Mizan'ul Hikmet 1.Cilt
 





Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Mizan'ul Hikmet (hikmetin öl-çüsü) benim, Ali de onun dilidir" (İhkak'ul-Hak, 6/46)


Mizan'ul Hikmet 1.Cilt


Muhammed Muhammedi REYŞEHRİ


Çeviri Kadri ÇELİK

Tatbik Nuri DÖNMEZ

Çeviren'in Notu

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla


Tüm ümmet, Resulullah'tan sonra Hz. Ali (a.s.) ve diğer Ehl-i Beyt İmamları'na (a.s) tabi olmakla yükümlüdür. Nitekim Resulullah (s.a.a) de "Ali'nin taraftarları kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."diye buyurmuştur. Ay-rıca Allah-u Teala da Şura suresinin 23. ayetinde Resulullah'ın adına;

"(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir."diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıl bo-yunca çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i Beyt'ini sevmeyi is-temektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt'i sevmek bir meslek değil, dini bir gö-revdir.
Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum'da ise şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakıyorum. Bu iki paha biçilmez şey Al-lah'ın kitabı ve Ehl-i Beyt'imdir."

Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah'tan (s.a.a) sonra Ehl-i Beyt'i sevmek ve Kur'an'ın gerçek müfessirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini bir yükümlülüktür.
Dolayısıyla bazılarının, "Ehl-i Beyt'i sevmek bir meslektir. Herkes bir mesleği seçebilir. Bazıları Ehl-i Beyt'i sevmeyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet ise ayrı bir mesleği seçmiştir.

"demesi doğru bir düşünce tarzı değildir. Her Müslüman Resulullah'ı ve Ehl-i Beyt'ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti karşı-lığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz. Ali'yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid'i sevmek kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia etmek, nur ile zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer'i, hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir.
Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'de Ehl-i Beyt kelimesi üç yerde kullanıl-mıştır.


1-Hz. Musa'nın(a.s)kıssasında


Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah'ın emri üzere annesi tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur'an'ın ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir kadının sütünü emmeyince Fira-vun ailesi şaşırıp kalmışlardı. O sırada Hz. Musa'nın (a.s) kız kardeşi gele-rek onlara: "...Ben sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt'i (ev halkını) size tanıtayım mı?"demişti."

Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle açıklıyor:
"Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler." Bu ayet-i kerimede, Hz. Musa'nın (a.s) kız kardeşinin, Ehl-i Beyt tabirinden neyi kastettiğine açıklık getirecek herhangi bir açık-lama yoktur.

Acaba söz konusu beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahıs-ları mı, yoksa bazılarını mı veya yalnızca soy yakınlığı olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı veya bunlar ile birlikte "vela"(kölelik) ve terbiye yö-nünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün bunlardan daha geniş bir anlamı mı kastetmiştir, bu belli değildir.

Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten "Ehl-i Beyt"kelimesi Arapça me-tinde, harf-i tarif olan "elif-lam"takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr olunmuştur.


2-Hz.İbrahim'in(a.s)kıssasında


Melekler Hz. İbrahim'in hanımına Hz. İshak ve ondan sonra da Hz. Yakub'un müjdesini verince şaşırmıştı. Melekler de ona şöyle demişlerdi: "Allah'ın rahmeti ve bereketleri siz Ehl-i Beyt'in (ev halkının) üze-rine olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir"

Bu ayet Hz. İbrahim'in zevcesinin de onun Ehl-i Beyt'inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette bizzat ona hitap edilmiştir. Elbette bu, "Ehl-i Beyt"kelimesinin her yerde, hatta maksadı belirtecek herhangi bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına delil teşkil edemez.

3-Tathir ayetinde


"Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."
Şüphe yok ki Peygamber (s.a.a) Kur'an-ı Kerim'in anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi bilmektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç du-yulan bu tür ayetler karşısında da Peygamber (s.a.a) yegane merci ve sığı-nak konumundadır.

Peygamber (s.a.a) aylarca ve özellikle de vefatı yaklaştığı sıralarda tathir ayetinde geçen Ehl-i Beyt'ten maksadın, Ashab-ı Kisa (Yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) olduğunu ve bu ayet gereğince onların günahlardan uzak olduklarını önemle vurgulamıştır. Gerçekten mezkur ayette geçen Ehl-i Beyt'ten maksadın Ashab-ı Kisa olduğuna dair bir çok hadis vardır. Bu hadisler Ehl-i Sünnet kitaplarında da müte-vatirdir.

Allame Tabatabai'nin de dediği gibi bu hususta yetmişten fazla hadis nakledilmiştir. Hatta bu konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarından nak-ledilen hadisler Şia yoluyla nakledilen hadislerden çok daha fazladır.

Bu hadisleri Ehl-i Sünnet alimleri; Ümmü Seleme, Ayşe, Ebu Said-i Hudri, Sa'd b. Vakkas, Vaile b. Eska, Ebu'l Hemra, İbn-i Abbas, Pey-gamber'in kölesi Sevban, Abdullah b. Cafer, Hz. Ali ve Hz. İmam Ha-san'dan kırka yakın yolla nakletmişlerdir.
Peygamber'in (s.a.a) mübarek ömrünün son aylarında namaza gittiği her vakit Hz. Fatıma'nın (a.s) kapısına gelerek,

"Ey Ehl-i Beyt, nama-za!"diye seslenmesi ve ardından tathir ayetini okuması da konuya apaçık bir örnek teşkil etmektedir.
Elbette Ehl-i Beyt'i sevmek hususunda kusur etmememiz gerektiği gi-bi, aşırı da gitmemeliyiz. Nitekim Peygamber (s.a.a) Ehl-i Beyt'ine aşırı sevgi gösterilmesini de yasaklamış ve Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyur-muştur: "Senin hususunda iki grup helak olacaktır: Seni sevmekte aşırı gidenler ve sana buğz edip düşmanlık besleyenler."

Hakeza şöyle buyurmuştur: "Ey Ali seninle İsa arasında bir benzerlik var-dır, Yahudiler ona düşman kesildiler, hatta annesine bile iftirada bulundular. Hıris-tiyanlar ise onu hakkı olmayan makama ulaştıracak kadar aşırı sevdiler."
Dolayısıyla Kur'an ve sünnet esasınca Ehl-i Beyt'i sevmeli ve bu hu-susta ne ifrata, ne de tefrite düşmeliyiz.

Peygamber (s.a.a), Ehl-i Beyt'in ilk imamı olan Hz. Ali (a.s) hakkında şu veciz ve ebedi ifadeyi kullanmıştır: "Ey Ali! Sen hem dünyada efendi ve bü-yüksün hem de ahirette...Seni seven beni sevmiştir, sana buğz eden de bana buğzet-miştir. Senin dostun Allah'ın dostudur. Allah senin gazabınla gazab eder. Sana buğz edene eyvahlar olsun!"
Hakeza şöyle buyurmuştur: "Ali'nin muhabbeti iman, buğzu ise nifaktır."

Hakeza şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt'in sevgisi ile ölür-se şehit olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt'in muhabbeti ile ölürse bağış-lanmış olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt'in sevgisi ile ölürse, tövbe et-miş olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt'in muhabbeti ile ölürse imanı kamil bir mümin olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Al-i Muhammed'in muhab-beti ile ölürse, ölüm meleği onu cennet ile müjdeler."

Şafii de Ehl-i Beyt sevgisi ile şu ebedi şiiri söylemiştir:
"Ey Resulullah'ın Ehl-i Beyt'i, sizi sevmek
Allah tarafından Kur'an'da farz kılınmıştır
Size bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki
Size salavat göndermeyenin namazı batıldır."
Ferazdak adlı meşhur şair de "Mimiyye"kasidesinde şöyle diyor:
"Öyle bir topluluk ki onları sevmek iman,
Onlara düşmanlık ise küfürdür.

Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir
Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri
Eğer "Yeryüzünün en hayırlıları kimdir?"denirse
Onlardır (Ehl-i Beyt'tir) diye cevap verilir."
Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Ehl-i Beyt'i sevmek, hakikatte Peygamberi sevmektir ve Peygamberi sevmek de hakikatte Allah'ı sev-mektir.

Bütün bu bilgilerden sonra elinizdeki nefis kitaba gelince...Değerli alim Muhammed Muhammedi Reyşehri tarafından telif edilen ve toplam 23030 hadisten oluşan bu büyük ve nefis eser, 15 cilt olarak basılacak, son cildi ise Fihrist olarak hazırlanacaktır. Şii ve Sünni hadis kaynaklarına dayanılarak Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inden (a.s) derlenen eşsiz gü-zel hadisleriyle bu hadis külliyatı, gerçekten de bir şaheser konumundadır.

Ehl-i Beyt'in hadis gülistanından toplanan bu burcu burcu kokan risalet ve velayet gülleri, 21. asrın insanını, gırtlağına dek sıkışıp kaldığı maddi ortamdan uzak, manevi ve ruhi bir iklime götürmekte, tüm güzelliği ile yeniden yaşama dönme ümidini aşılamaktadır.

Son olarak bu şaheser kitabın dizgi, mizanpaj ve benzeri teknik konu-larında her türlü yardımını esirgemeyen değerli eşime, oğlum Mücteba'ya, çeviriyi Arapça orijinal metni ile titiz bir şekilde karşılaştıran Nuri Dön-mez kardeşime ve çalışmada edebi katkıları bulunan eşine de naçizane te-şekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.
Kadri ÇELİK



Bir Hatırlatma


Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla


Hadisler hiç şüphesiz dini öğretilerin ve hükümlerin şekillenmesinde ve İslami ilimlerin oluşumunda Kur'an'dan sonra ikinci planda çok önemli ve hayati bir role sahiptir. Hadisler Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'in (a.s) kalıcı mirası olup Kur'an'ı tefsir etmeye ve dini açıklamaya çalışmaktadır.

Hadis de Kur'an-ı Kerim'in yanı sıra insanın kurtuluş ve saadetini garantilemektedir. Dini önderler Müslümanları hadis ezberle-meye, müzakere etmeye, anlamaya çalışmaya ve yaymaya teşvik etmişler ve bu da bu ilmin yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

Alimlerin, muhaddislerin ve hadis hafızlarının tarih boyunca göstermiş olduğu çabalar takdire şayandır. Bu büyük insanlar hadislerin kaydı, hıfz edilmesi, düzenlenmesi ve bölümlendirilmesi hususunda bir çok zahmet-lere katlanmışlar; nübüvvet ve imametin bu değerli mirasını korumak için büyük bir gayret göstermişlerdir.

Dağınık hadis ve rivayetlerin yaygın olu-şu, ama buna rağmen araştırmacıların ve hadis muhataplarının ihtiyaçları-na yeterli cevap veremeyişi muhaddisleri büyük hadis külliyatları hazırla-manın yanı sıra, yeni şekillerde ve kalıplarda hadis toplamaya yönlendir-miştir. Hisal, Tuhef'ul-Ukul,

Mekarim'ul-Ahlak ve Mişkat'ul-Envar kitap-ları bu yönelişin bir ürünüdür. Bu büyük insanlar sonsuzluk denizinin de-ğerli cevherlerini çıkarmak için bir gemi ve kaptan temin etmeye çalışmış-tır. Sefinet'ul-Bihar ve son zamanlarda yayınlanan mu'cem kitapları da bu çabaların bir ürünüdür.

Mizan'ul-Hikmet, adı geçen araştırmalar neticesinde ayet ve rivayetleri yeni ve özel bir şekilde düzenlenmiş yepyeni bir Mecme'ul-Behreyn'i an-dırmaktadır. Bir taraftan ayet ve rivayetleri çeşitli bölümlere ayırmakta, il-gililere takdim etmekte; bir taraftan da Kur'an ve hadis deryasında ge-zinmek için bir gemi konumunda bulunmaktadır.

Hüccet'ul-İslam ve'l-Müslimin Muhammed Reyşehri'nin eşsiz ve yüce himmetleri ile vücuda gelen bu değerli şaheser, Arapça alfabetik sıralama esasınca düzenlenmiş olup araştırmacıları, Kur'an ayetleri ve Şii/Sünni kaynaklardaki hadislere yönlendirmektedir.
Başarı Allah'tandır.
İslami Araştırmalar Kurumu
Ali Ekber İlahi Horasani
21 Ramazan, 1418
20 Ocak, 1997


Yazarın Önsözü


Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla


Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Muhammed'e (s.a.a) ve te-miz hanedanına selam olsun. Allah'ın laneti kıyamet gününe kadar düş-manlarının üzerinde olsun.

Hadis-i Şerifler; Kur'an'ı anlama, manalarını derk etme ve Peygambe-rin (s.a.a) ve Ehl-i Beyti'nin (a.s) değerli mirası sayılan ve Kur'an'ın yanı başında yer alan büyük İslam önderlerinin siretini tanıma hususunda anahtar konumundadır. Şüphesiz Müslümanlar Kur'an ve hadis mirasın-dan istifade etmedikçe İslami ilimlerin tatlı kaynağına asla ulaşamazlar.

İslam tarihinde meydana gelen bir çok tatsız olaylara rağmen muhad-disler asla gevşekliğe düşmemiş ve bizler için bu büyük emaneti korumaya çalışmışlar, kendinden sonraki nesillere emanet bırakmışlardır. Böylece sahip oldukları çok az imkanlara rağmen İslam'a büyük hizmetler yapmış-lardır. Şimdiki nesil ise sahip oldukları bütün imkanlara rağmen böyle bir çalışma ortaya koyabilmiş değildir.

Dini ilimleri öğrenmeye çalıştığım ilmi hayatımın ilk yıllarında ken-dimde inanç ve ahlak ile ilgili konuları inceleme hususunda çok büyük bir aşk ve ilgi hissettim. Derdimi derman etmek ve susuzluğumu gidermek için yüce Allah'ın sözlerinden daha yüce bir söz,

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inin (a.s) sözlerinden daha güzel bir söz bulamıyordum. Bu yüzden ilmi havzadaki araştırmalarımın yanı sıra vaktimin büyük bir bölümünü Kur'an ve hadis kitaplarını incelemeye ayırdım.
Bu araştırmalarım boyunca çok önemli iki noktada yoğunlaştım ve bu iki noktayı araştırmalarımın, ilmi incelemelerimin ve yazılarımın temeli kıldım. Bu iki nokta şuydu:

1-İslami metinlerde yaptığım bu araştırmalar esnasında bende yaratılış, ve kıyamet ile ilgili fikri, siyasi, iktisadi ve toplumsal boyutlarda en güçlü, derin, güzel ve sade olan ilmi ve felsefi burhanların bu İslami metinlerde gizli olduğu inancı yer etti. Bu yüzden üzülüyor ve kendi kendime,

"Sahi neden Müslüman bilginler, yazarlar ve düşünürler şimdiye kadar bu ger-çeğe gerekli önemi göstermemişler?"diye soruyordum. Bu yüzden naçiz ilmimle Kur'an'dan ve İslami rivayetler ve metinlerden alınmış delillere dayalı itikadi konular üzerinde derinleşmeye, daha çok düşünmeye koyul-dum. Zira hem kendimin, hem de toplumun buna büyük ihtiyacı olduğu-nu hissettim.

Bu inceleme ve araştırmalarım neticesinde İslami düşüncenin temelleri hususunda bazı öğrencilere ders vermeye başladım. H. 1394 yılından 1410 yılına kadar süren bu derslerde söz konu ettiğim konuların bazısı yayınlanmış oldu.

Elbette kendimi övmek istemiyorum ve hedefime ulaştığımı, yani Kur'an ve sünnetten alınmış deliller esasınca İslami düşüncenin temelle-rini hakkıyla kaleme aldığımı iddia etmiyorum. Ama bu yolda yürümek is-teyen araştırmacılara bir kapı araladığımı söyleyebilirim. Müslüman bilginler ve alimlerin bu çabalarımı devam ettirmelerini ümit ediyorum.


2-Araştırmalarım esnasında dikkatimi çeken ikinci nokta ise Kur'an ayetlerin bazısının diğer bazısını tefsir ettiği gerçeği idi. Bu yüzden Kur'an ayetleri hususunda yeterli kapsayıcılığa sahip olan kimseler Kur'an ayetlerini birbiri vesilesiyle kolayca tefsir edebilir. Hadislerin tefsir ve anlayışı hususunda da bu nokta geçerlidir.

Fıkhi konulardaki hadis ve rivayetlerin bütünüyle bir araya getirildiğini ve güzel bir şekilde sınıflandırıldığını gördüm. Ama fikri, ahlaki ve içtimai hususlarda böyle bir çalışmanın olmadığını müşahede ettim. Eğer bir ta-kım çalışmalar yapılmışsa da yeterli değildi.

Bu yüzden araştırmacılar bu konularda görüş belirtmek istedikleri takdirde bir çok kitaplara müracaat etmek zorundaydı. Bu ise uzun bir zamanı gerektiriyordu. Bazen araştır-maların tamamlamasına yardımcı olan ve doğru dürüst bir görüş belirtil-mesini temin eden rivayetleri elde etmek çok zordur.

Dolayısıyla Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'in (a.s) rivayetlerini kapsa-yan ve özel bir düzenlemeyle okuyuculara sunulan bir kitaba ihtiyaç oldu-ğunu hissettim. Böylece araştırmacılar istedikleri hadise kolayca ulaşabil-sin istedim. Ayrıca İslam toplumunun hadis araştırma hususunda günü-müz insanının isteklerine

cevap verecek bir kitaba ihtiyacı olduğunu gör-düm.
Gerçi bu alana girmek hiç de öyle kolay değildi. Araştırmacılar bunun ne kadar zor olduğunu kabul ederler. Ama Hz. Muhammed'in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inin hadislerine olan aşkım beni bu yolu katetmeye teşvik etti ve bu hedefi gerçekleştirmek için daha fazla çalışmam gerektiğini gösterdi.

Bu kitabı telif etmeye H. 1388 yılında Meşhed zindanlarında başladım. Ders, araştırma ve incelemelerimin yanı sıra fırsat buldukça bu kitabı telif etmeye çalıştım. Yaklaşık olarak bütün yaz tatilini bu işi yapmaya harca-dım.

İlk önce Bihar'ul-Envar kitabındaki tüm rivayetlere müracaat ederek göz önünde bulundurduğum nükteleri not aldım. Bu iş yaklaşık iki üç yıl sürdü. Daha sonra not aldığım bu nükteleri alfabetik sıralamaya göre dü-zenledim. Ardından İslami kaynak ve metinlere müracaat ederek konulu bir şekilde hadisleri tasnif ettim. Bu işimin ne kadar sürdüğünü bilmiyo-rum. Ama bu işin başarılı olması için çektiğim sıkıntıları unutamıyorum.

Bu kitap işi ile uğraştığım süre boyunca şu birkaç önemli nükteye rast-ladım.
1-Bihar'ul-Envar'da tekrar edilmiş hadislerin çokluğu
O zamanlar Bihar'ul-Envar kitabındaki tekrar edilmiş rivayetler çıka-rıldığı takdirde 110 ciltlik bu kitaptan en az 20 cildinin eksileceğini gör-düm. Zira tekrar olan hadislerin yanı sıra metin ve senetleri de tekrarlanan bir çok husus tespit ettim.

2-Bihar kitabındaki bölümlerde gözle görülen eksiklikler Bihar kitabının müellifinin (Allah ondan razı olsun) asıl hedefi sahih ve zayıf tüm hadisleri bir araya toplamaktı. Dolayısıyla da bir çok hadisi defalarca tekrar etmiştir. Ayrıca hadislerin sınıflandırılması hususunda bir bölüm ile ilgili hadislerin, diğer bölümlerde de yer aldığını gördüm. Ör-neğin edep bölümünde yer alan hadisler 8 tanedir.

Oysa bu kitapta da gördüğünüz gibi edep hakkında yaklaşık 125 hadis mevcuttur.
Bu kitabı yeniden ve son kez gözden geçirince, bende Bihar kitabının yazarının güvendiği ve ulaşabildiğimiz kaynaklara müracaat etme fikri oluştu. Bu kaynakları incelediğim zaman bu kitabın çeşitli bölümleriyle uyum arz eden ve toplumsal konuları inceleyen hadislere dokunmadığını gördüm. Bu yüzden gücüm oranında mevcut kaynaklara müracaat ederek bu açığı da kapatmaya çalıştım.

3-Ehl-i Sünnetin hadis kitaplarından yararlanma Mevcut kitabı bitirmek için çalışırken Ehl-i Sünnet kaynaklarına müra-caat etmeyi ve konularla ilişkisi bulunan hadisleri eklemeyi faydalı bul-dum. Böylece bu kitabın ilgili insanlar için çeşitli açılardan daha faydalı olacağını düşündüm. Bu çalışmalarım esnasında Ehl-i Sünnet kitapların-dan Hisamuddin Hindi'nin (Ö. H. 975) Kenz'ul-Ummal kitabını okudum. Bu kitap da içerik açısından Bihar'ul-Envar kitabına benzemektedir ve 16 cilt, 12215 sayfadır. Bu 16 ciltlik eserde 46624 hadis yer almıştır.

Bu kitapta nakledilen rivayetlerin bazısı hadis özellikleri taşımadığı için yakla-şık 4000 hadis olduğu söylenebilir. Bu kitabın çeşitli bölümlerini incele-yince artık diğer Ehl-i Sünnet kitaplarına da başvurmanın zaruri olmadı-ğını hissettim. Dolayısıyla Mizan'ul-Hikmet kitabında yer alan konu ile il-gili hadisleri sadece bu kitaptan naklettim.

Kenz'ul-Ummal kitabını incelerken bizim kitaplardaki bir çok senetsiz hadislerin de Ehl-i Sünnet kitaplarından nakledildiğini gördüm.
Hakeza adları sonradan zikr edilecek olan Şii ve Sünni birçok kitaplara müracaat ettim ve her bölüm ile ilgili Kur'an ayetlerini eklemeyi de ihmal etmedim.

Mizan'ul-Hikmet kitabı gerçekte yeni teknikleri kullanarak büyük bir hadis külliyatı hazırlama noktasında bir başlangıçtır. Günümüz insanın ihtiyaçlarına ve gereklerine cevap olmayı amaçlamıştır. Bu çabaların çok yakında ürün vermesini ümit ediyorum.

Elbette benim gibi zayıf ve imkanlardan mahrum biri tarafından hazırlanan bu kitap bir çok eksiklikleri barındırmaktadır. Zaten bu çok doğaldır.

Ama buna rağmen İslam dünyasının bir çok yerinden teşvik edici övgüler aldım ve Peygamber (s.a.a) hadisleri ile Ehl-i Beyt'in (a.s) ilmini kapsayan bu kitabı İslam dünyasının en ücra köşesine kadar ulaştırmaya çalıştım.
Yapılan büyük istekler üzerine bu kitabın 8. baskısı yapılmıştır. Yapı-lan öneriler doğrultusunda bu yeni baskıda bazı eksiklikler de giderilmiş-tir.

Bu kitabı hazırlamada çektiğim bütün sıkıntılara rağmen henüz yolun yarısındayım ve hedefime ulaşmış değilim. Ama içinde yaşadığım şartlar, genel hava ve üstlendiğim önemli görevler bu kitabı istediğim haliyle ba-sılmasını daha fazla ertelememe izin vermedi. Elbette hayatta olursam Al-lah'ın izniyle ileride başladığım bu işi kemale erdirmem için bütün gayre-timi göstereceğim.


Üstad Şehid Murtaza Mütahhari İle İlgili Bir Hatıram
Hiç unutamıyorum, H. 1398 yaz günlerinin birinde (İslam devrimin-den önce) Şehid Mutahhari Kum'da öğlen vakti bize misafirim olmuştu. Üstad o günlerde bazı öğrencilere, "Kur'an mantığında Epistemolo-ji"hususunda dersler veriyordu. Bu dersleri ile kendi kitabımdaki "Epis-temoloji"bölümü arasındaki yakın ilgi sebebiyle, bu bölümün fihrist ve başlıklarını kendisine gösterdim. Bana, "Bu artık baskıya hazırdır"dedi ve kendisine sunduğum şekliyle bastırılmasını istedi.

Ardından bana şöyle dedi: "Batılı yazarlar bir yere kadar faydalı olan kitapları önce basıyorlar, sonraki baskılarda gerekli gördükleri konuları ekliyorlar."Üstad Şehid Mutahhari (r.a) de bu metodu övüyordu. Ama ben yine de bu kitabı bas-tırmayı, tümüyle bitirdiğim zamana erteledim

ve şu anda içinde bulundu-ğum şartların kitabı bir an önce bastırmamı gerektirdiğini gördüm. Zira bu kitabın istediğim şekilde bölümlendirilmesi ve hazırlanması hususunda bizzat çalışmam gerektiğini anladım. Sonunda bir çok zorluklara rağmen bu kitabın işini bitirmek için tatil günlerinde gece gündüz çalışmaya ko-yuldum. Allah'a hamd olsun 14 yıl süren bu çabalarım sonunda bu kitap layık olduğu şekliyle sona ermiş oldu. Allah'ın izniyle bulduğum ilk fırsat-ta da bu kitabın eksikliklerini gidermeye çalışacağım.

Son olarak bana evde fikri çalışmalarım için gerekli ortamı sağlayan eşime teşekkür etmeyi de bir borç biliyorum. Eşim, araştırmalarım ve ya-zılarım için gerekli ortamı temin etme hususunda bir çok zahmetlere kat-lanmış ve hayatın ağır yüklerini severek üstlenmiştir.
İşte başı fedakarlık, sonu ise yakin olan Mizan'ul-Hikmet kitabının hi-kayesi budur.

Muhammed Reyşehri
Receb, 1403-21 Mayıs 1983


Elif Harfi


Konu Başlıkları


" el-İsar (Fedakarlık)
" el-Ecr (Sevab-Ecir)
" el-İcare (Kiralamak)
" el-Ecel (Ecel)
" el-Ahiret (Ahiret)
" el-Eh (Kardeşlik)
" el-Edeb (Edeb)
" el-Ezan (Ezan)
" el-İza (Eziyet)
" et-Tarih (Tarih)
" el-Arz (Yeryüzü)
" el-Esir (Esir)
" el-Usve (Örnek)
" el-Usul (Usul-Temeller)
" el-Afat (Afetler)
" el-Ekl (Yemek)
" el-Ulfet (Ülfet-Kaynaşmak)
" Allah (Allah)
" el-İmaret (Emirlik-Yöneticilik)
" el-Emel (Emel-Arzu)
" el-Ummet (Ümmet)
" el-İmamet (İmamet)
" el-İman (İman)
" el-Emanet (Emanet)
" el-Eman (Eman)
" el-Uns (Ünsiyet-Alışmak)
" el-İnsan (İnsan)
" el-Ena (Kap)


1.Konu el-İsar Fedakarlık


el-Bihar c. 74, s. 390, 28. Bölüm, et-Terahum...ve's-Sıla ve'l-İsar ve'l-Muvasat ve ihya'ul Mümin
Vesail'uş Şia c. 6, s. 299, 28. Bölüm, İstihbab'ul İsar ale'n-Nefs
Vesail'uş Şia c. 11, s. 220, 32. Bölüm, Vücub-u İsar-i rızallah ala Heve'n-Nefs
el-Bihar c. 70, s. 106, 48. Bölüm, İsar'ul Hak ale'l-Batıl


bak.
et-Ticaret: 445. Bölüm
ed-Dünya: 1236 ve 1238. Bölümler
el-Heva: 4052. Bölüm



1.Bölüm Fedakarlığın Fazileti


1. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık yüceliklerin en üstünüdür."
2. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık iyilerin huyudur."
3. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en üstün ihsandır."
4. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en güzel ihsan ve imanın en üstün mertebesidir."
5. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık ihsanın doruğudur."
6. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en şerefli ihsandır."
7. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en şerefli bağıştır."
8. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık bağışın en üstün merte-besi ve en faziletli huydur."
9. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık, iyilerin karakteri ve ha-yırlıların huyudur."

10. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en faziletli ibadet ve en yüce efendiliktir."
11. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık zühdün süsüdür."
12. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık fazilet, stokçuluk ise re-zilliktir."
13. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık en güzel ihsandan birisi sayılır."
14. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün cömertlik, fedakarlıktır."

15. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yücelik için fedakarlık yeterlidir."
16. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Diğer insanlara insafla, müminlere ise fedakarlıkla davran."
17. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün seçim/tercih fedakarlıkla süslenmektir."
18. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefisleri fedakarlığa zorlamak iyile-rin huyundandır."

19. Hz. Musa (a.s) şöyle buyurdu: "Ya Rabbi! Bana Muhammed ve ümme-tinin derecelerini göster."O ise, "Ey Musa! Şüphesiz sen buna dayana-mazsın. Ama sana kendisiyle sana ve tüm yaratıklarıma üstün kıldığım büyük ve yüce menzillerinden birini göstereceğim."dedi. Ona göklerin melekutu (hakikati) zahir oldu.

Musa o makama baktı, nurundan ve aziz ve celil olan Allah'a yakınlığından neredeyse ruhu bedeninden ayrılacaktı. Musa, "Yarabbi onu ne ile bu yüce mertebeye ulaştırdın?"dedi. O şöyle dedi: "Kullar arasından kendisine özgü kıldığım huy/ahlak sebebiyle. Bu huy ise fedakarlıktır.

Ey Musa! Onlardan birisi bana gelir de ömrünün bir döneminde fedakarlık etmiş olursa, ben de onu hesaba çekmekten haya ederim ve onu cennetimde istediği yere yerleştiririm."
bak. el-İnfak, 3946. Bölüm


2.Bölüm Fedakarlığın Ahlaki Yüceliklerdeki Rolü


20. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yücelikler sadece iffet ve fedakar-lıkla kemale erer."
21. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüceliklerin doruğu fedakarlıktır."
22. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlık esnasında yüce insanların cevheri (değeri) belli olur."

23. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlıkla, kerem sahibi adını al-maya hak kazanılır."
24. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakarlıkla hürler köle edilir."
25. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsine tercih etmekle (fedakarlık-la), başkalarını kendine köle edebilirsin."
bak. el-Hulk, 1110, 1111 ve 1119. Bölümler

3.Bölüm Fedakarların Fazileti


Kur'an


"Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekemezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar.

Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir."
26. İmam Sadık (a.s) kamil müminlerin nitelikleri hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar kolaylıkta ve zorlukta kardeşlere iyilik eden, zorluklarda başkala-rını kendilerine tercih eden kimselerdir. Allah da onlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendi-lerinden önde tutarlar."

27. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah az gelirli kimseleri (az gelirlerine rağmen) övmüş ve şöyle demiştir: "Kendileri za-ruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar"
28. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik çoklukla değildir.

Şüphesiz bu yüzden aziz ve celil olan Allah kitabında şöyle buyurmuştur: "Kendi-leri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutar-lar."Allah böylesine tanıttığı kimseleri şüphesiz sever."
29. Ebu Basir şöyle diyor: "İmam Bakır veya İmam Sadık'tan birine, hangi sadaka daha üstündür?"dedim, şöyle buyurdular: "Az gelirlilerin verdi-ği...Aziz ve celil olan Allah'ın sözünü duymadın mı: "Kendilerine tercih ederler."Burada bir fazilet görmüyor musun?"

30. Ebu Hureyre şöyle diyor: "Resulullah'a (s.a.a) birisi geldi ve açlıktan şikayette bulundu. Resulullah (s.a.a) birini eşlerinin evlerine gönderdi. Onlar, "Sadece suyumuz var."dediler. Resulullah (s.a.a), "Bu adamı kim bu gece ağırlar!"diye buyurdu. Ali b. Ebi Talib (a.s) "Ben onu ağırlarım ya Resulellah!"dedi.

Fatıma'nın (a.s) yanına gidip ona şöyle dedi: "Ey Resu-lullah'ın kızı! Yiyecek olarak ne var?"Fatıma, "Sadece (bize yetecek) akşam yemeği var. Ama misafirimizi tercih ederiz."dedi. Hz. Ali "Ey Mu-hammed'in kızı! Çocukları yatır, ışıkları söndür."Sabah olunca Ali (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) yanına vardı ve olayı kendisine bildirdi. Çok geçme-den "Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine ter-cih ederler."ayeti nazil oldu."

31. Ömer şöyle diyor: "Resulullah'ın (s.a.a) ashabından birisine bir koyun hediye edildi. O, "Falan kardeşim ve ailesi buna benden daha muhtaç-tır."dedi. O koyunu kendilerine gönderdi. O da o koyunu (aynı düşüncey-le) bir başkasına gönderdi. Böylece (o koyun) yedi ev gezdi. Bilahare de aynı eve geri döndü. Bunun üzerine, "Kendilerine tercih ederler."ayeti nazil oldu."
32. İmam Ali (a.s) Ömer b. Hattab öldükten sonra halka şöyle buyurmuştur: "Yemin ederek söyleyin, içinizde hakkında "Kendilerine tercih eder-ler."ayetinin nazil olduğu benden başka biri var mıdır?"Hepsi, "Ha-yır!"dediler."
33. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fatıma'nın (a.s) bir miktar arpası vardı.

Arpadan helva yaptı. Hazırlanınca ve (yemek için) önüne koyunca o anda bir fakir çıka-geldi. Fakir, "Allah size merhamet etsin"dedi. Ali (a.s) kalktı ve yemeğin üçte birisini ona verdi. Çok geçmeden bir yetim geldi ve "Allah size merhamet etsin."dedi. Ali (a.s) kalkıp diğer üçte birini de ona verdi. Sonra da bir esir geldi.

Esir de, "Allah sizlere merhamet et-sin."dedi. Ali (a.s) kalan üçte birini de ona verdi. Böylece o yemekten hiç tatmadılar. Münezzeh olan Allah onlar hakkında ayetler indirdi. Bu ayet-ler aziz ve celil olan Allah için fedakarlık eden herkes için geçerlidir."
34. Aişe şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) dünyadan göçünceye kadar üç gün üst üste doymadı. İsteseydi doyasıya yerdi. Ama o (başkalarını) kendine tercih ederdi."

35. İmam Ali (a.s) Resulullah'ın yatağına yatınca Allah Cebrail ve Mikail'e şöyle vahyetti: "Ben aranızda kardeşlik bağını kurdum. (Sizleri kardeş kıldım.) Birinizin hayatını diğerinden uzun kıldım. Hayat hususunda hanginiz ar-kadaşını kendine tercih eder?"Her ikisi de hayatı (kendisi için) seçti.

Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurdu: "İkiniz de neden Ali b. Ebi Talib gibi olmadınız? Onunla Muhammed arasında da kardeşlik bağını kurdum. Ama Ali Muhammed'in yatağına yattı ve nefsini ona feda etti. Hayatı ona seçti."Ardından Allah-u Teala şu ayeti indirdi: "İnsanlar arasında, Al-lah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir."
bak. es-Sadaka, 2229-2231. Bölümler ile el-İnfak, 3946. Bölüm



4.Bölüm Fedakarlık Makamı


36. Ebu Tufeyl şöyle diyor: Ali (a.s) bir elbise satın aldı. Ondan hoşlanınca tasaddukta bulundu ve şöyle buyurdu: "Resulullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Her kim (başkalarını) nefsine tercih ederse, Allah da kıyamet gü-nü ona cenneti tercih eder."

37. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın bir cenneti vardır. O cennete sadece üç kişiyi sokar: ...Aziz ve celil olan Allah için mümin kardeşini kendine tercih eden kimseyi."
38. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim başkasını nefsine tercih ederse "fazilet"adına layık olur. (gerçek fazilet sahibidir. )"

39. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim başkalarını kendine tercih ederse mürüvvete/mertliğe ulaşmış olur."
40. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fedakar insanlar "A'raf"efradındandır."
bak. el-Cennet, 566. Bölüm ve el-İnfak, 3944. Bölüm


2.Konu el-Ecr Sevab-Ecir


Şerh-u Nehc'il Belağa-i İbn-i Ebi'l Hadid, c. 9, s. 79; es-Sevab ve'l İkab ind'el Müslimin

bak.
es-Sevab: 58. Konu
el-Ceza: 66. Konu

5.Bölüm Islah Edicilerin Sevabı


Kur'an:
"Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namaz kılanlar için ecir vardır. Şüphesiz biz, iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz."
"Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez."
"Doğrusu, iman edip salih amel yapanlara, işte onlara, içlerin-den ırmaklar akan Adn cennetleri vardır."
41. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah bizim, şeriatının koruyucusu ve hürmetinin gözetleyicisi olmamızı istedi. Bizlere inanan bununla sevab diliyor, bizleri inkar edenler ise soyunu/aslını destekliyordu."

42. İmam Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin'e (a.s)şöyle buyurmuştur: "Hakkı söyle-yin ve (ahiretteki) sevap için amel edin."
43. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda şehid olan mücahidin sevabı, (günah işlemeye) gücü olduğu halde iffetli kalan kimseden fazla değildir. İffetli insan neredeyse meleklerden bir melek olacaktı."


6.Bölüm Ahiret Sevabı


Kur'an:
"Ama ahiret ecri, İman edenler ve Allah'a karşı gelmekten sakı-nanlar için daha hayırlıdır."
"Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kim-seleri, andolsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşke bilseler! "

44. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şu iki amel arasında ne büyük fark vardır: Bir amelin lezzeti gider, etkisi (azabı) kalır. Bir amelin ise çilesi bi-ter, sevabı kalır."
bak. el-ahiret, 26. ve 29. Bölümler

7.Bölüm Azim Sevap


Kur'an:
"Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve peygamberin çağrısına koşanlara, hele de onlardan ihsan ve takva sahibi olanlara büyük ecir vardır."
"İnanır ve takvalı olursanız size çok büyük bir ecir vardır."

8.Bölüm Büyük Sevab


Kur'an:
"(Ey insanlar!) Allah'a ve Resulü'ne iman edin; sizi varis kıldığı şeylerden infak edin; aranızdan, iman edip da infak eden kimselere büyük ecir vardır."

"Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır."
"İnkar edenler için çetin azâb vardır. İman edip iyi işler yapan-lara da mağfiret ve büyük bir mükafat vardır."


9.Bölüm Yüce Sevab


Kur'an:
"Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir borç verenlere kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır."
"O'na kavuştukları gün müminlere yapılacak temennileri "se-lam"demek olacaktır. Onlara cömertçe verilecek ecir hazırlamış-tır."

45. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gözlerinizi geceleri uyanık tutun, karınlarınızı gizleyin (zayıf tutun) adımlarınızı kullanın, mallarınızı infak edin, bedenlerinizden alıp ruhlarınıza feda edin, bu konuda cimri olma-yın. Şüphesiz münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur: "Ey iman eden-ler! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.

Hakeza : "Allah'a kim güzel bir borç takdiminde bulunursa, Al-lah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de var-dır."
Allah sizden zilletten dolayı yardım ve azlıktan dolayı borç istememiş-tir.


10.Bölüm Tükenmeyen Sevab


Kur'an:
"Doğrusu iman edip salih amel işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır."
"Yalnız, iman edip yararlı işler işleyenlere, onlara, kesintisiz ecir vardır."
"Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır."

11.Bölüm İki Kat Sevab


Kur'an:
"İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler."
"Sizlerden Allah'a ve peygamberine boyun eğip salih amelde bulunanlara ecrini iki kat veririz; ona cömertçe rızık hazırlamışız-dır."

46. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer sabredersen kader cari olur ve sen sevabına ermiş olursun. Sabırsızlık edersen (yine) kader cari olur ve sen günahkar sayılırsın."
bak. es-Sabr, 286. Konu

3.Konu el-İcare Kiralamak


el-Bihar c. 103, s. 166, 10. Bölüm, el, icare ve'l kabale
Vesail'uş Şia c. 13, s. 241, Kitab'ul İcare
Kenz'ul Ummal, c. 3, s. 906-908 ve 922-924, el-İcare



12.Bölüm Kiralamak


Kur'an:
"Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir."

"İki kadından biri: "Babacığım! Onu ücretli olarak tut; ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır"dedi."
47. İmam Ali (a.s) "onların geçimliklerini aralarında biz taksim et-tik"ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala bu ayetle bizlere insan-ların geçim kaynaklarından birinin de kiralama (ücretle çalıştırma) oldu-ğunu bildirmiştir. Zira Allah-u Teala hikmeti esasınca insanların himmet-lerini,

isteklerini ve diğer durumlarını farklı karar kılmış, bunu insanların geçimi için bir dayanak yapmıştır. Böylece birisi başka birini ücretle çalış-tırmaktadır...Bizden birisi ustalık, marangozluk veya diğer sanatlardan bi-rini kullanmak zorunda kalınca...dünya işleri düzene girmez,

onların da fırsatı olmaz ve şüphesiz bunu yapmaktan aciz kalırlar. Ama Allah-u Tea-la bu şekilde çok ince tedbirler aldı, insanların isteklerini çeşitli kıldı. Böy-lece herkesin isteği bir şeyde karar kıldı. Herkes bir diğeriyle işini gördü. Herkes maslahatı gerektirdiği şekilde başkasına yardım ederek bu gün ge-çimini sağlamaktadır."


13.Bölüm Kendini Kiraya Vermenin Çirkinliği


48. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim başkasına ücretle çalışır-sa (kendisini kiraya verirse) şüphesiz rızkını engellemiş olur."Başka bir ri-vayette ise şöyle yer almıştır: "Nasıl engel olmasın ki? Bu işte kazandığı şey kendisini kiralayan kimseye ait olmaktadır. "

49. İmam Bakır (a.s) memurlarına şöyle yazıyordu: "Müslümanların kendile-rini kiralamayın. Bu onları hor ve hakir düşürür. Sizden belirlenmiş ücret dışında bir şey isteyen tecavüze yeltenmiştir."İmam Bakır (a.s) çiftçiler hakkında da onlara güzel davranılmasını tavsiye ediyordu."

50. Ammar Sabati şöyle diyor: "Ebu Abdullah'a (İmam Sadık'a -a.s-) şöyle arzettim: "İnsan (kendi adına) ticaret edebilir, buna rağmen başkasına üc-retli çalışırsa ticaret ettiği oranda kendisine (pay-prim) verilmektedir." (İmam Sadık -a.s-) şöyle buyurdu: "Ücretle çalışmamalı; belki aziz ve celil olan Allah'tan rızık taleb etmeli ve (kendisi adına) ticarette bulunmalıdır. Zira başkasına ücretle çalışacak olursa rızkını engellemiş olur."

51. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) ölüm döşeğinde şöyle vasiyet etmiştir: "Ey Ali! Sen olduğun müddetçe çiftçilere zulüm edilmesin. Bir toprak için tayin ettiğin vergiden başka bir şey alınmasın. Hiç bir Müslüman angarya çalıştırılmasın."
bak. vesail'uş Şia, 12/175, 66. Bölüm; 13/215, 20. Bölüm