Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


KONULAR



O iki melek de akşamleyin Sadom'a vardılar ve Lut Sadom'un kapısında oturuyordu ve Lut görüp onları karşılamak için kalktı ve yere kapandı ve dedi: "İşte efendilerim. Şimdi kulunuzun evine inin ve geceyi geçirin ve ayaklarınızı yıkayın ve erken kalkıp yolunuza gidersiniz." Ve dediler: "Hayır fakat biz geceyi meydanda geçireceğiz." Ve onları çok zorladı ve onun yanına indiler ve evine girdiler ve onlara ziyafet yaptı ve mayasız ekmek pişirdi ve yediler.

Fakat onlar yatmadan önce şehrin adamları, Sadom adamları, her mahalleden gençten ihtiyara kadar bütün halk, evi sardılar ve Lut'u çağırıp ona dediler: "Bu gece senin yanına giren o adamlar nerede? Onları bize çıkar ve onları bilelim ve Lut onlara kapıya çıktı ve arkasından kapıyı kapadı ve dedi: "Ey kardeşlerim! Rica ederim, kötülük etmeyin.

İşte benim ere varmamış iki kızım var. Rica ederim onları size çıkarayım ve onlara gözünüzde iyi olana göre yapın, ancak bu adamlara bir şey yapmayın. Madem ki damımın gölgesine geldiler. Daha sonra şöyle dediler: "Geri çekil ve dediler: "Bu adam garip olarak geldi ve kendisin. hakim sayıyor.

Şimdi onlardan ziyade kötülük ederiz." Ve adamı, Lut'u çok zorladılar ve kapıyı kırmak için yaklaştılar, fakat adamlar ellerini uzatıp Lut'u yanlarına, evin içine getirdiler ve kapıyı kapattılar ve evin kapısında olan adamları küçükten büyüğe kadar körlükle vurdular.

Şöyle ki kapıyı bulmak için yoruldular ve adamlar Lut'a dediler: "Senin burada daha kimin var?" Damadlarını ve oğullarını ve kızlarını ve şehirde sana ait olanların hepsini bu yerden çıkar. Çünkü biz bu yeri harap edeceğiz. Çünkü rabbin önünde onların feryadı büyümüştür ve rab onu harap etmek için bizi gönderdi ve Lut çıktı ve kızlarını alacak olan damadlarına söyleyip dedi: "Kalkın bu yerden kaçın. Çünkü Rab şehri harap edecektir.

" Fakat damatlarının gözünde şaka eder gibi göründü. Ve seher vakti olunca melekler, kalk, karını ve buradaki iki kızını al, yoksa şehrin fesadı içinde yok olursun diyerek Lut'u acele ettirdiler. Fakat yavaş davrandı ve Rab onlara merhametli olarak adamlar onun elinden ve karısının elinden ve iki kızlarının elinden tuttular ve onu çıkarıp şehrin dışarısına koydular.
Onları dışarı çıkarmış oldukları zaman dedi: "Canın için kaç, arkana bakma ve bütün havzada durma.

Dağa kaç, yoksa telef olursun" ve Lut onlara dedi: "Aman efendim! İşte şimdi kulun senin gözün önünde inayet buldu ve canını yaşatmakla bana yaptığın lütfunu büyük ettin. Fakat daha kaçamam, yoksa kötülük bana yetişir ve ölürüm. İşte şimdi bu şehir oraya kaçmak için yakındır ve o küçüktür. Şimdi oraya kaçayım (o küçük değil mi?) Ve canım yaşar" ve ona dedi ki: "İşte hakkında söylediğin şehri altüst etmemek üzere bu şey içinde ricanı kabul ettim. Çabuk ol, oraya kaç. Çünkü sen oraya yetişinceye kadar bir şey yapamam. Bunun için bu şehrin adı Tsoar çağrıldı.

Ve Lut Tsoar'a geldiği zaman güneş yer üzerine doğmuştu ve Rab Sadom üzerine ve Gamora üzerine Rab tarafından göklerden kükürt ve ateş yağdırdı ve o şehirleri ve bütün havzayı ve şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın nebatını altüst etti. Fakat karısı arkasından geriye baktı ve bir tuz direği oldu ve İbrahim sabahleyin erken kalkıp rabbin önünde durduğu yere gitti ve Sadom ve Gamora'ya doğru ve bütün havza memleketine doğru baktı ve gördü ve işte yerin dumanı ocak dumanı gibi çıkıyordu.

Ve vaki oldu ki Allah havzanın şehirlerini harap ettiği zaman, Allah İbrahim'i hatırladı ve bütün onlarda oturduğu şehirleri altüst ettiği zaman, Lut'u bu altüst olma içinden kurtardı.

Ve Lut Tsoar'dan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi. Çünkü Tsoar'da oturmaktan korktu ve o iki kızı bir mağarada oturdular ve büyük kızı küçüğüne dedi: "Babamız kocamıştır ve bütün dünyanın adetine göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur. Gel babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız.

" Ve o gecede babalarına şarap içirdiler ve büyük kız babasıyla yattı ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi ve vaki oldu ki ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi: "İşte dün gece babamla yattım. Bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan zürriyet yaşatmak için gir onunla yat." Ve o gece de dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. Lut'un iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar ve büyük kız bir oğul doğurdu ve onun adını Moab çağırdı. O bu güne kadar Moablıların atasıdır ve küçük kız, o da bir oğul doğurdu ve onun adını Ben Ammi çağırdı. O bu güne kadar Ammonoğullarının atasıdır."

Lut ve kavminin Tevrat'ta olan kıssası işte budur. Çok uzun olmasına rağmen sizlere bunu naklettik ki hem kıssa açısından, hem de diğer bir çok açıdan Kur'an ile çelişen yerleri aydınlığa kavuşsun. Tevrat'ın kıssasında müjde ve azap için gönderilen meleklerin iki melek olduğu zikredilmiştir. Ama Kur'an-ı Kerim "Rusul" (elçiler) kelimesini çoğul olarak kullanmaktadır. Çoğulun en az sayısı ise üç kişidir.

Tevrat şöyle diyor: "İbrahim'in misafirleri onun yaptığı ve karşılarına konan yemekten yediler," ama Kur'an bu konuyu reddetmekte ve şöyle buyurmaktadır: "İbrahim, ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce korktu."

Tevrat kıssasında Lut için iki kız olarak tanıtılmaktadır. Ama Kur'an çoğul lafzını kullanarak, "benat" diye tabir etmiştir. Tevrat kıssasında Lut'un melekler vesilesiyle dışarı çıkması kavmine azap inmesi, Lut'un eşinin tuzdan bir sütun haline dönüştürülmesi ve diğer hususlar da zikredilmiştir. Tevrat'ın kıssasında açık bir şekilde münezzeh olan Allah'a, tecessüm isnat edilmektedir ve son olarak da Lut'un kıssası kızlarıyla onların hikayesini nakletmektedir. Oysa Kur'an münezzeh ve yüce olan hakkın dergahını tecessümden münezzeh olarak kabul etmekte ve Peygamberleri mukaddes makamlarına layık olmayan işlerden temiz saymaktadır.

502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
8-Zu'l-karneyn (a.s)

Bihar, 12/172, 8. Bölüm; Kasas-u Zi'l-karneyn
3789. Bölüm
Zulkarneyn (a.s)

Kur'an:
"Sana Zülkarneyn'i sorarlar. "Onu size anlatacağım" de. Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik."
19608. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tüm dünyaya hükmeden dört kişi olmuştur. Onların ikisi mümin, ikisi ise kafir idi. Mümin olanlardan birisi, Süleyman b. Davud, diğeri ise Zulkarneyn idi. Kafir olanlardan biri Nemrut, diğeri ise Buht'un-Nessar idi. Zulkarneyn'in adı ise, Abdullah b. Zehhak b. Ma'd idi."

19609. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Zulkarneyn aziz ve celil olan Allah'ın kullarına hüccet kıldığı salih bir kul idi. O kavmini Allah'a davet etti, onları takvaya çağırdı. Ama insanlar onun başına vurdular. Zulkarneyn uzun bir müddet aralarında görülmez oldu. Öyle ki onun bir vadide öldüğünü veya helak olduğunu söylediler. Ama o daha sonra aşikar oldu, halkına geri döndü. Bu defa insanlar, başının diğer ön tarafına darbe vurdular.

Sizin aranızda da onun gibi macerası olan bir kimse vardır. Aziz ve celil olan Allah, Zulkarneyn'e dünyada güç verdi. Her şeyden onun için bir vesile karar kıldı, o doğuya ve batıya ulaştı. Allah Tebareke ve Teala onun metodunu evlatlarımdan Kaim hakkında cari kılacak, onu alemin doğu ve batısına ulaştıracaktır.

Öyle ki Zülkarneyn'in ayak bastığı her yere dağ olsun ova olsun Kaim de ayak basacaktır. Aziz ve celil olan Allah yeryüzünün maden ve hazinelerini onun için aşikar kılacak, korku vesilesiyle onu galip getirecektir. Onun vesilesiyle yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır."

19610. İmam Ali (a.s), kendisine Zulkarneyn'in Peygamber mi yoksa melek mi olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur: "Hayır, o ne Peygamber idi ve ne de melek. O Allah'ı seven, Allah'ın da kendisini sevdiği bir kuldu. O Allah için hayır diledi, Allah da onun hayrını diledi. Böylece onu kavmine gönderdi. Ama halk onun başının sağ tarafına vurdu. Böylece Zulkarneyn, Allah'ın dilediği uzun bir müddet halktan gizlendi. Sonra yeniden onu gönderdi ve bu defa halk onun başının sol tarafına vurdu. O Allah'ın dilediği uzun bir müddet insanların arasından görülmez oldu. Üçüncü defa Allah onu gönderdi ve yeryüzünde ona kudret verdi. Onun örneği sizin aranızda da vardır. (Maksat kendisidir.)"

19611. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zulkarneyn ne Nebi idi, ne de Resul. O Allah'ı seven, Allah'ın da onu sevdiği bir kuldu. Allah için hayır diledi. Allah da onun hayrını diledi. O insanları Allah'a davet etti, ama halk onun başının bir tarafına darbe indirdi ve onu öldürdüler. Daha sonra Allah onu diriltti. Bu defa insanlar başının diğer tarafına darbe indirdi ve onu öldürdüler."

19612. İmam Ali (a.s), Zulkarneyn'in iki boynuzunun ne olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur: "Sen onun altın ve gümüşten bir boynuzu olduğunu veya Peygamber olarak gönderildiğini mi sanıyorsun? Hayır, o Allah'ın kendisini bir grup insana gönderdiği Salih bir kul idi. O insanları Allah'a ve iyiliğe çağırdı.

Ama insanlardan biri kalkıp başının sol tarafına bir darbe indirdi ve Zulkarneyn öldü. Daha sonra Allah onu diriltti ve yeniden halkın bir grubuna gönderdi. Bu defa yine onun başının sağ tarafına darbe vurdular ve Zulkarneyn bu darbe sebebiyle öldü. Bu sebeple ona Zulkarneyn demişlerdir."

19613. İmam Ali (a.s), Zulkarneyn'in Peygamber mi yoksa melek mi olduğu, boynuzunun altından mı yoksa gümüşten mi olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur: "Zulkarneyn ne Peygamber idi ne de melek. Boynuzları da ne altından idi ne de gümüşten. Aksine o Allah'ı seven ve Allah'ın da kendisini sevdiği salih bir kul idi. Allah için hayır diledi, Allah da onun hayrını diledi. Kavmini aziz ve celil olan Allah'a davet ettiği için Zulkarneyn olarak adlandırılmıştır. Ama insanlar, onun başının ön tarafına vurdular. Böylece uzun bir müddet görünmez oldu. Daha sonra yeniden onlara döndü. Bu defa insanlar başının diğer tarafına vurdular. Onun sizler arasında da bir örneği vardır."

19614. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zulkarneyn Peygamber değildi, aksine Allah'ı seven ve Allah'ın da kendisini sevdiği salih bir kul idi. Allah için hayır diledi, Allah da onun hayrını diledi. O kavmini Allah'tan korkmaya çağırdı. Ama onlar başının ön tarafına vurdular ve Zulkarneyn böylece bir müddet aralarında görünmez oldu. Daha sonra aralarına geri döndü ve bu defa halk başının diğer tarafına vurdular. Sizler arasında da onun kaderine benzer bir kadere sahip olan biri vardır."

19615. İmam Bakır ve İmam Sadık (a.s), Zulkarneyn'in makamı hakkında ve geçmişten kendilerine benzeyen bir kimse sorulunca şöyle buyurmuştur: "Musa'nın yoldaşı (Hızır) ve Zulkarneyn. Onlar da alim idiler ve Peygamber değillerdi."

Zulkarneyn Kıssası Hakkında Birkaç Söz

Birkaç bölümde Kur'an-i ve tarihi bilgiler halinde bahsedilmiştir

Zulkarneyn'in Kur'an'daki Kıssası
Kur'an-ı Kerim öncekilerin hikayesini nakletmede takip ettiği metot esasınca Zulkarneyn'in de adını, tarihini ve doğduğu zamanı, nisbetini ve özelliklerini zikretmemiştir. Aksine sadece onun üç yolculuğuyla yetinmiştir. Onun yaptığı ilk yolculuk batıya doğru olup güneşin battığı yere kadar ulaşmıştır. O güneşin, çamurdan bir çeşmeye daldığını görmüş ve orada bir topluluğa rastlamıştır. İkinci yolculuğu ise doğuya olup güneşin doğduğu yere ulaşmıştır. Orada güneşin bir kavme doğduğunu, Allah'ın onlarla güneş arasında bir perde ve örtü karar kılmadığını görmüştür.

Üçüncü yolculuğu ise iki engelin (dağın) arasına olmuştur. Orada da yaklaşık hiçbir sözü anlamayan bir topluluk görmüştür. Onlar Ye'cuc ve Me'cuc'un yeryüzündeki fesadını ve kötülüklerini Zulkarneyn'e şikayet etmişler ve kendileriyle lecuc ve mecuc arasında bir sed yapmaları için kendisinden yardım istemişlerdir. Zulkarneyn de onların sed hakkındaki görüşünü kabul etmiş, kendileri için düşündüklerinden daha önemli bir sed kuracağına dair söz vermiştir.

Ama onun giderlerini üstlenmekten sakınmış, sadece insani güç ve yapı malzeme teminiyle onlara yardımda bulunacağını belirtmiştir. Bu hikayede erkeklerin varlığına, demir parçalarına, demirci ocaklarına, erimiş bakır veya demire işaret edilmiştir.

Bu hikayeden istifade edilen en önemli nükte kahramanının henüz Kur'an nazil olmadan, hatta kendi zamanında Zulkarneyn olarak tanınmış olmasıdır. Bu nükte hikayenin akışından, yani, "Yes eluneke an zilkerneyn" (sana Zulkarneyn'i soruyorlar) ifadesinden, "kulna ya Zelkerneyn" (dedik ki Ey Zulkarneyn" ve "ve kalu ey Zelkerneyn" (ve dediler ki ey Zulkarneyn) tabirlerinden anlaşılmaktadır. İkinci nükte ise onun Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olması ve hak dinine tabi olmasıdır. Bu konunun delili de şu ayettir: "Zülkarneyn: " İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir.

Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi." Hakeza şu ayettir: "Haksızlık yapana azâb edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama iman edip salih amel işleyene, mükâfat olarak güzel…"

Ayrıca "Ey Zülkarneyn! Onlara azâb da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik" ayeti de onun dini yüceliğini arttırmaktadır. Zira onun vahiy, ilhamla veya kendisinden önceki ilahi Peygamberlerden bir Peygamber ile birlikte bulunduğunu, vahiy tebliği ile kendisine yardımcı olduğunu ve bu vesileyle teyit edildiğini göstermektedir.
Üçüncü önemli nükte ise onun kendisine Allah'ın dünya ve ahiret hayrını verdiği bir kimse oluşudur.

Dünya hayrı kendisiyle güneşin doğduğu ve battığı yere ulaşan dev bir saltanattır. Hiçbir şey ona engel olamıyor, bütün imkanlar ona boyun eğiyordu. Ahiret hayrı ise onun adaleti idi. Adaleti, hakkı ikame etmesi, bağışı, affediciliği, idareciliği, nefis izzeti, hayır ve iyiliği yayması, kötülükten sakındırmasıdır. Bütün bu nükteler de "Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik" ayetinden istifade edilmektedir. Ayrıca hikayenin akışından da onun ruhi ve cismi bir güce sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Dördüncü nükte ise onun batıda bir grup zalimle karşılaştığı ve onları cezalandırdığıdır.
Beşinci nükte ise, güneşin doğduğu ve battığı yere yapmış olduğu seddir. Zira güneşin doğduğu yere ulaşınca, bir vesileyi takip etti ve iki dağın arasına vardı. Zulkarneyn'in yapmış olduğu seddin özelliklerinden ayrıca da doğu ve batının dışında bir yerden oluşundan da anlaşıldığı üzere iki dağ arasında bir duvar şeklinde vaki olduğu ve iki dağın arasında yer almasıdır. Hakeza bu seddin yapılışında demir parçaları, erimiş bakır veya demir kullanılmıştır. Ayrıca bu yerin iki bayındır yerleri birbirine bağlayan bir geçit olmasıdır.

2-Zulkarneyn'in Kıssası, Sed ve Tarih Açısından Yecuc ve Mecuc

Eski tarihçiler, kendi tarih ve rivayetlerinde, kendi dönemlerinde Zulkarneyn veya bu anlamı ifade eden, Arapça dışında bir isim zikretmemiş, hakeza Yecuc ve Mecuc adlı kavimlerden ve Zulkarneyn'e mensup olan sedden söz etmemiştir ve elbette Yemen'in Himyer hükümdarlarından birine kendi atalarıyla övündüğü bir takım şiirler isnat edilmektedir. O atalarından biri olarak da Zulkarneyn'i ve onun da kendi atalarından biri olduğunu anmaktadır.

Bu şiirlerinde Zulkarneyn'in doğu ve batıya yolculuğu ile Yecuc ve Mecuc'un seddini anmaktadır. İlerideki bölümlerde bu şiirlerden bazı bölümler zikredeceğiz.
"Yecuc ve Mecuc" ve "Cuc ve Mecuc" adları Ahd-i Atik kitaplarında da yer almıştır. Örneğin, Tevrat'ın tekvin Seferinin onuncu babında şöyle yer almıştır: "Nuh'un oğulları Sam ve Ham ve Yafes'tir. Ve tufandan sonra onların oğulları Yafes'in oğulları: Gamor, Mecac, Madey, Bavan, Tubal, Meşek ve Tiras'tır."

Otuz Sekizinci Sefer olan Hazkil'in kitabında şöyle yer almıştır: "Ve Rabbin bana şu sözü geldi: Ademoğlu, Magog diyarında olan, Roşun, Meşekin ve Tubalun beyi Goga yönel ve ona karşı peygamberlik et ve de: Rab Yehova şöyle diyor: Roşun Meşekin ve Tubalın beyi Gog işte ben sana karşıyım; ve seni geri çevireceğim ve çenelerine çengeller takacağım, seni ve bütün ordunu, atları ve atlıları, hepsi ağır esvap giyinmiş büyük kalkanlı ve küçük kalkanlı, hepsi kılıç kullanan büyük bir cümhuru onlarla beraber hepsi kalkanlı ve miğferli Farsı, Kuşu ve Putu; Gomeri ve bütün ordularını şimalın sonlarından togarma evini ve bütün ordularını seninle beraber çok kavimleri çıkaracağım.

Bundan dolayı ey Ademoğlu! Peygamberlik et ve Goga de: Rab Yehova şöyle diyor: Kavmim İsrail emniyette oturunca, sen o gün öğrenmiyecek misin ve sen seninle beraber bir çok kavimler hepsi atlara binmiş büyük bir cumhur ve kuvetli bir ordu olarak şimalin sonlarından kendi yerinden geleceksin…

39. Babda ise şöyle söze devam etmektedir: "Ve sen ey Ademoğlu! Goga karşı peygamberlik et ve de : Rab Yehova şöyle diyor: Roşun, Meşekin ve Tubalın beyi Gog işte, ben sana karşıyım ve seni geri çevireceğim ve seni ileri götüreceğim ve şimalin sonlarından seni çıkaracağım ve seni İsrail dağları üzerine getireceğim ve sol elinden yayını ve sağ elinden oklarını vurup düşüreceğim sen bütün ordularınla ve yanında olan kavimlerle İsrail dağları üzerinde düşeceksin;

yesinler diye her çeşit yırtıcı kuşa ve karın canavarlarına seni vereceğim. Açık kırda düşeceksin çünkü ben söyledim, "Rab Yehovanın sözü. Ve Magog üzerine ve adalarda emniyette oturanlar üzerine ateş göndereceğim ve bilecekler ki, ben Rabb'im."
Yuhanna'nın Mukaşefe kitabının yirminci bölümünde de şöyle yer almıştır: "Gökten inmekte olan bir melek gördüm; elinde cehennemin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Ve İblis ve şeytan olan ejderi, eski yılanı, tuttu; ve onu bin yıl müddetle bağladı. Ve bin yıl tamam oluncaya kadar artık milletleri saptırmasın diye, kendisini cehenneme atıp onu kapadı, ve onun üzerine mühürledi; bundan sonra kısa bir müddet çözülmesi gerektir.

Ve bin yıl tamam olunca, Şeytan zindanından çözülecektir ve yerin dört köşesinde olan milletleri, Yecuc ve Mecucu saptırmak ve onları savaş için bir araya toplamak üzere çıkacaktır. Onların sayısı denizin kumu gibidir. Ve yerin genişliği üzerine çıktılar ve mukaddeslerin ordusunu ve sevgili şehri kuşattılar ve gökten ateş inip onları yendi. Ve onları saptıran İblis canavarla yalancı peygamberin içinde bulundukları ateş kükürt gölüne atıldı ve abetler ebedince gündüz ve gece kendilerine azap edilecektir."

Naklettiğimiz bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere "Yecuc" veya "Cuc ve Mecuc" Kuzey Asya'nın sonlarında yaşayan büyük kavimlerden bir kavim olup, o bölgenin bayındır bir bölgesinde yaşıyorlar imiş. Bu kavim savaşçı bir kavim olup, savaş ve yağmacılıkla ün salmıştır. Buradan da kolayca tahmin edildiği üzere Zulkarneyn, büyük ve güçlü bir topluluğun padişahı olup, kötü bir topluluğa karşı bir sed bina etmiştir. Onun bina ettiği sed, Asya kıtasının güney ve kuzey bölgesinin arasında, Çin seddi, Bab'ul Ebvab seddi, Daryal seddi ve benzeri sedlerden biri gibi idi.

Bu gün kavim ve topluluklar tarihinde de kabul edildiği üzere, Asya'nın kuzey doğu bölgesi ve Çin'in kuzeyinin yüksek tepeleri, bedevi ve vahşi bir topluluğun vatanı idi. Oranın nüfusu ve şehirleri sürekli artmakta idi. Bu yüzden sürekli olarak etrafındaki Çin gibi millet ve kavimlere saldırıyor, tepe ve yüksekliklerinden ayrılarak, orta ve yakın Asya şehirlerine saldırıya geçiyor, Avrupa'ya kadar ulaşıyorlardı. Onlardan bir grubu saldırdıkları yerlerde sakin olmuşlardır. Kuzey Avrupa'nın büyük bir çoğunluğu o saldırganlardandır.

Orada bir medeniyet meydana getirmiş, ekin ve sanat ile meşgul olmuşlardır. Onlardan bir grubu da geri dönmüş, saldırılarına devam etmiştir.
Bu konu bizim dediğimiz seddin (Zülkarneyn seddinin) kuzey ve güneyi birbirinden ayıran kuzey Asya'ya yer alan bir sedlerden birinin olduğunu desteklemektedir.

502. Konu

En-Nubuvvet(2)
Nübüvvet(2)
9-Yakub ve Yusuf (a.s)

Bihar, 12/216, 9. Bölüm; Kıses-u Yakub ve Yusuf
Kenz'ul-Ummal, 11/514, 12/478; Yusuf

3790. Bölüm
Yakub ve Yusuf (a.s)

Kur'an:
"İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakup da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na Müslüman (teslim olmuş) olarak can verin" dedi. Yoksa Yakup can verirken sizler yanında mı idiniz? Hani O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın ilahı olan tek ilaha ibadet edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi."
Bak. Yusuf, 3-102, Meryem- 49

19616. "Yakub, Yusuf'u (a.s) görmeye gittiğinde Yusuf (a.s) süvarileriyle onu karşılamak için dışarı çıktı. Yol esnasında kendi odasında ibadetle meşgul olan Mısır Aziz'inin eşinin yanından geçti. Aziz'in eşi Yusuf'u görünce tanıdı ve hüzünlü bri sesle ona şöyle seslendi: "Ey süvari! Beni uzun bir hüzne boğdun.

Takva ve sakınmak ne de güzeldir. Takva nasıl da insanı özgür kılmaktadır! Ve günah ne de çirkindir! Günah nasıl da özgür insanları köle kılmaktadır."
19617. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Güzelliğin yarısı Yusuf'a verilmiştir."
19618. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Yüce oğlu yüce oğlu yüce oğlu yüce, Yusuf b. Ya'kub b. İshak b. İbrahim'dir."

19619. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah kardeşim Yusuf'a rahmet etsin. Eğer zindanda kaldığım uzun müddetten sonra elçi yanıma gelseydi, ben de hemen ona Yusuf'un verdiği cevabın aynısını verirdim ve şöyle derdim: "Sahibinin yanına geri dön ve ondan o kadınların halinin nasıl olduğunu sor."

Yusuf'un (a.s) Kıssası Hakkında Bir Çift Söz

Allah'ın Yusuf'u ve Manevi Makamını Övmesi
Yusuf (a.s) ihlas, doğruluk ve iyilik sahibi bir kimseydi. Allah ona hikmet ve ilim vermiş, ona rüya tabiri ilmini öğretmişti. Allah onu seçmiş, nimetlerini ona tamamlamış, onu salihlerden biri kılmıştı. (Yusuf suresi) Onu da Nuh ve İbrahim'in ailesinden olan Peygamberler gibi övmüş, onlar arasında kendisinden de bahsetmişdir. (En'am suresi)

Mevcut Tevrat'ta Yusuf'un Kıssası
Tevrat şöyle diyor: "Ve Yakub'un on iki oğlu vardı: Lean'ın oğulları: Yakub'un ilki olan Ruben, Şimeon, Levi, Yahuda, İssakar ve Zebulun; Rahelin oğulları: Yusuf ve Benyamin; ve Rahelin cariyesi Bilhanın oğulları: Dan ve Naftali ve Leanın cariyesi Zilbanın oğulları: Gad ve Aşerdir Paddan -param'da doğmuş olan Yakub'un oğulları bunlardır.

Hakeza Tevrat şöyle diyor: "Yusuf on yedi yaşında olarak kardeşleri ile beraber sürüyü gütmekte idi. Ve o genç olup babasının karıları Bilha'nın ve Zilpa'nın oğulları ile beraberdi. Ve Yusuf onların fena sözlerini babalarına getirdi. Ve İsrail Yusuf'u bütün oğullarından çok severdi.

Çünkü o ihtiyarlığının oğlu idi ve ona alaca entari yaptı. Ve babalarının bütün kardeşlerinden çok onu sevdiğini kardeşleri gördüler ve ondan nefret ettiler ve ona tatlı söz söyleyemezlerdi.
Ve Yusuf rüya görüp kardeşlerine bildirdi ve ondan daha ziyade nefret ettiler. Ve onlara dedi: Rica ederim gördüğüm bu rüyayı dinleyin; işte tarlanın ortasında biz demetler bağlıyorduk ve işte benim demetim kalktı ve dikildi. Ve işte, sizin demetleriniz etrafını kuşatıp benim demetime eğildiler.

Ve kardeşleri ona dediler: Şayet üzerimize kıral mı olacaksın? Yahut şayet üzerimize hüküm mü süreceksin? Ve rüyalarından ve sözlerinden dolayı ondan daha çok nefret ettiler. Ve yine başka rüya gördü ve onu kardeşlerine anlatıp dedi: "İşte bir rüya daha gördüm ve işte güneş ve ay ve on bir yıldız bana eğildiler." Babasına ve kardeşlerine anlattı ve babası onu azarlayıp kendisine dedi: "Bu gördüğün rüya nedir? Ben, anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz?" Ve kardeşleri onu kıskandılar fakat babası bu sözü yüreğinde tuttu.

Ve kardeşleri babalarının sürüsünü Şekim'de gütmek için gittiler. Ve İsrail Yusuf'a dedi: "Kardeşlerin sürüyü Şekim'de gütmüyorlar mı? Gel de seni onların yanına göndereyim" Ona dedi: "İşte ben." Ve ona dedi: "Git, bak, kardeşlerin iyi mi ve sürü iyi mi? Ve bana haber getir." Ve onu Hebron vadisinden gönderdi. Ve Şekim'e vardı. Ve bir adam onu buldu ve işte kırda avare dolaşıyordu ve adam, "Ne arıyorsun?" diye sordu. Ve dedi: "Ben kardeşlerimi arıyorum; rica ederim onlar sürüyü nerede güdüyorlar? Bana bildir." Ve adam dedi: "Buradan göç ettiler; çünkü onların: Dotan'a gidelim dediklerini işittim." Ve Yusuf kardeşlerinin ardına düştü ve onları Dotan'da buldu.

Ve onu uzakta gördüler ve kendilerine yaklaşmadan önce onu öldürmek için düzen kurdular ve birbirlerine dediler: "İşte bu rüyalar sahibi geliyor ve şimdi gelin ve onu öldürelim ve onu kuyulardan birisinin içine atalım. Ve kötü bir canavar onu yedi deriz. Ve onun rüyaları ne olacak görürürz." Ve Ruben işitip onların elinden onu kurtardı ve dedi: "Canına kıymayalım ve onu babasına geri götürmek üzere onların elinden kurtarsın diye Ruben onlara dedi: "Kan dökmeyin; onu çölde olan bu kuyuya atın; fakat ona el uzatmayın." Ve Yusuf kardeşlerinin yanına geldiği zaman vaki oldu ki Yusuf'un üzerinde olan alaca entariyi çekip yırttılar; ve kendisini alıp kuyuya attılar ve kuyu boştu onda su yoktu.

Ve yemek yemek için oturdular ve gözlerini kaldırıp gördüler ve işte Cilad'dan İsmaililerin bir kervanı geliyordu ve onların develeri baharat, pelesenk ve mür yüklüydü ve Mısır'a indirmek için gidiyorlardı. Ve Yahuda kardeşlerine dedi: "Eğer kardeşimizi öldürür ve onun kanını gizlersek ne kazanç var. Gelin ve onu İsmaililere satalım ve elimiz ona dokunmasın. Çünkü o kardeşimizdir etimizdir." Ve kardeşleri sözünü dinlediler. Ve Midyaniler, tacirler, geçiyorlardı ve Yusuf'u çekip kuyudan çıkardılar ve İsmaililere yirmi gümüşe sattılar ve onlar Yusuf'u Mısır'a götürdüler.

Ve Ruben kuyuya döndü ve işte Yusuf kuyuda yoktu ve elbiselerini yırttı ve kardeşlerinin yanına dönüp dedi: "Çocuk yok ve ben nereye gideyim? Ve Yusuf'un entarisini aldılar ve bir ergeç kesip entariyi kana batırdılar ve alaca entariyi gönderdiler ve babalarına getirip dediler:

"Bunu bulduk, bak oğlunun entarisi mi yahut değil mi?" Ve onu tanıyıp dedi: "Oğlumun entarisidir; kendisini kötü bir canavar yemiştir. Yusuf mutlaka parçalanmıştır." Ve Yakub elbiselerini yırttı ve beline çul sardı ve çok günler oğluna yas tuttu. Ve bütün oğulları ile bütün kızları onu teselliye kalktılar ve teselli edilmek istemedi ve dedi: "Çünkü oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak ineceğim." Ve babası onun için ağladı."

Hakeza Tevrat şöyle diyor: "Ve Yusuf Mısır'a indirildi; Firavun'un bir memuru, muhafız askerler reisi Mısırlı Potifar onu oraya indirmiş olan İsmaililerin elinden satın aldı. Ve Rab Yusuf'la idi ve muvaffakiyetli adamdı; ve Mısırlı efendisinin evinde idi. Ve efendisi gördü ki Rab onunla idi. Ve yaptığı her şeyde Rab ona muvaffikiyet veriyordu. Ve Yusuf onun gözünde lütuf buldu ve onun hizmetinde bulunuyordu ve onu evi üzerine tayin etti.

Ve kendisine ait olan her şeyi onun eline verdi. Onu evinde, ve kendisine ait olan her şeyi üzerine tayin ettiği zamandan itibaren vaki oldu ki Rab Yusuf'un yüzünden Mısırlının evini mübarek kıldı ve evin içinde ve tarlada ona ait olan her şeyde Rabbin bereketi vardı. Ve kendine ait olan her şeyi Yusuf'un eline bıraktı ve yediği ekmekten başka onun yanında olan hiçbir şeyi bilmezdi. Yusuf endamı güzel ve görünüşü güzeldi.

Ve bu şeylerden sonra vaki oldu ki efendisinin karısı Yusuf'a göz atıp: "Benimle yat" dedi. Fakat reddedip efendisinin karısına dedi: İşte efendim benimle evde ne olduğunu bilmez ve kendisine ait olan her şeyi elime vermiştir, bu evde o benden büyük değildir ve senden başka bir şeyi benden esirgemedi, çünkü sen karısısın; ve nasıl bu büyük kötülüğü yapayım ve Allah'a karşı suç edeyim?" Ve her gün Yusufa söylediği halde, onun yanında yatmak, yahut onunla beraber olmak ricasını dinlemezdi. Ve vaki oldu ki günlerin birinde işini yapmak için eve girdi ve orada ev halkından içeri kimse yoktu.

Ve: "Benimle beraber yat" diyerek onu elbisesinden tuttu; ve Yusuf elbisesini onun elinde bırakıp kaçtı ve dışarı çıktı. Ve vaki oldu ki esvabını elinde bırakıp dışarı kaçtığını görünce, evinin adamlarını çağırdı ve onlara dedi: "Bakın, bizimle eğlenmek için bu İbrani adamı bize getirdi; benimle yatmak için yanıma geldi ve yüksek sesle çağırdım; ve vaki oldu ki sesimi yükseltip çağırdığımı işitince, elbisesini yanıma bırakıp kaçtı, ve dışarı çıktı.

Ve efendisi evine gelinceye kadar, elbisesini yanında alıkoydu. Ve ona bu sözlere göre söyleyip dedi: Bize getirdiğin İbrani köle benimle istihza etmek için yanıma geldi ve vaki oldu ki, sesimi yükseltip çağırdığım zaman, elbisesini yanıma bırakıp dışarı kaçtı."

Ve vaki oldu ki efendisi: Bana senin kölen böyle yaptı diyerek karısının kendisine söylediği sözleri işittiği zaman, öfkesi alevlendi ve Yusuf'un efendisi onu alıp zindana attı, kıralın mahpuslarının bağlandığı yere teslim etti, ve orada zindanda kaldı. Fakat Rab Yusuf'la idi e ona inayet gösterdi ve zindan müdürünün gözünde ona lütüf verdi. Ve zindan müdürü ona zindanda olan bütün mahpusları Yusufun eline verdi; ve orada yapılan her şeyi yapan o idi. Zindan müdürü onun elinde olan hiçbir şeye bakmazdı, çünkü Rab onunla idi. Ve yaptığı şeyde Rab ona muvaffakiyet veriyordu."

Daha sonra Tevrat Yusuf'un iki zindan arkadaşının onların gördüğü rüyanın ve Firavun'un rüyasının kıssasını nakletmektedir ki bunun özeti de şöyledir: "Bu iki zindanlıdan birisi Firavun'un sucusu, diğeri ise fırıncısı idi. Bunlar Mısır kıralına karşı suç işlediler. Ve onları hapishaneye, muhafız askerleri resisinin evine zindana, Yusuf'un tutuklu bulunduğu yere koydu. Mısır kralının zindanda tutuklu bulunan sucusu rüyasında şarap sıkıyor ve fırıncı ise rüyasında başının üzerine bir sepet olduğunu ve kuşların ondan yediğini gördü. Yusuf'tan rüyalarının tabirini istediler.

Birincinin rüyasını şöyle tabir etti: "Sen eski işine suculuğuna geri döneceksin. İkincisinin rüyasını ise asılacağı ve cesedini kuşların yiyeceği şeklinde yorumladı. Yusuf sucudan Firavun'un yanına onu hatırlamasını ve belki zindandan kurtulmasını sağlamasını rica etti lakin şeytan ona bunu unutturdu.

İki yıl sonra Firavun bir rüya gördü ve işte ırmağın kenarında duruyordu ve görünüşte güzel ve ette semiz yedi inek çıktı ve sazlar arasında otlanıyorlardı ve işte onlardan sonra görünüşte çirkin ve ette cılız başka yedi inek çıktı ve ırmağın kenarında ineklerin yanında durdular. Görünüşte çirkin ve ette cılız inekler görünüşte güzel ve ette semiz inekleri yediler. Firavun uykudan uyandı ve ikinci kez uykuya daldı ve ikinci defa rüya gördü.

Ve işte sapta yedi semiz ve iyi başak çıktı ve işte onlardan sonra cılız ve doğu rüzgarından yanmış yedi başak bitti. Ve cılız başaklar yedi semiz ve dolgun başağı yuttular ve Firavun korkarak uykudan uyandı Mısır cadıları ve bilginlerini çağırdı ve Fifavun rüyasını onlara anlattı. Fakat onlar bu rüyayı yorumlamaktan aciz idiler.

Bu sırada sucu başı Yusuf'u hatırladı ve Firavun'a şöyle dedi: böyle bir şahsın zindanda olduğunu ve kendisinin gördüğü ve Yusuf'un tabir ettiği bu rüyayı ona da söyledi. Firavun Yusufu çağırmaları için emir verdi ve Yusuf'u getirdiler. Yusuf geldiğinde Firavun onunla konuştu ve birbiri ardınca gördüğü rüyaların tabirini ondan istedi.

Yusuf Firavun'a şöyle dedi: "Rüyalarından her ikisinin de yorumu birdir. Allah ne yapmak istediyse onu Firavun'a bildirmiştir. Yedi iyi inek yedi iyi mutlu yılın nişanesidir ve yedi başak ise yedi bereketli yılın nişanesidir. Onlardan sonra çıkan yedi cılız ve çirkin inek ve şark yelinden yanmış boş yedi başak da yedi kıtlık yılı olacaktır.

Firavun'a dediğim söz budur. Allah yapmak istediği şeyi Firavun'a gösterdi. İşte bütün Mısır diyarında yedi büyük bolluk yılı gelecektir. Ve onlardan sonra yedi kıtlık yılı çıkacaktır ve Mısır diyarında bütün bolluk unutulacaktır ve diyarı kıtlık telef edecektir ve diyarda bolluk ardınca gelen bu kıtlık yüzünden bilinmeyecektir, çünkü çok ağır olacaktır. Ve bu rüya Firavun'a iki defa tekrar edildi, çünkü mesele Allah tarafından sabittir. Ve Allah onu yapmakta acele edecektir.

O halde Firavun akıllı ve hikmetli bir adam arasın ve onu Mısır diyarı üzerine koysun. Firavun bütün diyar üzerine memurlar koysun bu yedi bolluk yılında Mısır diyarının humsunu (beşte birini) alsın. Ve buğdayı şehirlerde yiyecek olarak Firavun'un eli altında yığsınlar ve saklasınlar. Ve bu yiyecek Mısır diyarında olacak yedi kıtlık yılı için memlekere zahire olacaktır ve memleketi kıtlıkla başbaşa kalmaktan kurtaracktır. Tevrat kitabında özetle şöyle yer almaktadır:

Firavun Yusuf'un konuşmasını ve rüyayı yorumlamasını beğendi ve onu yüceltti ve bütün ülkenin yönetimini ona verdi. Kendi yüzüğünü Yusuf'un parmağına taktı ve ona ince ketenden elbise giydirdi ve boynuna altın zincir taktı ve onu kendisine ait olan ikinci arabasına bindirdi ve "onun önünde diz çökün" diye bağırdılar. Yusuf yıllarca ve özellikle de kıtlık yılları geldiğinde çok güzel şekilde idare etti.

Tevrat bu kıssaya özetle şöyle devam ediyor: Kenan şehrini ağır bir şekilde kıtlık sarmıştı Yakub kendi çocuklarına Mısır'a gidip buğday getirmelerini söyledi. Yakub'un oğulları Mısır'â doğru hareket ettiler ve Yusuf'un huzuruna vardılar Yusuf onları tanıdı ama onları tanıdığını belli etmedi. Onlarla sert konuştu ve şöyle dedi: "Nereden geldiniz?" onlar, "Kenan'dan yiyecek almak için geldik" dediler. Yusuf onlara, "Siz bizim memleketimize fesat çıkarmak için gelmiş cesurlarsınız" dedi. Onlar, "Biz Kenan'lı bir kişinin çocuklarıyız. Biz on iki kardeşiz ve küçük kardeşimiz babamın yanına kaldı ve biz sizin huzurundayız. Biz hepimiz dürüst kimseleriz, hiçbir kötü çirkin işlerle ilişkimiz yoktur."

Yusuf şöyle dedi: "Firavun'un canına yemin içerim ki sizin casus olduğunuzu zannediyoruz. Sizin özgür kalmanız için küçük kardeşinizi bizim huzurumuza getirmelisiniz ki sizin iddianıza inanalım." Yusuf'un emriyle onları üç gün zindana attılar. Ve üçüncü günden sonra Yusuf onlardan Şimon'u alıp gözleri önünde onun bağlanmasını emretti ve diğerlerine ise Kenan'a dönüp küçük kardeşlerini getirmeleri için izin verdi.

Yusuf çuvallarının buğdayla doldurulmasını ve paralarının da onların çuvalına geri konulmasını emretti ve onlara böyle yapıldı. Yusuf'un kardeşleri babalarının yanına geri döndüler ve olayı ona anlattılar. Yakub Bünyamin'i onlarla yollamaktan kaçındı ve onlara şöyle dedi: "Siz beni evladımdan ettiniz. Yusuf kayboldu ve Şimon elimden gitti ve bununla Bünyamin'i ise benden almak istiyorsunuz, bu imkansızdır." Ve şöyle dedi:

"Bu adama kardeşinizi babanızın yanında bıraktığınızı söylemekle kötü bir iş yaptınız." Onlar şöyle dediler: "O bizimle ve aşiretimizle ilgili sorular sordu. O, "Babanız henüz yaşıyor mu?" Acaba başka bir kardeşiniz daha var mı? diye sordu ve biz de sorduğu sorulara cevap verdik. Biz onun bizden "kardeşinizi yanıma getirin" diyeceğini bilemiyorduk.

Yakub Bünyamin'i onlarla göndermekten çok korkuyordu ama Yahuda ona Bünyamin'i geri getireceğine dair güvence verdiği için Yakub Bünyamin'in onlarla gitmesine izin verdi. Ve Yakub onlara, "Yanınıza bu memleketin en iyi şeylerinden alın o adama hediye götürün ve size geri verdiği paraları da o adama geri götürün" dedi ve onlar da böyle yaptılar.

Mısır'a girdiklerinde Yusuf'un müşaviri ile görüştüler. Niçin geldiklerini söylediler ve götürdükleri paraları geriye getirip müşavire verdiler. Müşavir onlara hoş geldin dedi ve onlara saygı gösterdi ve paraların kendilerinin olduğunu söyledi ve rehin olarak tutulan Şimon'u onlara teslim ettiği zaman onları Yusuf'un yanına götürdü.

Onlar Yusuf'un yanında secdeye kapandılar ve getirdikleri hediyeleri ona sundular. Yusuf onları hoşbeş ettikten sonra onların durumunu ve babalarının durumunu sordu. Onlar da küçük kardeşlerini Yusuf'la tanıştırdılar. Yusuf onu övdü ve ona dua etti. Sonra emretti ve yemek getirdiler onlar için ve orada bulunan Mısırlılar için ayrı ayrı yemek koydular.

Daha sonra Yusuf müşavirine onların çuvallarının yiyecekle doldurulmasını ve getirdikleri hediyeleri de onların arasına koymalarını ve su kabının da küçük kardeşlerinin çuvalına konmasını emretti. O bu işi yaptı ve ertesi sabah Yusuf'un kardeşleri yüklerini katırların üzerine bağladılar ve geri döndüler.

Şehirden çıkmışlardı ama henüz uzaklaşmamışlardı Yusuf müşavirine şöyle dedi: "Onlara yetiş ve iyiyi kötü ile değiştirmekle ne kadar kötü yaptınız ve sultanımın su içtiği ve fala baktığı su kasesini çaldınız" de. Onlar duydukları bu sözlerden dolayı rahatsız oldular ve şöyle dediler: "Haşa böyle bir şey yapmaktan uzağız. Biz bu çuvalların üzerindeki paraları bile Ken'an'dan size geri getirmiştik şimdi sultanın evinden gümüş ve altın bir şey çalalım? Bu nasıl mümkün olabilir? Bizden kimin birinde su kabını bulursanız onun canı helal olsun ve bizim hangimizde bulunsa o sultanın kölesi olsun.

" Müşavir onların söyledikleri teklifi kabul etti ve Yusuf'un kardeşleri çuvallarını indirdiler ve hepsini açtılar. Müşavir onların çuvallarını büyük kardeşinden en küçük kardeşine kadar incelemeye başladı ve küçük kardeşine geldiğinde kabı onun çuvalından dışarıya çıkardılar ve kardeşleri böyle görünce çuvallarını toplayıp şehre geri döndüler.

Yusuf'un yanına gittiler ve müşavire verdikleri sözü ona da söylediler ve yaptıkları günahı ona itiraf ettiler pişmanlık duyarak ve sızlanarak özür dilediler. Yusuf şöyle dedi: "Haşa biz böyle bir şey yapmayız eşyamızın yanında bulunduğu kimseyi alıkoyarız diğerleri ise serbesttir. Babalarınızın yanına geri dönebilirsiniz.

Yahuda öne geldi ve iltimas ve ricada bulunarak şöyle dedi: "Yusuf Bünyamin'in getirilmesini emrettiği zaman bu isteği babalarına söylediler ve o bu işi yapmaktan şiddetle sakındı ama Yahuda Bünyamin'i ona geri getireceğine dair kefil oldu. O Bünyamin'siz babalarıyla karşılaşmak istemediklerini çünkü yaşlı babalarının böyle bir durumu duyduğu an can verebileceğini söyledi ve Yahuda Yusuf'tan Bünyamin'in yerine kendisini köle kabul etmesini ve Bünyamin'i özgür bırakmasını söyledi. Çünkü Yusuf'un kaybolmasından sonra onun kardeşine bağlandı ve onunla sevinçli ve mutlu oldu.

Tevrat'ta şöyle yer alıyor: Yusuf karşısında duran topluluğun içinde daha fazla dayanamadı ve, "Herkesi dışarı çıkarın" diye emretti. Ve Yusuf kendini kardeşlerine tanıttığı zaman seslice ağladı ve bütün Mısırlılar ve Firavun'un ev halkı bunu duydu ve Yusuf kardeşlerine şöyle dedi: "Ben Yusuf'um, babam henüz sağ mıdır?" kardeşleri utançlarından ona cevap veremiyorlardı ve Yusuf kardeşlerine şöyle dedi: "Yanıma gelin" ve yanına geldikten sonra şöyle dedi:

Benim Yusuf, hani Mısır'a sattığınız ve şimdi beni sattığınız için üzülmeyin ve size ağır gelmesin. Çünkü Allah hayatı korumak için beni sizin önünüzden gönderdi. Çünkü bu iki yıldır memlekette kıtlık var ve daha beş yıl var ki onlarda çift sürme ve biçme olmayacaktır. Ve Allah yeryüzünde sizin için bir bakiye saklamak ve sizi büyük kurtuluşla yaşatmak için beni önünüzden gönderdi. Ve şimdi beni buraya getiren siz değilsiniz Allah'tır. Ve beni Firavun'a baba ve bütün evine efendi ve bütün Mısır diyarına hükümdar kıldı.

Acele edin ve babama gidin ve ona deyin: "Oğlun Yusuf böyle diyor: Yanıma gel ve orada durma ve Goşen ilinde oturursun. Sen ve oğulların ve oğullarının oğulları, sürülerin ve sığırların ve senin olan her şey bana yakın olursunuz. Ve seni orada beslerim çünkü daha beş yıl kıtlık olacaktır.

Yoksa sen, evin ve seninle olanların hepsi yoksulluk çekersiniz. Ve işte gözleriniz ve ve kardeşim Bünyamin'in gözleri görüyor ki size söyleyen benim ağızımdır. Mısır'da olan bütün izzetimi ve bütün gördüğünüzü babama bildirirsiniz ve acele edip babamı buraya getirirsiniz. Bünyamin'in boynuna kapanıp ağladı ve Bünyamin de onun boynunda ağladı. Ve bütün kardeşlerini öpüp onların boynunda ağladı.

Hakeza Tevrat özetle şöyle devam etmektedir: "Yusuf kardeşlerini en güzel şekilde donattı ve onları Kenan'a gönderdi. Onlar babalarının yanına geldiklerinde Yusuf'un yaşadığına dair müjde verdiler. Ve olayı ona anlattılar. Yakub sevindi ve bütün aile fertleriyle yaklaşık yetmiş kişi Mısır'a doğru hareket ettiler.

Ve Mısır'ın Goşen şehrine girdiler. Yusuf babasını karşılamak için Goşen'e gitti. Her ikisi de birbirinin boynuna kenetlenip ağladılar. Daha sonra baba ve evlatlarını aşağı indirdi. Onları oraya yerleştirdi. Firavun onlara çok saygı gösterdi onlara eman verdi, Mısır'ın en iyi yerinde onlara bir mülk verdi. Yusuf kıtlık yılları boyunca onlara baktı. Giderlerini karşıladı. Yakub Yusuf'u gördükten sonra on yedi yıl Mısır topraklarında yaşadı.

İşte bu Yusuf'un bir yere kadar Kur'an'la benzerliği olan Tevrat'taki hikayesi idi. Biz onu özet olarak naklettik ama bazı yerlerini ihtiyaç duyulduğu için tümüyle naklettik."
**
502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
10-Eyyub (a.s)

Bihar, 12/339, 10. Bölüm; Kıses-u Eyyub
Kenz'ul-Ummal, 11/491; Eyyub