Mizan'ul Hikmet-11.Cilt
 


3484.Bölüm El Emeği İle Kazanmaya Teşvik


17626. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimse el emeği ile elde ettiği yemekten daha hayırlı bir şey yememiştir. Allah'ın Pey-gamberi Davud, kendi el emeğini yiyordu."
17627. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kul, Allah-u Teala nezdinde el emeğinden daha se-vimli bir yiyecek yememiştir. Her kim işten yorgun düşmüş bir be-denle gece uyursa bağışlanmış olur."

17628. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Davud Pey-gamber sadece el emeğinden ka-zandığını yerdi."
17629. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İşlerin en temizi, in-sanın el emeği ile elde ettiği ka-zançtır."
17630. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün kazanç in-sanın el emeğidir ve dürüst bir şekilde yapılan alışveriştir."

17631. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En üstün kazanç dü-rüstçe yapılan alışveriş ve insanın el emeğidir."
17632. Rivayet edildiği üzere İsa'nın (a.s) Havarileri acıktıkları zaman şöyle diyorlardı: "Ey Ru-hullah! Biz acıktık." İsa (a.s) da eliyle, çölde veya dağda olsun ye-re vuruyor ve havarilerden her birisi için iki ekmek çıkarıyordu ve onları yiyorlardı. Susadıkları zaman da şöyle diyorlardı:

"Ey Ruhullah! Biz susadık." İsa (a.s) da çölde olsun veya dağda olsun, elleriyle yere vuruyor, su çıkarıyor ve havariler de içiyorlardı. Havariler şöyle dediler: "Ey Ru-hullah! Bizden hangimiz üstün-dür? Biz istediğimizde bizlere yemek yediriyorsun, biz istediği-mizde bizlere su içiriyorsun ve hepimiz de sana iman etmiş bu-lunmaktayız ve sana uymaktayız." İsa (a.s) şöyle buyurdu: "Sizin en üstününüz eliyle çalışan ve el emeğiyle kazandığını yiyen kimsedir." Ondan sonra Havari-ler ücret karşılığında elbise yıkı-yorlardı."

17633. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "En iyi kazanç işinde dürüstlük sahibi olan işçinin ka-zancıdır."
17634. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah Davud'a (a.s) şöyle vahy bu-yurmuştur: "Eğer Beyt'ul-Mal'den yiyişin ve elinle çalışma-yışın olmasaydı şüphesiz iyi bir kuldun." Bunun üzerine Hz. Da-vud (a.s) tam kırk gün ağladı. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah demire şöyle vahyetti:

"Ku-lum Davud için yumuşak ol." Al-lah-u Teala daha sonra demiri Davud'un eliyle yumuşattı. On-dan sonra Davud bir gün zırh örüyor ve onu bin dirheme satı-yordu. Böylece (bir yılda) üç yüz altmış zırh ördü ve onları üçyüz altmış bin dirheme sattı. Böylece Beyt'ul-Malden müstağni oldu."
17635. Davud (a.s) , yanından geçti-ği bir ayakkabı tamircisine şöyle bu-yurmuştur: "Ey sen! Çalış ve ye! Zira Allah çalışıp yiyen kimseyi sever. Yiyip de çalışmayan kim-seyi ise sevmez."

17636. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Geçiminizi temin et-me yolunda tembellik etmeyin. Zira babalarınız da geçimlerini temin etmeye çalışıyor ve geçim-lerini elde ediyorlardı."

17637. Muhammed b. Munkedir şöyle diyordu: "Ben Ali b. Hüse-yin'in (a.s) geriye kendisinden daha üstün bir çocuk bırakmaya-cağını düşünüyordum. Sonunda bir gün onun oğlu Muhammed b. Ali'yi (a.s) gördüm ve ona nasihat etmek istedim. Ama o bana nasi-hat etti." Muhammed b. Münke-dir'in dostları şöyle sordular: "Sana ne nasihatta bulundu?" O şöyle dedi: "Bir gün hava çok sı-caktı ve ben Medine'nin nahiye-lerinden birine gittim. Yol esna-sında semiz bir bedene sahip olan Ebu Cafer Muhammed b. Ali'yi gördüm. O iki siyah köleye dayanmıştı. Kendi kendime şöyle dedim:

"Sübhanallah! Kureyş yaşlılarından biri bu vakitte bu haliyle dünyanın peşine düşmüş, ona biraz nasihat edeyim." Yanı-na vardım. Ona selam verdim, yorgun ve ter içinde selamıma karşılık verdi. Ben şöyle dedim: "Allah sana hayır versin! Kureyş büyüklerinden biri böyle bir saat-te ve bu haliyle dünyanın peşine düşmüş! Eğer bu hal üzere ecelin gelirse ne yapacaksın?" İmam bana şöyle buyurdu: "Eğer böyle bir halde ölümüm gelip çatarsa,

aziz ve celil olan Allah'a itaatler-den bir itaat üzere bulunmakta-yım. Bu itaat sayesinde kendimi ve ailemi sana ve insanlara muh-taç olmaktan alıkoyuyorum. Ben aziz ve celil olan Allah'ın günah-larından bir günah işlerken ölü-mün gelip çatmasından korkuyo-rum." Ben şöyle dedim: "Gerçek söylüyorsun, Allah sana rahmet etsin. Sana nasihat etmek istedim ama sen bana nasihat ettin."

17638. Hasan b. Ali b. Ebi Ham-za babasından şöyle nakletmektedir: "Ebu'l-Hasanı (Musa b. Cafer'i -a. s-) tarlada çalışırken gördüm, ayakları ter içinde kalmıştı. Ona şöyle arzettim: "Fedan olayım, işçiler nerededirler?" İmam şöyle buyurdu: "Benden ve babamdan daha hayırlı olan kimse bile kendi eliyle toprağını işliyordu." Ben şöyle arzettim: "O kimdir?" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Allah Resulü (s.a.a) Müminlerin Emiri ve atalarım tümü kendi elleriyle çalışıyorlardı. Bu Peygamberlerin, elçilerin ve Allah'ın layık kulları-nın işidir."

17639. Fazl b. Ebi Kurret şöyle di-yor: "İmam Sadık'ın (a.s) yanına vardım. Kendi bağında çalışıyor-du. Ona şöyle arzettim: "Allah bizi sizlere feda etsin. Bizi çağırın sizin için çalışalım veya bu işi kö-leler yapsınlar." İmam şöyle bu-yurdu: "Hayır, beni kendi halime bırakınız. Çünkü aziz ve celil olan Allah'ın beni kendi ellerimle çalışırken görmesini ve sıkıntılara düşerek helal rızkı elde etmeye çalıştığımı görmesini istiyorum."

17640. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Müminlerin Emiri hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sıcak bir öğlen vaktinde çalışmak için dışa-rı çıkıyordu. Zira o Allah-u Tea-la'nın kendisini helal rızık talep etmek için zahmet çekerken görmesini istiyordu."
17641. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Müminlerin Emiri, kendi el emeğinden bin köle aldı ve azad etti."
Bak, er-Rızk, 1498. Bölüm

3485. Bölüm
Kınanmış Kazançlar

17642. Resulullah (s.a.a) kendisine, "Ben bu çocuğuma yazmayı öğrettim. Şimdi onu hangi işe koyayım" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Allah babanı bağışlasın! Onu her işe koy ama beş gruba teslim etme: Seyya, kuyumcu, kasap, buğday satıcısı ve köle satıcısı." O adam şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Seyya kimdir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Kefen satan ve ümme-timin fertlerinin ölümünü arzula-yan kimsedir. Oysa ben ümme-timin bir bebeğini bile güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha çok severim. Ama kuyumcuya gelince,

zira kuyumcu da ümme-timin fertlerini kandırmanın peşi-ce koşturur. Kasaba gelince… zi-ra kasap da bir sürü hayvan öldü-rür ve böylece kalbinden rahmet gider. Buğday satıcısına gelince o da ümmetimin erzakını stok eder. Kul hırsız olarak Allah ile gö-rüşmesi, insanların yiyeceğini kırk gün stok ettiği bir halde görüş-mesinden daha iyidir. Köle satıcı-sına gelince… Zira Cebrail yanı-ma geldi ve şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! Ümmetinin en kö-tüsü insanları alıp satanlardır."
bak. el-Bihar, 103/77, 15. Bölüm

3486. Bölüm
Kazanç (Çeşitli)

17643. İmam Sadık (a.s) Uzafir'e bin yediyüz dinar verdi ve şöyle buyur-du: "Bu parayla benim için ticaret et." Daha sonra şöyle buyurdu: "Bil ki ben, her ne kadar kar olsa da ben onların karına rağbet etmiyo-rum. Sadece aziz ve celil olan Al-lah'ın fazlını ve faydalarını talep ettiğimi görmesini istiyorum."

17644. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ne mutlu nefsi ram, ka-zancı temiz, sırrı (niyet ve itikadı) iyi ve ahlakı güzel olana; yine ne mutlu malından fazla kalanı infak edene, dilini çok konuşmaktan alıkoyana."
17645. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ey Ademoğlu! Her ne kadar yiyeceğinden fazlasını ka-zanırsan, şüphesiz o konuda baş-kaları için biriktirmiş olursun."

17646. İmam Sadık (a.s) kendi-sine, "Neden İsa'nın (a.s) ashabı suyun üstünde yürüdükleri halde Muhammed'in (s.a.a) ashabı yürüyememektedirler?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Çünkü İsa'nın (a.s) ashabı geçimini talep etmekten müstağni olmuşlardı. Ama bunlar geçimlerini temin etmeye mübteladırlar."
17647. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Haram kazanç soyu etkiler."
17648. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetimin tacirleri-ne, "Evet Allah'a yemin olsun" Hayır Allah'a yemin olsun" de-meleri sebebiyle eyvahlar olsun ve ümmetimin sanatkarlarına, "Bugün git yarın gel" demelerin-den ötürü eyvahlar olsun."

460. Ko-nu

el-Kesel
Tem-bellik

Bihar, 73/159, 127. Bölüm; el-Kesel ve'-Zecr ve Teleb-u ma la Yudrik

bak.
335. konu, el-Acz; es-Salat (1) , 2300. Bölüm

3487. Bölüm
Tembellik

17649. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın en hoşlanmadığı kişi, kendi başına bıraktığı kimsedir. O, doğru yoldan sapar, delilsiz, kılavuzsuz olarak gider. Dünya nimetini devşirmeye çağrılsa çalışır; ahiret ekinini biçmeye çağrılsa tembellik eder."

17650. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tembellik din ve dünyaya zarar verir."
17651. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her şey bir biriyle çiftle-şince, tembellik ve acizlik de bir-biriyle çiftleştiler ve onlardan fa-kirlik doğdu."
17652. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Başarının afeti tembellik-tir."
17653. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim temizlik ve namazı hususunda tembellik ederse, ahiret işinde bir hayra eri-şemez. Her kim de geçimini dü-zene sokan şeyler hususunda tembellik ederse dünya işlerinde hayır elde edemez."
17654. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ben dünya işleri hu-susunda tembellik eden kimseden nefret ederim. Her kim dünya işinde tembellik ederse, ahiret işinde daha da tembeldir."

17655. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mümin kalıcı şeylere rağbet eder ve yok olucu şeyler-den yüz çevirir…Tembellikten uzaktır ve sürekli sevinçli ve ne-şat içindedir."
17656. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Neşat ve tembellik du-rumunda amel etmeye devam et."
17657. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer Allah (bir iş kar-şılığında) mükafat verecekse o halde tembellik niye?"
17658. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tembel insandan yar-dım alma ve aciz kimseyle meş-verette bulunma."
17659. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kendi işlerinde tembel adama dayanma."

17660. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Sürekli tembellik eden kimse arzularına ulaşma husu-sunda mutsuz kalır."
17661. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İşin düşmanı tembel-liktir."
17662. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Tembellik ahireti ifsat eder."

3488. Bölüm
Tembellik ve Dirliksiz-likten Sakınmak

17663. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ali! İki hasletten sakın: Dirliksizlik ve tembellik. Zira eğer dirliksiz olursan, hakka sabredemezsin. Eğer tembel olursan hakkı eda edemezsin."
17664. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İki hasletten sakın: Dirliksizlik ve tembellik. Zira eğer dirliksiz olursan hakka sab-redemezsin. Eğer tembel olursan hakkı eda edemezsin."
17665. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tembellikten ve dir-liksizlikten sakın. Zira eğer tem-bel olursan iş yapamazsın, eğer dirliksiz olursan hakkı ödeyemez-sin."

17666. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tembellik ve dirliksizlikten sakın. Zira bu ikisi her kötülüğün anahtarıdır. Her kim tembellik ederse hakkı eda edemez. Her kim de dirliksiz olursa hakka karşı sabırlı olamaz."
17667. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dirliksizlikten ve tembellikten sakın. Zira bu iki haslet seni dünya ve ahiret nasi-binden mahrum kılar."

17668. İmam Sadık (a.s) çocukla-rından birine şöyle buyurmuştur: "Tembellik ve dirliksizlikten sa-kın. Zira ki bu iki haslet seni dünya ve ahiret nasibinden alı koyar."
17669. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Tembellikten sakın. Zira tembel olan kimse aziz ve celil olan Allah'ın hakkını eda ede-mez."

17670. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tembellikten sakın. Şüphesiz rabbiniz rahimdir ve az amele bile karşılık verir. İnsan aziz ve celil olan Allah'ın rızası için iki rekat namaz kılar. Allah bu sebeple onu cennetine sokar. Aziz ve celil olan Allah için bir dirhem müstahap sadaka verir ve Allah da bu sebeple onu cennete sokar."

3489. Bölüm
Gevşeklikten ve İhmalden Sakınmak

17671. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İçinde özür bulama-yacağın iş hususunda ihmalkarlık etme. Zira pişman olanlar, bu haslete sığınırlar."
17672. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her kim ihmalkarlık ederse hakları zayi eder."
17673. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Gevşeklik ve acizlikten helak (yok oluş) doğmuştur."
17674. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Mahrumiyet sebeplerin-den biri de (işlerde) gevşeklik etmektir."
17675. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Tembellik ihmalkarlıktan doğar."

17676. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "(İşlerde) gevşeklik ve ihmalde bulunmak (ömür ve fır-satı) zayi eder."
17677. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "(İşlerde) gevşeklik ve ihmal (fırsatların) kaybolmasına sebep olur."
17678. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Gevşeklik ve ihmal, in-sanın (fırsatları) kaybetmesine sebep olur."
17679. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her kim kendini beğen-meyi ve ihmalkarlığı terk ederse hiçbir tatsız olayla karşılaşmaz."
17680. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Gevşeklik ve ihmal hafif akıllı kimselerin hasletidir."
17681. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her kim gevşekliğe itaat ederse pişmanlık onu çepeçevre sarar."
17682. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Azim ve irade ile ihmal-karlığa karşı savaş açın."

3490. Bölüm
Tembelliğin Alameti

17683. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tembelliğin alameti dört şeydir. O kadar tembellik eder ki sonunda tefrite düşer. O kadar tefrite düşer ki sonunda zayi eder ve o kadar zayi eder ki sonunda günaha düşer vedirliksiz olur."
17684. Lokman (a.s) oğluna şöyle buyurmuştur: "Tembelliğin üç ni-şanesi vardır: O kadar gevşeklik eder ki sonunda tefrite düşer. O kadar tefritte bulunur ki sonunda zayi eder ve o kadar zayi eder ki sonunda günah işler."
17685. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İşi ertelemek tembelliğin nişanesidir."

3491. Bölüm
Tembellikten Uzak-laşmak İçin Allah'tan Yardım Dilemek

17686. Resulullah (s.a.a) bir dua-sında şöyle buyurmuştur: "Bizlere neşat nimetini bağışla ve bizleri gevşeklikten, tembellikten, aciz-likten, bahanecilikten, zarardan, dirliksizlikten ve utangaçlıktan koru."
17687. Resulullah (s.a.a) hakeza şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ım! Ben gam, hüzün, acizlik ve tem-bellikten sana sığınırım."
17688. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) bir duasında şöyle buyurmuştur: "Se-nin sevdiğin iş ve sözü bana da sevdir ki lezzet ile içine gireyim, neşat ile onun içinden çıkayım. Onda seni dileyeyim ve onda lüt-fun ve ihsanın bana yönelsin."
17689. İmam Rıza (a.s) , Hüccet b. Hasan için yaptığı duasında şöyle bu-yurmuştur: "Onun işinde bizleri bıkkınlığa,

tembelliğe, gevşekliğe ve zayıflığa mübtela kılma ve biz-leri kendileri vesilesiyle dinine yardım ettiğin kimselerden kıl."
17690. İmam Zeyn'ül-Abdin (a.s) Mekarim'ul-Ahlak duasında şöyle buyurmuştur: "Beni ibadetinde tembelliğe, yolun hususunda kör-lüğe (sapıklığa) ve sevginin aksine davranmaya mübtela kılma."

461. Ko-nu

el-Küfr
Küfür

Bihar, 72/74, Ebvab'ul-Küfr
Bihar, 72/74; 98. Bölüm; el, Küfr ve levazimuh
Vesail'uş-Şia, 1/20, 2. Bölüm; Subut'ul-Kufr ve'l-İrtidad bi'l-Cumudu Ba'z'iz-Zaruriyyat
Kenz'ul-Ummal, 3/635, Kele-mat'ul-Küfr ve Mucibatuh
Kenz'ul-Ummal, 3/639, İkrah-u bi'l-Küfr

bak.
23. konu, el-İman; 264. Bölüm, eş-Şirk; el-Cehl, 598 ve 599. Bölüm-ler; el-Kur'an, 3295. Bölüm; el-Hased, 851. Bölüm; er-Rüşvet, 1510. Bölüm; ez-Zekat, 1581. Bölüm; es-Selat, 2303. Bölüm; ez-Zulüm, 2449. Bölüm; el-Fakr, 3220. Bölüm; en-Ni'met, 3913. Bölüm; el-Gayret, 3145. Bölüm

3492. Bölüm
Küfür Şirkten Daha Eskidir

Kur'an:
Küfredenlerin ise dostları tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler."
"Küfredenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susa-yan kimse onu su zanne-der…Allah'ın kendisi için nur karar vermediği kimse için nur yoktur."

"Eğer küfrederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının küfründen hoşnut olmaz."
"Mûsa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz inkar etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" de-mişti."
"Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü küfrederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır."

17691. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnkar ve cehdi kendi-siyle birlikte getiren her şey kü-fürdür."
17692. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Küfrün anlamı, ken-disiyle cehd, inkar, hafife alma ve büyük ve küçük oluşuna itinasız-lık gösterilerek Allah'a isyan edi-len her günahtır.

Bunu yapan kimse de kafirdir… Böyle bir kimse eğer nefsinin istekleri se-bebiyle günaha yönelirse ve amacı inkar, hafife alma ve itinasızlık olursa, kafir olmuş olur. Eğer nefsinin istekleri sebebiyle din-darlığa yönelirse ve amacı da te'vil, taklit, teslim, baba ve atala-rının sözlerinden hoşnutluk olur-sa şüphesiz şirke düşmüş olur."

17693. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki küfür şirkten daha eski, aşağılık ve kötüdür." İmam daha sonra İblis'in, Allah'ın kendisine, "Adem'e secde et" dediği zaman ki küfrünü hatırlattı. Zira İblis secde etmekten imtina etmişti. Dolayısıyla küfür, şirkten daha kötü ve büyüktür. O halde her kim kendi isteklerini aziz ve celil olan Allah'ın isteklerine tercih eder, itaatten yüz çevirir ve büyük günahlar işlemeye devam ederse o kafirdir. Her kim de müminlerin dininden ayrı bir din ihya ederse, böyle bir kimse de müşriktir."

17694. İmam Sadık (a.s) kendi-sine, "Küfür mü daha eskiye dayanmaktadır yoksa şirk mi?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Küfür daha eskiye dayanmaktadır. Çünkü İblis küfreden ilk kimsedir. Onun küfrü hiçbir şirkle içiçe değildi. Zira o Allah'ın gayrisine tapmaya davet etmemişti. Aksine daha sonra bu işe davet etti ve böylece müşrik oldu."

17695. İmam Kazım (a.s) , kendisi-ne, "Küfür ve şirkten hangisi daha ön-cedir?" diye soran Musa b. Bukeyr'e şöyle buyurmuştur: "Sen ki insanlar-la sürtüşme ve çekişme ehli de-ğildin." O şöyle arzetti: "Hişam b. Salim benden bu konuda sana sormamı istedi." İmam şöyle bu-yurdu: "Küfür daha eskidir ve o inkardır. Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Sadece İb-lis ki sakındı, ululandı ve böy-lece kafirlerden oldu."

17696. İmam Sadık (a.s) Haysem et-Temimiye şöyle buyurmuştur: "Ey Heysem et-Temimi! Bir grub za-hiren iman etmiş, batında ise küfretmişlerdir. Bu yüzden de onlara hiçbir şey fayda etmemiş-tir. Onlardan sonra bir grup gel-diler ki batınlarıyla iman ettiler, ama zahirlerinde kafir oldular. Bu da onlara bir fayda vermedi. Bir şeyin zahirine iman etmek batı-nına iman etmekle birlikte olma-dığı taktirde iman değildir. Bir şeyin batınına iman etmek de za-hirine iman etmekle birlikte ol-madığı taktirde iman değildir."
17697. İmam Ali (a.s) savaş esna-sında ashabına şöyle buyurmuştur: "Tohumu yarana, insanı yaratana and olsun ki onlar (Muaviye ve taraftarları) Müslüman olmadılar, belki zahiren teslim oldular. Kü-fürlerini gizlediler, kendilerine yardımcılar bulunca da açığa vur-dular."

3493. Bölüm
Küfrün Sebepleri

17698. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz aziz ve celil olan Allah kullarına bir takım gö-revler farz kılmıştır. Her kim bu farz görevleri eda etmez ve onunla amelde bulunmazsa ve inkar ederse kafirdir."
17699. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Allah ve Re-sulü hakkında şek ederse kafir-dir."

17700. Mansur b. Hazim şöyle di-yor: "İmam Sadık'a (a.s) Allah Resulü (s.a.a) hakkında şek eden kimsenin hükmünü sordum, şöyle buyurdu: "O kafirdir." Ben şöyle arzettim: "Şek eden kimsenin kafir oluşunda şek eden kimse de kafir midir?" İmam bana cevap vermekten sakındı. Ben bu sorumu üç kez tekrarladım. Bu-nun üzerine İmam'ın yüzünde kızgınlık belirtileri ortaya çıktı."

17701. Muhammed b. Müslim şöyle diyor: "Ben İmam Sadık'ın (a.s) yanında iken, Ebu Basir oraya geldi ve şöyle sordu: "Ey Eba Abdilah! Allah hakkında şek eden kimse hakkında ne diyorsun?" İmam şöyle buyurdu: "Ey Eba Muhammed! O kimse kafirdir" Ebu Basir şöyle sordu: "Eğer Al-lah Resulü hakkında şek ederse hükmü nedir?"

İmam şöyle bu-yurdu: "Kafirdir" Ravi şöyle di-yor: "İmam daha sonra Zürare'ye döndü ve şöyle buyurdu: "Haki-katte inkar ettiği zaman kafir olur."
17702. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İkrar ve teslimden kaynaklanan her şey imandır. İn-kar ve cehtten (nefyetmekten) kaynaklanan her şey de küfür-dür."

Bir rivayete göre de İmam Sa-dık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer kullar bilmediklerinde durmuş olsalar ve inkar etmeye kalkışmasalar asla küfre düşmez-ler."
17703. İmam Bakır veya İmam Sa-dık (a.s) İbrahim'in (a.s) yıldızı gör-düğünde, "Bu benim rabbimdir" sözü hakkında şöyle buyurmuştur: "O gerçekte rabbini arıyordu ve kü-für merhalesine erişmemişti. İn-sanlardan her kim de böyle dü-şünürse aynı duruma sahiptir."
bak. el-Murted, 1474. Bölüm; eş-Şubhe, 1950. Bölüm

3494. Bölüm
Kafir

Kur'an:
"Ey iman edenler! Alışveri-şin, dostluğun, şefaatin olma-yacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımız-dan infak edin. Küfredenler ancak zulmedenlerdir."
"Allah küfreden kavme hi-dayet etmez.
"Sana Kitab'ı böylece in-dirdik; işte, kendilerine Kitab verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona iman eden bulunur. Ayetlerimizi ancak küfredenler tanımazlar."

"Hayır; Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden baş-ka kimse küfretmez."
"Allah'la berâber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka ilaha tapanın hesabını Rabbi görecektir. Küfredenler elbette kurtulamazlar."

"Senden azabı acele bekli-yorlar. Doğrusu cehennem küfredenleri kuşatacaktır."
"Doğrusu Allah, iman edip yararlı işler işleyenleri içlerin-den ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kâfirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler."

17704. İmam Sadık (a.s) , Allah-u Teala'nın, "Aşırı giden, alçak zorbaya" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Utul" büyük küfre saplanan kimsedir. Zenim ise başka hiçbir şey düşünmeyecek şekilde küfre saplanan kimse-dir."
17705. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Dünya müminin zin-danı ve kafirin cennetidir."
17706. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafirin cenneti dünya, himmeti geçici dünya, mutsuzlu-ğu ölüm, nihayeti ise ateştir."

17707. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafir kimse kurnaz, hi-lekar, acımasız ve haindir."
17708. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafir düzenbazdır, aşağılıktır, haindir, cehaletine aldanmıştır ve zarar etmiştir."
17709. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafirin derdi, hüznü ve çabası geçici olan dünyası içindir. Maksadı ise şehvettir."
17710. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafir kötü ve cahildir."
17711. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Kafir, sadece cehaleti sebebiyle küfre sürüklenir."
bak. el-Emsal, 3609. Bölüm; el-Mevt, 3725. Bölüm; ed-Dunya, 1241. Bölüm

3495. Bölüm
Küfrün En Küçük Derecesi

17712. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Küfrün en küçük de-recesi, insanın kardeşinden duy-duğu bir sözü (bir gün) kendisini bu vesileyle rezil rüsva etmek için saklamasıdır. Bunlar hayır ve iyi-likten nasipsizdirler."
17713. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın küfre en yakın haleti birisiyle dini kardeşlikte bulunması, sonra da kendisini kı-nayacağı güne kadar hatalarını ve sürçmelerini saymasıdır."

17714. İmam Ali (a.s) , kendisine, "İnsanı küfre düşüren en küçük şey nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "İnsanı küfre düşüren en küçük şey, insanın bir şeye dini inançla bağlanması, Allah'ın kendisine yasakladığı şeyi Allah'ın emrettiğini sanması, ardından o şeyi bayraklaştırması, onun sebebiyle dostluk veya düşmanlık etmesi ve bu işle Allah'a ibadet ettiğini sanmasıdır."

17715. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "İnsanı küfre düşüren en küçük şey, kulun Allah'ın yasak-ladığı şeyi emrettiğini sanması, onu din karar kılması, ona itaat etmesi, Allah'a kendisine (sözde) emrettiği bu işle ibadet ettiğini sanmasıdır. Oysa o gerçekte şey-tana kulluk etmektedir."
17716. İmam Sadık (a.s) , kendisi-ne, "İlhad ve küfrün en küçük derecesi nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Kibir de onun örneklerinden biridir."

17717. İmam Sadık (a.s) kendi-sine, "Konuştuğunda yalan söyleyen, söz verdiğinde sözüne aykırı davranan, emin sayıldığında hiyanet eden kimse küfür ve imanın hangi derecesindedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Bunlar küfre en yakın makamlarda bulunur, ama kafir değildir."
bak. el-İman, 285. Bölüm; eş-Şirk, 1989. Bölüm; 30. Konu, el-Bid'at


3496. Bölüm
Küfrün Erkanı ve Sütunları

17718. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Küfür dört esas üzerin-dedir: Gereksiz yere derinleşmek, niza, haktan sapmak ve düşman-lık. Gereksiz yere derinleşen, hakka ulaşamaz; bilgisizce çok niza eden hakkı asla göremez; haktan sapan güzeli kötü, kötüyü ise güzel zanneder ve dalalet sar-hoşluğuyla sarhoş olur; düşman-lık edenin ise (kurtuluş) yolları zorlaşır, işleri içinden çıkılmaz hale gelir ve (dalaletten) çıkış yo-lu oldukça daralır."
17719. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Küfür dört sütun üzere kuruludur: Allah'ın emrinden dı-şarı çıkmak, dinde aşırı gitmek, şek ve şüphe."

17720. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Küfür dört sütun üzere kuruludur: Cefa, körlük, gaflet ve şek.
Zira cefa eden kimse hakkı küçük sayar, açık bir şekilde batıldan söz eder, alimlere düşmanlık eder ve büyük günahlar hususunda ısrarda bulunur. Kalbi kör olan kimse ise Allah'ın zikrini unutur, zanna uyar, tövbe etmeden ve yalvarıp yakınmadan bağışlanma diler. Gafil kimse ise doğru yoldan sapar, arzularına aldanır, hasret ve pişmanlık içinde kalır ve kendisi için Allah tarafından hiç ummadığı şeyler ortaya çıkar.

Her kim de ilahi işlerde isyan ederse şekke düşer. Her kim de şekke düşerse, Allah ona yücelikle davranır, böylece kudretiyle onu hor kılar ve işlerinde kusur ettiği gibi, celal ve azametiyle de onu küçük düşürür. Böylece kerim olan rabbine karşı gurura ka-pılır."

17721. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Küfrün kökleri üç ta-nedir: Hırs, kibirlenmek ve haset. Hırs ve ihtirasın örneği Adem'dir (a.s) ki ağaçtan yasaklanınca hırs onu ağacı yemeye zorladı. Ama kibrin örneği ise İblis'tir, Adem'e secde ile emredildiğinde kibre kapıldı. Hasedin örneği ise Adem'in iki çocuğudur ki birisi (haset sebebiyle) diğerini öldür-dü."
17722. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Küfür dört sutun üzer kurulmuştur: Rağbet, korku, hoşnutsuzluk ve gazap."
bak. en-Nifak, 3935. Bölüm; el-Hased, 851. Bölüm; el-Bihar, 72/104, 99. Bölüm

3497. Bölüm
Allah'ın Kitabı'nda Küfrün Çeşitleri

17723. İmam Sadık (a.s) kendisine aziz ve celil olan Allah'ın kitabında küfrün çeşitleri hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kita-bında küfür beş çeşittir. Onlar-dan biri (Allah-u Teala'yı) inkar küfrüdür. İnkar da iki çeşittir, Al-lah'ın emrettiği bir şeyi terk et-mekten kaynaklanan küfür, beraat küfrü ve nimetlerin küfrü.
İnkar küfrü, rububiyeti inkar-dan ibarettir ve

"Ne bir rab var-dır, ne cennet vardır, ne de ce-hennem" diyen kimselerin sözü-dür. Bu inanç dehriye olarak ad-landırılan Zındıklardan iki gru-bun inancıdır. Onlar şöyle diyen-lerdir: "Bizi sadece zaman he-lak eder." Bu kendi zevkleri ve beğenileri üzere kendileri için uydurdukları bir dindir. Bu de-dikleri hakkında en küçük bir araştırma ve düşünme içine gir-memişlerdir.

Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Onlar sadece zan içindedirler." Gerçeğin o dedikleri şeyden ibaret olduğunu sanırlar. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz küfredenleri uyarsan da uyarmasan da birdir. Onlar iman etmezler." Yani onlar Allah-u Teala'nın birliği hakkında kafir olmuşlardır. O halde bu küfrün çeşitlerinden biridir.

İnkarın diğer bir çeşidi ise, hakkı tanıdığı halde inkar etmek-tir. O da inkarcı kimsenin konu-nun hak olduğunu bildiği ve kendisi için sabit olduğu halde yine de inkara saplanmasıdır. Aziz ve celil olan Allah bu ko-nuda şöyle buyurmuştur: "Gö-nülleri kesin olarak kabul etti-ği halde, haksızlık ve büyük-lenmelerinden ötürü onları bi-le bile küfrettiler." Hakeza Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Daha önce küfredenlere karşı kendilerine yardım/zafer gelmesini bekledikleri halde Allah katından onlara, kendilerinde olanı (Tevrat'ı) tasdik eden Kitab ve tanıdıklar (Peygamber) gelince ona küf-rettiler. Allah'ın lâneti, küf-redenlerin üzerine olsun." İnkarın iki çeşidinin izahı işte budur.

Küfrün üçüncü çeşidi ise nimetlere küfretmektir (nankörlük etmektir) . Allah-u Teala'nın Süleyman'ın sözünden naklettiği sözü de buna işaret etmektedir: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfündendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Rabbiniz: "Şükrederseniz andolsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Artık beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin."

Küfrün dördüncü çeşidi ise, aziz ve celil olan Allah'ın emirlerini terk etmektir. Aziz ve celil olan Allah'ın şu sözü de buna işaret etmektedir: "Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahitsiniz. Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir

olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitab'ın bir kısmına iman edip, bir kısmını küfür mü ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak…" Burada Allah onları aziz ve celil olan Allah'ın emirlerini terk etmeleri sebebiyle kafir saymıştır. Onlara iman isnat etmiş, ama imanlarını kabul etmemiştir. Allah'a göre bu imanlarının kendileri için hiçbir faydası olmamıştır. Bu yüzden de şöyle buyurmuştur: "Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah yaptıkları-nızdan gafil değildir."

Küfrün beşinci çeşidi ise, be-raat ve uzak olduğunu ilan etme anlamında küfürdür. Aziz ve celil olan Allah'ın İbrahim'in sözün-den naklettiği şu sözü de buna işaret etmektedir: "Bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inan-manıza kadar ebedi düşman-lık ve öfke baş göstermiştir." Yani biz sizlerden uzağız.

Aynı şekilde Allah-u Teala şeytanı ve şeytanın kıyamet günü insanlar-dan olan dostlarından uzak kal-dığını ilan edeceğini hatırlatarak şöyle buyurmuştur: "Bena ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Dünya hayatın-da, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıl-dınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşı-lıklı lânet okursunuz. Varaca-ğınız yer ateştir; yardımcıları-nız da yoktur." Yani sizlerden bazısı diğer bazısından beri oldu-ğunu ilan edecektir."
bak. el-Bihar, 93/60, 72/100; Mustedrek'ul Vesail, 1/76; 2. Bölüm

462. Ko-nu

el-Keffa-ret
Kefa-ret-Bedel

Vesail'uş-Şia, 15/548, Eb-vab'ul-Keffarat

bak.
ez-Zenb, 1387. Bölüm; es-Salat, 2272. Bölüm; el-Had, 744. Bölüm

3498. Bölüm
Kefaretler

17724. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç şey kaferettir (gü-nahları temizleyicidir) : Selamı yaygınlaştırmak, yemek yedirmek ve insanların uyuduğu zaman ge-ce ibadet etmek."
17725. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sultan (zalim) için ça-lışmanın kefareti kardeşlere ih-sanda bulunmaktır."
17726. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Büyük günahın kefaret-lerinden biri de mazlumların yar-dımına koşmak ve üzüntülü kim-seyi sevindirmektir."

17727. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aileye hizmet etmek büyük günahların kefaretidir ve Allah'ın gazabını söndürür."
17728. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybetin kefareti, gıy-bet ettiğin kimse için mağfiret di-lemendir."
17729. Resulullah (s.a.a) kendisine, "Gıybetin kefareti nedir?" diye soru-lunca şöyle buyurmuştur: "Gıybetini ettiğin kimseye kendisini hatırla-dığın şekilde mağfiret dilemen-dir."

17730. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim birine zul-meder ve onu (helallık almak için) bulamazsa kendisi için Al-lah'tan mağfiret dilemelidir. Zira bu iş zulmünün kefaretidir."
17731. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ölüm müminlerin günahlarının kefaretidir."

17732. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kamil bir şekilde ab-dest almak da (günahların) kefa-retindendir."
17733. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Müezzinin davetine icabet etmek, günahların kefare-tindendir."
17734. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim akşam na-mazı için abdest alırsa bu abdesti o gün işlediği büyük günahlar ha-riç tüm günahlarının kefareti-dir."

17735. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir gece ateşi, bir yıl-lık günahların kefaretidir."
17736. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sultan (zalim) için ça-lışmanın kefareti, kardeşlerinin ihtiyaçlarını ve sorunlarını gider-mektir."

17737. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gülmenin kefareti, "Allah'ım! Bana gazaplanma" demektir."
17738. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kötüye yorumlama-nın kefareti tevekküldür."
17739. Resulullah'ın (s.a.a) , bir topluluktan kalkmak istediğinde söy-lediği son söz şuydu: "Subhaneke Allahumme ve bihemdike, Eşhe-du en la ilahe illa ente. Esteğfiru-ke ve etubu ileyk" (Allah'ım! Şüphesiz ki sen münezzehsiz.

Sana hamd ederim. Şehadet ede-rim ki senden başka ilah yoktur, senden mağfiret dilerim ve sana tövbe ederim. ) " Bir şahıs şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Siz daha önce söylemediğiniz bir şey söylüyorsunuz?" Peygamber şöyle buyurdu: "Bu mecliste geçen şeylerin kefaretidir."
17740. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Toplantıların kefareti, toplantıdan kalkınca şöyle de-mendir: "Subhane rabbike rabbil izzeti emma yesifun ve selamun alel murselin vel hamdu lillahi rabbil alemin" (izzet sahibi olan Rabbin onların nitelendirdikle-rinden münezzehtir, selam olsun peygamberlere ve hamd Allah'a mahsustur."
bak. el-Meclis, 522. Bölüm

17741. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Günahın kefareti pişmanlıktır."
17742. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim ilim talep ederse bu ameli geçmişinin kefa-retidir."
17743. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mümine ulaşan her hastalık veya dert, günahının ke-fareti olur."
17744. Resulullah (s.a.a) günahla-rın kefareti hakkında şöyle buyurmuş-tur: "Zorluklarda abdestini tam olarak almaktır."

3499. Bölüm
Hiçbir Kefareti Olma-yan Günah

Kur'an:
"Her kim dönerse Allah ondan intikamını alır. Allah güçlüdür, öç alıcıdır."
17745. İmam Sadık (a.s) , kendisi-ne, ihram halinde avlanan kimse hakkında sorulunca şöyle buyurmuş-tur: "Kefaret vermelidir." Ben (ravi) şöyle arzettim: "Eğer ikinci defa avlanıyorsa hükmü nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Eğer ikin-ci defa avlanırsa, onun kefareti yoktur. (Ondan hiçbir şey kabul edilmez) Bu şahıs aziz ve celil olan Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdendir: "Her kim geri dönerse Allah ondan intikam alır."

17746. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer ihrama giren kimse yanlışlıkla avlanırsa kefaret vermelidir. Eğer ikinci defa yine yanlışlıkla avlanırsa, yine kefaret vermelidir. Yanlışlık yaparak av-landığı her defasında kefaret vermelidir. Ama eğer bilerek av-lanırsa (ilk defa için) kefaret ver-mesi gerekir. Eğer ikinci defa bi-lerek avlanırsa, artık Allah'ın kendilerinden intikam alacağı ve üzerlerinde hiçbir kefaret olma-dığı kimselerden sayılır."
bak. ez-Zenb, 1368. Bölüm; Ve-sail'uş Şia, 9/244, 48. Bölüm

463. Ko-nu

el-Muka-fat
Müka-fat-Karşılık

Bihar, 75/271, 68. Bölüm; el-Mukafat ale's-Su'
Bihar, 75/41, 36. Bölüm; el-Mukafat al'es-Senaiy ve Zemm'ul-Mukafat'ul-İhsan bi'l Esaet

bak.
66. konu, el-Ceza; 274. konu, eş-Şükür (2) ; 364. konu, el-Ukubet; 442. konu, el-Kasas

3500. Bölüm
İyiliğe İyilikle Karşılık Vermek

Kur'an:
"Size bir selam verildiği zaman,ondan daha iyisiyle selam verin veya aynıyla mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır." "İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?"
17747. İmam Ali (a.s) , hakları beyan ederek şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah, ayrıca insanların birbiri üzerinde olan haklarını da düzenlemiştir. Çeşitli yönleriyle o hakları eşit kılmış, bazılarının vücudunu diğer bazılarına bağ-lamıştır. Biri, ancak öbürü yapılınca yapılmalıdır."

17748. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Telafi etmek (iyiliğe iyilikle karşılık vermek) insanın (ihsan hakkından) özgür olmasına neden olur."
17749. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik ve ihsan sadece telafi etmek veya teşekkür ile açılan bir zincirdir."
17750. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kime ihsan edilirse ve bu ihsanı telafi edebilirse onu telafi etsin. Eğer telafi edemezse onu övsün. Zira ihsanı öven kimse de hakikatte ona teşekkür etmiştir. Her kim de ihsanı görmezlikten gelirse nankörlük etmiş olur."

17751. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Birisi size iyilik ettiği zaman onu telafi ediniz. Eğer onu telafi edecek bir şeye sahip değilseniz, ihsanına karşılık ver-diğinizi sanıncaya kadar kendisi için Allah'a dua ediniz."
17752. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Sana iyilik edene karşılık vermek için elini uzat (karşılığını ver). Eğer telafi etmeye gücün yoksa, en azından ona teşekkür et."
17753. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Senin iyiliğine karşı te-şekkür eden kimse senden aldı-ğından daha çok sana vermiş olur."

17754. İmam Kazım (a.s) Allah-u Teala'nın, "İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu ayet, mümin ve kafir, iyi ve kötü hakkında geçerlidir. Her kime iyilik edilirse, onu telafi etsin. Telafi etmek onun yaptığı iyiliğin aynısını yapman değildir. Bu üstünlüğünü gösterinceye kadar böyledir. Zira eğer onun yaptığını yaparsan ihsanı başlatması hase-biyle üstünlük ona aittir."

17755. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Sana selam verildiğinde, sen daha güzel bir şekilde selam ver; sana doğru iyilikle uzanan ele, sen daha üstün bir şekilde karşılık ver; her halükârda üstün-lük, ilk iyilik yapanındır."
17756. İmam Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Her kim kendisine yapı-lan iyiliğin aynısını yaparsa ona karşılık vermiş olur. Her kim de daha fazlasıyla onu telafi ederse, şekurdur (çok şükreden kimsedir) ."
bak. eş-Şukr (2) , 2078. Bölüm