Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


Hud'un Kıssası Hakkında Bir Çift Söz


1-Hud'un (a.s) Kavmi olan Ad Kavmi
Ad kavmi Arap kavminden olup, tarih öncesi Arabistan yarımadasında yaşamakta olan insanlardan idiler. Bu kavim ile ilgili bilgiler ve eserler ortadan kalkmış, tarih onlar hakkında itimat edilmez bir takım efsaneler dışında hiçbir şey kaydedememiştir. Mevcut olan Tevrat'ta da onlar hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.

Kur'an'ın bu kavim hakkında zikrettiği şey Ad kavminin bazen ilk Ad kavmi olarak (Necm/50) ve bu da Ad kavmi diye ikinci bir kavmin olduğunu göstermektedir- Nuh kavminden sonra (A'raf/69) Arabistan yarım adasında vaki olan Ahkaf bölgesinde yaşamış olduklarıdır. (Ahkaf/21) Bu kavim de uzun boylu (Kamer/20 ve Hakka/7) güçlü (A'raf/69), azametli bir kavim idi (Fussilet/15 ve Şuara/130). Bu kavim, ileri bir kültüre ve Medeniyete sahip gelişmiş bir kavim idi.

Bayındır şehirlere, yemyeşil verimli topraklara, bağlara, hurmalıklara, tarlalara ve kıymetli evlere sahip idiler. (Şuara ve diğer sureler) Onların ilerlemesi ve büyük bir medeniyete sahip olması hakkında Allah-u Teala'nın şu nitelendirmesi yeterlidir: "Rabbinin, hiç bir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad Kavmine ne ettiğini görmedin mi?"

Ad kavmi, büyük ölçüde Allah'ın nimetlerine mazhar olmuş bir kavim idi. Ama sonunda bu sebeple ahlak ve davranışları değişti, aralarında putperestlik kökleşti, her yüksekliğin üzerine bir kule diktiler ve orada ebedi kalacaklarını düşünerek köşkler yaptılar. Böylece Allah onlara Hud'u gönderdi. Hud onları hakka, Allah'a ibadet etmeye, putları terk etmeye, adaletli davranmaya davet etti ve onlara büyük bir merhametle yol gösterdi.

(Şuara/130) Hud Peygamber bütün gücüyle onlara öğüt vermeye çalıştı, onlara yolu aydınlattı, onlar için özür ve bahane yolunu kapattı. Ama onlar onun karşısında imtina ettiler, inkara yöneldiler, çok azı dışında hiç kimse ona iman etmedi, çoğu isyan ve inadında ısrar etti. Hud'u (a.s) cahillik ve delilik ile itham ettiler. Ondan kendileri hakkında korktuğu ve vaad ettiği azabı indirmesini istediler. Hud da onlara cevap olarak şöyle buyurdu: "Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum, fakat sizin cahil bir topluluk olduğunuzu görüyorum" dedi."

Ardından Allah onlara azabı indirdi, kuru bir rüzgar gönderdi. Bu rüzgar estiği her şeyi çürümüş kemik haline dönüştürüyordu. (Zariyat/42) Bu şiddetli rüzgar, yedi gece sekiz gün, esti. Bu günler oldukça uğursuz günlerdi. Bu rüzgar adeta köklerini kazıdı. Adeta o topluluk kökü çıkmış hurma ağaçları gibi yere yuvarlanıyordu (Hakka/7).

Rüzgar onları öyle bir yerinden söküp alıyordu ki adeta kökleri sökülmüş hurma ağaçlarına dönmüştür. (Kamer/20) Ad kavmi ilk defa karşılarında bir bulutu gördüklerinde sevindiler ve şöyle dediler: "Bu bulut bizlere yağmur yağdıracaktır" Ama yanlış düşündüler. Çünkü bu onların acele istedikleri azap idi. Bu kendisiyle acı bir azap indiren rüzgar idi. Her şeyi Allah'ın emriyle yok ediyordu. Sabah olunca onların evlerinden hiçbir şey göze çarpmaz oldu. (Ahkaf/25) Böylece Allah son fertlerine kadar hepsini helak etti. Hud ve ona iman eden kimseler Allah'ın lütfu ve rahmetiyle kurtuldular. (Hud/58)

2-Hud'un Manevi Şahsiyeti

Hud (a.s) Ad kavminden olup, hakkı savunmak ve putperestliği yok etmek için kıyam eden ikinci Peygamber idi. Hud Allah'ın, kıssasını ve münezzeh olan Allah için çektiği sıkıntıları Kur'an'da naklettiği Peygamberlerdendir. Allah-u Teala onu da diğer değerli Peygamberleri gibi övmüş ve diğer Peygamberler gibi ondan iyilikle bahsetmiştir. Allah'ın selamı onun üzerine olsun."

502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
5-Salih (a.s)

Bihar, 11/370, 6. Bölüm; Kısset-u Salih (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/499, Salih (a.s)

3786. Bölüm
Salih (a.s)

Kur'an:
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilâhınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Bu sizler için Allah'ınb ayeti olan devedir" dedi."
Bak.Hud suresi, 61-78. Ayetler; Hicr suresi, 80-84. Ayetler; Şuara suresi, 141-159. Ayetler; Neml suresi, 45-53. Ayetler; Fussilet suresi, 17-18. Ayetler; Zariyat suresi, 43-45. Ayetler; Kamer suresi, 23-32. Ayetler; Hakka suresi, 4,5. Ayetler; Fecr suresi, 9. Ayet; Şems suresi, 11-15. Ayetler

19593. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Halkı bir araya toplayan şey hoşnutluk ve hoşnutsuzluktur. (Bir iş hususundaki hoşnutluk veya hoşnutsuzluk sevab veya cezayı genelleştirir.) Şüphesiz Semud'un devesini sadece bir kişi kesmişti de hepsi bu duruma ses çıkarmayıp razı olunca Allah da azabı hepsine göndermiş ve buyurmuştu ki: "Onlar onu (Salih'in de-vesini) boğazladılar, sonunda hepsi de pişman oldular." Çok geçmeden yerleri, kızdırılmış demirin yumuşak toprağa girerken çıkardığı ineğinkine benzer bir ses çıkararak yerin dibine geçti."

19594. Ebu Matar şöyle diyor: "Fasık İbn-i Mülcem -Allah ona lanet etsin- Müminlerin Emiri'ne (a.s) kılıç darbesi indirdiğinde Hasan (a.s) ona (Hz. Ali'ye) şöyle arzetti: "Onu öldüreyim mi?" Hz. Ali şöyle buyurdu: "Hayır onu hepsedin, eğer ölürsem onu öldürünüz. Ben öldüğümde beni bu arka tarafta kardeşlerim Hud ve Salih'in yerine gömün."

Salih'in Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-Salih'in (a.s) Kavmi Olan Semud

Semud asil Araplardan olan bir kavimdi. Medine ve Şam arasındaki Vadi'ul-Kura'da yaşıyorlardı. Bu kavim tarih öncesi insanlardan olup, tarih onlar hakkında çok az bilgiler kaydedebilmiştir. Zaman bu topluluğun etkilerini de ortadan silmiştir. O halde onlar hakkında nakledilen bilgilere itimat etmek mümkün değildir.

Kur'an'ın bu kavim hakkında naklettiği şey ise Semud kavmi -bu topluluktan biri olan Peygamberlerinin de adından anlaşıldığı gibi (Hud/61)-Arap bir topluluk idi ve de Ad kavminden sonra yaşamışlardır. Bunlar da kültür ve medeniyet sahibi topluluk olup, toprakları bayındır kılmışlar, çöllerde saraylar ve dağlarda güvenli evler yapmışlardır.

(A'raf/74) Bu kavim çiftçilik ile uğraşıyor ve su çeşmeleri akıtıyorlardı ve bağlara, hurmalıklara ve ekinlere sahip idiler. (Şuara/148)
Semud kavmi taife ve kabile şeklinde yaşıyordu. Yani onlara büyükleri ve yaşlıları hükmediyordu. Salih'in gönderildiği şehirde, yeryüzünde fesat çıkaran dokuz grup bulunuyordu. Onlar doğruluk ve dürüstlük ehli kimseler değillerdi. (Neml/48) Bu kavim yeryüzünde isyana kalkışmış, putperestliğe koyulmuş, zulmederek haddi aşmışlardı.

2-Salih'in (a.s) Bi'seti

Semud kavmi rabbini unutup, sapıklığa ve haddi aşmaya yönelince, Allah Salih Peygamberi onlara gönderdi. O şerafet ve kıvanç dolu bir aileden olup, akıllı ve işbilir bir kimse olarak tanınırdı. (Hud/62 ve Neml/49) Salih kavmini bir olan Allah'a ibadete ve putperestliği terk etmeye davet etti. Onlardan kendi toplumlarında adalet ve ihsanla davranmaya, kendini üstün görmeyi terk etmeye, aşırılıktan kaçınmaya, tuğyan etmemeye davet etti. Onları azaptan sakındırdı. (Hud, Şuara, Şems ve diğer sureler)

Salih (a.s) hikmet ve güzel öğütle onları Allah'ın dinine davet etti. Allah için onların eziyetleri karşısında sabretti. Ama mustazaf halktan az bir grup dışında kimse ona iman etmedi. (A'raf/75)

Müstekbir isyancılar ve onlara tabi olan kalabalıklar küfürleri hakkında ısrar ettiler. Salih'e (a.s) iman eden kimseleri hor ve hakir saydılar, Salih'i de (a.s) cahillik ve sihirbazlıkla itham ettiler. (A'raf/66, Şuara/153 ve Neml/47) Ondan sözleri hakkında bir delil getirmesini, risalet iddiasını ispat için mucize göstermesini istediler ve ondan dağın içinden kendilerine dişi bir deve çıkarmasını talep ettiler.

Hz. Salih (a.s) da onlara istediği özelliklere sahip dişi bir deve getirdi ve onlara şöyle buyurdu: "Allah size sahip olduğunuz su çeşmesinden bir gün sizlerin su almasını ve bir gün de sudan uzak durarak, devenin ondan su içmesini sağlamanızı emretmektedir.

Yani su içme hakkı bir gün size birgün de deveye ait olmalıdır. Aynı şekilde, devenin istediği gibi yeryüzünde gezmesine izin verin. Ona eziyet etmeyin, eğer ona bir zarar verirseniz, çok geçmeden azaba uğrarsınız. (A'raf/72, Hud/64 ve Şuara/156) Bu konuya bir müddet riayet edildi. Ama sonra Salih kavmi yeniden tuğyan ve hileye koyuldu. Onlar en kötü bireylerinden birini o deveyi öldürmekle görevlendirdiler.

O da deveyi kesti ve onlar Salih'e şöyle dediler: "Eğer doğru söylüyorsan, bizlere vaad ettiğin şeyleri hayata geçir." Salih şöyle buyurdu: "Üç gün evlerinizde faydalanın. Bu yalanı olmayan bir vaaddir." (Hud/65) Daha sonra kabileler ve şehirdeki gruplar Salih için komplo düzenlemeye kalkıştılar ve Salih ile etrafındakilere gece saldırmayı planladılar ve kendi kendilerine şöyle yeminleştiler: "Salih ve beraberindekilere gece saldıralım,

sonra da onun velisine şöyle deriz: "Biz onun ehlinin katledildiği yerde değildik, biz doğru söylemekteyiz." Onlar hileye baş vurdular, Allah da onlara düzen kurdu ve onlar da bundan haberdar değillerdi. (Neml/50) Baktıkları bir halde yıldırım (Zariat/44), deprem ve şiddetli bir ses onları çepe çevre kuşattı ve böylece evlerinde helak oldular. Bunun üzerine Salih onlardan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey kavmim! Ben sizlere Rabbimin mesajını ulaştırdım ve sizlerin hayrını diledim. Ama sizler hayırınızı dileyen kimseleri sevmezsiniz. (a'raf/79 ve Hud/67) Allah ise iman eden ve sakınan kimseleri kurtardı. (Fussiler/18)" Semud kavmi helak olduktan sonra ilahi bir münadi şöyle seslendi: "Bilin ki Semud kavmi, rablerine kafir oldular! Semud kavmine ölüm olsun."

3-Salih'in (a.s) şahsiyeti
Mevcut Tevrat'ta da bu Salih Peygamber hakkında hiçbir bilgi yoktur. Salih (a.s) Semud kavminden olup, Kur'an'ın Allah'ın emriyle kıyam ettiğini, tevhide davet ve putperestlikle mücadele yolunda çaba gösterdiğini bildirdiği üçüncü Peygamberdir. Allah-u Teala onu Nuh ve Hud Peygamberden sonra anmaktadır. Allah onu da diğer Peygamberleri ve elçileri gibi övmektedir ve onu da diğer Peygamberleri gibi bütün alemlerden üstün kılmış ve ona yücelik vermiştir. Ona ve bütün Peygamberlere selam olsun.
502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
6-İbrahim (a.s)

Bihar, 12/1-140, Ebvab-u Kıses'ul-İbrahim (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/483, 12/474; İbrahim (a.s)

Bak.
Eş-Şeyb, 2146. Bölüm

3787. Bölüm
İbrahim (a.s)

Kur'an:
"İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti."
"Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik."
"Hani Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "Seni insanlara imam kıldım" demişti. O "Soyumdan da" deyince, "Zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu."

Bak. Al-i İmran suresi, 65-68. Ayetler; Nahl suresi, 120-123. Ayetler; Bakara suresi, 125-132, 258, 260. Ayetler; En'am suresi, 74-84. Ayetler; tevbe suresi, 114. Ayet; Meryem suresi, 41-48. Ayetler; Enbiya suresi, 51-73. Ayetler; Şuara suresi, 69-87. Ayetler; Ankebut suresi, 16-18, 24, 27. Ayetler; Saffat suresi, 83- 113. Ayetler; Zuhruf suresi, 26-28. Ayetler; Mumtehine suresi, 4,5. Ayetler; Necm suresi, 36-38. Ayetler; a'la suresi, 18, 19. Ayetler; Hud suresi, 69-76. Ayetler; İbrahim suresi, 35-41. Ayetler; Hac suresi, 26-27. Ayetler

19595. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ama İbrahim'i görmek için kendi dostunuza (Peygambere) bakınız."
19596. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala İbrahim'i (a.s) Peygamber olarak seçmeden önce kul olarak seçti ve şüphesiz Allah onu resül olarak seçmeden önce nebi olarak seçti ve şüphesiz Allah onu halil olarak seçmeden önce resul olarak seçti ve şüphesiz Allah onu imam kılmadan önce halil olarak seçti ve kendisi için bütün bu makamları bir araya topladığı zaman da şöyle buyurdu: "Şüphesiz ben seni insanlara imam kıldım."

19597. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İbrahim'i ateşe atmak istediklerinde onu ateşe doğru götürdüler. İbrahim'in gözü ateşe ilişince şöyle buyurdu: "Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir."

19598. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İbrahim Allah'ın halilidir" sözümüze gelince… Halil kelimesi "halle" veya "hulle" kelimelerinden türemiştir. "Halle" fakirlik ve yoksulluk anlamındadır. Zira o rabbine karşı fakir ve yoksul (muhtaç) biriydi. Herkesten kopup Allah'a yöneldi, ondan başkasından yüz çevirdi ve onlardan müstağni oldu. Onu mancınıkla ateşe fırlatmak istediklerinde Allah Cebrail'e şöyle buyurdu:

"Kuluma yetiş!" Cebrail havadayken ona ulaştı ve şöyle buyurdu: "İstediğin şeyi bana emret! Zira Allah beni sana yardım için göndermiştir." İbrahim (a.s) şöyle buyurdu: "Hayır, Allah bana yeter. O en güzel vekildir. Ben ondan başkasından bir şey istemem. Ondan başka hiç kimseye ihtiyacım yoktur." Allah da onu kendisine "Halil" olarak adlandırdı. Yani sadece kendisine fakir ve muhtaç, herkesten kopmuş ve kendisine yönelmiş kimse olarak nitelendirdi."

19599. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah İbrahim'i hiç kimseyi reddetmemesi ve aziz ve celil olan Allah'tan başka hiç kimseden bir şey istememesi sebebiyle halil (dost) olarak seçti."
19600. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah İbrahim'i sadece, insanlara yemek yedirdiği ve insanlar uyurken gece namaz kıldığı sebebiyle halil (dost) olarak seçti."

19601. Hassan b. Atiyye şöyle diyor: "Savaşta orduyu sağ, sol ve orta (olmak üzere üç grub halinde) düzenleyen İbrahim (a.s) idi ve bu da Lut'u (a.s) esir alanlarla savaşmak için yola koyulduğu zamandı."
Bak. El-Cihad, 573. bölüm
19602. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala her şeyden dört şey seçti: …Peygamberlerden dört kişiyi kılıç için seçti: İbrahim, Davud, Musa ve ben."

19603. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın "Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Ayette geçen "evvah" kelimesi çok dua eden kimse anlamındadır."
19604. İmam Sadık (a.s), hakeza Allah-u Teala'nın "Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi" Ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani çok dua eden kimse."

İbrahim'in (a.s) Kıssası ve Şahsiyeti Hakkında Bir Çift Söz
Bu söz Kur'anî, ilmî, tarihî ve benzeri konuları kapsamaktadır.

İbrahim'in (a.s) Kur'an'daki Kıssası
İbrahim (a.s) çocukluk çağından doğru ve eğriyi ayırt ettiği çağa kadar kavminin muhitinden uzak bir bölgede yaşıyordu. Daha sonra onların arasına geldi, babasının yanına gitti ama onun ve kavminin puta taptığını gördü. Temiz ve salim bir fıtrata sahip olan İbrahim (a.s) hakkı müşahade etmesi Allah tarafından kendisine eşyanın melekutunun gösterilmesi ve genel olarak hak ile konuşması ve salih ameli sebebiyle ilahi teyide mazhar olduğundan babasının ve kavminin bu yaptıklarını beğenmedi.
Bu yüzden babasıyla putperestliği hakkında tartıştı ve ondan putları terk etmesini istedi.

Bir olan Allah'a tapmasını ve Allah'ın kendisini doğru yola hidayete erdirmesi için kendisine uymasını ve şeytanın hakimiyetinden uzak durmasını istedi. O sürekli babasıyla tartıştı, onu irşad etmek hususunda çaba gösterdi, sonunda babası ona kızdı ve onu yanından kovarak ilahlarını kötülemekten ve onlardan yüz çevirmekten el çekmediği taktirde kendisini taşlayacağına dair tehdit etti. Ama İbrahim (a.s) yüce bir ahlaka ve yumuşak bir söze sahip olduğu için ona şefkat ve yumuşaklık dolu bir şekilde şöyle dedi: "Ona selam verdi ve kendisi için bağışlanma dileyeceğine dair söz verdi. Ondan, kavminden ve Allah'ın yerine taptığı şeylerden uzak duracağını bildirdi." (Meryem, 41-48)

İbrahim (a.s) öte yandan insanlarla putlar hakkında tartışmaya girişti. (Enbiya, 51-56; Şuara suresi, 69-77 ve Saffat suresi, 83-87) Yine ay, yıldız ve güneşe tapan başka bir grup ile de bu üçü hakkında tartışmaya girişti. Sonunda onların inançlarının batıl olduğunu ispatladı. Dolayısıyla da İbrahim'in putlardan ve mabudlardan yüz çevirdiği her yere yayıldı. (En'am, 74-82) Bir gün insanlar ibadet maresimini yapmak için toplu halde şehirden dışarı çıkınca,

İbrahim hasta olduğu bahanesiyle onlarla gitmedi ve şehirde kaldı. Sonra puthaneye giderek yanlarına gidip sorarlar diye büyük put dışında bütün putları yerle bir etti. Halk geri dönünce, mabudlarının başına gelen beladan haberdar oldular. Bu işi kimin yaptığını araştırdılar ve şöyle dediler: "İbrahim adında bir gencin putları kötülediğini işittik." Bu yüzden onu topluluklarına çağırdılar, halkın önüne getirdiler ve halkın tanıklıkta bulunmasını istediler.

İbrahim'i sorgulayarak şöyle dediler: "Ey İbrahim! Sen mi bizim ilahlarımıza böyle yaptın?" İbrahim şöyle buyurdu: "O en büyükleri bu işi yaptı, eğer konuşuyorsa ondan sorunuz." İbrahim büyük putu sağlam bırakmış, onu kırmamış ve baltasını omuzuna veya omuzuna yakın bir yere asmıştı. Böylece de bu büyük putun diğer putları kırdığını göstermek istemişti. İbrahim (a.s) "Onların büyüğü bu işi yapmış" dediği zaman insanların bu sözüne inanmayacağını biliyordu.

Zira putların cansız olduğunu, bu işi yapamadığını çok iyi biliyordu, lakin bunun hemen ardından şu cümleyi söylemek istiyordu: "Eğer gerçekten konuşuyorlarsa kendisine sorunuz." Böylece açıkça putların cansız olduğunu, hayat ve şuur sahibi olmadığını itiraf etmelerini sağlamış oldu. Bu sebeple de İbrahim'in (a.s) sözünü işittiklerinde vicdanlarına müracaat edip şöyle dediler: "Zalim olanlar, sizlersiniz."

Sonra utanç içinde şöyle dediler: "Sen de biliyorsun ki bu putlar konuşamaz." İbrahim şöyle buyurdu: "O halde neden Allah'ın yerine sizlere bir zararı ve faydası olmayan putlara tapıyorsunuz. Yazıklar olsun size ve Allah'ın yerine taptığınız şeylere! Hiç düşünmez misiniz? Siz (ellerinizle) yontulmuş şeylere mi taparsınız? Oysa Allah hem sizi hem de o yontulmuş şeyleri yaratmıştır." Halk şöyle dedi: "Onu yakınız ve ilahlarımıza yardım ediniz." Büyük bir ateş yaktılar, ateşten bir cehennem vücuda getirdiler ve bu işe halkın tümü katıldı.

Daha sonra İbrahim'i ateşe attılar, ama Allah ateşi İbrahim için soğuk ve esenlik kıldı. Onların komplosunu tesirsiz hale getirdi. (Enbiya suresi, 57-70 ve Saffat suresi, 88-98) İbrahim (a.s) bütün bu müddet boyunca, halkın kendisine taptığı ve ilah edindiği Nemrud'un yanına götürüldü. Nemrud İbrahim'le Rabbi hakkında tartıştı. İbrahim ona şöyle buyurdu: "Benim rabbim diriltir ve öldürür" Nemrud da safsata ederek şöyle dedi: "Ben de yaratırım ve diriltirim, örneğin esirleri öldürürüm veya özgür bırakırım." İbrahim safsata yolunu kapamak için ona daha açık bir ifadeyle şöyle dedi:

"Allah güneşi doğudan doğurur, sen onu batıdan doğurt." İşte burada kafir olan Nemrud şaşkınlık içinde kala kaldı. (Bakara suresi, 258)
Allah, İbrahim'i ateşten kurtardıktan sonra İbrahim, Hanif ve hak dine davet etmeye başladı. Halktan çok az kısmı ona iman etti. Bu cümleden Allah-u Teala Lut'u ve kendisiyle hicret eden İbrahim'in eşini anmaktadır. İbrahim topraklarını terk edip, mukaddes topraklara doğru göçmeden önce bu kadınla evlenmişti." İbrahim ve ona iman eden kimseler, kendi kavimlerinden kenara çekildiler. İbrahim de bizzat baba diye hitap ettiği ama gerçekte babası olmayan Azer'den ayrıldı.

Eşi ve Lut ile birlikte mukaddes topraklara, orada kültürsüz ve sapık kavminin müdahalelerinden uzak bir şekilde Allah'a ibadet etmek için hicret etti. (Mümtehine/4 ve Enbiya/71) İşte burada münezzeh olan Allah yaşlılık çağına ermiş olan İbrahim'e, İsmail, İshak ve hakeza İshak'ın soyundan Yakub'un dünyaya geleceğini müjdeledi. Bir müddet sonra da önce İsmail, sonra İshak dünyaya geldi. Allah onu, iki evladını ve torunlarını bereketli kıldı.

İbrahim (a.s) daha sonra Rabbinin emriyle su ve bitkinin bulunmadığı bir vadi olan Mekke topraklarına gitti. Henüz bir çocuk olan oğlu İsmail'i oraya bıraktı ve kendisi mukaddes topraklara geri döndü. İsmail Mekke topraklarında gelişip büyüdü. Orada sakin olan Araplardan bir grubu da etrafına toplandı. Böylece Mekke şehri vücuda geldi.

İbrahim (a.s) Mekke'nin ve Ka'be evinin yapılmasından önce ve daha sonra arada bir Mekke topraklarında İsmail'i görmeye gidiyordu. (Bakara/126 ve İbrahim/35-41) İbrahim daha sonra İsmail'in yardımıyla Beytullah'il-Haram'ı bina etti ve o Allah'ın emriyle halk için yapılan ilk ev idi. Bu ev bereketli ve bütün insanların hidayet sebebi olan bir evdi. Orada apaçık ayetler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren herkes güvendedir. (Bakara/127-129 ve Al-i İmran/69-97) İbrahim Ka'be'yi yaptıktan sonra Hac emrini verdi ve Hac ile ilgili merasimleri teşri etti. (Hac/26-30)

Daha sonra Allah İbrahim'e oğlu İsmail'i kesmesini emretti. Bunun üzerine İbrahim hac merasimini İsmail ile birlikte yapmak için dışarı çıktı. Sa'y yerine vardığında şöyle buyurdu: "Oğulcağızım! Seni kestiğime dair bir rüya gördüm." İsmail şöyle buyurdu: "Ey babacığım! Görevlendirildiğin şeyi yerine getir.

Allah'ın emriyle beni sabredenlerden bulacaksın." Her ikisi de Allah'ın emrine teslim oldular. İbrahim oğlunu yüz üstü yere yatırdı. Bu esnada şöyle bir ses geldi: "Ey İbrahim! Rüyanı gerçekleştirdin. Allah İsmail'e bir kurban feda etti." Kur'an-ı Kerim'in İbrahim (a.s) hakkında naklettiği en son konu ise İbrahim'in, Mekke'ye yaptığı bazı yolculuklarında buyurduğu ve İbrahim suresinde (35-41. Ayetler) nakledilen duadır ve İbrahim'in son duası şudur: "Ey Rabbim! Beni, anne babamı ve hesap görüldüğü güne kadar müminleri bağışla."


İbrahim'in Münezzeh Olan Allah Katındaki Konumu ve Ubudiyet Makamı
Allah-u Teala kendi kitabında İbrahim'i en güzel övgüler ile övmüş, Allah yolunda çektiği sıkıntıları en güzel şekilde beyan etmiş, kitabının altmış küsür yerinde onu adıyla anmış ve ona bağışladığı bir çok nimetleri dile getirmiştir. Burada bu hususlardan bir kaçına işaret edelim:

Allah önce ona rüşt ve hidayeti bağışlamıştır (Enbiya/51) Allah İbrahim'i dünyada seçmiştir ve ahirette de salihlerden olacaktır. Zira Allah ona, "Teslim ol" diye buyurduğunda o şöyle dedi: "Ben alemlerin rabbine teslim oldum." (Bakara/130-131) İbrahim ihlas ve kalp temizliği üzere rabbine yönelen ve müşriklerden olmayan bir kimseydi. (En'am/79) İbrahim Allah'a karşı kalben itminane ermişti ve bu sebeple de Allah ona göklerin ve yerin melekutunu göstermişti. Bu yüzden de İbrahim yakine ermişti. (Bakara/260 ve En'am/75) Allah onu "Halil"

(dost) edindi. (Nisa/121) Allah rahmet ve bereketini ona ve ailesine indirdi, onu vefadarlıkla nitelendirdi. (Necm/37) Hakeza Allah İbrahim'i halim, evvah (çok dua eden) ve munib (tevbe eden) olarak adlandırmıştır. (Hud/73-75) Allah İbrahim'i Allah'a teslim olan Allah'a teslim olan, hakka yönelen, müşriklerden olmayan nimetlerine şükreden bir önder olması hasebiyle seçmiş, onu doğru yola iletmiş, dünyada ona iyilik ve nimet vermiştir ve onun ahirette de salihlerden olduğunu bildirmiştir. (Nahl/120-122) İbrahim sıddık (dosdoğru) bir peygamberdi. (Meryem/41)

Allah onu mümin kullarından ve iyilik sahibi kimselerden saymış, ona selam göndermiştir. (Saffat/83-111) İbrahim Allah'ın kendilerine güç ve basiret verdiği kimselerdendi. Allah onları ahireti hatırlatan özel nimet ile halis kılmıştır. (Sad/45-46) Allah onu imam ve insanların önderi kılmıştır. (Bakara/124) Allah onu kendilerine kitap ve şeriat verdiği beş Ulu'l-Azm peygamberlerinden biri kılmıştır (Ahzap/7, Şura/13 ve a'la/18-19) Allah ona ilim, hikmet, kitap, mülk ve hidayet bağışlamıştır. Onları arkasında ebedi bir kelime karar kılmıştır.

(Nisa/54 ve En'am/74-90 ve Zuhruf/27) Allah nübuvvet ve kitabı onun neslinde karar kılmıştır. (Hadid/26) Allah insanlar arasında onun için iyi bir isim baki kılmıştır. (Şuara/84 ve Meryem/50) İşte bunlar münezzeh olan Allah'ın İbrahim'e (a.s) verdiği ilahi mevkiler ve ubudiyet makamı idi. Kur'an-ı Kerim Peygamberlerden ve yüce resullerden hiç biri hakkında İbrahim'in (a.s) sıfatları ve yüceliklerini detaylıca açıkladığı gibi detaylıca söz etmemiştir.
Söz konusu makamların her birinin tefsir ve açıklamasını ise, daha önce açıkladığımız ilgili ayetlerde veya Allah'ın izniyle gelecekte yapacağımız açıklamalarda bulabilirsiniz. Zira bu makamları ele almak, bizi burada söz konusu hedefimizden uzaklaştıracaktır.

Münezzeh olan Allah, ebedi ve sağlam dinimizi İslam olarak nitelendirmiştir. Nitekim İbrahim'i de bu isimle anmıştır ve bunu İbrahim'e isnat etmekle onun dini şahsiyetini ve bereketli hayatını korumuştur.
Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: "Babanız İbrahim'in dini de (işte böyle idi). O sizlerin daha önce müslüman olarak adlandıran kimseydi." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve şirk koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de."

Hakeza İbrahim'in yaptığı bu saygın ev, Ka'be'yi de bütün alemlere kıble kılmış ve bu evin ziyaret ve hac merasimlerini teşri etmiştir. Bu merasimler mevcut kitabın birinci cildinde, "Hani Kabe'yi, insanlar için dönüş/toplanma yeri kılmış" ayetinde de işaret edildiği gibi hakikatte oğlunun ve eşinin oraya yerleştirmesini, oğlu İsmail'in kurban edilmesini, Allah yolundaki çabasını, Allah'a yönelişini, Allah yolunda çektiği sıkıntılarını gözler önüne seren bir takım amellerdir.

İbrahim'in (a.s) İnsanlık Toplumundaki Bereketli Etkileri
İbrahim'in (a.s) varlığının bereketlerinden biri de tevhit dinidir. Yeryüzünün her noktasında ve herkesin yanında görülen tevhit dininin kökü İbrahim'e dönmektedir. Örneğin tevhit ile nitelendirilen bu günkü Yahudi dini Musa b. İmran'a (a.s) ulaşmaktadır.Musa da kendisini İsrail'e yani Yakub b. İshak b. İbrahim'e isnat etmektedir. Hıristiyanlık dini de Mesih İsa b. Meryem'e (a.s) ulaşmaktadır ve o da kendisini İbrahim'in (a.s) neslinden saymıştır.

İslam dini de Muhammed (s.a.a) vesilesiyle gelmiştir ve Peygamberin soyu da İbrahim Halil'in (a.s) oğlu İsmail'i Zebih'e ulaşmaktadır. O halde dünyadaki tevhit dini İbrahim'in bereketli ve kutsal bir eseridir. İslam'da görülen namaz, zekat, hac, dört ayaklı hayvanların etinin helal oluşu, Allah'ın düşmanlarından beri olmak,

selam vermek ve beşi baş ile, diğer beşi de bedenin diğer organlarıyla ilgili bulunan taharetin on hükmü onun şeriatindendir. Baş ile ilgili olan beş hüküm şunlardır: Bıyıkların fazlasını kısalatmak, sakalı uzatmak, saçı traş etmek veya kısaltmak, misvak kullanmak, dişleri kürdanla temizlemek. Bedenin diğer organlarıyla ilgili beş hüküm de şunlardır: Bedendeki fazla kılları yok etmek, sünnet olmak, tırnakları kesmek, cenabet guslü ve su ile taharet.

Yapılan geniş araştırmaların gösterdiği gibi insanlık toplumunda itikadi ve ameli tüm beğenilmiş adap ve sünnetin tümü nübuvvetin güzel etkilerindendir ve biz de defalarca geçmiş konularda buna işaret ettik. O halde İbrahim (a.s) insanlığa büyük ve değerli bir hizmette bulunmuştur ve günümüz insanının boynunda -bunu bilsin veya binmesin- çok büyük bir hakkı vardır."
502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet(2)
7-Lut (a.s)

Bihar, 12/140, 7. Bölüm; Kıses-u Lut (a.s)
Kenz'ul-Ummal, 11/505, Lut (a.s)

3788. Bölüm
Lut (a.s)

Kur'an:
"Lut'u da gönderdik, Kavmine: "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz?" dedi.
Bak. .hud, 77-83, Hicr,51-77, Enbiya, 74-75, Şuara, 160, 175,Neml, 54-58, Ankebut,28-35, Saffat,133-138,ZAriyat,31-37,Kamer,33-40,Tahrim,10
19605. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın Lut'dan sonra gönderdiği her Peygamberin kendi kavmi arasında bir izzeti vardı."

19606. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Üzerlerine azap yağmuru yağan memleket Lut kavminin memleketi olan Sadom idi. Allah onların üzerine siccilden, yani topraktan taşlar yağdırdı."

19607. İmam Bakır (a.s), kendisine Peygamberin cimrilikten Allah'a sığınması hakkında soru soran Ebu Basir'e cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Evet, ey Eba Muhammed! Peygamber her sabah ve akşam Allah'a sığınıyordu. Biz de cimrilikten Allah'a sığınıyoruz. Allah şöyle buyurmuştur: "Nefsinin cimriliğinden korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir."
Sana cimriliğin akıbetini söyleyeyim. Lut kavmi yiyecek hususunda cimrilik eden bir bölgenin ehliydi ve bu cimrilik onların şehvet gücünde dermansız bir derdin vücuda gelmesine sebep oldu."

Ben (Ebu Basir) şöyle arzettim: "Akıbetleri ne oldu?" İmam şöyle buyurdu: "Lut kavminin beldesi, Şam ve Mısır kervanlarının geçtiği yolun üzerindeydi. Kervanlar onların şehirlerinde konaklıyor, Lut kavmi ise onları ağırlıyordu. Ama kervanların konaklaması ve onları ağırlamak işi çoğalınca cimrilik onları sıkıntıya düşürdü ve sonunda bu cimrilik hususunda öyle bir yere vardılar ki bir yolcu şehirlerine geldiğinde onu şehvet üzere olmaksızın rezil ediyorlardı. Belki de misafirlere bu işi yanlarından gitsinler diye yapıyorlardı. Böylece onların işi şehirlerde yaygınlaştı.

Kervancılar onlardan sakınmaya başladı. Artık onların şehrine gelmez oldular. Böylece cimrilik başlarına öyle bir bela getirdi ki artık onu başlarından uzaklaştıramaz oldular. Bu iş hususunda şehvetleri ve istekleri olmaksızın, bu işi yaptılar. Öyle ki şehirlerdeki erkeklere para veriyor ve onlardan bu kötü işi yapmalarını istiyorlardı." İmam daha sonra şöyle buyurdu:

"O halde Allah-u Teala nezdinde cimrilikten, sonucu daha kötü olan bir iş var mıdır?" Ebu Basir şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Fedan olayım! Lut kavminin tüm fertleri mi bu işi yapıyordu?" İmam şöyle buyurdu: "Allah'ın emrine teslim olan bir aile dışında tümü istisnasız olarak bunu yapıyordu. Allah-u Teala'nın şöyle buyurduğunu işitmedin mi: O şehirde sadece mümin olanları çıkardı. "Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk."

Lut ve Kavminin Kıssası Hakkında Bir Çift Söz
1-Kur'an'da Lut ve Kavminin Kıssası

Lut (a.s), Babil topraklarındaki Keldanilerden ve de İbrahim'e (a.s) iman eden ilk kimselerden biri idi. Lut (a.s) İbrahim'e iman etti ve şöyle buyurdu: "Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum"
Allah da onu İbrahim ile birlikte hicret ettirdi ve onlar da mukaddes Filistin topraklarına gittiler. (Enbiya/71) Lut, tarihin, Tevrat'ın ve bazı rivayetlerin de bildirdiği gibi Sadom olarak bilinen şehirde ikamet etti.

Bu ve ona bağlı olan şehirlerin halkı -ki Allah Kur'an'da onları "mü'tefikat" olarak adlandırmıştır- (Tevbe/70) puta tapıyorlar ve çirkin livata işine bulaşıyorlardı. Onlar aralarında bu işin yaygınlaştığı ilk kimselerdi. (A'raf/80) Öyle ki bu işi toplantılarında yapar oldular.

Artık bunu kötü bile bilmiyorlardı. (Ankebut/29) Bu çirkin iş aralarında öyle bir yaygınlaştı ki toplumsal bir adet haline geldi. İnsanların geneli buna mübtela oldu. Artık kadınlarını bırakıp üreme yollarını kapadılar. (Ankebut/29) İşte bu şartlarda Allah onlara Lut'u gönderdi.

(Şuara/162) Lut, halkı Allah'tan sakınmaya, fuhuşu terk etmeye ve fıtrat yoluna geri dönmeye çağırdı ve onları bekleyen tehlikeyle uyardı. (Bu işin kötü akıbetinden ve Allah'ın azabından) korkuttu. Ama bu sadece onların isyanını artırdı ve cevap olarak şöyle dediler: "Eğer doğru söylüyorsan, Allah'ın azabını bize indir." Hakeza Lut'u şehirlerinden dışarı çıkarmakla tehdit edip şöyle dediler: "Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler." Hakeza şöyle dediler: "Kavminin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu."

2-Lut Kavminin Akıbeti
Lut (a.s) sürekli olarak insanları Allah yoluna, fıtrat kanuna uymaya ve fuhuşu terk etmeye davet etti. Ama onlar olduğu gibi çirkin işlerine davet ettiler. Sonunda tuğyan ve isyan ruhlarında yer etti ve azaba hak kazandılar. Bunun üzerine Allah onları helak etmek için yüce meleklerinden memurlar gönderdi. Melekler önce İbrahim'in (a.s) yanına gittiler ve Lut kavmini helak edeceklerine dair ilahi emri ona bildirdiler.

İbrahim onlarla tartıştı, onlarla konuştu ve onlardan azabı kaldırmaya çalıştı. İbrahim meleklere şöyle dedi: "Lut o topluluk arasında yaşamaktadır." Ama melekler ona Lut'un ve ailesinin konumunu daha iyi bildiklerini söylediler. Allah'ın emrinin kesin olarak geldiğini ve o halkın yok olacağına dair kesin azabın ineceğini haber verdiler. (Ankebut/32 ve Hud/76) Melekler daha sonra yeni yetme çocuklar şeklinde Lut'un yanına vardılar ve misafir şeklinde evine gittiler. Bu olay Lut'un ağrına gitti ve onların işi karşısında bir şey yapamadı.

Çünkü kavminin çok geçmeden onlara saldıracağını ve onlardan asla el çekmeyeceğini biliyordu. Çok geçmeden halk olayı işitti ve hızla büyük bir sevinçle Lut'un evine vardılar ve evine saldırdılar. Lut (a.s) evinden dışarı çıktı. Gücü yettiğince onlara nasihat etti. Onların erkeklik gururunu tahrik etmeye çalıştı. Hatta kızlarını onlarla evlendirmeye teşvik etti ve şöyle buyurdu: "Ey kavmim! Bunlar benim kızlarımdır, onlar sizler için daha temizdir.

O halde Allah'tan korkun, beni misafirlerim önünde rezil etmeyin." Daha sonra yüksek sesle yardım dileyerek şöyle buyurdu: "Acaba sizler arasında rüşde ermiş anlayışlı kimse yok mudur?" Ama halk onun kızlarına ihtiyaçlarının olmadığını ve hiçbir şekilde misafirlerinden el çekmeyeceklerini bildirdi. Sonunda Lut ümidini kaybetti ve şöyle buyurdu: "Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam" dedi."

Bu esnada melekler şöyle dediler: "Ey Lut! Biz rabbinin melekleriyiz, sen üzülme! Bu kavmin asla sana dokunamaz." Bunun üzerine o topluluğun gözlerinin nurunu aldılar ve topluluk gözleri görmez bir şekilde etrafa dağıldılar. (Kamer/37) Bunun üzerine melekler Lut'a (a.s) aynı gece, gecenin belli bir kesiminden sonra ailesiyle birlikte hareket etmesini, kendisinin de onların ardısıra gitmesini ve asla arkalarına bakmamalarını emretti.

Lut sadece karısını geride bıraktı. Zira ona da halka ulaşan azap inecekti. Ona halkın sabah erkenden helak olacağını haber verdiler. (Hud/81 ve Hicr/66) Güneş doğunca korkunç bir ses Lut kavmini çepe çevre kuşattı. Allah rabbinin nezdinde nişanesi bulunan topraktan taşları onlar için yağdırdı, şehirleri başlarına yıkıldı ve onları altüst etti. Şehirde olan bütün müminler kurtuldu. Orada sadece Müslüman olan Lut'un evi idi. Böylece o topraklarda acıklı azaptan korkan kimseler için bir takım nişaneler bıraktı. (Zariyat/37 ve diğer ayetler)

İman ve İslam'ın Lut (a.s) ailesine özgü olduğu ve azabın Lut kavminin tümünü kapsadığının delili ise evvela şudur: Bütün kavim kafir olmuştu. İkinci olarak fuhuş sadece erkekleri arasında yaygın değildi. Zira eğer böyle olsaydı, kadınlar fuhuştan münezzeh olurlardı.

Ayrıca Lut onları fıtrat, sünnet ve kadın ve erkek bağını oluşturan yaratılış kanununa davet ediyordu. Tabiatıyla kadınlardan bir grubu da Lut'a itaat etmiş, etrafına toplanmış ve ona iman etmişlerdi. Oysa bu konuda münezzeh olan Allah'ın kitabında hiçbir şey yer almamıştır. Bu nükte önceki rivayetlerde yer alan konuyu da teyit etmekte ve onlar arasında fuhuşun yaygınlaştığını, erkeklerin erkeklerle livata etmekle yetindiğini, kadınların da birbiriyle lezbiyen ilişkilere girdiğini bildirmektedir.

3-Lut'un Manevi Şahsiyeti
Lut (a.s) Allah'ın mu'tefikat halkına, yanı Sadom ve ona bağlı şehirlere gönderdiği bir elçisiydi. Söylendiğine göre mu'tefikat şunlardan ibarettir: Sadom, Amure, Suğer ve Sabuyim. Allah Hz. Lut'u da değerli Peygamberlerin niteliği hakkında buyurduğu tüm manevi makamlara ortak kılmıştır. Ona özgü sıfatlar hakkında da şöyle buyurmuştur: "Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti. Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi."

4-Tevrat'ta Lut ve Kavmi
Tevrat Lut'un, Ebram'ın (İbrahim'in) yiğeni Haran b. Tarih'in oğlu olduğunu söylemektedir. O İbrahim ile Urkeldaniyan şehrinde Tarih'in evinde yaşıyordu. Bir müddet sonra Tarih Ken'anlılar toprağına gitmek için Urkeldaniyan'dan hicret etti. Tarih Ebram ve Lut ile birlikte Harran şehrinde yerleşti ve orada vefat etti. Daha sonra Ebram, rabbin emriyle Lut ile birlikte bir çok mal ve Harran'da elde ettiği sayısız kölelerle birlikte o şehiri terk etti ve Ken'an diyarına geldi. O sürekli olarak güneye doğru göç ediyordu ve böylece Mısır'a geldi ve oradan da güneye Beyt-i İl'e doğru yola koyuldu ve orada ikamet etti.

İbrahim ile birlikte olan Lut'unda kendisine ait koyunları, inekleri ve çadırları vardı. O bölge bu iki kişinin oturmasına müsait değildi. Sürü çobanları arasında anlaşmazlık çıktı. İbrahim ve Lut da çatışmayı önlemek için birbirinden ayrıldılar. Lut Ürdün vadisini tercih etti ve bu vadinin şehirlerine yerleşti. Çadırlarını Sadom'a intikal ettirdi. Sadom ehli kötü, rableri karşısında çok hatakar ve günahkar bir topluluktu. Pedram ise çadırlarını naklettirdi ve Cehrum'daki Beluçistan-i Mumareke'de ikamet etti.

Daha sonra bir taraftan Sadom, Gamora, İdme, Sebuyim ve Sevger hükümdarları arasında ve bir yandan da dört komşu hükümdarları arasında çatışma oldu. Bu savaşta Sadom ve kendisiyle ittifak halinde olan padişahlar yenildi. Düşman Sadom ve Gamora kavminin tüm mallarına ve yiyeceklerine el koydu. Lut da diğerleriyle esir düştü. Tüm varlığı yağmalandı. Ebram (İbrahim) bundan haberdar oldu. Üç yüzden fazla köleleriyle kıyam ederek onlarla savaştı, onları yendi. Lut ve tüm malını esaret ve yağmadan kurtardı. Onu ikamet ettiği mekana geri gönderdi.

(Tevrat'ta Lut Kavminin Başlangıcının Özeti)
Tevrat şöyle diyor: "Ve Memre meşeliğinde rab ona (İbrahim'e) göründü ve o günün sıcağında çadırın kapısında oturuyordu ve gözlerini kaldırıp baktı ve işte karşısında üç adam duruyordu ve onları görünce çadırın kapısından onları karşılamaya koştu ve yere kadar eğildi ve dedi: "Ey efendim! Eğer şimdi gözünde lütuf buldumsa kulunun yanında kalmadan geçme. Şimdi biraz su getirilsin ve ayaklarınızı yıkayın ve ağaç altında dinlenin.

Bir parça ekmek getireyim ve ondan sonra geçersiniz. Madem ki kulunuza geldiniz. Ve dediler: "Söylediğin gibi olsun. Öyle yap." Ve İbrahim çadıra, Sara'nın yanına seğirtip dedi: "Çabuk üç ölçek has un hazırla, yoğur ve pide yap ve İbrahim sığırlara koştu ve körpe ve iyi bir buzağı alıp uşağına verdi ve onu hazırlamakta acele etti ve ayran ile süt ve hazırladığı buzağıyı alıp önlerine koydu ve kendisi yanlarında ağaç altında durdu. Onlar da yediler ve ona dediler: "karın Sara nerede?" Ve dedi: "İşte çadırda" ve o dedi: "Gelecek sene bu mevsimde mutlaka senin yanına döneceğim ve işte karın Sara'nın bir oğlu olacaktır. Sara onun arkasında olan çadırın kapısında dinliyordu.

İbrahim ve Sara kocamış ve yaşlanmışlardı. Sara adetten kesilmişti ve Sara, "İhtiyar olduktan sonra bana sevinç olur mu? Efendim de kocamıştır" diyerek içinden güldü ve Rab İbrahim'e dedi: "Sara gerçekten doğuracak mıyım ve ben kocadım" diyerek niçin güldü? Rab için imkansız bir şey var mıdır? Belirlenen vakitte gelecek sene bu mevsimde yanına döneceğim ve Sara'nın bir oğlu olacaktır ve Sara: "Gülmedim" diyerek inkar etti. Çünkü korktu. Ve o: "Hayır, fakat güldün" dedi.

Ve adamlar oradan kalktılar ve Sadom'a doğru baktılar ve İbrahim onları geçirmek için beraber gidiyordu ve Rab dedi: "Ben yapmakta olduğum şeyi İbrahim'den gizleyecek miyim? Çünkü İbrahim gerçekten büyük ve kuvvetli bir millet olacak ve yeryüzünün bütün milletleri onda mübarek kılınacaklardır.

Kendisinden sonra oğullarına ve ev halkına salah ve adalet yapmak için rabbin yolunu tutmalarını emretsin diye onu tanıdım." Ta ki rab onun hakkında söylemiş olduğu şeyi İbrahim'in üzerine getirdi. Ve Rab dedi: "Sadom ve Gamora'nın feryadı büyük ve onların günahı çok ağır oldu. Şimdi ineceğim ve bana gelen feryadına göre tamamen yaptılar mı göreceğim ve yapmadılarsa bileceğim.

Ve adamlar oradan dönüp Sadom'a doğru gittiler. Fakat İbrahim hala rabbin önünde duruyordu ve İbrahim yaklaşıp dedi: "İyiyi kötü ile beraber yok edecek misin? Belki şehrin içinde elli iyi vardır. İçinde olan elli iyi için bağışlamayıp yeri yok edecek misin? Böyle yapmak senden ırak olsun. İyi de kötü gibi olsun diye iyiyi kötü ile beraber öldürmek senden ırak olsun. Bütün dünyanın hakimi adalet yapmaz mı?" Ve rab dedi: Eğer Sadom'da şehrin içinde elli iyi bulursam, bütün yeri onların hatırı için bağışlayacağım" ve İbrahim cevap verip dedi:

"Ben toz ve külüm ve işte şimdi Rabbe söylemeyi üzerime aldım. Belki elli iyiden beşi eksiktir, beş kişi için bütün şehri harap edecek misin?" Rab dedi: "Eğer orada kırk beş kişi bulursam harap etmeyeceğim." Bir kere daha ona söyleyip dedi: "Belki orada kırk kişi bulunur ve dedi: "Kırk kişinin hatırı için yapmayacağım." Ve dedi:

"Şimdi rab darılmasın ve söyleyeceğim: "Belki orada otuz kişi bulunur." Ve dedi: "Eğer orada otuz kişi bulursam yapmayacağım." Ve dedi: "İşte şimdi rabbe söylemeyi üzerime aldım. Belki orada yirmi kişi bulunur." Ve dedi: "Yirmi kişinin hatırı için harap etmeyeceğim." Ve dedi: "Şimdi rab darılmasın ve ancak bir kere daha söyleceğim. Orada on kişi bulunur." Ve dedi: "On kişinin hatırı için harap etmeyeceğim." Ve Rab İbrahim ile konuşmayı bitirince gitti. İbrahim de yerine döndü.