Mizan'ul Hikmet-10.Cilt
 


KONUNULARIN DEVAMI


Kur'an-ı Kerim de insanın yapmış olduğu amellerden dolayı sorguya çekileceğini haber vermektedir.
Ben (Meclisi) şöyle diyorum: Herkim kulun iradesi, cebir ve irade meselesinin de-tayları, kaza ve kadar hakkında düşünecek olursa, Masum'un (a.s) bu konuda ko-nuşmaktan sakındırmasının sebebini de kolayca anlayabilir. Zira bu konuda araş-tırmaya dalıp da ayakları sürçmeyen kimse çok azdır. Sadece Allah'ın lütfü ve faz-lıyla koruduğu kimseler, korunabilmiştir.

Birkaç Bölümde, İlahi Kaza ve Kader Hakkında Söz
1-Anlamı ve tanımı hakkında: Dış olayları ve varlık işlerini kendilerini gerekti-ren sebeplerle gözönünde bulunduracak olursak, iki haletten dışarı değildir. Zira bu hadise ve işler, kendilerini gerektiren şartlar ve sebepler meydana gelmeden ve bu olay-ların meydana gelişinin kendilerine bağlı olduğu engeller ortadan kalkmaksızın ne kesin bir tahakkuk ve subuta sahiptir ve ne de yokluğuna. Gerçekleşmek ve gerçek-leşmemek arasında tümüyle eşittir.

Ama bu işleri gerektiren sebepler, meydana gelmesini sağlayan şartlar kemale erer ve engeller ortadan kalkarsa, artık sadece tahakkuk etme halleri baki kalır. Bu tereddüt ve belirsizlikten dışarı çıkar. İki taraftan biri, yani varlık ve yokluğu kesin bir şekilde gerçekleşir. Meydana gelmemek ise o olayların varlığının kendisine bağlı olduğu şart ve sebepler yok olduğu varsayıldığı taktirde geçerlidir ve böylece vuku bulur. Tahakkukun gerçekleşmesi de, tahakkukun kendisinden asla ayrılmaz.

Bu iki itibar, bizim dış fiillerimizde de cereyan etmektedir. Zira bir işe teşebbüste bulunmadığımız müddetçe o iş vaki olup olmamak hususunda tereddüt halindedir. Ama sebepler şartlar ve gerektirici durumlar ortaya çıkarsa, irade ve kararımız da bunu bütünlerse ve fiilin meydana gelmesi için hiçbir engel de kalmazsa, imkan ve tereddüt taraflarından biri vaki olur ve o amel meydana gelmiş olur. Bu durum itibari ameller konusunda da geçerlidir.

Örneğin iki kişi bir mal konusunda ihtilafa düşünce ve her birisi o malın sahibi olduğunu iddia edince, o şeyin memlukiyeti o ikisinden biri için mümkün ve tereddüt arasındadır. Ama aralarında hüküm versin diye bir hakeme baş vurur ve hakem de onlardan birinin lehine hükmederse, o belirsizlik ve tereddüt hali ortadan kalkar. İki taraftan biri gerçekleşmiş olur ve diğeriyle irtibatı kesilir.

Burada hakimlik ve iki taraftan birinin sözünün gerçekleşmesi, fiili hakimlik ve belirginleşme gibidir. Zira hakimin malın falan şahsa ait olduğuna dair sözü ihtilafı sona erdirmiş, aralarında tereddüt ve belirsizlik olan davalı iki taraftan biri hak sa-hibi olarak ortaya çıkmıştır. "Şöyle böyledir" diye haber veren, habercinin sözü de sona erdirici ve belirticidir. Bu da bizim kaza ve hakemlik olarak adlandırdığımız şeydir.

Bu alemdeki olaylar varlık ve gerçekleşme hususunda münezzeh olan Allah'a da-yalı ve Allah'ın bir fiili olduğu hasebiyle de bu iki itibar, aynen gerçekleşme olayı on-larda da aynı şekilde cereyan etmektedir. Zira bu olaylar, Allah'ın kendilerini ta-hakkuk ettirme ve var etmeyi istemediği ve

de varlıklarını gerektirecek şart ve sebep-ler mevcut olmadığı taktirde, aynı şekilde imkan ve tereddüt arasında vaki olma ve vaki olmama haletinde baki kalmaktadır. Ama Allah onların vuku bulmasını is-ter, gerçekleşmlerini irade eder, tahakkuk etmesi için gerekli şartlar ve sebepler de mevcut olursa, artık gerçekleşme dışında bir yol kalmaz. Bu hakkın meşiyeti şart ve sebepleri temin etmesi, Allah'ın iki taraftan birini tayin etmesi varlığı tereddüt ve be-lirsizlikten çıkarmaktadır ve bu ilahi kaza diye adlandırılmaktadır.

Bu iki itibar teşrii ve yasama hususunda da aynı şekilde cereyan etmektedir. Al-lah'ın şeri bir iş hususundaki kesin hükmü, Allah'ın kazasıdır. Bu yüzden, kaza-dan söz edilen her ilahi cümlede bu gerçek göze çarpmaktadır. Örneğin şu ayet: "O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur." Başka bir ayet: "Bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti" hakeza başka bir ayet ise: "Sorduğunuz iş işte böylece kesinleşmiştir" hakeza başka bir ayet ise: "İsrailoğullarına Kitapta: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız diye bildirdik"

ve tekvini (yaratışsal) kazayı ifade eden diğer ayetler…Ama teşrii kazaya işaret eden ayetler ise, örneğin şu ayettir: "Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur." Hakeza şu ayet: "Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir." Hakeza şu ayet: "Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir" elbette bu ve daha önceki ayetlerde yer alan kaza, teşrii anlaşmazlığı çözme anlamındadır ve başka bir tabirle, tekvini hakemlik ve kaza manasını ifade etmektedir.

Görüldüğü gibi bu ayeti kerimeler, bu iki akli itibarın Allah'ın fiilleri olduğu hasebiyle, tekvini (yaratışsal) olaylarda, Allah'ın teşrii fiili olduğu hasebiyle de teşrii (yasamaya ait) hükümlerde ve Allah'a isnat edilen her hüküm ve sona erdirici ha-kemlikte de geçerliliğini ve doğruluğunu imza ve teyit etmektedir. Bazen bir itibara göre kaza, hüküm ve söz diye de tabir edilmektedir. Örneğin şöyle buyurmaktadır: "Hüküm sadece Allah'a aittir" hakeza şöyle buyurmaktadır: "Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur" ve hakeza şöyle buyurmaktadır: "Benim katımda söz değişmez" ve şöyle buyurmaktadır: "Ben hakikati söylüyorum"

2-Kazanın Anlamına Felsefi Bir Bakış: Şüphesiz nedensellik kanunu bir ger-çektir ve mümkün (olabilir) olan her varlık vasıtalı veya vasıtasız, münezzeh olan Allah'ın sonucu olan bir şeydir. Hiç şüphesiz sonuç, tam sebebine isnat edildiğinde, o sebep açısından zaruret ve vücuba sahiptir. Zira her mümkün varlık, vacip olmadık-ça vücuda gelemez.

Ama eğer sonucu tam nedenine isnat etmezsek, imkan haleti kendisi için eşittir. Burada ister zaten mümkün olan mahiyetler gibi, haddi zatında ve başka bir şeyle mukayese edilmeksizin mülahaza edilsin ve isterse de tam nedeni-nin bazı parçalarına isnat edilsin, her haliyle mümkündür. Zira bu parça veya par-çalar o sonucun zaruret ve farziyetini farz kılacak olursa, onun tam nedeni olur. Oy-sa biz, o parçaların tam neden var olmadıklarını, tam nedenin bir parçası oldukları-nı varsaydık.

Zaruret ve vücup, imkanın iki tarafından birinin tahakkuku (varlık veya yok-luk) ve bir şeyin belirsizlik ve tereddüt halinden çıkışı anlamında olduğu için müm-kün varlıklar silsilesine hakim olan zaruret, eşyadan her birini kendine özgü şartla-rında farz kılan, yüce vacib'ul Vücuda isnatları cihetinden ötürü, Allah-u Teala ta-rafından genel bir kazadır. Nitekim bu varlıklardan her birine özgü zaruret de her birine oranla, özel bir kazasıdır. Zira kazadan maksadımız işi sona erdirmek ve o şeyi belirsizlik ve tereddüt haletinden dışarı çıkarmaktır.

Buradan da anlaşıldığı üzere kaza Allah'ın fiili sıfatlarından biridir ve o fiilin tam ve vacip kılıcı nedenine isnadı mülahazası esasınca fiilden elde edilmektedir.
3-Bir çok rivayetler de bu görüşü teyit etmektedir. Örneğin el-Mehasin kitabında, Berki babasından, o da İbn-i Ebi Umeyr'den, o da Hişam b. Salim'den şöyle dedi-ğini nakletmektedir: "İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah bir şeyi icad et-mek istediğinde, evvela onu taktir eder. Taktir ettiğinde,

kazada bulunur. Kaza et-tikten sonra da imza ve icra eder."
Hakeza, el-Mehasin kitabında (Berki), babasından, o da İbn-i Ebi Umeyr'den, o da Muhammed b. İshak'tan şöyle dediğini nakletmiştir: "Ebu'l-Hasan (a.s) Ali b. Yaktin'in kölesi Yunus'a şöyle buyurmuştur: "Ey Yunus! Kader konusuyla ilgi-lenme" O şöyle arzetti: "Ben kader konusuyla ilgilenmiyorum, ama şöyle diyorum: "Sadece Allah'ın irade,

meşiyyet, kaza ve kaderinin istediği şey tahakkuk eder." İmam şöyle buyurdu: "Ama ben böyle demiyorum. Aksine şöyle diyorum: "Allah'ın meşiyyet, irade ve kazasının istediği şey gerçekleşir." Daha sonra şöyle buyurdu: "Meşiyetin olduğunu biliyor musun?" O, "Hayır" diye arzetti. İmam şöyle buyurdu: "Bir şeyi kararlaştırmasıdır. Sen Allah'ın iradesinin ne olduğunu biliyor musun?" O, "Hayır" diye arzetti. İmam şöyle buyurdu:

"Bir şeyi meşiyyeti esasınca tamamla-masıdır. Sen Allah'ın taktirinin ne olduğunu biliyor musun?" O, "hayır" diye arzetti. İmam şöyle buyurdu: "Uzunluk, genişlik ve baki kalış müddeti hususunda bir şeye ölçü vermektir." Daha sonra şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah bir şey isterse, onu irade eder. İrade ettiği zaman ise onu taktir eder. Taktir ettiği zaman ise, ona kaza eder (hükmeder). Kaza ettiği taktirde de, onu icra eder."

Başka bir rivayette ise, Yunus Ebu'l-Hasan'ın (a.s) şöyle buyurduğunu naklet-miştir: "Sadece Allah'ın, meşiyyet, irade, taktir ve kazasının gerektirdiği şey vücuda gelir." Ben (Yunus), şöyle arzetim: "Meşiyyetin anlamı nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Fiilin başlamasıdır." Ben şöyle arzettim: "İradenin anlamı nedir?" İmam şöyle bu-yurdu: "Hakkında sebat ve mukavemet göstermektir." Ben şöyle arzettim: "Taktirin anlamı nedir?" İmam şöyle buyurdu: "Genişlik ve uzunluk açısından ölçü vermektir." Ben şöyle arzettim: "Kaza ne demektir?" İmam şöyle buyurdu: "Kazasını yapınca (hükmünü verince) onu icra eder ve hiçbir şey onun meydana gelmesine engel olamaz."

Tevhid-i Seduk'da, Dekkak Kuleyni'den, o da İbn-i Amir'den, o da Mualla'dan şöyle dediğini nakletmiştir. "Alime (a.s) şöyle soruldu: "Allah'ın ilmi nasıldır?" O şöyle buyurdu: "Allah bilir, ister, irade eder, taktir buyurur, kaza ve hüküm verir, imza ve icra eder. Kazasını verdiği bir şeyi icra ve imza eder, taktir ettiği bir şeye ka-za eder ve irade ettiği bir şeyi taktir eder. O halde Allah'ın meşiyyeti onun ilmidir, iradesi meşiyyeti iledir,

taktiri iradesi iledir, kazası taktiri iledir ve imzası kazası iledir. O halde, ilmi meşiyetinden öncedir ve meşiyyeti ikinci aşamadadır. İrade ise üçüncü makamdadır ve taktir imza vesilesiyle tahakkuk eder. O halde, ilim, meşiy-yet, irade ve eşyanın taktiri hususunda, Allah Tebarek ve Teala için beda hasıl ol-maktadır. Ama eğer kaza, imza ve icra merhalesine ulaşırsa, artık beda vücuda gelmez."

İmam'ın (a.s) buyurduğu bu sıralama, meşiyeti ilimden sonra ve iradeyi meşiyetten sonra bilmesi, akli bir sıralamadır. Akıl bu sıralamayı doğru bulmaktadır.
Aynı kitapta kendi senediyle İbn-i Nubate'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Müminlerin Emiri (a.s) eğilmiş bir duvarın altından kalkıp başka bir duvarın al-tına geçti. Ona şöyle arzedildi: "Ey Müminlerin Emiri! Allah'ın kazasından mı kaçıyorsun?" İmam şöyle buyurdu: "Allah'ın kazasından aziz ve celil olan Allah'ın kaderine kaçıyorum."

Ben (Allame Tabatabai) şöyle diyorum: "Bunun sebebi ise şudur: Taktir, mu-kadder olduğu şeye kesinlik ve sapmazlık kazandırmamaktadır ve mukadder kılı-nan şeyin tahakkuk etmemesi ümit edilir. Ama kaza ve hükmü verilirse, artık on-dan kaçmak mümkün değildir. Bütün bu geçen konular hakkında, Ehl-i Beyt imamları (a.s) yoluyla bir çok rivayetler nakledilmiştir.

3349. Bölüm
İnsana Kaza ve Kaderin Yazılması

16762. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Nutfe, rahimde kırk gece yer aldıktan sonra, yanına bir melek gelir ve şöyle der: "Ey rabbim! Emrin nedir? Bu mutlu mudur yoksa mutsuz mu? Bu kız mıdır yoksa erkek mi?" Böylece Allah emreder. O nutfenin mutlu veya mutsuz, erkek veya kız olduğunu, eseri, musibeti, rızkı ve eceli yazılır."

16763. İmam Bakır (a.s), insanın rahimde yaratılışı hakkında şöyle buyurmuştur: "Dört ay kamil olunca, Allah iki melek gönderir ve o ikisi şöyle arzeder: "Ey Rabbimiz! Ne buyuruyorsun? Kız mı yoksa erkek mi?" Kendilerine gerekli emir verilir. Sonra şöyle arzederler: "Ey rabbimiz! Mutlu mudur yoksa mutsuz mu?" Bu konuda da gerekli emir verilir. Ardından şöyle arzederler: "Ey rabbimiz, yaşama müddeti ve rızkı ne kadardır?" Bütün halleri -ki imam onlardan bazısını zikretmiştir- yazılır ve melek bu sözleşmeyi iki gözlerinin arasına (alnına) yazar."

16764. İmam Bakır (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: "Allah iki meleğe şöyle vahyeder: "Kaza, kader ve emrimin onun hakkında cari oluşunu yazınız ve yazdığınız şeylerde, beda şartımı kaydediniz." O iki melek şöyle arze-der: "Ey rabbimiz! Ne yazalım?" Allah başlarını (o çocuğun) annesinin başına doğru kaldırmalarını vahyeder. O iki melek başlarını yukarı kaldı-rınca annesinin alnına deyen bir levha görürler. O levhaya bakarlar ve o levhada şeklini, süsünü, ecelini ve mutlu mu veya mutsuz mu sözleşmesi-ni, özetle onun tüm hallerini o levhada müşahade ederler."
bak. 232. Konu, es-Seadet, 272, eş-Şekavet; el-Kafi, 6/12

3350. Bölüm
İnsanın İradesi ve İlahi Kaza

Kur'an:
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, hikmet sahibidir."
"Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileye-mezsiniz."
"Bir kavim kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onla-rın durumunu değiştirmez."
16765. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir belde veya ev halkı veya bir bedevi bana karşı hoşlanmadığım bir günaha düştükten sonra, hoşlandığım itaate yönel-dikleri taktirde ben de onların hoşlanmadığı azabımdan, onların hoşlan-dığı rahmetime yönelirim."

16766. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ne şekilde olursanız, sizlere öyle hükmedilir."
16767. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah bir topluluğun kötülüğü-nü isteyince, onların işlerinin dizginlerini nimet içinde yüzen ayyaşlara bı-rakır."

16768. İmam Ali (a.s), Allah Resulü'nün (s.a.a) ashabının sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala doğruluk ve dürüstlüğümüzü görünce düş-manımızı hor/hakir kıldı ve bizlere zafer nasib etti. Sonunda İslam her yere yayıldı ve kendine geniş bir yer edindi."
16769. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah bizi sadık ve sabırlı görün-ce, düşmanlarımız için horluk ve yenilgi gösterdi ve bizlere ise yardım ve zafer indirdi."

16770. İmam Ali (a.s), Medain harabesinin önünden geçince şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bu insanlar (kendilerinden öncekilerin) varisleri idiler. Sonra başkaları bunlara varis oldu. Bu insanlar haramları helal kıldılar. Böylece büyük cezalara düçar oldular. O halde haramları helal saymayınız ki, sizle-re de azap ve ceza iner."

16771. İmam Ali (a.s), Haricilerin fitnesi yatıştıktan sonra ashabına şöyle buyur-muştur: "Gerçekten de Allah sizler hakkında ihsanda bulundu ve sizlere iyi yardım etti. O halde hiç durmadan düşmanınıza doğru yola koyulun." Onlar şöyle dediler: "Ey Müminlerin Emiri! Kılıçlarımız körelmiş, okla-rımız sona ermiş, mızraklarımızın ucu kırılmıştır. O halde izin verin de (geri dönelim ve) kendimizi hazırlayalım…" İmam (a.s) şu ayeti okudu: "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dön-meyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz" demişti."

16772. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki onların kendi topraklarında islah ve onarımla uğraşması ve sizin de kendi toprak-larınızda fesatla uğraşmanız, onların emanete riayeti ve sizin hıyanetiniz. Onların önderlerine itaati ve sizin önderlerinize isyanınız, onların batıl hususunda el ele verişi ve sizin hakkınız hususunda dağınıklığınız sebe-biyle bu cemaatin galip gelmesinden korkuyorum. "

16773. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu topluluğun mutlaka size üstün geleceğini görüyorum. Onların birlik içinde olduğunu, sizin dağınıklığınızı, onların önderlerine itaat ettiğini, sizin ise bana isyan ettiğinizi görüyorum."
16774. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki benden sonra, sizler sürekli bela ve musibetlere düçar olacaksınız. Öyle ki, beni seven ve bana uyan kimse, kendi zamanındaki insanlar arasında,

bir cariyenin çocuğun-dan daha hor olacaktır." Kendisine, "neden?" diye arzettiler. İmam şöyle buyurdu: "Amelleriniz sebebiyle ve dinde aşağılığa razı olduğunuz sebe-biyle. Eğer sizden biri zalim önderlerin zulmü ortaya çıktığında canını rabbine satar ve cihattan hakkını alırsa (cihat ederse) şüphesiz Allah'ın dini ikame (hakim) olur."

16775. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Taneyi yaran ve insanları yaratan Allah'a yemin olsun ki şüphesiz bir dağın kökünden koparılması, sağlam ve istihkamlı bir devletin yıkılmasından daha kolaydır. Ama aralarında ih-tilaf çıkınca, canım elinde olana andolsun ki, eğer güvercinler bile onların üzerine saldırsa, şüphesiz kendilerine üstün gelir."
16776. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kazanın/kaderin gerçekleştiğine hük-medildikten sonra imtihan dönemi bitti. Basiretle kılıç salladılar ve öğüt verenin emriyle Rablerine yakınlaştılar."
bak. el-Kader, 3283. Bölüm; el-Fesad, 3201. Bölüm; el-Bihar, 5/84, 3. Bölüm

3351. Bölüm
Allah'ın Mümin İçin Hükmettiği Şey Hayırdır

16777. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala Musa b. İmran'a şöyle vahyetmiştir: "Ey Musa! Yarattığım varlıklardan hiç birisi benim nezdimde, mümin kulumdan daha sevimli değildir. Onu belaya düçar kı-larım ve bu kendisi için daha iyidir. Ben kulumu hangi şeyin ıslah edece-ğini daha iyi bilirim. O halde belalara karşı sabretmeli, nimetlerime şük-retmeli, kazamdan hoşnut olmalıdır ki onu dergahımın sıddıklarından (doğrularından) yazayım. "

16778. , Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Birgün Allah Resulü (s.a.a) akıl dişleri görülecek şekilde gördü ve daha sonra şöyle buyurdu: "Bana neden güldüğümü sormayacak mısınız?" Onlar, "Tabi ey Allah'ın Resu-lü!" diye arzedince Peygamber şöyle buyurdu: "Ben, aziz ve celil olan Al-lah'ın kendisi için her neye hükmeder ve taktir buyurursa sonunda kendisi için iyi olacağı Müslüman'a şaşıyorum."

16779. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın mü-min için verdiği her kazasında hayır vardır."
16780. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kazasında, mümin için her türlü hayır gizlidir."
16781. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kendisine Allah'ın kaza buyur-duğu her şeyin, -ister hoşuna gitsin ve isterse gitmesin,- kendisi için hayırlı olduğu mümine şaşarım. Allah mümini mübtela kılarsa onun günahlarına keffare olur. Eğer ona ihsanda bulunur ve yüce tutarsa, ona bağışta bulunmuş olur."

16782. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın ken-disi hakkında verdiği her kazada hayır bulunan Müslüman'a şaşarım. Eğer makasla parça parça edilse, kendisi için hayırlıdır. Eğer doğudan batıya bütün alemi ele geçirse, yine kendisi için hayırlıdır."

16783. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümin sürekli olarak hayır ve iyilik üzeredir. Eğer bedeni parça parçaya ayrılsa, yine kendisi için hayır-dır. Eğer doğudan batıya aleme hükmetse, bu yine kendisi için hayırdır."
16784. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah mümin için hoşnut ola-rak verdiği her kazada mutlaka taktir ettiği şeyde onun hayrını karar kıl-mıştır."

16785. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsrailoğulları Musa'nın (a.s) ya-nına geldiler ve ondan kendileri için aziz ve celil olan Allah'tan istedikleri taktirde yağmur yağdırmasını ve istemedikleri taktirde de yağmurun ke-silmesini dilemesini istediler. Musa aziz ve celil olan Allah'tan İsrailoğul-ları için böyle bir istekte bulundu. Aziz ve celil olan Allah ona şöyle bu-yurdu: "Ey Musa! Onların isteğini kabul ettim." Musa bu haberi onlara verdi.

İsrailoğulları toprağı ektiler, hiçbir yeri boş bırakmadılar. Daha sonra istedikleri zaman yağmur yağdı ve istemedikleri zaman yağmur ke-sildi. Böylece ziraatları da dağlar ve tepeler gibi yükseldi. Ekinlerini biçip, harmanlarını dövdükleri zaman, hiçbir tane göremediler. Bunun üzerine Musa'ya şikayette bulundular ve şöyle dediler: "Biz senden, Allah'tan gökyüzünün bizim istediğimiz zaman yağmasını istemeni istedik, Allah da kabul etti.

Ama onu bizim zararımıza dönüştürdü." Musa şöyle arzetti: "Ey Rabbim! İsrailoğulları kendilerine yaptığın işten dolayı inlemektedir-ler." Allah şöyle buyurdu: "Neden inliyorlar ey Musa!" Musa şöyle arzetti: "Onlar, senden istedikleri zaman, gökyüzünden yağmur yağmasını ve is-temedikleri zaman yağmurunu kesmesini dilememi istediler. Sen de onla-rın isteğini kabul ettin. Ama gökyüzünün yağdırmasını onların zararına dönüştürdün." Allah şöyle buyurdu: "Ey Musa! İsrailoğullarının taktir edicisi ben idim. Ama onlar benim taktirime rızayet göstermediler ve bu-nu onların kendi isteğine bıraktım. Böylece gördüğün şey oldu."
bak. el-Bela, 412. Bölüm



3352. Bölüm
Allah'ın Kazasından Hoşnut Olmayan Kimse

16786. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın kudreti hususunda şöyle buyur-muştur: "Sana karşı gelen hükümranlığını eksiltmez. Sana boyun eğen, senin mülkünü arttırmaz. Hükmünden memnun kalmayan, senin kararını geri çeviremez."
16787. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Herkim benim kazamdan boşnut olmaz ve benim taktiri-me iman etmezse, benden başka bir mabud arasın."

16788. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala şöyle buyurmuş-tur: "Herkim benim kaza ve kaderimden hoşnut olmazsa, benden başka bir rab arasın."
16789. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala şöyle buyurmuş-tur: "Herkim benim kazamdan hoşnut olmaz ve benim belama sabret-mezse, benden başka bir rab arasın."

16790. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Herkim benim kazamdan hoşnut olmaz, nimetlerime şük-retmez ve belama sabretmezse, benden başka bir rab talep etsin."
16791. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü insanların en çok azap göreni, Allah'ın kazasından hoşnut olmayan kimsedir."

16792. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim dünya için üzülürse, Al-lah'ın kazasından hoşnut değildir."
16793. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin, dikkat edin! Makamıyla övünen, nesebiyle başkalarına karşı büyüklenen, kazasına karşı koyarak ve nimetlerini görmezlikten gelerek Rablerine çirkin şeyler isnad eden ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri inkar eden büyüklerinize ve idarecilerinize itaat etmekten sakı-nın."
bak. er-Rıza (1), 1522. Bölüm

3353. Bölüm
Kaza Kavramının Müteşabih Oluşu

16794. İmam Ali (a.s), kaza kavramının müteşabih olduğu hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Kazanın on anlamı vardır: İşi bitirmek anlamında kaza, emretmek anlamında kaza, haber vermek anlamında kaza, yerine getirmek anlamında kaza, farz kılmak anlamında kaza, kitap ve yazmak anlamında kaza, sona erdirmek anlamında kaza, hakemlik ve davayı görmek anlamında kaza, yaratmak anlamında kaza ve ölümün gelip çatması anla-mında kaza.

Ama işi bitirmek anlamında kazanın delili Allah-u Teala'nın şu sözü-dür: "Kur'an'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur'an'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dedi-ler Kur'an'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak millet-lerine döndüler." Yani sona erince (okunması bitince) ve bitince anla-mındadır. Başka bir delili ise şu ayettir: "Hac ibadetinizi bitirdiğiniz-de, Allah'ı anın."

Emretmek anlamında kazanın örneği ise, Allah-u Teala'nın şu sözü-dür: "Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik et-meyi buyurmuştur" yani, ona emrettik demektir. Aynısı kasas suresinde vardır.

Haber vermek ve bildirmek anlamında kazanın örneği ise Allah-u Tea-la'nın şu sözüdür: "Mûsa'ya emrimizi vahyettiğimiz zaman, sen batı yönünde, bulunmuyordun." "Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlayacaklarını bildirdik." Hakeza şu ayettir: "İsrailoğullarına Kitapta: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozguncu-luk yapacaksınız" diye bildirdik" yani "Tevrat'ta onlara hangi işleri yapacaklarını bildirdik" demekti.

Yerine getirmek anlamında kazanın örneği ise, Allah-u Teala'nın Taha suresindeki şu ayetidir: "Ne hüküm vereceksen ver" Hakeza Enfal suresinde: "Gerekli emri yerine getirsin diye olacak işi yaptı" yani ezeli ilminde olan şeyi yaptı ve bu anlamda kaza Kur'an'da bir çok yerde kullanılmıştır.

Azabı farz kılma anlamında kazanın örneği ise, Allah-u Teala'nın İb-rahim suresindeki şu ayetidir: "İş olup bitince, şeytan şöyle der: " Yani onlara azap farz olunca. Başka bir örneği ise Yusuf suresindeki şu ayettir: "Sorduğunuz iş işte böylece kesinleşmiştir" yani hakkında sorduğunuz şey vacip ve gerekli oldu.

Yazmak ve kesinleşmek anlamında kazanın örneği ise, Allah-u Tea-la'nın Meryem hikayesindeki şu ayetidir: "Bu önceden kararlaştırılmış bir iştir" yani malum ve kesin.
Sona erdirmek anlamında kazanın örneği ise Allah-u Teala'nın Kasas suresindeki şu sözüdür: "Mûsa süreyi doldurunca" yani, koyduğu şartı sona erdirince. Hakeza Musa'nın (a.s) şu sözüdür: "Mûsa: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım" yani sona erdirdiğimde.

Hakemlik anlamında kazanın örneği ise, Allah-u Teala'nın şu ayetidir: "Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir" yani onların arasında hükmetti ve hakemlikte bulundu. Hakeza Allah-u Teala'nın şu ayetidir: "Allah, gerçekle hükmeder.

O'nu bırakıp da yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür" hakeza mü-nezzeh olan Allah'ın şu ayetidir: "O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır" hakeza Allah-u Teala'nın Yunus suresindeki şu ayeti-dir: "Aralarında adaletle hükmolunmuştur."
Yaratmak anlamında kazanın örneği ise, münezzeh olan Allah'ın şu ayetidir: "Bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti" yani yedi göğü yarattı.

Ölümün nazil olması anlamında kazanın örneği ise Cehennem ehlinin Zuhruf suresinde yer alan şu sözüdür: "Cehennemde şöyle seslenirler: "Ey nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der" yani ölümü bizlere indirsin. Diğer bir örneği ise Allah'ın şu ayetidir: "Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez" yani ölümü rahat etmemeleri için onlara indirmemektedir. Hakeza Süleyman b. Davud'un hikayesindeki şu ayettir: "Ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere fark ettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki" Allah-u Teala'nın maksadı şudur: "Ona ölümü indirdiğimiz zaman."

3354. Bölüm
Kaza Kader (Çeşitli)

16795. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer ilahi kaza pusuda ise bu zaaf ve zillet de neden?"
16796. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kaza nazil olunca, feza (mey-dan) daralır."
16797. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şu sekiz şey sadece Allah'ın ka-zası ve kaderiyle gerçekleşir: Uyku, uyanıklık, kuvvet, zayıflık, sıhhat, has-talık, ölüm ve hayat"
444. Konu

el-Kaza (2)
Hüküm Vermek-Yargılamak


Bihar, 104/261-300; Ebvab'ul Kazaya ve'l-Ahkam
Vesail'uş-Şia, 18/2-224; Kitab'ul Kaza
Bihar, 104/289, 8. bölüm; Cevami'ul Ahkam ve'l-Kaza
Vesail'uş-Şia, 18/200, 18. bölüm; lil kazi en yehkume bi lmih
Kenz'ul Ummal, 5/801, 6/91; fi'l-Kaza
Bihar, 40/218, 97. bölüm; Kazaya Emir'el Müminin (a.s)

bak.
68. konu, et-Tecessüs; 188. konu, er-Rişve; 406. konu, el-Fetva; 438. konu, el-Kur'e; er-Re'y (1); 1424. bölüm; eş-Şirk, 1989. bölüm


3355. Bölüm
Hüküm Verme Hakkı Olan Kimse

Kur'an:
"Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde halife kıldık, o halde in-sanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azâb vardır."

16798. İmam Ali (a.s), Şureyh'e şöyle buyurmuştur: "Ey Şureyh! Sen Peygam-ber'in veya Peygamberin vasisinin ya da mutsuz insan dışında hiç kimse-nin oturamayacağı bir yere oturmuş bulunmaktasın."
16799. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hüküm vermekten sakın. Zira hüküm vermek, gerçekte, hüküm vermede bilgin olan ve Müslümanlar arasında adaletle hükmeden imamın, Peygamber'in veya Peygamber'in vasisinin hakkıdır."

3356. Bölüm
Tağut'un Hükmüne Müracaat Etmek

Kur'an:
"Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilenlere inandıkla-rını iddia edenleri görmüyor musun? Tağutun önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emrolunmuşlar-dı."
"Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitab'ına çağırılmışlar son-ra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenler-dir."

16800. İmam Sadık (a.s), bir borç veya miras konusunda aralarında ihtilaf çıkınca hüküm vermesi için tağuta müracaat eden iki ashabı hakkında şöyle buyurmuştur: "Herkim davayı tağuta götürürse ve tağut da onun lehine hüküm verirse, aldığı şey her ne kadar kesin hakkı da olsa, kendisi için haramdır. Zira onu tağutun hükmüyle almıştır. Oysa Allah tağutu inkar etmesini emretmiştir."
16801. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir mümin başka bir mümini ihtilaflı oldukları bir konuda, zalim bir kadı veya sultana götürürse ve o kadı veya sultan da Allah'ın hükmüne aykırı bir hüküm verirse, o mümin kadının (veya sultanın) günahına ortak olur."

16802. İmam Sadık (a.s), kendisine, Allah-u Teala'nın "malları aranızda haksız yere yemeyin ve onu hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin" ayetini soran Ebu Basir'e şöyle buyurmuştur: "Ey Ebu Basir! Aziz ve celil olan Allah bu ümmetin arasında zalim hakimlerin olduğunu bilmektedir. Bil ki Allah'ın bu ayetten maksadı adil hakimler değildir.

Maksadı zalim hakim-lerdir. Ey Eba Muhammed! Eğer birinde bir hakkın olur ve onu adil bir imamın hakimliğine davet edersen ve o bunu kabul etmez de kendi lehine hükmetmesi için zalim hükümdara müracaat etme hususunda ısrar ederse, bu şahıs, tağutun hükmüne müracaat etmiş kimselerdendir. Aziz ve celil olan Allah ise şöyle buyurmuştur: "…Zannedenleri görmedin mi?"
bak. Vesail'uş Şia, 18/2, 1. Bölüm

3357. Bölüm
Hak Üzere Hükmeden Hakimler

Kur'an:
"Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde halife kıldık, o halde in-sanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azâb vardır."
"Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür."
"Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever."

16803. Masum (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en iyisi hak üzere hük-medendir."
16804. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en üstünü en çok hak üzere hükmedenleridir. İnsanların münezzeh olan Allah nezdinde en se-vimli olanı ise en çok doğru konuşanlarıdır."

16805. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sakın sizden (Şiilerden) biri başka birini zalim hakime şikayette bulunmasın. Sizden kimin bizim hü-kümlerimizi ve hakimliğimizi daha iyi bildiğine baksın ve onu kendi arala-rında hakem kılsın. Zira ben onu size hakim karar kıldım. O halde kendi aranızda yargıda bulunması için, onun yanına gidiniz."

16806. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah indinde adil kimseler, kı-yamet günü, rahman olan Allah'ın sağ tarafında nurdan minberler üzerin-de olurlar. Allah'ın her iki eli de sağdır (Allah'ın sağ ve sol ciheti yoktur.) O adil kimseler, kendi hükümetlerinde, kendi aileleri arasında ve sorum-lusu oldukları kimseler arasında adaletli davranırlar."
16807. İmam Sadık (a.s), Ebu Hatice'yi ashabına doğru gönderince ona şöyle bu-yurmuştur:

"Onlara şöyle de: "Sakın sizden biri herhangi bir ihtilafta; bir borç veya alacak meselesinde bir ihtilaf ortaya çıktığında, yargı işini bu fa-sıklardan birine götürmesin. Aksine kendi aranızdan helal ve haramları-mızı bilen kimseyi hakim kılın. Zira ben onu hakim tayin ettim. Davanızı görmesi için zalim sultana müracaat etmekten sakının."

3358. Bölüm
İslam'ın Hükmüne Teslim Olmak

Kur'an:
"Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmaz-lar."
16808. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Hayır, rabbine andolsun ki…" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Teslim olmak, onun verdiği hükme razı olmak ve kani olmak anlamındadır."

16809. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hakim olan kimse, bizim hükmümüz esasınca hükmederse onun hükmünü kabul etmeyen kimse gerçekte, Allah'ın hükmünü hor saymış ve sözlerimizi reddetmiştir. Her-kim de bizi redderse Allah'ı reddetmiş olur ve bu amel Allah'a şirk koşma haddindedir."

16810. Abdullah b. Zübeyr şöyle diyor: "Ensar'dan biri Zübeyr ile hurmalık-ları sulama hakkında ihtilafa düştü. O Zübeyr'e şöyle dedi: "Suyun önünü aç gitsin" Ama Zübeyr bundan imtina etti ve Allah Resulü'nün hükmüne müracaat ettiler. Allah Resulü (s.a.a) Zübeyr'e şöyle buyurdu: "Ey Zübeyr! Hurmalıklarına su ver.

Sonra suyu komşunun toprağına doğru bırak." Ensar'dan olan şahıs kızdı ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Halan oğlu olduğu için mi (böyle hüküm verdin)?" Allah Resulü'nün (s.a.a) öfkeden rengi değişti ve şöyle buyurdu: "Ey Zübeyr! Hurmalıklarına su ver, sonra da duvarlara doğru dönmesi için suyun önünü kapat." Zübeyr şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki şu ayetin bu konuda nazil olduğunu zan-nediyorum: "Hayır rabbine andolsun ki iman etmezler…"
bak. 243. Konu, et-Teslim; eş, Şirk, 1989. Bölüm

3359. Bölüm
Herkim Allah'ın İndirdiği İle Hükmetmezse

Kur'an:
"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir. Al-lah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir. İncil sa-hipleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdi-ği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsık olanlardır."

16811. İmam Sadık (a.s), Abdullah b. Muskan'a şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim, iki dirhem hakkında haksız yere hükmederse, sonra da bu konuda zorbalık gösterirse, şu ayetin muhatabı olur: "Herkim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, şüphesiz onlar kafirlerdir." Ben (Abdullah b. Muskan şöyle arzettim: "Ey İbn-i Resulillah! Onun hakkında zorbalık etmesi ne anlamdadır?" İmam şöyle buyurdu: "Kırbaç ve zindanın olması, aleyhine hüküm vermesi ve hükmünü kabul etmediği taktirde ona kırbaç vurup zindana atmasıdır."

16812. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim iki dirhem hakkında Allah'ın nazil buyurduğunun aksine hükmederse, kafir olmuş olur. Her-kim de iki dirhem hakkında hükmeder ve hatalı hüküm verirse, kafir olur."

16813. Hekim b. Cübeyr şöyle diyor: "İmam Seccad'ın (a.s) huzuruna var-dım. Maide suresindeki ayetler hakkında kendisine soru sordum ve ken-disine bu konuda Said b. Cübeyr ile Miksem'e de sorduğumu bildirdim. İmam şöyle buyurdu: "Miksem ne cevap verdi?" Ben, Miksem'in cevabını ona bildirdim. İmam şöyle buyurdu: "Doğru demiştir, ama küfürdür ve bu küfür şirkten kaynaklanan bir küfür değildir. Fasıklıktır ve fasıklık şirkten kaynaklanan bir fasıklık değildir. Zulümdür ve bu zulüm şirkten kaynaklanan bir zulüm değildir. "

16814. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yarattıklarından en fazla buğzettiği-sevmediği iki kişidir… Halkın arasında hüküm vermek için oturur, insanları, şüpheli/bilinmez şeylerden kurtarmayı iş edinir. Kendi-ne belirsiz bir şey sorulsa kendi görüşünce saçma-sapan sözler ifade eder. Sonra da buna kendisi de inanır, yakin eder. O şüpheleri örtmede ağını ören örümcek gibidir. Doğru mu yanlış mı hüküm verdiğini bilmez… Onun zulüm-haksızlık üzere verdiği hükümler neticesinde dökülen kanlar (hal diliyle) feryat etmektedir, miraslar zalim elinden inlemektedir (ki, haksız hükümleri neticesinde sahibine erişmemiştir. )"

3360. Bölüm
Zalim Hakim

16815. Resulullah (s.a.a), gözünün ağrısından şikayeti olan Ali'yi (a.s) ziyaret edince ona şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Sabırsızlık mı ediyorsun yoksa dertten mi inliyorsun?" İmam şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Asla bu kadar şiddetli bir acı görmedim." Peygamber şöyle buyurdu:

"Ey Ali! Ölüm me-leği, canını almak için günahkar bir kula indiği zaman, kendisiyle birlikte ateşten bir şiş getirir ve o şişle canını alır ve cehennem feryat eder." Ali (a.s) yanında doğrularak oturup şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Bana sözünüzü tekrar ediniz. Zira söylediğiniz söz bana acımı unutturdu. Aca-ba bu azap ümmetinden birine ulaşacak mı?" Peygamber (s.a.a) şöyle bu-yurdu: "Evet, zalim hakimler, yetim malını yiyenler ve yalan yere şehadet-te bulunanlar (bu azabı görecektir.)"

3361. Bölüm
Hüküm Verme İşinin Önemi

16816. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim hakimlik makamını üstlenirse, bıçak olmaksızın kendi başını kesmiş sayılır."
16817. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkime hakimlik havale edilirse, bıçaksız başı kesilmiş demektir." Kendisine şöyle arzedildi: "Ey Allah'ın Resulü! Başının kesilmesinden maksadınız nedir?" Allah Resulü şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi. "
16818. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim hakemliğe tayin edilir-se, bıçaksız başı kesilmiş olur."

3362. Bölüm
Zalim Hakimlerin Toplantıları

16819. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir taş Allah'ın dergahına şika-yette bulunarak şöyle dedi: "Ey mabudum ve efendim! Kaç yıldır sana ibadet ettim. Şimdi beni bir tuvaletin temel taşı mı kıldın?" Allah şöyle buyurdu: "Seni hakimlerin oturduğu yerden uzaklaştırdığıma hoşnut ol-muyor musun?"

16820. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nevavis ki cehennemde bir yerdir) şiddetli sıcaklıktan dolayı, aziz ve celil olan Allah'a şikayette bu-lundu. Aziz ve celil olan Allah ona hitaben şöyle buyurdu: "Sus, şüphesiz hakimlerin yeri senin yerinden daha sıcaktır."

16821. Muhammed b. Müslim şöyle diyor: "İmam Bakır (a.s) Medine kadısı-nın yanında oturduğum bir esnada yanımdan geçti. Ertesi gün İmam'ın huzuruna vardım. Bana şöyle buyurdum: "Dün seni gördüğüm o toplantı, ne toplantısıydı?" Ben şöyle arzettim: "Fedan olayım! Bu kadı, bazen bana lütfetmekte ve muhabbet göstermektedir. Bu yüzden bazen onun yanında oturuyorum." İmam şöyle buyurdu: "Lanetin inmeyeceği ve bu lanetin seni de kapsamayacağı hususunda bir teminin var mıdır?"

3363. Bölüm
Hakimin Hesabının Şiddetli Oluşu

16822. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü adil hakimi geti-rirler ve onu öyle zor bir hesaba çekerler ki iki kişi arasında bir tek hurma tanesi hakkında bile hüküm vermemiş olmayı arzu eder."
16823. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü adil hakime öyle bir an gelir ki, iki kişi arasında bir tek hurma tanesi hakkında bile hük-metmemiş olmayı arzu eder."

16824. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü adil hakimi geti-rirler ve öyle bir şiddetli hesapla karşı karşıya kalır ki iki kişi arasında bir tek hurma tanesi hakkında bile hükmetmemiş olmayı arzu eder."
16825. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü hakimi getirirler ve hesaba çekilmeden önce, öyle bir korku ve dehşetle karşı karşıya gelir ki, iki kişi arasında bir tek hurma tanesi hakkında bile hükmetmemiş ol-mayı arzu eder."
Şöyle diyorum: "Bu rivayetler sahih ve doğru olduğu taktirde bu hususlar adil olan hakim için hüküm vermesi farz olmayan hususlara yorumlanabilir."
bak. 111. Konu, el-Hisab; el-Velayet (1), 4217. Bölüm