onu alaya almaya başladılar, Şuayb'a uymaktan el çekmeleri hususunda onları tehdit ettiler.

Onlar yolların üzerinde oturuyor, Allah'a iman eden kimseleri korkutuyor, onları Allah yolundan alı koymaya ve sapıklığa düşürmeye çalışıyorlardı. Onlar Şuayb'ı (a.s) büyülenmiş ve yalancı bir kimse olmakla itham ettiler. (Şuara/185-186) Onu taşlamakla korkuttular ve eski dinlerine dönmediği taktirde onu ve ona iman eden kimseleri şehirden çıkarmakla tehdit ettiler.

(A'raf/88) Onlar Şuayb'a muhalefet etmeye devam ettiler. Sonunda Şuayb, onların iman etmesinden ümidini kesti ve onları kendi haline bıraktı. (Hud/93) Allah'tan fetih ve yardım diledi ve şöyle buyurdu: "Ey Rabbim! Benim ve kavmim arasında hak ile hükmet. Şüphesiz sen hükmedenlerin en iyisisin." İşte burada Allah onlara bulutlu günün azabını gönderdi. (Şuara/189) Oysa onlar Şuayb'ı alaya alıyor ve "Doğru söylüyorsan,

gökten bize bir parça bulut gönder" diye alay ediyorlardı. Sonunda bir sayha ve (Hud/94) yer sarsıntısı (A'raf/91 ve Ankebut/37) onları çepe çevre kuşattı. Kendi evlerinde yere yığıldılar. Allah Şuayb'ı ve ona iman eden kimseleri kurtardı. (Hud/94) Şuayb onlardan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey kavmim! Şüphesiz ben size Rabbimin mesajını ilettim ve sizlere nasihat ettim. O halde kafir bir kavim için nasıl üzülürüm?!" (a'raf/93)

2-Şuayb'ın (a.s) Manevi Şahsiyeti
Şuayb (a.s) ilahi yüce Peygamberlerden biriydi ve Allah onu kendi kitabında diğer Peygamberler gibi övmüştür. Kavmiyle konuşmalarından da anlaşıldığı üzere -özellikle de A'raf, Hud ve Şuara surelerinde- halkına gerçek marifetleri ve bir çok ilahi ilimleri bildirmiştir ve de Şuayb'ın Allah'a ve halka karşı, çok edepli hareket ettiği bildirilmiştir. Şuayb (a.s) kendisini emin bir Peygamber (Şuara/178), islah edici (Hud/88) salihlerden (Şuara/27) olduğunu bildirmiştir. Allah da bunları onun sözünden nakletmiş ve de onları teyit etmiştir. Musa b. İmran Kelimullah (a.s) da on yıl boyunca ona hizmet etmiştir.

3-Şuayb'ın Tevrat'ta Zikri
Tevrat, Şuayb ve kavminin macerasını zikretmemiştir. Aksine sadece bir Kıbti'nin Musa'nın eliyle öldürülüşünün ve Musa'nın Mısır'dan Medyan'a (Medyen'e) kaçışı kıssasının içinde ona işaret etmiş ve onu Medyan kahini Reuil olarak anmıştır.

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
12-Musa ve Harun (a.s)

Bihar, 13/1-376; Kıses-u Musa ve Harun (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/505, 12/476; Musa (a.s)

Bak.
El-İhlas, 1033. Bölüm

3793. Bölüm
Musa ve Harun (a.s)

Kur'an:
"And olsun ki, Mûsa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Furkan'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik."
"Peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık ve Allah, Mûsa'ya gerçekten hitab etmişti."

Bak. Bakara, 49-93, Hud, 17, 110,Maide, 20, 26, İbrahim, 5-8, Meryem,51-53,Secde, 23,24, Ahzab,69, Saffat, 114-122, Mümin, 53,54, Fussilet, 45, Ahkaf, 12, Kasas, 3-46, Enfal, 52,54, Yunus, 75,93, İsra, 10,104, Ta-Ha,9-97, Mü'minun, 45-49, Şuara, 10-68, Sad,12, Mümin,23-46, Zuhruf,46-56, Tahrim,11, A'raf,103-156, 159,162, Duhan,17-33, Zariyat,38-40, Saf,5, Müzzemmil,15,16, Naziat,15-26

19636. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben, İsa, Musa ve İbrahim'i gördüm. İsa'nın kıvırcık saçları vardı. Yüzü kırmızı ve göğsü geniş idi. Musa ise iri yarı ve düz saçlı idi ve Zutt halkına benziyordu."Şöyle arzettiler: "İbrahim nasıl idi?" Peygamber şöyle buyurdu: "Kendi arkadaşınıza (yani Allah Resulü'ne(s.a.a) bakınız."

19637. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ümit etmediğin şeye, ümit ettiğin şeye oranla daha fazla ümitli ol. Zira Musa (a.s) bir miktar ateş getirmeye gitti. Ama ailesine dönünce mürsel bir Peygamber oldu."
19638. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamd Allah'a mahsustur... O, Musa'ya söyleyeceğini söylemiş ve azametli ayetlerini kendisine göstermiştir ama bir uzuvla, aletle, kelamla ve dille değil."

19639. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer istiyorsan, Musa Kelimullah'ın şöyle dediğini i-kinci örnek olarak sunabilirim: "Ya Rabbi! Bana indireceğin iyiliklere ihtiyacım var." Allah'a yemin olsun ki o, yiyeceği ekmekten başka bir şey istemedi. Çünkü yerin bitirdiklerinden yiyordu."

19640. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Beyt'ul-Lahm'de Musa ile konuşmuştur."
19641. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Musa b. İmran'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Ey Musa! Kullarımın arasından seni neden seçtiğimi ve sözüm için seni neden tercih ettiğimi biliyor musun?" Musa, "Hayır ey Rabbim!" diye arzetti. Allah ona şöyle vahyetti: "Ben yeryüzüne baktım ve karşımda senden daha mütevazi birini bulamadım."
19642. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Musa ile konuşunca, Musa gecenin bağrında siyah taş üzerinde yürüyen karıncanın hareketini on fersah uzaklıktan görüyordu."

19643. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala herşeyden dört şey seçmiştir, Peygamberlerden de dört kişiyi kılıç için seçmiştir: İbrahim, Davud, Musa ve ben"
19644. "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İsrailoğullarından ilk Peygamber Musa idi, sonuncusu ise İsa'ydı. Onlar altı yüz Peygamber idiler."
19645. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Musa'ya çok selam gönderin. Zira Peygamberlerden onun kadar ümmetini savunan ve himaye eden birini görmedim."

19646. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Musa ailesinin koyunlarını otlattığı bir halde Peygamber olarak gönderildi. Ben de ailemin koyunlarını Ciyad'da otlatırken Peygamber olarak gönderildim."

19647. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Firavun, saltanatının Musa'nın eliyle yok olacağını görünce kahinleri çağırttı. Onlar da Firavun'u, Musa'nın soyundan ve onun İsrailoğullarından olduğundan haberdar kıldılar. Bu yüzden Firavun sürekli olarak kendi güçlerine İsrailoğullarından hamile kadınların karnının deşilmesini emrediyordu. Böylece Musa'yı öldürmek için yirmi bin küsür cenin öldürüldü. Ama Musa'yı öldürmeyi beceremedi. Zira Allah Tebarek ve Teala onu koruyordu."
19648. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Musa b. İmran dışında peygamberler kendi ümmetleri ve ümmetlerinin çokluğuyla övünürler."

Musa ve Harun'un Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-Musa'nın Allah Katındaki Makamı ve Kulluk Mevkisi
Musa (a.s) Ulu'l-Azm peygamberlerinden biri olup, Peygamberlerin büyüğü, kitap ve şeriat sahibi biriydi. Allah-u Teala özellikle bu Peygamberleri anmış ve şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Mûsa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin."

Münezzeh olan Allah ona ve kardeşine ihsanda bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: "And olsun ki Mûsa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk." Hakeza her ikisine de selam göndermiştir: Mûsa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık" Hakeza Musa'yı en güzel şekilde övmüştür:

"Kitapta Mûsa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi. Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmış tık."
"O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi."

Hakeza şöyle buyurmuştur: "Ve Allah, Mûsa'ya gerçekten hitab etmişti."
En'am suresi, (84-88) ayetlerde ise Hz. Musa'yı diğer Peygamberlerin yanısıra zikretmiş ve tüm Peygamberlerin iyilik sahibi ve salih kimseler olduğunu belirtmiştir. Allah onları tüm varlıklardan üstün kılmış, onları seçmiş ve onları doğru yola hidayet etmiştir. Meryem suresinde de onu Peygamberler zümresinden zikretmiş, daha sonra da bu surenin 58. Ayetinde Peygamberlerin Allah'ın kendilerine nimet verdiği kimselerden olduğunu belirtmiştir.

O halde Musa (a.s) bütün bu sıfatlara sahip bir Peygamberdi: İhlas, Allah'a yakınlık, Allah nezdinde itibar sahibi olma, ihsan, salah ve doğruluk ehli, üstünlük, seçkinlik, hidayet ve Allah'ın nimetlerinden nasiplenme... Daha önce de bu sıfatların anlamı, hakeza nübuvvet ve risaletin anlamı, Musa'nın Allah ile konuşması hakkında bu kitabın, ilgili yerinde bahsetmiş bulunmaktayız.

Allah Musa'ya indirdiği kitabı, yani Tevrat'ı zikretmiş ve onu imam, rahmet (Ahkaf suresi/12), furkan, nur, öğüt (Enbiya/48) sıfatlarıyla, içinde hidayet ve aydınlık bulunan (Maide/44) sıfatlarıyla nitelendirmiş ve hakeza şöyle buyurmuştur: "Ona levhâlârda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık"

Kur'an, bir kaç yerinde de İsrailoğullarının Tevrat'ı tahrif ettiğini ve Tevrat hakkında ihtilafa düştüklerini belirtmiştir. Buht'un-Nassar'ın kıssasında, Filistin'in onun eliyle yeniden fethedilişi, (Süleyman mabedindeki) heykeli ortadan kaldırışı, Tevrat'ı yakışı, Yahudilerin miladdan önce beşyüz seksen sekiz yılında Babil'e sürgün edişi,

sonra, miladdan önce beşyüz otuz sekiz yılında Babil'in Kuriş, padişahı tarafından fethedilişi, Yahudilerin yeniden Filistin'e dönmelerine izin verilişi ve Tevrat'ın Kahin Azra tarafından yazılışı da tarihin ünlü olaylarındandır ve biz kitabın üçüncü cildinde Hz. Mesih'in (a.s) kıssaları bölümünde onlara işaret ettik.

2-Musa'nın (a.s) Kur'an'daki Kıssası
Kur'an-ı Kerim Musa'nın (a.s) adını diğer bütün Peygamberlerden daha çok zikretmiştir, sayıldığı üzere Kur'an'ın yüz altmış altı yerinde adı anılmıştır. Kur'an'ın otuz dört suresinde Hz. Musa'nın kıssasına detaylı veya özet bir şekilde işaret edilmiştir. Musa'nın (a.s) bütün Peygamberlerden daha çok mucizesi olmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de onun nurlu mucizelerinden büyük bir miktarını zikretmiştir. Örneğin asasının ejderhaya dönüşü, yed-i beyza, tufan; çekirge, bit ve kurbağaların saldırısı, kan, denizin yarılışı, kudret helvası ve bıldırcının indirilişi, asanın taşa vurulmasıyla çeşmelerin akışı, ölülerin dirilişi, Tur dağının halkın başının üzerine kaldırılışı ve benzeri bir çok mucizeler...

Allah-u Teala'nın kelamında Musa'nın (a.s) kıssasından bazı bölümler yer almış, lakin bu kıssaların cüziyatı ve incelikleri zikredilmemiştir. Aksine Kur'an-ı Kerim'de, Peygamberlerin ve ümmetlerin kıssalarına işarette takip ettiği metot esasınca insanların hidayet ve irşad boyutunda önem arzeden bölümleriyle yetinilmiştir.

Musa'nın kıssalarının genelini kapsayan bu bölümlerde ise şunlara işaret edilmiştir: Mısır'da İsrailli bir ailede dünyaya gözlerini açmış ve Firavun'un emriyle İsrailoğullarının erkek çocuklarının başının kesildiği bir anda dünyaya gelimiştir. Musa'nın (a.s) annesi onu bir sandığa koymuş ve sandığı Nil nehrine atmıştır. Firavun da onu almış, süt vermesi ve büyütmesi için annesine geri çevirmiş, böylece de Musa Firavun'un evinde büyüyüp gelişmiştir.

Musa büluğ çağına erince Kıbtilerden birini öldürmüş, Firavun'un ve saray ehlinin kendisini öldürdüğü adama karşı kısas edeceği korkusuyla Medyen'e kaçmıştır. Musa Medyen'de Şuayb Peygamber'in (a.s) yanında kalmış ve onun kızlarından biriyle evlenmiştir. Daha sonra Şuayb için taktir edilen müddet boyunca ona hizmet ettikten sonra kendi ailesiyle Mısır'a gitmiştir. Tur dağı tarafında bir ateş görmüş ve o gece karanlığında yolu kaybettiği için de Musa orada bulunan ailesini durdurmuş, kendilerine bir miktar ateş getirmek veya ateşin yanında biri varsa ondan yolu sormak için ateşe doğru gitmiştir.

Ateşe yaklaştığı zaman Allah o bereketli topraklardaki vadinin sağ tarafından ve ağaçtan ona seslenmiş, onunla konuşmuş, onu Peygamberliğine seçmiştir ve ona içinde asa mucizesi ve yed-i beyzanın da bulunduğu dokuz mucize vermiştir. Allah Musa'yı, ilahi mesajı Firavun ve Firavunculara iletmek ve İsrailoğullarını kurtarmak için seçmiş ve Musa'ya Firavun'a gitmesini emretmiştir. Musa (a.s) da Firavun'un yanına gitmiş, onu hak dine davet etmiş ve ondan İsrailoğullarını kendisiyle göndermesini, eziyet ve işkenceden el çekmesini istemiş ve Firavun'a asa mucizesini ve yed-i beyzayı göstermiştir. Ama Firavun bunu kabul etmemiş, sihirbazların sihir silahıyla Musa'ya (a.s) savaş ilan etmişti.

Sihirbazlar, sihirleriyle ejderhalar ve yılanlar sergilediler. Ama Musa (a.s) asasını attı ve aniden asası ejderhaya dönüşerek bütün o sihirleri yuttu. Sihirbazlar toprağa, secdeye kapanarak şöyle dediler: "Biz, alemlerin rabbine Musa'nın ve Harun'un ilahina iman ettik." Ama Firavun aynı şekilde inkarı hususunda ısrar etti, sihirbazları tehdit etti ve iman etmedi.
Musa (a.s) yine Firavun ve saraydakileri Allah'a davet etti ve tufan, çekirge, bit, kurbağa ve kan gibi nübuvvet mucizelerini birbiri ardınca onlara gösterdi. Ama onlar yine kibirlenerek ve büyüklenerek küfürlerinde ısrar ettiler.

Başlarına gelen her bela ve sıkıntı karşısında şöyle dediler: "Ey Musa! Rabbini bizim için yanındaki ahit ile çağır. Eğer azabı bizden kaldıracak olursa kesinlikle ona iman ederiz ve İsrailoğullarını da kesinlikle seninle birlikte göndeririz." Ama Allah kendileri için bir müddet taktir edilen azabı onlardan kaldırınca yeniden sözlerinde durmadılar.

Lakin Allah Musa'ya İsrailoğullarıyla gece hareket etmesini emretti. Onlar hareket ettiler ve sonunda denizin sahiline vardılar. Firavun da ordularıyla onları takibe yöneldi. İki grub birbirini gördüğünde, Musa'nın taraftarları, "bize ulaşacaklar" dediler. Musa şöyle buyurdu: "Asla! Zira rabbim benimledir ve çok yakında bana yol gösterecektir" Böylece Musa'ya asasıyla denize vurması emri geldi. Musa da asasıyla suya vurunca su ortadan ikiye yarıldı. İsrailoğulları denizden geçtiler. Firavun ve orduları da onların ardı sıra denize girdiler. Herkes girdikten sonra da Allah suyu her taraftan bir araya getirdi ve bütün Firavuncular boğuldular.


Allah İsrailoğullarını Firavundan ve ordusundan kurtardıktan ve onları içinde ne bir suyun ve ne de bir otun bulunduğu bir kuraklığa ulaştırdıktan sonra onlara yeniden lütuf ve yücelik gösterdi. Kendileri için kudret helvası ve bıldırcın nazil buyurdu ve Musa'ya asasıyla taşa vurmasını emretti. Böylece on iki çeşme aktı. İsrailoğullarının her boyu kendi çeşmesine doğru gitti. O çeşmeden içtiler. Kudret helvası ve bıldırcından yediler.

Bulut da başlarına gölge saldı. Daha sonra Allah kendisine Tevrat'ı nazil buyurmak için Tur dağında Musa'yla kırk gün sözleşti. Musa kavminin arasından Allah-u Teala'yla konuştuğunu işitmesi için yetmiş kişi seçti. O yetmiş kişi, Allah'ın Musa'yla konuşmasını işitti,

ama şöyle dediler: "Allah'ı apaçık bir şekilde görmedikçe, asla sana iman etmeyiz." Aniden baktıkları bir halde, başlarına yıldırım düştü. Lakin Allah Musa'nın duasıyla onları yeniden diriltti ve mikat (kararlaştırılan kırk gece) sona erdiğinde Allah Tevrat'ı Musa'ya nazil buyurdu ve ona kavminden ayrıldıktan sonra Samiri'nin kavmini sapıklığa sürükleyip böylece kavminin buzağıya taptığını haber verdi.

Musa gazap ve hüzün ile kavmine doğru geri döndü. Buzağıyı ateşe verdi, külünü de denize attı, Samiri'yi kovdu ve ona şöyle dedi: "Git ki dünya hayatın boyunca şöyle diyesin: "La mesas" (bana dokunmayın) Diğer insanlara da tövbe etmelerini ve tövbelerinin kabul edilmesi için de kendilerini öldürmelerini emretti ve böylece tövbeleri kabul oldu. Ama onlar yeniden Tevrat'ın hükümlerini kabul etmediler. Sonunda da Allah onların başına Tur dağını kaldırdı.

İsrailoğulları kudret helvası ve bıldırcın yemekten usandılar ve şöyle dediler: "Biz bir tür yemeğe tahammül edemeyiz." Böylece Musa'dan rabbinden kendileri için sebze, salatalık, sarmısak, mercimek ve soğan gibi bitkileri dilemesini istediler. Böylece Allah onlara, Allah'ın kendilerine taktir ettiği mukaddes topraklara gitmesini emretti. Lakin İsrailoğulları bunu da kabule yanaşmadılar. Bunun üzerine Allah bu toprakları kendilerine haram kıldı. Onları kırk yıl boyunca çölde şaşkınlığa mahkum etti.

Allah'ın Kehf suresinde zikrettiği Musa'nın (a.s) bir kıssası da o gençle salih kulu görmek için Mecme'ul-Bahreyn'e (iki denizin birleştiği yere) gitmesi ve ondan ayrılıncaya kadar onunla birlikte yolculuk etmesidir.

3-Harun'un (a.s) Allah Nezdindeki Makamı ve Kulluk Mevkisi
Allah-u Teala Saffat suresinde Harun'u (a.s) kendisine Peygamberlik ve kitap verilmesinde, doğru yola hidayet edilmesinde, selam göndermesinde, onu iyilerden ve Allah'ın mümin kullarından saymasında Musa (a.s) ile ortak kılmış (Saffat/114-122) ve onu mürsel (Taha/47), nebi (Meryem/53) ve kendisine nimet verdiği kimselerden (Meryem/58) saymış ve onu En'am suresinde adını andığı Peygamberlerin, iyilik, salah, üstünlük, seçtiklik ve hidayet gibi sıfatlar hususunda onlarla ortak kılmıştır. (En'am/84-88)

Musa'nın Tur gecesi yaptığı bir duada şöyle yer almıştır: "Ailemden olan kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz sen bizi görmektesin" dedi."
Harun (a.s) her yerde kardeşiyle birlikte olmuş, işlerinin tümüne katılmış, onun tüm hedef ve maksatlarına ulaşmasına yardımcı olmuştur.
Kur'an-ı Kerim'de Harun'un Musa'nın mikata gittiği kırk gün, onun kardeşinin yerine geçişi dışında, özel bir olayı zikredilmemiştir.
Musa mikat için gittiğinde Harun'a şöyle buyurmuştur: "Kavmim arasında benim yerime geç, islah et, fesat çıkaran kimselerin yoluna uyma." Ama Musa, gazap ve hüzünle buzağıya tapan kavminin yanına geri döndüğünde, Tevrat levhalarını attı, kardeşinin başını tuttu, onu kendine doğru çekti. Harun şöyle dedi: "Ey annemin oğlu (kardeşim)! Bu insanlar beni zayıf bıraktılar, neredeyse beni öldüreceklerdi. O halde düşmanlarını sevindirme ve beni zalimlerle aynı kefede değerlendirme." Musa şöyle dedi: "Ey rabbim! Ben ve kardeşimi bağışla! Bize rahmet et! Şüphesiz sen merhamet edenlerin en merhametlisisin."

4-Musa'nın (a.s) Mevcut Tevrat'taki Kıssası
Musa'nın (a.s) kıssaları Tevrat'ın beş kitabında -birinci kitabı dışında- yani, çıkış, laveliler, sayılar ve tesniye kitabında yer almıştır. Bu kitaplarda doğumundan ölümüne kadar tüm hayatının detayları ve kendisine vahyolunan şer'i hükümler zikredilmiştir.

Ama Tevrat'ın Musa hakkında naklettiği şeylerle, Kur'an'da nakledilen şeyler arasında bir çok ihtilaflar vardır. En önemli farklılıklardan biri, Tevrat'ın dediğine göre, Musa'ya nida edilmesi ve Allah'ın onunla ağaç vesilesiyle konuşması, Medyen topraklarında ve onun ailesiyle Mısır'a doğru hareketinden önce vaki olmuştur.

Yani kayınbabası, Medyen kahini Yesrun'un koyunlarını otlattığı ve koyunlarını sahranın çölün diğer tarafına sürdüğü, Allah'ın dağı Hurib'e geldiği zamandır. Tevrat'a göre Allah'ın meleği bir ateş alevi şeklinde çalılar arasında yüzüne zahir olmuş, Allah ona seslenmiş, onunla konuşmuş, İsrailoğullarının kurtuluşu için onu Firavun'a göndermiştir.

Önemli farklılıklardan biri de Tevrat'a göre Musa'nın kendisine gönderildiği Firavun, Musa'yı Nil'den alan, onu büyüten Firavun değildir. Musa Kıbti'yi öldürdükten sonra da kanına kısas yapılarak öldürüleceği korkusuyla bu Firavun'un elinden kaçmıştır.
Önemli farklılıklardan biri de Tevrat, asaların atıldıktan sonra sihirbazların iman etmesine, asaların yılana dönüşmesine, Musa'nın asasının ise onların tümünü yutmasına işaret etmemiştir. Aksine sihirbazlar Firavun'un yanında kalmışlar. Kan ve kurbağalar mucizesinde de Musa'ya karşı koymuşlar, sihir yoluyla Musa'nın (a.s) mucizeyle yaptığı şeyi yapmışlardır.

Önemli farklılıklardan biri de Tevrat'a göre İsralioğulları için buzağı yapan şahsın Musa'nın (a.s) kardeşi, Harun Nebi'nin oluşudur. Zira sözde İsralioğulları, Musa'nın Tur dağından dönüşünün geciktiğini görünce, hepsi Harun'un yanına toplanmış ve ona şöyle demişlerdir: "Kalk ve bizler için ilahlar yap ki bizden önce hareket etsinler.

Çünkü bu şahıs (Musa) bizi topraklarımız Mısır'dan dışarı çıkardı, başımıza nelerin geldiği belli değil." Harun ise şöyle dedi: "Kadınlarınızın, erkek ve kız çocuklarınızın kulağında olan altın küpeleri dışarı çıkarıp benim yanıma getirin" Böylece bütün kavim, kulaklarında olan altın küpeleri Harun'un yanına getirdi.

Harun onları eline aldı. Onlara kalemle resim çizdi ve ondan (kalıbı) dökülmüş bir buzağı yaptı. Onlar şöyle dediler: "Ey İsrail! Acaba seni Mısır'dan dışarı çıkaran bu ilahların mıdır?" Kur'an ayetlerinde Tevrat'ta yer alan Musa'nın (a.s) bu türlü kıssalarına itiraz edilmiştir ki bunlar Kur'an ayetlerinde düşünen kimseye gizli değildirler.

Bütün bunların yanısıra Kur'an ve Tevrat arasında bir çok farklılılıklar da vardır. Örneğin: Kıpti birinin öldürülüşü hikayesi hakkında Tevrat'a göre davanın her iki tarafı da İsrail'in ikinci gününde idiler.

Hakeza Tevrat'ta yer aldığına göre asayı atan ve sihirbazların bütün yılanlarını yutan kimse Harun idi. Harun Musa'nın emri üzere asasını atmıştır. Hakeza Tevrat'ta mikat için yetmiş kişinin seçilişinden onlara yıldırımının inmesinden ve ölümlerinden sonra dirilişlerinden söz edilmemiştir.

Hakeza Tevrat'ta yer aldığına göre Musa'nın (a.s) dağdan dönerken kendisiyle birlikte getirdiği ve yere attığı levhalar da şahadet levhası adındaki, taştan iki levha idiler. Hakeza bu ve benzeri konularda Kur'an ve Tevrat arasında bir çok farklılıklar mevcuttur.

502. Konu

En-Nubuvvet (2)
Nübüvvet
13-Musa ve Hızır (a.s)

Bihar, 13/278, 10. Bölüm; Kıses-u Musa ve Hızır (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 15/157, Kısset-u Musa ve Hızır (a.s)

Bak.
El-Vasiyyet, 4077. Bölüm