Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


10-Hücceti Tamamlamak



10-Hücceti Tamamlamak

Kur'an:
"Müjdeleyici ve sakındırıcı peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah izzet ve hikmet sahibidir."
Bak. En'am suresi, 130. Ayet; Mulk suresi, 8-10. Ayetler
19485. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, Resullerini kendilerine özgü kıldığı vahiyleriyle gönderdi. Onları kulları üzerine hüccet karar kıldı ki, böylece uyarılmadıkları hakkında bahane peşinde koşmasınlar. Böylece insanları doğru dil (bu elçiler) vesileyle hak yola davet etti."

19486. İmam Sadık (a.s), nübuvvetin felsefesi hakkında soru sorulunca şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerden sonra, insanlar için Allah karşısında bir bahane kalmasın ve, "Bizi müjdeleyip uyaran ve insanlara Allah'ın hüccetini tamamlasın diye peygamberler gönderilmiştir." Aziz ve celil olan Allah'ın cehennem bekçilerinden naklen cehennem ehli karşısında, Peygamberlerin ve elçilerin varlığını hüccet göstererek şöyle buyurduğunu işitmiyor musun:

"Sizler için uyarıcı gelmedi mi?"
19487. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah, Peygamberleri yaratıkları üzerine yetkin bir hüccet olsunlar ve onlara gönderdiği elçileri üzerlerine şahitleri olsunlar diye göndermiştir. Allah, insanlar içinde helak olanlar delil üzere helak olsun ve ihya olanlar da delil üzere ihya olsun, kullar rableri hakkında bilmediklerini bilsinler diye Peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir. Neticede inkar ettikleri Allah'ın rububiyetini tanısınlar ve şirk koştukları Allah'ın uluhuyetini birleyerek kabul etsinler."

19488. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in onun kulu; buyruğunu yerine getirmek, hücceti tamamlamak, kullarının sakınmalarını sağlamak için gönderdiği elçisi olduğuna şahadet ederim."

Felsefi Bahis
"Genel olarak Peygamberlik meselesi, peygamberliğin düzenlenmiş ve yasalaştırılmış hüküm ve kanunların tebliğine yönelik bir misyon olması ve bunların da itibari olgular olmaları, yani gerçek birer olgu olmamaları nedeniyle, kemali bir meseledir, felsefi değildir. Çünkü felsefi araştırmalar varlıkların objeler dünyasındaki oluşları ile ve somut gerçekleriyle ilgilenir. İtibari ve farzi olgularla ilgilenmez.

Ne var ki, Peygamberlik meselesi, bir başka açıdan felsefidir, felsefi bir araştırmanın konusu olabilecek niteliktedir. Şöyle ki: Temel öğretiler, ahlaki ve pratik hükümler gibi dinsel prensipler, insan nefsi ile ilintilidirler. Çünkü nefiste kökleşmiş sağlam bilgiler ya da köklü karakterler, hallere dönüşmeler sözkonusudur. Bu bilgi ve karakterler insan nefsi için birer şekil oluştururlar. Mutluluğa ya da mutsuzluğa,

Allah'a yakın ya da uzak olmaya doğru giden yolu belirlemede etkin rol oynarlar. Çünkü insanoğlu, salih ameller, gerçek ve doğru inançlar aracılığı ile nefsi için bir takım kemal nitelikler edinir ve bu nitelikler de ancak kendisi içni önceden hazırlanan Allah katındaki yakınlık ve gözdelik makamlarıyla, ilahi hoşnutluk ve göz kamaştırıcı cennet ödülleriyle ilintilidir. Yıkıcı ameller, batıl ve saçma-sapan inançlar aracılığı ile de, nefsi için bir takım şekiller edinir.

Bunlar da ancak geçici dünya ve fani süsleri ile ilintilidir. İşte bunlar insan dünyadan ayrıldıktan ve seçme imkanını kaybettikten sonra, hüsran yurduna, ateşten barınağa sürünklerler insanı. Kuşkusuz bu gerçekliği bulunan bir yolculuktur.
Şu halde Peygamberlik gerçek bir mesledir. Önceki açıklamalarımızda değindiğimiz ve Allah'ın kitabından algıladığımız kanıtsa, gerçekliği bulunan kesin bir kanıt ve akli burhandır, nakli değildir.

Bunu şöyle açıklayabiliriz: Amel vasıtasıyla gerçekleşen bu şekiller, kemale doğru giden yola hareket eden insanın nefsi ile ilintilidir. İnsanın gerçek bir canlı türü, gerçekliği bulunan bir varlık ve bir takım gerçekliği bulunan sonuçlara kaynak olduğu hususunda şüphe yoktur. Varlıkların kemallerine doğru hareket etmelerini sağlayan sebepler insana da varoluşunun son kemal noktasına erişme yeteneği bahşetmiştir. Bu olguyu deneyim ve somut kanıtların tanıklığıyla algılıyoruz.

Yüce Allah'ın, bağışı ve feyzi eksiksiz olduğu için, her nefse kemale erişmesine elverişli bir bağışta bulunması, ona bu yeteneği bahşetmesi gerekir. Kemale doğru içinde bulunan eğilim, bu ilahi bağış sayesinde kuvveden fiile geçer ki, biz buna mutluluk diyoruz. Ancak bunun için kişinin güzel sıfatlara, faziletli ve ılımlı karakterlere sahip olması kaçınılmazdır. Eğer kişi, alçaltıcı, rezil niteliklere, aşağılayıcı karakterlere sahipse, kemale yatkın bu içindeki dürtüler onu mutsuzluğa, bedhatlığa sürükler.

Şayet bu karakterler ve ruhsal şekillerin yapıcılık-bozgunculuk, korku-ümit, faydalı şeyleri arzulama-zararlı şeylerden kaçma, inancından kaynaklanan isteğe bağlı fiiller aracılığı ile olmuş olması söz konusu bağışın dinsel davet ile müjdeleme ve uyarma ile, korkutma ve umutlandırma ile iltintili olmasını gerektirir. Ki, müminler için bir şifa olsun, böylece mutlulukları için de öngörülen kemale ersinler. Zalimler için de bir yıkım,

bir hüsran olsun, böylece bedbahtlıkları için de öngörülen kemale doğru yol alsınlar. Davet için, bu işi yapacak bir davetçinin olması şarttır. Bu da Allah tarafından görevlendirilmiş Peygamberden başkası değildir. (Böylece genel peygamberlik meselesi ile ilgili felsefi inceleme doğmuş oldu.)

Eğer desen ki: Davet için, aklın insanı, hak nitelikli inanç ve ammellere uymaya, iyilik ve takva yolunda hareket etmeye çağırması yeterlidir. Ayrıca Peygamber göndermeye ne gerek vardır?

Senin bu yaklaşımına cevap olarak derim ki: Bu dediğin şeylere davet eden, bu tür tavırların sergilenmesini emreden akıl, güzellikle ve çirkinlikle hükmeden pratik akıldır. Daha önce de vurguladığımız gibi, varlıkların gerçekliklerini kavrayan teorik akıl değildir. Pratik akıl, değerlendirmelerinin, hükümlerinin önermelerini içsel algılardan edinir. İlk halinden itibaren insanın iç dünyasında bulunan algılar, şehevi ve öfkesel içgüdülerin algılarıdır.

Fakat kutsal idrak gücü ise, o sırada henüz kuvveden fiile geçmemiştir. Daha önce de söylediğimiz gibi, fıtri algılar insanlar arasında anlaşmazlığa yol açar. Ve fiili olarak insanda varolan algılar şimdilik kuvva halinde olan gücün bil fiil olmasına izin vermez. Bunu insanın pratik halinden somut olarak gözlemleyebiliriz.

Çünkü olumlu ve yapıcı bir eğitim sistemini, bir terbiye sürecini yitiren herhangi bir topluluk ya da birey çok geçmeden, kendilerinde akıl bulunduğu ve fıtratın hükmü üzerlerinde geçerli olduğu halde barbarlArşırlar, vahşileşirler. Dolayısıyla, yüce Allah'ın insana bahşetiği aklın, Peygamberlik misyonuyla desteklemesinden başka seçenek yoktur."
Bak. 97. Konu, el-Huccet

3771. Bölüm
Nübuvvet ve Tarih

Bütün Peygamberlere İnanmanın Farz Oluşu

Kur'an:
"Şüphesiz biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı buluna gelmiştir."
"Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve (Yakub'un evlatlarından 12) torunlarına indirilene, Mûsa'ya İsa'ya ve Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek iman ettik, biz O'na teslim olanlarız" deyin."

"Allah'ı ve peygamberlerini küfreden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen "Bir kısmına inanır bir kısmını küfrederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu. İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azâb hazırlamışızdır."

19489. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah kullarını gönderilmiş elçilerden, indirilmiş kitaptan, gerekli bir hüccetten ve apaçık doğru yolu göstermekten mahrum bırakmamıştır. Sayıları-nın azlığı ve yalanlayıcılarının çokluğu peygamberleri engellememiştir. Önce gelen bir sonrakini, sonra gelen öncekini tanıtmıştır."

19490. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adem'in ruhunu kabzettikten sonra da kullarını Rabbani hüccetlerinden ve kendi marifetiyle kulları arasındaki bağdan mahrum bırakmadı. Seç-tiği peygamberlerinin dilinden gönderdiği hüccetleri vesilesiyle birbiri ardınca her dönemde mesajlarını insanlara ulaştırmış ve insanlarla ahitleşmiştir. Peygamberimiz Muhammed (s.a.a) vesilesiyle de hüccet tamam olmuş ve hiç bir mazeret yeri kalmamıştır."

19491. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Onlardan biri gidince, diğeri Allah'ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir. Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı."
19492. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki eğer herkim İsa b. Meryem'i inkar eder de diğer Peygamberlerin risaletini itiraf ederse, iman etmemiştir."

3772. Bölüm
Peygamberlerin (a.s) Kısımları

Kur'an:
"Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, hikmet sahibidir."
19493. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberler (vahyi işitme açısından) beş kısımdır. Onlardan bazısı zincir sesine benzer bir ses duyar ve ondan maksadın ne olduğunu anlar. Onlardan bazısına uykuda haber verilir. Tıpkı Yusuf ve İbrahim gibi. Onlardan bazısı ise görür, bazısının kalbine vurulur ve kulağına atılır."

19494. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberler ve elçiler dört kısımdır: Bir Peygamber, sadece kendisinin Peygamberidir, başkalarına sirayet etmez, bir Peygamber rüyada görür ve ses işitir ve onu uyanıkken görmez. Hiç kimseye de gönderilmemiştir, kendisinin imamı ve önderi vardır. Nitekim İbrahim (a.s), Lut'un (a.s) imamıydı. Bir Peygamber de uykuda görür, ses işitir, meleği görür, az veya çok gruba gönderilmiştir. Tıpkı Allah'ın hakkında,

"Biz onu yüz bin veya daha fazla kimseye gönderdik" diye buyurduğu Yunus gibi." İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurmuştur: "veya daha fazla" sözünden maksat ise otuz bin kişidir. (Yani yüz otuz bin kişi idiler) Yunus'un da imamı ve önderi vardı. Bir Peygamber de uyku aleminde görür, ses işitir, uyanıkken müşahade eder ve aynı zamanda da imamdır. Tıpkı Ulu'l-Azm peygamberleri gibi. İbrahim (a.s) ilk önce, sadece Peygamber idi ve Allah-u Teala şöyle buyuruncaya kadar da imam değildi: "Şüphesiz ben seni insanlara imam kıldım"

Bak. El-Kafi, 1/174, Tabakat'ul Enbiya bölümü, ve s. 176, el-fark, beyne'r resul ve'n nebiyy ve'l muhades Bölümü; el-Bihar, 18/244, 2. Bölüm; el-Mizan, 2/139, Kelam fi'n Nubuvvet

3773. Bölüm
Peygamberlerin Sayısı

19495. Resulullah (s.a.a), kendisine Peygamberlerin sayısını soran Ebu Zer'e şöyle buyurmuştur: "Yüz yirmi dört bin Peygamberdir." Ben (Ebu Zer) şöyle arzettim: "Onlardan kaç kişisi resul (elçi) idi?" Peygamber şöyle buyurdu: "Bir çoğu, üç yüz on üç kişi." Ben şöyle arzettim: "Peygamberlerin ilki kimdi?" Peygamber şöyle buyurdu: "Adem."
19496. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah yüz yirmi dört bin Peygamber yaratmıştır ki ben -kendimi övüyorum. Allah nezdinde onların en yücesiyim. Aziz ve celil olan Allah yüz yirmi dört bin vasi yaratmıştır ki Ali de Allah nezdinde onların en yücesi ve üstünüdür. "

19497. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Peygamberler yüz yirmi dört bin kişidir. Resul olan elçiler yüz on üç kişidir. Adem de kendisiyle konuşulan bir Peygamberdi."
19498. Resulullah (s.a.a), peygamberlerin sayısı hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Yüz yirmi dört bin Peygamber vardır. Bunlardan büyük bir kısmı, yani üçyüz onbeş kişisi Resul idiler."

19499. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben, sekiz bin Peygamberin belinde gönderildim ki, onlardan dört bin kişisi İsrailoğullarından idiler."
19500. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben bin veya daha fazla Peygamberin hatemiyim."
19501. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah yüz yirmi dört bin Peygamber göndermiştir."

Bir Açıklama
"Şüphesiz Kur'an-ı Kerim peygamberlerin sayılarının çok olduğunu, yüce Allah'ın onların tümüne kitabında yer vermediğini açık bir şekilde dile getirmektedir: "Andolsun, biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp anlattık ve kimini anlatmadık." Ve diğer ayetler. Yüce Allah'ın kitabında isimlerini anarak kıssalarını aktardığı Peygamberlerin sayısı yirmi küsürdür. "

1-)Adem, 2-)Nuh, 3-)İdris, 4-)Hud, 5-)Salih, 6-)İbrahim, 7-)Lut, 8-)İsmail, 9-)el-Yesa, 10-)Zülkifl, 11-)İlyas, 12-)Yunus, 13-)İshak, 14-)Yakub, 15-)Yusuf, 16-)Şuayb, 17-)Musa, 18-)Harun, 19-)Davud, 20-)Süleyman, 21-)Eyyub, 22-)Zekeriyya, 23-)Yahya, 24-)İsmail Sadik'ul-Va'd, 25-)İsa, 26-) Muhammed (s.a.a.)

Bazı Peygamberlerin ise ismi geçmiyor, ima ve kinaye yoluyla kendilerine işaret edilmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, Peygamberden birine; "Bize bir melik gönder"; demişlerdi." "Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini…" "Hani onlara iki elçi göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de iki elçiyi bir üçücüyle güçlendirdik."

"Derken katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular." "Ve torunlarına" Ayrıca Hz. Musa ile arkadaşlık eden genç gibi, Peygamber olup olmadığı açıklanmayan kimselerden de sözedilmektedir: "Hani Musa genç yardımcısına demişti." Yine Zulkarneyn, Meryem'in babası İmran ve Uzeyr gibi adı geçmekle beraber Peygamberliklerinden sözedilmeyen kismeler de zikredilmiştir.


Kısacası, Kur'an-ı Kerim Peygamberlerin sayısını vermemeiştir ki, bunu bir ölçü olarak alalım. Rivayetler arasında Peygamberlerin sayısına ilişkin ifadeler ise, metinleri birbirinden farklı ahad haberlerdir. Bunlar arasında en meşhur olanı Ebuzer'in Resulullah efendimize (s.a.a) dayandırdığı şu hadistir: "Yüz yirmi dört bin Peygamber gönderilmiştşir. Bunların üç yüz on üç tanesi Resuldür."
Bak. Ed-Durr'ul Mensur, 2/746; el-Bihar, 11/13, ve s. 41, 43 ve s. 43, 48, ve s. 58/61

3774. Bölüm
Ulu'l-Azm Peygamberleri

Kur'an:
"Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; küfredenler için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?"
19502. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ul'ul-Azm Peygamberleri beş kişidirler: Nuh, İbrahim, İsa, Musa ve Muhammed (Allah'ın rahmeti hepsinin üzerine olsun)"

19503. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s), ashabına şöyle buyurmuştur: "Peygamberler arasında beş kişi Ulu'l-Azm peygamberleridir." Ben şöyle arzettim: "Onlar kimlerdir?" İmam şöyle buyurdu: "Nuh, İbrahim, İsa, Musa ve Muhammed (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun)" Ben şöyle arzettim: "Ulu'l-Azm'in manası nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Yani yeryüzünün doğu ve batısındaki bütün insanlara ve cinlere gönderilmiş kimse demektir."

19504. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nebilerin ve Resullerin efendisi beş kişidir ve onlar Ulu'l-Azm Peygamberleridir. Nübuvvetin (değirmen taşı) onların etrafında döner: (Onlar şunlardır:) Nuh, İbrahim, İsa, Musa, Muhammed (Allah'ın selam ve rahmeti Muhammed'e, Ehl-i Beytine ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun.)"

19505. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Azim sahibi olan elçilerin sabrettiği gibi sen de sabret" ayetini soran Sema'a b. Mihran'a şöyle buyurmuştur: "Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (s.a.a)." Ben, (Sema'a) şöyle arzettim: "Onlar, neden Ulu'l-Azm oldular?" İmam şöyle buyurdu: "Zira Nuh bir kitap ve şeriat ile gönderildi. Nuh'tan sonra gelen her Peygamber de Nuh'un kitabını, şeriatını ve yolunu takip etti. Sonunda İbrahim (a.s) Suhuf ve Nuh'un kitabını terk etme azimetiyle gönderildi. Elbette Ona küfrederek değil."

19506. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ulu'l-Azm peygamberleri bir şeriat ve azim sahibi oldukları hasebiyle Ulu'l-Azm olarak adlandırılmışlardır. Çünkü Nuh'tan (a.s) sonra, İbrahim Halil'in zamanına kadar her Peygamber, onun şeriatine, metoduna ve yoluna uymuştur. İbrahim zamanındaki ve sonrasındaki tüm Peygamberler (Musa'nın zamanına kadar) İbrahim'in şeriat ve yoluna uymuş, onun kitabına tabi olmuşlardır.

Daha sonra İsa'nın zamanına kadar Musa zamanında ve sonrasındaki bütün Peygamberler de Musa'nın şeriatına ve yoluna uymuş ve kitabına tabi olmuşlardır. Daha sonra Peygamberimiz Muhammed'in (s.a.a) zamanına kadar Musa zamanındaki ve sonrasındaki Peygamberler de İsa'nın (a.s) şeriatına ve yoluna uymuşlar ve tabi olmuşlardır. Bu beş kişi Ulu'l-Azm peygamberleridir. Bu yüzden de Nebilerin ve Resullerin en üstünleridirler."

3775. Bölü
Peygamberlerin (a.s) Babası


19507. İmam Ali (a.s), Peygamberlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmıştır. Yüce sülbten, temiz kılınmış rahimlere aktarmıştır. Onlardan biri gidince, diğeri Allah'ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir. Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce madenler kaynağından,

en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkardığı eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır."
19508. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ve yine şahadet ederim ki Muhammed de O'nun kulu ve elçisi, kullarının seçkinidir. Allah kullarını iki bölüğe ayırdığından, peygamberini o iki bölükten en iyisinde karar kılmıştır. O bölükte ne zina eden, ne de kötülük yoluna gidenler vardır."

19509. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben meşru bir evlilik yoluyla dünyaya geldim. Gayri meşru ve zina yoluyla doğmadım. Adem'in zamanından beri cahiliyye döneminin nameşru sünnetleri ve zina benim soyumu kirletmemiştir ve sadece temiz bir yoldan dünyaya geldim."

19510. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben Adem'in zamanından beri, meşru yolla ve zinaya bulaşmaksızın doğdum."
19511. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biz tahir sırtlar ve temiz rahimlere intikal ettik."
19512. Mecme'ul-Beyan'da, "amaz kılanlar arasında bulunduğunu" ayetinin tefsirinde şöyle yer almıştır: "Bir görüşe göre bu ayetin anlamı şudur: "Peygamberden peygambere, tevhide inanan kimselerin sülbünde intikal ediyordun.

Sonunda Allah seni peygamber olarak dünyaya getirdi." Bu konuyu Ata ve İkrime İbn-i Abbas nakletmiştir. Ve İmam Bakır ve İmam Sadık'tan (a.s) rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuşlardır: "Yani bir peygamberin sülbünden başka bir peygamberin sülbüne nakloluyordu. Sonunda onu babasının sülbünden dünyaya getirdi ki Adem zamanından beri sürekli bir biri ardınca meşru evlilik gerçekleşiyor, hiçbir zinaya ve gayri meşru evliliye bulaşmıyordu."

19513. İmam Bakır (a.s), "Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören Allah" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Senin Allah'ın emriyle kalktığını ve birbiri ardınca peygamberlerin sırtlarında intikal ettiğini görmektedir."

3774. Bölüm
Peygamberliklerin Özellikleri

Kur'an:
"Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
"Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

19514. İmam Ali (a.s), Peygamberlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar, mustazaf bir topluluktu. Allah onları açlıkla denedi, meşakkatlere, korkulara uğratarak imtihan etti. Onları zorluklarla halis kıldı… İmran oğlu Musa, kardeşi Harun ile birlikte sırtlarında yünden elbiseler, ellerinde asalar olduğu halde Firavun'un yanına gittiler. Münezzeh olan Allah dileseydi, nebilerini gönderdiği zaman altın definelerini, altın madenlerini ihsan eder; bağlar, bahçeler verir; onların etrafına göğün uçan kuşlarını, yerin vahşi hayvanlarını toplardı.

Fakat bunu yapsaydı imtihan ortadan kalkar, cezalar boşa gider, vaatler yok olurdu...Fakat Allah, elçilerini iradelerinde güç sahibi kıldı, görenlere karşı hallerini zayıf gösterdi. Gözleri, gönülleri dolduran bir kanaat, kulaklara ve gözlere eza olan bir yokluk verdi."
19515. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah peygamberleri gönderince, onları altın ve gümüşle göndermedi. Aksine onları söz (sermayesi) ile gönderdi."
19516. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz biz Peygamberler topluluğu insanlara akılları miktarınca konuşmakla emrolunduk."

19517. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü hiçbir zaman insanlarla kendi aklı derinliğince sohbet etmedi. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamberler grubu insanlarla kendi akılları miktarınca konuşmakla emrolunduk."
19518. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah gönderdiği her Peygamber ve vasiyi mutlaka cömert olarak göndermiştir."

19519. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah her Peygamberi güzel bir sesle gönderdi."
19520. Katade şöyle diyor: "Allah her Peygamberi güzel yüz ve güzel sesle göndermiştir."
19521. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah her Peygamberi kavminin diliyle göndermiştir."
19522. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah her Peygamberi genç olarak göndermiştir."
19523. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerin rüyası vahiydir."

19524. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerin gözleri uyur ama kalpleri uyumaz."
19525. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamberler cemaatinin, gözleri uyur, ama kalpleri uyumaz."
19526. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamberler grubunun gözleri uyur, ama kalpleri uyumaz. Arkamızı da önümüz gibi görürüz."

19527. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Gözlerim uyur, ama kalbim uyumaz."
19528. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Peygambere savaş aletlerini kuşanıp insanlar arasında düşmana doğru hareket emrini verdiğinde, onlarla savaşıncaya kadar (kararından) dönmesi yakışmaz."

19529. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Savaş elbisesini giyen Peygambere aziz ve celil olan Allah kendisiyle düşmanları arasında hüküm verinceye kadar savaş aletlerini yere bırakması (barışması) yakışmaz."
19530. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Peygamber savaş elbiselerini giyince, onunla savaşıncaya dek yere bırakma hakkına sahip değildir."

19531. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en belalası ve sıkıntılı olanları Peygamberlerdir. (Allah'ın rahmeti tümünün üzerine olsun.) Daha sonra da, ondan sonra gelenler ve daha sonra ondan sonraki mertebede yer alanlar ve daha sonraki aşamada olanlardır."

19532. İmam Bakır (a.s), "Allah'ım senden helal rızık diliyorum" diyen bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Sen Peygamberlerin yiyeceğini diledin! Sen şöyle de: "Allah'ım! Şüphesiz ben senden temiz ve geniş olan rızkını diliyorum."
19533. İmam Sadık, (a.s), "Allah'ım senden temiz rızkı diliyorum" diyen bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Heyhat! Heyhat! Bu Peygamberlerin rızkıdır. (Sen böyle dileme) Aksine, rabbinden kıyamet günü seni onunla azaplandırmayacağı rızkı dile.

Heyhat! Allah şöyle buyurmuştur: "Ey Resuller! (rızkın) temizlerinden yiyiniz ve salih amelde bulununuz."
19534. İmam Sadık (a.s), "Ey Resuller! (rızkın) temizlerinden yiyiniz" ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Maksat helal rızıktır."
Bak. Er-Rızk, 1502. Bölüm; el-Bela, 397. Bölüm

3777. Bölüm
Peygamberler ve Çobanlık

19535. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her Peygamber, koyunları gütmüştür."
19536. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın gönderdiği her Peygamber mutlaka koyunları gütmüştür." Kendisine şöyle arzettiler: "Siz de mi Allah Resulü?" Peygamber şöyle buyurdu: "Ben de Mekke halkı için kararit'de çobanlık ettim."
19537. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah gönderdiği her Peygamberi böylece kendisine insanları idare etmeyi öğretmek için hayvanlara çobanlık ettirmiştir."

19538. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Davud koyunları otlattığı bir sırada Peygamber olarak gönderildi. Musa da koyunları otlattığı birr halde peygamber olarak gönderildi. Ben de kendi ailem için Ciyad'da koyunları otlattığım bir halde Peygamber olarak gönderildim."

19539. Ammar şöyle diyor: "Ben ailemin koyunlarını otlatıyordum. Muhammed (s.a.a) de koyunları otlatıyordu. Ben ona şöyle dedim: "Feh bölgesine gidelim mi? Çünkü ben orada otlak ve sulak bir yer biliyorum." O şöyle dedi: "Evet." Ertesi gün, Feh bölgesine gittim. Muhamemd'in (s.a.a) benden daha önce geldiğini, durduğunu ve koyunlarını otlaktan uzaklaştırdığını gördüm." O şöyle dedi: "Seninle vaadleştiğim için senden önce koyunları otlatmayı istemedim."

19540. Cabir b. Abdullah şöyle diyor: "Biz Merr'iz-Zehran'da Allah Resulü (s.a.a) ile birlikte idik. O hazret, koyun otlatıyordu. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Onların siyah olanını seçiniz. Çünkü daha iyi ve daha lezzetlidir." Ashap şöyle arzettiler: "Koyun mu otlattınız?" Peygamber şöyle buyurdu: "Evet, gönderilen her Peygamber mutlaka koyun otlatmıştır."
19541. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Adem (a.s) çiftçi, İdris terzi, Nuh marangoz, Hud tüccar, İbrahim çoban, Davud zırhçı, Süleyman sepetçi, Musa işçi, İsa seyyah (dünyayı dolaşan) ve Muhammed (s.a.a) ise rızkını mızrağının altına koyan cesur bir kimseydi."
Bak. Ez-Ziraat, 1574. Bölüm

3778. Bölüm
Peygamberlerin Ahlakı

19542. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dört haslet Peygamberlerin ahlakındandır: İyilik etmek, cömertçe davranmak, musibetlere sabretmek ve müminin hakkını eda etmek."
19543. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerin ahlakından biri de temizliktir."
19544. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "karşılaşırken güler yüzlü olmak ve buluştuğunda tokalaşmak, Peygamberlerin ve doğruların ahlakındandır."

19545. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kadınları sevmek Peygamberlerin ahlakındandır."
19546. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünyadan bana kadın ve güzel koku sevdirildi. Namaz da gözümün nuru karar kılındı."
19547. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güzel koku kullanmak Peygamberlerin ahlakından biridir."
19548. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güzel koku kullanmak Peygamberlerin ahlakındandır."
Bak. Es-Seha, 1775. Bölüm

3779. Bölüm
Peygamberlere En Yakın Olan Kimseler

Kur'an:
"Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir. Allah iman edenlerin dostudur."
19549. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan peygamberlere en yakın olan, onların buyruklarına en çok uyan kimsedir."
19550. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan Allah'ın Peygamberlerine en çok benzeyenler onların en çok hakkı söyleyeni ve en çok hak ile amel edenidir."

19551. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan nübuvvet derecesine en yakın olanlar mücahitler ve alimlerdir. Zira mücahitler Peygamberlerin getirdiği şeyler yolunda, cihat ederler. İlim ehli de insanları Peygamberlerin getirdiği şeylere hidayet ederler."
19552. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların peygamberlere en yakın olanları, onların (Allah tarafından) getirdiği şeyi en iyi bilenlerdir." İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: "Doğrusu İbrahim'e en yakın olanları, ona uyanlar, bu Peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir." İmam daha sonra şöyle buyurdu: Muhammed'in (s.a.a) dostu, Peygamber'e ak-rabalık bağı uzak olsa bile Allah'a itaat eden kimsedir; Muhammed'in düşmanı ise peygambere akrabalık bağı yakın olsa bile Allah'a isyan eden kimsedir."

19553. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlere tabi olan kimselerin kurtuluşu ne de büyüktür."
19554. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Doğrusu İbrahim'e en yakın olanları" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlardan maksat imamlar (a.s) ve onların takipçileridir."

19555. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki adeta Kaim'i görür gibiyim; sırtını Hacer'ül-Esved'e dayamış, Allah'a hakkı üzere ant içirmekte ve sonra şöyle demektedir: "Ey insanlar! Her kim Allah hakkında benimle tartışırsa, bilsin ki ben Allah'a daha yakınım. Ey insanlar! Herkim Adem hakkında benimle tartışırsa bilsin ki ben Adem'e daha yakınım. Ey insanlar! Herkim Nuh hakkında benimle tartışırsa bilsin ki ben Nuh'a daha yakınım. Ey insanlar! Herkim İbrahim hakkında benimle tartışırsa bilsin ki ben İbrahim'e daha yakınım."

19556. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kaim zuhur edip Mescid'ul-Haram'a girince, Ka'be'ye doğru durur, sırtını Makam'a verir, iki rekat namaz kılar, daha sonra kalkar ve şöyle der: "Ey insanlar! Ben insanlardan Adem'e en yakın olanıyım. Ey insanlar! Ben insanlardan İbrahim'e en yakın olanıyım.

Ey insanlar! Ben insanlardan İsmail'e en yakın olanıyım. Ey insanlar! Ben insanlardan Muhammed'e (s.a.a) en yakın olanıyım." Daha sonra iki ellerini göğe kaldırır, dua eder, yalvarıp yakarır, yüz üstü yere kapanır. Aziz ve celil olan Allah'ın şu sözü de bu anlamdadır: "Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren"

502. Konu

En-Nübüvvet(2)
Nübüvvet (2)
Özel Nübüvvet
1-Adem (a.s)

Bihar, 11-14, Ebvab-u Tarih'ul-Enbiya
Bihar, 11/97, Ebvab-u Kasas-u Adem ve Havva
Kenz'ul-Ummal, 6/125, 162; Halk'ul-Adem
Bihar, 11/218, 5. Bölüm; Tezvic-i Adem ve'l-Havva

3780. Bölüm
Adem (a.s)

Kur'an:
"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir."

"Hani Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti de melekler, "Orada fesat yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni devamlı takdis ediyoruz" dediler. Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. Ve Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi. Cevap verdiler "Sen münezzehsin,

öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen hem bilensin, hem hikmet sahibisin." Allah "Ey Adem! Onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah, "Ben göklerin ve yerin gaybini biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi."

19557. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar (tümü) Adem'in çocuklarıdır ve Adem de topraktandır."
19558. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Adem'i bütün yeryüzünden aldığı bir avuç topraktan yarattı. O halde Adem'in çocukları yerle uyumlu olarak yaratılmışlardır. Onlardan bazısı, kızıl derilidir, bazısı beyaz, bazısı siyah, bazısı bu renklerin ortası, bazısı yumuşak, bazısı kaba, bazısı temiz, bazısı kirli,

bazısı da bunların ortasında bir yerdedir."
19559. İmam Ali (a.s), Adem'in (a.s) yaratılışı hakkında şöyle buyurmuştur: "Sonra münezzeh Allah yerin sarpından ve yumuşağından, tatlısından ve tuzlusundan toprakları bir araya topladı, suyla karıştırıp halis bir kıvama getirdi. Nemlendirerek yapışkan hale getirdi. Bundan yönleri, ilişik yerleri, organları ve bölümleri olan bir suret (beti) yarattı. Pekişinceye kadar kurutmuş, belli ve sınırlı bir süre sıklaştırmıştır.

Sonra O'na ruhundan üfleyince kendini idare edecek zihni, tasarrufta bulunduğu fikirleri… tatları, kokuları, renkleri ve türleri ayıran bir bilgisi olan bir insan oluverdi. Ayrı renklerdeki topraklarla yoğruldu. Benzer ve zıtlarla birleşik hale getirildi. Soğuk-sıcak yaş ve kuru farklı unsurları ile yoğruldu."
19560. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adem, içinde temiz ve kötü toprağın bulunduğu yeryüzünün üst kısmından yaratılmıştır. Nitekim sen bütün bu sıfatları Ademoğlunda görmektesin."

19561. Resulullah (s.a.a), kendisine Adem'in neden Adem olarak adlandırıldığını soran İbn-i Selam'a şöyle buyurmuştur: "Çünkü Adem topraktan ve yeryüzünün üst tabakasından yaratılmıştır." Kendisine şöyle sordu: "Bu durumda acaba Adem, yeryüzünün bütün toprağından mı yaratıldı, yoksa bir topraktan mı?" Peygamber şöyle buyurdu: "Bütün topraktan. Eğer bir topraktan yaratılmış olsaydı, o zaman insanların yüzü birbirinden ayırt edilmez, hepsi aynı şekilde olurdu."

Başka birisi şöyle sordu: "O halde Ademoğullarının, dünyada benzerleri vardır." Peygamber şöyle buyurdu: "Evet, toprakta beyaz vardır, yeşil vardır, sarı vardır, toprak rengi vardır, kırmızı vardır, tatlı vardır, tuzlu vardır, kaba vardır, sert vardır, yumuşak vardır ve beyaz veya kırmızıya çalan sarılır vardır. Bu yüzden insanlar arasında yumuşak olanı vardır, kaba olanı vardır, beyaz olanı vardır, sarı, kırmızı, kırmızıya veya beyaza çalan sarı, siyah ve toprak renklerinde olanı vardır."

19562. İmam Ali (a.s), Adem ve Havva'nın bu isimlerle adlandırılmasının sebebi sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Adem yeryüzünün ediminden (üst tabakasından) yaratıldığı için Adem olarak adlandırılmıştır. Allah Tebarek ve Teala Cebrail'i (a.s) yeryüzüne gönderdi ve ona yeryüzünün ediminin (üst tabakasının) dört yerinden toprak getirmesini istedi. Beyaz toprak, kırmızı toprak, kahverengi toprak ve siyah toprak. Onları yeryüzünün yumuşak ve sert yerlerinden temin etti. Daha sonra da dört çeşit su getirmesini emretti: Tatlı su, tuzlu su, acı su ve kokuşmuş su.

Daha sonra da suyu toprağa dökmesini emretti. Allah (kudret) eliyle onları birbirine karıştırdı. Öyle ki, ne bir toprak geriye kaldı, ne de suya ihtiyaç duydu ve ne de toprağa ihtiyaç duyan bir su kaldı. Böylece tatlı suyu boğaz tarafında karar kıldı. Tuzlu suyu gözlerinde, acı suyu kulaklarında, kokuşmuş suyu ise burnunda karar kıldı. Havva da hayydan (canlı varlıktan) yaratıldığı için Havva olarak adlandırılmıştır."
19563. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adem yeryüzünün ediminden (yüzeyinden) yaratıldığı için Adem olarak adlandırılmıştır."

19564. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Havva, "hayy"dan (canlı varlıktan) yaratıldığı için Havva olarak adlandırılmıştır. Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden…"
19565. Ebu'l-Mikdam şöyle diyor: "İmam Bakır (a.s)'a şunu sordum: "Allah Hava'yı hangi şeyden yarattı?" İmam şöyle buyurdu: "Bu insanlar ne diyorlar?" Ben şöyle arzettim: "Şöyle diyorlar: "Allah onu Adem'in bir kaburgasından yarattı." İmam şöyle buyurdu: "Yalan söylüyorlar, Allah onu Adem'in kaburgasından başka bir şeyle yaratmaktan aciz miydi?"

Ben şöyle arzettim: "Fedan olayım Ee İbn-i Resulillah! Onu hangi şeyden yarattı?" İmam şöyle buyurdu: "Babam, babalarından (a.s) Peygamber'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Allah Tebarek ve Teala bir avuç toprak aldı, onu sağ eliyle -Allah'ın her iki eli de sağdır- birbirine karıştırdı. Ondan Adem'i yarattı. Ondan bir miktar arttı ve ondan da Hava'yı yarattı."
19566. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünü döşeyip, işini bitirince Adem'i yaratıkları arasından seçmişti. Onu insan yaratılışının ilk türü olarak yaratmıştı."

19567. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Adem'i cennetten dışarı çıkardığında, onun azığını, cennet meyvelerinden karar kıldı ve ona her şeyi yapma tekniğini öğreti."
19568. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dokumacılara lanet etmeyin. Zira ilk dokumacılık yapan kimse, babanız Adem'di."

Şimdiki Kuşak, Hz. Adem ve Eşi
Şöyle denilmiştir: Bilindiği gibi, insanlar deri rengi bakımından dört ana gruba ayrılırlar. Asya'daki ve Avrupa'daki ılıman iklimli yörelerin insanları beyaz, güney Afrika yöresinini insanları siyah, Çin'de ve Japonya'da yaşayan insanların renkleri sarı ve Amerika'da yaşayan kızılderelilerin deri rengi kızıldır.

Bu deri renginde görülen farklılık, her rengi taşıyan insan neslinin öbür rengi taşıyan insan neslinden farklı bir kaynağa dayanmasını gerektirir. Çünkü deri rengi farklılığı beraberinde kan yapısı farklılığını taşır. Buna göre bütün insan fertlerinin kaynağını, dört renk için dört kaynak hesabı ile dört erkek ve eşten aşağıya düşürmek mümkün değildir.

Bu görüş şöyle bir delille savunulabilir: Bilindiği gibi Amerikan kıtası keşfedildiğinde boş değildi ve orada insanlar yaşıyorlardı. Bu insanlar doğu yarım küresinde yaşayan insanlardan kopuktu. Aralarında öyle büyük bir uzaklık vardı ki, bu uzaklığa rağmen bu iki insan neslinin aynı ana-babadan gelmede birleşmeleri ihtimali yoktur.

Fakat görüldüğü gibi bu iki delilin her ikisi de sakattır. Önce, deri rengi farklılığı ile kan yapısı farklılığının meydana geleceği iddiasını ele alalım. Günümüzün biyolojik araştırmaları, canlı türlerinde tekamülün geçerli olduğu faraziyesine dayanır. Bu faraziyeden hareket edilirse, kan yapısı ve bunun getirdiği deri rengi farklılığının bu türde tekamülle meydana gelmiş olmasına dayandırılmamasına nasıl güvenilebilir? Oysa biyoloji bilginleri at, koyun,

fil gibi çok sayıda canlıda tekamüller olduğunu kesin bir dille ileri sürmüşlerdir. İncelemeler ve çok sayıda jeolojik kalıntılar üzerinde yapılan araştırmalar bu tekamül gerçeğini ortaya koyuyor. Üstelik günümüzde bilim adamları bu farklılığı o kadar önemli görmüyorlar.

İnsanların okyanuslar ötesinde bulunmalarına gelince, tabiat bilginlerinin söylediklerine göre insanın yeryüzündeki ömrü milyonlarca yılı aşkındır. Oysa tarihin kaydettiği insan ömrü altı bin yılı geçmez. Böyle olunca tarihten önce Amerika kıtasını diğer kıtalardan koparan bir takım jeolojik olaylar meydana gelmiş olamaz mı? Zaten birçok jeolojik kalıntılar yüzyılların geçmesi ile yer yüzeyinde önemli değişmelerin meydana geldiğini gösteriyor.

Mesela denizler karalara, dağlar ovalara dönüştüğü gibi bunların tersleri de olmuştur. Bunlardan daha önemli olarak yerküresinin iki kutbu ile coğrafi alanlarda değişmeler görülmüştür. Jeoloji, astronomi ve coğrafya bilginleri bu değişmeleri açıklıyorlar. Bu durumda bu savunmayı yapanların bu söylenenleri ihtimal dışı görmekten başka hiçbir dayanakları kalmıyor. Buna iyice dikkat edilmelidir.

Kur'an'a gelince, nass [yani tevile ihtimali olmayan] denecek derecede olan zahiri anlamından anlaşıldığına göre, şimdi görülen insan nesli bir kadın ile bir erkeğe varıp dayanır. Bu çift bütün insan fertlerinin ana-babasıdır. Babayı yüce Allah Kur'an'da Adem diye adlandırmıştır. Ama eşinin Kur'an'da adı geçmiyor. Fakat eldeki Tevrat'ta olduğu gibi, rivayetler onu Havva adı ile anıyorlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "…Allah insanı başlangıçta çamurdan yarattı.

Sonra onun soyunu bayağı bir sıvıdan var etti." "Allah katında İsa'nın örneği Adem'in örneği gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra "Ol" dedi. O da oluverdi." "Hani Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dedi. Melekler "Ya rabbi! Sen yeryüzünde kargaşa çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?

Oysa biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz" dediler. Allah meleklere "ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti…" "Hani Rabbin meleklere "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Ona biçim verip kendisine ruhumdan bir soluk üflediğimde onun için secdeye kapanın" dedi. "

Görüldüğü gibi bu ayetler, yüce Allah'ın yasasının, bu insan neslinin devam etmesi için meniyi sebep kıldığına ama onun ilk ortaya çıkışının topraktan yaratılması biçiminde gerçekleştiğine şahitlik ediyor. Ayrıca bu ayetlere göre Adem topraktan yaratıldı ve insanlar onun evlatlarıdır. Ayetlerin açık anlamlarına göre insan neslinin Adem ile eşine dayandığı şüphesizdir. Ama bu gerçek, yoruma ve tevile kapalı değildir.

Kimi zaman şöyle deniyor: Hilkat ve secde ayetlerinde sözü geçen Adem'den maksat bir şahıs olarak Adem değil, türün sembolü olarak Adem'dir. Mutlak insan açısından yaratılışın toprağa dayanması, devam içinde üreme ve doğurma sürecini gerçekleştirmesi bakımından Adem olarak adlandırılmıştır. Bu durum, yüce Allah'ın şu sözünden de anlaşılabilir: "Biz sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere "Adem'e secde edin" dedik."

Bu ayet, meleklere, Allah tarafından yaratılarak, biçim verilerek hazırlanan varlığa secde etmeleri emredildiğine yönelik bir işaret sayılabilir. Ayetten anlaşıldığına göre bu varlık belirli bir insan veya bir şahıs değil, bütün insan fertleridir. Çünkü "Sizi yarattık, sonra biçimlendirdik" buyuruluyor.

Aşağıdaki ayet de böyledir: "Allah, ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?... dedi. İblis, "senin izzet ve şerefine yemin ederim ki, onların tümünü yoldan çıkaracağım. Yalnız onlardan ihlaslı kılınan kulların hariç." Görülüyor ki, Adem'den ilk başta tekil olarak söz edilmişken sonra bu ifade çoğula dönüştürüldü.

Bu iddia, naklettiğimiz ayetlerin zahiri anlamlarına ters olmasına ek olarak şu ayetin zahir anlamı ile de reddediliyor. Yüce Allah, Adem ile ilgili hikayeyi, meleklerin secde etmesini ve İblis'in secde etmeyi reddetmesini anlattıktan sonra şöyle buyuruyor: "Ey Ademoğulları! Şeytan ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizleri de aldatmasın." Ayette Adem'den şahıs olarak söz edildiğinin açık olduğu hususunda hiç şüphe edilmemelidir.

Şu ayet de aynı niteliktedir: "Hani biz meleklere "Adem'e secde edin" dedik. Hepsi secde etti. Yalnız İblis emrimize karşı geldi ve "Ben çamurdan yarattığın bir varlığa hiç secde eder miyim?" dedi. İblis dedi ki, "Benden üstün tuttuğun şu varlığı görüyor musun? Eğer bana kıyamet gününe kadar mühlet verirsen onun soyunu, pek az bir bölümü dışında, avucumun içine alıp mahvederim." Şimdi inceleme konumuz olan şu ayet de aynı niteliktedir:

"Ey insanlar! Rabbinizden korkup-sakının ki O, sizi tek bir nefisten yarattı, ondan eşini de yarattı ve ikisinden birçok erkek ve kadın üretip-yaydı. Onun hatırına birbirinizden bir şey istediğiniz Allah'tan ve akrabaların haklarını çiğnemekten sakının. Allah, şüphesiz sizin üzerinizde gözetleyicidir." Ayeti yorumlarken bu hususu açıklamıştık.

Görüldüğü gibi bu ayetler insana bir anlamda Adem ve başka bir anlamda da Adem'in çocukları demekten uzak oldukları gibi yaratılmayı bir açıdan toprağa ve başka bir açıdan da meniye nispet etmekten de uzaktırlar. Özellikle şu ayette bu gerçek açıktır: "Allah katında İsa'nın örneği, Adem'in örneği gibidir. Allah onu topraktan yarattı, sonra "Ol" dedi.

O da oluverdi…" Aksi halde bu ayetin Hz. İsa'nın yaratılışının, normal uygulama ile çelişen bir istisna olduğuna delil gösterilmesi yerinde olmaz. "Adem türsel bir semboldür" demek tefrittir. Bu tefritin karşılığı olan ifrat ise, "Tek Adem'den daha çok Adem yaratıldı" demenin küfür olduğunu söylemektir ki, bu görüşü Sünni alimlerden Zeyn'ul-Arab ileri sürmüştür.