Mizan'ul Hikmet-10.Cilt
 



3364.Bölüm Hakimliği İstemek


3364.Bölüm Hakimliği İstemek

16826. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim hakimlik makamını ta-lep eder ve bu makama ulaşmak için ona buna tevessül ederse, Allah onu kendi haline bırakır. Herkim de bu makamı kabul etmeye mecbur kalırsa, Allah onu sağlam kılsın diye kendisine bir melek indirir."

16827. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim, hakimlik makamını ta-lep ederse, Allah onu kendi haline bırakır. Herkime de bu makam zorla verilirse kendisine bir melek iner ve onu sağlam kılar."
16828. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) insanlar arasında hüküm vermeyi ve yöneticilikte bulunmayı talep etmekten sa-kındırarak şöyle buyurmuştur: "Herkim yöneticiliği isterse, Allah yöneti-cilik işinde ona yardımcı olmaz ve onu o işle baş başa bırakır. Herkim de istemeden bu makam kendisine bırakılırsa, bu işte (Allah tarafından) yar-dım görür."

16829. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim hakimlik makamını ta-lep eder ve bu makama ulaşmak için birinden yardım alırsa, o makamla baş başa bırakılır. Herkim de onu talep etmez ve bu hakimlik makamına ulaşmak için kimseden yardım istemezse, Allah onu sağlam kılsın diye kendisine bir melek indirir."
bak. 3368. Bölüm; el-Vilayet, 4224. Bölüm

3365. Bölüm
İslam'a Göre Hakimin Özellikleri

16830. İmam Ali (a.s), Mısır'a vali tayin ettiğinde Malik Eşter'e yazdığı mektu-bunda şöyle buyurmuştur: "İnsanlar arasında hükmedecek kişileri; halkın en üstünle-rinden, işlerden bunalmayacak, hasımlarına yenilmeyecek, hatada ısrar etmeyecek, hakkı tanıyınca uymada gecikmeyecek, nefsi tamaha yönelmeyecek, araştırmaksızın az bir anlayışla yetinmeyecek, şüpheli işleri herkesten iyi tanıyacak ve herkesten çok delile sarılacak kişilerden seç.

Hasmın müracaatından daralıp sıkılmayan; gerçekleri keşfetmede herkesten çok sabreden, hüküm belli olduğunda kesin hükmü veren, övgü ve yalakacılıklara aldanıp kendini beğenmeyen, başkalarının teşvikiyle davalılardan birine yönelmeyen kişiler olsunlar. Böyle kimseler pek azdır ya! Böyle birinin hakimliğini güzel üstlen/güzel tut, ona mal (maaş) vermede elin açık olsun."
16831. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim fıkhı (hukuki meselele-ri ve yargı hükümlerini) az bilirse, asla hakimlik makamına ihtiras duy-mamalıdır."
16832. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın emrini, ancak yaltaklık yapmayan (veya rüşvete bulaşmayan), kendini batıla benzetmeyen (boyun eğmeyen) ve tamahlara kapılmayan kişi uygulayabilir."

3366. Bölüm
Hakimliğin Adabı

1-Davalı Taraflararasında Eşitliğe Riayet Etmek
16833. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Müslümanlar arasında, bakman, konuşman ve oturman hususunda eşitliğe riayet et ki yakınların senin taraftarlığını ümit etmesin ve düşmanların senin adaletinden ümit-sizliğe kapılmasın."
16834. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hakimin davalı taraflardan birine dönüp baktığı halde diğerine dönüp bakmamaktan sakınması uygundur. Bakışlarını ikisi arasında adilce bölüştürmeli, davalı tarafların hiçbirinin, diğerine baskı yapmasına izin vermemelidir."

16835. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim Müslümanlar arasında hakimliğe mübtela olursa, bakışlarında, işaret etmesinde, oturma yerinde ve onlara karşı oturma şeklinde eşit davranmalıdır."
16836. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim Müslümanlar arasında hakimliğe mübtela olursa hasımlardan birine sesini yükseltmeden, diğeri-ne karşı sesini yükseltmemelidir."
bak. Vesail'uş Şia, 18/157, 3. Bölüm

2-Sesini Hasmın Sesinden Yükseltmemek
16837. İmam Ali (a.s), kendisine, hiçbir hıyanet ve cinayete bulaşmadığı halde kendisini neden hakimlik makamından azlettiğini soran Ebu'l-Esved Dueliy'e şöyle buyurmuştur: "Sesini, hasmının sesinden yüksek tuttuğunu gör-düm."

3-Mahkemede Bitkinlik İzharında Bulunmamak
16838. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kendisine sevap taktir ettiği ve hak üzere hükmeden kimse için güzel bir azık kıldığı yargı duruşmasında yorgunluk ve bitkinlik izharında bulunma."

4-Davalı Tarafların İddialarını Dinlemeden Hüküm Vermemek
16839. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) beni hakimlik için Yemen'e gönderdi. Ben şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Henüz genç olan ve hakimliği bilmeyen beni mi gönderiyorsun?" Peygamber şöyle buyurdu: "Allah çok yakında senin kalbini hidayet edecektir ve dilini sağlam kılacaktır.

İki hasım senin karşında oturduğu zaman, birincisinin sözünü dinlediğin gibi, ikincisinin sözünü de dinlemeden hüküm vermekten sakın. Zira böyle yaptığın (iki tarafın sözünü dinlediğin) taktirde hüküm vermek senin için açıklığa kavuşacaktır." İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Bu kılavuzluktan sonra ben sürekli olarak doğru hüküm verdim." Veya şöyle buyurdu: "Artık verdiğim hiçbir hükümde şek ve şüpheye düşmedim."

16840. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamber (s.a.a) beni Yemen'e gönderdi ve şöyle buyurdu: "Sana bir dava için geldiklerinde, taraflardan birini dinlemeden diğerinin lehine hüküm verme." İmam şöyle buyurdu: "O zamandan sonra hiçbir hüküm verme olayında, şek ve şüpheye düş-medim."

16841. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hüküm vermen için iki kişi senin yanına geldiği taktirde taraflardan birinin açıklamasını işit-meden diğerinin lehine görüş belirtme. Böyle yaptığın taktirde (her iki ta-rafın sözlerini işittiğin durumda) senin için yargı meselesi ve hüküm ver-me olayı açıklığa kavuşacaktır.
Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu tavsiyeden sonra hüküm verme me-selesi benim için çok kolaylaştı." Peygamber (s.a.a) de kendisi (Ali) için şöyle dua etmiştir: "Allah'ım! Ona doğru hüküm vermeyi kavrat."

16842. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "İki hasım senin ya-nına geldiğinde birinin görüşlerini dinlemeden, diğerinin aleyhine hüküm verme. Zira bu davranışınla (iki tarafın sözünü dinlemenle) hakikati daha iyi anlayabilirsin."
16843. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "İki kişi hüküm ver-men için senin yanına geldiğinde birinin açıklamalarını dinlemeden diğe-rinin lehine hüküm verme. Zira (eğer her iki tarafın açıklamasını dinler-sen) çok çabuk bir şekilde ne hüküm vereceğini bilmiş olursun." Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O zamandan sonra sürekli olarak doğru hüküm ver-dim."
bak. Vesail'uş Şia, 18/158, 4. Bölüm
5-Gazap Halinde Hüküm Vermemek
16844. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakimliğe mübtela olan kimse, gazap halinde hüküm vermemelidir."
16845. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Yargı duruşmasında bi-rinin kulağına sohbet etme. Eğer sinirlenirsen kalk ve gazap halinde asla hüküm verme."

16846. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakim gazap halinde iki kişi arasında hüküm vermemelidir."
6-Uykulu Bir Halde Hüküm Vermemek
16847. İmam Ali (a.s), Rifaa'ya şöyle buyurmuştur: "Sinirli veya uykulu oldu-ğun bir durumda hüküm verme."
16848. Resulullah (s.a.a) hakimin gazap, açlık veya uyuklama halinde hü-küm vermesini yasaklamıştır."
7-Açlık veya Susuzluk Halinde Hüküm Vermemek

16849. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakim iki kişi arasında aç ve susuz olmadığı bir halde hüküm vermelidir."
16850. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Bir şey yemeden yargı duruşmasına katılma."
8-Hakim Davalı Taraflardan Birini Misafir Etmiş Ol-mamalıdır

16851. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Birisi Müminlerin Emirinin (a.s) yanına vardı ve birkaç gün ona misafir oldu. Daha sonra önceden Müminlerin Emirine bildirmediği bir davayı bildirdi. İmam şöyle buyur-du: "Sen şikayetçi misin?" O şöyle arzetti: "Evet." İmam şöyle buyur-muştur: "O halde yanımızdan git. Zira Allah Resulü (s.a.a) davalı taraf hazır olmaksızın şikayetçi bulunan kimsenin (kadıya ve hakime) misafir olmasını yasaklamıştır."
9-Mahkemede Kulağa Gizlice Sohbet Etmemek

16852. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Yargı duruşmasında kimsenin kulağına sohbet etme."
10-Sağ Taraftaki Hasma Konuşmada Öncelik Tanımak
16853. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a), davalılar-dan, mahkemenin sağ tarafında oturanına konuşmada öncelik tanınmasına hükmetmiştir."
16854. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hasmınla valinin veya hakimin yanına gittiğinde hasmının sağında dur."
11-Şahitlere Telkinde Bulunmamak

16855. Şöyle rivayet edilmiştir: "Allah Resulü, hakimin hasımlardan birine fazla bakmakla, cevabı hatırlatmakla birinin tarafını tutmasını ve şahitlere telkinde bulunmasını yasaklamıştır."
12-Hüküm Vermeden Önce İyi Düşünmek

16856. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Konuşmadığın taktirde dilin senin kulundur. Ama konuştuğun taktirde sen dilinin kulu olursun. O halde ne hüküm verdiğine, ne hakkında hüküm verdiğine ve nasıl hü-küm verdiğine iyi bak."
16857. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakimin dili iki ateş parçası arasındadır. Sonunda ya cennete gider, ya da ateşe doğru."
Şöyle diyorum: "Yargının adabı, çoktur ve fıkhi kitaplarda zikredilmiştir. bak. Cevahir'ul Kelam, 40/72,
3367. Bölüm
İnsanların En İyi Hüküm Vereni

16858. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Musa şöyle arzetmiş-tir: "Ey Rabbim! En iyi hüküm veren kulun kimdir?" Allah şöyle buyur-du: "İnsanlar için kendisine hükmettiği gibi hükmeden kimsedir."
16859. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim kendisiyle diğerleri arasında insaflı davranırsa, başkaları arasında hüküm vermesine rızayet gösterilir."
16860. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendin hakkındaki verdiğin hü-küm etkili olursa, insanların kalbi senin adaletine yönelir."
bak. el-İnsaf, 3877. Bölüm; er'Re'y (1), 1424. Bölüm; el-Adl, 2555. Bölüm

3368. Bölüm
Allah'ın Yardım ve Kılavuzluk Ettiği Hakimler

16861. Ma'kil b. Yesar şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) bana kavmim ara-sında hakimlik etmemi emretti. Ben şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Ben iyi hakimlik yapamam." Peygamber (s.a.a) üç defa şöyle buyurdu: "Hakim zulmetmedikçe Allah onunladır."

16862. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müslüman bir hakim ile mutla-ka iki melek bulunur ve hakim hakikati istediği müddetçe ona hakikate doğru kılavuzluk ederler. Ama hakikatin peşinde olmaz ve bilerek zulme-derse, o iki melek kendisinden uzaklaşır ve onu kendi haline bırakır-lar."

16863. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala bilerek zulmet-mediği müddetçe hakim ile birlikedir."
16864. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakim, zulmetmediği taktirde Allah kendisiyle birliktedir. O halde zulmettiği taktirde, Allah ondan el çeker ve şeytan onunla arkadaş olur."
16865. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın rahmet eli, kadının başı üzerinde hareket eder. Hakim zulmedince Allah onu kendi haline bıra-kır."

3369. Bölüm
Hakim Doğru Hüküm Verirse İki Sevaba Sahiptir

16866. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakim, gerekli çabayı göster-dikten sonra hüküm verir ve hükmü doğru olursa, iki sevabı vardır. Ge-rekli çabayı gösterdikten sonra hüküm verir, ama hükmü hatalı olursa bir sevabı vardır."
16867. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Elinden gelen çabayı göster. Eğer verdiğin hüküm doğru olursa, on sevabın olur. Eğer hata olursa bir sevabın vardır."

16868. Resulullah (s.a.a), iki hasım yanına geldiğinde, Ukbe b. Amir'e şöyle bu-yurmuştur: "Bu ikisi arasında hüküm ver." Ben (Ukbe) şöyle arzettim: "Hangi esas üzere hüküm vereyim ey Allah'ın Resulü!" Peygamber şöyle buyurdu: "Elinden gelen çabayı göster. Eğer verdiğin hüküm doğru olur-sa on sevabın olur, eğer hata edersen bir sevabın vardır."
bak. 176. Konu, er-Re'y (2), 406, el-Fetva

3370. Bölüm
Hakimlerin Çeşitleri

16869. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hakimler dört kısımdır, üç kısmı ateşte ve bir kısmı cennettedir: Bildiği halde haksız hüküm veren hakim ateştedir. Bilmeden haksız hüküm veren hakim de ateştedir. Bil-meden doğru ve hak hüküm veren hakim de ateştedir. Bilerek hak ve doğru hüküm veren hakim ise cennetedir."

16870. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakimler üç kısımdır. Onların iki kısmı ateşte, bir kısmı ise cennettedir: Heva ve hevesi üzere hüküm veren hakim ateştedir, bilmeden hüküm veren hakim de ateştedir, hak ve doğruluk üzere hüküm veren hakim ise cennettedir."

16871. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hakimler üç kısımdır: "İki gru-bu ateşte, bir grubu ise cennettedir: Hakikati tanıyan ve hak üzere hüküm veren hakim cennettedir. İnsanlar arasında cahilce hükmeden hakim ateş-tedir. Hak ve hakikati tanıyan ama doğru hüküm vermeyen hakim de ateştedir."
bak. Kenz'ul Ummal, 14982, 15003, 15004. hadisler

3371. Bölüm
Kadının Hakimliği

16872. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: "Kadın, hakim olup insanlar arasında hüküm vermemelidir."
16873. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kadın ne hakimlik makamına oturmalı ve ne de yöneticilik makamını üstlenmeli."
16874. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kadına ne yargı makamı verilir ve ne de yöneticilik makamı."
16875. Bir rivayette şöyle yer almıştır: "Allah-u Teala, Havva'ya cennetten dışarı çıkmasını emredince ona şöyle buyurdu: "Siz kadınlar arasından ne bir hakim karar kılacağım ve ne de bir Peygamber göndereceğim."

Şöyle diyorum: Malik, Şafii ve Ahmet b. Hanbel, kadının yargı makamına otu-ramayacağına inanmaktadırlar. Ama Ebu Hanife şöyle diyor: "Kadının şehadetinin kabul edildiği tüm hususularda, kadın hakim de olabilir. Başka bir tabirle, kadın, hadler ve yaralanmalar dışında, diğer hususlarda yargı makamını üstlenebilir.
bak. Mustedrek'ul Vesail, 17/ 241, 2. Bölüm; Vesail'uş Şia, 18/6, 2. Bölüm

3372. Bölüm
"Ben Sizlere Deliller Üzere Hükmederim" Sözünün Anlamı

Kur'an:
"Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; (kötü yaptığınızı) bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın."
16876. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben de şüphesiz bir insanım. Sizden bazısı delil ikame etme hususunda diğerlerinden daha konuşkan olabilir. O halde herkim hakkında kardeşinin hakkından (alıp) kendisinin lehine hüküm verirsem, hakikatte kendisine ateşten bir parça vermiş olu-rum."

16877. Resulullah (s.a.a), miras ve bir miktar eski eşyalar hakkında birbiriyle ih-tilafa düşen ve hüküm vermesi için huzuruna varan iki kişiye şöyle buyurmuştur: "Sizden birisi delil gösterme hususunda diğerinden daha konuşkan olabi-lir. O halde, ben herkime kardeşinin hakkından (alıp) diğerinin lehine hü-küm verirsem, hakikatte ona ateşten bir parça vermiş olurum." Bu esnada her ikisi de şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Ben hakkımı karşı tarafa ba-ğışlıyorum." Allah Resulü şöyle buyurdu: "Hayır, aksine gidiniz, hak üze-re malınızı bölüştürünüz, sonra kura çekiniz ve sonra birbirinizle helalle-şiniz."

16878. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Davud (a.s) Allah'a dua ediyor ve Allah nezdinde olan hakikati kendisine ilham etmesini ve bu esas üzere insanlar arasında hüküm vermeyi istiyordu. Allah da ona şöyle buyurdu: "Ey Davud! İnsanlar bu işe tahammül edemezler."
16879. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Al-i Muhammed'in (s.a.a) Kaim'i kıyam edince, insanlar arasında Davud'un hükmüyle hükmeder, hiçbir delile ihtiyaç duymaz. Allah-u Teala bu hükmü ona ilham eder ve o ilmiyle hüküm verir."
16880. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şu beş hususta hakim,

hükmün zahirine göre hükmetmelidir: "Velayet hakkı, (Allah veya İmam'ın herkes için veya çocuğun velisi için tayin ettiği yöneticilik hakkı.) Nikah (Müs-lümanlar arasında meşhur olan evlilik meseleleri), miraslar, kesimler (Müslümanların kesiminin helal olması) ve şahadetler. Şahitler zahirde emin ve güvenilir olurlarsa şehadetleri kabul edilir ve onların batınlarını araştırmak gerekmez."

16881. Resulullah (s.a.a), birisiyle bir arazi hakkında ihtilafa düşen ve hüküm vermesi için kendisinin huzuruna gelen İmre'ul Kays'a şöyle buyurmuştur: "Bir delilin var mıdır?" O, "Hayır" diye arzetti. Peygamber şöyle buyurdu: "O halde ona yemin ettir." İmre'ul Kays şöyle arzetti: "Bu durumda topra-ğımı alacaktır." Peygamber şöyle buyurdu: "Eğer yeminiyle toprağını alır-sa, Allah'ın kıyamet günü kendisine bakmadığı, amelini kabul etmediği ve kendisi için acı bir azabın olduğu kimselerden olur." O şahıs dehşete ka-pıldı ve araziyi İmre'ul Kays'a geri verdi."
bak. Vesail'uş Şia, 18/169, 2. Bölüm

3374. Bölüm
Hakimin Hatası

16882. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hakimlerin kısas hususunda veya el kesme hususunda yaptığı yanlışlığın diyeti, Müslümanların Beyt'ül-Malından verilir."

3374. Bölüm
Hakimlerin İhtilafi

16883. İmam Ali (a.s), alimlerin fetva vermekteki ihtilafını kınayarak şöyle bu-yurmuştur: "Onlardan birine hükümlerden bir hüküm gelince kendi reyince-görüşünce hüküm verir. Daha sonra aynı mesele olduğu gibi bir başkasına anlatılır, o da (öncekine) aykırı bir fetva verir. Sonra bunlar başkadıın yanına toplanır,

verdikleri hükümleri anlatırlar. O da hepsinin hükmünün doğru olduğuna hükmeder. Halbuki ilahları bir, peygamberleri bir, kitapları birdir. Allah-u Teala bunlara birbirine aykırı hüküm vermelerini emretmiş de, bunlar da o emre mi itaat ediyorlar? Yoksa onları bundan nehyetmiş de bunlar isyan mı ediyor? Yoksa (haşa) Allah noksan bir din indirmiş de bunlardan dinini tamamlamak için yardım mı diliyor!"

16884. Ebi Abdillah Cafer b. Muhammed'in (İmam Sadık'ın) ashabından biri olan Amr b. Uzeyne şöyle naklediyor: "Gençlik günlerimde bir gün Kufe ka-dısı, Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın yanına gittim ve şöyle dedim: "Allah sana hayır versin, sana bir takım sorular sormak istiyorum." O şöyle dedi: "İstediğini sor ey kuzenim!" Ben şöyle dedim: "Neden siz hakimlere, mal, namus veya canla ilgili bir dava getirildiğinde, sen kendi esasınca hüküm veriyorsun. Aynı dava Mekke hakiminin yanına götürüldüğünde o da senin hükmüne aykırı bir hüküm vermekte, sonra o hüküm Basra,

Yemen ve Medine hakiminin yanına götürüldüğünde, her birisi birbirinden farklı hükümler vermektedir. Sonra sizler hakimlik makamına tayin eden halifenin huzurunda toplandığınızda farklı görüşlerinizi ona bildiriyor ve o hepinizi doğru sayıyor ve teyit ediyor. Oysa Allah'ınız bir, Pey-gamberiniz bir, dininiz de birdir. Aziz ve celil olan Allah sizlere ihtilafa düşmenizi emretmiş de siz ona mı uyuyorsunuz, yoksa sizi

ihtilaftan sa-kındırmış da siz onun yasaklamasına aykırı mı davranıyorsunuz, yoksa sizler Allah'ın hükmünün ortakları mısınız da sizin için verdiğiniz hü-kümler onun için de razı olduğu hükümler vardır, yoksa Allah eksik bir din mi göndermiş ve bu dini kemale erdirmek için sizlerden yardım mı dilemiş, yoksa Allah kamil bir din göndermiş de, Allah Resulü (s.a.a) onu tebliğ etmede kusur mu etmiştir? Buna ne cevap

vereceksiniz?" Abdur-rahman şöyle dedi: "Sen nerelisin ey genç!" Ben, "Basra ehlindenim" de-dim. O, "hangi taifedensin?" diye sordu. Ben, "Abdulkays taifesindenim" dedim. O, "Hangi boyundansın?" diye sordu. Ben, "Beni Uzeyne boyun-danım" dedim. O, "Abdurrahman b. Uzeyne ile bir ilişkin var mıdır?" dedi. Ben, "O benim dedemdir" dedim. Bu esnada Abdurrahman bana hoş geldin dedi ve beni yakınına oturtarak şöyle dedi: "Ey genç! Çok zor ve karmaşık bir soru sordun. Ben de Allah'ın izniyle sana cevabını vere-ceğim. Görüş ve hüküm farklılıkları sözüne gelince,

bil ki eğer bize getiri-len bir meselenin aslı ve temeli Allah'ın kitabında veya Peygamberin sün-netinde var ise biz kitap ve sünnetten ileri geçme hakkına sahip değiliz. Ama eğer Allah'ın kitabında veya Peygamber'in sünnetinde aslı ve kökü yok ise, bu durumda biz kendi hükmümüzce hükmederiz." Ben şöyle de-dim: "Bana cevap vermedin, zira aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuş-tur: "Biz kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik" Hakeza Kur'an bu konu-da şöyle buyurmuştur: "O her şeyi açıklayandır."

16885. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ali'nin (a.s) hükmettiği her ko-nunun aslını ve kökünü sünnette buldum. Ali (a.s) şöyle buyuruyordu: "Eğer iki kişi hüküm vermem için benim yanıma gelir de aralarında hü-küm verirsem ve sonra uzun yıllar geçer de yeniden o davayı yanıma geti-rirlerse, şüphesiz yine aralarında aynı hükmü veririm. Zira hüküm asla değişmez ve ortadan kalkmaz."
16886. İmam Ali (a.s), Muhammed b. Ebi Bekir'e yazdığı mektubunda şöyle bu-yurmuştur: "Bir konuda iki farklı görüş belirtme. Zira böylece işlerin peri-şan olur ve haktan saparsın."

3375. Bölüm
Hakimlik İşinde Meşveret

16887. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Eğer bana bir dava getirirlerse ve bu davanın hükmünü ne Kur'an'da ve ne de sünnette bulamazsam ne buyurursunuz?" Peygamber şöyle buyurdu: "Onu Mümin fakihler ve abitler arasında meşveret et. Belli bir görüş esasınca hüküm verme."

16888. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin en kötü bireyi, ha-kimlik makamını üstlenen, karmaşık bir işle karşılaştığında meşveret et-meyen, doğru hükmettiği taktirde gurura kapılan ve öfkelendiği taktirde kaba davranan kimsedir."
16889. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben hakkında bir hüküm inme-yen hususlarda kendi görüşüm esasınca hüküm veririm."

16890. İmam Ali (a.s), Ahvaz'da hakimlik makamına tayin ettiği Refaa'ya şöyle buyurmuştur: "Hakimlik, hususunda meşveret etme. Zira meşveret, savaşta ve dünyevi maslahatlarda olur. Ama din, şahısların görüşüne bağlı değil-dir. Din, sadece tabi olmaktır."
16891. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer hakim sağında ve solunda oturan kimseye, "Sen ne diyorsun? Senin görüşün nedir?" derse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetini kendisine almış olur. Neden ye-rinden kalkıp o ikisini kendi yerine oturtmuyor?"
bak. eş-Şura, 2138. Bölüm

3376. Bölüm
Yüce Mahkeme

16892. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminlerin Emiri (a.s) Şurey'i hakim tayin edince icra edeceği her hükmü kendisine bildirmesini şart koştu."
16893. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Kısas veya Allah'ın had-lerinden birini ya da Müslümanların haklarından bir hakkın hükmünü icra ederken, bana sormadan önce icra etmekten sakın."

3377. Bölüm
İmam'ın, "Bu Bir Hakimliktir" Sözü

16894. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir okulun öğrencileri, en iyisi-ni seçmesi için el yazılarını Müminlerin Emiri'nin önüne koydular. İmam onlara şöyle buyurdu: "Bilin ki bu da bir tür hakimliktir. Bu konuda zu-lüm hakimlik hususunda zulüm gibidir. Öğretmeninize de şöyle deyiniz: "Eğer uslandırmak için üç darbeden fazla vurursa kısas edilir."

3378. Bölüm
Hakimliğin Başlangıcı

16895. Said b. Museyyib şöyle diyor: "Ne Allah Resulü, ne Ebu Bekir ve ne de Ömer hakim tutmadı. Daha sonra hilafetinin ortalarında Ömer, Nemr'in yeğeni olan Yezid'e şöyle dedi: "İşlerimden bir bölümünü üst-len." Ömer'in maksadı, küçük ve önemsiz işlerdi."
bak. Kenz'ul Ummal, 5/814, 815. Bölümler

3379. Bölüm
Hakimlik (çeşitli)

16896. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hakimlerin afeti ihtirastır."
16897. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En çirkin şey, hakimlerin zulmü-dür."
16898. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zan ve şüpheye dayanarak hü-küm vermek, adaletten uzaktır."
16899. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Delili, iddia eden kimse getir-meli, yemini ise aleyhine iddia edilen kimse etmelidir."
16900. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gaip olan şahıs hakkında hüküm verilmez."
bak. Vesail'uş-Şia, 18/170, 3. bölüm ve s. 216, 26. bölüm

445. Konu

el-Kalb
Kalb

Bihar, 70/27, 44. bölüm; el-Kelb ve's-Selahuh ve'l-Fesaduh
Kenz'ul Ummal, 1/240 ve 394; fi Hatarat'il-Kalb ve't-Tekebbulihi
Kenz'ul Ummal, 3/516; Umy'ul Kelb
El-Müheccet'ül-Beyza, 5/3; Kitab-u Şerh-i Acaib'ul Kalb

bak.
17. konu, el-Ülfet; 140. konu, el-Huşu; 198. konu, er-Ruh; 519. konu, en-Nefs; ez-Zikr, 1340. bölüm; es-Sevm, 2358. bölüm; el-Fakr, 2227. bölüm; el-İlm, 2890. bölüm; el-Eh; 43. bölüm


3380. Bölüm
Kalp

16901. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kalbi, gerçekten değiştiği için kalb olarak adlandırmışlardır. Kalbin misali bir çölde, bir ağacın köküne asılan ve rüzgarın altüst ettiği bir tüy misalidir."
16902. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalp, gözün kitabıdır."
16903. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalp, dilin haznedarıdır."

16904. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalp, hikmet çeşmesidir ve kulak onu (hikmet çeşmesini) doldurandır."
16905. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalp boş olduğu taktirde iri cüs-seli veya uzun boylu olmanın faydası yoktur."
16906. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aklın yeri beyindir. Katılık ve incelik ise kalptedir."

Şöyle diyorum: "Allame Tabatabai Allah-u Teala'nın "Allah sizi, yeminle-rinizdeki rastgele söylemlediğiniz boş, amaçsız sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Lakin kalplerinizin kazandığından dolayı hesaba çeker" ayetinin tefsirinde şöyle diyor: "el-Lağvu" sonuç doğurmayan fiil için kulla-nılır. Her şeyin sonucu, ait olduğu şeylere ve yönlerine göre değişiklik

arzeder. Şu halde, bir lafız olması bakımından yeminin sonucu vardır. Sözü pekiştirici olması bakımından da bir sonuca, bir etkiye sahiptir. Bir akit ve ayrıca bozulabilir olması açısından da sonucu ve etkisi sözkonusudur. Ancak ayet-i kerimede, yeminlerdeki rastgele söylemler, boş, amaçsız sözlerden dolayı kişinin sorumlu tutulmayacağı husu-su ile,

kalbin kazandıklarından dolayı sorumlu tutulacağı hususu arasında, özellikle yemin açısından bir karşılaştırmanın yapılmış olması gösteriyor ki, yeminlerdeki rastgelere söylenen, boş ve amaçsız sözlerden maksat, yeminin maksadı üzerinde etkisi bulunmayan sözlerdir. Bu da, "Hayır, vallahi" ve "Evet, vallahi" gibi kişinin bir akit bağlama amacı ile değil, bir dil alışkanlığından dolayı söylediği sözlerdir.

Ayetin orjinalinde geçen "Kesb" (kazanç) bir sanat veya bir meslek aracılığı ile çalışıp menfaat celbetmek demektir. Kelimenin asıl anlamı, insanın maddi ihtiyaçla-rını giderecek şeyleri elde etmesidir. Zamanla insanın herhangi bir ameli ile edindiği hayır ve şer gibi her türlü sonuç için kullanılır olmuştur.

Güzel ahlak ve hizmetler sonucu övgü, şan ve iftihar kazanma, uygun davranış-lar sonucu güzel ahlak ve faydalı ve faziletli ilim sahibi olma; bir takım davranışlar aracılığı ile kınama, yergi, lanet, serzeniş, günah ve kötülük kazanma gibi…Kesb ve iktisabın anlamı budur. Bazılarına göre, iktisab; kişinin herhangi bir menfaati ken-di nefsi için kazanması, kesb ise; hem kendi nefsi, hem de başkası için kazanması demektir. Kölenin efendisi için velinin velayeti altına bulunan kimseler için menfaat kazanması gibi.
Her halukarda kasib ve muktesib (kazanan, iktisab eden) insanın kendisidir başkası değil.

"Kalb" Kavramının Kur'an'daki Anlamı Üzerine
Bu şahitlerden de anlaşıldığı üzere "kalb" kavramı ile kastedilen şey, nefis ve ruh anlamında bizzat insanın kendisidir. Çünkü, herhangi bir insan, avam insanların kanılarına dayanarak, bedendeki kavrayıcı organ olması hasebiyle, akıl etme, dü-şünme, sevgi, öfke, korku ve benzeri duyguları kalbe atfedebilir.

İşitme duyusunun kulağa, görme duyusunun göze ve tatma duyusunun dile nisbet edilmesi gibi, bunlar-dan her biri bir kavrama işlemidir ve kavrama da kesb ve iktisab (kazanma) olayı-nın bir ferdi olması itibariyle ancak insanın kendisine nisbet edilebilir. Kalb, göz, kulak ve dil gibi organlarsa buna bir araçtırlar sadece. Gerçek müdrik (kavrayıcı) insanın kendisidir.

Şu ayet-i kerimeler de bu ketegoride değerlendirilebilir: "Şüphesiz onun kal-bi günahkardır." Hakeza, "İçten Allah'a yönelmiş bir kalp ile ge-len."
Şu açık bir gerçektir ki, insanoğlu kendisini ve diğer canlı türlerini gözlem altına alıp üzerinde düşündüğü zaman, şöyle bir durumla karşı karşıya gelir: Herhangi bir canlı bayılma ya da sara nöbeti sonucu algılama ve kavrama yeteneğini, bilincini yiti-rir. Ancak kalbin hareket etmesi bu durumda hayatın devam ettiğine dalalet eder. Bu da kesinlikle gösteriyor ki, hayatın kaynağı kalptir. Yani, canlı türlerinde varol-duğuna inanılan ruhun ilk olarak ilişkisi,

kalple olmuştur. Oradan hayat belirtisi olan diğer organlara da sirayet etmiştir. Dolayısıyla, bilinç, irade, sevgi, öfke, umut ve korku gibi tüm vicdani duyarlılıklar, ruhsal özellik ve sonuçlar, ruhun ilgili olduğu ilk merkez olması bakımından kalple ilintilidirler. Ancak bu durum her organın kendine özgü olan fiillerin kaynağı¸olması gerçeği ile çelişmez. Beyinin düşünce, gözün görme, kulağın duyma, akciğerin solumanın kaynağı oluşu gibi. Bu organların tümü, ancak bir aracı ile gerçekleşebilen fiillere ilişkin aletler konumundadır.

Bu teoriyi bir çok bilimsel deneyler de desteklemektedir: Örneğin bir operasyonla beyinleri yerinden çıkarılan kuşlar ölmemektedir; sadece kavrama ve algılama yete-neklerini yitirmektedirler. Bu yüzden hiçbir şeyi algılayamaz şekilde gıdasızlıktan kalpleri durana kadar bu halde beklerler.

Bu teoriyi pekiştirici bir diğer husus da şudur: Bilimsel araştırmalarla bu güne kadar, bedenler ilgili tüm hükümlerin kaynağı olan, buyrukları bedendeki tüm or-ganlar tarafından yerine getirilen merkez konumundaki bir organ tesbit edilmiş de-ğildir. Oysa bedeni oluşturan organlar, nitelik ve etkinlik bakımından farklılık gös-termelerine karşın, aynı sancak altında toplanmış, tek bir komuta merkezinden emir alan gerçek bir birlik görünümündedirler.

Bu değerlendirmeyi, beynin fonksiyonundan, onun kavrama yeteneğinden gafil ol-ma şeklinde algılamak gerekir. Çünkü insanoğlu en eski çağlardan beri "baş"ın öneminin farkındadır. Bunun somut kanıtı da, dillerinin farklılığına rağmen tüm ulusların ve tüm toplulukların hüküm ve emir merciini "baş" olarak nitelemeleri, bundan çeşitli kavram ve adları türetmiş olmalarıdır. Başbakan, başbakanlık, ipin başı, sürenin başı, mesafenin başı, sözün başı, dağın başı, canlı türlerinin başı, kılıç-ların başı vb.

Görüldüğü kadarıyla kavrama, algılama, sevgi, öfke, umut, korku, yönetme kıs-kançlık, iffet, cesaret ve cüret gibi kavrayış ve algılayış kategorisine giren duyguları kalbe isnat etmenin sebebi de budur. Aslında bu nisbet edişle insanların asıl kastet-tikleri, bedenle ilintili olan ya da kalp aracılığı ile bedene sirayet eden ruhtur. Bu yüzden söz konusu faaliyetleri ruha ve kendi nefislerine nisbet ettikleri gibi kalbe de nisbet edebiliyorlar.

Örneğin insanlar: Onu sevdim "ruhum onu sevdi", "nefsim onu sevdi" ve "kalbim onu sevdi" diyebiliyorlar. Zamanla bu mecazi kullanım dile yerleşti ve kalb mutlak olarak algılanıp onunla mecazen nefis kastedilebilir oldu. Bazı durumlarda mecazi kullanım kalbi de aşıp göğüs kavramını da kapsayabiliyor. İnsanlar kalbi kapsamına aldığı için göğsü kavrama faaliyetinin ruhsal eylem ve sıfatların merkezi olarak algılıyorlar.

Kur'an-ı Kerim'de bu tür nisbetlerin bir çok örnekleri vardır: "Onun göğsü-nü İslam'a açar." Hakeza, "Senin göğsün daralıyor" ve hakeza, "Kalpler hancereye gelip dayanmıştır." Bu ifade ile göğsün daralması kastedilmiştir. "Şüphesiz Allah göğüslerin özünde olanı bilir." Allah'ın kitabındaki bu örneklerle o kadar açık olmasa bile sözkonusu teorinin gerçekliğine işaret ediliyor olması pek de uzak bir ihtimal değildir.

Şeyh Ebu Ali İbn-i Sina kavrama yeteneğinin kalple ilgili olduğunu söylemiştir. Ona göre, beynin kavrama olgusundaki fonksiyonu, alet olmaktır. Şu halde kalp kavrar, beyin de buna aracı olur.
bak. el-Bihar, 70/34; el-Meheccet'ul Beyza, 5/4

3381. Bölüm
Kalbin Bedene Oranla Yeri

16907. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz kalbin bedene oranla yeri İmam'ın halka oranla yeri gibidir."
16908. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kalbi temiz olursa, be-deni de temiz olur. Kalbi kirli olursa bedeni de kirli olur. (uygunsuz bir takım hareketlere girişir.)"
16909. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanda bir parça et vardır ki eğer o salim ve doğru olursa, diğer organları da onun vesilesiyle salim olur. Eğer o hasta olursa, bedenin diğer organları da hasta olur ve bozu-lur. O et parçası kalptir."

16910. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın huzurunda öyle bir et parçası vardır ki eğer o salim olursa diğer bedeni de salim olur. Eğer o hasta olursa bedenin diğer organları da hasta olur. O et parçası kalp-tir."
16911. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kalp bir takım orduları olan bir padişahtır. Padişah layık birisi olursa orduları da layık olur. Padişah bozuk birisi olursa, orduları da bozuk olur."

3382. Bölüm
Kalbin Özellikleri

16912. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu, insanın içinde olan en şaşılacak uzuv kalptir. İşte bunda hikmet ve ondan farklı bir takım şeyler vardır. Eğer onun için bir ümit doğarsa, tamah onu zelil eder; tamah onu heyecanlandırırsa, hırs onu helak eder; eğer ümitsizlik ona musallat olursa, eseflenmek onu öldürür; gazaplanırsa, öfkesi şiddetlenir; hoşnutluk onu mesut ederse, sakınmayı unutur; korku onu sararsa, kaçın-mak onu meşgul eder;

genişliğe kavuşursa (veya emniyet ve rahatlığı artarsa), gaflet onu yakalar; bir mal elde ederse, zenginlik onu azdırır; bir musibet ona ulaşırsa, sabırsızlanma onu rüsva eder; yokluk onu ısırırsa, bela onu oyalar; açlık onu takatsiz ederse, zaaf onu çökertir; doymak onu ifrata götürürse (fazla yerse), aşırı doymak (mide şişkinliği) onu sıkar. O halde her kusur ona zararlıdır; her ifrat (haddi aşmak) da onu bozguna uğratır."

3383. Bölüm
Kalpler Allah'ın Kabıdır

16913. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah-u Teala'nın yer-yüzünde bir takım kapları vardır. Bilin ki o kaplar, kalplerdir. O halde Allah nezdinde en sevimli kalp, en ince, en saf ve en sağlam olanıdır. Yani kardeşlerine karşı en ince, günahlara karşı en saf (temiz) ve Allah yolunda en sağlam olanıdır."

16914. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala'nın yeryüzünde bir takım kapları vardır. Allah-u Teala'nın nezdinde en sevimli olan kap ise, saf, ince ve sağlam olandır. Bu kaplar, kalplerdir. Ama ince kalp, kar-deşlerine karşı en ince olan kalptir. En sağlam kalp, hakkı söyleyen ve Al-lah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan kalptir. Saf olan kalp ise, günahlara karşı saf (temiz) olan kalptir."

3384. Bölüm
Kalplerle Allah'a Yönelmek

16915. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalplerle Allah-u Teala'ya yö-nelmek, bedenin organlarını amellerle zahmete düşürmekten daha etkili-dir."
16916. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalplerle Allah'a yönelmek, bedenle Allah'a yönelmekten daha etkilidir. Kalbin hareketleri amellerin hareketinden daha etkilidir."
16917. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Tebarek ve Teala, sizin yüzlerinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar."
16918. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah lütfü ve rahmetiyle bizi ve sizi, kalbiyle iyilerin menzillerine doğru koğulan kimselerden kılsın."

3385. Bölüm
Kalplerin Çeşitleri

16919. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kalpler dört kısımdır: İçinde iman olup Kur'an olmayan kalp, içinde hem iman ve hem Kur'an olan kalp, içinde Kur'an olan, ama iman olmayan kalp ve içinde ne iman ve ne de Kur'an olan kalp.
Birinci kalp, hurma gibi olan kalptir, tadı güzeldir ama kokusu yoktur. İkinci kalp misk kutusu gibidir. Eğer kapağını açarsan güzel kokar, eğer kapatırsan yine güzel kokar. Üçüncü kalp ise (çöğen) bitkisi gibidir, güzel kokar, ama tadı kötüdür. Dördüncü kap ise, Ebu Cehil karpuzu gibidir, kötü kokuludur ve tadı kötüdür."

16920. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalpler dört çeşittir: İçinde hem nifakın ve hem de imanın olduğu kalp, ters yüz olan kalp, mühür-lenmiş kalp ve nurani olan kalp… Mühürlenmiş kalp, münafığın kalbi-dir…Nurani olan kalp müminin kalbidir…Ters yüz olmuş kalp müşriğin kalbidir… İçinde hem iman hem de nifak olan kalp ise Taif'te bulunan bir topluluğun kalbidir. Eğer nifak haleti içinde ölüm kendilerine gelip ça-tarsa helak olurlar. Eğer iman haleti içinde ölürlerse kurtuluşa ererler."
16921. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kalpler dört kısımdır: İçinde kandil gibi bir şeyin yandığı saf kalp, kılıfı kapalı bir kılıf içinde bulunan kalp, ters yüz olmuş kalp ve (haktan) yüz çevirmiş kalp."

16922. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalpler üç kısımdır. İçinde hiçbir hayrın olmadığı tersyüz olmuş kalp ve bu kalp kafirin kalbidir; içinde siyah bir nokta bulunan kalp, bu kalpte iyilik ve kötülük birbiriyle savaşır. Hangisi güçlü olursa diğerine üstün gelir ve içinde bir kandil ya-nan ışığı, kıyamet gününe kadar sönmeyen bir kalp ki bu kalp de müminin kalbidir."
16923. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müminin kalbi saftır. İçinde bir kandil yanar. Kafirin kalbi ise siyah ve ters yüzdür."

3386. Bölüm
Kalplerin En Hayırlısı

16924. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu kalpler bir çeşit kaplardır; en hayırlısı içindekini en iyi koruyandır."
16925. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz münezzeh olan Allah kalplerden sadece hikmeti en iyi şekilde barındıranı ve insanlardan hakka en hızlı şekilde icabet edeni övmüştür."
16926. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bu kalpler kablardır. En iyisi ise hayır ve iyiliği en iyi şekilde alan kalptir."
16927. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalplerin en iyisi, anlayış dolu kalptir."

3387. Bölüm
Kalplerin Harekeleri

16928. Misbah'uş-Şeria'da yer aldığına göre İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalplerin harekeleri dört şekildir: Ötre, üstün, esre ve durak. Kalbin öt-resi Allah'ı hatırlamaktır, kalbin üstünü Allah'tan hoşnut olmaktır, kalbın esresi ise Allah'tan başkasına yönelmektir. Kalbin durağı ise Allah'tan gaflet etmektir."
bak. en-Nahv, 3860. Bölüm

3388. Bölüm
Kalbin Esenliği

Kur'an:
"İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni re-zil etme."
"İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı. Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi."
16929. Resulullah (s.a.a), kendisine, "Selim kalp hangisidir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Şek ve nefsani isteklerden uzak bir din ve şöhret düşkünlü-ğü ve riyadan uzak bir amel (sahibi olan kalptir) "

16930. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Meğer ki Allah'a selim (temiz) bir kalp getiren kimse" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Selim olan kalp, Allah'tan başka içinde hiçbir şey olmadığı halde Allah ile görü-şen kalptir. İçinde şirk veya şüphe bulunan kalp ise düşen kalptir."

16931. İmam Sadık (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Selim kalp, dünya sev-gisinden salim olan kalptir."
16932. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin niyeti sadık olursa, selim bir kalbe sahiptir. Zira kalbin nefsani düşüncelerden salim olması, tüm işlerde niyeti Allah için halis kılar. Nitekim Allah-u Teala şöyle bu-yurmuştur: "Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün."

16933. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Esenlik talep etmek gibi bir ilim yoktur ve kalp esenliği gibi bir esenlik yoktur."
16934. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Selim olan kalpten, doğru bir anlam dışında bir şey çıkmaz."
16935. Mesih (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalpler eğer şehvetler tarafından parçalanmaz, tamahlar tarafından kirlenmez, nimetler sebebiyle katılaş-mazsa, çok geçmeden hikmet kabları haline gelirler."

16936. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendin için beğendiğin bir şeyi müminler için de beğenmedikçe, kalbin senin için selim olmaz."
16937. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalplerin en selimi, şüpheler-den en temiz olandır."
16938. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah bir kulunu severse, ona se-lim bir kalp ve güzel bir ahlak bağışlar."
bak. 3404. Bölüm