Mizan'ul Hikmet-11.Cilt
 


KONULARIN DEVAMI


"Hamd Allah'a mahsustur" ifadesi de hamdın hakikat ve cinsinin Allah'a özgü olduğunu beyan etmek-tedir. Hamd ise iradeye dayalı iyi bir iş karşısında yapılan sena ve övgüdür. Zira iyilik nimeti Allah'tandır ve sa-dece iyi olan nimet övgüye layıktır. O halde ne kadar hamd ve sena varsa Allah-u Tealaya özgüdür. Nitekim hamdın cinsi de Allah'a özgüdür!
Bu cümle de aslında hüccet ve delili tamamlamaktadır. Bu hüccet ve bür-hanın özeti şudur:

Hiç bir şeyde tasar-rufta bulunma hakkına sahip olma-yan, hiçbir nimet vermeyen kul, rızık elinde bulunduran, her türlü tasarrufta bulunma gücüne sahip olan ve istediği gibi tasarrufta bulunan ve nimet veren malik ile eşit ve yeksan değildir. Mü-nezzeh olan Allah her övgüyle övül-müştür. Zira varolan bütün nimeti o yaratmıştır. O halde övgü dolu her sı-fat örneğin yaratmak, rızık vermek, bağışlamak, rahmet, ihsan, doyurmak ve benzer şeyler Allah'a özgüdür. O halde her türlü övgü ve hamd Allah'a mahsustur. Allah'ın karşısında ibadet edilen her şey memluk ve köledir. Hiç-bir güce sahip değildir. O halde sadece münezzeh olan Allah Rabdir, başkası değil.

Bazısına göre ise bu ayette yer alan hamd, nimetleri karşısında münezzeh olan Allah-u Teala'ya şükürdür ve bazısının dediğine göre ise kemal bur-hanın ve delilin güçlüğü karşısında Allah'a bir övgüdür. Bir görüşe göre ise kullara bir telkindir ve anlamı hakkında da şöyle demişlerdir: "hamd bizleri tevhide ve nimetlerine şükretmeye yönlendiren Allah'a mahsustur. Bütün bu ihtimallerin fazla bir önemi yoktur.

"Onların çoğu bilmezler" ifadesi ise müşriklerin her nimetin Al-lah'a ait olduğunu ve diğerlerinin hiç bir şeye malik olmadığını ve hiçbir gü-cü elinde bulundurmadıklarını bilmez-ler anlamındadır, ama müşrikler ken-di yönetici ve mabutları için malikiyet ve güçlerinden bir kısmını tefviz esa-sınca onlara bırakmışlardır. Bu yüz-den korku ve tamah üzere onlara kul-lukta bulunmaktadırlar. Bu müşrik-lerin çoğunun halidir ama bazı kimse-leri hakikati bilmektedir. Sadece isyan ve inat sebebiyle ondan yüz çevirmek-tedirler.

Bütün bu dediklerimiz de açıklığa kavuşturduğu gibi bu örnek münezzeh olan Allah rububiyet hususunda Al-lah'a ortak kabul ettikleri ilahlar hakkındadır. Bazılarının dediğine gö-re bu örnek kafirlerin halini nitelen-dirmektedir. Bu örnek kendi hallerine bırakılan kafir ile başarılı olan ve Al-lah tarafından savunulan müminin örneğidir. Zira kafirin örneği amelinin yok olması ve Allah tarafından ameli-ne itina gösterilmemesi sebebiyle hiçbir iradesi ve özgürlüğü kendiliğinden ol-mayan para ile satın alınan bir köle-nin örneğidir. Bu yüzden ne kadar in-fak ederlerse yine de işleri ihsana var-maz. Kafirlerin aksine Allah mümini kendi rızayetini elde etme yolunda ba-şarılı kılar ve çabaları karşısında kendilerine teşekkürde bulunur ve ça-baları taktir edilir. Böyle bir mümin kendi malından gizli veya açık infak-ta bulunur.

Bu görüşe yapılan önemli itiraz şudur: "Bu yorum ayetin akışıyla uyum içinde değildir. Daha önce dedi-ğimiz gibi Allah'ın nimetlerini sayma konusunda bir biri ardınca yönelen üç ayetten biridir ve bu ayet her türlü ni-mete sahip olan kimsenin durumunu, hiçbir şeye sahip olmayan kimsenin durumuyla mukayese etmektedir. Tev-hidi hatırlatmakta ve sonuç almakta-dır ki Allah her şeyin gerçek sahibidir.

"Allah iki adamı misal veri-yor: Biri hiç bir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz…" cümlesi hakkında ise "Mecme'ul Beyan" ki-tabında şöyle yazılmaktadır: "ebkem" kelimesi, "konuşamaz bir durumda doğan bir kimse" anlamındadır. Böyle bir kimse anlama ve anlatma gücüne de sahip değildir. Başka bir görüşe göre ise "ebkem" konuşamayan ve sohbet edemeyen kimse" anlamındadır."Kell" kelimesi de ağırlık anlamındadır. Bu yüzden de "kelle'anil' emr yekullü kel-la" ifadesi "ona iş ağır geldi, ve o işi yapmadı" anlamındadır.

"Kelleti'l sikkin kululen" ifadesi de bıçak kö-reldi anlamınadır." Kelle lisanuhu" ifadesi de dili köreldi hızlı hızlı konu-şamadı" anlamındadır. O halde kelle sözünün anlamı nüfuz edilmeye engel olan sertlik anlamındadır ve tevcih ke-limesi ise "herhangi bir taraftan yoldan bir yöne göndermek" anlamındadır. "Veccehtuhu ila mevziil keza feteveccehe ileyh" ifadesi de "onu falan yere gönderdin o da o yöne doğru gitti" anlamındadır.
"Allah iki adamı misal veri-yor" cümlesi de söz konusu sıfatları bir birinin tam karşısında yer aldığı varsayılan iki şahsiyet arasında başka bir mukayese makamındadır.

"Biri hiç bir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz." Yani sözü anlamaktan ve dil vasıtasıyla başka-sına anlatmaktan mahrumdur. Zira o sağırdır, işitme ve konuşma gücüne sa-hip değildir. O insanın kulak vasıta-sıyla elde ettiği bütün faaliyetten ve üs-tünlüklerden mahrum durumdadır. Kulak, diğer duyu organlarından daha kapsamlı ve detaylı bir organdır. İnsan kulak vasıtasıyla eskilerin haberlerini, gözden uzak olayları, insanların içinde olan şeyleri ilimler ve fenleri elde eder. İnsan kulak vasıtasıyla başkalarına ince ve dakik anlamlar ilka eder. Oy-sa sağır kimse bunlardan hiç birini derk etme gücüne sahip değildir. Sadece göz ve işaret yoluyla onlardan çok azını elde edebilir.

"Biri hiç bir şeye gücü yetmeyen" cümlesinin genel anlamı "bir dilsiz" cümlesiyle tahsis edilmiştir ve anlamı da şudur: Sağır kimse sağır olmayan kimsenin aksine bir takım bilgileri derk etmeye ve anlatmaya kadir değildir.
"Ki efendisine yüktür," cüm-lesi ise şu anlamdadır: Yani işlerini yöneten ve düzene koyan kimsenin külfeti konumundadır. Zira kendisi işlerini asla idare edemez.

"Nereye gönderse bir hayır çıkmaz" cümlesi de şu anlamdadır: "Yani eğer yöneticisi ve velisi onu ken-di işleri veya efendisinin işleri için bir yere gönderecek olursa onları yapmaya kadir değildir. Bu yüzden kendisi için bir iş yapamadığı gibi başkaları için de her hangi bir iş yapamaz ve hiçbir fayda veremez. O halde "Biri hiç bir şeye gücü yetmeyen dilsiz" cümlesi, münezzeh olan Allah'ın diğe-rinin örneğini vermediği iki şahıstan birinin örneğidir. Çünkü "bu, ada-letle emreden kimse ile bir olabilir mi?" cümlesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Bu beyanda da çok ince bir icaz ve üstün anlatım söz ko-nusudur. "Bu, doğru yolda olan, ada-letle emreden kimse ile bir olabilir mi?" cümlesi ise ikinci var-sayılan şahsın sıfatlarına işarettir ve bir biriyle mukayese edildiği zaman ikisinin eşit olup olmadığı sorulmak-tadır.

Ama o sıfata gelince... Allah sağır olmayan bir kimsenin elde edebileceği kendisinin de bizzat sahip olabileceği ve hem de başkalarına yansıtabileceği kemal ve iyiliklerin doruğunu yani adaleti ikinci varsayılan şahıs hak-kında zikretmiştir.
Adalet, orta yola riayet etmek, amel ve davranışlarında itidalli olmak, işlerinde ifrat ve tefritten sakınmak anlamındadır. Adaleti emretmek, ada-letin hakikatine riayet edildiği taktirde insanın canında salah ve temizlik vareder. Daha sonra amel ve davranışlarını etkiler. Bu yüzden işlerinde itidal ve orta yola riayet eder.

Bu hasletin başkalarının amel ve davranışlarında da olmasını ister. Bu yüzden de onları adalete çağırır. Adalet dediğimiz gibi mutlak anlamda ifrat ve tefritten sakınmaktır. Başka bir ifadeyle insanlara karşı adaletten daha geniş bir anlamda salih bir şekilde davranmaktır.

Allah-u Teala daha sonra o şahsın başka bir sıfatını beyan etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Ve o doğru yol üzeredir" ayette geçen sırt-ı müstakim yolcusunu hiçbir sapma ve eğrilik olmaksızın hedefine ulaştıran doğru ve açık yol demektir. İnsan kendi hayat yolunda doğru yolu kat eder amel ve davranışları insani fıtrat üzere gerçekleşir, amelleri çelişkiye dü-çar olmaz veya hak bildiği şeyden asla sapmaz. Genel olarak amel ve davra-nışlarında haktan sapma, çelişki ve ihtilaf mevcut değildir.

Adalet ve itidale davet eden, bu ikinci varsayılan şahsın doğru yolda olmakla nitelendirilmesi de iki ayrı nükteyi ifade etmektedir: Evvela onun adalete davet etmesi bazı insanların iyiliği emretmesi gibi değildir. Bazı in-sanların amel etmediği halde başkala-rına iyiliği emretmesi türünden değil-dir. Aksine o hal ve amellerinde doğ-rudur. Adaleti emrettiği gibi kendisi de adaletle amel eder. İkinci husus da şudur ki onun adaleti emretmesi esas-sız ve temelsiz bir gerçek değildir. Ak-sine o kendi içinde de doğru yol üzere-dir. Bunun da gereği adaleti başkaları için de sevmesidir. Bu yüzden de insanlara doğru yolu tutturmalarını ve ifrat ve tefritten uzak durmalarını emretmektedir.

Ama "bu, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?" ayetinde yer alan sorunun şüp-hesiz cevabı olumsuzdur. Böylece ispat olduğu üzere müşriklerin Allah yerine taptığı, her türlü kudretten uzak olan ne kendileri ve ne de başkalarını hida-yet edemeyen putlar ile bizzat doğru yol üzere olan ve hem de peygamberler göndererek dinler getirerek ve semavi kanunlar ortaya koyarak başkalarını da doğru yola hidayet eden Allah asla eşit ve aynı değildir.

Buradan da anlaşıldığı üzere bu ayette verilen örnek şu ayetin manasını çağrıştırmaktadır: "Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"
O halde münezzeh olan Allah sıfat ve fiillerinde doğru yol üzeredir ve doğru yol üzere olduğu için de yaratık-ları için bir hedef taktir etmiştir ve ya-ratıkları da o hedef üzere hareket et-mektedir. O halde yaratılış batıl ve boş bir şey değildir. Nitekim Allah-u Tea-la bizzat şöyle buyurmuştur: "Şüp-hesiz biz gökleri, yeri ve ikisi-nin arasındakileri boş yere ya-ratmadık."

Hakeza Allah'ın yolu doğru oldu-ğu için onları yaratılış sebepleri olan hedefe doğru hidayet etmektedir. Nite-kim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yola eriştirendir"
Bu yüzden de insanı doğru yola sevketmektedir. Nitekim şöyle buyur-muştur: Yolun doğrusunu gös-termek Allah'a aittir." Hakeza şöyle buyurmuştur:"Şüphesiz ona yol gösterdik"

Bu ilke de nübüvvet ve şeriat ge-tirmenin en önemli delilidir. Bunun detaylı bilgileri nübüvvet bahsinde ikinci ciltte ve bu kitabın onuncu ciltinde Nuh'un kıssasında yer almıştır.
Elde ettiğimiz netice şudur: Bu ayette örnek verilmesinden maksat nü-büvvet ve teşri meselesine işaret ile tev-hit hususunda delil ve bürhan ikame etmektir.
Bazısı ise şöyle demiştir: Bu örnek kendisinden hayır ümit edilen ve hayır ümit beklenilmeyen kimse hakkında-dır. Oysa her türlü hayır ve iyiliğin kaynağı Allah-u Teala'dır. Dolayısıy-la da ona ve gayrisine ibadet etmek nasıl aynı olabilir?
Bu görüşün problemi de şudur: Bu konu söylenilen şeyden daha özel ve dardır. Zira bu örnek bizzat iyi ve sa-lih olan adaleti emreden kimse hak-kındadır. Böyle bir şey de Allah-u Teala'ya özgüdür, başkasına değil.

O halde müşrikler Allah'a ve gay-risine aynı şekilde ibadet etmedikleri gibi Allah'ı bırakıp başkasına ibadet etmişlerdir.
Bazısı ise şöyle demiştir: Bu örnek mümin ve kafir hakkında verilmiştir. Sağır kimse kafirdir. Adaleti emreden kimse ise mümindir.

Ama söylemek gerekir ki ayetin mümin ve kafire hatta adaleti emreden ve bu işten sakınan herkese intibak sıhhati ayrı bir şeydir. Bu ayetin ni-metleri sayma akışında yer alışı tevhit hakkında delil getirilişi ve buna dayalı diğer ilkeler apayrı bir şeydir. Bu cihe-te teveccühen ayetin ifade ettiği şey söz konusu örneğin münezzeh olan Allah ve O'nun yerine taptıkları şey olması-dır. Bundan başka bir şey değildir.
bak. 520. Konu, en-Nifak

3612. Bölüm
Küfreden Kimselerin Örneği

Kur'an:
"Allah, küfredenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karı-sını misal gösterir: Onlar, kul-larımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip küfürlerini gizlemişlerdi de iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. O iki kadına: "Cehenneme girenlerle berâber siz de girin" dendi."

Tefsir
"Allah, küfredenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karı-sını misal gösterir: Onlar, kul-larımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip küfürlerini gizlemişlerdi" ayeti hakkında Ragib-i İsfahani şöyle diyor: "Hıyanet ve nifak bir anlamdadır. Sadece hiyanet emanet ve sözleşmeler ile ilgilidir. Nifak ise din ile ilgilidir. Elbette bunlar bazen birbirine müdahalede de bulunur. Böylece hiyanet sözleşmeyi gizlide bozma yo-luyla hakka muhalefet etmektir. Hı-yanetin zıddı ise emanete riayet etmektir. Nitekim "hinte fulanen ve hunte emanete fulanen" (Falan kimseye hıyanet ettin, falan kimsenin emaneti hususunda hıyanet ettin) denilmektedir.

"lillezine keferu" (küfreden kimseler için) cümlesi eğer "mesel" (örnek) kelimesine ait ise cümlenin anlamı şudur: Allah kafirlerin halini beyan eden bir örnek vermiştir. Onların salih kuluyla irtibatının kendilerine hiçbir faydası yoktur ve eğer "zerebe" (vermiştir) cümlesine ait ise o zaman da cümlenin anlamı şudur: "Allah iki kadını ve başlarına gelenleri kafirler için örnek vermiştir ki bundan ibret alsınlar ve Allah'ın salih kullarıyla irtibatlarının kendilerine hiç bir faydasının dokunmayacağını ve bu sebeple de peygambere (s.a.a) hıyanetleri sebebiyle cehennem ehli olduklarını bilsinler.
Nuh'un karısı ve Lut'un karısı cümlesi de "zerebe" fiilinin mefuludur. "Onlar kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken" cümlesi de o ikisinin eşleri oldukları anlamındadır.

"Allah'tan gelen azabı on-lardan savamamışlardı" cümle-sinde "yuğniya" kelimesindeki tesniye zamiri de iki kula dönmektedir. "an-huma" tesniye zamirleri ise iki kadına dönmektedir ve maksat o iki salih kimsenin eşleri olmalarının o iki kadına hiçbir faydası olmadığıdır.

3613. Bölüm
İman Eden Kimselerin Örneği

Kur'an:
"Allah, inanlara Firavun'un karısını misal gösterir: O: "Rabbim! Katından bana cen-nette bir ev yap; beni Fira-vun'dan ve onun işlediklerin-den kurtar; beni zalim millet-ten kurtar" demişti."
18477. Selman (a.s) şöyle diyor: "Firavun'un eşi (güneşin sıcaklığıyla işkence ediliyordu. İşkenceciler onun yanından gittiklerinde melekler kanatlarıyla ona gölge ediyorlardı. O cennetteki evini görüyordu."

18478. Ebu Hureyre şöyle diyor: "Firavun, eşini çarmıha gerdi. Göğsüne değirmen taşını koydu ve onu güneşin karşısına yatırdı. Firavun'un eşi başını göğe kal-dırdı ve şöyle dedi: "Rabbim indinde cennette benim için bir ev bina et" Allah da onun cennetteki evinin üzerindeki per-deyi kaldırdı ve o evini müşahade etti."
18479. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: Cenent kadınlarının en iyileri şınlardır: Hatice binti Huveylid, Fatıma binti Muhammed, Meryem binti İmran ve Firavun'un karısı Asiye binti Müzahim."

3614. Bölüm
Mümin ve Kardeşinin Örneği

18480. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin ve kardeşinin örneği biri diğerini temizleyen iki el ayası gibidir."
18481. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müminlerin birbirine karşı sevgi, merhamet ve duygu-larının örneği insanın bedeninin örneğidir bedenin bir organı acı-dığında diğer organları da gece uyumayarak ve ateşlenerek onun dertlerine ortak olur."

18482. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mümin kardeşlerinin hukukuna riayet etmeyen mümi-nin örneği bütün duyu organları salim olduğu halde aklıyla dü-şünmeyen, gözüyle görmeyen, kulağıyla işitmeyen, diliyle sorun-larını dile getirmeyen, delil ve bürhanlar ortaya koyarak belaları kendisinden uzaklaştırmayan, eliyle bir şeye saldırmayan, aya-ğıyla bir şeye doğru yürümeyen kimsenin örneğidir. Öyle bir kimse hiç bir özelliği olmayan bir parça et gibidir ve her türlü bela-ya maruzdur. Mümin de işte böy-ledir. Kardeşlerinin hakkını bil-meyen onların haklarına riayet sevabını kaybeder. Karşısında soğuk su olduğu halde yok olun-caya kadar ondan içemeyen susuz kimseye benzer... her nimet on-dan alınır ve her belaya müptela olur."
bak. el-Eh, 34. Bölüm

3615. Bölüm
Allah'ın Hadlerini İkame Eden Kimse İle Al-lah'ın Hadlerini İcra Et-mede İhmalkarlık Eden Kimsenin Örneği

18483. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın hududlarını (ceza hukukunu) ayakta tutan ve bu konuda müsamaha gösteren kimsenin örneği yeri bölüştürme hususunda gemide kura çeken topluluğun örneği gibidir. Gemi-nin üst bölümü bir topluluğun adına aşağısı ise başka bir toplu-luğun adına çıktı. Alt kattakiler su almak istediğinde yukarıdakilerin yanından geçmek zorundaydılar. Geminin üst katında oturanlar ise şöyle dediler: "Biz onların yukarıya gelmelerine ve bize eziyet etmelerine izin vermeyeceğiz. Alt kattakiler ise şöyle dediler:

"En iyisi kendi katımızda bir delik açalım ve üst kattakilerimizi ra-hatsız etmeyelim. Bu taktirde eğer üst kattakiler bu grubun bçyle bir iş yapmasına izin vere-cek olurlarsa hepsi ortadan yok olurlar. Eğer onlara izin vermez-lerse hem onlar ve hem de kendi-leri kurtuluşa ererler."

18484. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın hududları hususunda ihmalkarlık gösteren ve aziz ve celil olan Alalh'ın hududlarını ihya eden, onlara riayet edilmesini emreden ve hududların çiğnenmesine engel olan kimsenin örneği yer hususunda gemide kura çeken topluluğun hikayesidir. Geminin en arka bölümü ve en uzak bölümü tuvaletiyle birlikte onların adına çıktı. Bu grup cahil kimselerdi. Diğerlerinin yanından geçince onlara eziyet ediyorlardı. Bunun üzerine şöyle dediler: "Biz diğer gemi ehlinden tuvalete daha yakınız ama suya daha uzağız.

Kendimiz ile tuvalet arasında kendimize bir delik açalım, suyu aldığımız taktirde onu kapatırız. Cahil arkadaşları ise şöyle dediler: "İçeri gir" o da içeri girdi. Bir balta aldı ve geminin duvarını delmeye yeltendi. Gemideki yolculardan birisi durumu anlayınca, "ne yapıyorsun?" diye seslendi. O şöyle dedi: "Biz tuvalete en yakın ama suya en uzak olanlarınızız. Geminin duvarını yarmak istiyoruz, ondan su alınca tekrar kapatacağız." O adam şöyle dedi: "Sakın böyle yapma. Zira bu taktirde hem kendin ve hem de biz ortadan yok oluruz."
bak. el-Hudud, 737. Bölüm; el-Mudahene, 1275. Bölüm

3616. Bölüm
Kur'an Okuyan Kimse-nin Örneği

18485. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kur'an okuyan müminin örneği hem güzel kokan, hem ta-dı güzel olan ağaç kavunu örne-ğidir. Kur'an okumayan müminin misali ise tadı güzel ama kokusu olmayan hurma örneği gibidir."

18486. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an okuyan kötü kimsenin örneği güzel kokan ama tadı acı olan reyhane örneğidir. Kur'an okumayan kötü kimsenin örneği ise tadı acı ve kokusu da olmayan Ebu Cehil karpuzu ör-neği gibidir."
18487. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an okuyan müna-fığın örneği kokusu güzel ama tadı acı olan reyhane örneği gibi-dir. Kur'an okumayan münafığın örneği ise hem kokusu kötü ve hem de tadı acı olan Ebu cehil karpuzu örneği gibidir."
18488. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an okuyan ama miras hükümlerini bilmeyen kim-senin örneği ucu sivri başsız kü-lah örneğidir."
18489. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an okuyan ama miras hükümlerini bilmeyen kim-senin misali başı olmayan kimse-nin misalidir."
18490. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'anı öğrenen, okuyan ve amel eden kimsenin örneği her yeri kokusuyla doldu-ran ve miskle dolu bir kırba ör-neğidir. Kur'anı öğrenen ve içi Kur'anla dolu olduğu halde yata-ğa giren kimsenin örneği ise ağzı kapalı olan misk torbası örneği-dir."

18491. Yahya b. Zekeriyya (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey İsrailoğulla-rı! Alalh-u Teala size kitabı oku-mayı emretmiştir. Semavi kitabı okumanın örneği kalesinde ol-dukları halde düşmanların kendi-lerine doğru geldiği ve kalenin her köşesinde birilerinin kendile-rine tuzak kurduğu topluluğun örneği gibidir. Böylece her yerden düşman onlara saldırır ve kendisini kaleden uzaklaştıran kimseyle karşılaşır. Aynı şekilde Kur'an okuyan kimse de işte sü-rekli olarak bu kalede korunmuş olur."
bak. el-Kur'an; 3305, 3307, 3308. Bölümler

3617. Bölüm
Kur'an Hafızının Ör-neği

18492. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'an'ı ezberleyen kimsenin örneği devesinin ayağını bağlayan kimsenin örneği gibidir. Eğer ona dikkat ederse deveyi korur ve eğer onu salıverirse deve gider."

18493. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kur'anın örneği dizi bağlanmış devenin örneği gibidir. Eğer sahibi dizginlerine dikkat edecek olursa deveyi tutar ve eğer ondan gafil olursa deve gider. Kur'an hafızı da eğer gece gündüz Kur'an okursa aklında kalır, aksi taktirde bununla uğ-raşmazsa onu unutur."
bak. el-Kur'an, 3300, 3301. Bö-lümler

3618. Bölüm
Mücahidin Misali

18494. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah yolunda cihad meydanlarından geri dönünceye kadar cihad eden kimsenin örneği -Allah kimin kendi yolunda cihat ettiğini daha iyi bilmektedir- sürekli oruç tutan, geceyi ibadetle geçiren, oruç tutmaktan ve sadaka vermekten asla usanmayan kimsenin örneği gibidir. Allah-u Teala kendi yolunda cihat eden kimse için yanına aldığı taktirde onu cennete götüreceğini veya büyük bir mükafat veya ganimetle salim olarak geri çevireceğini garanti etmiştir."

18495. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah yolunda cihat eden kimsenin misali her ne ka-dar cihadı uzarsa da geri dönün-ceye kadar gündüzleri oruç tutan ve geceleri ibadetle geçiren kim-senin misali gibidir."
bak. el-Cihad (1) , 572. Bölüm

3619. Bölüm
Savaşan ve Ücret Alan Kimsenin Örneği

18496. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetimden savaşan ve düşmanlar karşısında güçlen-mek için ücret alan kimselerin örneği oğluna süt verip mükafa-tını alan Musa'nun annesinin mi-sali gibidir."

3620. Bölüm
Beş Vakit Namazın Örneği

18497. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Beş vakit namazın ör-neği birinin evinin önünden akıp giden tatlı nehirin örneği gibidir. O günde beş defa onun içinde yıkanır onda hiç pislik ve kirlilik diye bir şey kalır mı?"
bak. es-Selat, 2272. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 7/309, 310. Bö-lümler

3621. Bölüm
Arkadaş Örneği

18498. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İyi ve kötü arkadaşın örneği misk satan dükkan ile de-mirci ocağı misalidir. Misk satan dükkandan nasipsiz kalmazsın ya ondan alırsın ya da kokusunu koklarsın. Ama demirci ocağı evini veya elbiseni yakar veya ondan kötü koku alırsın."
18499. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İyi arkadaşın misali güzel kokular satan kimsenin mi-salidir. Eğer sana güzel kokudan vermezse en azından kokusu sana gelir. Kötü arkadaşın misali ise demirci misalidir. Eğer elbiseni yakmazsa en azından kötü kokusunu alırsın."
bak. es-Sedik, 2205. Bölüm

3622. Bölüm
Allah Yolunda İnfak Eden Kimsenin Misali

Kur'an:
"Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren ta-nenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah (kudret ve rahmet açısından) geniştir, O her şeyi bilendir."
"Allah'ın rızasını kazan-mak ve kalplerini sağlamlaş-tırmak için mallarını infak edenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağ-mur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağma-sa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Al-lah işlediklerinizi görür."

18500. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cimri ile sadaka veren kimsenin misali bedeninde demir zırh bulunan iki erkek misalidir. Sadaka veren kimse sadaka ver-mek istediğinde o zırh eseri te-mizleninceye kadar bedeninde açılır. Cimri kimse sadaka vermek istediğinde bedeninde daralır. Elleri halkalarına bağlanır zırhın halkaları büzüşür." Hadisin ravisi olan Ebu Hureyre şöyle diyor: "Allah Resulünün (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "Böylece o da zırhı açmak ister ama buna gücü yetmez."
bak. 521. Konu, el-İnfak; Sahih-i Muslim, 2/708, 23. Bölüm

3623. Bölüm
Gösteriş İçin Sadaka Veren Kimsenin Misali

Kur'an:
"Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını infak eden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde top-rak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığında onu cascavlak bı-rakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah küf-reden kimselere hidayet et-mez."
"Bu dünya hayatında infak ettiklerinin durumu, kendile-rine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulüm ettiler."

3624. Bölüm
Haram Maldan Sadaka Veren Kimsenin Misali

18501. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Haram bir mal elde eden ve sonra onu sadaka veren kimsenin misali şudur: Allah zina eden sonra da gelirini hastalara sadaka veren kimseden kabul etmediği gibi onun da sadakasını kabul etmez."

3625. Bölüm
Kötülükten Sonra İyili-ğin Örneği

18502. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kötülüklere bulaşan sonra da iyilikler yapan kimsenin misali dar ve boğucu bir zırh gi-yen kimsenin misalidir. Her defa-sında iyilik edince o zırhın halka-larından biri parçalanır sonra da (bedeninden) yere düşünceye ka-dar bir diğer halka parçalanır…"

3626. Bölüm
Alimlerin Örneği

18503. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Alimlerin örneği gök-teki yıldızlar örneği gibidir. Çöl ve denizin karanlıklarında onlar vesilesiyle yol bulunur. Yıldızlar görünmez olduğunda ise kılavuz-lar yolu kaybetmenin eşiğine ge-lirler."
18504. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Yeryüzünde alimlerin örneği gökteki yıldızlar örneğidir. Çöl ve deniz karanlıklarında on-lar vasıtasıyla yol bulunur onlar görünmez olduklarında da kıla-vuzlar kaybolmanın eşiğine gelir-ler."
18505. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Muhammed'in Ehl-i Beyt'i gökteki yıldızlar gibidir. Bir yıldız batarsa, diğeri doğar. Allah lütuflarını üzerinize tamamlayacaktır. Ben, umduğunuza kavuştuğunuzu görüyorum."
18506. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gökteki yıldızlar (in-sanı) boğulmadan güvende kılar. Benim Ehl-i Beytimde ümmeti-min dinlerinde (dini inançlarında) sapmada güvende kalma vesilesi-dir."
bak. el-Bihar, 24/119, 41. Bölüm

3627. Bölüm
Amelsiz Alimin Örneği

18507. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Amelsiz ilim meyvesiz ağaç gibidir."
18508. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Amelsiz ilim oksuz yay gibidir."

3628. Bölüm
Amelsiz Alimin Örneği

Kur'an:
"Kendilerine Tevrat öğre-tildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtı-na kitab yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayet-lerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah za-limleri doğru yola eriştir-mez."
"Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiği-miz ayetlerden sıyrılarak az-gınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu ayetle-rimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetleri-mizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler."

bak. Gafir suresi, 82. ayet; Şura suresi, 14. ayet
18509. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara iyiliği öğre-ten ama kendisi iyiliği unutan kimsenin misali insanlar için nur saçan ama kendisi yanan fitil (mum) örneğidir."
18510. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İyiliği öğreten ama kendisi iyilikle amel etmeyen kimsenin örneği insanlara nur sa-çan ama kendisini yakan kandil örneğidir."

18511. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara iyiliği öğre-ten ama bizzat kendisini unutan kimsenin örneği insanlara aydın-lık veren ama kendisini yakan bir kandil örneğidir."
18512. Hz. Mesih (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey dünyanın kulları! Sizin hikayeniz, dışı görenlerin hoşuna giden ama içi ölülerin kemikleri ve günah ile dolu olan güzel yapıyla bezenmiş mezarla-rın hikayesidir."
18513. Hz. Mesih (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey dünyanın kulları! Sizin örneğiniz kendisi yanan ama insanları aydınlatan kandil örneğidir."
18514. Hz. Mesih (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel unu dışarı ve-ren kepeğini ise tutan elek gibi olmayın. Böylece sizler de ağızla-rınızdan hikmet verirsiniz ama kalplerinizde kin ve riyakarlık ge-ri kalır."
18515. Hz. Mesih (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Damında ışığı olan ama içi korkunç ve karanlık eve (ışığın) ne faydası vardır. Aynı şekilde ağızlarınızda ilim ışığı ol-duğu halde içlerinizin boş olma-sının sizlere ne faydası vardır! O halde koşunuz ve karanlık evleri-nizi aydınlatınız."

18516. Hz. Mesih (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey dünyanın kulları! Güneşin aydınlığında ışık taşıyor-sunuz. Oysa güneşin ışığı sizler için yeterlidir. Karanlıklarda ise ışığı yere koyuyorsunuz. Oysa ışıklar karanlıklar için sizlere ve-rilmiştir! Aynı şekilde sizlere de dünya işi için ilimin nurundan faydalanıyorsunuz oysa dünya işiniz sizlere garantilenmiştir. İl-min nurundan ahiret işi için isti-fade etmeyi terk ediyorsunuz. Oysa ilim sizlere bunun için ve-rilmiştir."
18517. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İlmi dışında amel eden alim; cehaletten uyanmayan, te-reddüt içinde şaşırıp kalan cahile benzer. Ama onun aleyhindeki hüccet daha büyük, onun piş-manlığı daha derin pişmanlıktır. Allah katında daha fazla kınana-cak olan da odur."
bak. el-İlm, 2888, 2899. Bölümler

3629. Bölüm
İlmini Başkalarına Öğ-retmeyen Alimin Hikayesi

18518. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İlim öğrenen ama onu öğretmeyen kimsenin misali ha-zine biriktiren ama onu harcama-yan kimsenin misali gibidir."
bak. el-İlm, 2858. Bölüm

3630. Bölüm
Cahil Abidin Örneği

18519. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Alim olmayan abidin (din hususunda) örneği gece (bir bina) eden ve gündüz ise onu yı-kan kimsenin misalidir."
bak. el-İbadet, 2491. Bölüm; el-Fıkh, 3246. Bölüm

3631. Bölüm
Genç Yaşta İlim Öğre-nen Kimsenin Misali

18520. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Genç yaşta ilim öğ-renmenin misali taşa kazınan bir resim misalidir. Büyük çağlarda ilim öğrenen kimsenin misali ise suyun üzerine yazı yazan kimse-nin misalidir."
bak. eş-Şebab, 1944. Bölüm

3632. Bölüm
Kötülükten Başka Bir Şey Demeyen Kimsenin Örneği

18521. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir hikmet işitmek için oturan ama dostu hakkında işittiği en kötü şeyi konuşan kim-senin misali bir çobanın yanına gidip ona, "Ey çoban! Kesmek için bana süründen bir koyun ver" diyen bir adamın misalidir. Çoban ona şöyle der: "Git ve sen en iyisini al" ama o gider ve sü-rünün köpeğinin kulağından tu-tar."

3633. Bölüm
Sonradan Zengin Ol-muş Birine Muhtaç Ol-manın Örneği

18522. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sonradan zengin ol-muş birine muhtaç olmanın hi-kayesi gerçekte engerek yılanının ağzındaki dirhemin hikayesidir. Sen ona ihtiyaç duyarsın ama ca-nın engerek yılanından dolayı tehlike ile karşı karşıyadır."
bak. el-Hacet, 972. Bölüm

3634. Bölüm
Bağışladığı Şeyi Geri Alan Kimsenin Örneği

18523. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bağışladığı şeyi geri alan kimsenin örneği doyuncaya kadar yiyen sonra kusan ve daha sonra da kustuğunu yeniden yiyen köpeğin misalidir."
18524. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çirkin sıfat bize (müminlere) layık değildir. Bağış-ladığı şeyi geri alan kimsenin mi-sali kustuğunu yiyen köpeğin mi-salidir."

3635. Bölüm
Arzu ve Ölümün Örne-ği

18525. Resulullah (s.a.a) iki taş at-mış ve şöyle buyurmuştur: "Bunun ve onun ne olduğunu biliyor musunuz?" Ashap şöyle arzetti: "Allah ve Resulü daha iyi bilir." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bu ikisinden biri arzu diğer ise eceldir."
18526. Sahihi Tirmizi'nin şerhinde şöyle yer almıştır:

"…Rebi' b. Hu-seym Abdullah'tan nakletmekte-dir ve lafzı Buhari'ye aittir: "Pey-gamber (s.a.a) bir kare çizdi. Or-tasına bir çizgi koydu o çizginin etrafına da küçük çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: "Bu (orta çizgi) insandır. Ve bu (kare) insanı ku-şatan ecelidir. (karenin) dışında kalan çizgi ise onun arzusudur. Bu küçük çizgiler ise bela ve has-talıklardır. Eğer onlardan biri he-defini şaşıracak olursa (insana isabet etmeyecek olursa) diğeri onu ısırır."

Aynı şerhte şöyle yer almıştır: Enes'ten şöyle nakledilmiştir: "Peygamber (s.a.a) bir takım çiz-giler çizdi ve şöyle buyurdu: "Bu arzudur, bu eceldir ve insan bu arada kalmaktadır aniden yakın olan çizgi ona isabet eder."
İbn-i Arabi (r. a) ise şöyle diyor: "Buhari bu hadisi doğru naklet-memiştir. Zira Peygamber (s.a.a) üç anlam ifade etmiştir. Bunlar biri kare, ortasındaki iki çizgi ve diğer üç küçük çizgidir." Resulul-lah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurmuş-tur: "Bunların her biri için örnek vereceğim" Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: "Bunlardan bi-risi insandır, bu ikisi de onu ku-şatan eceldir ve bu karenin dışın-da kalan üçü de onun arzularıdır. Bu dört küçük çizgi ise belalar ve hastalıklardır."
Ama bu rivayetin doğrusu onun rivayet ettiğinden başkası-dır." Abdullah şöyle diyor: "Resulul-lah (s.a.a) bizler için bir kare çizdi. Ortasında da bir çizgi çizdi. Etrafına da küçük çizgiler koydu. Karenin dı-şında da bir çizgi çizdi ve şöyle buyur-du: "Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? " Ashab şöyle dedi:

"Al-lah ve Resulü daha iyi bilir? Resulul-lah şöyle buyurdu: Bu orta çizgi in-sandır. Etrafında olan çizgiler ise insanı her taraftan ısıran belalar ve hastalıklardır. Eğer bunlardan biri hata edecek olursa diğeri onu hedefinden vurur. Bu kare de onu her taraftan kuşatan ecelidir. Karenin dışında kalan çizgi ise onun arzularıdır. İşte bunun tas-viri ise şöyledir:

Ebu Said Hudri'den ise şöyle de-diği rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.a) tam karşısında bir yere bir so-payı dikti yanına da başka bir sopayı soktu ve onun yanına da üçüncü sopayı dikti ve şöyle buyurdu: "Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Ashab şöyle arz etti: "Allah ve Resulü daha iyi bilir." Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bu insandır ve bu da arzusu. İnsan arzusuna doğru gider ama eceli kendisi ile arzusu arasına engel olur. Bunun da şekli şöyledir:

18527. İbni-i Mes'ud şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.a) bir kare çizdi ortasına bir çizgi ve dışına da bir çizgi çizdi. Orta çizginin yanında da küçük çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: "Bu (orta çizgi) insandır ve bu da onun etrafını alan veya takriben onu ihata eden ecelidir. Dışardan olan şey ise insanın arzularıdır. Bu küçük çizgiler ise olaylar ve hastalıklardır. Eğer bunlardan biri hedefini şaşırırsa diğeri onu ısırır. Eğer bu da hata edecek olursa diğeri ona ulaşır.
Bu da Peygamberin (s.a.a) çizdiği şeyin şeklidir:

18528. Enes şöyle diyor: "Allah Resulu (s.a.a) bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: "Bu insandır." Bunun yanı sıra başka bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: "Bu da insanın ecelidir." Daha sonra bi-raz daha uzak bir çizgi çizip şöyle dedi: "Bu da insanın arzularıdır. Bu çekişmede yakın olan çizgi (eceli) ona daha çabuk ula-şır. "
18529. Resulullah (s.a.a), şöyle bu-yurmuştur: "Bu ademoğludur ve bu da ecelidir-Peygamber (s.a.a) daha sonra elini ensesine koydu, sonra elini çekti ve şöyle dedi: "Orası onun arzusudur ve orası onun arzusudur."

3636. Bölüm
Nefsin Örneği

18530. Mirac hadisinde şöyle yer al-mıştır: "Ey Ahmet! Yumuşak el-biseler giyerek renkli ve tatlı yiye-cekler yiyerek ve yumuşak yatak-larda yatarak kendini süsleme. Zira nefis her şerrin sığınağı ve her kötülüğün arkadaşıdır. Sen onu Allah'a itaate doğru çekersin, ama o seni Allah'a isyana sürük-ler, Allah'a itaat yolunda sana muhalefet eder ve sen hoşlanma-dığın şeyler hususunda sana itaat eder. Doyunca isyan eder, acıkın-ca şikayette bulunur. Muhtaç ol-duğunda kızar, zengin olduğunda ise ululanır. Ululanınca da unu-tur, kendini güvende hissedince gaflet eder. Şüphesiz nefis şeyta-nın arkadaşıdır. Nefsin hikayesi deve kuşu misalidir. Fazla yer ama yük taşımaz. (Nefsin hikaye-si) rengi güzel ama tadı acı olan katmerli zakkum fil ağacı gibidir. "

3637. Bölüm
Dünyanın Misali

18531. Resulullah (s.a.a) , Zehhak b. Süfyan'a şöyle buyurmuştur: "Ey Zehhak! Senin yiyeceğin nedir?" O şöyle arzetti: "Et ve süt" Pey-gamber şöyle buyurdu: "Yediğin zaman neye dönüşmektedir?" O şöyle dedi: "Kendinin de bildiğin şeye" Peygamber şöyle buyurdu: "Allah-u Teala insanın def ettiği şeyi (dışkıyı) dünya için örnek olarak vermiştir."
18532. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz insanoğlu-nun yiyeceği dünya için bir örnek olarak taktir edilmiştir. Onu her ne kadar baharatla doldurup gü-zel yapsa da sonunda neye dö-nüştüğüne bir bak."

18533. Resulullah (s.a.a) kendisine gelen bir topluluğa, "yanınızda yiyecek bir şey var mıdır?" diye sorunca o top-luluk, "Evet" dedi.- "Yanınızda içe-cek bir şey de var mıdır?" diye sorunca ve onlar da "evet" deyince şöyle buyur-muştur: "Bu yiyecek ve içeceklerin sonu tıpkı bu dünyanın sonu gi-bidir. Sizden biri evinin arkasına gitmekte ve kokusundan burnunu kapamaktadır."
bak. ed-Dunya, 1253, 1263. Bö-lümler

3638. Bölüm
Dünyaya Tutkuyla Bağlanan Kimsenin Misa-li

18534. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dünyaya tutkuyla bağlanan kimsenin misali, ipek böceği misalidir. Kendi etrafını ördükçe çıkışını daha da daraltır ve sonunda da ölür gider."
bak. 104. Konu, el-Hırs

3639. Bölüm
İyi İşlerin İptal Oluşu-nun Örneği

18535. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gücünüz yettiğince insanlara zulmetmekten sakının. Zira insan kıyamet günü kurtula-cağını düşündüğü iyi işleriyle ge-tirilir. Ama sürekli ona şöyle de-nir: "Falan insanın senin üzerinde bir hakkı vardır." Sonra da şöyle denir: "Onun iyiliklerini silin." Sonunda onun için bir iyilik baki kalmaz. Bu şahsın misali, bir çöle inen, ama kendisiyle birlikte yakacak bir şeyleri bulunmayan topluluğun misalidir. Bu yüzden her birisi bir tarafa gider, ateş yakmak için odun toplar, istedik-leri şeyi pişirirler. İşte günahların misali de böyledir (iyilikleri ya-kar.) "
bak. 94. Konu, el-Habt

3640. Bölüm
Allah'ı Zikreden Kim-senin Misali

18536. Yahya (a.s) şöyle buyurmuş-tur: "Sizden sürekli Allah'ı hatır-lamanızı istiyorum. Zira Allah'ı hatırlamanın misali, düşmanın süratle kendisini takip ettiği, onun ise güçlü bir kaleye sığındı-ğı, kendisini onların şerrinden güvende kıldığı kimsenin misali-dir. İşte kul da böyledir. Kendisi-ni sadece Allah'ın zikriyle şeyta-nın zararından koruyabilir."
bak. ez-Zikr, 1340. Bölüm; eş-Şeytan, 2016, 2019. Bölümler



482. Ko-nu

et-Timsal
Resim ve Heykel

Vesail'uş-Şia, 3/560-565, 3 ve 4. Bölümler; et-Temasil
Sünen-i Ebi Davud, 4/72, Bab-u fi's-Suver
Sahih-i Müslim, 3/1664, 26. Bölüm; Tahrim-u Tesvir-i Suret'ul-Hayvan

3641. Bölüm
Resim-Heykel

Kur'an:
"Süleyman için, o ne diler-se, mabetler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yapar-lardı. Ey Davud aile-si!Şükredin! Kullarımdan şük-redenler pek azdır."
18537. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cebrail bana geldi ve şöyle buyurdu: "Ey Mu-hammed! Rabbin sana selam et-mektedir ve seni evleri süslemek-ten sakındırmaktadır." Ebu Basir şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Evleri süslemekten maksat ne-dir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Heykellerin şekilleri."
18538. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cebrail yanıma geldi ve şöyle buyurdu: "Ey Muham-med! Rabbin seni heykellerden sakındırmaktadır."

18539. Resulullah (s.a.a) , Ali'yi (a.s) Medine'ye gönderince şöyle bu-yurmuştur: "Gördüğün resimleri ortadan kaldır."
18540. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Melekler, köpeğin resminin ve cünüp şahsın bulun-duğu eve girmezler. "
18541. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Melekler içinde köpek veya heykelin bulunduğu eve girmezler."
18542. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cebrail (a.s) yanıma geldi ve bana şöyle buyurdu: "Dün gece senin yanına geldim, ama benim girişime engel olan şey kapının üzerindeki heykeller, odaya asılı olan ince resimli perde ve evdeki köpek idi. O halde odada olan heykelin yok edilme-sini, ağaç şekline dönüştürülme-sini, perdenin kaldırılmasını, on-dan iki yastık yapılmasını emret. Böylece el ve ayaklar altında ol-sun ve ayrıca da köpeğin dışarı çıkarılmasını emret."


18543. İmam Ali (a.s) Peygam-ber'in sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Evinin kapısına asılmış olan üzerinde resimler bulunan perdeyi görünce, zevcelerinden birine, "Benden gizle, baktıkça dünyayı ve süslerini hatırlıyorum" dedi. Dünyadan kalbiyle yüz çevirmiş, içinde yad etmeyi öldürmüştü ve ziynetini gözünden uzak tutmayı severdi."
18544. Ayşe şöyle diyor: "Üze-rinde kuş resminin bulunduğu bir perde vardı. Birisi içeri girdiğinde ilk defa onunla karşılaşıyordu. Allah Resulü (s.a.a) bana şöyle buyurdu: "Bu perdeyi değiştir. Zira içeri girdiğimde onu görüyor ve dünyayı hatırlıyorum."