Mizan'ul Hikmet-10.Cilt
 


3417.Bölüm Taklit Edilmesi Doğru Olan Kimse


17091. İmam Askeri (a.s), Allah-u Teala'nın, "Elleriyle kitap yazıp, "bu Allah katındandır" diyenlere eyvahlar olsun" ayeti hakkında şöyle bu-yurmuştur: "Birisi İmam Sadık'a (a.s) şöyle arzetti: "Eğer, Yahudi toplulu-ğu Tevrat'ı tanımak için alimlerinden işitmek ve öğrenmek durumunda iseler, o halde Allah onları, neden alimlerini taklit etti ve sözlerini kabul-lendiği için kınamıştır? Zira Yahudi halkı da bizim halkımız gibi alimlerini taklit etmektedir."

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Bizim halk ve alimlerimiz ile Yahudi halkı ve alimleri arasında bir açıdan farklılık vardır ve bir açıdan da ortak nokta vardır. Ortak noktaları şudur ki Allah Yahudi halkının kınadığı gibi bizim halkımızı da alimlerini taklit ettiği için kınamıştır. Ama birbiriyle farklı oldukları açısından değil." O şahıs şöyle arzetti: "Ey İbn-i Resulillah! Bana biraz da izah et." İmam şöyle buyurdu: "Yahudi halkı, alimlerinin açıkça yalan söylediğini biliyor,


haram ve rüşvet yediğini, farz hükümleri aracılık, tolerans tanıma ve rüşvet alma yoluyla değiştirdiklerini biliyorlardı. Onlar alimlerinin şiddetli bir taraftarlık içinde olduğunu, bu sebeple din ve inançlarını bir kenara bıraktıklarını, aleyhine bağnazlık gösterdikleri kimselerin haklarını çiğnediklerini, başkalarının mallarını haksız yere taraftarlarına ver-diklerini, onlar için zulme ve haksızlığa başvurduklarını biliyorlardı.

Onların harama bulaştıklarını biliyor, bu kalbi tanımalarına rağmen ister istemez hahamların ve ruhbanların işlerini yapan kimsenin fasık olduğuna da inanıyorlardı. Onların halk arasında Allah'ın sözcüsü ve aracısı olamayacağını çok iyi biliyorlardı. O halde haklarında böyle bir bilgi sahibi olduklarını, sözlerinin kabul edilmemesi gerektiğini, rivayetlerine inanılmaması icab ettiğini bildiklerini halde onlara tabi oluyordu. Allah da onları bu yüzden kınamıştır.

Bizim ümmetimizin halkı da işte böyledir. Onlar eğer alimlerinin açık-ça fısk ve günah işlediğini, şiddetli bir taraftarlık ve bağnazlık içinde bu-lunduğunu, dünyanın süslerine vurulduğunu, haramlarına kapıldığı-nı…bilecek olurlarsa ve buna rağmen bu fakihleri taklit ediyorlarsa, Al-lah'ın kendilerini taklit ve fasık fakihlere uyma sebebiyle kınadığı Yahudi alimleri gibi olurlar. Ama fakih sakınır, dinini korur, nefsinin istekleriyle savaşır,

rabbinin fermanına itaat ederse, halkın onu taklit etmesi gerekir. Elbette bu özellikler, sadece bazı Şia fakihlerinde mevcuttur, hepsinde değil."
17092. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer birinin zahiren iyi olduğunu, sözlerinde takvadan söz ettiğini, hareket ve davranışlarında tevazu gösterdiğini görürseniz, sizi kandırmamasına dikkat edin. Zira bir çoğu düşünce hakkındaki zayıflık ve gevşeklik ile ödleklik sebebiyle dün-yadan ve haram işleyebilme gücünden mahrumdurlar. Bunlar dini dünya-nın tuzağı kılmışlardır.

Eğer onların haram yemekten sakındığını görürseniz, sizleri kandır-mamasına dikkat ediniz. Zira insanların istekleri çeşit çeşittir.
Ama insan, tam anlamıyla insan ve iyi kimse, nefsini rabbinin emrine tabi kılan, gücünü Allah'ı hoşnut etme yolunda kullanan kimsedir. Hak ile birlikte olan zaaf ve horluğu, batıl ile birlikte olan kudret ve izzetten, ebedi kudret ve izzete daha yakın olduğunu gören ve dünyada tahammül ettiği az sıkıntıların ve zorlukların kendisini ebedi nimete yaklaştırdığını bilen kimsedir. İşte insan, iyi kimse budur. O halde onun eteğine sarılın, yolunu ve yordamını kendinize örnek alınız. Rabbinizin dergahında ona tevessül ediniz. Zira onun hiçbir duası reddedilmez ve onun hiçbir isteği cevapsız bırakılmaz."

Meselenin Bilimsel ve Ahlaki Açıdan İncelenmesi

Kur'an-ı Kerim'de en çok sözü edilen, hayatlarından kesitler sunulan topluluk İsrailoğullarıdır. Adı en fazla geçen Peygamber de İmran oğlu Musa'dır (selam üzerine olsun). Hz. Musa'nın adı yüz otuz altı yerde geçer, ki bu sayı Hz. Musa'dan sonra en çok adı geçen Peygamber olan hz. İbrahim'in adının sayısından bir kat daha fazladır. Söylenene göre Hz. İrahim'in adı da altmış dokuz yerde geçmiştir. Bundaki belirgin amaç şudur:

İslam, Allah'ın birliği ve ortaksızlığı esasına danan Hanif Din'dir. Bu dinin temelleri Hz. İbrahim döneminde atılmış ve nihayet yüce Allah sevgili Peygamberi Hz. Muhammed'in (s.a.a) gelişi ile birlikte bu dini tamamlayıp kemale erdrmiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Babanız İbrahim'in dini, o sizi bundan önce de "Müslümanlar" olarak isimlendirdi." Uluslar içinde en inatçı, en dikbaş, hakka boyun eğmekten en çok kaçınan ulus İsrailoğullarıdır. Nitekim Peygamber efendimizin muhatap olduğu Arap kafirleri de bu niteliğe sahiptirler.

Öyle ki yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Kafirleri uyarsan da uyarmasan da fark etmez. Onlar inanmazlar." İsrailoğullarıyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in sözünü ettiği hiçbir aşağılık nitelik yoktur ki, Arap müşriklerinde bulunmasın. Onlar da tıpkı İsrailoğulları gibi pislik içinde yüzüyorlardı. Katı yüreklilikte, anlayışsızlıkta İsrailoğullarından geri kalır bir yanları yoktur.

Kur'an-ı Kerim'de İsrailoğullarıyla ilgili kıssalar üzerinde iyice düşündüğün zaman göreceksin ki, İsrailoğulları maddeye bağlanan, ondan vazgeçmeyen bir topluluktur. Tek hedefleri duyu organlarının sağladığı maddi hata ilişkin zevklerdir. Bu topluluk duyu ötesine inanmazdı, sadece zevklerinin ve maddi doyunluğun peşinde koşarlardı.

Bu günkü Yahudiler de aynı karaktere sahiptirler. Bu karakterlerinden dolayıdır ki, akılları ve iradeleri duyu organlarının ve maddenin kontrolündedir. Ancak duyularının ve maddenin elverdiği ölçüde akledebiliyor ve ancak bunların izin verdiği sınırlar içinde iradelerini kullanabiliyorlar. Bütünüyle duyularına bağlı olmalarından dolayı, duyu organlarıyla algılayamadıkları bir şeyi gerçek de olsa kabul etmiyorlardı. Maddeye bağlılıkları yüzünden, maddi güzelliklere ve hayatın çekici süslerine sahip olan büyüklerinin her dediğini yanlış da olsa kabul ediyorlardı.

Bu da onların söz ve fiillerinin çelişmesine yol açmıştı. Onlar duyularından uzak olduğu sürece, uyulması gerekiyor olsa da, gelenek adına uygulanan her hususu kınayarak reddederlerdi. Ama uyulmaması gerekiyor olsa da, maddi tutkularıyla uyum içinde olan, hayatın zevki adına diye yapılan her eşyden övgüyle sözederlerdi.

Onların bu karaktere sahip olmalarını sağlayan etkenlerin başında uzun süre Mısırlıların egemenliği altında onların köleleri olarak onur kırıcı bir hayat yaşamaları gelir. Mısırlıları onları, sistematik olarak işkenceden geçiriyor, azabın en iğrencini onlara tattırıyorlardı. Oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyorlardı.

Bunda Rab'lerinden onlara yönelik büyük bir sınav vardır. Kısacası İsrailoğulları, bu sebeplerden dolayı Peygamberlerinin ve dini hayata geçirme misyonunu üstlenen bilginlerinin, onların dünya ve ahiret mutluluklarına yönelik sözlerine uymada çok ağır davranırlarken, aralarındaki müstekbirlerin ve haktan yüz çeviren azgınların çağrılarından çok ça-buk etkilenirdi.
Hak ve hakikat bu gün de Batıda ortaya çıkan madde karakterli medeniyete karşı benzeri bir sınav vermektedir.

Bu medeniyet de duyulara ve maddi hayata da-yanmaktadır. Duyularca algılanmayan hiçbir kanıtı kabul etmiyor ve duyularca algılanan maddi bir lezzet kapsayan bir şey hakkında da kanıt arama gereğini duymuyor. Bu yüzden Batı medeniyeti eşya ve olaylara ilişkin yargılarında insani karakteristiği devre dışı bırakmıştır. Yüksek bilgiler ve üstün ahlak insanlık aleminden uzaklaşmıştır. Dolayısıyla insanlık yokoluş tehditiyle burun burunadır. İnsanoğlu yeryüzündeki serüveninde bu güne kadar tanık olmadığı korkunç bir fesadın, dejenerasyonun ölümcül tehditi altındadır. Bir zaman sonra bunun haberleri duyulur olacaktır.

Oysa ahlak alanında yapılacak bir araştırma aksi bir sonuç verecektir. Çünkü her kanıt zorunlu olarak istenmez ve her gelenek de zorunlu olarak kötülenmez. Şöyle ki: Beşer türü, insan olması hasebiyle iradeye bağlı fiileri ile hayatta kendisi için öngörülen kemale doğru yer alır. İradesi de düşünceye bağlıdır,

düşünce olmadan iradenin gerçekleşmesi imkansızdır. Dolayısıyla zorunlu varoluş kemalinin dayandığı yegane temel düşüncedir. Bu yüzden insanın varoluşsal kemali ile dolaylı veya dolaysız bağlantısı bulunan pratik veya teorik bilgilerinin bulunması kaçınılmazdır. Bunlar bireysel veya toplumsal eylemlerimizi ya da zihnimizde tasarlayıp da eylemlerimiz aracılığı ile dış alemde elde ettiğimiz şeyleri illetlendirdiğimiz önermelerdir.

Ayrıca, insanın temel bir özelliği de, karşılaştığı olayların ya da zihnine hücum eden bilgilerin sebebini araştırma gereğini duymasıdır. Gerektirici illeti zihninde belirlemediği sürece, bir insanın dış alemin yansıması olarak zihninde oluşan şeyin gerçekleşmesine yol açacak bir eylemi gerçekleştirmesi düşünülmez. Aynı şekilde insanoğlu, illetinin onaylanmasına dayanmayan teorik bir onayı da kabul etmez.

İşte bu, insanın ayrılmaz bir karakteridir, onsuz edemediği özelliğidir. Şayet bu karakterin aksini gösteren bazı örnekler bulursak üzerinde biraz düşündükten sonra hiçbir kuşku kalmaz, onların da bir illete dayandığı gün yüzüne çıkmış olur. Çünkü bu temele dayanıp güvenmek insanın öz yaratılışının bir gereğidir. İnsanın öz yaratılışı, yani fıtrat ise, değişmez ve fiileri arasında başkalaşım söz konusu olmaz.

Bu da doğal ihtiyacın çok geniş çaplı olduğundan dolayı, insanı gücünün üstündeki bir düşünsel eyleme ve bundan kaynaklanan fiillere yöneltir. İnsanoğlu sırf kendisine güvenerek ve sadece kendi doğal gücüne başvurarak bu ihtiyacı ortadan kaldıramaz. İnsanın öz yaratılışı onu toplum içinde destek ve güç araştırmasına yöneltir. Medeniyet dediğimiz şey de budur. Böylece söz konusu ihtiyaç kapıları toplum bireyleri arasında bölüştürülmüş olur. Her bir ihtiyacın giderilmesi bir gruba yüklenir. Tıpkı bir canlı organizmanın, görevleri değişik, ama amaçları bir olan organları gibi, tümünün çabası organizmanın ihtiyacının giderilmesine yönelik olur.

İnsanlığın ihtiyaçları da nitelik ve kapasite olarak sürekli gelişme kaydetmekte, sürekli artmaktadır. Yeni sanat, bilim ve sanayi dalları ortaya çıkmaktadır. Buna paralel olarak bilginler ve sanatkarlar arasında her gün yeni uzmanlar yetişmektedir. Bilimler ve sanatların bir çoğu bir zamanlar tek bir bilim, tek bir sanat sayılıyor, tek bir kişi üstesinden gelebiliyordu. Ama bu gün bunların her bir dalı başlı başına bir bilim ya da bir sanat kabul edilmektedir. Sözgelimi, tıp bilimi geçmişte doğa biliminin bir dalı sayılıyorken bu gün kendi içinde bir çok dallara ayrılmış ve bir uzman ancak onun bir dalı ile ilgili olarak öne çıkabilir.

Bu durum, öz yaratılışın da ilham etmesi ile birlikte, insanı sadece kendi alanın-da bağımsız davranmaya, ilgi alanının illetini araştırırken kendi uzmanlığını kul-lanmaya ve bunun dışındaki hususlarda, deneyimine ve maharetine güvendiği kimse-lere uymaya yöneltir.

Toplum fertlerinin akıllıları deneyimli kişilere başvurmayı öngörürler. Bu tür bir uymanın ve meşhur deyimiyle taklidin gerçek mahiyeti, insanın, kanıtsal ayrıntılarını elde edemediği husular da ayrıntısız, kısa kanıta uymasıdır. İlletini ve kanıtını ayrıntılı biçimde elde edebildiği hususlarda tek başına ayrıntılı kanıtı araştırmaya koyulması insanın öz yaratılışından olduğu gibi bu da öz yaratılıştan kaynaklanan bir tavırdır.

Meselenin özü şudur: İnsanoğlu bilgiden başkasına dayanmaz. Öz yaratılışı açısından zorunlu olan da içtihattır. İçtihad, elinden geldiği hususlarda bağımsız araştırma yapmak demektir. Taklit ise, bilmeyenin, bilgisi ve kapasitesi dahilinde olmayan hususlarda bilene başvurup verdiği bilgilere uymasıdır.

İnsan türü içinde bir bireyin dünya hayatının temel dayanağı olan tüm hususlarda kendi başına davranabilmesi, bağımsız hareket etmesi imkansız olduğu için, herhangi bir hususta başkasına uymamak ve taklitsizlik imkansızdır. Onun için kim hayatta hiç kimseyi taklit etmediğini iddia ederse veya böyle bir sanıya kapılırsa, o kendini bilmeyen bir budaladır.
Evet, tıpkı ulaşılması ve elde edilmesi mümkün olmayan bir hususta içtihat yap-maya kalkışmak gibi, insanın illetine ve sebebine ulaşabileceği hususlarda başkasını körü körüne taklit etmesi de toplumları yok oluşa sürükleyen, üstün nitelikli uygar-lıkları yıkıma uğratan aşağılık bir hastalıktır. Onun için sadece yüce Allah'a sorgu-suz sualsiz uyulur. Çünkü tüm sebeplerin vardığı ilk sebep O'dur.


447. Konu

el-Kalem
Kalem

Bihar, 57/357, 4. bölüm; el-Kalem ve'l-Levh'ul Mahfuz

bak.
454. konu, el-Kitab; el-Mal, 2766. bölüm

3418. Bölüm Kalem

Kur'an:
"Nûn; kalem ve onunla yazılanlara andolsun"
"Kalemle öğreten…"
17093. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce insanların akılları kalemle-rinin ucundadır."
17094. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Senin elçin zekanın ölçüsüdür ve kalemin sözünden daha etkilidir."
17095. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü kalem sahibi (yazar) kimse üzerine ateşten anahtarların vurulduğu ateşten bir tabut içinde getirilir. Kalemini hangi yolda kullanıldığına bakılır, eğer itaat ve Allah'ın hoşnutluğu yolunda kullanılmışsa, tabutu açılır ve eğer Allah'a is-yan yolunda kullanmışsa, tabutu yetmiş harif aşağı düşer."

448. Konu

el-Kımar
Kumar

Bihar, 79/228, 98. bölüm, el-Kımar
Vesail'uş-Şia, 12/119, 35. bölüm; Tahrim-u Kesb'il-Kımar. . . ve tahrim-u fi'l'il-Kımar
Vesail'uş-Şia, 12/237, 102. bölüm; Tahrim'ul Le'b bi'ş-Şetrenc ve'n-Nehvih

bak.
478. konu, el-Lehv; ez-Zikr, 1347. bölüm


3419. Bölüm Kumar

Kur'an: "Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı (maddi) faydalar vardır. Günahları faydasın-dan daha büyüktür."
"Leş, kan, domuz eti…fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı…"
"Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şey-tan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sok-mak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?"
17096. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Meysir kumardır."
17097. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Satranç, tavla ve ondört taş ve kendisiyle kumar oynan her şey meysirdir."
17098. İmam Bakır (a.s), kendisine satranç oyunu sorulunca şöyle buyurmuştur: "Mümin, oyun oynama fırsatı bulamaz."
17099. İmam Sadık (a.s), kendisine satranç oyununu soran Bukeyr'e şöyle buyur-muştur: "Şüphesiz mümin o kadar meşguldür ki oyuna vakit bulamaz."

17100. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanı Allah'ı hatırlamaktan gafil kılan her şey meyserden (kumardan) sayılır."
17101. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Mallarınızı kendi aranızda batıl üzere yemeyin" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Kureyş kadın ve malları hakkında birbiriyle kumar oynuyordu. Aziz ve celil olan Allah on-ları bu işten sakındırmıştır."

17102. Sekuni şöyle diyor: "İmam Sadık (a.s) çocukların oynayarak kazandıkları cevizi yemekten sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: "O haramdır."
17103. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "İmam Seccad (a.s) çocukların birbirinden kazanarak elde ettiği cevizi yemekten sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: "O haramdır."

17104. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: Hüseyin b. Ali'nin (a.s) başı Şam'a getirilince Yezid (Allah ona lanet etsin) Hüseyin'in (a.s) başını meclisine bırakmalarını, yanına da sofra kurulmasını emretti. O (Allah lanet etsin) ve etrafındakiler, yemek yemeye, bira içmeye koyuldular. Yemekleri bitince de, İmam Hüseyin'in (a.s) başını bir leğen içinde tahtının altına koymalarını, tahtının üzerine de satranç tahtalarını koymalarını emretti.

Böylece Yezid (Allah ona lanet etsin) satranç oynamaya koyuldu. Sürekli olarak Hüseyin'in babasının ve atalarının (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) adını anıyor ve alaylı bir şekilde dile getiriyordu. Rakibini yenince de, şarabı kaldırıyor, üç defa içiyor, artığını, yere bırakılan leğenin yanına döküyordu. O halde bizim Şialarımız bira içmekten ve satranç oynamaktan uzak durmalıdırlar.

17105. Resulullah (s.a.a), "Şüphesiz içki ve kumar" ayeti nazil olup kendisine, "meysir" (kumar) hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Kendisiyle ku-mar oynanan her şey, hatta tavla tahtasının zarları ve ceviz bile haramdır." Kendisine, "Ensab nedir?" diye arzedilince de şöyle buyurmuştur: "İlahları için kestikleri şeydir." Kendisine, "Ezlam nedir?" diye arzedilince de şöyle buyurmuştur: "Kendisi ile kura çektikleri oklardır."
17106. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah, şarabı, kumarı kubeyi bana haram kılmıştır."

449. Konu

el-Kunut
Ümitsizlik

Bihar, 72/336, 120. bölüm; el-Ye's min Revhillah


bak.
562. konu, el-Ye's; 181. konu, er-Rehmet; 179. konu, er-Rica


3420. Bölüm Allah'ın Rahmetinden Ümidini Kesmek

Kur'an:
"Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirlerden başkası Al-lah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser?" dedi."
"İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük ge-lince umutsuzluğa düşer, meyus olur."
17107. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İstiğfar etmek elindeyken ümitsizliğe kapılana şaşarım."
17108. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tövbe kapısı açık olduğu müd-detçe, günahtan ümidinizi kesme."
17109. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala'nın rahmetini ümit eden günahkar, ümitsiz abitten Allah'ın rahmetine daha yakındır."

17110. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ümitsizlik tefrit ve kusura sebep olur."
17111. İmam Ali (a.s), Şabaniyye duasında şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ım! Ümitsizliği güzel zannıma üstün kılmam ve güzel ihsanın hakkındaki ümidimi asla kesmem."

17112. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Bana itaat edenler, benim ziyafe-timde olurlar. Bana şükredenler, benden bir artış üzere olurlar, beni hatır-layanlar nimetimde olurlar. Bana isyan edenleri, rahmetimden ümitsiz kılmam. Eğer tövbe ederlerse ben onların dostuyum. Eğer beni çağırırlar-sa, onlara icabet ederim."
17113. İmam Sadık (a.s), bir hekimden naklen şöyle buyurmuştur: "Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek, dondurucu soğuktan daha soğuktur."

17114. İmam Ali (a.s), yağmur duasında bulunduğu hutbesinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: ""Ey Allah'ım! Dağlarımız kurudu… İnsanlar ümitsizliğe kapılınca ve yağacakmış gibi olup da yağmur yüklü bulutlar yağmayınca sana geldik… Çünkü sen, "Onlar umutsuzluğa düştüğünde yağmuru indirir ve rahmetini yayarsın. Sen çok övülen bir velisin."
17115. İmam Ali (a.s), hakeza aynı münasebetle şöyle buyurmuştur: "Ey Al-lah'ım! Bizi yağmurunla suvar ve bizi ümitsizlerden karar kılma."

17116. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Yere ve göklere tasarruf eden, af dileyip dua etmene izin vermiş, kabul etmeyi de üzerine almıştır…O halde icabetindeki gecikme seni ümitsiz kılmasın. Zira bağış niyetin ölşüsüne bağlıdır."
17117. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamdolsun Allah'a ki rahmetinden ümit kesilmez, nimeti her şeyi kuşatmıştır, mağfiretinden-bağışlamasından ümitsizliğe düşülmez."

3421. Bölüm
Allah'ın Rahmetinden Ümidini Kesmekten Sakınmak

17118. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala şöyle buyurmuştur: "Ey Ademoğlu!. . . Kendin ümitli olduğun halde insanları Allah-u Teala'nın rahmetinden ümitsiz kılma."

17119. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü Allah (rahme-tinden) ümitsiz olanları yüzlerinin siyahlığı beyazlığına galip geldiği bir halde haşreder ve kendilerine şöyle denir: "Bunlar Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerdir."
17120. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mükemmel fakih (İslami ilimlerde mü-tehassıs, zeki ve anlayışlı kimse), halkı Allah'ın rahmetinden ümitsiz etmeyen, onları Allah'ın şefkatinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah'ın düzeninden (cezasından) onları güvende kılmayan kimsedir."

17121. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Ey oğulcağızım! Hiçbir günahkarı ümitsiz kılma. Zira nice kimse bir ömür günah işlediği halde sonunda güzel akıbete uğrar ve nice insan da ömrü boyunca amel ettiği halde ömrünün sonunda bozulur ve cehenneme yuvarlanır. Cehennem ateşinden Allah'a sığınırız."
bak. el-Fıkh, 3241. Bölüm; et-Tevbe, 468. Bölüm

3422. Bölüm
Allah'ın Rahmetinden Mahrum Olan Kimse

Kur'an:
"Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı küfredenler, işte onlar benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azâb onlar içindir."
17122. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bilerek günah işleyen kimse, ba-ğışlanmaya müstahak değildir. Bilmeden günah işleyen kimse ise günahtan münezzehtir."
bak. ez-Zenb, 1368. Bölüm; et-Tevbe, 456. Bölüm
450. Konu

el-Kanaat
Kanaat

Kenz'ul Ummal, 3/389, 781; el-Kanaat
Bihar, 73/168, 129. bölüm; Fezl'ul Kanaat

bak.
104. konu, el-Hırs; 266. konu, eş-Şerr; 321. konu, et-Teme'; 213. konu, es-Sual (2); el-İffet, 2762. bölüm; el-Gina, 3115. bölüm; er-Rızk, 1493, 1503 ve 1504. bölümler; ed-Dünya, 1214 ve 1216. bölümler


3423. Bölüm
Kanaat

Kur'an:
Kadın, erkek, iman etmiş olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeye-ceğiz.
17123. Mecme'ul Beyan'da şöyle yer almıştır: "Ona hoş bir hayat yaşataca-ğız" ayeti hakkında birkaç görüş vardır. Bu görüşlerden birinin sahipleri olan, İbn-i Abbas, Said b. Cubeyr ve Ata şöyle demişlerdir: "Temiz ha-yattan maksat, helal rızıktır." İkinci görüş sahibi olan Hasan ve Veheb ise şöyle demişlerdir: "Allah'ın kısmet kıldığı şeyden razi ve kanaat sahibi olmaktır." Bu söz Peygamber'den (s.a.a) de rivayet edilmiştir."
17124. İmam Ali (a.s), "Ona hoş bir hayat yaşatacağız" ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "O güzel hayattan maksat kanaattir."

17125. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ahireti anan, hesap günü için amel eden, kendine yeten rızık ile kanaat eden ve Allah'tan hoşnut olan kişiye ne mutlu!"

17126. İmam Ali (a.s), Hebbab b. Eret hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah Habbab'a rahmet etsin; isteyerek Müslüman oldu, itaatkar olarak hicret etti, kifayet edecek miktarla yetindi, Allah'tan razı idi ve mücahit olarak yaşadı."
17127. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Amelsiz ahiretten ümidi olan kimseden olma… dünya hakkında zahitler gibi konuşur; fakat dünyayı isteyenlerin yaptığını yapar; ondan ne kadar verilse doymaz, men edildiğinde kanaat etmez."

17128. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yemin ederim, öyle bir yemin ki Allah'ın isteğini o yeminde istisna ederim. Nefsimi, katığı tuz olan bir ekmek parçasıyla yetinip sevinecek duruma gelinceye kadar terbiye ederim."

17129. İmam Ali (a.s), peygamberlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Fakat Allah, elçilerini iradelerinde güç sahibi kıldı, görenlere karşı hallerini zayıf gösterdi. Gözleri, gönülleri dolduran bir kanaat, kulaklara ve gözlere eza olan bir yokluk verdi."
17130. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaati nefsine telkin et."
17131. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat ne güzel bir nasiptir."
17132. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bil ki kanaat ve hoşnutluğun yiğitliği bağışta bulunma yiğitliğinden daha çoktur."
17133. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanından kısasla intikam al-dığın gibi ihtirasından da kanatla intikam al."
17134. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en çok şükredeni, en çok kani olanıdır. Nimetler hakkında en nankör olanı ise, en çok saçıp savurandır."

17135. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsana mülk olarak kanaat ve nimet olarak güzel ahlak yeter."
17136. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsan için az ile yetinmesi ve çok bağışta bulunması ne de güzeldir."
17137. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin nefsi kanaatkar olursa, ona sakınmada temizlik ve yardımcı olur."
17138. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaate bağlı olmak, himmeti yüce olmaktandır."

17139. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaate bağlı olmak, nefsin izze-tindendir."
17140. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat asla körelmeyen bir kılıç-tır."
17141. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin en iyileri kanaat sahibi olanlardır. En kötüleri ise ihtiraslı olanlardır."
17142. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müminlerin en iyisi, kanaatkar olan kimsedir. En kötüsü ise tamahkar olan kimsedir."
17143. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ali (a.s) bir miktar normal hurmadan yedi, sonra üzerine su içti. Sonra da eliyle karnına vurarak şöyle buyurdu: "Herkim karnına ateş koyarsa, Allah onu uzak tutar." Daha sonra da şu beyti örnek olarak zikretti:
"Karnının ve tenasül organının ihtiyacını temin edersen
Sonsuz bir kınanma ve rezalet meydana getirirler"

3424. Bölüm
Zenginlik Kanaattedir

17144. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kanaat bitmeyen bir servet-tir."
17145. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat zenginlik getirir."
17146. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zenginliği aradım ve onu sadece kanaatte buldum. Kanaat sahibi olun ki zengin olasınız."

17147. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat zenginliktir. İktisatlı ol-mak ise yeterliliktir."
17148. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat sahibi kimse, her ne ka-dar aç ve çıplak olsa da zengindir."
17149. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat zenginliğin başıdır."
17150. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir hazine kanaatten daha do-lu değildir."
17151. İmam Bakır veya İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim Al-lah'ın kendisine rızık olarak verdiğine kani olursa, o insanların en zengi-nidir."


17152. Allah-u Teala Davud'a (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Ben zenginliği kanaat-te karar kıldım. Ama insanlar zenginliği mal çokluğunda arıyorlar. Bu yüzden de asla bulamıyorlar."
bak. el-Gına, 3114. Bölüm

3425. Bölüm
Kanaate Sebep Olan Şey

17153. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "İhtirastan uzak durarak kanaa-tin eşiğine var ve kanaati seçerek ihtiras dağını geri it."

17154. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendinden daha düşük olanına bak, kendinden daha zengin olanına bakma. Zira bu iş sana kısmet olan şeye karşı kanaatkar kılar."
17155. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat, iffet miktarıncadır."
17156. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İhtiras kaybolmadıkça kanaat bu-lunamaz."
17157. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllı olan kimse kanaatkar olur."
17158. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendini tanıyan kimseye kanaat-kar ve iffetli olması yakışır."

3426. Bölüm
Kanaatin Meyvesi

17159. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaatin meyvesi, kazanç ve iş hususunda iktisatlı olmak ve insanlara el açmaktan sakınmaktır."
17160. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaatin meyvesi izettir."
17161. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendini terbiye etmek için en iyi yardımcı kanaattir."
17162. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aza kani olmayan kimse, nasıl hoşnut olabilir."
17163. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat beden rahatlığıdır."

17164. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kani olan kimse, asla üzül-mez."
17165. İmam Rıza (a.s), kendisine, "kanaat hakkında?" sorulunca şöyle buyur-muştur: "Kanaat, nefsin korunmasına, değerin yücelmesine, insanın fazla-lık dileme zahmetinden ve dünyaya tapanlara kulluktan kurtulmasına se-bep olur. Kanaat yolunu sadece iki kişi kat edebilir: "Ahiret sevabını dile-yen ibadet ehli ve aşağılık insanlardan uzak duran yüce insan."
17166. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İzzet kanaatle elde edilir."

17167. İmam Ali (a.s), kadı iken ev aldığını duyan Şureyh'e yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Bu evi arzusuna kapılıp aldanan biri; eceli gelip çatan birinden, kanaatkarlık izzetinden çıkıp, helak ve istek batağına düşme pahasına satın almıştır."

17168. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sana verilen şeye kani ol ki he-sabın hafiflesin."
17169. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kendisine verdiği az maaştan (rızıktan) hoşnut olan kimsenin Allah da az amelinden hoşnut olur."
17170. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dininizin salim kalması için dün-yanın azlığına kani olun. Zira mümini dünyadan yeten az bir şey de kana-atkar kılar."

17171. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Hiçbir zenginlik, az bir yiyecekten hoşnut olmaktan daha çok fakirliği ortadan kaldırmaz ve herkim hayatın yeterliliğiyle yetinirse, çok yakında rahatlığı elde eder, rahat ve müreffeh bir hayata kavuşur."

17172. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin nefsi kanaatkar olursa, fakir olduğu halde izzetli olur."
17173. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah'ın kendisi-ne kanaati ve salih bir eş verdiği kimse, en güzel hayata sahip olan kimse-dir."
17174. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanaat en tatlı hayattır."

3427. Bölüm
Az Bir Şeye Kani Olmayan Kimse

17175. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Az bir şeyin kani etmediği kimseye çok mal fayda vermez."
17176. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın azına kani olmayan kimseyi, topladığı çok şey müstağni kılamaz."
17177. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey Adem oğlu! Eğer dünyadan sana yetecek kadarını istersen, bil ki dünyadan sana az bir şey bile yeter. Eğer dünyadan sana yetecek kadarını istemezsen, bil ki bütün dünya bile sana yetmez."

17178. İmam Sadık (a.s), kendisine rızık talep ettiğini, rızkı elde ettiğini, ama kani olmadığını, nefsinin daha çok talep ettiğini ve bu yüzden de, "bana bu sorunu-mu halledecek bir şey öğret" diye arzeden birine şöyle buyurmuştur: "Eğer sana ki-fayet eden miktarı, seni müstağni kılarsa, dünyanın az bir şeyi de seni müstağni kılar. Eğer sana yetecek miktarda, sana yeten şey seni müstağni kılmazsa bütün dünya bile seni müstağni kılamaz. "

17179. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın sana kısmet ettiği şeye kani ol. Başkalarının sahip olduğu şeye göz dikme. Ulaşamadığın şeyi ar-zulama. Zira kani olan kimse doyar. Kani olmayan kimse de asla doymaz ve sürekli ahiret nasibini düşün."
17180. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gökten nazil olan vahiylerden biri de şuydu: "Eğer insan oğlu için altın ve gümüşten iki nehir bile aksa, yine de üçüncüsünü ister. Ey Ademoğlu! Senin karnın gerçekte topraktan başka hiçbir şeyin dolduramadığı vadilerden bir vadi ve denizlerden bir denizdir."
bak. el-Hırs, 791. Bölüm
451. Konu


el-İstikamet
Mukavemet-Direnmek

Kenz'ul Ummal, 3/57, 676; el-İstikamet

bak.
El-İslam, 1872. bölüm; el-Amel (1), 2940. bölüm


3428. Bölüm Direnmek

Kur'an:
"Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi diren;"
"Sen, berâberindeki tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi diren. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür."
17181. Hasan şöyle diyor: "Emrolduğun gibi diren" ayeti nazil olduğun-da (Allah Resulü -s. a. a-) şöyle buyurdu: "Hazırlıklı olun! Hazırlıklı olun!" O günden sonra Peyamberin güldüğü görülmedi."

17182. Resulullah (s.a.a), kendisine, "Hangi şeye sarılmak lazım?" diye soran Sufeyn b. Abdullah Sakafi'ye şöyle buyurmuştur: "De ki: "Allah benim rabbim-dir" sonra da diren.""

17183. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Bana tavsiyede bulun." Peygamber şöyle buyurdu: "De ki: Allah benim rabbimdir" ve diren." Ben şöyle arzettim: "Rabbim Allah'tır ve sadece Allah'tan başarı dilerim, ona tevekkül ederim ve sadece ona doğru dönerim." Allah Resulü şöyle buyurdu: "İlim sana afiyet olsun ey Ebe'l-Hasan! İlmi iyi içtin ve ondan iyi doydun."

17184. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümin dininde güçlüdür ve direnmede iyidir."
17185. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki Allah Tebarek ve Teala, kararsız ve sürekli değişken mizaclı kullarından nefret eder. O halde haktan ve hakkı arayan kimselerle arkadaşlıktan uzaklaşmayın. Zira bizi başkalarına değiştiren kimse helak olur."

17186. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İşe koyulun işe! İşin sonu, işin sonu! Direniş, direniş!. . Bilin ki önceden takdir edilen şeyler gerçekleşmekte, ve kesinleşmiş hükümler ortaya çıkmaktadır. Ben sizinle Allah'ın vadi ve deliliyle konuşuyorum. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenlerin üzerine melekler iner" Siz de, "Rabbimiz Allah'tır" dediniz, öyleyse Allah'ın kitabı, emrettiği metod ve kulluğu sayılan iyi yol üzerinde sebat gösterin; sonra da o yoldan çıkmayın, onda bidatler çıkarmayın ve ondan sapmayın."

17187. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün mutluluk din hususun-da direnmektir."
17188. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dininde doğru olmayan kimse, nasıl dosdoğru olsun."
17189. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Yay gibi eğilinceye kadar na-maz da kılsanız, okun kirişi gibi ince oluncaya kadar oruç da tutsanız, ama ikiyi birden daha çok severseniz, doğruluğa ulaşamazsınız."