Mizan'ul Hikmet-11.Cilt
 


3625.Bölüm Kendini Övmekten Sakınmak



3625.Bölüm Kendini Övmekten Sakınmak

Kur'an:
"Küçük günahlar dışında büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlara gelince, şüphesiz Rabbinin bağışı bol-dur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri en iyi bilen O'dur. O halde kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir."

"Kendilerini temize çıka-ranları görmedin mi? Allah di-lediğini temize çıkarır ve ken-dilerine kıl payı kadar haksız-lık yapmaz."
18624. İmam Sadık (a.s) aziz ve ce-lil olan Allah'ın, "O halde ken-dinizi temize çıkarmayın" ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuş-tur: "…Tıpkı, "dün gece namaz kıldım, dün oruç tuttum" ve benzeri sözler söyleyen kimseler gibi. İmam daha sonra şöyle bu-yurdu: "Bir grup insan sabah olunca şöyle diyorlar: "Biz dün gece namaz kıldık ve oruç tut-tuk." İmam Ali (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Ama ben gece ve gündüz uyudum, eğer gece ve gündüz arasında da bir fırsat bul-sam yine de uyuyacağım."

18625. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Doğru sözlülüğün en çirkini insanın kendisini övmesi-dir."
18626. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Nefsini öven kimse ba-şını kesmiştir."
18627. Resulullah (s. . a. a) şöyle buyurmuştur: "Her kim, "Ben in-sanların tümünden daha iyiyim" derse o insanların en kötüsüdür. Ve her kim de, "ben cennetlik bir insanım" derse o cehennemlik-tir."
18628. İmam Ali (a.s) Muaviye'ye yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuş-tur: "Eğer Allah, kişinin nefsini övmesini nehyetmeseydi, söyleyen kendisinin pek çok üstünlüklerini sayardı da müminlerin kalpleri onları sezinler ve duyanlar inkar edemezlerdi."

3653. Bölüm
Kendini Övmenin Reva Olduğu Yerler

18629. İmam Sadık (a.s) , kendisi-ne, "İnsanın kendisini övmesi reva mıdır?" diye soran Süfyan'a şöyle bu-yurmuştur: "Mecbur kalırsa evet. Sen Yusuf'un, "Beni yeryüzü-nün hainelerine koruyucu kıl ve şüphesiz ben koruyucu ve bilenim" sözünü ve salih kulun "Ben sizin hayrınızı dileyen ve emin biriyim" sözünü işitmedin mi?"

18630. Resulullah (s.a.a) Karşısında durup gözlerini kendisine diken birine şöyle buyurmuştur: "Ey Yahudi ne istiyorsun?" Yahudi şöyle dedi: "Sen mi daha faziletlisin yoksa Allah'ın kendisiyle konuştuğu, kendisine Tevrat ve asayı verdiği, kendisi için denizi yardığı ve bu-lutlarla başına gölge saldığı Musa mı?" Peygamber şöyle buyurdu: "Kul için insanın kendini övmesi iyi değildir. Ama sana şu kadar söyleyeyim: "Adem (a.s) sürçüp tövbe ettiğinde şöyle buyurdu: "Allah'ım! Muhammed'in ve Al-i Muhammed'in hakkı için beni bağışlamanı diliyorum." Allah da bunun üzerine onu bağışladı."

485. Ko-nu

el-Mir'et
Kadın

Kenz'ul-Ummal, 16/381, 600; Terhibat ve't-Terğibat Tehtessu bi'n-Nisa
Vesail'uş-Şia, 14/161, 123. Bölüm; Cumlet-u Mine'l-Ahkam'ul-Muhtesset-i Bi'n-Nisa

bak.
95. konu, el-Hicab; 207. konu, ez-Zevac; el-Harb, 771. Bölüm; et-Teyyib, 2435. Bölüm; ez-Zevac, 1653. Bölüm


3654. Bölüm
Kadın ve Erkeğin Kur'an'da Eşitliği

Kur'an:
"Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkek-ler ve kadınlar; doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve ka-dınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan er-kekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfi-ret ve büyük ecir hazırlamış-tır."

18631. Mukatil bin Hayyan şöyle diyor: "Esma binti Umeys kocası Cafer bin Ebi Talib ile Habeşis-tan'dan dönünce Allah Resulü-nün (s. . a) eşlerinin yanına gitti ve şöyle dedi: "Acaba biz kadın-lar hakkında da Kur'anda bir şey var mıdır?" onlar, "hayır" dediler. Esma Allah resulünün yanına git-ti ve şöyle arzetti: Ey Allah'ın re-sulü! Kadınlar mahrum ve hüsran içindedirler." Peygamber (s.a.a.), "Neden?" diye sordu. O şöyle arzetti: "Çünkü onlar da erkekler gibi iyilikle anılmamaktadırlar." Bunun üzerine Allah-u Teala şu ayeti nazil buyurdu: "Şüphesiz Müslüman erkekler ve müs-lüman kadınlar"


Felsefi Bir İnceleme ve Karşılaştırma
Gözlem ve tecrübe, erkek ile kadı-nın ortak bir cevhere sahip bir türün iki ferdi olmasına hükmediyor. Bu or-tak cevher ise insandır. Çünkü erkek kesiminde görülen bütün sonuçlar, farksız bir şekilde kadın kesiminde de görülüyor. Hiç şüphesiz bir türe ait sonuçların ortaya çıkması ve o türün konusunun (objektif varlığının) gerçek-leşmesini gerektirir. Evet şu da var ki kesimlerden biri, bu ortak belirtilerin bazılarında şiddet ve zayıflık farklılığı gösterebilir. Fakat bu farklılık türdeş-lik niteliğinin fertte yok olup aradan gitmesini gerektirmez.

Bundan anlaşı-lıyor ki, iki kesimden biri için müm-kün olan türsel kemal öbürü için de mümkündür. Bunlardan biri de iman ile, ibadet ile ve Allah'a yaklaştırıcı eylemlerle elde edilen manevi kemaller-dir. Bundan anlayabilirsin ki, bu an-lamı ifade eden en güzel ve geniş kap-samlı söz, yüce Allah'ın "Ben, er-kek olsun, kadın olsun, içi-nizden çalışan hiçbir kimse-nin yaptığını boşa çıkarmam. Bazınız bazınızdan meydana gelmedir" ayetidir.

Eğer bu ayeti, Tevrat'ta yer alan konuya ilişkin ifadelerle karşılaştırır-san, bu iki kitabın bu konudaki ba-kış açısı farkını açıkça görürsün. Tev-rat'ın bir bölümünde şu ifadeler ile karşılaşıyoruz: "Döndüm ve hikmeti ve şeylerin sebebini bilmeye ve araştır-maya ve aramaya ve kötülüğün akıl-sızlık odluğunu, ve akılsızlık delilik olduğunu bilmeye koyuldu. Ve kadını ölümden acı buldum, o kadın ki, yüre-ği tuzak ve ağlar ve elleri zincirler-dir…" Bu satırlar şöyle noktalanıyor: Binde bir erkek buldum; fakat onların hepsinde bir kadın bulmadım."

Eski milletlerin çoğu, kadının amellerinin Allah katında kabul edilmeyeceğini düşünüyorlardı. Eski Yunan'da, "kadın şeytan işi bir pis-lik" olarak adlandırılıyordu. Romalı-lar ve bazı eski Yunanlıların görüşüne göre erkek soyut bir insani benliğin sahibi idi; ama kadının böyle bir ben-liği yoktu.

Miladi 586 yılında Fran-sa'da toplanan bir kongrede uzun tar-tışmalardan sonra kadının insan olduğu kabul edilmiş; fakat erkeğe hizmet etmek için yaratıldığı sonucuna varılmıştır. İngiltere'de yaklaşık yüz yıl öncesine kadar kadın, insan toplumunun bir parçası sayılmıyordu. Eğer milletlerin görüşlerini, inançlarını ve edebiyatlarını inceleyen kitaplara başvurursan, o milletlerin kadına ilişkin birçok şaşırtıcı görüşlerini bulursun."
bak. Tefsir'ul Mizan, 2/260,
3655. Bölüm
Peygamber'in (s.a.a) Yanına Gelen Kadınların Temsilcisi

18632. Beyhaki Esma binti Yezid Ensari'den ashabı arasında oturduğu bir sırada Peygamberin yanına gelerek şöyle dediğini nakletmektedir: "Ba-bam ve anam sana feda olsun! Ben kadınların temsilcisi olarak yanına geldim. Fedan olayım. Alemin doğusunda ve batısında bulunan her kadın bu sözü işitti-ğinde benimle aynı görüşü payla-şacağını biliyorum. Allah seni hak üzere kadın ve erkeklere gönder-di. Biz de sana ve seni gönderen Allah'a iman ettik. Biz kadınlar grubu sınırlı ve mahsur haldeyiz. Bizler evlerinizin esasıyız. Sizin (erkeklerimizin) isteklerini karşı-lıyoruz.

çocuklarınıza hamile ka-lıyoruz. Ama siz erkekler bizler-den üstünsünüz. Örneğin Cuma ve cemaat namazlarına katılıyor-sunuz, hastaların ziyaretine gidi-yorsunuz, cenazeleri teşyi ediyor-sunuz, birbiri ardınca hac ziyare-tine gidiyorsunuz, bütün bunlar-dan da üstünü Allah yolunda ci-had ediyorsunuz.

Sizden biri hac, umre veya cihad için evinden çı-kınca biz mallarınızı koruyoruz. Elbiselerinizi dikiyoruz, çocukla-rınızı terbiye ediyoruz. O halde Ey Allah'ın resulü! Ecir ve sevap hususunda da sizlere ortak mı-yız?" Peygamber (s. a. a. ) tümüy-le ashabına yöneldi ve şöyle bu-yurdu: "Şimdiye kadar acaba dini işleri sorma hususunda bu kadın-dan daha güzel soru soran birini gördünüz mü?" Onlar şöyle ar-zettiler:

"Ey Allah'ın Resulü! Biz kadının bu dereceye ulaşabilece-ğini tahmin etmiyorduk" pey-gamber (s.a.a) daha sonra Es-ma'ya dönerek şöyle buyurdu: Ey kadın! Geri dön ve seni temsilci olarak gönderen kadınlara şöyle bildir: Siz kadınların kocasına gü-zel eşlik etmesi, erkeğinin rizaye-tini celbetmesi ve bir işte onun muvafık olduğu görüşe uyması (erkeklerin yaptığını zikrettiğin) bütün bu amellere eşittir." Esma sevincinden tehlil) Lailahe illal-lah) ve tekbir getirerek geri dön-dü."


18633. Ebu Said Hudri şöyle diyor: "Bir kadın Allah resulünün yanı-na geldi ve şöyle arzeti: Ey Al-lah'ın resulü erkekler sizin sözle-rinizden istifade etmektedir. Biz-ler için bir gün belirle ki sizin hu-zurunuza gelelim ve Allah'ın size öğrettiği şeyleri sizde de bize öğ-retin." Peygamber şöyle buyurdu: "Ey falan gün falan yerde topla-nınız." Vadedilen günde kadınlar bir araya toplandılar. Peygamber (s. a. ) kadınlar topluluğunun ya-nına vardı ve onlara Allah'ın kendisine öğrettiklerini öğretti."

Allame Tabatabai Esma binti Yezid'in hadisini açıklarken şöyle bu-yurmuştur: "Kadınların Peygamberi-mizin (s.a.a) yanına gelmelerini, Pey-gamberin onlarla İslam dininin yasa-larına ilişkin konular ve İslam'ın ka-dınlar için belirlediği çeşitli hükümler hakkında konuştuğunu anlatan ve bu benzeri hadislerin değerlendirilmesiyle şu gerçek ortaya çıkıyor:

Kadınlara hi-cap zorunluluğuna ve hayat sorumlu-luklarından çoğunlukla sadece ev işleri ile meşgul olmalarına rağmen devlet başkanının huzuruna çıkmalarına ve kafalarındaki problemleri çözmeye ça-lışmalarına engel olunmamıştır. Bu da inanç özgürlüğü demektir. Biz Al-i İmran suresinin sonunda, İslam'da in-sanlar arasındaki ilişkileri incelerken bu konuya değinmiştik.
Bu ve benzeri rivayetlerden şu so-nuçlar çıkar:

1-) İslam'a göre kadının en iyi ha-yat biçimi, evin iç işleri ile ve çocuk ye-tiştirmekle meşgul olmasıdır. Bu her ne kadar farz olmayan bir sünnet idiyse de, ancak İslam -ortama dinin ve takvanın hakim olduğunu, insanların Allah'ın rızasını kazanma peşinde koşup ahiretteki sevabı dünya varlığına tercih ettiklerini, kadınların iffet, haya, çocuk sevgisi ve aile hayatına bağlılık gibi iyi ahlak örneklerine bağlı olarak yetiştirildiklerini göz önünde bulundurarak- buna yönelik bulunan müstahap nitelikli özendirme ve teşvi-ki ile bu sünneti koruyordu.

Kadınların bu hususlarla meşgul olmaları ve kendilerini yapılarına tevdi edilen temiz duyguları canlı tutmaya adamaları, onları erkekler arasına girmekten, hatta kendilerine izin verildiği kadarı ile bile erkeklerle karışık olmaktan alıkoyuyordu. Bu geleneğin birçok yüzyıllar boyunca Müslümanlar arasında yaşaması bunun bir göstergesidir. Ancak sonraları batıdaki başıboşluk, "Kadın özgürlüğü" adı altında İslam toplumuna girdi. Bu akımın etkisi ile kadınların da, erkeklerin de ahlakı bozuldu, hayat düzenleri alt üst oldu. Onlar bunun farkında değillerdi; ama daha sonra tabi ki (neler

kaybettiklerini) anlayacaklardır. Eğer o ülkelerin halkı iman edip kötülüklerden sakınsalardı, elbette Allah onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardı. Fakat onlar yalanladılar ve bu yüzden (Allah tarafından azaba) yakalanıverdiler.
2-) İslam'a göre kadını yargı ve devlet yönetimi alanlarında görevlen-dirmemek farz olduğu gibi, cihatla yü-kümlü kılmamak da farz olan bir ge-lenektir.

3-) İslam kadına getirdiği bu kısıt-lamaları -mesela kadının cihadın fa-ziletinden yoksun bırakılması gibi- gerçek övünçlere sahip olan meziyetler ve faziletlerle onlara denk gelecek ve eksikliklerini tamamlayacak şekilde telafi etmeyi de ihmal etmemiştir. Ör-nek olarak, kocaya karşı görevini iyi yapmasını kadın için cihat saymıştır. İslam tarafından kadına sunulan bu üstünlükler ve taktirler -ortamımıza bozuk hayat düzeninin hakim oldu-ğunu göz önünde bulundurarak- nere-deyse bizim gözümüzde değersiz gibi görünmektedir.

Fakat davranışları ve kavramları hakiki değerleri ile değerlendiren, ger-çekte İslami ortamdır. Böyle bir or-tamda, yarışlar ancak yüce Alalh'ın razı olduğu insani faziletlerde yapılır. Bu faziletleri gerçek değerlerine göre değerlendiren de yüce Allah'tır. Yüce Allah ise, her bir insanın kendisinin özendirdiği yolda hareket etmesini ve onun için çizilen hayat yolunu izleme-sini, değer olarak çeşitli hizmetlere ve davranışlara denk gelecek biçimde de-ğerlendirebilir. Buna göre İslam'da ta-şıdığı bütün fazilete rağmen savaş ala-nında şehit olmak ve cömertçe can vermek, kadının eşlik görevini titizlikle yerine getirmesinden daha faziletli değildir.

Toplumu yöneten bir devlet başka-nının ve yargı koltuğunda oturan bir hakimin de durumu böyledir. Onların da kocalarına karşı görevini yapan bir kadına karşı övünecekleri bir üstün-lükleri yoktur. Oysa bu iki görevi üst-lenenler, eğer görevlerini gerçek anlamı ile yaparlarsa, yapacakları işlerde hep hakka bağlı kalırlarsa, yönetimin ve yargının ağır yükünü taşımaktan başka bir şey ellerinde kalmaz. Üste-lik her an alemlerin rabbinden başka koruyucusu olmayan kimseler hak-kında bunları tehdit eden haksızlık yapma tehlikesi ile de karşı karşıya-dırlar. [Unutmamak gerekir ki, hak-sızlık edecekleri kimselerin tek koru-yucusu Allah'tır] ve "Rabbin (her an) gözetlemededir."

Şimdi bu kimselerin, dinin emri ile onların çalışma alanlarına girmesi yasaklanan, kendileri için başka yol çizlen ve devamlı bu yolu izlemeleri emredilen kimselere (kadınlara) karşı ne gibi bir övünme gerçekleri olabilir?!
Bu övülen değerleri ancak fertlerini herhangi bir çelişki söz konusu ol-maksızın istediği amaçlara uygun bi-çimde yetiştiren toplumlar, halkı hare-kete geçirerek ihya eder ve onları sağ-lamlaştırır. Toplumlardaki ortam de-ğişikliklerine bağlı olarak sosyal mev-kilerin ve insan davranışlarının da de-ğişik olacağını hiç kimse inkar ede-mez.

Mesela kendisini tehlikelerin en büyüğüne atan şu askeri düşünelim. Adam bombaların arka arkaya pat-ladıkları bir alanda ölümün kucağına atılıyor. Maksadı, onurlu ve artış vesi-lesi olarak gördüğü şeyi kazanmaktır. Bu ise adının kendini vatanına feda edenler arasında anılmasıdır. Böylece övülen herkesten daha çok övüneceği bir konum kazanacağını düşünüyor. Oysa ölümün kesin bir yok oluş oldu-ğunu öngören bir inanca sahiptir. Bu-na göre onun bu arzusu, asılsız bir amaç ve hayali bir onur arayışından başka bir şey değildir.

Bunun yanı sıra şu sinema yıldız-larının bıraktığı etkilere bakalım. Bunlar bu yaptıkları işler sayesinde büyük devletlerin başkanlarının göre-medikleri itibarı görüyorlar. Fakat on-ların mesleğinin ve uzun süre insanla-ra verdiklerinin, kadınların değerini en çok alçaltan ve en çirkin şekilde kınanmalarını gerektiren şey olduğunu görürüz.

Bunların hepsinin gösterdiği tek şey şudur: Yaşama hakim olan belirli şartlar belirlediği her şeyi, halk kitlele-rinin beğenisini kazanma, önemsiz şeyleri büyütme, önemli ve saygın şeyle-ri de küçültme amacıyla belirler. Buna göre bizim böylesine bir karışık or-tamda önemsiz gördüğümüz bazı şey-leri İslam'ın önemli sayması veya önemli gördüğümüz ve uğrunda birbi-rimizle yarıştığımız bazı şeyleri kü-çümsemesi uzak bir ihtimal değildir. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, İs-lam'ın ilk dönemindeki ortam takva ve ahireti dünyaya tercih etme ortamı idi."

3656. Bölüm
Erkeklerin Kadınlar Üzerindeki Yöneticiliği

Kur'an:
"Allah'ın kimini kimine üs-tün kılmasından ötürü ve er-keklerin, mallarından infak etmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdir-ler."
18634. İmam Ali (a.s) Sıffın sava-şında düşmanla karşılaşmadan önce ordusuna şöyle buyurmuştur: "Lider-lerinize veya şahsınıza sövseler bile, kadınlara eziyet etmeyin. Çünkü onların (savaşı yönlen-dirme açısından) akılları, nefisleri ve güçleri zayıftır. Gerçekten biz, müşrik kadınlardan bile el çek-mekle emrolunduk.

Cahiliye dö-neminde de bir kimse taş ya da sopa ile bir kadına saldırsa, bu hareket kendisi için ve sonra da torunları için yüz karası sayılır-dı."
18635. İmam Ali (a.s) , Cemel sa-vaşında okuduğu hutbenin bir bölü-münde şöyle buyurmuştur: "Hiçbir kadını eziyet ederek tahrik etme-yin… Eğer erkek kadını sopayla veya hurma dalıyla döverse onun geride kalanları bu iş sebebiyle kınanırdı. Onun soyundan gelen-ler bu iş sebebiyle kınanır."

18636. Abdullah b. Cündeb baba-sından şöyle nakletmektedir: "Ali (a.s) düşmanla savaşırken bize emrediyor ve şöyle buyuruyordu: "Hiçbir kadını tahrik etmeyin… Cahiliyye döneminde erkek kadını sopa ve demirle dövecek olursa, ondan sonraki çocukları da bu iş sebebiyle kınanırdı."

18637. İmam Ali (a.s) , Cemel sa-vaşından sonra şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Kadınlar iman, pay ve akıl bakımından noksandırlar. İman bakımından noksanlıkları, hayızlı günlerde, namazlardan ve oruçtan uzak olmalarıdır. Akılla-rının noksanlığı iki kadının şahit-liğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesidir. Payların noksanlığı ise mirastaki paylarının erkeklerin yarısı olmasıdır."

Tefsir
Allah-u Teala'nın, "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğer kısımdan üstün kılması ve mallarında harcamalar yaptık-ları için erkekler kadınların yöneticisidir" ayetinin orjinalinde "kavvam" kelimesinin türevi olan "kayyim" kavramı, başkasının işini üstlenen kişi demektir."Kavvam" ve "kayyam" kelimeleri de aynı anlamda mübalağayı ifade etmek için kullanılır.

"Allah'ın insanlardan bir kısmını diğer kısmından üs-tün kılması" ifadesinden, tabii ola-rak erkeklerin kadınlara üstün ve fazla olan yönleri kastediliyor. Bu da erkeklerdeki akıl yürütme gücünün fazlalığı ve bunun uzantısı olan güçlü-kuvvetli olma ve zor işlere dayanma gibi ayrıcalıkları ifade eder. Kadınlar ise inceliğe ve nazikliğe dayalı duygusal ve heyecan ağırlıklı insanlar-dır."Mallarından harcamalar yaptıkları için" ifadesi ile de er-keklerin mehir vermeleri ve kadının geçim masraflarını sağlamaları kaste-dilmektedir.

Ayette gerekçe olarak gösterilen hususların [Allah'ın üstün kılması ve mali harcamada bulunmak] olguları-nın kapsamlı olması [Bütün erkek ve kadınlarda geçerli olması], bu gerekçe-ye dayandırılan hükmün yani "Er-kekler kadınların yöneticisidirler" hükmünün sadece kocalarla sınırlı ol-madığını gösterir. Yani söz konusu yönetim yetisi sadece aile içinde koca-nın karısını yönetmeye yetkili olma-sından ibaret bir ayrıcalık değildir. Bu ayrıcalık, kadınlarla erkeklerin hayat-ları ile bağlantılı olan bütün kamusal alanlarda erkeğin kadını yönetmesi ge-rektiğini ifade eder.

Erkeklerin üstün-lüğü ile bağlantılı olan örneğin toplu-mun temelini oluşturan ve doğal ola-rak erkeklerde kadınlardan daha fazla bulunan akıl yürütme gücü ile yön-lendirilen devlet yönetimi ve yargı me-kanizması gibi kamusal alanlarda ve yine vücut yapısı ve akıl gücü ile sıkı ilişkisi olan savunma gibi alanlarda erkeklerin kadınlara karşı üstünlük-leri ve yönetim ayrıcalıkları vardır.

Buna göre, "Erkekler kadınla-rın yöneticisidr" ifadesi, tam an-lamı ile mutlak bir ifadedir. Bu ifade-nin arkasından gelen ve aşağıda anla-tılacağı üzere sırf karı-koca ilişkilerine yönelik açıklamada bulunan "O halde iyi kadınlar…" ifadesi ise, bu mutlak hükmün bir uzantısı, onun bir parçası ve ondan çıkarılmış bir sonuçtur. Yoksa hükmün mutlaklığını kayıtlandıracak bir niteliğe sahip değildir.

"O halde iyi kadınlar, Al-lah'ın (erkeklerin haklarını) koruduğu için (eşlerine karşı) itaatkar ve kocaları yanlarında olmadığı halde (onların hakla-rını) koruyucudurlar."
Ayette geçen "salihat" /iyiler) ke-limesinin kökü olan "salah" burada "nefis liyakati" diye ifade edilen söz-lük anlamındadır. Yine ayetteki "ka-nitat" kelimesinin kökü olan "kunut" kelimesi, "devamlı itaat ve boyun eğme hali" anlamındadır.

Bu ifadenin karşıtı olarak, "Ser-keşlik etmelerinden korktu-ğunuz kadınlara" ifadesinin yer alması, "iyi kadınlar" demekle iyi eş-lerin kastedildiğini ve bu hükmün ka-dınların evlilik hali için geçerli olduğu-nu, mutlak şekilde bütün kadınlara hitap edilmediğini gösterir. Ayrıca sıfat olarak getirilen ama emir maksatlı olan "itaatkar ve koruyucudur-lar" -yani itaatkar olmalı, kocaları-nın haklarını korumalıdırlar- ifadesi de bu hükmün, karı-koca ilişkileri ile aile hayatına yönelik bir hüküm oldu-ğunun bir diğer kanıtıdır. Bununla birlikte bu hüküm genişlik ve darlık bakımından gerekçesine, yani erkeğin kadını eşi olması sıfatı ile yönetme yetkisine sahip olmasına bağlıdır. Bu-na göre kadın kocasına itaat etmekle ve karı-koca ilişkilerine yönelik koca-sının haklarını korumakla yükümlü-dür.

Başka bir deyişle burada şu mesaj verilmek isteniyor. Erkeklere tanınan kadınları toplum içinde yönetme yetki-si, sadece iki taraf arasında ortak olan kamusal alanlar için geçerlidir. Bu alanlar devlet yönetimi, yargı meka-nizması ve savaş alanları gibi erkeğin üstün akıl gücü ve güçlü-kuvvetli oluşu ile ilişkilidir. Bu yetki, kadınların ferdi irade özgürlüğünü ve kendine ait iş yapma hakkını ortadan kaldıra-maz. Şöyle ki, kadın sevdiği şeyleri el-de etmeye çalışmakta ve istediği işi yapmakta serbesttir. Erkeğin -şeriata aykırı işler hariç- bu gibi konularda o kadına engel olmaya hakkı yoktur.

Dolayısıyla kadınların kendileri hak-kında yaptıkları meşru şeylerden dola-yı erkekler için herhangi bir sorumlu-luk ve günah yoktur.
İşte, toplumla ilgili işlerde erkekler topluluğunun kadınlar topluluğunu yönetme yetkisi, ancak iki taraf ara-sında ortak olan kamusal alanlarda geçerli olduğu ve bunun kadınların irade özgürlüğünü ortadan kaldırma-dığı gibi, aynı şekilde aile hayatında da erkeğin eşini yönetmeye yetkili ol-ması demek, kadının kendi malı üze-rinde ifade ve tasarruf hakkından mahrum olması, kendi haklarına ulaştıran ön tedbirlere başvurmakla ferdi ve sosyal haklarını korumakta ve savunmakta bağımsız olmaması ve bu amaçlara ulaştırıcı ön tedbirlere giri-şememesi demek değildir.

Erkeğin eşi-ni yönetmeye yetkili olması şu demek-tir. Erkek, eşinden yararlanmanın karşılığı olarak onun için mali harca-ma yaptığına göre kadın, kocası ya-nında iken yararlanma ve cinsel ilişki kurma ile ilgili bütün konularda ko-casına itaat etmekle, onun arzularına cevap vermekle yükümlüdür. Kocası evde yokken de onun haklarını koru-makla, ona ihanet etmemekle, yani kocasının yatağını başkasına çiğnet-memekle, sadece kocasının yararlana-bileceği yönlerinden başkasını yarar-landırmamakla, evli kaldıkları ve or-tak aile hayatı yaşadıkları sürece eline verdiği ve tasarruf yetkisine sunduğu malları konusunda kocasına ihanet etmemekle yükümlüdür."

Erkeklerin Kadınları Yönetmelerinin Anlamı Hakkında
Kur'an-ı Kerim'in insandaki aklı-selimi güçlendirmesi; onu heva ve heve-se, nefsin isteklerine uymaya, hissiyatın ve coşkun duyguların hükmü karşısında boyun eğmeye tercih etmesi, ona uymayı özendirip teşvik etmesi ve bu ilahi armağanı zayi olmaktan korumayı tavsiye etmesi gayet açık gerçeklerdendir. Bunun böyle olduğunu kanıtlamak için Kur'an'dan delil göstermeye ihtiyaç yoktur. Kur'an'da bu gerçeği kanıtlayan açıkça ve ima yolu ile belirten ve bütün ifade biçimleri ile vurgulayan çok sayıda ayet vardır.

Kur'an-ı Kerim bununla birlikte güzel ve temiz duygular konusunu, on-ların fertlerin ruhi gelişimlerindeki olumlu etkilerinin önemini, toplumu ayakta tutan katkılarını da ihmal etmiş değildir. Aşağıdaki ayetler bu gerçeğin delilidir: "Kafirlere karşı sert, kendi aralarında merha-metlidirler." "Kaynaşmanız için size kendi (cinsi) nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet koyması, O'nun (varlığının) delillerindendir."

"De ki: Allah'ın, kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?" Fakat Allah-u Teala bu duyguları, aklın hü-kümleriyle uyum içerisinde olmakla dengelemiş ve böylece bu duygular ve eğilimler uyarınca hareket etmek, ak-lın hükümlerine uymakla aynı şey ol-muştur.
Daha önceki bazı incelemelerde söylediğimiz gibi İslam'ın aklı koru-duğunun, ortaya koyduğu hükümleri ona dayandırdığının en önemli delili, aklın hüküm vermedeki doğruluğunu ortadan kaldıran, hükümlerinin yanlış olmasına yol açan ve toplumun gelişmelerini değerlendirmesini engelleyen içki, kumar, aldatıcı alışveriş çeşitleri, yalan, iftira ve dedikodu gibi bütün eylem, durum ve davranışların İslam dininde haram olmasıdır.

Dikkatle araştırma yapan bir kimse, bu kadarından şunu sezer: Genel kapsamlı meselelerin ve kamu-sal alanların dizginleri, akıl fazlalığı ayrıcalığını taşıyan ve duyguların üzer-lerindeki etkisi zayıf olan insanlara verilmelidir. Bu insanlar da erkekler-dir, kadınlar değildir. Çünkü bu ka-musal meseleleri akıl gücü incelemeli, bunlarla uğraşırlarken duyguların ve nefsani eğilimlerin etkisi altında kal-maktan kaçınılmalıdır. Devlet yöne-timi,

yargı alanı ve savaş meselesi gibi.
Bu iş böyledir. Çünkü yüce Allah, "Erkekler kadınların yönetici-sidir" buyuruyor. Kur'an'daki mesajların tercümanı olan Peygambe-rimizin (s.a.a) sünneti bunun böyle olduğunu açıkladığı gibi, Resulullah'ın (s.a.a) uygulamaları da bu ilke doğrultusunda olmuştur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.a) hiçbir topluma kadın vali göndermemiş, hiçbir kadını yargı görevine tayin etmemiş ve hiçbir zaman fiilen vuruşmak anlamında kadınları savaşlara çağırmamıştır.

Bunların dışında kalan eğitim ve öğretim, ticaret ve üretim, tıp ve eczacı-lık gibi duyguların başarıya ulaşmaya engel oluşturmadığı alanlara gelince, sünnet bu alanlarda kadınların çalış-masını engellemiyor. Hatta Peygambe-rimizin (s.a.a) sireti (gidişatı) bu alan-ların çoğunu onaylamıştır. Kur'an'da da bu alanlarda kadınların çalışabil-me haklarının olduğuna dalalet eden ayetler vardır. Bu hak, hayatın birçok alanında kadınlara tanınan irade ve çalışma özgürlüğünün gereğidir.

Çün-kü hem onları erkeklerin velayeti dışı-na çıkarıp kendilerine mülk edinme yetkisi tanımak ve sonra da ellerindeki mülkü herhangi bir şekilde değerlendirmelerini yasaklamak anlamsızdır. Tıpkı bunun gibi hem onlara mahkemeye başvurma ve şahitlik yapma hakkı tanımak ve sonra valinin veya hakimin karşısına çıkmalarını engellemek de anlamsız olur. Bunun gibi daha nice örnekler vardır.

Ama eğer kadının bu alanlardaki çalışması kocasının (farz) hakları ile çelişecek olursa, o zaman durum fark eder. Çünkü erkeğin kendi karısı üze-rinde yetkisi vardır; yanında olduğu zaman kadının ona itaat etmesi, ya-nında olmadığı zaman da haklarını koruması gerekir. Bu nedenle İslam, kocasının haklarıyla çelişen durumlar-da kadının caiz olan alanlarda bile çalışmasına izin vermemiştir."
bak. 3658. Bölüm; el-Kemal, 3535. Bölüm

3657. Bölüm
Kadınların En İyi Has-letleri

18638. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınların en iyi sıfatları, erkeklerin en kötü sıfatlarıdır. (Örneğin: ) Kibir, korku ve cimrilik. Kadın kibirli olursa, eşinden başkasına teslim olmaz. Cimri olursa, kendisinin ve eşinin malını korur. Korkak olursa, kendine yönelen her şeyden korkar, uzaklaşır."

3658. Bölüm
Yöneticiliği Kadınlara Havale Etmekten Sakın-mak

18639. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İşini bir kadının ha-kimiyetine veren bir topluluk asla kurtuluşa erişemez."
18640. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kadının hükümet et-tiği bir topluluk asla kurtuluşa erişemez."
18641. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İşlerini kadının ellerine veren bir topluluk asla kurtuluşa erişemez."
18642. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadının yönettiği her erkek mel'undur."

18643. Ebu Bekret şöyle diyor: "Allah beni, Allah Resulünden (s.a.a) duyduğum söz sebebiyle korudu. Kisra öldüğünde Allah Resulü (s.a.a) , "Onun yerine kimi geçirdiler" diye sordu. Şöyle arzettiler: "Onun kızını." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kendilerine kadını önder edinen topluluk asla kurtuluşa erişemez.
Ebu Bekret şöyle diyor: "Ayşe Basra'ya gidince ben de Allah Resulü'nün (s.a.a) bu sözünü ha-tırladım ve bu söz sebebiyle Al-lah beni korudu."

18644. Ebu Bekret şöyle diyor: "Talha ve Zübeyr Basra'ya gir-diklerinde onlara yardım için kılı-cımı aldım. Ayşe'nin yanına git-tim. Onun emredip sakındırdığını ve ferman verdiğini gördüm. Bu esnada Allah Resulü'nden (s.a.a) işittiğim bu hadisi hatırladım. İş-lerini kadının yönettiği topluluk asla kurtuluşa eremez." Bunun üzerine geri döndüm ve onlardan uzaklaştım.

Ben şöyle diyorum: İbn-i Ebi'l-Hadid şöyle diyor: "Bu haber şu şe-kilde de rivayet edilmiştir: "Benden sonra bir grup kıyam edecek, on-ların başında bir kadın olacaktır. Bu topluluk asla kurtuluşa eriş-meyecektir."
18645. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yöneticileriniz en iyi-leriniz, zenginleriniz en çok ba-ğışlayanınız olduğunda ve işleri-niz meşveretle yapıldığında yer-yüzü sizler için yerin altından da-ha iyidir. Yöneticiler en kötüleri-niz, zenginler en cimrileriniz olur ve işleriniz de kadınların eline düşerse yerin altı sizler için yerin üzerinden daha iyidir."

18646. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınları güçlerini aşan işlere koşma; çünkü kadın zarif bir güldür; sert bir kahraman de-ğil. Onları aşırı yüceltme ve baş-kasına şefaatçi olma hususunda tamahlandırma."

3659. Bölüm
Kadın Sevgisini Övmek

18647. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kulun imanı arttıkça kadın sevgisi de artar."
18648. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin bizlere ilgi-si çok olursa kadına ve helvaya ilgisi de çok olur."
18649. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dünyadan sadece ka-dın ve güzel koku bana sevdiril-di."
18650. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kadınları sevmek Peygamberlerin ahlakındandır."

3660. Bölüm
Kadın Sevgisini Kına-mak

18651. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Fitneler üç tanedir: Şey-tanın kılıcı olan kadın sevgisi… kadını seven kimse hayatından faydalanamaz."
18652. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Tebarek ve Tea-la'ya altı haslet sebebiyle isyan edildi: "Dünya sevgisi, makam sevgisi, yiyecek sevgisi, kadın sevgisi, uyku sevgisi ve rahatlık sevgisi."
18653. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İblisin kadınlardan ve gazaplardan daha büyük bir or-dusu yoktur."
18654. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınlar en büyük fitne-lerdir."

3661. Bölüm
Kadınlara Tutkun Ol-mak

18655. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınları fazla sevmek-ten ve dünya lezzetine bağlan-maktan sakının. Zira kadını fazla seven kimse sıkıntıya düşer, lez-zetlere bağlanan kimse ise hor olur."
18656. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınlara tutkun olmak ahmakların hasletidir."
18657. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadınlarla fazla halvet etmeyin ki birbirinizden bıkarsı-nız. Onların yanına gitmeyi azal-tarak bir miktar canını ve aklını baki bırak."
18658. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Haya elbisesini giyin, ve-fadarlık zırhına bürün, kardeşliği koru, kadınlarla konuşmayı azalt ki yüceliğin kemale ersin."
18659. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Cahil kimselerle çekişme ve kadınlara tutkun olma. Zira bunlar akıl sahipleri için ayıp-tır."

3662. Bölüm
Kadın (Çeşitli)

18660. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her sabah iki melek şöyle seslenir: "Kadınların elin-den erkeklere eyvahlar olsun ve erkeklerin elinden kadınlara ey-vahlar olsun."
18661. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kadının korunması hali-ni güzel ve güzelliğini kalıcı kı-lar."
18662. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Allah'a ve kıyamet gü-nüne iman eden kimse namahrem kadının nefesini işittiği yerde sabahlamaz."
18663. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Bir erkek bir kadınla halvet ettiğinde mutlaka üçüncü-leri şeytan olur."
18664. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kadınlara ne ezan ve ne de ikame vardır. Ne Cuma ve ne de cemaat vardır."
bak. Vesail'uş Şia, 14/161, 123. Bölüm

486. Ko-nu

el-Mu-ruet
Mü-rüvvet-Mertlik

Bihar, 76/311, 59. Bölüm; Me'nel-Fütüvvet ve'l-Mürüvvet
Kenz'ul-Ummal, 3/408, 788; el-Mürüvvet

bak.
405. konu, el-Fütüvvet; es-Sefer, 1828. Bölüm


3663. Bölüm
Mürüvvet

18665. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet bütün fazilet-leri ve güzellikleri toplayan bir isimdir."
18666. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet yüceliklere yöneltir."
18667. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet her türlü aşa-ğılığa engeldir."
18668. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet her türlü söv-güden arınmış ve uzaktır."
18669. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet her türlü al-çaklıktan uzaktır."
18670. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet sövmekten ve ahdini çiğnemekten beridir."
18671. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Erkeğin ayırım ölçüsü aklıdır ve güzelliği ise mürüvveti-dir."
18672. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Erkek mürüvetten daha ağır bir yük yüklenmemiştir."
18673. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın kendisi hak-kındaki mürüvveti geride kalanla-ra ve kabilesi için bir soydur."
18674. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet nefsin şerafeti ölçüsüncedir."
18675. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanın mürüvveti akıllı-lığı miktarıncadır."

3664. Bölüm
Mürüvvetin Anlamı (1)

18676. Resulullah (s.a.a) Sakif ka-bilesinden birine şöyle buyurmuştur: "Ey Sakifli adam! Sizlerin arasın-da mürüvvet nedir?" O şöyle ar-zetti: "Ey Allah'ın resulü! İnsaf ve ıslah yanlısı olmakladır." Pey-gamber şöyle buyurdu: "Bizler arasında da aynı şekildedir."
18677. İmam Ali (a.s) , mürüvvetin anlamı hakkında konuşan Kureyşli gençlere şöyle buyurmuştur: "Neden bahsediyorsunuz?" Onlar şöyle dediler: "Mürüvvetten." İmam şöyle buyurdu: "İhsan ve insaf üzerine kuruludur."

18678. İmam Ali (a.s) , birbiriyle konuşan gençlere şöyle buyurmuştur: "Ne yapıyorsunuz?" Onlar şöyle arzettiler: "Mürüvvet hakkında konuşuyoruz." İmam şöyle bu-yurdu: "Acaba Allah kendi kita-bında size cevap vermemiş mi-dir?" Nitekim şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emretmektedir." Adalet insaftır ve ihsan ise bağışta bu-lunmaktır. Bunlardan başka bir şey var mıdır?"

18679. İmam Ali (a.s) kendisine, "mürüvvet hakkında sorulunca soru-lunca şöyle buyurmuştur: "Açıkça yapmaktan utandığın bir şeyi giz-lice yapmamandır."
18680. İmam Hasan (a.s), ken-disine yüceliği, cesurluğu ve mürüvveti soran Muaviye'ye cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Yücelik ve iyiliği istemek, istemeden vermek, ve kıtlık yılında doyurmaktır… Mürüvvet ise insanın dinini koruması, kendisini her türlü pislikten hıfzetmesi, malına iyi bakması, haklarını ödemesi ve herkese selam vermesidir."
18681. İmam Hasan (a.s) kendisine mürüvvet sorulunca şöyle buyurmuştur: "Dinini korumak, nefsin izzeti, yumuşaklığı, iyiliklere devam etmek, hakları eda etmek ve insanları sevmektir."
18682. İmam Hasan (a.s) , aynı so-ruya cevap olarak şöyle buyurmuştur: "İnsanın dini hakkında cimri ol-ması, malını mülkünü düzene sokması ve hakları eda etmesi-dir."

18683. İmam Hasan (a.s) , aynı so-ruya cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Dinde iffetini korumak, geçim işini ölçülü tutmak ve zor olaylar karşısında sabretmek."
18684. İmam Bakır (a.s) , huzu-runda bulunan kimselere şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet nedir?" On-lardan her birisi bir şey söyledi. Sonunda İmam şöyle buyurdu: "Mürüvvet tamaha kapılmaman-dır. Zira bu durumda hor düşer-sin. Sakın el açma, aksi taktirde fakir olursun ve cimri olma. Aksi taktirde sövülürsün ve bilmeden konuşma. Aksi taktirde mahçup olursun."
18685. İmam Sadık (a.s) mürüvvet nedir diye sorulunca şöyle buyurmuş-tur: "Allah'ın nehyettiği şeylerde seni hazır görmemesi ve seni em-rettiği şeylerde ise yok olmaman-dır."
3665. Bölüm
Mürüvvetin Anlamı (2)

18686. Resulullah (s.a.a) , Sakif kabilesinden birisine şöyle buyurmuş-tur: "Sizin aranızda mürüvvetin anlamı nedir?" O şöyle arzetti: "Dinde doğru olmak, geçimini güzelleştirmek, nefsin cömertliği ve güzel ahlak." Resulullah şöyle buyurdu: "Bizim aramızda da mürüvvet bu anlamdadır."

18687. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet hükümet işin-de adalete riayet etmek, (intikam almaya) gücü olduğ halde bağış-lamak ve kendisiyle muaşeret eden kimselerin derdini paylaş-maktır."
18688. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet aşağılıktan uzak durmaktır."
18689. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet verdiği sözde durmaktır."
18690. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Vefadarlık mürüv-vettir."
18691. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet insanın utanç verici şeylerden uzak durması ve ziynetlenmesine sebep olan şey-leri elde etmesidir."

18692. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet akrabalarına yardımda bulunmaktır."
18693. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet ihsanda bu-lunmak ve misafirleri ağırlamak-tır."
18694. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Cömertlik mürüvvet öl-çüsüncedir."
18695. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet kanaattir ve süslenmektir. (veya yüz suyunu korumak ve tatsızlıklar karşısında sabretmektir. ) "

18696. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Süslenmek apaçık bir mürüvvettir"
18697. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Herkim şehvetini öldü-rürse mürüvvetini ihya etmiş olur."
18698. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanın övüncü aklıdır. İnsanlığı ise huyudur."
18699. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvet üç şeydedir: Gözlerini önüne dikmekte, sesini kısmakta ve itidalli yürümekte-dir."
18700. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Üç haslet mürüvvettir: Darlık halinde bağışta bulunmak, horluk olmaksızın tahammül et-mek ve ihtiyacını istemekten sa-kınmak."

18701. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mürüvvetin düzeni kar-deşinle Allah'a itaat ve onu gü-nahlardan korumak için mücadele etmen ve bu konuda (itaati terk etmek ve günah işlemek hu-susunda) onu çok kınamandır.) "
18702. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mürüvvet iki tanedir: Vatanda mürüvvet ve seferde mürüvvet. Vatanda mürüvvet, Kur'an okumak, mescidlerde ha-zır olmak, iyilerle oturup kalk-mak, fıkıh (dini meseleler) husu-sunda düşünmektir. Seferde mü-rüvvet ise azığından bağışlamak, Allah'ın gazabına sebep olmayan şeyler hususunda şakalaşmak, yoldaşlara karşı az uyumsuzluk göstermek ve yoldaşlarından ayrı-lınca uolculukta onların aleyhinde gördüğünü nakletmemek."