Mizan'ul Hikmet-12.Cilt
 


KONULARIN DEVAMI




19427. İmam Ali (a.s) Mekke'deki memuru Kasem b. Abbas'a yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Allah'ın malından yanında ne kadar toplandığına bak; onları etrafındaki yoksullara, aile sahiplerine, ihtiyacı olanlara, açlara harca. Fazlasını da yanımızda bulunanlara paylaştırmamız için bize yolla."
19428. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kaim kıyam edince, hiçbir hediye verilmiş hükümet zamini kalmaz. Hepsi Müslümanlara geri verilir."

19429. İmam Ali (a.s) Osman bç Affan'ın akrabalarına verdiği hükümet zaminlerini Müslümanlara geri verdiğinde şöyle buyurmuştur: "Allah'a andolsun ki Osman'ın (akrabalarına) verdiği şeylerle kadınlar evlendirilmiş ve cariyeler alınmış olsa bile onları sahiplerine geri çevireceğim. Zira adalet ve dürüstlükte genişlik vardır. Adalet ve dürüstlükten sıkılanlar, zulüm ve haksızlıktan daha çok sıkılırlar."

19430. İmam Ali (a.s) Malik Eşter'e yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Bana üzüntü veren şey bu ümmetin başına sefih, zalim ve facir kimselerin musallat olmaları, Allah'ın malını aralarında dolaştırmaları, Allah'ın kullarını köle yapmalarıdır."

3765. Bölüm
İmam Ali (a.s) Ve Beyt'ulMal

19431. Mecme'ut-Teymi şöyle diyor: "İmam Ali (a.s) her Cuma beyt'ulmalı süpürüyor, orada iki rekat namaz kılıyor ve şöyle buyuruyordu: "Böylece beyt'ulmal kıyamet günü benim hakkımda tanıklık etsin."
19432. Mecme'ut-Teymi şöyle diyor: "İmam Ali (a.s) beytulmalı süpürüyor, sonra orada namaz kılıyor ve beytulmalde Müslümanların hiçbir malını saklı tutmadığı için kendisi hakkında beytulmalın tanıklık etmesini istiyordu."
19433. Mecme'ut-Teymi şöyle diyor: "İmam Ali (a.s) Cuma günü beytulmalı süpürüyor, oraya su serpiyor, orada iki rekat namaz kılıyor ve şöyle buyuruyordu: "İki rekat namaz, kıyamet günü benim için tanıklık ediniz."

19434. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dostum Allah Resulü (s.a.a) beytulmalden hiçbir şeyi yarın için elinde tutmuyordu. Ebu Bekir de aynen bunu yapıyordu. Ama Ömer bu konuda defterler düzenlemeyi ve malları bir yıldan diğer bir yıla stok etmeyi düşündü, tasarladı, lakin ben dostum Allah Resulü'nün yaptığını yapacağım."

Ravi Zehhak b. Müzahim şöyle diyor: "Ali (a.s) cumadan cumaya bağışta bulunuyor ve şöyle buyuruyordu: "Bu benim topladığım meyvedir, içinde iyileri de vardır. Oysa her meyve toplayan kimsenin eli kendi ağzına gider (topladığı şeyi kendisi yer.)"
19435. Abdurrahman b. Eclan şöyle diyor: "Ali (a.s) tahıl ürünlerini, hardalı, kimyonu ve benzeri şeyleri de halk arasında bölüştürüyordu."

19436. Şa'bi şöyle diyor: "Ben gençler arasında bir genç olarak Kufe'nin Rehbe bölgesine gittim. Aniden Ali'yi (a.s) iki altın ve gümüş kümesi arasında dururken, elinde kılıç olduğu bir halde, halkı ondan uzaklaştırdığını, sonra da mala geri döndüğünü, onu insanlar arasında paylaştırdığını gördüm.

Öyle ki Beytülmalden hiçbir şey geriye kalmadı ve eli boş olarak evine geri döndü. Ben babamın yanına gittim ve şöyle dedim: "Bu gün insanların en iyisini mi yoksa en ahmakını mı gördüm bilemiyorum?" Babam şöyle buyurdu: "Oğulcağızım! Kimi gördün?" Ben şöyle dedim: "Müminlerin Emiri Ali b. Ebi Talib'i gördüm ve şöyle böyle yapıyordu." Olayı babama anlattım. Babam ağladı ve şöyle dedi: "Oğulcağızım! Sen insanların en iyisini görmüşsün."

19437. Zazan şöyle diyor: "Kanber ile birlikte, Ali'nin (a.s) yanına gittim. Kanber şöyle dedi: "Ey müminlerin Emiri! Kalk senin için bir hazine biriktirdim." Ali (a.s), "Ne hazinesi?" diye buyurdu. O şöyle dedi: "Benimle geliniz." Ali (a.s) kalktı ve onunla evine gitti. Gözü altın ve gümüşten kadehlere ilişince şöyle dedi: "Ey müminlerin Emiri! Siz var olan her şeyi bölüştürdünüz, ben bunları sizler için biriktirdim." Ali (a.s) şöyle buyurdu:

"Benim evime büyük miktarda ateş atman daha iyiydi." Sonra kılıcını çekti, o torbaya vurdu, içindeki altın ve gümüş kadehler yarıya veya üçte birine bölünerek etrafa dağıldı. İmam Ali (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Bunları birkaç parçaya bölüştürünüz." Bunun üzerine denileni yaptılar. Ali (a.s) da bu beyti okudu: "Bu elimle topladığım meyvelerdir, içinde iyileri de vardır, oysa her meyve toplayan kimsenin eli kendi ağzına gider.

Ey beyazlar (gümüşler)! Başkalarını kandırınız. Ey sarılar (altınlar)! Başkasını kandırınız."
19438. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ali (a.s) mal getirdi, ölçenler ve altını tartanları karşısına oturttu. Altın ve gümüşten kümeler oluşturarak şöyle buyurdu: "Ey kırmızılar ve ey beyazlar! Kızarın ve beyazlayın ve benden başkasını kandırın.

Bu benim elimle topladığım meyvelerdir, içinde iyileri de vardır, oysa her meyve toplayan kimsenin eli kendi ağzına gider."
19439. Ebu Salih Semman şöyle diyor: "Ali'yi (a.s) beytülmale girerken gördüm. Orada bir şey gördü ve şöyle buyurdu: "Bunun insanların ihtiyacı olduğu halde burada olduğunu görmeyeyim." Daha sonra da onun bölüştürülmesini, beytülmalın süpürülmesini ve su serpilmesini emretti. İmam daha sonra orada namaz kıldı veya uyudu."

19440. Müminlerin Emiri (a.s) Beytulmalı bölüştürdükten sonra, oranın süpürülmesini emretti, daha sonra orada namaz kıldı ve namazında şöyle buyurdu: "Allah'ım! Ameli ortadan kaldıran günahtan sana sığınırım! Senin gazabını ve hışmını hızlandıran günahlardan sana sığınırım! Duanın icabetine engel olan günahlardan sana sığınırım! İsmet ve temizlik perdesini yırtan günahlardan sana sığınırım! Pişmanlık getiren günahlardan sana sığınırım! Nasip ve payın önünü alan günahlardan sana sığınırım."

3766. Bölüm
Yöneticilere Beytülmali Koruma Hususunda Riayet Etmelerinin Yakıştığı Şey

19441. İmam Ali (a.s), valilerine yazdığı bir mektubunda şöyle buyurmuştur: "Kalemlerinizin ucunu inceltiniz, satırları birbirine yakın yazınız, benim için konuları detaylı yazmaktan sakınınız, sözün özünü ve özetini yazınız. Fazla konuşmaktan sakınınız. Zira Müslümanların malı zarar ve ziyana tahammül etmez."

3767. Bölüm
Malların En Kötüsü

19442. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Malların en kötüsü münezzeh olan Allah'ın hakkının ödenmediği maldır."
19443. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala bir grubu mezarlarından diriltir, onların elleri boyunlarına bağlanmış olur. Öyle ki onlarla parmak ucu kadar bir şey dahi kaldıramazlar. Beraberlerinde de onları şiddetle kınayan ve şöyle diyen melekler vardır: "Bunlar az bir hayrı (malı) bile verilen çok hayırdan (maldan) esirgeyen

kimselerdir. Bunlar Allah'ın kendilerine bağışta bulunduğu, ama onların o mallarda Allah'ın hakkını ödemediği kimselerdir."
19444. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Malın en kötüsü, Allah yolunda infak edilmeyen ve zekatı verilmeyen maldır."
19445. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Malların en kötüsü sahibine bir fayda vermeyen maldır."
19446. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Malların en kötüsü kınamaya sebep olan maldır."
Bak. Ez-Zekat, 1581, 1582. Bölümler; Vesail'uş Şia, 6/25, 6. Bölüm

Nun Harfi

" En-Nübuvvet (1) (Nübuvvet)
" En-Nübuvvet (2) (Nübuvvet)
" En-Nübuvvet (3) (Nübuvvet)
" En-Nübuvvet (4) (Peygamberimizin (s.a.a) özellikleri)
" En-Nucum (Astroloji)
" En-Necva (Fısıldaşma-Raz-u Niyaz)
" El-Münacat (Münacat)
" En-Necat (Necat/kurtuluş)
" En-Nehv (Nahiv İlmi)
" En-Nedm (Pişmanlık)
" En-Nezr (Adak-Nezir)
" En-Nush (Nasihat)
" El-İnsaf (İnsaf)
" En-Nezer (Bakmak)
" El-Münazara (Görüş alış-verişinde bulunmak-Tartışmak)
" En-Nezafet (Temizlik)
" En-Nezm (Düzen-İntizam)
" En-Nimet (Nimet)
" En-Nefs (Nefis)
" En-Nifak (Nifak)
" El-İnfak (İnfak)
" El-Enfal (Enfal)
" En-Nafile (Nafile)
" En-Nemime (Söz Taşımak)
" El-Menahi (Yasaklar)
" En-Nur (Nur)
" En-Nas (İnsanlar)
" En-Nevm (Uyku)
" En-Niyyet (Niyyet)


501. Konu

En-Nübuvvet(1)
Genel Nübüvvet (1)

Bihar, 11/1, 1. Bölüm; Me'nen-Nubuvvet ve İllet-u Bi'set'il-Enbiya
Kenz'ul-Ummal, 11/480, fi fezail'il-Enbiya
Kenz'ul-Ummal, 11/474, Ba'z-u Hasais'ul-Enbiya


Bak.
47. Konu, et-Tebliğ; 187. Konu, er-Resul; 336. Konu, el-Mucize; el-İlim, 2837, 2838 ve 2850. Bölümler; el-Kitab, 3449. Bölüm; el-Emsal, 3640. Bölüm; er-Rüya, 1398 ve 1399. Bölümler

3768. Bölüm
Allah'a Davet

Kur'an:
"Ey kavmimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na iman edin de Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azâbtan korusun."
"Ey iman edenler! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin."
"Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, küfür de edemezsiniz."

"Allah, selam yurduna (cennete) çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir."
19447. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hükmü duyduğunda tabi olan, olgunluğa çağırıldığında gelen, bir yol göstericiye uyarak eteğine yapışarak kurtulana Allah rahmet etsin."
19448. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Apaçık işe çağırıldınız; bunu ancak kör olan görmez ve ancak sağır olan duymaz."
19449. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah size acısın; apaçık deliller üzere amel edin. Yol doğrudur ve sizi selam yurduna çağırmaktadır."

19450. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişinin basireti, işinin sonunu görmesini, alçaklığı yüksekliği tanımasını sağlar. İnsanları çağıran (Peygamber) çağırmış, yöneten yönetmiştir. O halde o çağırana icabet edin, o yönetene tabi olun."

19451. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Uyanık olun, elde etmeyi dileyip arzuladığınız, sizi bazen üzen, bazen de hoşnut eden dünya; konaklamak için yaratıldığınız, davet edildiğiniz eviniz değildir… Sakındırması sebebiyle aldanmayı, korkutması sebebiyle de tamahlanmayı terk edin. Orada çağırıldığınız yurt için yarışın."

19452. Resulullah (s.a.a), davetçi olarak adlandırılmasının sebebi hakkında şöyle buyurmuştur: "Ama davetçi olmam ise benim insanları aziz ve celil olan Rabbimin dinine davet etmemden dolayıdır."
19453. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bilin ki çağırana uysaydınız, sizi Resulün yolundan götürür, boyunlarınızdaki ağırlığı atar ve sizi yanlış yollarda gezme zahmetinden kurtarırdı."
Bak. El-Emsal, 3599, 3600. Bölümler

3769. Bölüm
Gerçekte İşiten Kimseler Cevap Verir

Kur'an:
"Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Ölüleri Allah diriltir, sonra O'na dönerler."
"Eğer, sana cevap veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez."
"Eğer bize cevap vermezlerse bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka ilah yoktur, artık Müslümansınız değil mi?"

"Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onun O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar."

19454. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh yaratıcı ve mabutsun! Yarattıklarını güzel imtihan etmek için bir yurt yarattın. Orada bir sofra hazırladın: İçecekler, yiyecekler, eşler, hizmetçiler, saraylar, ırmaklar, tarlalar, meyveler... Sonra şu sofraya davet eden bir davetçi gönderdin. Fakat ne davetçiye icabet eden, ne rağbet ettirdiğine rağbet eden ve ne de teşvik ettiğine müştak olan oldu. Yediklerinde rezil rüsva ol-dukları murdara yöneldiler ve sevgisinde birleştiler."
Bak. El-Kalb, 3395-3406. Bölümler

3770. Bölüm
Nübuvvetin Felsefesi

1-Tekamül
Kur'an:
"Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Mûsa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar."

19455. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Peygamberleri hangi yolla ispat ediyorsun?" diyen bir Zındık'a şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bizden ve yarattığı herşeyden üstün bir yaratıcımız olduğunu, bu yaratıcının yüce ve hekim olduğunu ispatlayınca, yaratıklarının O'nu görmesi, O'na dokunması ve O'nu hissetmesi ve

O'nunla irtibat sağlaması mümkün olmadığından dolayı yaratıklarına ve kullarına O'nun sözlerini beyan eden elçilerin varlığı da ispatlanmamış olur. Onlar yaratıkları menfaat ve faydalarının olduğı şeylere, bekalarının bağlı olduğu şeylere ve yok olmamak için terk etmeleri gereken şeylere hidayet etmektedirler. O halde yaratıklar arasında, hikmet ve ilim sahibi Allah tarafından emreden, yasaklayan, aziz ve celil olan

Allah adına konuşan kimseler vardır. Onlar Peygamberler ve yaratıkları arasında seçilen kimselerdir. Hikmet ile terbiye olan ve hikmet ile gönderilen kimselerdir. Yaratılış ve bedensel yapı açısından diğer insanlar gibi oldukları halde, halleri ve durumları tümüyle onlardan farklıdır. Hikmet ve ilim sahibi Allah tarafından hikmetle teyit olmuşlardır."

19456. İmam Rıza (a.s), Peygamberleri tanımanın, onları onaylamanın ve onlara itaat edip tabi olmanın lüzumunun sebebi hakkında şöyle buyurmuştur: "Çünkü insanlar maslahatlarını tümüyle derk edebilecekleri bir tabiat ve güce sahip değillerdir. Öte yandan görülmekten yüce olan bir de yaratıcı vardır. Kulların onu derk etmek hususunda zayıflığı ve güçsüzlüğü de tümüyle açıktır. O halde Allah ile insanlar arasında,

insanlara Allah'ın emirlerini yasaklarını ve öğretilerini ulaştıracak, menfaatlerini temin edecek, zararlarını def edecek ve onları bu konuda bilinçlendirecek masum elçiler olmalıdır. Zira varlıklarında, kendisiyle ihtiyaç duydukları ve kendisi vesilesiyle fayda ve zararlarını tanıyacakları bir vesile yoktur. Eğer peygamberleri tanımak ve onlara itaat etmek insanlara farz ve gerekli olmasaydı bir Peygamberin gelişinin onlar için hiçbir ürünü olmazdı. Hiçbir müşkülü halletmez ve dolayısıyla da Peygamberleri göndermek faydasız ve boş bir iş olurdu. Bu da her şeyi hesap kitap üzere, sağlamlıkla yaratan hikmet sahibi bir varlıktan uzaktır."

2-İnsanı Tağutların Hakimiyetinden Kurtarmak

Kur'an:
"And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, tağutlardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı hak etti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunu görün."
"Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele."

Bak. Enbiya suresi, 25. Ayet
19457. Resulullah (s.a.a), Necran halkına yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "İbrahim, İshak ve Yakub'un mabudunun adıyla… Allah Resulü Muhammed'den Necran papazı ve Necran halkına! Eğer Müslüman olursanız, sizinle birlikte, İbrahim, İshak ve Yakub'un ilahi olan Allah'a hamd ederim. Ben sizleri kullara kulluktan, Allah'a kulluğa davet ediyorum ve sizleri kulların velayetinden Allah'ın velayetine çağırıyorum."

19458. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Muhammed'i (s.a.a), kullarını putlara kulluktan kurtarıp kendine kulluğa, şeytana itaatten ayırıp kendine itaate çağırması için hak ile gönderdi. O'nu, habersiz oldukları Rablerini bilsinler, inkarlarından sonra onu ikrar ve ispat etsinler diye,

kullarına apaçık anlatıp hükümlerini bildirdiği Kur'an ile gönderdi."
19459. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah Tebarek ve Teala kullarını, kullara kulluktan kendi kulluğuna, kullarının ahdinden kendi ahdine, kullarına itaatten kendisine itaate ve kullarının velayetinden kendi velayetine çıkarmak için Muhammed'i (s.a.a) hak üzere göndermiştir."

19460. İmam Bakır (a.s) Emevi halifelerinden birine yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın diğer amellerden üstün kıldığı cihadı terk etmek de bu cümledendir… Bu konuda onlara hadleri korumalarını şart koşmuştur. Bunun ilk adımı da kullara itaat yerine Allah'a itaat etmek, kullara ibadet yerine Allah'a ibadet etmek ve kulların hakimiyeti yerine Allah'ın hakimiyetini tercih etmektir."

19461. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben bir grubu yüceltmek ve bir grubu da küçültmek için gönderildim."
19462. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah beni bütün dünya hükümdarlarıyla savaşmam ve hükümdarlığı size doğru çekmek üzere gönderdi. O halde sizleri kendisine davet ettiğim şeylere icabet edin ki, bu vesileyle Arapların hükümdarları olasınız ve Arap olmayanlar size itaat etsin ve cennetin hükümdarları olasınız."

19463. Resulullah (s.a.a), davetinin başlangıcında yakın akrabalarını topladığı ve kendilerine nübuvvet ayetini beyan ettiği bir sırada şöyle buyurmuştur: "Ey Abdulmuttalib oğulları! Şüphesiz Allah beni genelde bütün insanlara ve özelde sizlere göndermiştir. Zira aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur:

"Yakın akrabalarını uyar." Ben de sizi söylemesi dilde hafif, ama ameller terazisinde ağır ve değerli olan iki kelimeye davet ediyorum. Sizler bu iki kelimeyle Arap ve Acem'e Arap olmayanlara hakim olacaksınız. Milletler size itaat edecektir. Bu iki kelime vesilesiyle cennete gidecek ve ateşten kurtulacaksınız. Bu iki kelime Allah'tan başka ilahın olmadığına ve de benim Allah'ın elçisi olduğuma tanıklık etmektir."

19464. Kureyş İslam'ın yer etmeye başladığını ve Müslümanların Kabe'nin etrafında oturduklarını görünce çaresiz kaldılar ve Ebu Talib'e gidip şöyle dediler: "Muhammed'i çağırt ki, insaflı bir öneride bulunalım. Ebu Talib, Peygamberi çağırttı. Allah Resulü (s.a.a) gelince Ebu Talip şöyle dedi: "Ey Yiğenim! Bunlar senin amcaların ve kavminin büyükleridir. Sana insaflı bir öneride bulunmak istiyorlar." Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Siz söyleyin, ben dinliyorum." Onlar şöyle dediler: "Bizi ilahlarımızla baş başa bırak ve biz de seni rabbinle baş başa bırakacağız." Ebu Talib şöyle dedi: "Bu insaflı bir öneridir ve onu kabul et." Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Eğer ben sizlerin bu teklifini kabul edersem,

sizler de benim bir tek sözümü kabul eder misiniz? Zira onu söylediğiniz taktirde, Araplara hükümdar olacak, Acemler de sizlere teslim olacaktır." Ebu Cehil şöyle dedi: "Şüphesiz bu kelime çok faydalıdır. Evet babanın ruhuna andolsun ki o iki kelimeyi ve onun gibi on tane kelimeyi bile söyleriz." Peygamber şöyle buyurdu: "Allah'tan başka ilah olmadığını dile getirin." Ama o grup bu kelimeyi söylemekten rahatsız olup ürktüler ve büyük bir öfkeyle kalkıp gittiler."

19465. Allah Resulü (s.a.a) Nübuvvetinin başlangıcında üç yıl Mekke'de gizlice davette bulundu. Dördüncü yılda davetini aşikar kıldı ve on yıl boyunca insanları İslam'a davet etti. Böylece arap konaklarına ve kabilelerine tek tek giriyor ve şöyle diyordu: "Ey insanlar! Allah'tan başka ilah olmadığını dile getirin ki kurtuluşa eresiniz ve bu kelime vesilesiyle, Araplara hakim olasınız, Acemler (Arap olmayanlar) sizler karşısında teslim olsun. Eğer iman ederseniz, cennetin hükümdarları olacaksınız." Ama Ebu Leheb, Peygamberin ardından hareket ediyor ve şöyle diyordu: "Sözüne kulak vermeyin. O dinden dönmüş yalancı biridir."
Bak. Et-Tuğyan, 2412. Bölüm

3-Kitap ve Hikmeti Öğretmek

Kur'an:
"Ders okumamış kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler."
"Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak sensin."

Bak. Bakara suresi, 151. Ayet; El-i İmran suresi, 164. Ayet
19466. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Peygamberlerini ve resullerini sadece Allah hakkında düşünsünler diye kullarına göndermiştir. O halde (hakkın davetine) en iyi şekilde icabet eden, Allah hakkındaki marifeti en güzel olandır. Allah'ın emri hakkında en bilgili olan kimse ise aklı daha güzel olandır ve kullarından aklı en güzel olan kimse de dünya ve ahiret hakkında en yüce olanlarıdır."

19467. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "(Allah) Cin ve insanlara, dünyanın üzerindeki perdeyi kaldırmak, zararlardan korumak, türlü türlü örnekler vermek, dünyanın noksanlıklarını bildirmek; hastalık ve sıhhat gibi dünyanın ibret verici durumlarını, haram ve helâllerini, Allah'ın itaat edenlere hazırladığı cennet ile asilere hazırladığı cehennemi, aşağılık ve yüceliği haber vermek için peygamberler göndermiştir."
Bak. 122ç konu, el-Hikmet; 365. konu, el-Akl, 367. konu, el-İlm

4-Ahlak Tezkiyesi

Kur'an:
"Ders okumamış kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, peygamber gönderen O'dur."
"Kitabı ve hikmeti öğreten, onları (her kötülükten) arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak sensin."
19468. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben yüce ahlak ve güzellikler için gönderildim."
19469. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben yüce ahlakı tamamlamak için gönderildim."

19470. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben gerçekte güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim."
19471. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben, salih (doğru) ahlakı tamamlamak için gönderildim."
19472. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala beni yüce ahlakı tamamlamak ve güzel amelleri kemale erdirmek için gönderdi."
Bak. 149. Konu, el-Hulk; 203. konuEt-Tezkiye, 519. konu, en-Nefs

5-İnsanları karanlıklardan Aydınlığa Çıkarmak

Kur'an:
"And olsun ki Mûsa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır."
"Elif lam ra (Bu Kur'an) Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitap'tır."

"Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola hidayet eder."
19473. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah da onlara elçiler gönderdi ve insanlardan fıtri sözlerini tutmalarını istemek, insanlara unuttukları nimetini hatırlatmak, davetle hücceti tamamlamak, aklın definelerini (gizliliklerini) ortaya çıkarmak ve onlara kudret ayetlerini göstermek için kesintisiz peygamberler gönderdi."
19474. İmam Ali (a.s), Kur'an'ın niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "karanlıklar sadece Kur'an vasıtasıyla ortadan kalkar."

19475. İmam Ali (a.s) İslam'ın niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Baharın hayır ve bereket yağmurları ve karanlıkların ışığı ondadır. Hayır kapıları sadece onun anahtarıyla açılır ve karanlıklar sadece onun nuruyla aydınlanır."
19476. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her zaman ve fetret dönemlerinde, büyük nimetler sahibi Allah'ın, fikirlerine ve akıllarına ilham ettiği, akıl ve düşünceleriyle konuştuğu kulları var olmuştur.

Bunlar, gözlerindeki, kulakların-daki ve kalplerindeki uyanış nuruyla aydınlanmışlardır. Allah'ın günlerini hatırlatmışlar, insanları Allah'ın azamet makamından korkutmuşlar ve çöllerde insanlara yol gösteren kılavuzlar makamında olmuşlardır.. Kim orta hedefi tutturmuşsa onu o yolda gitmeye teşvik etmiş ve kurtuluşla müjdelemişlerdir. Kim de sağa sola yönelmişse, onun gidişatını kınamışlar ve helak olmaktan sakındırmışlardır. Böylece onlar, o karanlıkları aydınlatan meşaleler ve o şüpheleri gideren kılavuzlar olmuşlardır."

19477. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kullarından en sevdiği kimse nefsine karşı Allah'ın kendisine yardım ettiği kişidir... Körlük sıfatından çıkmış, heva ve heves ehlinden ayrılmış; hidayet kapılarının anahtarı olmuştur… O, karanlıkların ışığı, şüphelerin gidericisi, belirsizliklerin anahtarı, güçlükleri gideren, uçsuz bucaksız çöllerde yol gösterendir."

19478. İmam Ali (a.s), Peygamberin (s.a.a) sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Muhammed'i; peygamberler soyundan, ışıklar saçan en yüce yerden, Mekke'nin göbeğinden, karanlıkları aydınlatan nurlardan, hikmet kaynaklarından seçmiştir."
Bak. 526. Konu, en-Nur

6-İnsanları Adalete Yönlendirmek

Kur'an:
"And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların adaletle hareket etmeleri için peygamberlere kitab ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara bir çok faydası bulunan demiri var ettik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür."

19479. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah vaadinde sadık olan, kullarından zulmü kaldıran, yarattıkları arasında adaleti ikame eden ve hükmünde herkese adil davranandır."
19480. İmam Ali (a.s), zikir ehlinin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Adaletle em-rettiklerinde kendileri de sarılmışlar, münkerden nehyettiklerinde kendileri de kaçınmışlar."
Bak. 119. Konu, el-Hakk; 338, el-Adl; 329, ez-Zulm

7-Esaret Yükünü ve Zincirlerini Koparmak

Kur'an:
"Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okula gitmeyen peygambere uyarlar. O peygamber, onlara, iyiliği emreder ve kötülükten men eder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların esaret yüklerini ve zincirlerini hafifletir. Bu peygambere iman eden, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir."

Tefsir:
"Okuyup yazması olmayan peygambere uyarlar ayeti hakkında Rağib-i İsfahani şöyle diyor: "Ayette geçen "isr" kelimesi bir şeyi zorla bağlamak ve tutmak demektir ve şöyle denilmektedir: "Esertuhu fehuve mesurun vel me'ser ve'l-me'sir" Bu kelime gemilerin bağlandığı yer anlamındadır.

Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Onların yükünü kaldırır" Yani insanları iyi işlerden, sevaplara ve mükafatlara erişmekten alı koyan ve onların el ve ayaklarını bağlayan şeyi anlamındadır. Bizlere hayır işlerinden alı koyan işleri yükleme. Bazıları bu kelimenin ağır yük anlamına geldiğini ifade etmişlerdir. Ama hakikatte söylediğimiz şekildedir." Ayette geçen "eğlal" kelimesi ise, "ğull" kelimesinin çoğulu olup, kendisiyle bir şeyin bağlandığı araç anlamındadır. (Boyuna veya ele bağlanan halka anlamındadır)

Bu ayette Allah Resulü (s.a.a) Resul, Nebi ve Ümmi olarak üç sıfatla nitelendirilmiştir ve bu ve sonraki ayet dışında hiçbir ayette bu üç sıfat birlikte zikredilmemiştir. Sonraki ayet olan: "yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları…" ayetinin bu ayetten sonra Tevrat ve İncil'de Allah Resulü'nün (s.a.a) bu üç sıfatla yad edildiğini göstermektedir.
Eğer Peygamberin bu üç sıfatla nitelendirilmesinden maksat, Peygamberin Tevrat ve İncil'de kendisi için zikredilen sıfatlar olmasaydı ve Yahudiler ve Hıristiyanlar onu bu sıfatlarla tanımasaydı, şüphesiz bu üç sıfatı zikretmek (resul, nebi ve ümmi) özellikle de üçüncü sıfatı açık bir şekilde anlaşılamazdı.

Aynı şekilde Ayet-i Şerife'nin zahiri de açıkça veya işaretle "o peygamber, onlara, iyiliği emreder ve kötülükten men eder" cümlesinin sonuna kadar, Allah'ın bu ayette Peygamber için vasfettiği beş sıfatın, Allah Resulünün iki kitapta zikredilen nişanelerinden olduğunu ortaya koymakta veya işaret etmektedir. Bu esas üzere bu sıfatlar, Peygamberin (s.a.a) ve azametli dininin özelliklerindendir. Zira her ne kadar doğru ümmetler,

iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak göreviyle amel etseler de bunun (Ehl-i kitap için olduğunun) delili Allah-u Teala'nın kitap ehli hakkında buyurduğu "Kitab ehlinin hepsi bir değildir…iyiliği emreder, "kötülükten men eder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar salihlerdendir" ayetidir. Temizleri helal kılmak ve temiz olmayan şeyleri ise haram kılmak genel anlamda, ilahi tüm dinlerin görüş birliği içinde olduğu fıtri meselelerdendir ve de Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?"

Yük ve zincirleri kaldırmak geniş bir şekilde olmasa da İsa'nın (a.s) şeriatında yer alan işlerdir ve bunun da delili Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de Hz. İsa'dan (a.s) naklettiği şu sözdür: "Yanımda bulunan Tevrat'ı tasdik ediciyim. Size (bazı günahlarınız sebebiyle) haram edilenlerin bir kısmını helal kılmak ve Rabbinizden size bir ayet getirmek için (geldim.)" Hz. İsa'nın (a.s) da İsrailoğullarına yaptığı şu sözü de aynı anlamı ifade etmektedir: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim."

Evet bütün bunlara rağmen, hiçbir şüphe edici kimse, Muhammed'in (s.a.a) önceki semavi kitapları tasdik eden Allah tarafından kitapla birlikte getirmiş olduğu dinin, hayatın ruhunu kamil bir şekilde iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma kalıbına döktüğü, onu sırf davet mertebesinden, Allah yolunda mali ve cani cihat derecesine yükselttiği dinin İslam dini olduğunda şüphe etmez.

İslam dini şüphesiz insan hayatıyla ilgili tüm işleri göz önünde bulundurmuştur. Sonra da onları temiz olan ve olmayan diye ikiye ayırmıştır. Temizleri helal saymış, temiz olmayanları ise haram kılmıştır. Hiçbir semavi şeriat ve toplumsal kanun, teşrii kanunları ayırt etme açısından bu din kadar olamamaktadır. İslam dini kitap ehli, özellikle de Yahudiler için yasanan zor hükümleri ve alimlerinin, ruhbanlarının kendiliğinden ortaya çıkardığı ilkeleri iptal eden ve ortadan kaldıran tek dindir.

İslam dini bu beş işi kemal haddine ulaştıran tek dindir. Elbette diğer dinlerde de bu beş işten bir takım örnekler görülmektedir.
Bu azametli dinde, bu beş işin kemale ermesi, bu beş iş davete kalkışan kimsenin en açık delilidir ve doğruluğunun göstergesidir. Eğer Tevrat ve İncil'de onun nişaneleri sayılmasaydı bile, yine de onun şeriati Musa-i Kelim'in ve İsa Mesih'in (a.s) şeriatinin en kamil merhalesi olurdu. Acaba hak olan bir şeriatten iyilikleri resmen tanıması, kötülüklerle savaşması, temiz şeyleri helal, temiz olmayan şeyleri de haram kılması,

insanların elindeki zincirleri koparması, omuzlarındaki ağır yükü indirmesi dışında başka bir şey beklenebilir mi? Bunlar ilahi kanun ve şeraitlerin davet ettiği hak ve hakikattir. O halde Tevrat ve İncil'in takipçileri, bu işleri bütün detaylarıyla barındıran şeriatın kendi şeriatlerinin kemal derecesinde olduğunu itiraf etmelidirler.

Bu açıklama ışında anlaşıldığı üzere "İyiliği emrederler ve kötülükten sakındırırlar" ayeti genel anlamda, Tevrat ve İncil gibi semavi kitapların getirmiş olduğu kanun ve şeriatleri onaylamakta ve tasdik etmektedir. Tıpkı şöyle denilmesi gibidir: "Ellerinde olanı doğrulayan bir peygamber Allah katından onlara gelince Kitab verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabını arkalarına attılar."

Nitekim ayet-i Kerimede de şöyle yer almıştır: "Daha önce küfredenlere karşı kendilerine yardım/zafer gelmesini bekledikleri halde Allah katından onlara, kendilerinde olanı (Tevrat'ı) tasdik eden Kitab ve tanıdıklar (Peygamber) gelince ona küfrettiler. Allah'ın lâneti, küfredenlerin üzerine olsun."

Bu ayet Peygamberin (s.a.a) onların kitabında zikrettiği şeriati kamil şekilde getirdiğine, ama onların buna küfrettiğine işaret etmektedir. Oysa onlar kitaplarında onun adının olduğunu biliyorlardı ve Peygamberlerinin diliyle O'nun gelişini müjdelemişti. Nitekim münezzeh olan Allah İsa Mesih'ten (a.s) naklen şöyle buyurmuştur: "Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir Peygamber'i müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir Peygamber'iyim"

8-İhtilafları Ortadan Kaldırmak

Kur'an:
"İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hakka davet eden kitaplar indirdi. Ancak Kitab verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, iman edenleri, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile hidayet etti. Allah dilediğini doğru yola hidayet eder."

19481. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir de Allah'ın onlara Resulünü yollayıp nimetlendirdiği zamana bakın; diniyle itaatlerini pekiştirdi, onları daveti etrafına toplayarak uzlaşmalarını sağladı; bu dinde birleşmeleri yüzünden yücelik kanatlarını gererek nimetini üzerlerine nasıl yaydı! Türlü türlü nimetlerini, bereketlerini, hayırlarını üzerlerine akıttı. Nimetler içinde yüzenler, o nimetle yaşamanın zevkine erdiler."

Tefsir
Allame Tabatabai, Allah-u Teala'nın, "İnsanlar tek bir ümmet idi" ayeti hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ayet-i kerime, insanlık hayatında dinin temelinin atılış sebebini, insanoğlunun dinle yükümlü kılınış nedenini ve insanların dinle ilgili olarak görüş ayrılığına düşmelerinin gerekçesini açıklıyor. Buna göre: Öz yaratılış olarak toplu halde ve dayanışmalı olarak yaşamaya eğilimli olan insan türü,

toplu halde yaşayışının ilk evresinde bir ümmetti. Sonra öz yaratılışının bir gereği olarak, bir canlı olmaktan kaynaklanan meziyetler edinme noktasında aralarında farklılaşmalar baş gösterdi. Bu durum, ortaya çıkan ihtilafları ve hayatın gerekli olgularına ilişkin çekişmeleri ortadan kaldıracak kanunların konulmasını kaçınılmaz kıldı. Sonra Peygamberler ve elçiler gönderilmek suretiyle bu kanunlara din kisvesi giydirildi.

Bu yasalar müjde, korkutma ve sevap-azap ikilemi ile pekiştirildi. Aksayan yönler, Peygamberin gönderilmesi üzere ibadetler desteğiyle onarıldı. Daha sonra dinsel bilgiler ya da dünya ve ahiret meselelerinde görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bunun sonunda dini birlik ve bütünlük zedelendi.

Gruplar ve hizipler oluştu. Bunun bir uzantısı olarak da, hayatın diğer alanlarında da ihtilaflar gündeme geldi. Bu ikinci ihtilafın tek nedeni, kendilerine kitap verilenlerin azgınlık ve kıskançlıklarıydı. Dinin temel prensipleri ve ana öğretileri kendilerine gösterilmesinin ardından zulüm ve azgınlıkla sapmalarıydı. Böyle olunca da, aleyhlerine kullanılacak kanıt tamamlandı. Sorumlu kılınışlarının gerekçesi, bizzat kendi hayatlarında somutlaştı.

Şu halde, insanlık hayatında iki türlü ihtilaf ve görüş ayrılığı söz konusudur. Biri dinle ilgilidir ki, dayanağı insanın öz yaratılışı ve doğal yapısı değil, aksine azgınların heva ve hevesleri, kızkançlıklarıdır. Diğeri ise, dünya meselelerine ilişkin ihtilafdır ki öz yaratılışa dayanır, fıtridir. Ayrıca dinin gönderilip insan hayatına egemen kılınmasının de sebebidir. Ardından yüce Allah, hakkında görüş ayrılığına düşülen meselelerle ilgili olarak, kendi izniyle müminleri gerçeğe iletti. Alalh kimi dilerse onu doğru yola yöneltir.

Şu halde, insan türünün mutluluğa kavuşmasının, hayatının dengeli ve ahenkli bir düzen içinde sürmesinin tek etkeni ilahi kaynaklı olan dindir. Allah katından gelen din, fıtratın aksayan yönlerini, yine fıtrat ile onarır. Farklı farklı güçlerin kızgınlık ve tuğyanlarını normal hale getirir. İnsanın dünyevi ve uhrevi, maddi ve manevi hayat biçimine düzen verir. İşte, ayet-i kerimeden algıladığımız kadarıyla, insan türünün dünya üzerindeki toplumsal ve dinsel hayatının, tarihsel sürecinin özeti.
Görüldüğü gibi, ayet-i kerimede, ayrıntıya girmekten kaçınılmıştır. Çünkü, değişik meselelere işaret eden değişik ayetlerde, konu başka boyutlarıyla da ele alınmıştır."

9-Esenlik Yollarına Hidayet Olmak

Kur'an:
"Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola hidayet eder."
19482. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala sizleri İslam'a özgü kıldı ve sizleri onun için seçti, bu da İslam'ın adının selametten (esenlikten) gelmesinden ve bütün yücelikleri (kendi bünyesinde) barındırmasındandır."
19483. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın yolunu kateden kimsenin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Kendisi için nurlu bir ışık parıldadı, yolunu aydınlattı, onu yolda ilerletti, her kapıyı başka bir kapıya doğru sürdü ve sonunda esenlik kapısına ve ikamet yurduna ulaştı."

19484. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlahi takva kalplerinizin hastalığının ilacı, kalp körlüğünüzün gözü ve beden hastalıklarının şifasıdır."
Tefsir:
"Allah onunla, rızasına uyanları esenlik yollarına iletir." "Bihi" (onunla) ifadesindeki "ba" alet içindir. Zamir ise kitaba veya ister Peygamber (s.a.a) kastedilsin, ister Kur'an kastedilsin, nura dönüktür. Doılayısıyla her ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Çünkü Peygamber hidayet aşamasının zahiri seebeplerinden biridir. Kur'an da öyle. Gerçek hidayet O'nunla kaimdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin,

fakat Allah dilediğini doğru yola iletir." Ve yine şöyle buyuruyor: "İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen, doğru yola götürüyorsun. Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a varır."

Bu ayetler, görüldüğü gibi doğru yola iletme misyonunu, hem Kur'an'a, hem de Peygambere (s.a.a) nispet ediyor. Ama aynı zamanda, onu menşe itibariyle Allah'a döndürüyor. Gerçek yol gösterici O'dur. Gerisi zahiri sebeptir, hidayeti canlandırmak için işe koşulmuştur.
Allah, "Allah onunla iletir" ifadesini, "rızasına uyanları" ifadesiyle kayıtlandırmıştır. Bu demektir ki, ilahi yol göstericiliğin aktif hale gelmesi, O'nun rızasına tabi olmaya bağlıdır. Hidayetten maksat, arzulanan şeye ulaştırmadır (sırf yol göstericilikten ibaret değildir.) Yüce Allah'ın insanı esenlik yollarndan birine veya hepsine yahut da peş peşe sıralanan bu yolların çoğuna yöneltip sokması yani.

Ayetin akışı içinde yüce Allah "selam" (esenlik) kavramını mutlak tutmuştur. Bununla dünya ve ahiret hayatının mutluluğunu bozan her türlü bedbahtlıktan kurtuluş ve selamette oluş kastedilir. Bu açıdan Kur'an'ın, Allah'a teslim oluşu, imanı ve takvayı kurtuluş, başarı, güvenlik vb. şeylerle nitelendirmesiyle örtüşen bir ifadedir.

Tefsirimizin birinci cildinde, "Bizi dosdoğru yola ilet" ayetini incelerken şöyle demiştik. Yüce Allah'ın, kullarının farklı durumlarına cevap verebilecek birçok yolu vardır ve bunlar sonunda gelip bir ana yolda birleşirler. Yüce Allah da ana yolu kendine nispet eder ve adına da, kendi kitabında "dosdoğru yol" (sırat-ı müstakim) der. Nitekim o şöyle buyurmuştur: "Bizin uğrumuzda cihat edenleri, biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah, iyilik edenlerle beraberdir." Ve yine şöyle buyuruyor: "İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, başka yollara uymayın ki, sizi onun yolundan ayırmasın."

Bu da gösteriyor ki, Allah'ın birçok (yan) yolu vardır. Ama bunların tümü bir noktada birleşirler. Tümü, izleyicisini Allah'ın kerametine ulaştırır ve onu Allah'ın dosdoğru yolundan ayırmaz. Ve yine her yol, kendi yolcusunu başka yolların yolcusundan da ayırmaz. Ama Allah'ın dosdoğru yolu dışındaki diğer sapkın yolların durumu böyle değildir.

Buna göre ayetin anlamı -Allah daha iyi bilir- şudur: Yüce Allah kitabı ve Peygamberi aracılığıyla, rızasına tabi olanı bazı yollara iletir. Bu yolların temel özellikleri yolcularının dünya ve ahiret hayatının mutsuzluğundan korunmaları, mutlu hayatı kederli bir yaşama dönüştürecek olumsuzluklardan muhafaza olmalarıdır.

Şu halde esenlik ve mutluluğa ulaşma, Allah'ın rızasına tabi olmaya bağlıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kulları için küfre razı olmaz." Ve yine şöyle buyuruyor: "Allah, yoldan çıkan topluluktan razı olmaz." Sonuç itibariyle esenlik ve mutluluk elde etmek, zulüm yolundan kaçınmaya, zalimlerle içli dışlı olmaktan uzak durmaya gelip dayanır. Allah, zalimler için hidayetinin söz konusu olmayacağını vurgulayarak, bu ilahi saygınlığa erişmekten yana onların umutlarını boşa çıkarmıştır: "Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."

O halde, "Allah, rızasına uyanları onunla esenlik yollarına iletir" ayeti, bir yönüyle "İnananlar ve imanları bir zulümle bulamayanlar, işte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır" ayetini çağrıştırmaktadır ve onun konumuna sahiptir."