Mizan'ul Hikmet-11.Cilt
 


KONULARIN BİTİŞİ


18903. İmam Sadık (a.s) , "İsrai-loğullarından kafir olanalr Davut ve İsa bin Meryem'in diliyle lanetlenmiştir" ayeti hu-susunda şöyle buyurmuştur: "Da-vud'un bedduası sebebiyle do-muza dönüştüler, İsa b. Mer-yem'in bedduası sebebiyle de maymuna dönüştüler."

18904. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ali'nin (a.s) kitabında okuduğumuz üzere Eyke ahali-sinden bir grup Semud kavmin-den idiler ve Cumartesi günü ba-lıklar onlara doğru geliyordu. So-nunda Allah onların itaatini de-nemek istedi. Cumartesi günü balıklar evlerinin önünden ve toplandıkları yerlerden geçen ne-hirlere ve ırmaklara akıyordu. İn-sanlar da onu avlamaya koyuldu-lar. Uzun müddet bu işi yaptılar. Din adamları ve alimleri de onları bu balıkları avlamaktan alıkoy-madı.

Aniden şeytan, onlardan bir grubuna şöyle telkin etti: "Cumartesi günü balık yemekten sakındırıldınız, avlanmaktan de-ğil." Bu yüzden halk cumartesi günü balık avladılar, diğer günler de avladıkları balıkları yediler.
Onlardan bir grubu şöyle de-di: "O halde biz de hemen şimdi balıkları avlayacağız." Böylece is-yan ettiler, onlardan bir grubu sağa gitti (ve balık avlamaktan sakındı) ve (balık avlayanlara) şöyle dediler: "Allah'ın emrine is-yan etmeyin. Aksi taktirde onun gazabına uğrarsınız."

Diğer bir grup ise sola doğru gittiler, sustu-lar, avlayanlara öğüt vermediler ve onlara öğüt veren gruba da şöyle dediler: "Neden Allah'ın helak edeceği ve kendilerine elim şiddetli bir azap tattıra-cağı kimselere öğüt veriyor-sunuz?" Onlara öğüt veren grup ise onlara şöyle cevap verdi: "Umulur ki Rabbiniz nezdin-de bir özrünüz olur ve umulur ki onlar sakınırlar." Bunun üzerine de aziz ve celil olan Allah şöyle buyurdu: "Kendilerine ha-tırlatılan şeyi unuttukların-da…" Yani onlara verilen öğüt-leri (Allah'a isyan etmemeyi ve balık avlamamayı) görmezlikten geldikleri ve günaha devam ettik-leri sebebiyle de onlara öğüt ve-renler şöyle dediler: "Allah'a ye-min olsun ki sizlerle kaynaşma-yacağız.

Bu gece içinde Allah'a isyan ettiğiniz şehirde de sizlerle birlikte olmayacağız. Zira sizlere belanın inmesinden ve bizim de sizin ateşinizde yanmamızdan korkuyoruz." Onlara bela ineceği korkusuyla şehiri terk ettiler. Şehre yakın bir yere gittiler, gece-yi gökyüzünün altında geçirdiler. Sabah olduğunda bu Allah'ın dostları ve Allah'a itaat edenler, Allah'a isyan edenlerin başına ne-lerin geldiğini görmek için şehre gittiler. Şehrin kapısına vardıkla-rında kapıyı kapalı buldular. Ka-pıyı çaldılar, ama hiçbir cevap alamadılar. Bir tek kelime olsun duymadılar. Bu yüzden de şehrin duvarına bir merdiven dayadılar ve aralarından birini yukarı gön-derdiler. O duvarın üstünden şehrin içine baktı.

Aniden insan-ların bir birine seslenen maymuna dönüştüğünü gördü. Yanın-dakilere şöyle dedi: "Ey insanlar! Allah'a yemin olsun ki çok ilginç bir sahne görüyorum." Onlar, "Ne görüyorsun?" diye sordukla-rında şöyle dedi: "İnsanlar may-munlar haline gelmiştir, kuyruk-ları vardır ve birbirlerine seslen-mekteler. O grup kapıyı kırdılar." İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Bu maymunlar insanlardan olan akrabalarını tanıdılar.

Ama bu in-sanlar maymunlaşmış akrabalarını tanıyamadılar. Onlar maymunlara şöyle dediler: "Bu işi yapmayın demedik mi?" Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ol-sun ki ben onların bu ümmet arasındaki soylarını tanıyorum. Onlar ne iyiliği emrederler ve ne de günahları değiştirmeye kaste-derler. Onlar kendilerine emredi-len şeyi kenara bırakmışlar, dar-madağın olmuşlardır. Aziz ve ce-lil olan Allah da şöyle buyurmak-tadır: "Zalimler (Allah'ın rah-metinden) uzak olsun" hakeza şöyle buyurmuştur: "Kötülükten sakındıran kimseleri kurtardık ve zulmedenleri isyanları se-bebiyle kötü bir azaba düçar kıldık."

Şyle diyorum: "Gördüğün gibi bu süre gerek İsrailoğullarına ve gerekse başka topluluklara ilişkin kıssalarda sözü edilen bir takım mucizeler içer-mektedir. Denizin yarılması ve Fira-vunoğullarının denizde boğulmaları gi-bi."Sizin için denizi yarmış ve Firavun hanedanını boğmuş-tur." İsrailoğullarına yıldırımın çarpması ve öldükten sonra tekrar di-riltilmeleri gibi: "Bir zaman da: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana inanmayız" demiştiniz de derhal sizi yıldı-rım çarpmıştı." Üzerlerine bulu-tun gölgelik yapılması, kudret helvası ve bıldırcın etinin indirilmesi gibi:

"Bulutu üstünüze gölgelik çektik." Taştan göz göz pınarların fışkırması gibi: "Musa kavmi için su istemişti" Üzerlerine dağın kal-dırılması gibi: "Üzerinize dağı kaldırmıştık." Aralarında bazıla-rının başka bir yaratığa dönüşmesi gi-bi: "Onlara, aşağılık maymun-lar olun dedik." Boğazlanmış ine-ğin etinden bir parçanın öldürülmüş adama değdirilmesi sonucu adamın di-rilmesi gibi: "İneğin bir parçasıyla o öldürülene vurun, dedik." Başka bir topluluğun diriltilmeleri gibi:

"Yurtlarından çıkanları görmedin mi?" Harap olmuş bir beldeye uğrayan kişinin öldükten sonra mucizevi bir biçimde diriltilmesi gibi: "Yahut şu kimse gibisiniz ki, duvarları çatıları üstüne yığılmış ıssız bir kasabaya uğramıştı." Hz. İbrahim'in eliyle kuşların diriltilmeleri gibi: "Bir zaman İbrahim: "Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" demişti." Sayıları on ikiyi bulan bu olağanüstü mucizelerin büyük çoğunlu-ğu -Kur'an'da sözü edildiği gibi- İsrai-loğullarının yaşamında gerçekleşmiştir.

Bundan önce, mucizevi olayların ger-çekleşebileceğini ve varlık bütünü için-de olağanüstü gelişmelerin her zaman mümkün olduğunu vurgulamıştık ve bunun genel sebep-sonuç yasası ile çe-lişmediğini dile getirmiştik. Bununla da, mucizelere ilişkin ayetlerin zahiri anlamlarını yorumlamanın, bu ayetlere zahirlerinden anlaşılandan farklı anlamlar yüklemenin bir kanıta dayanmadığı ortaya çıkıyor.

Çünkü bu gibi olgular, üçün iki tam sayıya bölünmesi ve çocuğun aynı zamanda kendi kendisinin babası olması gibi mümkün olmayan şeyler değiller.
Evet, ölülerin dirilmesi ve başka bir varlığa dönüşüm gibi mucizeler ayrı bir incelemenin konusudurlar. Bu gibi mucizelerle ilgili olarak şöyle bir şüphe ileri sürülmüştür: Yerinde kanıtlanmıştır ki, kemal ve fiillik kuvvesine sahip bir varlık kuvveden fiile dönüşünce onun bir kez daha kuveye dönüşmesi imkansız olur. Aynı şekilde varoluş olarak mükemmellik niteliğine sahip olan bir şey de, olgunlaşma süreci içinde varoluşsal olarak olduğundan daha noksan bir mükemmellik konumuna dönüş yapmaz. İnsanoğlu da ölüm sonucu maddeden soyutlanır, misali ya da akli niteliğe sahip soyut bir varlığa dönüşür. Bu varoluş aşamalarının her ikisi de maddi varoluş aşamasından daha ileridirler.

Bu düzeylerdeki varoluş, maddi varoluştan daha güçlüdür. Dolayısıyla ölümden sonra ruhun tekrar maddeye yönelmesi, ilgi duyması imkansızdır. Aksi taktirde fiile dönüşen bir şeyin tekrar kuvveye dönüşmesi gerekecek ki, bu muhaldir. Ayrıca insanoğlu varoluş bakımından diğer canlı türlerinden daha güçlü bir konumdadır. Böyle bir varlığın da "mesh" aracılığı ile öteki canlı türlerinden birine dönüşmesi imkan-sızdır.

Ben diyorum ki: Kuveden fiile ge-çen bir şeyin tekrar kuvveye dönüşme-sinin imkansızlığı, kuşkusuz gerçek-tir. Ne var ki, ölenin bir kez daha dünya hayatına dönmesi, aynı şekilde "başka bir canlıya, varlığa dönüşüm" olayı, bu genellemenin kapsamına gir-mez. Bunu şöylece izah etmek müm-kündür: Somut olguların ve kanıtların verilerine göre, bitkisel maddi cevher hayvani tekamül sürecine girdiği za-man, hayvaniliğe doğru hareket eder, hayvani bir biçim alır. Bu biçim, madde ile madde ötesi arasındaki ara aşamaya (berzah) özgü soyut bir bi-çimdir.


Bunun hakikati ise, "şeyin" ken-disini cüz'i ve hayali bir kavraşıyla al-gılamasıdır. Sözünü ettiğimiz biçim, bitkisel cevher açısından kamil bir va-roluştur ve söz konusu kuvve açısın-dan cevheri hareketle elde edilen bir fi-illiktir. Dolayısıyla bunun bir gün maddi cevhere yönelmesi, ona dönüşmesi mümkün değildir. Ancak söz konusu "şeyin" maddesinden ayrılır, söz konusu maddi bir biçimle baş başa kalırsa, o başka. Bir hayvanın ölüp hareketsiz bir cesede dönüşmesi gibi. Bu hayvani biçim kendisinden kaynaklanan algılama faaliyetlerinin, bilmeyle ilgili durumların kaynağıdır. Hayvani ruh, sözkonusu eylemlerin gerçekleşmesi ile birlikte bilmeye ilişkin bu durumları özüne nakşeder.

Öze işlenen bu nakışlar üst üste yığılınca birbirine benzeyen nakışlar-dan yepyeni bir nakış meydana gelir. Ve bu, yok edilmez kalıcı bir biçim ve köklü bir özvarlık olur. Bu yeni ruh-sal biçimden, hayvani bir tür ortaya çıkabilir. Kendine özgü biçimi ve türü olan özel bir hayvan belirginleşir. Fa-kat söz konusu biçimler özvarlık ha-lini almayınca nefis eski basit aşama-sında kalır. Öze ilişkin cevheri hare-ketlilikten geri duran bitkiler gibi. Böyle olunca da bitki olarak kalırlar ve hayvani faaliyet alanına çıkış ya-pamazlar.

Şayet berzahi nefis aniden biçim elde etmek suretiyle durumları ve fiilleri açısından tekamül ederse, varoluşunun ilk aşamasından bedeni ile olan ilişkisi kesilir. Ama madde ile bağlantılı olan algılama faaliyetleri aracılığı ile git gide tedrici bir tekamül gerçekleştirir. Nihayet eğer doğal öm-rünü ve kendisi için öngörülen süreyi tamamlarsa kendine özgü bir canlı tü-rü haline gelir. Eğer yokedici ölüm gibi herhangi bir engelden dolayı doğal öm-rünü yaşama ve kendisi için öngörülen süreyi tamamlama imkanını bulamazsa, basit hayvanilik niteliğini korur.

Aynı şekilde eğer hayvan, insan olma sürecine girerse -insan, zatını maddeden, onun gereklerinden, oranlar ve renkler gibi ona ilişkin olgulardan soyutlanmış olarak bütünsel bir yakla-şımla düşünülebilen bir varlıktır- cev-heri hareketle aklın kuvve merhalesi olan misal fiilliğinden çıkar, soyut akıl fiilliğine girer. Böylece fiili olarak in-san biçimini kazanır. İşte bu fiili du-rumun yeniden, hayvan için söz konu-su olan kuvvesine, yani misali soyutlu-ğa dönüşmesi muhaldir.
Ayrıca bu biçimin de kendine özgü fiil ve durumları vardır. Bunların ted-rici birikimi sonucu özel bir biçim olu-şur. Bu da hayvani türe ilişkin olarak sözkonusu edilen durumun bir benzeri olmak üzere, insan türüne ilişkin yeni bir çeşitliliğe yol açar.

Yaptığımız açıklamayı anladıysan, şu varsayımı rahatlıkla kavrarsın: Diyelim ki, bir insan öldükten sonra tekrar dünyaya döndü ve ruhu yeniden maddeye bağlandı. Özellikle daha önce bağlı bulunduğu maddi biçime yeniden kavuştu. Bu durum ruhunun soyut-lanmışlığını geçersiz kılmaz. Çünkü ruh ilginin kesilmesinden önce de so-yutlanmış durumdaydı. Aynı şekilde ikinci bir bağlantıdan sonra da soyut-lanmışlığını korur. Ölüm olayı ile bir-likte meydana gelen durum, ruhun madde içindeki faaliyetlerinin bağlantısını sağlayan araçları kaybetmesidir.

Dolayısıyla artık ruh maddi bir eylem gerçekleştirmemektedir. Tıpkı gerekli araç ve gerecini yitiren bir sanatkar gi-bi. Ruh madde ile olan bağlantısını yeniden sağlayınca, bedensel güçlerini ve araçlarını yeniden kullanmaya baş-lar. Fiiller aracılığı ile kazandığı yeni durumlar ve melekeler sergiler. Bunlar daha önce elde ettiği durumlardan da-ha üstün bir konumda olurlar ve bun-lar sayesinde yeni bir tekamül gerçek-leştirmiş olur. Ancak, bu madde ile yeniden bağlantı kurmak, bir geriye dönüş, "kemal" konumundan noksanlık konumuna iniş ve fiilden kuvveye geçiş değildir.

Desen ki: O zaman sürekli aksili-ğin, zorlamanın mümkün olduğunu söylemek gerekir. Halbuki bunun yanlış olduğu kesindir. Çünkü bedenden kopmuş soyut ruh, ikinci kez maddeyle bağlantı kurması dolayısıyla, maddi fiiller açısından karakteristik bir tekamüle kavuşabilecekse onu sonsuza dek bu tekamülden yoksun bırakmak, karakteristik olarak sahip olması ge-reken bir nitelikten yoksun bırakmak anlamına gelir. Çünkü her ruh muci-zevi bir şekilde ya da olağanüstü bir yöntemle tekrar dünyaya dönmez. Şu halde kesintisiz yoksunluk, sürekli bir zorlamadır.

Buna karşılık ben derim ki: Dün-ya hayatında kuvveden fiile geçen ve belli bir sınıra varıp ardından ölen ruhlar açısından, sürekli olarak bir adım ötede bekleyen bir tekamül im-kanı söz konusu değildir. Aksine; ruh, bir süre sonra sahip bulunduğu fi-ilillik durumu üzere istikrar kazanır. Ya da kendine uygun akli biçimi ala-rak eriştiği düzeyi korur. Böylece söz konusu imkan da ortadan kalkar. Çünkü birtakım iyi ve kötü ameller işlemiş olmasına rağmen basit ve yalın bir ruhla ölen insan, eğer bir süre daha yaşayacak olsaydı, yalın ruhuna mutlu veya mutsuz bir biçim kazandırabilir-di.

Aynı şekilde eğer öldükten sonra tekrar dünyaya dönerek bir süre daha yaşayacak olursa, eski biçimi üzerine yeni ve özel bir biçim edinebilir. Dön-mediği taktirde ise, dünya ve ahiret arası ara dönemde (berzah aleminde) daha önce işlediği amellerden dolayı ya ödüllendirilir, sevap alır ya da cezaya çarptırılarak azap görür. Ta ki, geçmiş misali biçimine uygun akli bir biçim alana kadar. Böylece de söz konusu imkan geçersiz olur ve sadece akli tekamül imkanı kalır. Eğer dünyaya dönecek olursa, diyelim ki Peygamber-ler ve veliler öldükten sonra dönerlerse, maddi bakımdan ve madde ile bağlan-tılı fiiller açısından başka bir akli bi-çim elde edebilirler. Dönmedikleri tak-tirde ise, onlar için kazandıkları ke-mal ve kemal yolu üzerindeki yüksek derecelerden başka bir şey yoktur.

Bilindiği gibi bu, sürekli bir zor-lama olarak değerlendirilemez. Eğer ruhun, bir takım etkenler ve etkin il-letlerin sonucu kendisi için mümkün olan tekamülden yoksun olması sürek-li bir zorlama olarak kabul ebilecek olursa, didişme ve çelişme yurdu olan bu dünyadaki olayların büyük çoğun-luğu ya da tümü sürekli zorlama ola-rak değerlendirilmelidir. Çünkü doğa-nın bütün parçaları bütün olayların üzerinde etkin rol oynar. Halbuki sü-rekli zorlama türlerden birinin karak-teristik olarak tekamül gücüne ve ka-biliyetine sahip olması, sonra da bu-nun belirtilerini ya kendi içinden ya da dışarıdan kaynaklanan ve karakteristik özelliğin işlevsiz bırakılmasına dönük olarak bir olgunun etkisi sonucu, hiçbir zaman dışa vuramamasıdır.


Bu durumda söz konusu türün tekamül edebilme karakteristiğine ve seciyesine sahip kılınması saçma, ge-reksiz ve anlamsız olur. Gerisini sen anla artık. Aynı şekilde eğer bir insa-nın biçiminin değiştiğini, maymun ve domuz gibi herhangi bir hayvanın bi-çimine büründüğünü varsayarsak, bu, biçim üstüne biçim şeklinde gerçekleşir. Buna göre o, insan domuzdur veya insan maymundur. İnsanlığı devredışı kalmış, onun yerini domuzluk veya maymunluk almış değildir. Çünkü insan kendisi için karakteristik biçimlerden birini elde ettiği zaman ruhunu onunla biçimlendirmiş olur. Bu biçimin tıpkı öldükten sonra ahirette olacağı gibi dünyada da gizlenmişlikten açıklığa çıkmasının imkansız olduğuna ilişkin bir kanıt elde mevcut değildir.

Daha önce de vurgulandığı gibi in-san ruhu, ilk varoluş aşamasında, özel bir biçimde türlenebilecek, belirsizlik-ten sonra belli bir biçim alabilecek mutlaklıktan sonra sınırlandırılabile-cek bir basitliktedir. Şu halde meshe-dilmiş insan, biçim değiştirmiş insan-dır. İnsanlığını yitirmiş değildir. Bizler günlük yayımlarda Avrupa ve Ame-rika'daki bilimsel kurumların yayın-ladıkları bildirilerde ölümden sonra hayatın olabileceğine ve insan şeklinin mesh yoluyla değişebileceğine ilişkin haberler okuyoruz. Gerçi biz, bu tür meseleleri ele alırken sırf bu tür haber-lere dayanarak düşünce üretmeyiz, ama bir araştırmacı da dün okuduğu-nu bugün unutmamalıdır.

Desen ki: Şu halde tenasuha inanmamak için herhangi bir neden yoktur.
Buna karşılık vereceğimiz cevap şudur: Bu yaklaşım kesinlikle doğru değildir. Çünkü, kendine özgü teka-mülünü tamamlayan bir ruhun beden-den ayrılmasından sonra diğer bir be-dene girmesi demek olan tenasuh im-kansızdır. Çünkü ruhun girdiği bu bedenin eğer bir ruhu varsa, bu du-rumda tenasuh sonucu iki ruh aynı bedende bir araya gelmiş olacaktır.


Bu ise, çoğun birliği ve birin çokluğu de-mektir. Yok eğer sözkonusu bedenin ruhu yoksa, o zaman da fiili olanın kuvveye dönüşmesi sözkonusu olur. Yaşlı adamın çocuk haline gelmesi gi-bi. Aynı şekilde, yaptığımız bu açık-lamalardan çıkan sonuca göre, teka-mülünü tamamlayıp bedenden ayrılan insan ruhunun bitkisel veya hayvani bir bedene geçmesi de imkansızdır."

3694. Bölüm
Mesh Edilen Soyun Kesilmesi

18905. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala demesh olmuş kimse için bir soy bırak-mamıştır. Bu maymunlar ve do-muzlar önceden var idiler."
18906. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah meshettiği hiç-bir varlık için soy karar kılmamış-tır."
18907. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah meshettiği hiç-bir varlık için soy karar kılmamış-tır."
Ben şöyle diyorum: Mecme'ul-Beyan'da "İçinizden Cumartesi gü-nü azgınlık edenleri elbette biliyor-sunuz" ayetinin tefsirinde İbn-i Ab-bas'ın şöyle dediği yer almıştır: "Al-lah-u Teala onları meshederek ceza-landırmıştır.

Onlar birbirlerine sesleniyor, üç gün bir şey yemiyor, içmiyor ve üremiyorlardı. Üç günden sonra Allah-u Teala onları helak etti, rüzgar esmeye başladı ve onları suya attı. Allah-u Teala meshettiği her topluluğu helak etmiştir. Bu maymunlar ve domuzlar onların soyundan değildir. Aksine onlar bu hayvanların şekline dönüşmüşlerdir. Müslümanlar maymunların ve domuzların Adem'in çocuklarından meydana gelmediği hususunda görüş birliği içindedirler. Eğer bunlar mesh olmuş insanlar olsalardı, şüphesiz bu hayvanlar da insanoğlundan sayılırdı."

Mücahit şöyle diyor: "Onlar may-munlara dönüşmediler. Bu Allah-u Teala'nın verdiği bir örnektir. Nite-kim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Kitap yüklü eşekler gibi" Hakeza Mücahit'e göre de bu topluluğun kalpleri mesholmuştur. Kalpleri maymunların kalbi gibi olmuştur, öğüt almaz ve sesten korkmaz olmuşlardır. Bu iki söz müfessirlerin çoğunluğunun inandığı ayetin zahirine muhaliftir ve böyle bir tevil ve yorum yapmaya da gerek yoktur.

491. Ko-nu el-Meşy Yürü-mek
Bihar, 76/301, 57. Bölüm; Adab'ul-Meşy

3695. Bölüm
Yol Yürümenin Adabı

Kur'an:
"Rahman'ın kulları yeryü-zünde mütevazi yürürler. Bil-gisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler."
"Yürüyüşünde tabii ol; se-sini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesi-dir."
18908. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Allah Resulü'nün yolda yürür-ken aciz ve tembel kimse gibi yü-rümediği bilinirdi."
18909. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Allah Resulü (s.a.a) yol yürüdüğünde adeta yokuştan iner gibi yürüyordu. Ondan önce ve sonra onun bir benzerini görme-dim."

18910. Ali b. Hüseyin (a.s) yol yürüdüğünde ellerini dizinden öne geçirmez, ellerini yukarı ve aşağı hareket ettirmezdi. Vakar ve tevazuyla yürürdü.
18911. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ali b. Hüseyin (a.s) yol yürürken sağ elini sol elinden öne getirmezdi."
18912. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ali b. Hüseyin (a.s) başının üzerinde bir kuş varmış gibi yürür, sağ eli sol elinden öne geçmezdi."

18913. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hızlı yürümek mümi-nin heybetini yok eder."
18914. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Acele yol yürümek müminin heybetini götürür, nu-runu söndürür."
18915. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminlerin Emiri (a.s) bineğine binmiş olarak as-habının yanına geldi. Onlar da imamın peşice yola koyuldular. İmam onlara döndü ve şöyle bu-yurdu: "Bir işiniz mi var?" Onlar şöyle arzettiler: "Hayır ey Mü-minlerin Emiri! Biz sizinle yol yürümeyi seviyoruz." İmam şöyle buyurdu: "Geri dönün, zira yayı-nın süvariyle yürümesi, süvarinin fesadına ve yayanın horluğuna sebep olur."

İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Bir defa Müminlerin Emiri bineğe binmişti. Ashabı da ardı sıra yola koyuldular. İmam onlara şöyle buyurdu: "Geri dö-nün. Zira insanların arkasındaki ayak sesleri ahmakların kalbinin yok olmasına sebep olur.

18916. İmam Ali (a.s) Sıffın sava-şından dönerken Kufe'ye gelmişti… "İmam (a.s) ata binmişken kendisini yaya olarak uğurlamak isteyen Harb'e ise şöyle buyurdu: "Geriye dön; se-nin gibi birinin benim gibi birini yaya olarak uğurlaması yönetici için fitne, mümin içinse zillet-tir."
18917. İmam Ali (a.s) muttakilerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Konuşmalarında doğrudurlar, tarzları ılımlıdır, yürüyüşleri teva-zu iledir."

3696. Bölüm
BöbürlenerekYürümek-ten Sakındırmak

Kur'an:
"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri de-lebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin."
"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürle-nerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez."

18918. İmam Ali (a.s) tavus kuşu-nun sıfatı hakkında şöyle buyurmuş-tur: "Yürüyüşü kendisini beğenen ve işve ile yürüyen kimsenin yü-rüyüşüne benzer. Bazen başını çevirerek kanatları ve kuyruğunu inceden inceye inceler, mücevher ve inciden giymiş olduğu giysi-sinden dolayı kahkahalar atarak güler."
18919. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yeryüzünde kibirlene-rek ve alayla yürüyen kimseye ye-rin altında ve üstünde olan her şey lanet eder."

18920. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kendini büyük gören ve tekebbürle yürüyen kimse Al-lah Tebarek ve Teala'yı kendisine gazaplandığı bir halde görür."
18921. Ebu Dücane Ensari bir sarık bağladı ve sarığının bir tara-fını arkadan iki omuzları arkasına attı. Daha sonra da iki saf arasın-da övünerek yürümeye başladı. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyur-du: "Savaş dışında Allah-u Teala bu tür yürümeye buğzeder."

18922. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ebu Dücane Ensari Uhud günü başına bir sarık bağ-ladı. Sarığının bir tarafını arkadan iki omuzlarının arasına attı ve ki-birle yürümeye başladı. Allah Re-sulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah yolunda cihad dışında bu tür yol yürümekten aziz ve celil olan Al-lah nefret eder."
18923. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetim kibirle yü-rüyünce ve İranlılar ile Rumlar onlara hizmetkar olunca birbiri-nin canlarına düşerler."

18924. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetim kibirle yü-rüdüğünde ve İranlılar ve Rumlu-lar onlara hizmetçi olduğunda onlar birbirine musallat olur-lar."
18925. İmam Bakır (a.s) , kibirle yürüyen bir zenciyi gördüğünce şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz o zorba-dır." Ravi şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "O bir dilencidir." İmam şöyle buyurdu: "O bir zorbadır."
bak. el-Kibr, 3436. Bölüm

492. Ko-nu

el-Mekr
Hile-Düzen

Kenz'ul-Ummal, 3/545, el-Mekr ve'l-Hedie
Bihar, 75/283, 72. Bölüm; el-Mekr ve'l-Hazie ve'l-Gaşş
Vesail'uş-Şia, 8/570, 137. Bö-lüm; Tahrim'ul-Mekr ve'l-Hased ve'l-Gaşş ve'l-Hıyanet
bak.
131. konu, el-Hile; 154. konu, el-Hıyanet; 385. konu, el-Gadr; 389. konu, el-Gaş; el-Harb, 765. Bölüm

3697. Bölüm
Hile

Kur'an:
"Birbirinden büyük düzen-ler kurdular."
bak. Fatır suresi, 10, 43; Gafir suresi, 25; Tur suresi, 42-46
18926. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Zekanın afeti hiledir."
18927. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Sana güvenen kimseye hile yapmak küfürdür."
18928. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hile yapmak aşağılık, al-datmak ise talihsizliktir."
18929. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hilecilik ve ihanet iman-dan uzaktırlar."

18930. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hile yapmak aşağılık kimselerin işidir."
18931. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müslüman bir kimse-ye hile kuran bizden değildir."
18932. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hilekar; insan şekline bürünmüş bir şeytandır."
18933. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hiçbir hileci güvenilir değildir."

18934. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hile kuran kimsenin hi-lesi onu kuşatır."
18935. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir kimsede şu üç şeyden bulunursa onun zararına biter: Hilecilik, ahdini bozmak ve isyankarlık. Allah-u Teala'nın bu-yurduğu gibi: "Kötü hile sadece sahibine döner." Hakeza aziz ve celil olan Allah şöyle buyur-muştur: "O halde onların hile-lerinin sonucuna bir bak, şüp-hesiz biz onları tümüyle yok ettik."

Hakeza şöyle buyurmuş-tur: "Ahdini bozanlar şüphesiz kendi zararlarına ahdini boz-maktadır." Ve hakeza şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar sizin taşkınlığınız sizin aleyhinize-dir. Sizler dünya hayatının metasını dilemektesiniz."
18936. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Herkim insanlara hile yaparsa münezzeh olan Allah da onu kendisine mübtela kılar."

18937. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kötülüğü güzel göster-mek en büyük hilelerdendir."
18938. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Herkim kendisini hile-den güvende görürse kötülükle karşı karşıya gelir."
18939. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer gerçekte ameller Allah'a arzedilecek ise o halde hi-le niye."
18940. İmam Ali (a.s) muttakilerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Bir kimseden uzaklaşması, te-mizliğinden ve zühdündendir. Bir kimseye yaklaşması, yumu-şaklığı ve acımasındandır. Uzak-laşması büyüklükten ve kibirden; yaklaşması da hile ve tuzaktan değildir."

18941. İmam Ali (a.s) Haricilerin ordularının olduğu yere -onların hü-kümeti inkar etmede ısrarlı oldukları bir halde- giderek şöyle buyurmuştur: "Onlar hile, aldatma, kandırma ve düzenle mushafları mızrakla-rının ucuna taktıkları zaman "Bunlar da dindaş ve kardeş-lerimizdir, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın kitabına sığınarak geçmiş hatalarını bağış-lamamızı diliyorlar. O halde on-ları kabul edelim ve kalplerinden hüznü uzaklaştıralım" diye söy-lemediniz mi? Ve ben size, "Bu işin dış yüzü iman, iç yüzü düş-manlıktır; evveli merhamet, sonu ise pişmanlıktır."

3698. Bölüm
Hile ve Kandırma Ateş-tedir

18942. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hile ve kandırma ateştedir."
18943. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hile aldatma ve hıya-net ateştedirler."
18944. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mümine zarar veren veya ona hile yapan kimse me-lundur."
18945. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müslüman olan kim-se, ne hile yapar ne de aldatır. Zi-ra Cebrail'den (a.s) şöyle buyur-duğunu işittim: "Şüphesiz hile ve tuzak ateştedir."
18946. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Şüphesiz hile ve hilekar ateştedirler. O halde aziz ve celil olan Allah'tan ve onun saldırı-sından korkun."
18947. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Eğer hile ve kandırma ateşte olmasalardı, şüphesiz ben Arap halkının en hilekarı olur-dum."
18948. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Eğer hile ve tuzak ateşte olmasalardı, şüphesiz ben insan-ların en hilekarı olurdum."
18949. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Şüphesiz ben Allah Re-sulü'nün (s.a.a) , "hile, aldatma ve hıyanet ateştedir" diye buyurdu-ğunu işitmeseydim, şüphesiz Arap halkının en hilekarı olur-dum."

18950. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Eğer arada takva mesele-si olmasaydı ben arap halkının en hilekarı olurdum."
Allame Meclisi (r. a) 18948. ha-disin açıklamasında şöyle yazmakta-dır: "Kamus'ta yer aldığına göre mekr hile demektir."Hedeehu" onu aldattı ve anlamayacağı bir şekilde ona zarar verdi anlamındadır. Rağib ise şöyle di-yor: "Mekr kelimesi birini hile ile amaçladığı şeyden geri çevirmek anla-mındadır ve bu da iki çeşittir: "Beğe-nilmiş hile ve bu da hayırlı bir işi amaçlamaktır. Nitekim "Allah dü-zen kuranların en hayırlısıdır" ayeti de bu anlamdadır.

Kınanmış olan hileden hedef ise çirkin iştir. Ni-tekim Allah-u Teala şöyle buyurmuş-tur: "Kötü düzen sadece sahi-bine döner" Her ikisi hakkında ise şöyle buyurmuştur: "Onlar dü-zen kurdular ve biz de haber-leri olmadan düzen kurduk." Bazıları şöyle demişlerdir: "Allah-u Teala'nın mekrinden (düzeninden) maksat ise kuluna mühlet vermesi, dünya metasını eline teslim etmesidir. Bu sebeple de Müminlerin Emiri şöyle buyurmuştur: "Dünyası genişlediği halde bunun Allah'ın bir düzeni oldu-ğunu bilmeyen kimsenin aklı aldan-mıştır." Rağib şöyle diyor: "Hida' ke-limesi birini hileyle maksadından alı koymak ve içinde olanın aksini izhar etmektir."

Misbah'ta ise şöyle yer almıştır: "Bazen mekr ve hud'a (düzen ve hile) kelimeleri yan yana kullanıldığı za-man aralarında bir fark oluşmakta-dır. Bu esas üzere mekr kelimesinden maksat yapılması doğru olmayan bir iş hususunda çare ve düzen bulmaktır. Başkasını göstermek ve düşünceyi başka yöne yönlendirmektir. Hadiat kelimesinden maksat ise kastettiği kimse hakkında o düşünceyi hayata geçirmektir. Hz. Ali (a.s) da halkın Muaviye'yi zeki, kendisini ise zayıf sanması sebebiyle bu sözü buyurmuş-tur. Zira Muaviye'nin hileye ve yalana dayalı siyasetinin daha etkili olduğunu görüyorlardı.

Bu yüzden İmam Ali (a.s) Muaviye'nin hilelerinin tümünü bildiğini ama Allah'ın emrine aykırı olduğu için onu kullanmadığını beyan etmiştir. Nitekim Seyyid Rezi de Nehc'ül-Belağa'da İmam'ın şöyle bu-yurduğunu rivayet etmektedir: "Biz insanların çoğunun hiyaneti uyanıklık olarak saydığı ve cahil insanların böy-lesi insanların güzel düşünceli kimseler olduğunu bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Onlara ne oluyor? Alalh onları öldürsün! Bazen tecrübeli ve işlerin altını üstünü bilen bir kimse bile her hususta hileyi de bilmektedir. Ama Alalh'ın emir ve yasakları ona engel olmaktadır. Bildiği ve bu hileleri uygulayabildiği halde onları terk etmektedir. Dinde hiçbir sakınması olmayan kimse zamanı bu tür oyunları hayata geçirmek hususunda ganimet saymaktadır."

İmamın cümlesindeki "Herice" ke-limesi takva anlamındadır. Bazı şa-rihler İmam'ın bu sözünü şerh ederken şöyle demişlerdir: "Zira her iki grup da hıyanet ve zorbalığın neticesinden habersizdirler. Dolayısıyla da onları zekilikten ayırt edemiyorlar. Zira zorbalık çare düşünmek ve onu kendisine zorbalığın uygulandığı kimse hakkında hayata geçirmektir. Kiyaset ve zekilik ise çare bulmak ve doğru olan hususlarda maslahatı tanımaktır.

O halde zorbalık ve zekilik, çare bulmak ve düşünce yoluyla bir yolunu bulmak hususunda ortaktır. Sadece zulmeden kimsenin bulduğu çare şer'i kanunlara ve dini maslahatlara aykırıdır. Zeki kimsenin bulduğu çare ise dini maslahat ve şeriat ile uyum içindedir. Bu ikisi arasındaki ince ayırım sebebiyle zorba kimse hilesini zekavet örtüsünde sunmakta, cahil kimseler de kendisini güzel düşünceli ve zeki san-maktadır. Nitekim Muaviye, Amr b. As, Muğire b. Şube ve benzeri kimse-lerin dahi ve zeki olduğunu söylemek-tedirler. Oysa ki zorba ve hokkabaz kimselerin bulduğu çarenin insanı gü-naha sürüklediğini ve rezaletle sonuç-landığını, kötü ve çirkin bir iş olduğu-nu bilmiyorlar. Oysa zeki kimsenin bulduğu çare insanı adalete sürükle-mektedir."

İmam birkaç yerde bu konuyu de-taylı bri şekilde beyan etmiştir. İmam (a.s) hileyi daha iyi bildiği ve uygula-yabildiği halde buna bulaşmamıştır. Bu çok açık bir gerçektir. Zira hile ve düzen hilelere bulaşmada, zarar verme yollarını tanımak ve o anlamadan onun hakkında bu planı hayata ge-çirmektir. Şüphesiz İmam (a.s) geniş ilmiyle her şeyi herkesten daha iyi bil-mektedir. (Ama takvasından dolayı buna bulaşmamaktadır) Hile ve dü-zenin ateşte olmasından maksat ise bu sıfatlara sahip olan kimselerin ateşte olmasıdır ve bu isnat mecazi bir isnat-tır.
bak. el-Harb, 765. Bölüm

3699. Bölüm
Allah'ın Hilesi

Kur'an:
"Küfredenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldür-mek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen ku-rarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen ya-panların en iyisidir."
"Onlar bir düzen kurdular. Biz fark ettirmeden düzenle-rini bozduk. Hilelerinin sonu-nun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hep-sini, yerle bir ettik."

18951. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her kim Allah'ın hile-sinden güvende olursa helak ol-muştur."
18952. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kulun insanların gü-nahlarını araştırdığını, kendi gü-nahını unuttuğunu gördüğünüz-de bilin ki o Allah'ın hilesine ya-kalanmıştır."

18953. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Bu ümmetin en iyisi hakkında bile Allah'ın azabından emin olma; zira Allah şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın azabından hüsrana uğrayan topluluktan başkası emin olmaz" Bu üm-metin en kötüsü hakkında bile Allah'ın rahmetinden ümitsiz olma; çünkü yüce Allah şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın rahmetin-den, kafir olan kavimden baş-kası ümit kesmez."

18954. Resulullah (s.a.a) şöyle dua ederdi: "Ey Allahım! Bana yardım et ama düşmanıma yardım etme. Bana başarı ve yardım ver ama düşmanıma başarı ve zafer verme. Benim lehime düzen kur ama benim aleyhime düzen kur-ma."
bak. el-Havf, 1146. Bölüm; ez-Zenb, 1375. Bölüm; el-Fıkh, 3241. Bölüm; el-İmtihan, 3642. Bölüm

İçindekiler

3431. Bölüm 4
Tekebbür 4
3432. Bölüm 6
Kibriya Allah'a Mahsustur 6
3433. Bölüm 7
Kibrin Anlamı (1) 7
3434. Bölüm 9
Kibrin Anlamı (2) 9
3435. Bölüm 10
Kibrin Hakikati 10
3436. Bölüm 11
Kibir İçinde Yürümeyi Kınamak 11
3437. Bölüm 12
Mütekebbir 12
3438. Bölüm 12
Kendisiyle Kibirlenmenin Doğru Olmadığı Şey 12
3439. Bölüm 13
Tekebbürün Sebebi 13
3440. Bölüm 14
Kibrin Tedavisi 14
Allame Meclisi'nin kibrin tedavisi hususundaki sözü 15
3441. Bölüm 16
Kibri Ortadan Kaldırmak 16
3442. Bölüm 17
Kibrin Etkileri 17
3443. Bölüm 18
Her kim Kibirlenirse Allah Onu Aşağılık Kılar 18
3444. Bölüm 19
Kibirli İnsanların Yeri 19
3445. Bölüm 22
Kitap ve Yazmak 22
3446. Bölüm 22
Yazarlık ve Yazarın Şahsiyeti 22
3447. Bölüm 23
İlmi Yazmaya Teşvik 23
3448. Bölüm 24
Yazmanın Sevabı 24
3449. Bölüm 24
Allah'ın Nazil Buyurduğu Kitaplar 24
3450. Bölüm 24
Yazmanın Adabı 24
3451. Bölüm 27
Yazışmak 27
3452. Bölüm 27
Mektubun Cevabını Yazmaya Teşvik 27
3453. Bölüm 29
İslam Devrimi'nin Sırlarını Gizlemenin Lüzumu 29
3454. Bölüm 30
Devrim Sırlarını İfşa Etmekten Sakınmak 30
3455. Bölüm 31
Sır Saklayan Kulu Övmek 31
3456. Bölüm 34
Yalan 34
3457. Bölüm 36
Yalan Huyların En Aşağılık Olanıdır 36
3458. Bölüm 36
Yalan ve İman 36
3459. Bölüm 37
Yalan Her Kötülüğün Anahtarıdır 37
3460. Bölüm 38
Ciddi veya Şaka Yalan Söylemeyi Terk Etme Emri 38
3461. Bölüm 39
Küçük Yalan 39
3462. Bölüm 40
Yalan Söylemenin Sebebi 40
3463. Bölüm 41
Kezzab (Çok Yalan Söyleyen Kimse) 41
3464. Bölüm 41
Yalanın Neticesi 41
Yalancı kimsenin kurtuluşa eremeyeceği hakkında bir açıklama 44
3465. Bölüm 45
En Çirkin Yalan 45
3466. Bölüm 46
Yalanın Caiz Olduğu Yerler 46
3467. Bölüm 47
Tebriye 47
3468. Bölüm 49
Yalan Sözler Dinlemek 49
3469. Bölüm 50
Yalancı Arzulardan Sakındırmak 50
3470. Bölüm 53
Yücelik 53
3471. Bölüm 54
Keramet ve Yücelik 54
3472. Bölüm 55
Kerim ve Yüce İnsan 55
3473. Bölüm 58
Yüce İnsanların Ahlakından Örnekler 58
3474. Bölüm 59
Yüce İnsanlardan Uzak Olan Hasletler 59
3475. Bölüm 60
Yüce İnsanların Gazabından Sakındırmak 60
3476. Bölüm 60
Yüce İnsanlara İkramda Bulunmaya Teşvik 60
3477. Bölüm 61
İkramda Bulunmak 61
3478. Bölüm 62
İzzet ve Yüceliği Reddetmek 62
3479. Bölüm 63
Saygının Edep Etmediği Kimse 63
3480. Bölüm 63
İnsanların En Saygını 63
3481. Bölüm 64
İnsanlara Saygı Göstermek Kendine Saygı Göstermektir 64
3482. Bölüm 66
En Temiz Kazanç 66
3483. Bölüm 66
Kazançlar 66
Velayetin (Yöneticiliğin) Kısımlarıyla İlgili Açıklama 67
Ticaret Çeşitleriyle İlgili Açıklama 68
Kira ve İcarla İlgili Açıklama 68
Zanaatla İlgili Açıklama 70
Malları İnfak ve Harcama Yolları 70
Yenilmesi Helal Olan Şeyler 71
Eti Yenen Hayvanlar 71
Yenilmesi Helal Olan Yumurtalar 72
Yenilmesi Helal Olan Deniz Hayvanları 72
Helal İçecekler 72
Giyilmesi Câiz Olan Elbiseler 72
Câiz Evlilikler 72
3484. Bölüm 73
El Emeği İle Kazanmaya Teşvik 73
3485. Bölüm 75
Kınanmış Kazançlar 75
3486. Bölüm 76
Kazanç (çeşitli) 76
3487. Bölüm 78
Tembellik 78
3488. Bölüm 79
Tembellik ve Dirliksizlikten Sakınmak 79
3489. Bölüm 80
Gevşeklikten ve İhmalden Sakınmak 80
3490. Bölüm 80
Tembelliğin Alameti 80
3491. Bölüm 81
Tembellikten Uzaklaşmak İçin Allah'tan Yardım Dilemek 81
3492. Bölüm 83
Küfür Şirkten Daha Eskidir 83
3493. Bölüm 84
Küfrün Sebepleri 84
3494. Bölüm 85
Kafir 85
3495. Bölüm 87
Küfrün En Küçük Derecesi 87
3496. Bölüm 88
Küfrün Erkanı ve Sütunları 88
3497. Bölüm 89
Allah'ın Kitabında Küfrün Çeşitleri 89
3498. Bölüm 93
Kefaretler 93
3499. Bölüm 94
Hiçbir Kefareti Olmayan Günah 94
3500. Bölüm 97
İyiliğe İyilikle Karşılık Vermek 97
3501. Bölüm 98
Kötülüğe Kötülükle Karşılık Vermek 98
3502. Bölüm 99
Uygunsuz Karşılık Vermek 99
3503. Bölüm 99
İntikam Almayı Kınamak 99
3504. Bölüm 100
İyiliğe Kötülükle Karşılık Vermek 100
3505. Bölüm 100
Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek 100
3506. Bölüm 101
Verdiğin Elle Alırsın (Ettiğini Bulursun) 101
3507. Bölüm 103
Teklif 103
3508. Bölüm 105
Allah Herkesi Gücü Oranında Mükellef Kılar 105
3509. Bölüm 108
Tekellüf 108
3510. Bölüm 109
Kendini Tekellüfe Düşüren Kimsenin Nişaneleri 109
3511. Bölüm 113
Söz 113
3512. Bölüm 113
Sözün Büyük Tesiri 113
3513. Bölüm 114
Çirkin Sözden Sakınmak 114
3514. Bölüm 114
Boş Sözden Kaçınmaya Teşvik 114
3515. Bölüm 115
Çok Konuşmayı Kınamak 115
3516. Bölüm 116
Boş Konuşmaktan Sakınmak 116
3517. Bölüm 117
Çok Konuşmaktan Sakınmak 117
3518. Bölüm 117
Çok Konuşmak Kalbi Öldürür 117
3519. Bölüm 118
Az Konuşmayı Övmek 118
3520. Bölüm 119
Konuşmacı ve Sözün Bağı 119
3521. Bölüm 119
Söz Amelin Bir Parçası Konumundadır 119
3522. Bölüm 120
Her Bildiğini Aşikar Kılmayı Kınamak 120
3523. Bölüm 120
Söz İlaç Gibidir 120
3524. Bölüm 121
Konuşmanın Sessizlikten Üstün Oluşu 121
3525. Bölüm 122
Sessizliğin Konuşmaktan Üstünlüğü 122
3526. Bölüm 122
Sessizlik 122
3527. Bölüm 123
Konuşmaktan Üstün Olan Sessizlik 123
3528. Bölüm 123
Allah'ın Veli Kullarının Suskunluğu 123
3529. Bölüm 124
En İyi Söz 124
3530. Bölüm 124
Kapsamlı Söz (lafzı az anlamı çok olan söz) 124
3531. Bölüm 125
Güzel Konuşmanın Fazileti 125
3532. Bölüm 126
Söz Çeşitli 126
3533. Bölüm 129
Kemal 129
3534. Bölüm 129
Kemalin Azlığını Bilmenin Önemi 129
3535. Bölüm 129
Kamil Kadınlar 129
3536. Bölüm 130
Kemale Erişme Sebepleri 130
3537. Bölüm 130
Kamil İnsanın Özellikleri 130
3538. Bölüm 133
Akıllı ve Zeki Kimse 133
3539. Bölüm 134
Uyanıklık 134
3540. Bölüm 134
Zeki İnsanların Özellikleri 134
3542. Bölüm 135
Zekilerin En Zekisi 135
3543. Bölüm 136
İnsana Zekilik Olarak Yeten Şey 136
3544. Bölüm 139
Soysuzluk-Aşağılık 139
3545. Bölüm 139
Aşağılık Kimsenin Özellikleri 139
3546. Bölüm 141
İnsanların En Aşağılık Olanı 141
3547. Bölüm 141
Aşağılık Kimseler 141
3548. Bölüm 143
Elbise 143
3549. Bölüm 144
Giyimde Ölçülü Olmak 144
3550. Bölüm 145
Her Zamanın En Hayırlı Elbisesi O zamanın İnsanlarının Giydiği Elbisedir 145
3551. Bölüm 147
Zinet Elbisesi ve İbadet Elbisesi 147
3552. Bölüm 148
Sarık 148
3553. Bölüm 149
Yasak Elbiseler 149
3554. Bölüm 152
İnatçılık 152
3555. Bölüm 155
Sakal 155
3556. Bölüm 157
Dil 157
3557. Bölüm 157
İnsan Dilinin Altında Gizlidir 157
3558. Bölüm 158
Dil Vesilesiyle Ortaya Çıkan Hasletler 158
3559. Bölüm 158
Erkeğin Güzelliği Dilinin Akıcılığındandır 158
3560. Bölüm 159
Dil İyilik ve Kötülüğün Anahtarıdır 159
3561. Bölüm 159
Dilin İmanın Doğruluğundaki Rolü 159
3562. Bölüm 160
Akıllı İnsanın Dili Kalbinin Ötesindedir 160
3563. Bölüm 160
Dilin Hakkı 160
3564. Bölüm 160
İnsanın Esenliği Dilini Korumadadır 160
3565. Bölüm 161
Dilin Sürçmesi 161
3566. Bölüm 162
Dilin Fitnesi 162
3567. Bölüm 162
Dil Tehlikesi 162
3568. Bölüm 163
Dilin Sürçmelerinden Sakınmak 163
3569. Bölüm 163
Dili Hapsetmek 163
3570. Bölüm 164
Dilin Afetleri 164
3571. Bölüm 164
Dilin Azabı 164
3572. Bölüm 165
Birkaç Nadir Hadis 165
3573. Bölüm 167
Lanet 167
3574. Bölüm 168
Mel'un (Lanet Edilmiş Kimsler) 168
3575. Bölüm 171
Dünya ve Ahirette Lanet Edilen Kimseler 171
3576. Bölüm 174
Boş Şey 174
3577. Bölüm 179
Bulunmuş Eşya 179
3578. Bölüm 181
Görüşme Şevki 181
3579. Bölüm 182
Şevkin Nedenleri 182
3580. Bölüm 183
Allah İle Görüşmeyi Seven Kimse 183
3581. Bölüm 185
Kur'an da (Allah ile) Görüşmek 185
3582. Bölüm 189
Oyalanma 189
5383. Bölüm 190
Oyalanmanın Neticeleri 190
3584. Bölüm 191
Oyalanma Düşkünü Kimse 191
3585. Bölüm 191
İman ve Oyalanma 191
3586. Bölüm 192
Müminin Oyalanması 192
3587. Bölüm 193
Kuşbazlık 193
3588. Bölüm 195
Homoseksüellik 195
3589. Bölüm 195
Homoseksüelliğin Haram Kılınış Sebebi 195
3590. Bölüm 196
Homoseksüellik eden Kimse 196
3591. Bölüm 196
Meful (Homoseksüel) 196
3592. Bölüm 199
Kendini Kınamak 199
3593. Bölüm 199
Nice Kınanmış Kimsenin Günahı Yoktur 199
3593. Bölüm 200
Kınamak ve Kınamanın Adabı 200
3595. Bölüm 200
Kınamada Aşırı Gitmek 200
3596. Bölüm 203
Örnekler 203
3597. Bölüm 203
Örneklerin Hükmü 203
3598. Bölüm 204
Hak ve Batıl Örneği 204
3599. Bölüm 204
Allah Yolunun Örneği 204
3600. Bölüm 205
Peygamber'in (s.a.a) Ümmetinin ve Risaletinin Örneği 205
3601. Bölüm 207
Peygamber (s.a.a) ve Kıyametin Misali 207
3602. Bölüm 207
Kur'an'ın Misali 207
3603. Bölüm 208
Peygamberin (s.a.a) Ümmetinin Misali 208
3604. Bölüm 209
Peygamberin (s.a.a) Ehl-i Beyt'inin Örneği 209
3605. Bölüm 211
En Yüce Örnek 211
3606. Bölüm 211
Temiz bir Ağaç Misali 211
3607. Bölüm 214
Çirkin Sözün Örneği 214
3608. Bölüm 214
Müminin Örneği 214
3609. Bölüm 216
Kafirin Misali 216
3610. Bölüm 223
Kafirin Örneği 223
3611. Bölüm 226
3612. Bölüm 234
Küfreden Kimselerin Örneği 234
3613. Bölüm 235
İmam Eden Kimselerin Örneği 235
3614. Bölüm 235
Mümin ve Kardeşinin Örneği 235
3615. Bölüm 236
Allah'ın Hadlerini İkame Eden Kimse İle Allah'ın Hadlerini İcra Etmede İhmalkarlık Eden Kimsenin Örneği 236
3616. Bölüm 237
Kur'an Okuyan Kimsenin Örneği 237
3617. Bölüm 238
Kur'an Hafızının Örneği 238
3618. Bölüm 238
Mücahidin Misali 238
3619. Bölüm 238
Savaşan ve Ücret Alan Kimsenin Örneği 238
3620. Bölüm 239
Beş Vakit Namazın Örneği 239
3621. Bölüm 239
Arkadaş Örneği 239
3622. Bölüm 239
Allah Yolunda İnfak Eden Kimsenin Misali 239
3623. Bölüm 240
Gösteriş İçin Sadaka Veren Kimsenin Misali 240
3624. Bölüm 240
Haram Maldan Sadaka Veren Kimsenin Misali 240
3625. Bölüm 240
Kötülükten Sonra İyiliğin Örneği 240
3626. Bölüm 241
Alimlerin Örneği 241
3627. Bölüm 241
Amelsiz Alimin Örneği 241
3628. Bölüm 241
Amelsiz Alimin Örneği 241
3629. Bölüm 243
İlmini Başkalarına Öğretmeyen Alimin Hikayesi 243
3630. Bölüm 243
Cahil Abidin Örneği 243
3631. Bölüm 243
Genç Yaşta İlim Öğrenen Kimsenin Misali 243
3632. Bölüm 243
Kötülükten Başka Bir Şey Demeyen Kimsenin Örneği 243
3633. Bölüm 244
Sonradan Zengin Olmuş Birine Muhtaç Olmanın Örneği 244
3634. Bölüm 244
Bağışladığı Şeyi Geri Alan Kimsenin Örneği 244
3635. Bölüm 244
Arzu ve Ölümün Örneği 244
3636. Bölüm 247
Nefsin Örneği 247
3637. Bölüm 247
Dünyanın Misali 247
3638. Bölüm 248
Dünyaya Tutkuyla Bağlanan Kimsenin Misali 248
3639. Bölüm 248
İyi İşlerin İptal Oluşunun Örneği 248
3640. Bölüm 248
Allah'ı Zikreden Kimsenin Misali 248
3641. Bölüm 250
Resim-Heykel 250
3642. Bölüm 254
İmtihan 254
İmtihan ve İmtihan Gerçeği Hakkında Bir açıklama 255
3643. Bölüm 264
Güzel Övgüye Layık Kimse 264
3644. Bölüm 264
Övgüyü Kınamak 264
3645. Bölüm 266
Övgünün Sonu 266
3646. Bölüm 266
Övgüye Aldanmamak Gerekir 266
3647. Bölüm 267
Övgüde Kısıtlı Davranmak 267
3648. Bölüm 267
Öven Kimseye Cevap 267
3649. Bölüm 269
Birini Yersiz Yere Övmek 269
3650. Bölüm 270
Övgüye Sevinmeyi Kınamak 270
3651. Bölüm 271
Kötü Kimseyi Övmekten Sakınmak 271
3625. Bölüm 271
Kendini Övmekten Sakınmak 271
3653. Bölüm 272
Kendini Övmenin Reva Olduğu Yerler 272
3654. Bölüm 275
Kadın ve Erkeğin Kur'an'da Eşitliği 275
Felsefi Bir İnceleme ve Karşılaştırma 275
3655. Bölüm 276
Peygamber'in (s.a.a) Yanındaki Kadınların Temsilcisi 276
3656. Bölüm 280
Erkeklerin Kadınlar Üzerindeki Yöneticiliği 280
Tefsir 280
Erkeklerin Kadınları Yönetmelerinin Anlamı Hakkında 283
3657. Bölüm 284
Kadınların En İyi Hasletleri 284
3658. Bölüm 284
Yöneticiliği Kadınlara Havale Etmekten Sakınmak 284
3659. Bölüm 286
Kadın Sevgisini Övmek 286
3660. Bölüm 286
Kadın Sevgisini Kınamak 286
3661. Bölüm 286
Kadınlara Tutkun Olmak 286
3662. Bölüm 287
Kadın (çeşitli) 287
3663. Bölüm 289
Mürüvvet 289
3664. Bölüm 289
Mürüvvetin Anlamı (1) 289
3665. Bölüm 291
Mürüvvetin Anlamı (2) 291
3666. Bölüm 292
Mürüvvet Sayılan Şey 292
3667. Bölüm 293
Mürüvvetin Esası 293
3668. Bölüm 293
Mürüvvetin Başlangıcı ve Sonu 293
3669. Bölüm 294
Mürüvvetin Kemali 294
3670. Bölüm 295
Mürüvvetin En İyisi ve En Kötüsü 295
3671. Bölüm 295
Mürüvveti Olmayan Kimse 295
3672. Bölüm 296
Mürüvvet Ehlinin Hatalarını Bağışlamak 296
3673. Bölüm 298
Hastalık 298
3674. Bölüm 299
Hastalıkta Ecir Yoktur 299
3675. Bölüm 301
Hastalığı Gizlemek 301
3676. Bölüm 301
Hastalandığı Halde Şikayette Bulunmayan Kimse 301
3677. Bölüm 302
Hastalığını Doktorlardan Gizleyen Kimse 302
3678. Bölüm 302
Esenliğe Dert Yeterlidir 302
3679. Bölüm 303
Hastalık Çeşitleri 303
3680. Bölüm 303
Hastayı Ziyaret Etmek 303
3681. Bölüm 304
Hastayı Ziyaret Adabı 304
3682. Bölüm 305
Hastayı Ziyaret Etmenin Hikmeti 305
3683. Bölüm 305
Hasta Gözükmek 305
3684. Bölüm 306
Hastalık (çeşitli) 306
3685. Bölüm 308
Çekişmeyi Kınama ve Çekişmenin Etkileri 308
3686. Bölüm 309
Her ne Kadar Hak İçin de Olsa Çekişmekten Sakınmak 309
3687. Bölüm 310
Kendisiyle Mücadele Edilmenin Doğru Olmadığı Kimse 310
3688. Bölüm 310
Fazla Çekişmenin Etkileri 310
3689. Bölüm 313
Şakayı Övmek 313
3690. Bölüm 314
Şakayı Kınamak 314
3691. Bölüm 316
Şakalaşmak ve Alay Etmek 316
3692. Bölüm 316
Fazla Şakalaşmak 316
3693. Bölüm 319
Mesh-Dejenere 319
Felsefi Bahis 321
3694. Bölüm 326
Mesh Edilen (dejenere edilen) Soyun Kesilmesi 326
3695. Bölüm 328
Yol Yürümenin Adabı 328
3696. Bölüm 329
Nazlı ve Övünerek Yürümekten Sakındırmak 329
3697. Bölüm 332
Hile 332
3698. Bölüm 333
Hile ve Kandırma Ateştedir 333
3699. Bölüm 335
Allah'ın Hilesi 335