Mizan'ul Hikmet-11.Cilt
 


KONULARLA İLGİLİ




18545. Ayşe şöyle diyor: "Ben üze-rinde resim bulunan bir perde as-tım. Allah Resulü içeri girince onu uzağa attı. Ben de o perde-den iki yastık yaptım."
18546. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü azapla-rın en şiddetlisi resim yapanlara-dır."
18547. Müslim b. Subeyh şöyle di-yor: "Mesrukla birlikte içinde Meryem'in heykellerinin bulun-duğu bir odada idik. Mesruk şöy-le dedi: "Bu heykeller Kisra'nın heykelleriydi." Ben şöyle dedim: "Hayır, bu Meryem'in heykeli-dir." Mesruk şöyle dedi: Abdulah b. Mes'ud'dan "Allah Resulünün (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "Kıyamet günü azapların en şid-detlisi resim yapanlaradır."

18548. Said b. Ebi'l Hasan şöyle diyor: "Bir şahıs İbn-i Abbas'ın yanına geldi ve şöyle dedi: "Ben bu resimleri yapan bir ressamım. Bunlar hakkında bana fetva ver." İbn-i Abbas ona şöyle dedi: "Ba-na yaklaş." O yaklaşınca İbn-i Abbas ona şöyle dedi: "Daha da yakınlaş" Böylece ellerini başının üzerine koydu ve şöyle dedi: "Al-lah Resulünden duyduğum şeyi sana da haber vereyim: Allah Re-sulünün şöyle buyurduğunu işit-tim: "Her resim yapan kimse ateştedir, çizdiği her resme can verilir ve o heykeller onu cehen-neme doğru sürükleyip işkence eder." Allah Resulü şöyle demiş-tir: "Eğer bu işi yapmaya mecbur olursan ağaç ve cansız varlıkların resmini yap."

18549. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim dünyada bir resim çizerse kıyamet günü de ona can vermekle sorumlu olur ve bunu da yerine getiremez."
18550. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Herkim bir resim çi-zecek olursa kıyamet günü ona can vermek zorunda kalır."
18551. İmam Sadık (a.s) , kendisi-ne, ağaç, güneş ve ayın resmini soran Muhammed b. Müslim'e şöyle buyur-muştur: "Canlı resimler olmadıkça sakıncası yoktur."

18552. İmam Sadık (a.s) "Ona dilediğini yaparlar" ayeti hak-kında şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki onlar kadın ve er-keklerin resmi değildi. Aksine onlar ağaçların ve benzeri şeyle-rin resimleriydi."
18553. İmam Bakır (a.s) evlerdeki heykellerin sorulması üzerine şöyle bu-yurmuştur: "Bu resimler, kadınlara veya kadınların odasına özgü-dür."

483. Ko-nu

el-İmti-han
İmti-han

Bihar, 73/154, 125. Bölüm; el-Gaflet ve'l-Lehv
Kenz'ul-Ummal, 15/211-231, Kitab'ul-Lehv

bak.
64. konu, et-Tecrübe; el-Eh, 56. Bölüm; el-Bela, 395 ve 396. Bölümler

3642. Bölüm
İmtihan


Kur'an:
"Seslerini Peygamberin ya-nında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır."
"Ey iman edenler! İman etmiş kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini incele-yin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenir-seniz, küfredenlere geri çe-virmeyin."
18554. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Bizim işimiz gerçekten çok zordur; ancak Allah'ın kalbi-ni imanla imtihan ettiği mümin kul onu yüklenir."
18555. İmam Ali (a.s) Peygamberin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah onları açlıkla denedi, me-şakkatlere, korkulara uğratarak imtihan etti."

18556. İmam Ali (a.s) kabirde ölü-den sorulacak soru hakkında şöyle buyurmuştur: "Onu uğurlayanlar, ayrılık acısına düşenler geri dö-nünce, şaşırıp kalacağı soruyu ce-vaplaması, derde dert katan imti-hana hazırlanması için çukurunda oturtulur."
18557. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Dene ki düşman ola-sın."
Seyyid Razi şöyle diyor: "Bazıları bu cümleyi Allah Resulünden (s.a.a) rivayet etmişlerdir. Ama teyit edilen hususlar esasınca bu söz Müminlerin Emirine aittir ve Sa'leb'in İbn-i A'rabi'den naklettiği bir rivayettir ve bu rivayette Me'mun şöyle demiştir: "Eğer Ali, "Dene ki düşman olasın" diye buyurmasaydı ben şöyle derdim: "Düşmanlık et ki deneyesin."
18558. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların arasına ka-rış ki onları deneyesin ve denedi-ğin taktirde onlara düşman olur-sun."

18559. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanın yücelmesi veya aşağılanması imtihan anındadır."
18560. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsan ameliyle denenir, sözüyle değil."
18561. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanların akılları şu üç şeyle denenir: Mal, dostluk ve musibet."
18562. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şiilerimizi üç şeyde deneyiniz: Namaz vakitlerinde, namazı nasıl gözettiklerine bakı-nız; sırlar hususunda, sırları düş-manlardan nasıl koruduğuna ba-kınız ve mallar hususunda, onun-la kardeşlerine nasıl yardım etti-ğine bakınız."
18563. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kula dünyadan sadece ibret alması için verilir ve de sa-dece imtihan için alınır."
18564. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanların ahlakı şu altı şeyle denenir: Hoşnutluk, gazap, güvenlik, korku, mahrumiyet ve rağbet."
18565. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Yöneticilik makamları insanların yarışma meydanları-dır."
18566. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ameller tecrübe ve imti-han iledir."

İmtihan ve Hakikat Hakkında Bir Söz

Hiç şüphesiz Kur'an-ı Kerim, hi-dayeti yüce Alalh'a mahsus sayar. Yalnız Kur'an'daki hidayet, ahiret ve dünya mutluluğuna ulaştıran ihtiyari hidayetten ibaret değildir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Rabbimiz, her şeye kendi (özel) yaratılışını veren, sonra da onu (o doğrul-tuda) hidayet eden Allah'tır." Görüldüğü gibi yüce Allah hidayete biliçli, akıllı olan ve olmayan her varlığı kapsayacak biçimde genel bir anlam veriyor. Ayrıca amaç bakımından da hidayeti mutlak sayıyor. O başka bir ayette şöyle buyuruyor: "O, yaratıp düzene koyandır.

O, takdir edip hidayet edendir." Bu ayet de daha önceki ayet gibi mutlaktır. Bundan anlaşılıyor ki bu hidayet, dalalete düşürmenin karşıtı olan özel hidayetten başkadır. Çünkü yüce Allah hidayetin bu türünün bazı kesimler için söz konusu olmadığını, onun yerine dalaletin geçtiğini belirtiyor. Oysa hiçbir varlığı genel anlamlı hidayetin kapsamı dışına çıkarmıyor. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "Allah zalim toplumu hidayete erdirmez." ; Yine şöyle buyuruyor: "Allah Fasık toplumu hidayete erdiremez." Bu anlamda çok sayıda ayet vardır.

Yine ortaya çıkıyor ki söz konusu hidayet, mümin kafir bütün insanlara yol gösterme anlamına gelen hidayetten de başkadır. Yüce Allah'ın şu ayetler-de buyurduğu gibi: "Gerçekten biz ona yolu gösterdik. Artık ya şükreder veya nankör olur." ; "Semud oğullarına gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler." Bu iki ayette ve benzerlerinde söz konusu edilen hidayet sadece bilinç ve akıl sahibi canlıları kapsar. Daha önce söylediklerimizden anlaşılmış olmalıdır ki, "Sonra da onu (o doğrultuda) hidayet eden Allah'tır" ve "O, taktir edip hidayet edendir."

ifadelerindeki hidayet, hem kapsam, hem de amaç bakımından geneldir. Üstelik bu ayetlerin ikincisinde hidayet, takdirin sonucu olarak alınıyor. Bir şeyi yaratılış gayesinde yönlendirecek sebepleri ve gerçekleri hazırlamak anlamını taşıyan taktir ise, özel hida-yet ile bağdaşmaz. Her ne kadar hi-dayetin bu türü de evrendeki genel dü-zen açısından taktir alanının içinde ise de bu bakış o bakıştan farklıdır. Bunu iyi anlamak gerekir.

Her ne ise; bu genel hidayet yüce Allah'ın her şeyi varlığının kemaline iletmesi, onu yaratılış gayesine erdirmesidir. Bu hidayet, söz konusu şeyin varolma, gelişme, fiiller ve hareketler gibi özünün (zatının) varlığını sürdürmesi için gerekli olan şeylerin tümüne yönelik eğitimin itici faktörüdür. Bu sözlerin daha uzun bir devamı vardır. Eğer Allah muvaffak ederse, ileride bu açıklamayı genişleteceğiz.

Maksat şudur. Yüce Allah'ın bu konudaki sözleri gösteriyor ki, bütün nesneler genel ilahi hidayetle gayetlerine ve ecellerine (son noktalarına) sevk edirlirler. Hiçbir nesne (şey) bu kura-lın dışında değildir. Sözünden cayması söz konusu olmayan yüce Allah, bu hidayeti kendine borç kabul etmiştir. Nitekim O şöyle buyuruyor: "Ger-çekten hidayet bizim uhde-mizdedir ve gerçekten ahiret ve dünya bize aittir." Görüldüğü gibi, daha önceki iki ayetin anlamlarına ek anlam katma niteliğindeki bu ayet, mutlak ifadesi ile, hem toplumlara yönelik içtimai hidayeti ve hem ferdi hidayeti kapsamına alır.

Nesnelerin Allah üzerindeki hak-larından biri, onları oluşum bakımın-dan kendileri için taktir edilmiş olan kemale doğru hidayet etmenin yanı sı-ra onları teşrii kemale doğru da hidayet etmektir. Teşriin (yasa koymanın) tekvininin kapsamına nasıl girdiğini, kaza ve kaderin onu nasıl içerdiğini daha önce yaptığımız nübuvvet hakkındaki açıklamalarımızdan biliyorsunuz. Bilindiği gibi insan türünün sahip olduğu varoluş çeşidi, ancak bir dizi iradi ve ihtiyari fiiller dizisi ile tamamlanır. Bu iradi ve ihtiyari fiil-ler, ancak bir takım nazari ve pratik inançlardan meydana gelebilir. Buna göre insanın birtakım kanunlar altın-da yaşaması kaçınılmaz bir gereklilik-tir.

Bu kanunlar ister hak, ister batıl, ister iyi, ister kötü olsun. Böyle olunca insan oluşumunu sevk ve idare eden yüce Allah'ın, onun için, adına şeriat dediğimiz bir takım emirler ve yasak-lar dizisi, bunun yanı sıra sosyal ve bireysel olaylar dizisini hazırlaması ge-rekir. İnsan, bunlarla karşılaşması sonucunda potansiyelindeki yetenek ve imkanları fiiliyata çıkarır. Bunun so-nucunda ya mutlu olur veya bedbaht olur ve dolayısıyla varoluşunda saklı olan ne varsa meydana çıkar. İşte o zaman bu olaylara ve teşrii kurallara imtihan ve deneyden geçme ismi uygun düşer.

Bunu şöyle açıklayabiliriz: İlahi çağrıya uymayarak kendisi için bed-bahtlığı gerekli kılan kimse, eğer bu tutumu sürdürürse, azap hükmünü kendi aleyhinde kesinleştirmiş olur. O zaman ilahi emir ve yasaklarla ilgili olarak karşılaştığı ve potansiyeli fiili-yata çıkaran bütün olaylar, o kimse için yeni bir bedbahtlık pratiği gerçeği-ni ortaya çıkarır. Gerçi aynı zamanda adam içinde bulunduğu durumdan hoşnut da olabilir, karşısına çıkan du-rumdan gurur da duyabilir; ama bu gerçek de ilahi tuzaktan başka bir şey değildir.

Çünkü bu durumda yüce Al-lah, insanların kendileri için mutluluk sandıkları şeyler ile onları bedbaht et-mekte ve kendileri için başarı saydık-ları şeylerde onların emeklerini boşa çıkarmaktadır.
Nitekim yüce Allah şöyle buyuru-yor: "Tuzak kurdular, Allah da (buna karşılık) bir tuzak kur-du. Allah, tuzak kuranların en iyisidir." ; "Kötü tuzak, ancak sahiplerini kuşatır." "Onlar orada tuzak kurarlar. Fakat aslında sadece kendilerine tuzak kurarlar da farkında olmazlar." "Ayetlerimizi yalan sayanları hiç farkına varmayacakları biçimde yavaş yavaş kötü akıbetlerine yaklaştırırız ve onlara mühlet veririm. Benim tuzağım oldukça sağlam-dır."

Bu nedenle cahil ve mağrur kimse Allah'a karşı gelmek, O'nun buyruklarını dinlememek suretiyle O'nun kendisinden irade ettiği şeyin önüne geçtiğini sanarak pohpohlanabi-lir. Fakat aslında o, Allah'ın irade et-tiği şeyde kendi aleyhinde O'na yar-dımcı oluyor da farkında değildir. Yü-ce Allah şöyle buyuruyor: "Yoksa o kötülükleri yapanlar bizi ge-çeceklerini mi sandılar? Ne kötü bir yargıda bulunuyor-lar!" Bu konuda ayetlerin en hayret vericilerinden biri, şu ayetti. "Bütün tuzaklar Allah'a aittir."

Buna göre bu adamların dini gö-revleri ile ilgili gösterdikleri bütün hile-ler, karşı çıkmalar, zulümler ve haddi aşmalar, yine kalplerinde sakladıkları kötü duyguların meydana çıkarmasını sağlayan karşılaştıkları bütün olaylar ve nefsani arzularının kendilerini sü-rüklediği bütün durumlar, bir tuzak, bir mühlet verme ve onları yavaş yavaş kötü akibetlerine yaklaştırmadır. Çünkü onları durumlarının akıbetine ve sonuna doğru hidayet etmek ilet-mek) kendilerinin yüce Allah üzerin-deki haklarıdır. Allah da bunu yapı-yor. O halde, Allah işlerinde sürekli galiptir.

Bu işler şeytana isnat edildiğinde ise, küfrün ve günahların türleri şeyta-nın o adamlara yönelik azdırması olur. Bu kötülüklere meyletmek ise, şeytanın çağrısı, vesvesesi, dürtüsü, işa-reti ve şaşırtması olur. Bu kötülüklere yol açan olaylar ve bu tür olayların iş-levini gören şeyler de, şeytanın süsleri, araçları, ipleri ve ağları olur. İnşaallah A'raf suresinde bunların açıklaması gelecektir.

Buna karşılık, kalbinde imanın kökleştiği müminin ortaya koyduğu ibadetler, iyi davranışlar ve bu tür iyi-liklerinin ortaya çıkmasını sağlayan karşılaştığı olaylarda, ilahi velayet, ilahi tevfik ve özel anlamdaki hidaye-tin mazharları olur. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah, dilediğini yardımıyla destekler" ; "Allah da müminlerin velisidir" ; "Allah müminlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çı-karır." ;

"Allah onları imanlarından dolayı hidayet eder." ; "Ölü olup da canlandırdığımız ve insanlar arasında verdiğimiz nurun aydınlığı ile yürüyen kişi" Bu durumlar yüce Allah'a isnat edildiği zaman hüküm budur. Aynı işler meleklere isnat edildiğinde ise, onların desteği ve doğru yola koymaları olarak adlandırılır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah imanı onların kalplerine yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile desteklemiştir."

Ayrıca bu genel hidayet, nasıl ki nesnelere, Allah'a dönüş yolculuklarını sürdürdükçe varoluşlarının başlan-gıcından varlıklarının son anlarına kadar eşlik ediyorsa, aynı şekilde ilahi taktirler de onları arkalarından öne doğru iterler. Nitekim, "O Alalh ki, taktir edip hidayet etti." Ayetinden de bu anlaşılmaktadır, yani nesneleri bir halden ikinci hale, ikinci halden üçüncü hale dönüştüren etken, onların varlıklarını saran neden ve sebeplerin taşıdığı taktirlerdir. Böylece taktirler, nesneleri (eşyayı) arkalarından sürekli it-mektedirler.

Öte yandan taktirler nasıl nesneleri arkalarından itiyorlarsa, eceller (yani nesnelerin varlıklarının son bulduğu son noktalar) de onları önlerinden çekerler. Nitekim yüce Allah'ın şu sözü buna delil oluşturur: "Biz gökleri, yeryüzünü ve bu ikisi arasındaki varlıkları ancak hak üzere ve belli bir süre için yarattık. O kafirler ise uyarıldıkları gerçeklerden yüz çeviriyorlar." Bu ayet, nesneleri gayelerine bağlıyor.

Bu gayeler ise onların ecelleri, yani belirlenmiş varolma sürelerinin sonudur. Birbirine bağlı iki şeyden biri de diğerinden daha güçlü olursa, güçlü olan taraf, öbür tarafı kendine doğru çeker. Belirlenmiş eceller de değişmez, sabit şeyler oldukları için nesneleri ön-lerinden çekerler. Bu gayet açıktır.

Buna göre nesneler çeşitli ilahi güç-ler tarafından sarılmıştır. Bu güçler, nesneleri iten güçler, onları çeken güç-ler, nesnelere eşlik edip onları yetiştiren güçlerdir. Bunlar Kur'an'da söz konusu edilen asli güçlerdir. Bunların dışında melekler, şeytanlar ve başkaları gibi nesneleri koruyan,

denetleyen ve onlarla bir arada olan güçler de vardır.
Bir de nesneler üzerinde belirli bir maksatla bir takım tasarruflar yapılır. Bu tasarruflar, eğer söz konusu nesnelerin o maksatla ilgili durumları-nın ortada olmadığı, yani o maksada elverişli olup olmadığının bilinmemesi halinde, bu durumun bilinmesi veya ortaya çıkması amacıyla yapılırsa, bu tasarruflara imtihan veya deneme adını veririz.

Yani, sen bir nesnenin durumunun falanca işe elverişli olup olmadığını bilmezsen veya gizli durumunu bildiğin halde o durumun ortaya çıkmasını istersen, o nesneyi sözü edilen maksatla bağdaşan şeyler ile karşı karşıya bırakırsın. Böylece nesnenin o şeylere ilişkin hali meydana çıkar. Onları kendine kabul mu ediyor, yoksa kendinden itiyor mu, belli olur. Bu işleme imtihan, deneme ve nesnelerin durumu hakkında bilgi edinme denir; ya da bu anlamı taşıyacak başka bir terim kullanılır.

Yüce Allah'ın insan gibi şuurlu ve akıllı nesneleri karşı karşıya bıraktığı yasalar ve olaylara ilişkin tasarrufu da aynen böyledir. Yani insanın dini çağrı aracılığı ile çağrıldığı maksada ilişkin durumu bu yasalar ve olaylar sayesinde ortaya çıkar. O halde ilahi tasarrufta mazhar olan bu yasalar ve olaylar birer ilahi imtihandır.

Yalnız yüce Allah'ın imtihanı ile biz insanların imtihanı arasında şöyle bir fark vardır: Biz insanlar çoğunlukla nesnelerin gizli durumlarını bilmeyiz. Bu yüzden imtihan aracılığı ile onların bizce meçhul olan durumlarını bilmek isteriz. Oysa gayb anahtarları elinin altında olan yüce Allah için bilmemek diye bir şey yoktur. O halde insanı iyi akıbete ve mutluluğa çağırmak yolu ile uyguladığı genel eğitim bir imtihandır. Çünkü bu eğitim, onun durumunun ortaya çıkmasına, sevap yurdunun mu, yoksa azap yurdunun mu ehlinden olduğu-nun belirlenmesine vesile olur.

Bundan dolayı yüce Allah bu ta-sarrufu, yani insan için şeriat belirle-meyi ve onu bir takım olaylarla karşı karşıya bırakmayı kendi açısından "bela", "ibtila" ve "fitne" (imtihan ve sınama) olarak adlandırmış ve genel anlamda şöyle buyurmuştur: "Yer-yüzündeki her şeyi ona süs yaptık ki, insanların hangisi-nin daha güzel amel işlediğini ortaya çıkaralım." ; "Biz insanı imtihan etmek için ka-rışık bir sıvı damlasından yarattık. Bunun için onu işitme ve görme yetenekleri ile donattık." ; "Biz sizi iyilikle ve kötülükle imtihan ederiz."

Yüce Allah ne kastettiğini şu ayet-te daha geniş biçimde açıklıyor gibidir: "Rabbi imtihan etmek için bir insana iyilik edip kendisine nimet verdiği zaman, "Rab-bim beni şerefli kıldı der. Fa-kat onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman, "Rabbim bana hor baktır" der." "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için imtihan aracıdır." "Allah sizi birbiriniz aracılığı ile imtihan etmek için…" "Onlar öteden beri fasık oldukları için biz onları böylece sınavdan geçiriyoruz." "Allah müminleri güzel bir sınavdan geçirmek için bunu böyle yaptı." "İnsanlar sırf "inandık" demekle kurtu-lacaklarını mı sandılar? Biz onlardan önceki milletleri de sınavdan geçirdik. Alalh bu sınav sonucunda doğru sözlü-ler ile yalancıları ayırt edecek-tir."

Yüce Allah, İbrahim'in hikaye-sinde şöyle buyuruyor: "Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimeler ile imtihan etti." O, İsmail'in boğazlanmasını anlatırken de şöyle buyuruyor: "Hiç şüphesiz bu açık bir imtihandır." Musa hakkında ise şöyle buyuruyor: "Biz seni çeşitli sınavlardan geçirdik." Bu konuda bunlar dışında daha birçok ayet vardır.
Görüldüğü gibi bu ayetler, insan varlığı ile ilgili şeylerin tümünü, işitme, görme ve hayat gibi varlığının parçalarını, evlat, eş, aşiret, arkadaş, mal ve mevki gibi bir biçimde onunla bağlantılı şeyleri ve bir biçimde faydalandığı şeylerin tümünü ve bunların yanı sıra ölüm ve insana yönelik diğer musibetler gibi az önce saydıklarımızın karşıtı olan şeyleri mihnet ve bela kapsamına alıyor. Kısacası, okuduğumuz ayetler insanla bağlantısı olan alemin parçalarını ve durumlarını insana göre Allah'tan gelen bir deneme ve bir sınav sayıyor.

Bu ayetlerde fertler açısından da genelleme vardır. Yani mümin, kafir, iyi, kötü, Peygamber ve onun alt düze-yindeki kimseler hepsi sınava ve dene-meye tabidirler. Bu yürürlükte olan ilahi bir kanundur; hiç kimse bundan müstesna değildir.
Bu dediklerimizden açıkça ortaya çıktı ki imtihan kanunu, sürekli yü-rürlükte olan ilahi bir kanundur. Bu imtihan kanunu diğer bir tekvini ka-nuna dayanan pratik bir kanundur. O tekvini kanun ise, daha önce anla-tıldığı üzere insan gibi yükümlüler ile ilişkisi bakımından genel ilahi hidayet kanunu ile bu kanunun önü ve arka-sındaki taktir ve ecel kanunudur.
Buradan anlaşılıyor ki, bu kanu-nun yürürlükten kaldırılması, müm-kün değildir.

Çünkü onun yürürlük-ten kaldırılması, tekvinin bozulması ile aynı şey olur ki, bu da imkansız-dır. Yaratılışın ve ölüm sonrası dirili-şin hak olduğunu, hak ilkesine da-yandığını kanıtlayan ayetler bu kanu-nun değişmezliğine işaret ediyor. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Biz gökle-ri, yeryüzünü ve ikisi arasın-daki varlıkları hak üzere ve belirli bir süre için yarattık." "Yoksa sizi boşu boşuna yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?" "Bu gökleri yeryüzünü ve ikisi arasındaki varlıkları eğlenmek için yaratmadık. Onları kesinlikle hak üzere yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmez-ler." "Kim Allah'a kavuşmayı arzu ediyorsa, (bilsin ki) Allah'ın belirlediği süre (ecel) mutlaka gelecektir." Bu gerçeği dile getiren daha birçok ayet vardır.

Bu ayetlerin tümü yaratılışın hak ilkesine dayalı olduğunu, amaçtan ko-puk ve dayanıksız olmadığını kanıt-lar. Nesnelerin önünde hakka dayalı amaçlar ve eceller, arkalarında hak ilkesine dayalı taktirler ve beraberle-rinde hak ilkesine dayalı hidayet olun-ca, genel olarak bütün nesnelerin ça-tışması, özel olarak da bu nesnelerin içinde insan gibi yükümlülük taşıyan varlıkların birtakım hususlarla sınav-dan geçirilmeleri kaçınılmazdır. Bu hususlar, kendileri ile ilişkili olan yü-kümlülerin potansiyel kemallerini, ek-sikliklerini, mutluluklarını ve bed-bahtlıklarını fiiliyata çıkarır. İşte din yükümlülüğü ile yükümlü olan insan-da bu imtihan ve deneme anlamına ge-lir. Bunu iyi kavramak gerekir.

Bu anlattıklarımızdan (ilahi gele-nek açısından) yok etme ve arındırma-nın ne demek olduğu da ortaya çıkıyor. Şöyle ki: "Mümin imtihan ile karşılaşıp da bu imtihan onun gizli erdemlerinin rezilliklerinden ayırt edilmesini gerektirdiği veya bir toplum imtihanla karşılaşıp da bu imtihan müminlerin, münafıklardan ve kalplerinde hastalık olanlardan seçilmesini gerektirdiği zaman bu imtihana arındırma adını vermek yerinde olur ki, bu işlem bir ayırt etme işidir.

Yine görünüşlerinde güzel ve imre-nilir sıfatlar ve durumlar bulunan ka-fire ve münafığa yönelik ilahi imtihan-lar devam edip de bu imtihanlar yavaş yavaş onlarda saklı duran pisliklerin ortaya çıkmasını gerektirdikçe ve her ortaya çıkan pislik görünüşteki bir er-demi giderdikçe, bu süreç o kişi için bir yok etme işlemi, yani iyiliklerini yavaş yavaş tüketme işlemi olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Biz bu günleri insanlar arasında dolaştırırız. Bu, Allah'ın kimlerin mümin olduğunu belirlemesi ve aranızdan bazı şahitler edinmesi içindir. Allah zalim-leri sevmez. Bir de (böylece) Allah, müminleri arındırmak ve kafirleri yok etmek ister."

Kafirler için bir başka yok etme türü daha vardır. Bu da yüce Allah'ın bildirdiği üzere evrenin, insan soyunun salahına ve dinin sırf Allah'a has olacağı bir güne doğru gittiği gerçeğidir. Nitekim yüce Allah, "İyi sonuç takvanındır." "Yeryüzüne benim iyi kullarım varis olacaktır." diye buyurmuştur."

484. Ko-nu

el-Medh
Övmek

Kenz'ul-Ummal, 3/651, 878, el-Medh
Kenz'ul-Ummal, 3/653, 879, Mübah'ul-Medh
Vesail'uş-Şia, 12/132, 43. Bö-lüm; Tahri-u Medh'uz-Zalim
Bihar, 72/323, 118. Bölüm; Zemm'us-Su'me ve'l-İğtirar bi Medh'in-Nas
Bihar, 73/294, 134. Bölüm; en-Nehy an'il-Medh ve'r-Riza bih
Kenz'ul-Ummal, 3/459, 809; Hubb'ul-Medh
bak.
493. konu, et-Taalluk; eş-Şöhret, 2125. Bölüm; er-Rıza (2) , 1526. Bölüm; es-Sıdk, 2195. Bölüm

3643. Bölüm
Güzel Övgüye Layık Kimse

18567. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Hamd Allah'a mahsustur ki övenler onu hakkıyla övemez-ler."
18568. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ey Allah'ım, sen, bütün güzel vasıfların sahibisin, çok övülmeye layıksın. Ümit besle-nenlerin en hayırlısı sensin. İste-neceklerin en hayırlısı da sensin. Allahım, bana öyle şeyler bağış-ladın ki, senden başkasına hamd ve sena edemem, Ümitsiz kılanla-rı ve güvenilir olmayanları dilimle övemem. . Sen dilimi insanları övmek-ten, yaratılmış kullara sena etmekten uzak kıldın… Allahım, bu makam; sana özgü tevhide erenlerin ve bu övgü ve ma-kamlara senden başkasını layık görmeyenlerin makamıdır."
bak. 3648. Bölüm; el-Hamd, 951. Bölüm; eş-Şuhret, 2125. Bölüm; es-Sıdk, 2195. Bölüm

3644. Bölüm
Övgüyü Kınamak

18569. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Dilin, çirkinliği veya iyi-liği beyan etmede insafa riayet etmesi çok azdır."
18570. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni öven kimse yalancı övme ve temelsiz methiye ile ak-lını kandırmakta, sana hıyanet etmektedir. Onu ihsanından mahrum kılacak veya fazlından alıkoyacak olursan o zaman seni her türlü rezaletle nitelendirir, her çirkinliği sana isnad eder."

18571. İmam Hasan (a.s), ken-disine öğüt vermesini rica eden birisine cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Sakın beni övme. Zira ben kendimi senden daha iyi tanıyorum. Hakeza beni yalancı da sayma. Zira yalancı sayılan kimsenin görüşü yoktur. (Hiç kimse sözüne ve görüşüne itimat edilmez) . Hakeza benim yanımda hiç kimsenin de gıybetini yapma." O şahıs şöyle arzetti: "İzin verirseniz gideyim." İmam şöyle buyurdu: "Evet, istediğin zaman git."

18572. Miktat bin Amr şöyle diyor: "Allah Resulü bizlere öven kim-selerin yüzlerine toprak saçma-mızı emretti."
18573. Bir şahıs Osman'ın yanına geldi ve onu övdü. Mikdad b. Esved bir avuç toprak alıp o şahısın yüzüne savurdu ve şöyle dedi: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Öven birisini gördüğünüz zaman yüzü-ne toprak saçın."

18574. Şöyle rivayet edilmiştir: "Bir şahıs Peygamber'in (s.a.a) yanında bi-rini övdü. Peygamber ona şöyle buyur-du: "Eyvahlar olsun sana! Dostu-nun boynunu kopardın. Eğer se-nin bu övgünü duyacak olursa asla kurtuluşa ermez." Peygamber (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: "Eğer sizden biri, kardeşini övmek zorunda kalırsa şöyle desin: "Falan kimseyi seviyorum, ama hiç kimsenin batınından ve akibetinden haberim yoktur. He-sabı Allah'a kalmıştır." Onun böyle (temiz ve övgüye layık) ol-duğu görülmektedir."

18575. Abdurrahman b. Ebi Bekrete babasından şöyle nakletmiştir: "Bir şahıs Peygamberin (s.a.a) huzurunda birini övdü. Peygamber ona üç defa şöyle buyurdu: "Arkadaşının boynunu kopardın." Daha sonra da şöyle buyurdu: "Sizden biri dostunu övmek zorunda kalırsa şöyle desin: "Onun söylemek istediği (göstermek istediği) gibi olduğunu sanıyorum. Onun batınından ve işinin akıbetinden sadece Allah haberdardır."

18576. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eyvahlar olsun sana! Kardeşinin belini kırdın. Allah'a yemin olsun eğer o senin övgüle-rini duyacak olursa asla kurtuluşa ermez. Sizden birisi kardeşini övmek isterse şöyle desin: "Falan kimse (zahiren iyi ve övgüye la-yıktır) ama batınından ve akıbe-tinden kesin bir şekilde haberdar değilim."

18577. Ebu Musa şöyle diyor: "Bir şahıs Allah resulünün (s. . a) hu-zurunda başka bir şahsı övdü. Resulullah ona şöyle buyurdu: "Bu sözleri ona iletme ki onu he-lak etmiş olursun. Eğer (bu öv-güleri) senden duyarsa asla kurtu-luşa erişemez."
18578. Ümm'ül-A'la şöyle diyor: "Osman b. Maznun (r. a) öldü. Ben şöyle dedim:

"Allah'ın rah-meti senin üzerine olsun, ey Ebu Saib! Şehadet ederim ki Allah sa-na ikramda bulunmuştur." Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ona Allah'ın ikramda bulundu-ğunu nereden biliyorsun? Rabbi-nin yakini ona erişti (ölüm ona gelip çattı) ve ben kendisi için hayır ve iyilik ümit ediyorum. Al-lah'a yemin olsun ki Allah'ın Re-sulü olan ben bile Allah'ın bana ve size ne yapacağını bilemiyo-rum." Ümm'ül-A'la şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki bundan sonra hiç kimseyi temizlik ile övmeyeceğim."

3645. Bölüm
Övgünün Sonu

18579. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Övgüden sakınınız, şüphesiz övgü kesmektir."
18580. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Birbirinizi övmekten sakının. Zira bu iş baş kesmek-tir."
18581. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer birisi sivri ve ke-sici bir bıçakla birisine saldırırsa bu, onun için onu karşısında övmesinden daha hayırlıdır."
18582. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşini yüzüne kar-şı övmek istediğinde boğazına kı-lıç çekmiş gibi say."
18583. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni öven kimse başını kesmiştir."

3646. Bölüm
Övgüye Aldanmayı Kı-namak

18584. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ey insanlar! Biliniz ki her kim hakkında doğru olmayan sözden incinirse akıllı değildir. Ve her kim de kendi hakkındaki cahilin övgüsünden dolayı sevi-nirse hikmet sahibi olamaz."
18585. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Cahil kimsenin övgü-süne aldanma. Zira neticede te-kebbüre kapılırsın, büyüklenirsin, ve amelinle kendini beğenirsin. Zira amellerin en iyisi ibadet ve tevazudur."

18586. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanların en cahili dal-kavuk kimsenin övgüsüne alda-nan kimsedir. Bu dalkavuk ona çirkini güzel gösterir ve onu hayı-rını dileyen kimseden nefret etti-rir."
18587. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Nice kimse insanların kendisi hakkındaki övgüsüne al-danır. Nice kimse de başkalarının kendisi hakkındaki övgülerine kanar (veya fitneye düşer) ."
bak. 386. Konu, el-Gurur

3647. Bölüm
Övgüde Kısıtlı Dav-ranmak

18588. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Övdüğün zaman kısa tut ve kınadığın zaman da kısa tut. (övgü ve kınamayı uzatma) "
18589. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "En büyük cehalet övgü ve kınamada aşırı davranmak-tır."
18590. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Fazla övmek kendini be-ğenmişliğe sebep olan dalkavuk-luktur ve insanı gurur ve kibire yakınlaştırır."
18591. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kendini aşırı övmekten ve methetmekten koru. Zira bu ikisi kalpte gururdan kaynaklanan kötü bir koku (kibir) icad eder."

18592. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mübalağa edilerek yapı-lan övgü kendini beğenmişliğe neden olur ve insanı aldanmaya (ve gaflete) sürükler."
18593. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Aşırı övgüyü sevmek şeytanın fırsatlarının (ve tuzakla-rının) en sağlamıdır."
18594. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "(Öven kimsenin) abartılı övgüsünü sevmek insanı din hususunda kör ve sağır kılar ve evleri ehlinden boşaltır."

3648. Bölüm
Öven Kimseye Cevap

18595. Resulullah (s.a.a)Allah'ı ve kendisini bir şiir ile öven Esved b. Se-ri'e şöyle buyurmuştur: "Allah'ın övgü hakkındaki beyitlerini oku. Bana övgü olarak söyledi-ğin şeyleri bırak."
18596. İmam Ali'nin (a.s) asha-bından biri kalkıp uzun bir ko-nuşmayla cevap verdi, onu çok-ça övdü, "emrini işitip, itaat et-tiklerini..." söyledi, Bunun üze-rine Hz. Ali de şöyle buyurdu: "Nefsinde Allah'ın büyüklüğünü duyan ve kalbinde Allah'ın yerini yücelten kimsenin hakkı, Al-lah'tan başka her şeyi küçük görmesidir.

Emir sahiplerinin insanların sa-lihlerince en aşağı sayılan durum-ları, kendilerini övülme sevgisine kaptırmaları, işlerini kibirlenerek yapmalarıdır. Beni övülmeyi se-ven, övgü duymak isteyen biri sanmanızdan nefret ederim. Al-lah'a hamd olsun, böyle değilim. Eğer böyle demenizden hoşlanan biri olsaydım, yine de Allah'ın yüceliği ve azameti karşısında bu huydan vaz geçerdim. (Çünkü, Allah azamete ve yüceliğe en çok layık olandır. )

Bir çok insan önemli bir faaliyette bulunduktan sonra övülmek ister. Ama Al-lah'tan korktuğum için işlerinizi iyi idare ettiğimden dolayı beni güzel övgülerle övmeyin. Zira henüz yerine getirmem gereken görevlerim ve eda etmem gereken haklarım var. Zalimlere söylenen övgü dolu sözleri söylemeyin bana. Öfkeli kişilere söyle-nemeyen sözleri benden gizle-meyin. Benimle yalakalık ederek muaşerette bulunmayın."
18597. İmam Hadi (a.s) , ken-disini aşırı öven birisine şöyle buyurmuştur: "Dikkat et! Zira çok övmek zanna sebep olur. Kardeşinin güvenini kazandığında ise dalkavukluktan el çek ve hüsn-i niyet içinde ol."

18598. Bir grubun, yüzüne karşı kendisini övmesi üzerine İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ım! Sen beni kendimden daha iyi tanırsın; ben de kendimi onlardan daha iyi tanırım. Allah'ım, bizi, onların sandıklarından daha iyi kıl ve bilmedikleri şeyleri de bağışla."
18599. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Huzurunda seni öv-dükleri zaman şöyle de: "Al-lah'ım! Sen beni bunların sandı-ğından daha iyi karar kıl ve bil-medikleri şeylerden dolayı beni bağışla ve beni onların dedikleri şeylerden dolayı hesaba çek-me."

18600. İmam Ali (a.s) takvalıların sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Bir kimse içlerinden birini över-se, o övülmekten korkar ve "kendimi başkalarından daha iyi bilirim, Rabbim ise beni benden daha iyi bilir" der."Allah'ım söy-ledikleri sözlerden beni sorumlu tutma, beni zannettiklerinden daha üstün kıl, onların bilmedik-leri suçlarımı da bağışla." diye söylenirler."

18601. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin sadece salim kalmak için susar ve sadece fay-dalanmak için konuşur… Eğer temizlikle övünürse söylenilen şeylerden dolayı korkar ve öven-lerin bilmediği şeyler hususunda Allah'tan mağfiret diler. Kendisi-ni tanımayan ve (öven) kimsenin sözüne aldanmaz ve (ahirette) amellerinin sayılmasından kor-kar."

3649. Bölüm
Birini Yersiz Yere Öv-mek

Kur'an:
"Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır."
18602. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Sakın birini onda olma-yan sıfatlarla övme. Zira onun yaptıkları sıfatlarını olduğu gibi gösterir ve senin yalanını ortaya çıkarır."
18603. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Birini kendisinde olma-yan şeylerle öven kimse, gerçekte onu alaya almıştır."
18604. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni sende olmayan şey-lerle öven kimse seni alaya almış-tır. Zira eğer o şahısa ihsanda bu-lunmazsan, seni kınamada ve yermede aşırı gider."

18605. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Yersiz yere övülen kimse gerçekte alaya alınmıştır."
18606. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni sahip olmadığın bir şeyle öven birisi eğer akıllı olur-san seni gerçekte kınamak-tadır."
18607. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni sende olmayan bir şeyle öven kimse seni sende ol-mayan şeylerle de kınar."
18608. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Seni yersiz yere öven kimseden sakın, zira çok geçme-den (onun vasıtasıyla) yüzsuyun dökülür, saygısızlığa uğrar-sın."

18609. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kötülüğünden bahsedi-lince kendisinde o kötülüğü bil-diği halde rahatsız olan kimseye şaşarım. İyiliği övüldüğünde ken-disinde o iyiliği olmadığını bildiği halde sevinen kimseye de şaşa-rım."
18610. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ehli olmadığı halde övgü beklentisi içinde olmak cehalettir."
18611. İmam Askeri (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim layık olmadı-ğı birini överse kendisini itham ve kötülemeye mazhar kılmış olur."

18612. Resulullah (s. . a. a) şöyle buyurmuştur: Ey İbn-i Mes'ud! "İnsanlar seni övünce ve, gün-düzleri oruç tutuyorsun ve gün-düzleri de ibadetle geçiriyorsun" deyince ve sen böyle değilsen sa-kın sevinme ve Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Elbette yaptıkları şeyle sevinenlerin ve yapmadıkları şeyler sebebiyle övülmeyi sevenlerin azaptan bir kurtuluşun olduğunu san-ma. Onlar için elim bir azap vardır."

18613. İmam Ali (a.s) Malik Eş-ter'e yazdığı bir mektubunda şöyle bu-yurmuştur: "Takva ehli olan sadık kişilerle dost ol, seni övmemele-rini iste; yapmadığın batıl bir işle seni sevindirmesinler. Çünkü faz-la övünme, insanın kendini be-ğenmesine neden olur, azgınlığa sürükler."

3650. Bölüm
Övgüye Sevinmeyi Kı-namak

18614. İmam Bakır (a.s) Cabir bin Yezid Cu'fiye şöyle buyurmuştur: "Eğer övülürsen sakın sevinme, eğer kınanırsan kararsızlık gös-terme. Senin hakkında söylenilen şeyleri bir düşün. Eğer söylenilen şeylerin sende olduğunu görürsen (bil ki) aziz ve celil olan Allah'ın gözünden hakikate hakka karşı gazaplanman sebebiyle düşme musibetin korktuğun insanların gözünden düşme musibetinden daha büyüktür. Ama eğer dedikleri şeyin tam tersine isen bu da bedenini sıkıntıya dü-şürmeden elde ettiğin bir sevap-tır.

Bil ki sen bütün hemşerileri-nin senin aleyhine toplanıp, "sen kötü bir adamsın" dediklerinde üzülmeyi terk etmedikçe ve de "sen iyi bir adamsın" dediklerin-de ise sevinmeyi terk etmedikçe asla dostumuz (takipçimiz) ola-mazsın. O halde kendini Kur'anla değerlendir; eğer Kur'an yolunun yolcusu isen, seni itinasızlık etmeye çağırdığı şeye itinasızlık etmiş isen ve seni rağbet etmeye davet ettiği şeye rağbet göstermişsen o halde diren ve sevinçli ol zira senin hakkında söylenen şeyler sana zarar vermez ama eğer Kur'andan uzak isen neden insanların sözüne aldanasın."

18615. İmam Sadık (a.s) Misbah'uş Şeria'da yer aldığına göre şöyle buyur-muştur: "Kul (insanların) övgüsü ve kınaması kendisi için eşit ol-madıkça asla Allah-u Teala için halis bir kul olamaz. Zira Allah nezdinde övülen kimse insanların kınanmasıyla kınanmaz. Hakeza Allah nezdinde kınanan kimse de (insanların övgüsüyle övülmez.) Hiç kimsenin övgüsüne sevinme. Zira onların övgüsü senin Allah nezdindeki makamını arttırmaz ve senin için mukadder olan şey seni müstağni kılmaz. Hiç kim-senin kınamasına da üzülme. Zira ki o senden (değerinden) bir zer-re olsun eksiltmez."

3651. Bölüm
Kötü Kimseyi Övmek-ten Sakınmak

18616. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kötü kimse övülünce Allah gazaplanır."
18617. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "En büyük aşağılık kı-nanmış (kimseyi veya şeyi) öv-mektir."
18618. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ayıpların en çirkini aşa-ğılık kimseleri övmektir."
18619. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Günahların en büyüğü kötüleri temize çıkarmaktır."

18620. Resulullah (s. . a. a) şöyle buyurmuştur: "Kötü kimse övü-lünce arş titrer ve Rab gazaba ge-lir."
18621. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Herkim zalim bir hü-kümdarı över ve ondan bir bek-lentisi olduğu için kendisini kar-şısında küçük görürse o kendisini ateşe doğru sürükleyen arkadaşı olur."
18622. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nice kimse birisiyle karşılaştığında ona şöyle der: "Al-lah düşmanını alaşağı etsin." Oy-sa onun Allah'tan başka düşmanı yoktur!"
18623. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Övgülerin en kötüsü kö-tü kimselerin dilinde cari olan övgüdür. En iyi övgü ise iyilerin dilinde cari olan övgüdür."