Mizan'ul Hikmet-10.Cilt
 


3240.Bölüm Fakihin Özellikleri


16138. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kulun; fıkıh ve dini tanıması artınca amelde ılımlılığı da artar."
16139. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sakınmak fakihin hasletidir."
16140. İmam Ali (a.s) Mısır'a vali olarak tayin ettiğinde Muhammed bin Ebi Bekir'e verdiği emrinde şöyle buyurmuştur: "En üstün fıkıh ve dini anlayış Al-lah'ın dini hakkında sakınmak ve Allah'ın emirlerini uygulamaktır. O hal-de gizli ve açık işlerinde takvaya riayet etmen gerekir."

16141. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsana Allah'a ibadet etmesi fı-kıh olarak yeter ve kendi görüşünden dolayı gurura kapılması da kendisine cehalet olarak yeter."
16142. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsana hangi elbiseyi giydiği ve ne ile karnını doyurduğu önemsiz olmadıkça fakih olmaz."

16143. Rivayet edildiği üzere bir şahıs kendisine Kur'an öğretmesi için Peygamberin (s.a.a) huzuruna vardı. Peygamber (s.a.a), "O halde her kim zerre miktarınca hayır yaparsa onu görür ve her kim de zerre miktarınca kötülük yaparsa onu görür" ayetine gelince o şahıs, "Bu bana yeter" diyerek gitti. Allah Resulü (s.a.a) şöyle arzetti: "Bu şahıs fakih olarak geri döndü."

16144. İmam Rıza (a.s) babalarında (a.s) naklen şöyle buyurmuştur: "Peygam-berin (s.a.a) gazvelerinin birinde bir grubu Peygamberin (s.a.a) huzuruna getirdiler. Peygamber (s.a.a) "Onlar kimlerdir?" diye sordu. "Mümindirler ey Allah'ın Resulü!" diye arzettiklerinde ise Peygamber şöyle buyurdu: "İmanınızdan ne fayda gördünüz?" Onlar şöyle arzettiler: "Zorluk ve sı-kıntılarda sabretmek ve genişlik halinde şükretmek ve Allah'ın taktirinden hoşnut olmak." Bunun üzerine Allah resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bunlar halim ve alim insanlardır. Fıkıhlarından ) dolayı nerede ise Peygamber olacaklardı."
bak. el-İman, 259. Bölüm; 1277. Hadis

Şöyle diyorum: Ebu Hamid Gazali ilim kavramının değişikliği hususunda şöyle demiştir: "Bil ki yanlışlıkların ve kınanmış ilimlerin şer'i ilimlerle karışmasının kökeni, beğenilmiş isimlerin tahrif edilmesi ve doğru olmayan hedefler esasınca selefi salihin ve ilk neslin gözönünde bulundurduğu manalara aykırı anlamlara intikal etmesidir. Bu değişmiş kavramlar beş tanedir: Fıkıh, ilim, tevhit, tezkir ve hikmet. Bunlar güzel ve beğenilmiş isimlerdi. Bu sıfatlara sahip olan kimseler dini makamlara sahipti. Ama bugün kınanmış anlamlara nakledilmişlerdir. Bu yüzden kalpler, bu isim ve sıfatlara sahip olan kimselerden şiddetle kaçmaktadır.

Birinci kavram fıkıhtır. Bu kavramda yapılan tasarruf ve müdahale tahsisi (özelleştirme tasarrufu) tasarruf idi. Anlamın intikali ve değişikliği değil. Çünkü bu kavramı fetvalarda garip ve fer'i meseleleri tanımaya, bu meselelerin sebeplerinin detaylarını bilmeye, onlardaki uzun bahislere, tafsilata ve bu meselelerle ilgili söz ve görüşlere tahsis etmişlerdir. Bu konularda derinleşmiş ve bu konulara fazlaca yönelmiş kimseler için,

"O daha fakihtir" denilmiştir. Oysa İslam'ın ilk asrında fıkıh ünvanı ahiret yolunun ilmi, nefsin afetlerinin detayları, amelleri zayi eden şeyler, dünyayı küçümsemede ihata gücü, ahiret nimetlerine göz dikmek, ilahi korku ve haşyetin kalbe hakimiyeti anlamında kullanılıyordu. Bu konunun delili ise Allah Tebarek ve Teala'nın şu sözü idi: "Ta ki dinde fakih olsunlar ve kavimlerini kendilerine geri döndüklerinde uyarsınlar."

Dolayısıyla korku ve uyarı sebebi olan ilim gerçek ilim ve fıkıhtır, boşanma, lanetleşme, barışma ve kiralamanın feri konuları değil. Çünkü bu konularla ne bir uyarı hasıl olmaktadır ve ne de bir korkutma, hatta bütün vaktini ve çabasını bu konular için harcamak kalbi katılaştırır ve ilahi korku ve haşyeti ortadan kaldırır. Bunun örneği de bu tür insanlarda görülen davranışlarıdır. Nitekim Allah Tebarek ve Teala şöyle buyurmuştur:

"Onların kalpleri vardır ama onunla anlamazlar" Elbette maksat iman anlamlarını anlamaktır, fetvaları değil. Gerçek şudur ki fıkıh ve fehm (anlama) lugatte aynı anlamda olan iki kelimedir. Geçmişte de şu anda da bu anlamda (kavramak, anlamak) kullanılmaktadır. Hakeza Allah-u Tela şöyle buyurmuştur: "Onlarıniçlerinde size karşı duydukları korku, Allah'a olan korkularından daha şiddetlidir. Çünkü onlar, anlamayan kimselerdir" bu ayette onların aziz ve celil olan Allah'tan az korkmaları ve yaratığın kudretine önem vermeleri onların fıkıhlarının azlığına isnat edilmiştir.

Şimdi biraz düşünün, acaba Allah'tan az korkmaları ve Allah'ın yaratıklarından korkmaları fetvaların detaylarını hükümleri ve hadiseleri ezberlememekten mi kaynaklanmaktadır yoksa zikrettiğimiz ilimlerden nasipsiz olduklarından mı?
Resulullah (s.a.a) elçi olarak yanına gelen kimselere şöyle buyurmuştur: "Onlar alimdir,

hikmet sahibidir ve fakihtirler." Peygamber hakeza şöyle buyurmuştur: "Sizlere kamil ve tam bir fakihi bildirmeyeyim mi?" Onlar, "Tabi" diye arzedince Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "İnsanları münezzeh olan Allah'ın rahmetinden ümitsiz kılmayan, insanları aziz ve celil olan Allah'ın hilesinden güvende kılmayan, Allah'ın fazlından ve kereminden ümitsiz etmeyen ve Kur'ana isteksizlikten ve rağ-betsizlikten dolayı başka bir şeye yönelmeyen kimsedir."

Peygamber hakeza şöyle buyurmuştur: "Kulun gazabı ve öfkesi aziz ve celil olan Allah için olmadıkça ve Kur'an için bir çok anlamlara inanmadıkça tam ve kamil bir fakih olamaz." Bu sözü Ebu Derda da merfu' olarak nakletmiştir. Ayrıca peygamberin şu sözünü de nakletmiştir: "Sonra kendi nefsine yönelir ve herkesten çok kendi nefsini düşman bilir."

Seleften (önceki alimlerden) bazıları şöyle demişlerdir: Fakih dünyada zahit olan, ahirete rağbet eden, görüşünde basiret sahibi olan kimsedir. Fakih kimse Rabbine daima ve sürekli ibadet eder. Rabbinden sakınır, Müslümanların haysiyetiyle oynamaz, Müslümanların malı hakkında iffetli olur. Müslümanların topluluğu için hayır diler. Bütün bu hususlarda, "fetvaları ve şer'i detayları da bilmelidir" kaydı zikredilmemiştir. Ben fıkıh kavramının zahiri hükümler hakkındaki fetvaları da içermediğini de söylemiyorum ama bu iş genel, şumul veya tabi olma yoluyladır.

Dolayısıyla fıkıh kavramı daha çok ahiret ilmi ve kalp ile hükümler hakkında kullanılmıştır. Bu kavramın o anlamlardan bu yaygın olan anlamlara tahsisi ise bazı kimselerin kendisini bu tahsis edilmiş anlama vakfetme yanlışlığına düşmesine, ahiret ilmi ve kalple ilgili hükümlerden yüz çevirmesine sebep olmuştur. Özellikle bu iş insanın tabiatıyla da daha çok uyum içindedir. Çünkü batın ilmi zordur ve onunla amel etmek müşküldür ve hükümet makamı, yargı, mal ve makama ulaşmak için bir bahane kılınması mümkün değildir. Şeytan da bu fırsattan istifade ederek fıkıh isminin şeriattaki cezb ediciliğini tahsis edilmiş anlamını kalplere süslü göstermiştir.

Şehid-i Sani (r.a) Münyet'ul Mürid adlı kitabında şöyle diyor: "Sadece tedvin edilmiş bu konuları öğrenmek Allah-u Teala nezdinde fıkıh sayılmamaktadır. Al-lah-u Teala nezdinde, fıkıh hakikatte Allah'ın celal ve azametini algılamaktır. Al-lah-u Teala hakkında huşu, heybet ve korku icat eden de bu ilimdir. Bu ilim takva-ya yönelmeye, uygun olmayan sıfatları tanımaya ve neticede ilgili sıfatlardan uzak durmaya, beğenilmiş sıfatları tanımaya ve sıfatlarla amel etmeye sebep olmaktadır. Bu ilim Allah'tan korkuya neden olmakta ve ruhlarda bir hüzün icat etmektedir.

Nitekim Allah-u Teala da kendi kitabında bu nükteye teveccüh etmiş ve şöyle bu-yurmuştur: "Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve millet-lerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli ol-maz mı?" Uyarma ve korkuya sebep olan ilim bu tedvin edilmiş ilim değildir. Zira bu tedvin edilmiş ilimden maksat muamele şartlarıyla amel ederek malları korumak, malları vasıtasıyla bedenleri korumak ve cinayet ve yaralamalara engel olmaktır.

Dolayısıyla önemli olan ilim Allah-u Teala'nın yolunu katetme şeklini tanımak kalbin zorluklarını ve sıkıntılarını geride bırakmaktır. Yani kul ile Allah-u Teala arasında bir örtü olan kınanmış sıfatlardan soyutlanmaktır. Zira eğer kul bu kötü sıfatlara bulaşırsa Allah-u Teala'ya ulaşamaz. İşte bu sebeple de ilim (fıkıh) Allah'tan korku ve haşyete sebep olmaktadır.

3241. Bölüm
Fakih Kimdir?

16145. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizlere gerçek fakihi haber ver-meyeyim mi? Allah'a isyan hususunda insanlara ruhsat vermeyen, insanları Allah'ın rahmetinden ümitsiz kılmayan, insanları Allah'ın düzeninden ve azabından güvende kılmayan ve Kur'andan gayrisine rağbet etmek için Kur'an'ı terk etmeyen kimsedir."
16146. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mükemmel fakih (İslami ilimler-de mütehassıs), halkı Allah'ın rahmetinden ümitsiz etmeyen, onları Al-lah'ın şefkatinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah'ın düzeninden (ceza-sından) onları güvende kılmayan kimsedir."

16147. İmam Bakır (a.s) kendisine soru soran birisine cevap verdi. O şahıs kendi-sine, "fakihler bunu söylememektedir" deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun sana! Sen hiç fakih görmedin mi? gerçek fakih dünyaya itinasız olan ahirete rağbet eden ve peygamberin (s.a.a) sünnetine sarılan kimsedir."

3242. Bölüm
Fıkhın Kemaline Sebep Olan Şey

16148. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kul, insanlara karşı sadece Al-lah için kin ve öfke duymadıkça ve nefsinden nefret ettiği kadar hiç kim-seden nefret etmedikçe asla gerçek bir fakih olamaz."
16149. Resulullah (s.a.a) Ebuzer'e yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "İnsan-ları kendi gözünde bir avuç deve gibi görmedikçe (itina göstermedikçe) ve onların varlığına önem verdikçe insan asla kamil bir fakih olamaz. Ya-nında bir devenin olması kendi hali için bir farklılık arzetmediği gibi in-sanların varlığı da onda hiçbir değişiklik ve etki yaratmamalıdır. Bu hal üzere kendisine dönünce de en çok aşağılamayı ve itinasızlığı kendisine reva görür."

16150. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsan, insanları Allah-u Tealnın yanında bir avuç deve gibi görmedikçe ve bu hal üzere kendisine döndüğünde herkesten daha çok kendi nefsini küçük görmedikçe asla kamil bir fakih olmaz."
bak. . 333. Konu, el-Ucb,

3243. Bölüm
İnsanların En Fakihi

16151. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizler eğer sözlerimizin maksadını anlayacak olursanız insanların en fakihi olursunuz. Şüphesiz sözler çeşitli şekillerde beyan edilebilir. O halde eğer insan istediği taktirde sözlerini istediği bir şekilde beyan edebilir ve yalan söylemeyebilir."

16152. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sözlerimizin anlamını bilme-dikçe sizden hiç kimse fakih olamaz."
16153. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki biz kendisine söylenen kinayeli bir sözün maksadının ne olduğunu anlama-dıkça Şiilerimizden herhangi birisini fakih saymayız."
bak. . el-Hadis, 719. Bölüm; el-İlm, 2921. Bölüm

3244. Bölüm
Fakihin Nişanelerinden Bazısı

16154. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın faklihliğinin nişanele-rinden biri de geçimini düzeltmesidir. Seni islah edecek şeyi talep etmek dünya sevgisinden değildir."
16155. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Haklardan biri de fakih olmanız, fıkhın nişanelerinden biri de gaflet ve aldanmaya kapılmamanızdır."
16156. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fakih olmanız şüphesiz uzak gö-rüşlülükten ve gaflet ve aldanmaya kapılmamanız da fıkıhtandır."

16157. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın fakih olmasının nişane-lerinden biri de kendisini ilgilendirmeyen hususlarda az konuşmasıdır."
16158. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hilim, ilim ve suskunluk fakihliğin nişanelerindendir."

3245. Bölüm
Fakihin Varlığının İblise Ağır Gelmesi

16159. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir fakihin iblis için varlığı bin abidin varlığından daha ağırdır."
16160. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) veya İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dinde fakih olan birinin varlığı şeytan için bin abidin varlığından daha ağırdır."
16161. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir şey iblis için bir kabile-den bir alimin çıkması kadar bel kırıcı değildir."
bak. el-İlm, 2843. Bölüm

3246. Bölüm
Fakihlik İbadetin Ruhudur

16162. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Fıkhı az bilen kimse çok ibadet eden (fıkıh bilmeyen) kimseden daha hayırlıdır."
16163. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fıkıh ile birlikte olmayan ibadette hayır yoktur. Düşünmekle birlikte olmayan ilimde hayır yoktur. Tedebbür ve tefekkürle birlikte olmayan Kur'an okumada hayır yoktur."
16164. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fıkıh ve anlayış ile birlikte olmayan hiçbir ibadet, ibadet değildir."
16165. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "En iyi ibadet fıkıhtır."
bak. el-İbadet, 2491. Bölüm

3247. Bölüm
Fakihin Ölümü

16166. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Mümin bir fakih ölünce islam-da hiçbir şeyin dolduramadığı bir gedik açılır."
16167. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir mümin ölünce İslamda hiçbir şeyin kapatamayacağı bir gedik açılır. Zira fakih müminler şehri ko-ruma sebebi olan şehir kalesi gibi islamın kaleleridirler."
16168. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şeytan için hiçbir müminin ölümü bir fakihin ölümünden daha sevimli değildir."
bak. el-İlm, 2844. Bölüm

3248. Bölüm
Fakihlerin Afeti

16169. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fakihlerin afeti korunmamak-tır."
16170. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Alimlerin afeti makam sevgisi-dir."
16171. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlmin afeti ilimle amel etmemek-tir."
16172. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Fakihler dünyevileşmedikçe peygamberlerin eminleridirler." Kendisine, "Ey Allah'ın Resulü! Onların dünyevileşmeleri nasıldır?" diye arzedilince de şöyle buyurmuştur: "Sul-tana (hakim güce) itaat etmekledir. O halde her kim böyle yaparsa din ve inançlarınız hususunda ondan sakının."
bak. el-İlm, 2905. Bölüm

424. Konu

el-Fikr
Fikir-Düşünme


Bihar, 71/314, 80. bölüm, et-Tefekkür ve'l-İ'tibar
Kenz'ul Ummal, 3/106, 696, et-Tefekkür
El-Müheccet'ül-Beyza, 8/192, Kitab'ut-Tefekkür




bak. .
131. konu, el-Hile; 551. konu, el-Mevize; 365. konu, el-Akl; 367. konu, el-İlm; es-Selat (1), 2292. bölüm; el-Müstazaf, 2276. bölüm; el-Ma'rifet (3), 2616. bölüm; el-Akl, 2787. bölüm


3249. Bölüm
Fikir ve Düşünce

16173. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin düşünce gözü sabah-larsa isteklerinin doruğuna ulaşmış olur."
16174. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünce hikmet ile sonuç-lanır."
16175. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünce akılların cilasıdır."
16176. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünce aklı nurlandırır."

16177. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünce rüşttür, gaflet ise yolu kaybetmektir."
16178. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünce iki hidayetten bi-ridir."
16179. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilikleri düşünmek, iyiliklere amele davet eder."
16180. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İşlerin sonucunu düşünmek, in-sanı helak edici şeylerden korur."
16181. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünmek, ibret almaya sebep olur, sürçmelerden güvende kılar, ihtiyat etmeye ve zekiliğe sebep olur."

16182. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşün ki (gaflet uykusundan) uyanasın (veya yüce mertebeye erişesin)."
16183. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşüncesi güzel olan kimse, hor düşmez."
16184. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aklın kökü düşüncedir, meyvesi ise (hata, sürçme, günah veya ahiret azabından) salim kalmaktır."

16185. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hatalardan salim kalmanın kökü, amel etmeden önce düşünmek ve konuşmadan önce ölçüp biçmektir."
16186. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İşlerin karanlıkları düşünceyle aydınlanır."
16187. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer tüm işlerinde düşünceyi öne alırsan her işinin sonu iyi olur."
16188. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sürekli düşünce ve ihtiyat insanı sürçmelerden korur, (nimetlerin) değişiminden kurtarır."
16189. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim uzun süre düşünürse, görüşü güzel olur."
16190. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünceyle birlikte olduğun her gün, senin ibret almanı sağlar."

3250. Bölüm
Tefekkür

Kur'an:
"Böylece Allah düşünesiniz diye size ayetleri açıklar."
"Eğer biz Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misal-leri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz."

bak. bakara suresi, 266, 269. ayetler; Al-i İmran suresi, 13, 137, 191. ayetler; En'am suresi, 11, 36, 50, 152. ayetler; A'raf suresi, 3, 176, 185, 201. ayetler; Yunus suresi, 24, 73, 101. ayetler; Yusuf suresi, 109, 111. ayetler; Ra'd suresi, 3. ayet; Hicr suresi, 75. ayet; Nahl suresi, 11, 36. ayetler; Mü'minun suresi, 86. ayet; Furkan suresi, 50, 73. ayetler; Neml suresi, 62, 69. ayetler; Ankebut suresi, 20, 24, 35, 43. ayetler; Rum suresi, 8, 9, 21. ayetler; Mü'min suresi, 13, 58, 82. ayet-ler; Casiye suresi, 3-5, 13. ayetler; Muhammed suresi, 10. ayet; Kamer suresi, 4, 15. ayetler; Haşr suresi, 2. ayet; Hakka suresi, 12. ayet; Müzzemmil suresi, 19. ayet; İnsan suresi, 29. ayet

16191. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tefekkür etmek, basiretli in-sanın kalbinin hayatıdır."
16192. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tefekkür etmekle kalbini u-yandır, gece yatağından kalk ve rabbin olan Allah'tan kork."
16193. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tefekkür etmek iyiliğe ve iyilikle amel etmeye davet eder."
16194. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsini, hikmetini arttıran tefek-kürden ve sana korunma kazandıran ibretten boş bırakma."
16195. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizlere sürekli olarak ilahi tak-vayı ve tefekkürü tavsiye ediyorum. Zira tefekkür etmek tüm iyiliklerin anne babasıdır."

16196. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalıcı şeyleri gidici şeylerden ayırt etmek en üstün düşüncedendir."
16197. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Basiretli kimse, işitip tefekkür eden, görüp basiretli olan ve ibretlerden faydalanan, daha sonra apaçık yolu tutturan ve uçurumlara yuvarlanmaktan uzak duran kimsedir."
16198. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünüp ibret alan ve ibretiyle basiret sahibi olana Allah rahmet etsin. Çok yakında göreceksiniz, dünya-da var olanlar, az bir zamanda yok olacaktır; ahirettekiler ise, hiç bir za-man yok olmaz, devam eder."
16199. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşünürse basiret elde eder."
16200. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey dinleyen, sarhoşluktan ayıl, gafletinden uyan, çok acele etme. Ümmi nebinizin (s.a.a) diliyle sana gelen kaçınılmaz ve olacağı muhakkak şeyleri iyi düşün."
16201. İmam Ali (a.s), müminin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Vakti (ibadet ile) doludur, şükredicidir, sabırlıdır ve kendi düşüncesine dalmış-tır."
16202. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan gönlünü O'na veren, düşüncesiyle bedenini korku saran akıllı kişinin korktuğu gibi korkun."

16203. Ata şöyle diyor: "Ben ve Ubeyd b. Umeyr Ayşe'nin yanına gittik. Bizimle onun arasında bir perde vardı. O şöyle dedi: "Ey Ubeyd! Senin bizi görmene engel olan şey nedir?" Ubeyd şöyle dedi: "Peygamber'in (s.a.a) şu emridir: "Arada bir ziyaret et ki sevgin artsın" Daha sonra İbn-i Umeyr şöyle dedi: "Bizler için Allah Resulü'nden gördüğün en ilginç şeyi anlat." Ata şöyle diyor: "Ayşe ağladı ve şöyle dedi: "Onun bütün işleri il-ginçti. Peygamber'in benim evimde kalma sırasının geldiği bir gece, ya-nıma geldi. Öyle ki bedenim, onun bedenine dokundu.

Ama şöyle buyur-du: "Beni bırak da, aziz ve celil olan Rabbime ibadet edeyim." Sonra kalktı su kırbasının yanına gitti. O sudan abdest aldı. Sonra namaza durdu ve sakalları ıslanıncaya kadar ağlamaya başladı. Ardından secdeye kapandı ve secdede ağladı. Öyle ki yer ıslanmıştı. Namazdan sonra yanı üzerine yattı.

Daha sonra Bilal sabah namazı vaktini ilan etmek için huzuruna vardı ve şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Neden ağlıyorsun, oysa Allah geçmiş ve gelecek tüm günahlarını affetmiştir." Peygamber şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun sana ey Bilal! Neden ağlamayayım ki?! Oysa Allah bu gece bana şu ayeti nazil buyurmuştur: "Şüphesiz göklerin ve yerin ya-ratılışında gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için nişaneler vardır." Peygamber daha sonra şöyle buyurdu: "Bunu okuduğu halde, hakkında düşünmeyen kimseye eyvahlar olsun."
16204. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz tefekkür, basiretli in-sanın kalbinin hayatıdır. Tıpkı karanlıklarda bir ışıkla aydınlanarak yürü-yen, kendisini güzel kurtaran ve çok az duraklayan kimse gibi."


3251. Bölüm
Mütala ve Tefekkür

16205. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çok tefekkür etmek ve anlamak, çok tekrarlamaktan ve okumaktan daha faydalıdır."
16206. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim öğrendiği şeyler hakkın-da tefekkür ederse, ilmini sağlamlaştırır ve anlamadığı şeyi anlamış olur."
16207. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir ilim düşünmek gibi değil-dir."
Bak. 158. Konu, el-Biraset
3252. Bölüm
Düşünmek Aynadır

16208. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünmek saf bir aynadır."
16209. Fıkh'ur-Rıza'da (a.s) şöyle yer almıştır: "Düşünmek senin aynandır, sana kötülüklerini ve iyiliklerini gösterir."
16210. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünmek iyiliklerin aynası ve kötülüklerin örtüsüdür."
16211. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın düşünmesi iyi ve kötü amellerini gösteren bir aynadır."

3253. Bölüm
Tefekkür Gibi Bir İbadet Yoktur

16212. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "İbadet, namaz ve orucun çoklu-ğuyla değildir; aksine ibadet, Allah'ın işleri hususunda düşünmekledir."
16213. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ebu Zer'in (r.a) ibadetlerinin çoğu düşünmek ve ibret almak idi."
16214. Ebu Zer'in annesi, kendisine Ebu Zer'in ibadeti sorulunca şöyle buyurmuştur: "Bütün bir gün boyunca insanlardan uzak durur ve tefekküre dalardı."
16215. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın nimetleri hakkında te-fekkür etmek ne güzel bir ibadettir."
16216. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Göklerin ve yerin melekutu hak-kında tefekkür etmek, halis insanların ibadetidir."
16217. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalıcı şeyleri (ahireti) geçici şey-lerden (dünyadan) ayırt etmek, en üstün düşüncedendir."
16218. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Gözlerinize ibadetteki paylarını veriniz." Kendisine şöyle arzettiler. "Ey Allah'ın Resulü! Gözlerin ibadetten payları nedir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Kur'an'a bakmak, Kur'an hakkında tefekkür etmek ve ilginçliklerinden ibret almaktır."
16219. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün ibadet, sürekli Allah ve Allah'ın kudreti hakkında tefekkür etmektir."
16220. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir ibadet aziz ve celil olan Allah'ın yaratışı hakkında tefekkür etmek gibi değildir."
bak. el-İbadet, 2494. Bölüm

3254. Bölüm
Bir Saat Tefekkürün Değeri

16221. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir saat düşünmek, bir yıllık ibadetten daha iyidir: "Şüphesiz sadece akıl sahipleri ibret alır."
16222. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir saat düşünmek, bir yıllık ibadetten daha iyidir."
16223. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kısa bir müddet düşünmek, uzun ibadetten daha hayırlıdır."

16224. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Bir saat tefekkür etmek, bir gece ibadet et-mekten daha mı hayırlıdır?" diye soran Hasan Saykal'a şöyle buyurmuştur: "Evet! Nitekim Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir saat düşünmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha iyidir." Ben şöyle arzettim: "Nasıl dü-şünmek gerekir?" İmam şöyle buyurdu: "Yıkılmış evlere gitmeli ve şöyle demelidir: "Seni yapanlar nerededir? Sende oturanlar nerededir? Neden konuşmuyorsun, ne oldu sana?"

3255. Bölüm
Düşünceyi Saf Kılan Şey

16225. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim az yerse düşüncesi saf olur."
16226. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sürekli karnı tok olan kimsenin düşüncesi nasıl saf ve berrak olabilir."
bak. el-Kalb, 3402. Bölüm; el-Gaflet, 3097. Bölüm; el-Ma'rifet (1), 2593, 2594. Bölümler; el-Akl, 2825. Bölüm

3256. Bölüm
Yasaklanmış Tefekkür

16227. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hikmet dışında tefekkür etmek heva ve hevestir."
16228. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Günahlar hakkında çok düşünen kimseyi, günahlar kendisine doğru çeker."
16229. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim lezzetler hakkında çok düşünürse, lezzetler ona galip gelir."
16230. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim Allah'ın azametini çok düşünürse şaşkınlığa düşer."
bak. el-Ma'rifet (3), 2616. Bölüm

3257. Bölüm
Önceki Milletlerin Durumu Hakkında Düşünmek

Kur'an:
"Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyor-lardı."
"Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalan-cıların sonunun ne olduğuna bir bakın."
bak. En'am suresi, 11. ayet; Yusuf suresi, 109. ayet; Nahl suresi, 36. ayet; Neml suresi, 69. ayet; Rum suresi, 42. ayet; Fatır suresi, 44. ayet; Gafir suresi, 21, 82. ayetler; Muhammed suresi, 10. ayet

16231. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Yavrucuğum, ben benden öncekiler gibi ömür sürmediysem de, onların yaptıklarına baktım, haberleri üze-rinde düşündüm, bıraktıkları eserlerini gezdim, böylece, onlardan biri gibi oldum; belki de başlangıçtan sonuna kadar onlarla birlikte yaşamış, ömürleri benimle sona er-miş gibi oldu."
bak. es-Sunnet, 1918. Bölüm; el-İhtilaf, 1046. Bölüm, 4828. Hadis

425. Konu

el-Felah
Felah-Kurtuluş

bak. .
363. konu, el-Afiyet; 508. konu, en-Necat


3258. Bölüm
Kurtuluş Sebepleri

Kur'an:
"Müminler saadete ermişlerdir. Onlar namazda huşu içindedir-ler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler."
"Arınmış olan, Rabbinin adını anıp namaz kılan, saadete erişe-cektir."
"Nefsini tezkiye eden kurtuluşa ermiştir. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır."
"Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfünden rızık iste-yin; Allah'ı çok anın ki saadete erişesiniz."
"Saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'ın hükmüne dönün."

"Ey iman edenler! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya vesile ara-yın, yolunda cihat edin ki kurtulasınız."
"Kurtuluşa erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın."
16232. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin aklı heva ve hevesleri-ne üstün gelirse kurtuluşa erer."
16233. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlme itaat ve cehalete isyan et ki, kurtuluşa eresin."
16234. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim kalbini iman için halis eder, kalbini temiz ve salim kılar, dilini doğru, ruhunu huzurlu, ahlakını dürüst, kulağını işitici, gözlerini de görücü kılarsa kurtuluşa ermiş olur."

3259. Bölüm
Kurtuluşa Erenler

Kur'an:
"İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah'tan yana olanlardır."
"Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının, buy-ruklarını dinleyin, itaat edin; kendinizin iyiliğine olarak malları-nızdan infak edin; nefsinin tamahkarlığından korunan kimseler, işte onlar saadete erenlerdir."
bak. Bakara suresi, 5. ayet; Al-i İmran suresi, 104. ayet; A'raf suresi, 8, 157. ayet; Tevbe suresi, 88. ayet; Mü'minun suresi, 102. ayet; Nur suresi, 51. ayet; Rum suresi, 38. ayet; Lokman suresi, 5. ayet

16235. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kanadıyla (taraftarlarıyla) uçan (kıyam eden) kurtulmuştur. Teslim olan (yeterli taraftarı olmadığı için in-zivaya çekilen) halkı rahatlığa kavuşturmuştur."
16236. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Fitne dalgalarını kurtuluş gemisiyle aşın, nefret yolundan ayrılıp gurur tacını başınızdan atın. Kanadıyla uçan (yeterli taraftarlarıyla kıyam eden) kurtulur ve teslim olan (yeterli taraftarı olmadığından inzivaya çekilen) halkı rahatlığa kavuşturur."
bak. el-Hizb, 806. Bölüm

3260. Bölüm
Kurtuluşun Engelleri

Kur'an:
"Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için saadete ulaşamazlar."
"Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan da-ha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler."
"Allah'la berâber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka ilaha tapanın hesabını Rabbi görecektir. Küfredenler elbette kurtu-lamazlar."

"De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."
16237. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsan bir günah işleyince, kal-binde siyah bir nokta belirir. Eğer tövbe ederse o nokta temizlenir. Ama eğer günahlarını artırırsa o nokta daha da büyür, sonunda tüm kalbini sa-rar. Ondan sonra asla kurtuluşa eremez."

16238. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsan kırk yaşına ulaştığı halde, iyilikleri kötülüklerine üstün gelmezse, şeytan onun alnından öper ve şöy-le der: "Bu kurtuluşa eremeyecek bir yüzdür."
İmam Ali'den (a.s) de şöyle nakledilmiştir: "Herkim yarının rızkı için tasa-lanırsa, asla kurtuluşa erişemez."
bak. ez-Zenb, 1378. Bölüm

426. Konu

et-Tefviz
Tefviz

Bihar, 71/98, 63. bölüm; et-Tevekkül ve't-Tefviz ve'r-Rıza ve't-Teslim
Bihar, 5/2, 1. bölüm; İbtal'ul Cebr ve'-Tefviz

bak. .
558. konu, et-Tevekkül; 190. konu, er-Rıza (1); 243. konu, et-Teslim; 60. konu, el-Cebr


3261. Bölüm
Tefviz (İşleri Allah'a Bırakmak)

Kur'an:
"Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyo-rum. Doğrusu Allah, kulları görür."
16239. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dört şeyden korktuğu halde, dört şeye sığınmayan kimseye şaşarım. (Aynı şekilde) korktuğu halde, aziz ve celil olan Allah'ın şu sözüne sığınmayan kimseye şaşarım: "Allah bize yeter ve o ne güzel vekildir." Zira aziz ve celil olan Allah'ın bu ayetin hemen ardında şöyle buyurduğunu işittim: "Hiçbir zarar görmediğiniz halde (savaş meydanlarından) Allah tarafından bir nimet ve ihsanla geri döndünüz."

Hüzünlendiği halde aziz ve celil olan Allah'ın şu sözüne sığınmayan kimseye şaşarım: "Senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, şüp-hesiz ben zalimlerden idim." Zira aziz ve celil olan Allah'ın bu ayetin ardından şöyle buyurduğunu işittim: "Ona icabet ettik ve onu hüzün-den kurtardık, iman edenleri işte böyle kurtarırız."
Kendisine hile yapıldığı halde Allah'ın şu sözüne de sığınmayan kim-seye şaşarım: "İşimi Allah'a havale ettim. Şüphesiz Allah kullarını görendir." Zira yüce ve mukaddes olan Allah'ın bu ayetin ardından şöyle buyurduğunu işittim. "Böylece Allah onu, yaptıkları düzenin kötü-lüklerinden korudu."

Dünyayı ve dünyanın süslerini istediği halde Allah Tebarek ve Tea-la'nın şu sözüne sığınmayan kimseye şaşarım: "Sadece Allah'ın istediği şey, Allah'tan başka güç yoktur." Zira ismi yüce olan Allah'ın bu aye-tin ardından şöyle buyurduğunu işittim: "Eğer mal ve çocuk açısından beni kendinden daha az görüyorsan, rabbimin bana senin bahçen-den daha iyisini vermesi, umulur." Ayette geçen "esa" (umulur) keli-mesi olumlu ve kesin bir ifadedir."

16240. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "İmanın dört esası vardır: Aziz ve celil olan Allah'ı tefekkür, Allah'ın kaza ve kaderinden hoşnutluk, Al-lah'ın emri karşısında teslimiyet ve işlerini Allah'a teslim etmek. Nitekim Salih kul şöyle demiştir: "İşimi Allah'a havale ediyorum… Böylece Allah onu kurdukları düzenin kötülüklerinden korudu."

Tefsir:
"İşimi Allah'a havale ederim" ayetinde yer alan tefviz, Rağib-i İsfahani'ye göre, geri döndürmek anlamındadır. O halde işin Allah'a tefviz edilmesi, işin Allah'a döndürülmesi anlamındadır. Bu taktirde de tefvizin anlamı, tevekkül ve teslim anlamına yakındır. Farkeden şey ise bakış açılarıdır.

Eğer tefviz diyorlarsa bu kulun zahirde kendisine mensup olan işleri, münezzeh olan Allah'a döndürmesi itibariyledir ve kul böyle bir durumda tümüyle kenarda olan ve hiçbir işin kendisine dönmediği (isnat edilmediği) kimse konumundadır. Eğer tevekkül diyorlarsa bu da kulun işlerinde istediği gibi tasarrufta bulunması için rabbini kendisine vekil tutması

itibariyledir. Eğer teslim deniyorsa, bu da kulun, münezzeh olan Allah'ın kendisi hakkında irade ettiği her şeye salt teslimiyet içinde olması ve boyun eğmesi ve kendisine hiçbir şey isnat etmemesi itibariyledir. O halde bunlar ubudiyet makamlarından üç makamdır. Önce tevekkül, sonra tevekkülden daha zarif ve dakik olan tefviz ve ardından da her ikisinden daha fazla dakik ve zerafeti olan teslim makamı."
bak. el-İman, 259. Bölüm, 1277. Hadis



3262. Bölüm
Tefviz'in Sonuçları

16241. İmam Bakır (a.s), Cabir b. Yezid Cu'fi'ye yaptığı tavsiyesinde şöyle bu-yurmuştur: "Tefviz'in sıhhatiyle nefis rahatlığına eriş."
16242. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İşlerini Allah'a havale eden kimse, ebedi bir rahatlık ve sürekli bir tatlı hayat içindedir. İşlerini Allah'a gerçek anlama teslim eden kimse, Allah'tan başka her türlü istekten el çe-ken kimsedir. Tıpkı müminlerin Emiri Ali b. Ebi Talib'in şu sözü gibi: "Allah'ın bana kısmet ettiğinden hoşnut oldum,
İşlerimi yaratıcıma ısmarladım,

Allah geçmişte ihsan ettiği gibi,
Ömrümün geri kalanında da ihsan edecektir."
…İşlerini Allah'a havale eden kimse, gecesini her türlü afetten salim bir şekilde geçirir ve gündüzünü de salim bir dinle yaşar."
16243. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim Allah'ın kendisi için yaptığı güzel seçimine dayanırsa Allah'ın kendisi için seçtiği halet dışında, kendisi için başka bir halet arzu etmez."
16244. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim işlerini Allah'a havale ederse, Allah onun işlerini düzene sokar."
bak. el-İlm, 2875. Bölüm


Kaf Harfi

" el-Kebr (Kabir-Mezar)
" el-Kıble (Kıble)
" et-Tekbil (Öpmek)
" el-Ketl (Öldürmek)
" el-Keder (Kader)
" el-Kudret (Kudret)
" el-Kezf (İftira)
" el-Kur'an (Kur'an)
" el-Mukarrebun (Mukarrebler-Yakınlar)
" el-İkrar (İkrar)
" el-Kerz (Borç)
" el-Kur'e (Kura-Çekiliş)
" el-Kern (Asır-Çağ)
" el-İktisad (İktisad-Ekonomi)
" el-Kıses (Kıssalar-Hikayeler)
" el-Kısas (Kısas)
" el-Keza (1) (Kaza ve Kader)
" el-Keza (2) (Kaza ve Kader)
" el-Kelb (Kalb)
" et-Teklid (Taklit-Öykünmek)
" el-Kelem (Kalem)
" el-Kımar (Kumar)
" el-Kunut (Ümitsizlik)
" el-Kenaet (Kanaat)
" el-İstikamet (Mukavemek-Direnmek)
" el-Kıyas (Kıyas)
427. Konu

el-Kabr
Kabir-Mezar


Bihar, 6/202, 8. bölüm; Ehval'ul Berzah ve'l-Kabr ve Azabuhu ve Sualuh
Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 6/273, fi Zikr'il-Kabr ve sual'ul Münker ve'n-Nekir

bak. .
35. konu, el-Berzah; 209. konu, Ziyaret'ul Kubur
eş-Şehadet (2), 2113. bölüm; er-Rehn, 1556. bölüm

3263. Bölüm
Kabir

Kur'an:
"Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini küfrettiler, fâsık olarak öldüler."
16245. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kabir ahiretin ilk durağıdır. Kim ondan kurtulursa, ondan sonraki duraklar, daha kolaydır ve eğer kurtulmazsa, sonraki durağın zorluğu ondan daha az değildir."
16246. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ahiret adaletinin ilk durağı ka-birlerdir; düşük ve seçkin hiç kimse tanınmaz."

16247. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şu mezarlara bir bakın, evlerin önüne dizilmiş, önündeki meydana yazılmış satırlar gibidirler. Mezar taş-ları, birbirine yakındır. Ama birbirini görmekten uzaktırlar. (dünyada) yaptılar ve bozdular, kaynaştılar ve birbirinden ayrılıp yalnız kaldılar, bir yer edindiler sonra dışarı atıldılar, ikamet etmeye niyetlendiler, ama (ika-met edemeyip) göç ettiler."

16248. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kabir, geçirdiği her gün dile gelir ve şöyle der: "Ben gurbet diyarıyım, ben yalnızlık eviyim, ben kurtlar eviyim." Daha sonra mümin kul toprağa verilince kabir ona şöyle der: "Hoş geldin, sefa getirdin…" Kötü bir kimse veya kafir defnedilince de mezar ona şöyle der: "Hoş gelmedin, sefa getirmedin."

16249. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mezar her gün sohbet eder ve şöyle der: "Ben gurbet eviyim, ben yalnızlık eviyim, ben kurtlar eviyim, ben kabirim, ben cennet bahçelerinden bir bağım veya cehennem çukur-larından bir çukurum."
16250. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey çareler, görüşler, anlayışlar ve haber sahipleri!

Ölümü ve babalarınızın ortadan yok oluşunu hatırlayın. Çok yakında canlar alınacak, bedenler çıplak kalacak, miraslar dağıtılacak ve sen ey işveli, heybetli ve güzel yüzlü kimse! Eski püskü bir konağa, tozlanmış bir yere doğru gideceksin. Mezarında yanakların üzerine yatırı-lacaksın ve mezarlardan çıkarılıp mahşer sahnesine gönderilinceye kadar, ziyaretçisi az ve işçileri bitkin olan bu konakta kalırsın."

16251. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Mezardan daha çirkin bir man-zara görmedim."
16252. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın düşmanı kabre doğru omuzlara kaldırılınca kendisini teşyi edenlere şöyle nida eder: "Ey kardeş-ler! Benim mübtela olduğum şeyden sakınınız, sizlere beni aldatan dünya-yı şikayette

bulunuyorum. Ona itminan ettiğim için beni yere serdi. Beni sevince boğan heva ve heves dostlarımı şikayette bulunuyorum. Onlara yardım ettiğim halde, benden uzak durdular, beni yalnız bıraktılar ve yar-dımsız koydular."
16253. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mezarlara komşu ol ki ibret ala-sın."
16254. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mezar güzel bir damatlıktır."
16255. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Övünmeyi ve kibir bırak, kabir hatırla, çünkü varacağın yer oradan geçer."
16256. İmam Kazım (a.s), bir mezarın yanında şöyle buyurmuştur: "Sonu bu olan şeyden, yüz çevirmek yakışır, başlangıcı bu olan şeyin de sonucundan korkmak yakışır."

3264. Bölüm
Kabir Sorgusu

16257. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Onu uğurlayanlar ve ayrılık acısı-na düşenler geri dönünce, şaşırıp kalacağı soruyu cevaplaması, derde dert katan imtihana hazırlanması için çukurunda oturtulur."
16258. Resulullah (s.a.a), Allah-u Teala'nın, "Allah iman eden kimseleri dünya ve ahiret hayatında sabit bir sözle sabit kılar" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Ahiretten maksat, kabirde ölülerin sorguya çekildiği an-dır."

3265. Bölüm
Mezarda Sorulan Şey

16259. İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çok geçmeden ömrün sona erecek, melek canını alacak ve tek başına bir konağa doğru yola dü-şeceksin. Orada ruhun sana geri iade edilecek, münker ve nekir adında iki melek seni sorguya çekmek ve şiddetli bir imtihandan geçirmek için ka-birne girecektir.

Bil ki o ikisinin senden soracağı bir soru taptığın rabbin senin için gönderilen Peygamber'in, inandığın dinin, tilavet ettiğin kitabın ve velaye-tini taşıdığın imamet hakkındadır. Sonra ömrünü nerede harcadığın, ne-reden elde ettiğin ve nerede harcadığın malın hakkındadır. O halde uyanık ol, kendin için bir şeyler düşün, imtihan başlamadan, sorguya çekilmeden ve denenmeden cevap için hazırlıklı ol."

16260. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümin ölünce yetmiş bin me-lek onu mezara kadar teşyi eder. Mezara konulunca da münker ve nekir yanına gelir, onu oturturlar ve sorarlar: "Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamber'in kimdir?" O ise şöyle cevap verir: "Rabbim Allah'tır, Mu-hammed benim Peygamberimdir ve İslam benim dinimdir." Daha sonra o iki melek göz alabildiğince kendisi için mezarını genişletirler, cennetten kendisi için bir yiyecek getirirler ve onu hoş ve mutlu kılarlar."

16261. İmam Rıza (a.s), İbn-i Ebi Hamza'nın ölümünden sonra şöyle buyurmuş-tur: "O kabirnde oturtuldu, ona imamlar (a.s) hakkında soru soruldu ve o hepsinin adını söyledi ve sonunda sıra bana geldi ve benim hakkımda so-ruldu. O hiçbir cevap vermedi. Başına öyle bir darbe vurdular ki mezarı ateşle doldu."

16262. İmam Rıza (a.s), Yunus'a şöyle buyurmuştur: "Ali b. Ebi Hamza öldü mü?" Ben (Yunus), "Evet" diye arzettim. İmam şöyle buyurdu: "Ateşe gitti." Yunus şöyle diyor: "Ben bu sözünden dehşete kapıldım. İmam şöyle buyurdu: "Ondan, babam Musa'dan sonraki imam hakkında soru soruldu. O şöyle dedi: "Ondan sonra bir imam tanımıyorum." Ona şöyle denildi: "Tanımıyor musun?" Ardından mezarında ona öyle bir darbe vu-ruldu ki, mezarı alevler içinde kaldı."

16263. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kul mezara konulup kendisiyle birlikte olanlar geri dönünce, ayakkabı sesleri işitildiği bir halde, iki melek yanına gelir, onu oturturlar ve şöyle sorarlar: "Muhammed Peygamber hakkında hangi inanca sahipsin." Eğer mümin ise şöyle der. "Şehadet ederim ki o Allah'ın kulu ve elçisidir" Sonra ona şöyle denir: "Ateşteki yerine bak. . Allah onun yerine sana cennette bir yer verdi." Peygamber (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: "O her iki yerini de görür. Ama eğer (ölen kimse) kafir veya münafık olursa şöyle der: "Bilmiyorum, insanların onun hakkında dediğini ben de diyordum."

16264. Resulullah (s.a.a), başka bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: "İki melek, yanına gelir, onu oturturlar ve sorarlar: "Rabbin kimdir?" O şöyle cevap verir: "Rabbim Allah'tır" onlar şöyle sorarlar: "Dinin nedir?" O şöyle ce-vap verir: "Dinim islamdır." Onlar şöyle sorar: "Aranıza gönderilen bu şahıs kimdir?" O şöyle cevap verir: "O Allah'ın elçisidir" Şöyle sorarlar: "Nereden biliyorsun?" O şöyle cevap verir: "Allah'ın kitabını okudum, iman ettim ve tasdik ettim."

16265. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mezarda ölüden beş şey hak-kında soru sorulur: Namazından, zekatından, haccından, orucundan ve biz Ehl-i Beyt arasındaki velayetinden. Velayet kabirn bir köşesinden o dört şeye şöyle der: "Sizden herhangi birinizin bir eksikliği olursa, onu tamamlamak benim görevimdir."
bak. el-Bihar, 6/241, 60. Bölüm