Mizan'ul Hikmet-10.Cilt
 


3-Eşitlik


Kur'an:
"Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir."

15882. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar çeşitli ve farklı oldukları taktirde hayır ve iyilik üzere olmuşlardır. Eşit ve tekdüze oldukları taktir-de ise helak olmuşlardır. "
bak. el-İcare, 12. Bölüm

4-Haktan Mahrumiyet
15883. İmam Ali (a.s) hilafete ulaştıktan sonra ordu komutanlarına yazmış oldu-ğu mektupta şöyle buyurmuştur: "Allah'a hamdü senadan sonra, sizden önce-kiler helak oldular. Onlar rüşvet vererek elde etmek için insanları hakla-rından mahrum kıldılar. İnsanları batıl yola sürüklediler, onlar da peşleri sıra gittiler."
15884. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah, güçlülerinden zayıfların hakkının alınmadığı bir topluluğu nasıl temiz ve pak kılar?!"

15885. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Zayıfın hakkının güçlüden hiç-bir korku ve titreme olmaksızın alınmadığı bir ümmet asla temizlene-mez."
15886. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah, mazlumun hiç-bir korku ve titreme olmaksızın hakkını güçlüden alamadığı bir ümmeti asla temizlemez."
bak. ez-Zulm, 2447. Bölüm

3202. Bölüm
Toplumun Seçkinlerinin Bozulmasının Halkın Bozul-masındaki Etkisi

15887. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Din ve dünyanın kıvamı dört şey iledir: İlmiyle amel eden alim, ilim öğrenmekten utanmayan cahil, kendi bağışında cimrilik etmeyen cömert ve ahiretini dünyaya satmayan fakir kimse. Zira alim ilmini zayi edince (amel etmeyince) cahil de ilim öğren-mekten çekinir ve zengin kimse bağışında cimrilik edince, fakir de ahire-tini dünyasına satar."

15888. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın kıvamı dört şey iledir: İlmiyle amel eden alim, bağışta bulunan zengin, ilim öğrenmek için te-kebbür etmeyen cahil ve ahiretini başkasının dünyası için satmayan fakir. Ne zaman alim ilmiyle amel etmezse, zengin kimse bağıştan el çekerse, cahil ilim öğrenmek hususunda tekebbüre kapılırsa ve fakir ahiretini dün-yaya satarsa, eyvahlar olsun onlara!"

15889. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dinin kıvamı dört şey iledir: İl-miyle söyleyen ve söyledikleriyle amel eden alim, Allah'ın dininin takipçi-lerine ihsanını esirgemeyen zengin, ahiretini dünyasına satmayan fakir ve ilim öğrenmekten kibirlenmeyen fakir. O halde alim ilmini gizlerse, zen-gin kimse malında cimrilik ederse,

fakir ahiretini dünyaya satarsa ve cahil kimse de ilim öğrenmekten çekinirse, dünya gerisin geriye döner. O halde camilerin çokluğu, çeşitli kavimlerin varlığı sizleri aldatmasın." Kendisine şöyle arzedildi: "Ey müminler Emiri! O zaman nasıl yaşayalım?" İmam şöyle buyurdu: "Zahirde bunlara karışınız ve batında onların aksine olu-nuz."

15890. İmam Ali (a.s) insanların geneli hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz (halkın çoğunun bozulması) seçkinlerinin bozulmasındandır. Şüphesiz toplumun seçkinleri beş kısma ayrılır: Allah'a doğru kılavuzlar olan alimler, Allah'a doğru birer yol olan zahitler, Allah'ın yeryüzündeki emin kulları olan tacirler,

Allah'ın dininin yardımcıları olan mücahitler ve Allah'ın yaratıklarının yöneticileri olan hakimler. Eğer, alimler tamahkar olur ve mal toplamaya koyulurlarsa o halde kimden kılavuzluk istenilir? Eğer zahit dünyaya ve insanların elinde olan şeylere rağbet gösterirse, ar-tık kime uyulur? Eğer tüccar ihanet eder ve zekat vermezse,

kime itminan edilip güvenilebilir? Eğer mücahitler gösteriş peşinde koşar, mal ve servet elde etmeye göz dikerse Müslümanlar kimler aracılığıyla savunulur? Eğer yöneticiler zalim olur, hüküm ve emirlerinde adaletsizce ve zalimce dav-ranırlarsa, artık kimin vesilesiyle mazlumun hakkı zalimden alınabilir? Al-lah'a yemin olsun ki insanları sadece tamahkar alimler, dünyayı talep eden zahitler, hain tüccarlar, riyakar mücahitler ve zalim idareciler helak etmiş-tir: "Zalim kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını çok yakında anlayacaklardır."
bak. el-İlm, 2900. Bölüm

3203. Bölüm
Kur'an'da Fesat Çıkaranlar

1-Firavun
Kur'an:
"Şüphesiz Firavun yeryüzünde azmış ve halkını fırkalara ayır-mıştı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu; çünkü o, bozgunculardan biriydi."
bak. A'raf suresi, 103. ayet; Yunus suresi, 91. ayet; Neml suresi, 14. ayet
2-Ka'run
Kur'an:

"Karun, Mûsa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi."
3-Beni İsarail

Kur'an:
"İsrailoğullarına Kitapta: "Doğrusu yeryüzünde iki defa boz-gunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildir-dik."
"Yahûdiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler…Savaş ateşini ne za-man körükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez."
4-Hud Kavmi
Kur'an:
"Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütun-lara sahip İrem şehrinde oturan Ad kavmine ne ettiğini görmedin mi? Vadide kayaları kesip yontan Semud kavmine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?"
bak. Şuara suresi, 133-140 ayetler
5-Salih'in Kavmi

Kur'an:
"Allah'ın sizi Ad milletinin yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştir-diğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozguncu-luk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi."
bak. A'raf suresi, 73-79. ayetler; Neml suresi, 45-53. ayetler; Şuara suresi, 141-159. ayetler
6-Şuayb Peygamber
Kur'an:

"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insan-lara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Bak. Hud, 84-95, Şuara, 176-189, A'raf, 85-92
7-Lut'un Kavmi
Kur'an:
"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şey-ler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlülerden isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu. Lut: "Rabbim! Boz-gunculara karşı bana yardım et" dedi."
Bak. Ankebut suresi, 28-34. ayetler; A'raf suresi, 80-84. ayetler
8-Adil İmama Karşı İsyan Eden Kimse
Kur'an:

"Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozguncu-luğa uğraşanların cezası öldürülmek…"
9-Hükümdar
Kur'an:
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman ora-sını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle dav-ranırlar dedi."

15891. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aşağılık insanlar yönetici olunca faziletli insanlar helak olur."
15892. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aşağılık insanlar hakim olunca yüce insanlar zulme ve zorbalığa maruz kalır."
15893. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden iki grup doğru olursa ümmetim de doğru olur. Eğer onlar bozulursa, ümmetim de bozu-lur." Kendisine şöyle arzedildi: "Ey Allah'ın Resulü! O iki grup kimler-dir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Fakihler ve yöneticiler."
bak. 494. Konu, el-Mulk
10-Münafık
Kur'an:
"Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler."
15894. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Benden sonra sizin için en çok korktuğum kimse, konuşmasını bilen her münafığın varlığıdır."
bak. en-Nifak, 3934, 3931. Bölümler; el-Ummet, 128. Bölüm
11-İsraf Edenler
Kur'an:

"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın."
15895. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dinar ve dirhemi (bir takım amaçlar için) kırmak ve meyvenin tohumunu bir köşeye atmak da bozuk-luktandır."
15896. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Azığı zayi etmek ve ahireti boz-mak da fesattandır (bozulmadandır)"
15897. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz azığı zayi etmek de bo-zulmadandır."
bak. 230. Konu, el-İsraf
12-Sıla-i Rahim'de Bulunmayan Kimse

Kur'an:
"Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akraba-lık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?"
"Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lânet onlara ve kötü yurt cehennem, onlaradır."
bak. er-Rahim, 1467. Bölüm
13-Sihirbaz

Kur'an:
"Sihirbazlar gelince Mûsa onlara: "Atacağınızı atın" dedi. Attık-larında, Mûsa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkara-caktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez dedi."
bak. 223. Konu, es-Sihr
14-Hırsız

Kur'an:
"Allah'a yemin ederiz ki memleketi ifsat etmeğe gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı biliyorsunuz" dediler."
Tefsir:
El-Mizan tefsirinde şöyle yer almıştır: "Yusuf'un kardeşlerinin, "Sizler çok iyi biliyorsunuz ki biz yer yüzünde fesat çıkarmak için gelmedik" sözü, Mısır'a azık almak için girdikleri zaman Yusuf'un, onların casus oldukları veya kötü niyetlerle Mısır'a geldikleri korkusu nedeniyle araştırıldıklarını; niçin gel-dikleri, nereden geldikleri, soylarının ve neseplerinin ne olduğu ve benzeri bir çok hu-suslarda soruşturulduğunu göstermektedir.
15-Dindar ve Güzel Ahlak Sahibi Birinin Evlilik İsteğini Redde-den Kimse

15898. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ahlak ve dinini beğendiğiniz birisi, size görücülüğe gelince, ona kızınızı verin. "Eğer böyle yapmaz-sanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat meydana gelir."
15899. İmam Bakır (a.s) evlilik hususunda sorulunca şöyle buyurmuştur: "Birisi kızınızı istemeye geldiğinde, dindarlık ve emanete riayetinden hoşnut ol-duğunuz taktirde ona kızınızı verin: "Eğer böyle yapmazsanız, yeryü-zünde büyük bir fitne ve fesat meydana gelir."
bak. ez-Zevac, 1642. Bölüm

3204. Bölüm
Kendisini Bozma Pahasına Halkı Islah Etmenin Caiz Olmayışı

15900. İmam Ali (a.s), bazı ashabını kınayarak şöyle buyurmuştur: "Allah'a andolsun ki sizler dinlenme alanlarında çok, ama bayraklar altında (savaş meydanlarında) oldukça azsınız. Ben sizleri islah edecek ve eğriliğiniz dü-zeltecek şeyi biliyorum. (size zorla boyun eğdirebilirim. ) Ama Allah'a andolsun ki nefsimi fesada-bozgunluğa düşürmek pahasına sizi islah et-meyi (uygun) görmüyorum."

15901. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminlerin Emiri Ali b. Ebi Talib Kufe'de halka şöyle buyurdu: "Ey Kufe ehli! Benim sizleri neyin ıs-lah edeceğini bilmediğimi mi sanıyorsunuz? Elbette ki biliyorum. Ama kendimi bozarak sizleri ıslah etmeyi hoş görmüyorum."
15902. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Elbette sizleri neyin ıslah edece-ğini ve eğriliğinizi düzelteceğini biliyorum. Ama ben kendimi bozma pa-hasına sizleri ıslah etmeyeceğim."

15903. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben sizleri düzeltecek şeyin kılıç olduğunu biliyorum. Ve ben kendimi bozma pahasına sizleri ıslah etme niyetinde değilim. Ama çok yakında benden sonra sizlere acımasız bir yönetici hakim olacaktır."
15904. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ama ben Allah'a yemin olsun ki dünyamı düzeltmek için dinimi bozacak bir şey yapmayacağım."
15905. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer onlar, sadece benim kendi-mi bozmamla düzeleceklerse, Allah onları düzeltmesin."
15906. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ben, ehlimi tenbih etti-ğim eğitimle sizleri de tenbih ettim. Ama önem vermediniz, rabbimin hadlerini icra ettiğim bu kırbaçla size vurdum. Lakin (hata ve günahtan) el çekmediniz.

Sizlere kılıcımla vurmamı mı istiyorsunuz? Biliniz ki ben sizleri neyin düzelteceğini ve eğriliğinizi neyin doğrultacağını biliyorum. Ama ben, kendimi bozma pahasına sizleri ıslah etmeyi almayacağım. Ak-sine Allah, benim intikamımı sizlerden alacak birini sizlere musallat ede-cektir. Böylece ne nasiplenip lezzet alacağınız bir dünya kalacak ve ne de kendisine doğru gideceğiniz bir ahiret! Lanet ve ölüm olsun cehennem ehline!"

15907. İnsanların Ali b. Ebi Talib'in (a.s) etrafından dağılıp bir çoğunun dünya-sından nasiplenmek için Muaviye'ye doğru koştuğu bin esnada kendisinin huzuruna gelerek, "Ey Müminlerin Emiri! Bu mallarla bağışta bulun ve arabın seçkinlerini, Kureyş'i ve sana muhalefet edip Muaviye'nin yanına kaçmasından korktuğun kimseleri Arap olmayanlardan üstün kıl" diyen bir grup ashabına Müminlerin Emiri (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Benim zaferi, zulüm ve adaletsizlikle elde etmemi mi istiyorsunuz? Hayır Allah'a yemin olsun ki güneş doğdukça ve yıldızlar gökyüzünde parladıkça böyle bir işe kalkışmayacağım."
bak. Nehc'ul Belağa, 126. Hutbe; el-Bihar, 78/94, 17. Bölüm

3205. Bölüm
Fesadı Yok Eden Şey

Kur'an:
"Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün dü-zeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır."
15908. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Şiilerimizden namaz kı-lan kimseler vesilesiyle, Şiilerimizden namaz kılmayan kimselerin azabını defetmektedir. Eğer onların tümü namazı terk etmiş olsalardı, şüphesiz helak olurlardı. Allah Şiilerimizden zekat verenler vesilesiyle de zekat vermeyen Şiilerimizden azabı defetmektedir.

Aziz ve celil olan Allah'ın şu sözü de buna işarettir: "Eğer insanlardan bazısı, diğer bazıları vesile-siyle defedilmeseydi, şüphesiz yeryüzü bozulurdu."
15909. İmam Ali (a.s), kendisine Allah-u Teala'nın, "Eğer Allah defetme-seydi…" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu ayetin anlamı, Allah'ın iyile-rin varlığının bereketiyle, kötü kimselerden helak olmayı uzaklaştırması-dır."
15910. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah için rükuya varan kullar, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, şüphesiz üzeri-nize şiddetli bir azap inerdi."

15911. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ilahi takva kalplerinizin hastalığının ilacıdır… ve göğüslerinizin bozukluğunun ıslah sebebi ve ne-fislerinizin pisliklerinin temizlik aracıdır."
15912. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer insanlar, azap üzerlerine in-diği, ellerindeki nimetler yok olduğu zaman Rablerine, doğru niyetle ve içtenlikle sığınsalar, Rableri ellerinden giden her şeyi geri verir, içlerindeki her bozgunu düzeltirdi."

419. Konu

el-Fısk
Fısk

bak. .
El-Hidayet, 4003 ve 4004. bölümler

3206. Bölüm
Fısk

Kur'an:
"Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, canları çıkmadan önce kesmemişseniz boğulmuş, bir yerine vurularak öl-dürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsül-müş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları, dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fâsıklıktır."

"Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yeme-yin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat eder-seniz şüphesiz siz müşrik olursunuz."
15913. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Fısk her günahkarın Allah'a karşı işlediği büyük bir günah veya her günaha bulaşan kimsenin lezzet, şehvet ve kendisine galebe çalan şevk sebebiyle bulaştığı günah anlamın-dadır. Bu fısktır ve bunu yapan kimse de fasık olup fıskı sebebiyle iman-dan çıkmıştır. Eğer bu işi sürdürür ve önemsememe ve küçük görmek derecesine düşerse bu itinasızlık ve küçük görme sebebiyle de küfrü ge-rekli olur."

3207. Bölüm
Fasık

Kur'an:
"Münafık erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü em-reder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu münafıklar fâsıktırlar."

"And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onlara sadece fasıklar küfreder."
"İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Al-lah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsık olanlardır."
"Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de it-aat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti."
bak. Bakara suresi, 59. ayet; Al-i İmran suresi, 82. ayet; En'am suresi, 49. ayet; A'raf suresi, 163. ayet; Tevbe suresi, 84. ayet; Enbiya suresi, 74. ayet; Nur suresi, 4. ayet; Neml suresi, 12. ayet; Kasas suresi, 32. ayet; Ankebut suresi, 34. ayet; Ahkaf suresi, 20 ayet; Zariyat suresi, 46. ayet; Haşr suresi, 19. ayet

15914. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Fasık insanın nişanesi dört şey-dir: Oyalanmak, boş işlerle uğraşmak, düşmanca saldırmak ve iftirada bu-lunmak."
15915. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin, dikkat edin! Maka-mıyla övünen, nesebiyle başkalarına karşı büyüklenen, büyüklerinize ve idarecilerinize itaat etmekten sakının… Çünkü onlar, asabiyetin esas sü-tunları, fitne binasının temelidirler… Onlar fıskın temeli, isyanın ayrılmaz parçalarıdır."

15916. İmam Ali (a.s) sapıkların sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "(Dalalet ehli) Dünyayı seçip, ahireti geriye attılar. Arı suyu bırakıp, bulanık, ko-kuşmuş su içtiler. Onların fasıklarını sanki münkerle arkadaş olmuş, ona alışıp onunla uyum sağlamış görüyorum. Öyle ki günahlarda saçlarını ağartmış, ahlakı günah rengine bürünmüş."
Bak. El-Cihad (1), 580. Bölüm
420. Konu

el-Fesahat
Fesahat

Bihar, 17/156, 18. bölüm; Fesahet'un-Nebi (s.a.a) ve'l-Belagatuhu
Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 6/278; Kelam li İbn-i Ebi'l-Hadid fi Enne Emir'el Müminin (a.s) Efseh'un-Nas
bak. .
46. konu, el-Belagat; en-Nahv, 3860. bölüm


3208. Bölüm
Fesahat

15917. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Fesahat konuşmanın süsü-dür."
15918. Zebr'da şöyle yer almıştır: "Hutbelerde fasih bir şekilde konuşuyor, amelde ise kusur ediyorsunuz, oysa amelde fasih olup hutbeyi kısa tut-saydınız bu sizin için daha ümit verici olurdu. Ama sizler ayetlerime kas-tettiniz, onu alaya aldınız, bana karşı günah işlemeye yöneldiniz. Neticede bu vesileyle de parmakla gösterilir (günahla meşhur) oldunuz."

3209. Bölüm
İnsanların en Fasih Konuşanı

15919. İmam Ali (a.s) kendisine, "İnsanların en fasih konuşanı kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Apaçık soru sorulduğunda susturucu ve ikna edici bir cevap veren kimsedir."
15920. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biz en fasih konuşan, en halis olan (veya en çok hayır dileyen) ve en güzel yüzlü olan kimseleriz."

421. Konu

el-Fezilet
Fazilet

bak. .
7. konu, el-Edeb; 149. konu, el-Hulk; 115. konu, el-İhsan; 467. konu, el-Kemal; el-Cebr, 485. bölüm; el-Feraiz, 3191. bölüm; el-Adl, 2544. bölüm; el-İbtila, 396. bölüm

3210. Bölüm
Fazilet

Kur'an:
"Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak. ! Doğru-su ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler var-dır."
"İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıl-dık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği, derecelerle yükselt-tikleri vardır."
"İsmail'i, Elyesa'yı, Yunus'u, Lut'u da (doğru yola eriştirdik.) Hepsini alemlere üstün kıldık."
15921. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletler merdiveninden yukarı çıkmak zor ama kurtarıcıdır. Aşağılık şeylere çöküş ise kolay ama helak edicidir."

15922. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsini faziletleri kabullenmeye zorla. Zira tabiatın aşağılık üzere kuruludur."
15923. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En güçlü vesile güzel faziletler-dir."
15924. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletleri elde etmekle düşman yere serilir."
15925. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın övüncü faziletiyledir, so-yu ile değil."
15926. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin faizletleri az olursa vesileleri de zayıf olur."
15927. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın faziletleri birbiri ardınca inen zorluklarda ortaya çıkar."

3211. Bölüm
Faziletlerin Çeşitleri

15928. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletler dört çeşittir: Birincisi, kıvamı düşünce olan hikmettir, ikincisi, kıvamı şehvet olan iffettir. Üçüncüsü kıvamı gazap olan kudrettir. Ve dördüncüsü kıvamı nefsani güçlerin itidali olan adalettir."
bak. el-Hulk, 1105. Bölüm

3212. Bölüm
İnsanın Faziletine Sebep Olan Şey

15929. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fazilet, kemal güzelliği ve yüce işler iledir, mal çokluğu ve işlerin büyüklüğü (makamlar ile değil.)"
15930. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir fazileti vardır, yüce insanların fazileti ise insanlara iyilik etmektir."

15931. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim fedakarlık ederse fazilet ismini elde etmeye hak kazanır. "
15932. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsana kendisini eksik sayması fazilet olarak yeter."
15933. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyi ameller insanın faziletlerin-dendir."
15934. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Büyük insanların fazileti ibadet güzelliğidir."
15935. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fazilet, kudret elde ettiğinde (in-tikam alabildiğinde) affetmektir."
15936. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fazilet iyilikle beraberdir."

15937. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin kemali huyların şera-fetiyledir."
15938. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sana bir selam verildiğinde ona en iyi selamla cevap ver. Sana bir iyilik yapıldığında onu daha üstün bir iyilikle telafi et. Elbette bu konuda üstünlük onu başlatan kimsenindir."
15939. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletleri elde etmek zulüm ve zorbalıktan sakınmak, hak ve insafla amel etmek, fesattan uzak durmak ve ahireti islah etmekle kendisinizi süsleyiniz."
15940. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Takva sahipleri dünyada fazilet ehli olan kimseldir. Onlar sözleri doğruluk, giyimleri ise orta halli olan kimselerdir."

3213. Bölüm
Faziletlerin Toplamı

15941. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisini kötülüğe karşılık vermekten daha yüce bilirse faziletlerin toplamını elde etmiştir."
15942. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisine kötülük eden birine iyilik ederse şüphesiz faziletlerin toplamını elde etmiş olur."
15943. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim suçları affederse fazilet-lerin toplamını elde etmiş olur."
15944. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mürüvvet/insanlık diğer faziletleri ve iyilikleri bir araya toplayan bir isimdir."
15945. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin toplamı, özgür insana ihsanda bulunmak, hayır ve iyilik ehli kimseye iyilik etmektir."

15946. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kudret sahibi olduğunda affedici ol, zorluk ve darlık durumunda bağışlayıcı ol ve fakirliğine rağmen feda-kar ol ki fazilet ve üstünlüğün kemale ersin."
15947. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Haramlardan sakınınca, şüphe-lerden el çekince, farzları yerine getirince ve nafileleri eda edince şüphesiz dini faziletleri kemale ulaştırmış olursun."

3214. Bölüm
Faziletlerin En Üstünü

15948. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin en üstünü, terk eden kimseyle ilişki kurmak, ürken kimseyle ünsiyet edinmek ve sürçen bir kimsenin elinden tutmaktır."
15949. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsaf, faziletlerin en üstünüdür."
bak. es-Sevab, 471. Bölüm
15950. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin en üstünü (insanların) arzusunu temin etmek (veya insanın ilgi duyduğu şeyleri bağışlamak), yardım isteyene yardım etmek ve istekleri giderme hususunda ılımlı davranmaktır."
15951. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dili korumak ve ihsanda bulun-mak insanın faziletlerinin üstünlüğündendir."
15952. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir fazilet ihsandan daha yüce değildir."

15953. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir menkıbe ihsandan daha yüce değildir."
15954. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Seni seven kimseye değer ver ve düşmanını affet ki faziletin kemale ersin."
15955. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kötülüğe iyilikle karşılık vermek ve suçları bağışlamakla örtmek faziletlerin en iyisi ve beğenilmiş hasletle-rin en yücesidir."
15956. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İhsanda bulunmak ve iyiliği yay-mak en üstün faziletlerdendir."
bak. el-Hulk, 1112, 1119, 1120. Bölümler; el-İsar, 2. Bölüm; el-Hayr, 1170. Bölüm; et-Takva, 4156. Bölüm

3215. Bölüm
Faziletlerin Başı

15957. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin başı ilimdir."
15958. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Öfkeye hakim olmak ve şehveti öldürmek faziletlerin başıdır."
15959. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce insanlara iyilik etmek fazi-letlerin başıdır."
15960. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin nihayeti akıldır."
15961. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletlerin doruğu ilimdir."

3216. Bölüm
Fazilet Ehli

15962. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü olunca Allah Tebarek ve Teala ilk ve son bütün insanları bir çölde toplar, ardın-dan bir münadi şöyle nida eder: "Fazilet ehli kimseler nerededir?" İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Böylece insanlardan bir grup kalkar,

melekler on-ları karşılar ve şöyle derler: "Sizin faziletiniz neydi?" onlar şöyle der: Biz bizimle ilişkisini kesen kimseyle ilişki kurar, bizi mahrum kılana bağışta bulunur, bize zulmedeni affederdik." Böylece onlara şöyle denir: "Doğru söylediniz, cennete giriniz."

15963. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü bir münadi şöy-le seslenir: Fazilet ehli kimseler nerede?" sayısı az olan bir grup ayağa kal-kar ve hızla cennete doğru gider. Melekler öne çıkarak şöyle der: "Cenne-te doğru hızla koştuğunuzu görüyoruz" onlar şöyle cevap verirler:

Fazilet ehli kimseler bizleriz." Melekler şöyle der: "Sizin faziletiniz neydi?" Onlar şöyle der: Biz, birinden zulum görünce bağışlar, kötülük görünce affederdik. Bize karşı cahilce karşı bir hareket yapıldığında yumuşak davranırdık." Bunun üzerine kendilerine şöyle denir: "Cennete girin; Şüphesiz cennet amel eden kimseler için ne güzel bir mükafattır."
bak. el-Hisab, 842. Bölüm

3217. Bölüm
İnsanların En Faziletlisi

15964. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların dünyada en faziletlisi en cömert olanıdır. Ahirette ise en takvalı olanlarıdır."
15965. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah nezdinde insanların en üs-tünü aklını ihya eden, şehvetini öldüren ve ahiretini bayındır kılma yolun-da kendisini meşakkate düşüren kimsedir."

15966. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en üstünü kudreti ol-duğu halde yumuşak davranan, imkanı olduğu halde züht içinde yaşayan ve gücü olduğu halde insaflı davranan kimsedir."
15967. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Tala nezdinde en yüce makama sahip olanınız uzun bir süre açlık çeken ve düşünceye koyulanı-nızdır. Allah-u Teala nezdinde en nefret edileniniz ise çok uyuyan, çok yiyen ve çok içeninizdir."

15968. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah nezdinde kulların en üstü-nü, doğru yola erişip (insanlara) doğru yolu gösteren böylece bilinen bir sünneti ayakta tutup bilinmeyen bir bidatı öldüren adil imamdır."
15969. İmam Ali (a.s) Haris Hemdani'ye yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuş-tur: "Bil ki müminlerin en üstünü kendisinden, ailesinden, malından her-kesten önce infak eden, onları Allah yoluna adayandır. Zira önceden gönderdiğin hayır, sana azığın o-larak kalır, geriye bıraktığın ise senden başkalarının hayrı olur."

15970. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yaratıkların en üstünü hak üzere en çok hüküm veren kimsedir."
15971. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Şüphesiz insanların en üstünü makamı yüce olduğu halde tevazu gösteren, zengin olduğu halde dünyadan yüz çeviren, gücü olduğu halde insaf üzere amel eden ve kuderti olduğu halde yumuşak huylu olan kimsedir. Biliniz ki insanların en üstünü dünyadan kendisine yetecek miktarını alan, dünyada iffet ve nefis izzeti içinde yaşayan ve (ahiret) yolculuğu için azık alıp yolculuk için hazırlanan kimsedir."

15972. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah katında insanların en üstü-nü kazancını azaltsa, onu kedere, meşakkatlere sürüklese bile hakla amel etmeyi, kendine fayda veren batıldan daha çok seven kimsedir."

15973. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Salih kul olan Lokman'a şöyle denildi: "İnsanların en üstünü kimdir?" Lokman şöyle dedi: "Zengin mümindir." Kendisine şöyle denildi: "Mal ve servet açısından zengin olan mı?" Lokman şöyle buyurdu: "Hayır, ilim açısından zengin olandır. Böy-lece kendisine ihtiyaç duyulduğunda ilminden istifade edilir. Eğer ihtiyaç duyulmazsa, kendisine kifayet eder." Şöyle denildi: "O halde insanların en kötüsü kimdir?" Lokman şöyle dedi: "İnsanların onu kötü bir şeyi yapar-ken görmesine önem vermeyen kimsedir."

15974. Resulullah (s.a.a), kendisine "insanların en iyisi kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Az yiyen, az gülen ve bedenini örten şeyle kifayet eden kimsedir."
15975. Mesih (a.s), kendisine, "insanların en üstünü kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Sözü Allah'ı zikir, sükutu tefekkür ve bakışı ibret olan kimsedir."
bak. el-Ma'rifet, 2585. Bölüm; el-İman, 298. Bölüm; et-Takva, 4163. Bölüm; ed-Dunya, 1244. Bölüm

3218. Bölüm
En Üstün Ahlak

15976. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en üstün ahlakı hilim-dir (yumuşak huyluluktur.)"
15977. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cömertlik ve haya en üstün ah-laktır."
bak. 3214. Bölüm; el-Hulk, 1119. Bölüm; el-İsar, 2. Bölüm; el-Hayr, 1170. Bölüm

3219. Bölüm
Fazilet (Çeşitli)

15978. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fazilet, ihsanda bulunmak ile-dir."
15979. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletleri bilmemek, en çirkin rezalettendir."
15980. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün şey, uyumlu olmaktır."

15981. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz fazilet ehlinin faziletini sadece fazilet ehli kimseler bilir."
15982. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanına karşı fazilet ile dav-ran. Şüphesiz bu iki zaferden biridir."
15983. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara çok ısırıcı (çetin) bir zaman gelecektir; o dönemde zengin iki elindeki malı ısıracaktır (infak etmeyecektir); oysa böyle davranmaya emredilmemiştir. Allah şöyle bu-yurmuştur: "Aranızda ihsan etmeyi unutmayın."

422. Konu

el-Fakr
Fakirlik

Bihar, 72/1, 94. bölüm, Fazl'ul Fakr ve'l-Fukara
Kenz'ul Ummal, 6/467, 490, 612, 618, el-fakir ve'l-fukara
Kenz'ul Ummal, 6/492, 618; Fakr'ul İztirari
Kenz'ul Ummal, 6/491, Fakr'un-Nebiyy (s.a.a)
Bihar, 76/314, 60. bölüm; ma yures'ul Fakr ve'l-Ganiyy
El-Müheccet'ül-Beyza, 7/313, Kitab'ul Fakr ve'z-Zühd

bak. .
29. konu, el-Buhl; 397. konu, el-Ganiy; 185. konu, er-Rızk; 500. konu, el-Mal; el-Hırs, 789. bölüm; es-Sual (2), 1709, 1711-1715, 1733. bölümler; ez-Zeyf, 2392. bölüm


3220. Bölüm
Fakirlik ve Küfür

15984. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Neredeyse fakirlik küfür ola-caktı."
15985. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Ben küfürden ve fa-kirlikten sana sığınırım." Bir adam şöyle arzetti: "Bu ikisi birlikte midir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Evet."
15986. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer Rabbimin ümmetimin fa-kirlerine merhameti olmasaydı, fakirlik neredeyse küfürle sonuçlanacak-tı."

Şöyle diyorum: Allame Meclisi (r.a) Resulullah'ın (s.a.a), "Fakirlik neredeyse küfür olacaktı" sözünü izah ederken şöyle diyor: "Bu rivayet Şia ve Sünni arasında meşhur olan rivayetlerdendir ve fakirliği büyük bir şekilde eleştirmektedir. Ama da-ha önceden zikredilen rivayetler ve Peygamber'in (s.a.a), "Fakirlik benim övün-cümdür,

ben fakirlikle övünürüm" ve "Allah'ım beni fakir olarak yaşat, fakir ola-rak öldür ve fakirler zümresinde haşreyle" hadisi, bizim burada sözünü ettiğimiz hadisle çelişki içindedir. Bu rivayet Ehl-i Sünnet'in Peygamber'den (s.a.a) naklettiği, "Fakirlik her iki dünyada da insanın yüzünün kara olmasına (sefaletine) sebep olur" rivayeti de teyit etmektedir. Bu iki grup hadisin arasını bulmada ve uyum sağ-lamada bir takım görüşler ifade edilmiştir:

Rağib İsfahani, Müfredat'ında şöyle diyor: "Fakirlik dört anlamda kullanılmış-tır:
Birincisi zaruri ihtiyacın varlığı anlamındadır. Bu anlam dünyada olduğu müd-detçe tüm insanlara, hatta bütün varlıklara şamildir. Allah-u Teala'nın, "Ey in-sanlar! Şüphesiz sizler, Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağni ve övülmüştür" ayeti de bu anlamı ifade etmektedir. Hakeza insanı nitelendiren, "Biz onları yemek yemeyen bir ceset kılmadık" ayeti de bu fakirliğe işaret etmektedir.

İkincisi ise, gerçek yoksulluk anlamındadır. Allah-u Teala'nın şu ayetleri de bu anlamda bir yoksulluğa işaret etmektedir: "(Bu sadakalar) Allah yolunda mahsur kalan kimseleredir." Hakeza: "İffetlerinden dolayı bilme-yenler onları zengin sanırlar" Hakeza, "Şüphesiz sadakalar fakirlere ve yoksullara aittir."

Üçüncüsü ise, nefis fakirliğidir ve bu doymazlık ve aç gözlülük anlamındadır. Nitekim Resulullah'ın (s.a.a) şu sözü de bu anlamdadır: "Neredeyse fakirlik küfür olacaktı." Bu anlam Resulullah'ın şu sözünün tam karşıtıdır: "Zenginlik nefis zen-ginliğidir." Yine, "Kanaate sahip olmayan kimseyi mal ve serveti zengin kılamaz" sözü de bu anlamdadır.

Dördüncüsü ise, Allah'a muhtaç olmaktır. Resulullah'ın (s.a.a) şu sözü de buna işaret etmektedir: "Allah'ım! Beni, sana muhtaç olmakla zengin kıl ve kendinden müstağni olmakla fakir kılma." Allah-u Teala'nın şu ayeti de bu anlama işaret et-mektedir: "Ey Rabbim! Ben üzerime indirdiğin iyiliklere muhta-cım." Aşağıdaki şiirde de şair bu anlamı kastetmiştir: "Sana muhtaç olmayı seviyorum. Eğer aşkın olmasaydım, fakirliği hoş görmezdim."

Şöyle denilmiştir: "İftekere fehuve, muftekirun ve fakirun" Dolayısıyla da, "feke-re" şeklinde hiçbir yerde kullanılmamıştır. Gerçi kıyas kaidesi böyle bir kullanımı gerektirmektedir ve fakir aslında bel kemiği kırılan kimse demektir. (Rağib'in sözü burada bitmektedir.)

Bu yorum bu bölümde söylenmiş en güzel yorumdur. Bazıları yüzü kara olmayı da övgü ve medhedilmeye yorumlamışlardır. Yani fakirlik sevgilinin yüzünde bulunan ve onu çirkinleştirmeyen, güzelleştiren bir ben gibidir. Bir görüşe göre de yüzün kara olmasından maksat, mümkün (olabilir) olan varlıktır. Fakirlikten maksat da mümkün olan varlığın,

varlığı ve diğer kemal sıfatları hususunda başkasına olan ihtiyacı anlamındadır. İhtiyacın yüz karalığı diye ifade edilmesi de mümkün olan varlıkla ayrılmazlığı sebebiyledir. Siyahlık kendi mahallinden yok olmadığı gibi, ihtiyaç da mümkün olan varlıktan asla ayrılmaz.
Bu iki yorumun uzak oluşu açıktır. Daha iyi olan yorum ise, hadis doğru olduğu taktirde kınanmış fakirlik diye yorumlanmasıdır.

Gazali ise bu hadisin şerhinde şöyle yazmıştır: "Zira kendisinden kurtulmanın mümkün olmadığı ızdırap ile iç içe bulunan fakirlik, insanı küfrün eşiğine getirir. Çünkü ilk önce zenginlere haset etmeye sebep olur. Haset ise iyilikleri ortadan kaldı-rır. İkinci olarak ise fakir insanın zenginler karşısında zillet ve horluk izharında bulunmasına neden olur. Bu da insanın haysiyetini ve dinini lekeler.

Üçüncü olarak da ilahi kader ve rızık hususunda hoşnutsuzluğa neden olur. Bu da küfür olmasa bile insanı küfre sürükler. İşte bu deliller esasınca peygamber olan Mustafa (s.a.a), bile fakirlikten Allah'a sığınmıştır.

Bazıları ise şöyle demiştir: "Öldüğüm zaman geriye kırk bin dinar bırakmayı, bir gün fakir yaşayıp insanlara zillet elini uzatmaya tahammül etmekten daha çok seviyorum. Zira Allah'a yemin olsun ki fakirlik veya hastalık gibi bir belaya düçar olduğum taktirde, hangi akıbete uğrayacağımı bilemiyorum. Belki de küfre düştüğüm halde bundan haberim bile olmaz. Peygamber de bu yüzden şöyle buyurmuştur: "Fa-kirlik neredeyse, küfür olacaktı."

Zira yoksulluk insanı her türlü uygunsuz işe zor-lamaktadır. Hatta Allah'a itiraz etmeye ve Allah'ın mülkünde tasarrufta bulunma-ya sürüklemektedir. Öte yandan fakirlik insanı Allah'a yönlendiren, Allah'a sığın-dıran ve Allah'a doğru el açmaya çağıran ilahi bir nimettir. Bu fakirlik, Peygamber-lerin süsü, evliyanın ziyneti ve salih insanların örtüsüdür. İşte bu yüzden bir rivayette de şöyle yer almıştır: "Fakirlik sana yöneldiğinde şöyle de: "Hoş geldin ey salihlerin bedenini örten örtü." Ama buna rağmen fakirlik, acıdır ve tahammülü çok zordur.

Gazali şöyle diyor: "Bu hadis mal ve serveti öven bir hadistir. Elbette biz sadece zenginliğin hikmet ve felsefesini, zenginliğin hedefini, faydalarını, zararlarını ve bo-zukluklarını tanıdığımız ve mal ve servetin bir açıdan iyi ve bir açıdan ise kötü olduğunu,

ne mutlak iyi ve ne de mutlak kötü olduğunu tanıdığımız taktirde servetin övünme ve kınanma sırlarını ve bu iki yorumu bir araya getirmenin yolunu anlayabiliriz. Mal ve servet aynı zamanda hem iyi ve hem de kötüdür. Bu açıdan bazen övülmüş ve bazen de kınanmıştır. Basiret ehli ve ince anlayışlı kimseler övülmüş servet ile kınanmış servetin farkını bilirler.

Ashabımızdan bazısı ise duasında şöyle demişlerdir: "Allah'ım! Fakirlikten ve noksanlıktan sana sığınırız." Söylenildiği üzere kendisinden Allah'a sığınılan bu fakirlikten maksat, nefis fakirliğidir. Şüphesiz nefis yoksulluğuna mübtela olan bir kimse, Allah'ın nimetlerine küfranda bulunur, Allah'ı hatırlamayı unutur, ihtiyaç ve yoksulluğunu gidermek için de din ve haysiyetine zarar veren işlere koyulur. Ek-siklikten maksat ise az sabretmek veya techizat eksikliğidir. Rivayette de yer aldığı üzere Peygamber (s.a.a) fakirlikten Allah'a sığınmıştır.

Başka bir rivayette de şöyle yer almıştır: "Fakirlik benim övüncümdür, ben fakirlik sebebiyle diğer Peygamberlere karşı övünürüm." Bu iki tür rivayetin arasını bulmak ve uzlaşma sağlamak için şöyle denilebilir: "Peygamber'in (s.a.a) kendisinden Allah'a sığındığı fakirlik, insanlara muhtaç olmak ve yeterli

miktardan daha az rızkı elde etmektir. Peygamber'in övündüğü fakirlik ise Allah-u Teala'ya olan fakirliktir. Peygamber'in diğer peygamberlere karşı övünme kaynağıdır. Gerçi onlar da bu açıdan Peygamber ile ortak durumdadırlar. İşte bu yüzden Peygamber'in tevhidi ilahi dergah ile olan irtibatı ve Allah'a olan yakınlığı hiç kimsenin kendisine ulaşamayacağı bir mertebedeydi. Neticede Allah'a olan fakirliği, diğer peygamberlerin fakirliğinden daha kamil ve mükemmel idi.

Kirmani ise Buhari şerhinde, Peygamber'in (s.a.a), "Allah'ım! Fakirlikten sana sığınırım" sözünün yorumunda şöyle demiştir: "Bu cümle zenginliğin üstünlüğüne delalet etmektedir ve aynı zamanda Allah-u Teala'nın, "Eğer hayır bırakırsa" ayeti, mal ve servet üstünlüğüne delalet etmektedir. Peygamber (s.a.a) de geçiminin çok iyi olduğu bir durumda vefat etti. Zira Allah'ın kendisine bağışta bulunduğu ganimetler sebebiyle zenginlik içinde yaşıyordu.

Ayrıca gani (zengin) sıfatı da hak olan Allah'ın sıfatlarından biridir. Bütün bunlar da zenginliğin üstünlüğüne delalet etmektedir. "Cennet ehlinin çoğu fakirlerdir" hadisi de bir gerçeği haber vermektedir. Nitekim, "Dünya insanlarının çoğu da fakirlerdir" denilmektedir. Ama Peygam-ber'in bu dünya lezzetlerini terk etmesinin sebebi ise bu dünyada hayatın güzellikle-rine ve lezzetlerine kavuşmak istememesidir. Başkaları ise şöyle cevap vermişlerdir:

"Cennet ehlinin çoğu fakirlerdir" hadisi de cennet ehlinin fakirler olduğuna işarettir. Peygamber'in dünyanın güzelliklerini terk etmesi de fakirliğin üstünlüğünün bir delilidir. Peygamber'in fakirlikten Allah'a sığınması ile Peygamber'in zenginlikten Allah'a sığınması zahirde bir çelişki arzetmektedir. Elbette malın iyi ve üstün olduğu hususunda tartışma yoktur. Resulullah vefat edince zırhı rehin olarak verilmişti. Allah-u Teala'nın zenginliği ise başka bir anlamdadır. (Kirmani'nin sözü burada bitmiştir)

Çoğunluğun görüşü ise kifayet (yeterlilik) durumunun fakirlik ve zenginlikten daha üstün olduğudur. Zira, zenginlik ve fakirliğin kötü sonuçları ve afetlerinden uzaktır. Bu görüşün doğru olması uzak bir ihtimal değildir.
Alimlerden biri de şöyle demiştir: "Bütün bunların hepsi de doğrudur, ama zen-ginliğin mi yoksa fakirliğin mi daha üstün olduğu sorusu, aynı şekilde (cevapsız) ba-ki kalmıştır. Zira tartışma konusu,

insanın bu iki durumdan birine mübtela olduğu durumda geçerlidir. Böyle bir kimse hakkında fakirlik mi yoksa zenginlik mi daha üstündür? Bu yüzden "hangisi daha üstündür?" sorusu denilmiştir. Zira onlardan biri doğru ve layık bir şekilde amel edebilir ve diğeri ise etmeyebilir. Bu durumda o iyi ve üstündür.

O halde fakir kimse, salih amel açısından kendisiyle eşit durumda bulunan bir zenginle mukayese edildiğinde hangisinin Allah nezdinde daha yüce makama sahip olduğu sorulmalıdır. Bu yüzden bu konunun ihtiraslı olmayan fakir ve cimri olmayan zengin hakkında söz konusu edilmesinin doğru olmadığı söylenmiştir. Zira kanaatkar olan fakir, cimri olan zenginden daha üstündür ve bunun tersine bağışlayıcı olan zengin de ihtiraslı olan fakirden daha üstündür.

Bu alim şöyle diyor: Başka bir şeye vesile olan ve bizzat kastedilmeyen her şeyin fazilet ve üstünlüğünün belli olması için onu kendisiyle takip edilen hedefle birlikte göz önünde bulundurmak gerekir. O halde mal ve servet bizzat kınanmış veya sa-kındırılmış değildir. Zira insana engel olduğu ve Allah'tan alı koyduğu durumda kı-nanmıştır. Bunun tersi de doğrudur. Nice zengin insanı mal ve serveti Allah'tan alı koymamıştır ve nice fakir kimseyi, fakirliği Allah'tan gafil kılmış ve alıkoymuştur."