İMAM RIZA(a.s)'DAN HADİS PINARI
 

40- İmam Rıza (a.s) babalarından, Emir’el Müminin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Bir gün Allah Resulü şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’ın ayı bereket, rahmet ve mağfiretle size gelmiştir.

Bu ay Allah katında bütün aylardan daha değerli ve yücedir, günleri bütün günlerden üstündür, geceleri bütün gecelerden daha faziletli ve saatleri ise bütün saatlerden daha değerlidir. Bu aya Allah’ın misafiri olarak çağırıldınız ve bu ayda ilahi keramet ve yücelik sahibi karar kılındınız. Nefesleriniz bu ayda tesbih ve uykularınız bu ayda ibadettir. Amelleriniz bu ayda makbul ve dualarınız ise bu ayda müstahaptır.

O halde sadık bir niyet ve temiz bir kalple Allah-u Teala’dan sizlerin oruç tutmanızı ve Kur’an ayetlerini tilavet etmenizi muvaffak kılmasını dileyin. Zira bedbaht, bu yüce ayda Allah’ın gufranından mahrum kalan kimsedir.

Bu ayın susuzluğu ve açlığı ile kıyametin susuzluğunu ve açlığını hatırlayın. Fakirlere ve miskinlere sadaka verin. Büyüklerinize saygılı davranın. Çocuklarınıza karşı yumuşak olun. Kendi akrabalarınızla ilişkinizi koparmayın, dillerinizi ve gözlerinizi bakması haram olan şeylerden koruyun.

Kulaklarınızı ise işitilmesi caiz olmayan şeylere karşı tıkayın. Başkalarının yetimlerine karşı iyi davranın ki sizin yetimlerinize de iyi davransınlar. Günahlarınızdan dolayı Allah’ın dergahında tövbe edin. Namaz vakitlerinde ellerinizi dua için kaldırın.

Zira o vakitler en güzel saatlerdir. Allah-u Teala o vakitte rahmet nazarıyla kullarına bakar ve her ne zaman onunla münacat ederse karşılığını verir. Her ne zaman seslenirse sesine cevap verir. Her ne zaman o’ndan bir şey isterse dualarını kabul eder.

Ey insanlar! Nefisleriniz yaptıklarınızın ipoteğindedir. Tövbe ve istiğfarla onları özgürlüğe kavuşturun. Sırtınız günahlardan ağırlaşmıştır, uzun secde yaparak sırtınızı hafifleştirin.

Şunu biliniz ki Allah-u Tela kendi izzetine yemin ederek namaz kılanları ve secde edenleri kıyamet gününde -her şeyin sadece Allah için dirildiği günde- kendisine azap edilmeyeceğini ve ateşle korkutulmayacağını bildirmiştir. Ey insanlar her kim bu ayda oruç tutan müminlere iftar yemeği verirse; bu iş ile Allah katından bir köleyi azat etmiş sayılır ve geçmiş günahları affedilmiş olur.”

Halk: “Ya Resulullah! Hepimiz bu güce sahip değiliz” deyince de Hazret şöyle buyurdu: “Bir hurma ile de olsa kendinizden ateşi uzaklaştırın. Bir yudum suyla da olsa ateşi kendinizden uzaklaştırın.

Ey insanlar! Her kim bu ayda güzel ahlaklı olursa ayakların sırat köprüsünden kayacağı gün oradan güven içinde geçer. Her kim bu ayda kölelerini sıkmaz ise, Allah da onu hesaba çekerken sıkmaz.

Her kim bu ayda insanlara kötülük etmezse, Allah da kendisiyle görüştüğü gün gazabını ondan uzak kılar. Her kim bu ayda bir yetime ikram ederse, Allah da kendisiyle görüştüğü gün kendisine ikram edecektir. Her kim bu ayda sıla-i rahimde bulunursa Allah da kendisiyle görüştüğü gün onu rahmetine mazhar kılar.

Her kim bu ayda sıla-i rahimde bulunmayı terk ederse, Allah da kendisiyle görüştüğü gün ondan rahmetini keser. Her kim bu ayda nafile namaz kılarsa, Allah da onu kesin olarak azabından uzak kılar. Her kim bu ayda bir farzı eda ederse diğer aylarda yetmiş farz eda edenin sevabını elde eder.

Her kim bu ayda bana çok salavat gönderirse, amel terazilerinin hafif geldiği gün amel terazisi ağır gelir. Her kim bu ayda Kur’an’dan bir ayet okursa, diğer aylarda Kur’an’ı hatmeden kimsenin sevabını elde eder.

Ey insanlar cennet kapıları bu ayda açıktır, rabbinizden onu yüzünüze kapatmamasını isteyiniz. Cehennem kapıları da bu ayda kapalıdır, rabbinizden onu yüzünüze açmamasını dileyiniz. Bu ayda şeytanlar zincire vurulmuştur, rabbinizden onların size musallat olmamasını dileyiniz.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Ben kalkıp şöyle dedim: “Ey Resulullah! Bu ayda en faziletli amel hangisidir?” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ey Ebel Hasan bu ayda en faziletli amel ilahi haramlardan sakınmaktır.” Peygamber daha sonra ağladı, Peygamber’e şöyle arz ettim: “Ya Resulullah neden ağlıyorsun?”

Peygamber şöyle buyurdu: “Ey Ali bu ayda başına gelecekler için ağlıyorum, adeta sen namaz kılarken ilkten sona kadar yaratılan insanların en kötüsü ve Semud kavminin devesini kesen kimsenin kardeşi-meslektaşı olan bir şahsın, senin başının tam ortasına darbe indirdiğini ve sakalını kana boyadığını görür gibiyim.”

Emir’el Müminin (a.s) şöyle buyurdu: “Bunun üzerine Peygamber’e şöyle dedim: “Ey Allah’ın Resulü bu durumda dinim sağlam mıdır?” Peygamber şöyle buyurdu: “Evet dinin sağlamdır” daha sonra Peygamber şöyle devam etti : “Ey Ali! Seni katleden beni katletmiştir. Sana buğz eden bana buğz etmiştir. Sana söven bana sövmüştür.

Zira sen bendensin, benim gibisin; ruhun benim ruhumdan, toprağın benim toprağımdandır. Allah beni ve seni yarattı, beni ve seni seçti; beni peygamberliğe seçti, seni ise imamlığa. O halde her kim senin imametini inkâr ederse benim nübüvvetimi inkâr etmiştir. Ey Ali sen benim vasim, torunlarımın babası ve damadımsın.

Sen hayatımda ve hayatımdan sonra benim ümmetim arasındaki halifemsin. Senin emrin benim emrimdir ve senin nehyin benim nehyimdir. Beni nübüvvete seçen ve insanların en üstünü kılan Allah’a and olsun ki sen Allah’ın insanlara hücceti, esrarının emini ve kullarının halifesisin.”

41- İmam Hasan Askerî (a.s) babalarından, onlar da İmam Seccad (a.s)’dan Emir’el Müminin (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bir çok gafil insan vardır ki kefeni olacağını bilmediği halde kendisine elbise diker. Kendisine mezar olacağını bilmeden ev yapmaya kalkar.”

42- Emir’el Müminin Ali (a.s)’a şöyle soruldu: “Ölüm için hazırlık nedir?” Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Farzları eda etmek, haramları terk etmek ve güzel ahlaka sahip olmak. Böyle bir insan için ölüme gitmesi veya ölümün ona gelmesi hiç fark etmez. Allah’a and olsun ki Ebu Talib’in oğlu için ölüme gitmenin veya ölümün kendisine gelmesinin hiçbir farkı yoktur.”

43- Hz. Ali (a.s) hutbelerinin birinde şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar dünya fena yurdudur. Ahiret ise beka yurdudur. Bu geçiş mahallinden ebediyet yurdu için kendinize azık alınız.

Esrarınızın gizli olmadığı kimse (Allah) karşısında çirkin amellerinizi açığa vurmayınız. Bedenleriniz dünyadan çıkmadan gönüllerinizi dünyadan çıkarınız.

Dünyada yaşıyorsunuz; ama ahiret için yaratıldınız. Dünya zehire benzer, onu tanımayan yer. İnsan ölünce melekler, “Önceden ne gönderdi?” der; insanlar ise, “Geride ne bıraktı?” diye sorarlar. O halde size faydalı olacak iyilikleri önceden gönderin. Hasret duyacağınız amelleri geride bırakmayınız. Zira mahrum, malının hayrından mahrum olan kimsedir.

Hasret duyulacak kimse, sadaka ve hayırlarla amellerinin kefesini ağırlaştıran, cennetteki yerini ve sırat köprüsünden geçişini güzelleştiren, kolaylaştıran kimsedir.”

44- İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Aşûra günü işlerinin ve ihtiyaçlarının peşine gitmezse Allah da onun dünya ve ahiret ihtiyaçlarını giderir. Her kim Aşûra gününü musibet hüzün ve ağlama günü kabul ederse Allah da kıyamet gününü sevinç günü karar kılar.

Cennette gözleri bizi görmekle aydınlanır. Herkes Aşûra gününü bereket günü kabul eder ve evi için o gün bir şey stok ederse, stok ettiği şeylerin bereketi olmaz. Kıyamet gününde Yezid, Ubeydullah bin Ziyad, Ömer bin Sâd -Allah hepsine lanet etsin- ile birlikte cehennemin en alt tabakasında haşrolur.”

45- Rayyan bin Şebib şöyle diyor: “Muharrem ayının ilk günü İmam Rıza (a.s)’ın huzuruna vardım, bana, “Oruç musun?” diye sordu. Ben hayır, deyince de şöyle buyurdu: “Bugün Zekeriyya (a.s)’ın Allah’a şöyle dua ettiği gündür:

“Allah’ım! Bana katından temiz bir soy ver, şüphesiz ki sen duaları hakkıyla işitensin.” (Âl-i İmran/38) Allah da onun duasını kabul etti ve meleklere Zekeriyya’ya -ki mihrapta namaz kılıyordu- “Allah sana Yahya’yı müjdeliyor” diye söylemelerini emretti.

O halde kim bugün oruç tutar ve Allah’a dua ederse Allah da Zekeriyya’nın duasını kabul ettiği gibi, onun duasını da kabul edecektir.”

İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: “Ey İbn-i Şebib Muharrem ayı cahiliye ehlinin bile saygısından dolayı zulüm ve savaşı haram kıldığı bir aydır. Ama bu ümmet bu ayın saygınlığını ve peygamberlerinin ihtiramını korumamışlardır. Bu ayda onun evladını öldürdüler, kadınlarını esir aldılar, mallarını yağmaladılar. Allah asla onların bu işini affetmeyecektir! Ey İbn-i Şebib! Eğer ağlamak istiyorsan Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib için ağla.

Zira onu bir koyun gibi kestiler. Ailesinden on sekiz kişiyi onunla birlikte şehit ettiler. Onların yeryüzünde bir benzeri yoktur. Yedi kat gök ve yer onların şahadetine ağladı. Dört bin melek onlara yardım için yeryüzüne indi. Ama onlara (müdahale için) izin verilmemişti. Bu melekler Hz. Mehdî (a.s) kıyam edinceye kadar da Hz. Hüseyin’in kabri başında perişan ve toz toprak içinde matemli bir halde öylece baki duracaklardır. Onlar Hz. Mehdî’nin yardımcılarıdır ve şiarları “Ya lesarat’il Huseyn”dir.[58]

Ey İbn-i Şebib, babam babasından, o da ceddinden bana şöyle haber vermiştir: “Ceddim Hüseyin (a.s) şehit olunca gökten kan ve kırmızı toprak yağdı.” Ey İbn-i Şebib eğer Hüseyin için göz yaşların yanaklarından dökülecek kadar ağlayacak olursan Allah küçük veya büyük az veya çok, tüm günahlarını affeder.

Ey İbn-i Şebib eğer tertemiz ve günahsız bir şekilde Allah ile görüşmek istersen Hüseyin (a.s)’ı ziyaret et. Ey İbn-i Şebib eğer Peygamber-i Ekrem ile birlikte cennette olmak istersen Hüseyin’in katillerine lanet et.

Ey İbn-i Şebib! Hüseyin (a.s) ile birlikte şehit olanların sevabı kadar sevaba sahip olmak istiyorsan onları hatırladığında şöyle de: “Keşke ben de onlarla birlikte olup büyük kurtuluşa erseydim.” Ey İbn-i Şebib cennette yüce makamlarda bizimle birlikte olmak istiyorsan hüzünlerde bizimle hüzünlen ve sevinçlerde bizimle sevin, velayetimize sarıl. Zira eğer bir insan bir taşı bile sevse Allah kıyamette onu o taşla birlikte haşreder.”

46- İmam Hasan Askerî (a.s) babalarından, onlar da Hz. Ali’den Peygamber’in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Allah-u Teala şöyle buyuruyor: Fatihayı kendimle kulum arasında ikiye böldüm. Yarısını kendime, diğer yarısını kuluma ayırdım. Kulum neyi talep ederse elde edecektir. Kul “Bismillahirrahmanirrahim” deyince Allah-u Teala şöyle buyurur: “Kulum işine benim adımla başladı, o halde işlerini yapmam ve halini bereketlendirmem bana farzdır.”

Kul “elhamdulillahi rabbil alemin” (Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur) deyince de Allah-u Teala şöyle buyurur: “Kulum beni övdü, yanında olan nimetlerin benden olduğunu, uğradığı belaların benim kudretimle olduğunu bildi.

Siz de şahit olun ki ben de uhrevi nimetleri dünyevi nimetlerine eklerim ve dünyevi belaları defettiğim gibi ondan uhrevi belaları da def ederim” kul, “er-Rahman’ir-Rahim” deyince de Allah-u Teala şöyle buyurur: “Kulum benim rahman ve rahim olduğuma şahadette bulundu, ben de onu rahmetimden daha çok nasiplendirir ve ihsanlarımdan daha çok faydalandırırım.

” Kul, “Malik-i yevmiddin” (din gününün sahibi) deyince de Allah-u Teala şöyle buyurur: “Siz de şahit olun ki o benim kıyamet gününün maliki olduğumu itiraf ettiği için ben de kıyamette hesabını kolaylaştırır ve kötülüklerini affederim.” Kul, “İyyake na’budu” (sadece sana ibadet ederiz) deyince de Allah-u Teala şöyle buyurur: “Kulum doğru söylüyor, sadece bana ibadet ediyor.

Şahit olun ki bu ibadetleri sebebiyle kendisine bu ibadetten muhalif olanların gıpta edeceği, imreneceği sevapları veririm.” Kul, “İyyake nestaîn” (sadece senden yardım dileriz) deyince de Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Kulum benden yardım istiyor ve bana sığınmıştır.

Şahit olun ki bende işlerinde ona yardımcı olacağım, zorluklarda imdadına yetişeceğim ve zor günde elinden tutacağım.” Kul, “İhdin’as sırat’el mustakîm” (bizi doğru yola hidayet et) deyince ve surenin sonuna kadar okuyunca da Allah-u Teala şöyle buyurur: “Bu istekleri kabul edilmiştir. Kulum neyi dilerse o olacaktır. Kulumun dualarını kabul ettim, arzu ettiği şeyleri ona ihsan ettim. Onu korkulacak şeylerden güvende kıldım.”

İmam Hasan Askerî (a.s) şöyle buyurdu: “Emir’el Müminin (a.s)’a, “Besmele Fatiha sûresinden midir, değil midir?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Evet, Peygamber de onu kıraat ediyor ve sûrenin bir cüzü sayıyordu. Ayrıca şöyle buyuruyordu: “Fatiha sûresi Seb’ul Mesanî’dir.”[59]

47- İmam Hasan Askerî babalarından, onlar da Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakletmişlerdir: “Besmele, Hamd (Fatiha) sûresinden bir ayettir. Hamd sûresi yedi ayettir ve besmeleyle kemale ermektedir. Peygamber’den şöyle buyurduğunu işittim: “Allah-u Teala bana şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed) and olsun biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur’an’ı verdik.” (Hicr/87) Önce Hamd sûresi ile beni minnettar kıldı, onu Kur’an ile yan yana zikretti.

Hamd sûresi, arş hazinelerinde olan en değerli şeydir. Allah-u Teala onu Muhammed’e özgü kıldı ve kendisini onunla şereflendirdi. Süleyman dışında hiç bir peygamberi bu fazilete kendisiyle ortak kılmadı.

Zira Allah-u Teala Süleyman’a “Besmele” ayetini ihsan etti. Nitekim Allah-u Teala Belkıs’ın dilinden şöyle buyurmaktadır: “Sebe melikesi: Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'Sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı, dedi.

” (Nahl/29-31) Her kim Muhammed ve Ehl-i Beyt'inin velayetine inanarak okur, onların emrine itaat eder, zahir ve batınına iman ederse, Allah da her harfine karşılık kendisine tüm dünyadan, hayır ve mallarından daha üstün olan iyilikler verir. Her kim onu okuyan kariyi dinlerse, kendisine onu okuyan karinin sevabı verilir. O halde size verilen bu hayırdan hakkıyla istifade etmeye çalışınız, bu sizler için bir ganimettir. Sıkın vakit geçip de kalpleriniz hasret içinde kalmasın.”

48- İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da İmam Hüseyin (a.s)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: “Hz. Ali uzun bir aradan sonra oldukça yaşlanan ve yolda yürümekte zorlanan bir dostunu görünce ona şöyle buyurdu:

“Bayağı yaşlanmışsın ey adam!” Adam ise, “Senin itaatinde yaşlandım ey Emir’el Müminin” dedi. Hz. Ali, “Henüz sende bir gücün olduğunu görüyorum” diye buyurunca da adam şöyle dedi: “O da sana aittir, ey Emir’el Müminin!”

49- İbrahim bin Ebu Mahmud İmam Rıza'dan, o da babalarından, onlar da İmam Hüseyin’den Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ey Ali sen benden sonraki mazlumsun.

Sana zulmedene ve haksızlıkta bulunana eyvahlar olsun. Ne mutlu sana uyana ve başka kimseyi sana tercih etmeyene! Ey Ali sen benden sonra başkalarının kendisiyle savaşacağı kimsesin. Seninle savaşana eyvahlar olsun.

Ne mutlu seninle birlikte savaşanlara. Ey Ali, sen benden sonra benim sözlerimle konuşan ve benim dilimle hitabeden kimsesin. Senin sözlerini reddedene eyvahlar olsun. Ne mutlu sözlerini kabullenenlere! Ey Ali, sen benden sonra bu ümmetin efendisisin! Sen onların imamı ve halifesisin. Her kim senden ayrılırsa kıyamette benden ayrılacaktır.

Her kim seninle olursa kıyamette benimle olacaktır! Ey Ali, sen bana iman eden, beni tasdik eden, işlerimde bana yardımcı olan, benimle birlikte düşmanlarla savaşan ve insanların cehalet gafletinde olduğu bir zamanda benimle birlikte namaz kılan ilk kimsesin! Ey Ali, sen kıyamette benimle birlikte topraktan başını kaldıracak ilk kimsesin.

Sen benimle birlikte sırattan geçecek ilk kimsesin. Rabbim izzetine yemin etmiştir ki sırattan; elinde sadece senin ve neslinden olan imamların velayetiyle ateşten kurtuluş beraatı bulunan kimseler geçecektir! Sen havuzda yanıma gelecek ilk kimsesin. Dostlarına o havuzdan su verecek ve düşmanlarını ondan uzaklaştıracaksın.

Makam-ı Mahmud'da olduğumda benimle olacak kimsesin. Dostlarımıza şefaat edeceksin ve onlar hakkında şefaatin kabul edilecektir. Sen cennete girecek ilk kimsesin. Elinde hamd bayrağı olacaktır. Bu bayrak yetmiş parçadır her parçası ay ve güneşten daha geniştir. Sen cennetteki Tûba ağacının sahibisin; bu ağacın kökleri senin evinde, dalları ve yaprakları ise seni sevenlerin ve Şiilerinin evindedir.”

İbrahim bin Ebu Mahmud (bu hadisin ravisi) şöyle diyor: “Ben İmam Rıza (a.s)’a şöyle arz ettim: “Ey İbn-i Resulillah! Emir’el-Mü’minin ve siz Ehl-i Beytin faziletleri hakkında muhaliflerinizden nakledilen ve sizden menkul rivayetler arasında olmayan bir takım rivayetler vardır. Onlara inanalım mı?”

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Babam babasından, o da değerli atasından Peygamber’in şöyle buyurduğunu bana nakletti: Her kim bir konuşmacıyı dinlerse ona ibadet etmiş sayılır. Eğer o konuşmacı Allah adına konuşuyorsa dinleyen Allah’a ibadet etmiş sayılır; eğer iblis adına konuşuyorsa, iblise ibadet etmiş sayılır.” Daha sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ey İbn-i Ebi Mahmud! Muhaliflerimiz bizim hakkımızda üç tür rivayet uydurdular:


1- Aşırı, ifrat


2- Hakkımızı yemek ve tefrit



3- Düşmanlarımızın kötülüklerini beyan etmek ve onlara sövmek.


İnsanlar onların naklettiği aşırı rivayetleri duyunca Şiilerinizi tekfir ediyor ve şöyle diyorlar: Şia imamların uluhiyetine inanmaktadır. Tefrit ve hakkımızın çiğnendiği rivayetleri işitince de ona inanıyorlar.

Düşmanlarımızın kötülüklerini beyan eden ve onlara sövülen rivayetleri işitince de bize sövüyorlar. Halbuki Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki onlar da bilmeyerek aşırı gidip Allah'a sövmesinler.” (Enam/108)

Ey İbn-i Ebi Mahmud insanlar sağa sola gidince sen bizim yolumuzdan ayrılma, zira her kim bizimle olursa biz de onunda oluruz. Her kim bizden ayrılırsa biz de ondan ayrılırız.

İnsanı imandan çıkaran en küçük şey çakıl taşlarına, “Bu çekirdektir” deyip ona inanmak ve muhaliflerinden uzak durmaktır. Ey İbn-i Ebi Mahmud! sana dediklerimi sakla, zira dünya ve ahiret hayrını senin için bu sözlerimde topladım.”

50- İmam Rıza (a.s) babasından şöyle rivayet etmiştir: Mensur Devanıkî adamlarını, İmam Sâdık (a.s)’ı getirtmek için gönderdi. Mensur İmam Sâdık (a.s)’ın şehit etmek istiyordu. Kılıcını ve öldürüldüklerinde mahkumların altına serilen postu hazırladı ve Rebî’e şöyle dedi: “Ben onunla konuşurken el çırptığımda sen boynunu vur.”

İmam Sâdık (a.s) Mensur’un yanına gelince uzaktan ona baktı ve dudaklarıyla bir şeyler söyledi. Mensur kendi yerine oturmuştu. İmam’ı görünce şöyle dedi: “Hoş geldiniz, biz borcunuz için sizi buraya çağırdık.” Daha sonra yumuşak bir dille İmam (a.s)’ın ailesinin hal hatırını sordu ve şöyle dedi: “Allah borcunuzu ödedi ve ödülünüzü belirledi.

Ey Rebî üçüncü işi yapma. Câfer ailesine geri dönsün.” İmam (a.s) dışarı çıkınca Rebî şöyle dedi: “Ey Eba Abdullah! O kılıcı ve sizin için yere serilen o postu gördünüz mü? Siz elbisenizi silkeleyince kendi kendinize ne söylüyordunuz?

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Evet, yüzünde kötülüğü görünce şöyle dedim: “İnsanlar yerine rabbim bana yeter, yaratıklar yerine yaratıcım bana yeter, rızk verilenler yerine rızk veren bana yeter, alemlerin rabbi olan Allah bana yeter. Kâfi olan Allah bana kâfidir, her zaman kâfi olan rabbim bana kafidir. Ondan başka ilah olmayan Allah bana kâfidir, ona tevekkül ederim. O büyük arşın sahibidir.”

51- İmam Askerî (a.s) babasından, o da İmam Sâdık’tan, “Bizi doğru yola hidayet et.” ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bizi doğru yola hidayet et; yani, bizi senin sevgine ve dinine ulaştıran yola koy. Bizleri helakete sebep olan nefsanî arzulardan ve yokluğa sebep olan şahsi görüşlerden koru, bizleri irşad et.”

52- Hüseyin bin Halid şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’a, “Doğrusu biz; emaneti göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir.” ayetinin tefsirini sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Buradaki emanet velayettir. Her kim haksız yere velayet iddiasında bulunursa kâfir olur.”

53- Ubeyd bin Hilal şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s)‘dan şöyle buyurduğunu işittim. “Mümin kulun muhaddes olmasını isterim.” Ben, “Muhaddes nedir?” diye sorunca da, İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Yani, müfehhem olmasını isterim.”[60]

54- Abdusselam bin Salih Herevî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)‘dan şöyle buyurduğunu işittim: “İşimizi ihya edene Allah rahmet eylesin.” Ben, “Sizin işinizi nasıl ihya edilmiş olabilir?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “İlmimizi öğrenir ve insanlara öğretir. Zira eğer insanlar sözlerimizin güzelliğinden haberdar olurlarsa bize uyarlar.”

Ravi şöyle diyor: “İmam Sâdık (a.s)’dan bizlere şöyle rivayet edildiğini aktardım: “Her kim cahillerle cedelleşmek, alimlere karşı övünmek ve bir cemaatin ilgisini kazanmak için bir şeyi öğrenirse o kimse cehennem ehlidir.” İmam Rıza (a.s) bunun üzerine şöyle dedi: “Ceddim doğru buyurmuşlardır. Sen cahillerin kim olduğunu biliyor musun?” Ben, “Hayır, ey Resulullah’ın evladı” deyince de İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar muhaliflerimizin hikâyecileridir.

Alimlerin kim olduğunu biliyor musun?” Ben, “Hayır, ey Resulullah’ın evladı” deyince de İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar Allah’ın sevgi ve itaatlerini farz kıldığı Al-i Muhammed’in alimleridir.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Acaba İmam Sâdık (a.s)’ın, “Bir cemaatin teveccühünü kazanmak” şeklindeki sözünden maksadının ne olduğunu biliyor musun?” Ben, “Hayır” deyince de şöyle buyurdu: “Allah’a and olsun ki İmam Sâdık (a.s)’ın maksadı haksız yere İmamlık iddiasında bulunanlardır. Her kim böyle yaparsa cehennem ehli olur.”

55- Hüseyin bin Halid şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’a şunu sordum: “Adamın biri malının bir bölümünü falan yere harcanmasını vasiyet ederse malının ne kadarını oraya masraf etmek gerekir?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Üçte birinin yedide birini.”

56- Câfer bin İbrahim şöyle diyor: Babam vasıtasıyla İmam Rıza (a.s)'a şöyle bir mektup yazdım: “Fedan olayım. Şiiler sa' konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları, fitrenin Medine sa'ı ile verilmesi gerektiğine inanıyor; bazıları ise, Irak sa'ı ile verilmesi gerektiğini iddia ediyor.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Sa' altı Medine ritli ve dokuz Irak ritlidir.”

Ravi şöyle diyor: İmam (a.s) “vezn” hakkında da şöyle buyurdu: “Bir vezn, bin yüz yetmiş dirhemdir.”

57- Bezentî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)'a Hz. Fatıma (a.s)’ın kabrini sordum. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Hazret-i Zehra (a.s) kendi evine defnedildi. Ben-i Ümeyye mescidi büyütünce Hz. Zehra (a.s)'ın kabri de mescidin içinde yer aldı.”

58- Hasan bin Cehm şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: Emir’el Müminin (a.s) sürekli şöyle diyordu: “İkram ve saygıyı eşekten başka hiç kimse reddetmez.” Ben, “Ne demek istemiştir?” diye sorunca da şöyle buyurdu: “Yani; yer açmak, otururken yer vermek ve güzel koku ikram etmek.”[61]

59- Ali bin Cehm şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “İkram ve saygıyı eşek dışında hiç kimse reddetmez.” Ben, “Hangi tür saygıyı kastediyorsunuz?” diye sorunca da İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Güzel koku ve bir insanın diğer bir insana gösterdiği saygı.”

60- Ebu Zeyd Malikî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)'dan şöyle buyurduğunu işittim: “Saygı ve ikramı eşekler dışında hiç kimse reddetmez.” İmam (a.s)'ın maksadı güzel koku ve oturmak için verilen yastıktır.

61- İmam Rıza (a.s)’a “Sonra kirlerini giderip (tırnaklarını kesip, pisliklerden arınıp ve ihramdan çıkıp) temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kâbe'yi tavaf etsinler.” ayeti hakkında sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “(Ayette geçen) “nefes” kelimesi; (burada) tırnakları kesmek, pisliklerden arınmak ve ihramdan çıkmak manasındadır.”

62- İbn-i Fazzal İmam Rıza (a.s)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Babam babalarından, onlar da Ali (a.s)’dan Peygamber’in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Geçmiş ümmetlerin hastalıkları size bulaşmıştır, (bunlar) kin ve hasettir.

63- İmam Rıza (a.s) babası İmam Kâzım’dan o da İmam Sâdık (a.s)’dan şöyle rivayet etmiştir: Allah-u Teala Dâvud (a.s)’a şöyle vahiy etti: Bazı kullarım iyi bir iş yapar da o işi sebebiyle onu cennete koyarım.” Dâvud (a.s) şöyle dedi: “Allah’ım o iyi iş nedir?” Allah-u Teala şöyle buyurdu: “Bir hurmayla da olsa bir müminin kalbinden hüznünü gidermektir.” Bunun üzerine Dâvud (a.s) şöyle buyurdu: “Her kim seni tanırsa senden ümidini kesemez.”

64- Hasan İbn-i Bint İlyas şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’dan Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kendisinden bir hades zuhur edene veya bir muhdise (hadesi gerçekleştiren) sığınak verene Allah lanet etsin.” Ravi şöyle diyor: Hadesten maksadın ne olduğunu sordum, İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Cinayet ve öldürmedir.”

65- İmam Rıza (a.s) babasından, o da İmam Sâdık (a.s)’dan şöyle nakletmektedir: “Allah-u Teala etten ve şişman kimseden hoşlanmaz.” Oradakilerden biri İmam (a.s)’dan şöyle sordu:

Ey Resulullah’ın evladı, biz eti seviyoruz, evimizde et eksik olmuyor; o halde ne yapmamız gerekir. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Düşündüğünüz gibi değildir; maksat, gıybet edilerek insanların etinin yenildiği (Müslümanın gıybetinin yapıldığı) evlerdir. Şişmandan maksat da mütekebbir ve yolda gururlu yürüyen kimsedir.”

66- Abdusselam bin Salih Herevî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’a arz ettim: “Ey Resulullah’ın evladı, Ramazan ayında ilişki kuran veya orucunu bâtıl eden kimse hakkında babalarınızdan üç kefaret vermeleri gerektiği nakledilmiştir.

Başka bir rivayette ise bir kefaret vermeleri yeterli görülmüştür. Bu iki rivayetten hangisiyle amel edelim? İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Her ikisine de amel ediniz, şöyle ki eğer Ramazan ayında haram ilişkide bulunur veya haram bir şeyle orucunu bozarsa üç kefaret vermelidir, yani bir köle azat etmeli, iki ay aralıksız oruç tutmalı ve altmış fakiri doyurmalıdır.

O günün kazasını da ayrıca eda etmelidir. Ama eğer helal ilişkide bulunmuş veya helal bir şeyle orucunu bozmuşsa bir kefaret vermelidir ve bir günde kaza tutmalıdır. Unutarak böyle yapmışsa, kaza da kefaret de gerekmez.”

67- Ahmed bin Eşyem şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’a arz ettim: Fedan olayım, neden Araplar çocuklarını kelb (köpek), nemir (kaplan) ve feht (panter) olarak adlandırmaktadır?

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Araplar savaşçı bir millettir, bu isimlerle düşmanlarını korkutmak istiyorlardı. Kendi kölelerini de fereç (rahatlık, genişlik) mübarek, meymun (bereketli) olarak adlandırıyor ve bunu iyiye yoruyorlardı.”

68- Abdusselam bin Salih Herevî diyor ki: İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu işittim: “İnsanların amelleri mahluktur.” Ben “Ne demek?” diye sorduğumda şöyle buyurdular: “Yani, takdir edilmiştir.”


İMAM RIZA (A.S)’IN HZ. MUHAMMED (S.A.A)’İN SIFATLARI HAKKINDA BUYURDUKLARI


İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da İmam Hasan Mücteba’dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Peygamber’i sıfatlarıyla, etraflıca tarif eden dayım Hind bin Ebu Hale’den Peygamber’in sıfat ve zahirini sordum. O şöyle dedi: “Hz. Resul çok heybetliydi, onun yüzü ayın on dördüncü gecesi gibi parlıyordu; orta boylu insanlardan biraz uzunca, zayıf ve uzun insanlardan biraz kısaca boyu vardı, büyük bir kafaya sahipti.

Hazret’in saçları ne çok kıvırcık, ne de tümüyle düz ve yumuşaktı. Örgülü saçları çözülünce ortadan ikiye ayırıyordu.[62] Aksi takdirde onu kendi haline bırakıyordu. Velhasıl, saçlarını uzatınca saçları kulak memesinden aşağı inmiyordu; parlak bir rengi, geniş bir alnı vardı; kaşları çekik ve keman gibiydi.

Aynı zamanda tam ve doluydu, ama çok sıkı değildi. Kızınca kaşları arasındaki damarı şişiyordu; burnu ince, ortası hafif çıkıktı. Yüzündeki bur hiç eksik olmazdı. Onu tanımayanlar mütekebbir olduğunu zannederdi.

Sakalı kısa ve gürdü, yanakları düz ve kemikliydi, ağzı büyük,[63] dişleri beyaz ve berraktı, boynundan veya göğsünden karnına dek uzanan ince bir kıl çizgisine sahipti, boynu gümüş renkli bir sürahiyi andırıyordu.

Düzgün yaratılışlı, hafif şişman, aynı zamanda göğsü ve karnı aynı hizadaydı. Geniş omuzlu, pazılı, beyaz ve nûrani bir bedene sahipti. Boğazından göğsüne uzanan bir çizgiyi andıran kıldan çizgiler vardı.

Mübarek karnı ve diğer bölümleri kılsızdı. Öte yandan kolları, omuzları ve göğsünün üstü kıllıydı. Kolları uzun, avuçları iri, mübarek elleri ve ayakları kalındı. [64] El ve ayakları uyumlu, kemikleri düz ve saftı.

Ayak tabanı çukur, ince kemiklerden aşağısı (-ki genelde ayakkabının içinde yer almaktadır) etli değildi. Öyle ki ayaklarının üzerinde su durmuyor, dökülüyordu.

Yürüyünce güçlü ve heybetli hafif eğilimli, oldukça vakarlı ve çabuk yürürdü. Adeta yokuştan iner gibiydi, sağa ve sola dönünce bütün vücuduyla dönerdi, gözleri aşağıya düşük, bakışları göklerden çok yere bakıyordu. Gözlerini bir şeye dikmiyor ve gördüğü herkese selam veriyordu.”

İmam Hasan (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: Kendisine, “Bana onun sözlerini anlat” deyince de şöyle dedi: “Peygamber sürekli mahzun ve düşünceliydi, rahat ve huzuru yoktu, ihtiyaç olmadığı yerde asla konuşmazdı, tartılı ve ölçülü konuşurdu, ne az ve ne de çok konuşurdu, sözleri sağlamdı, basit ve çirkin söz söylemezdi.

Başkalarının ne kadar az da olsa nimet ve muhabbetini büyük görürdü. Onlardan hiçbir şeyi kınamazdı, yiyeceklerden hiç birini ne över ne de beğenmemezlikte bulunurdu, dünya onu kızdıramazdı; hak söz konusu olunca hakkı üstün kılarak herkese tanıtıyor, hiçbir şey gazabı karşısında dayanamıyordu.

İşaret için bütün eliyle işaret ediyor, şaşkınlık anında ellerini çeviriyorlardı. Sohbet esnasında sağ elini sol eline yaklaştırıyor, sağ baş parmağıyla sol elin ayasına vuruyordu. Gazap anında kızgınlıkla yüzünü çeviriyor, mutluluk anında gözlerini yere çeviriyordu. Gülmesi daha çok tebessümdü, oldukça güzel tebessüm ediyor, gülerken beyaz dişleri gözüküyordu.”

İmam Hasan (a.s) şöyle diyor: Bu hadisi bir müddet Hüseyin (a.s)’dan gizledim, sonra ona söyledim sonra benden önce onun da sorduğunu öğrendim, daha sonra Hz. Hüseyin’in Peygamber’in girişi, çıkışı, oturuşu ve şekli hakkında babasına da sorduğunu ve tüm her şeyi ondan öğrendiğini fark ettim.

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: Babamdan, Peygamber’in girişi hakkında sordum, şöyle buyurdu: “Peygamber’in girişi serbestti, eve gidince vaktini üçe ayırıyordu.

Bir bölümünü Allah-u Teala’ya, bir bölümünü ailesine, bir bölümünü ise kendisine ayırıyordu, kendisiyle ilgili bölümü de iki ayırıyor, bir bölümünü halka tahsis ediyordu, evvela seçkin insanlar giriyor, sonra da halkla görüşüyordu.[65] Onlar hakkında hiçbir şeyini esirgemiyordu. Ümmete ayırdığı bölüm hakkındaki adeti de fazilet ehline dindeki faziletleri ölçüsünce izin vererek başkalarına tercih etmesiydi.

Onlardan bazısının bir, bazısının iki, bazısınınsa daha fazla ihtiyacı vardı. Onlara ihtiyacını veriyor ve onları, kendilerinin ve ümmetin ıslahına neden olan (bu cümleden hal ve hatırlarını sorma ve kendilerine lazım olan bilgileri verme) işleriyle meşgul ediyor ve şöyle buyuruyordu:

“Hazır olanlar, olmayanlara duyursun, Kim bana ulaşamıyorsa, ihtiyacı olduğunu iletsin. Zira her kim hakime ihtiyacını ulaştıramayan bir muhtacın ihtiyacını hakime ulaştırırsa Allah da kıyamet gününde onun ayağını sabit kılar, kaydırmaz.

Peygamber’in huzurunda sadece bu konular söz konusu ediliyor ve hiç kimseden bunun dışında bir şey kabul etmiyorlardı. Yanına gelenler eli dolu, dini bilen ve başkalarını hidayet edebilen kimseler olarak ayrılıyordu.”

İmam (a.s) şöyle buyuruyor: Peygamber’in çıkışı ve çıktıktan sonra neler yaptığı hakkında babama sordum, şöyle buyurdular: “Peygamber kendisini ilgilendiren hususlar dışında ağzını açmazdı. İnsanlarla ülfet eder, hiç kimseyi kendinden uzaklaştırmazdı. Her kavmin büyüğünü o kavmin başkanı karar kılıyordu.

İnsanlardan güzel yüzlülüğünü ve güzel ahlakını esirgemeden sakınırdı. Ashabını sorar, onları yoklardı. İnsanlar arasındaki ilişkileri sorardı. İfrat ve tefrite düşmeden iyiliği över, teyit eder, kötülüğü ise kötüler ve değersiz kılardı. İşlerinde orta yolu takip eder ve değişmez bir yapıya sahiptir.

İnsanlar gaflete düşmesin veya usanmasın diye sürekli dikkatli davranırdı. Halktan asla geri kalmaz ve haktan ileri gitmezdi. Peygamber’in etrafındakiler en hayırlı, hayır sahibi kimselerdi. Peygamber’e göre en üstün ve yüce şey herkese hayrının dokunmasıydı. Başkalarının dertleriyle dertlenenlerin ve başkalarına yardım edenlerin peygamber nezdinde büyük bir makamı vardı.”

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor: Peygamber’in oturmasını sordum babam şöyle buyurdu: “Otururken ve kalkerken sürekli zikirle meşgul idi. Umumi mekânlarda oturmaz, bu işten sakındırırdı.

Bir meclise girince meclisin en arkasında oturur, her zaman insanlara bunu emrederdi. Hiç kimse birinin kendi nezdinde daha değerli olduğunu düşünmesin diye oradakilerin hepsine aynı davranırdı. Birisiyle oturunca o kalkıp meclisi terk edinceye kadar sabrederdi. Kim ondan bir şey isterse, ya eli dolu döner, ya da en azından tatlı ve yumuşak sözler işitirdi. Herkese güzel ahlakla davranırdı. Halk için merhametli bir babaydı. Hak hususunda herkes gözünde eşitti.

Meclisleri hilim, haya, sadakat ve emanet meclisiydi. O meclisten yüksek bir ses duyulmaz, hiç kimsenin hürmeti çiğnenmezdi. Hiç kimsenin hatası konuşulmazdı. Hepsine karşı takva üzere birbiriyle eşit, aynı ve mütevazi davranırdı. Büyüklere saygı gösterir, çocuklara sevgi gösterir, muhtaçları kendine tercih eder, garip insanları korur, gözetirdi.

İmam Hüseyin (a.s) şöyle diyor: “Kendisiyle oturanlara karşı nasıldı?” diye sorunca da babam (a.s) şöyle buyurdu: “Sürekli güler yüzlü, yumuşak ve güzel davranırdı.

Sıkı tutmaz, kaba davranmaz, bağırıp çağırmazdı. Ne kimseyi kınar ve ne de kimseyi överdi. Sevmedikleri şeyler hususunda görmezlikten gelir. Hiç kimse ondan ümidini kesmez, arzu edenleri mahrum kılmazdı. Şu üç şeyi bir kenara bırakmış, terk etmişti: Tartışma (cedel), aşırılık ve kendisini ilgilendirmeyen konular.

İnsanlar hakkında şu üç şeyi yaparlardı: Hiç kimseyi kınamaz, eleştirmezdi. İnsanların hatalarını ve gizli işlerini takip etmezdi; sadece sevap ümit ettiği hususlarda konuşmayı tercih ederlerdi.

Konuşunca herkes susar, hiç kimse en küçük bir harekette bulunmazdı. O susunca diğerleri konuşurdu. Peygamber’in huzurunda birbirinin sözünü kesmezlerdi. Eğer birisi Peygamber’in huzurunda konuşuyorsa diğerleri susuyor, sözünün bitmesini bekliyordu. Sonra ilk sözlerine geri dönüyorlardı.

Başkalarını güldüren söze Peygamber de gülüyor, başkalarını şaşırtan sözü Peygamber de şaşırıyordu. Söz ve davranışları iyi olmayan yabancılar karşısında sabrediyordu. Hatta Peygamber’in ashabı bu tür insanları arıyor, bulup Peygamber’in huzuruna getirmeye çalışıyorlardı.

Peygamber onlara şöyle buyuruyorlardı: “Bir ihtiyacını gidermeye çalışan muhtaç bir insanı gördüğünüzde ona yardım edin.” İmanı zayıf ve münafık kimselerin övgüsünü kabul etmiyor, hiç kimsenin sözünü kesmiyordu. Ya bizzat o şahsın kendisi konuşmasını kesiyor, ya da vakit geçmişse bu takdirde ya nehyederek veya meclisten kalkarak bizzat sözünü kesiyordu.”

Hz. Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor: Peygamber’in sükût ve sessizliği hakkında babama sordum, şöyle buyurdu: “Peygamber dört hususta susardı: Hilim (sabır), ihtiyat, değerlendirme ve tefekkür. Peygamber’in değerlendirmesi halka eşit gözle bakması ve sözlerini eşit şekilde dinlemesiydi. Tefekkürü baki ve fani olan işlerdeydi. Hilmi sabrındaydı, hiçbir şey onu kızdırmaz, gazaplandırmaz, aşırı davranmaya sevk etmezdi.

Dört hususta da dikkatli ve ihtiyatlı davranırdı: İyi işleri yapmada; ta ki diğerleri de ona uysunlar. Çirkin işleri terk etmede; ta ki diğerleri de onu terk etsin. Ümmetin ıslahıyla ilgili çalışma ve dikkatte, herkes için dünya ve ahiret hayrına sebep olan işleri yapmada. Allah’ın selam ve rahmeti ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun.”

Bu hadis bana büyük şeyhlerden farklı senetlerle rivayet edilmiştir ve bunu “Nübuvvet” kitabında zikrettim. Burada da farklı yollar arasından imam Rıza yoluyla nakledileni seçtim. Zira bu kitap İmam Rıza (a.s)’dan nakledilen rivayetler kitabıdır. Bu hadisin tefsirini ise “Meani’l-Ahbar” kitabında zikrettim.


30. BÖLÜM


İMAM RIZA (A.S)'DAN ÇEŞİTLİ KONULARDA NAKLEDİLEN HADİSLER[66]


1- Curcanî aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den şöyle rivayet etmiştir: İmam Sâdık (a.s)’ın dostlarından bir grup mehtaplı, aydın bir gecede Hazret’in etrafına toplanmıştı.

İmam (a.s)’a şöyle dediler: Ey Resulullah’ın evladı! Şu gök ne kadar güzel; şu yıldızlar, gezegenler ne kadar parlak!” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Siz böyle diyorsunuz; ama müdebbir dört melek Cebrail, Mikâil, İsrafil ve Azrail gökten size ve kardeşlerinize bakıyor, sizin göklere ve onlara yansıyan nûrunuz bu gezegenlerin ve yıldızların nûrundan daha iyidir. Onlar da sizin gibi şöyle diyorlar: Bu müminlerin nuru ne kadar da güzel!”

2- Curcanî aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den şöyle rivayet etmiştir: Adamın biri İmam Sâdık (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi: Yaşamaktan bıktım usandım. Allah’tan ölüm diliyorum.

İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: “Allah’tan itaat için hayatı dile, isyan için değil. Eğer yaşarsan Allah'a itaat et, senin için isyan etmeden ve itaat de etmeden ölmenden daha iyidir. Dolayısıyla yaşayıp itaat etmen, isyan ve itaat etmeden ölmenden daha hayırlıdır.”

3- Cürcanî aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den, İmam Sâdık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Şüphesiz bazen insan ile cennet arasındaki mesafe günahlarının çokluğu sebebiyle yer ile arş arasındaki mesafe kadar uzak olur.

Ama eğer insan Allah korkusundan günahlarından pişman olur ve ağlarsa kendisiyle cennet arasındaki uzaklık göz kapakları ile göz bebeği arasındaki uzaklık kadar olur.”

4- Aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası İmam Mûsa bin Câfer’den şöyle nakledilmektedir: “İmam Sâdık (a.s)’a, “Bize taun (veba) hakkında neler diyeceksiniz?” dediklerinde İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Taun kimi için ilahi azap, kimi için de rahmettir.”

İmam (a.s)’a, “Nasıl olur da bir grup için azap olan şey başka bir grup için rahmet olabilir?” diye sorduklarında da şöyle buyurdu: “Bilmiyor musunuz; cehennem azabı ehli için azaptır, cehennemlilerle birlikte olan cehennem bekçileri içinse ilahi rahmettir.”

5- Aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den şöyle nakletmektedir: “Bir çok insan vardır ki dünyada oyun ve şaka üzere çok güler, kıyamette ise çok ağlar. Bir çok insan da vardır ki dünyada günahlarının korkusundan çok ağlar, kıyamet günü ise cennette çok sevinir, güler.”

6- Aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası İmam Mûsa bin Câfer’den şöyle nakletmektedir: İmam Sâdık Câfer bin Muhammed (s.a.a) meclise gelmeyen dostlarından birinin halini sordu. Onun hasta olduğunu söylediler.

İmam (a.s) hemen kalkıp onu ziyaret etti. Hasta yatağının başında oturdu. Onun çok hasta olduğunu görünce ona şöyle buyurdu: “Allah hakkında hüsn-ü zanda bulun.” Hasta şahıs şöyle dedi: Kendim hususunda elbette hüsn-ü zannım vardır.

Benim gamım daha çok kızlarım içindir. Ben de zaten onları düşünmekten böyle hastalandım. İmam Sâdık (a.s) ona şöyle buyurdu: “İyiliklerini arttıracağını ve kötülüklerini yok edeceğini ümit ettiğin kimseden kızlarının durumunun ıslahı hususunda da ümidin olsun.”

7- Aynı senetle İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den şöyle rivayet etmektedir: İmam Sâdık (a.s) birine mektup yazarak şöyle buyurdu: “Akıbetinin ve ölünceye kadar amellerinin hayırlı olmasını istiyorsan Allah’ın hakkını büyük say.

Onun nimetlerini isyanlarında kullanma. Allah’ın sana gösterdiği hilim ve sabır karşısında gururlanma. Bizi anan herkese saygı göster. İster doğru söylesin, ister yalan, senden sorulmaz. Senin niyetin sana, onun yalanı da onadır.”

8- Aynı isnatla İmam Rıza (a.s)’dan, o da babası Mûsa bin Câfer’den şöyle rivayet etmektedir: İmam Sâdık (a.s) yanında mal bulunan bir grupla yolculuk ediyordu, kendilerine yolda silahlı soyguncuların olduğunu ve mallarına el koyacaklarını haber verdiler. Onlar korkudan titreyip, dehşete kapıldılar. İmam Sâdık (a.s) onlara “Size ne oldu?” diye sordu.

“Yanımızda mal var, bunları bizden almalarından korkuyoruz. Bu malları bizden alır mısın? Hırsızlar belki de malın senin olduğunu görünce, vazgeçer rahatsız etmezler” diye cevap verdiklerinde de İmam şöyle dedi: “Nereden biliyorsunuz? Belki de onlar sadece bana kastetmişlerdir. Böylece beni tehlikeye atıyorsunuz.”

Onlar şöyle dediler: O halde ne yapalım? Malları gömelim mi? İmam şöyle buyurdu: “Bu daha kötü olur, zira yeni gelen birisi onu bulup alabilir, ya da siz bir daha burayı bulamazsınız.” Onlar şöyle dedi: O halde ne yapalım, bize yol göster.

İmam şöyle buyurdu: “Onu tümüyle kollayacak, bakacak, çoğaltacak, her birini dünyadan ve içindekilerinden daha büyük kılacak, sonra da ihtiyacınız olduğunda size onu fazlasıyla geri verecek birine teslim edin.” Onlar: Bu kimdir, deyince de İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Bu Allah-u Teala’dır.” Onlar: Ona nasıl teslim edelim?

İmam onlara şöyle buyurdu: “Fakir Müslümanlara sadaka veriniz.” Onlar: Şimdi Müslümanların fakir olanlarına nasıl ulaşabiliriz? O halde ne yapalım? İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Siz üçte birini sadaka vermeye niyetlenin ki Allah da geriye kalanını korusun ve korktuğunuz şeyden kurtarsın.” Onlar, “Kabul ettik ve böyle yapacağımıza söz veriyoruz” dediler. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Şu anda Allah’ın amanındasınız.

Hareket ediniz.” Hep birlikte yola düştüler, aniden hırsızlar ortaya çıktı, herkes korkmaya başladı. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Neden böyle korkuyorsunuz? Siz Allah’ın amanındasınız. Asla korkmayınız.” Atlı hırsızlar yaklaşarak atlarından indiler ve İmam Sâdık (a.s)’ın yanına gelerek onun mübarek ellerinden öptüler ve şöyle dediler: “Rüyada Resulullah (s.a.a)’i gördük.

Kendimi size tanıtmamı istedi, şu anda sizin emrinizdeyim. Hepinizi korumadıkça ve gideceğiniz yere ulaştırmadıkça sizden ayrılmayacağız.” İmam (a.s) onlara şöyle dedi: “Bizim size ihtiyacımız yok, bizi sizin şerrinizden koruyan kimse, bize yardımcı olacak ve düşmanların şerrinden de koruyacaktır.”

Ardından hepsi güvenle oradan ayrıldılar ve gitmek istedikleri yere vardılar. Söz verdikleri üzere mallarının üçte birini sadaka olarak fakirlere dağıttılar. Orada yaptıkları ticaretten kar ettiler.

Bir dirhemleri on dirhem oldu. Kendi kendilerine şöyle dediler: “İmam Sâdık (a.s) ile birlikte olmak ne kadar bereketlidir.” İmam (a.s) onlara şöyle buyurdu: “Şimdi Allah ile ticaret yapmanın ne kadar kârlı olduğunu anladınız mı? O halde bunu yapmaya devam edin.”

9- Aynı senetle İmam Rıza (a.s) babası Mûsa bin Câfer (a.s)’dan şöyle rivayet etmektedir: İmam Sâdık (a.s) çocuğunun ölümüne sabırsızlık gösteren birini görünce şöyle buyurdu: “Ey adam, sen küçük musibete bile böylesine sızlayıp sabırsızlık gösteriyorsun, ama büyük musibetten gaflet ediyorsun, eğer çocuğunun ölümüne önceden hazırlanmış olsaydın böylesine sabırsızlık göstermezdin. O halde hazırlıklı olmama musibeti, çocuğunun musibetinden daha büyüktür.”

10- Muhammed bin Hasan bin Velid metindeki mezkur senetle Muhammed bin Senam’dan, o da İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Şüphesiz, besmele İsm-i Âzam’a, gözdeki siyahlığın beyazlığa yakınlığı kadar yakındır.” Ravi yine İmam’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Babam evden çıkınca sürekli şöyle diyordu:

“Bismillahirrahmanirrahim, herectu bihavlillah ve kuvvetihi vela bihavli ve kuvveti bel bihavlike ve kuvvetike ya rabbi mutearrızen bihi lırızkıke fe’tini bihi fi afiyetin.” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; ben kendi gücümle değil, Allah’ın gücüyle çıkıyorum, senin kuvvetin ve gücünle çıkıyorum ya rabbi, ben senden rızık, nasip ve kısmet talep etme makamındayım, o halde onu selamet ve afiyetle bana nasip et, beni rızıklandır)

11- Metindeki mezkur senetle Hasan bin Velid, İmam Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Babam, babasından (İmam Sâdık’tan) şöyle rivayet etmektedir: “Nazil olan ilk ayet “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; yaratan rabbinin adıyla oku!” ayetidir. Nazil olan son sûre de “Allah’ın yardımı ve fethi gelip çattığında...” (Nasr) sûresidir.”

12- Soyu Ali bin Hüseyin (a.s)’a ulaşan Hamza bin Muhammed Kum’da H. 329 yılının Recep ayında babasından, o da Yasir-i Hadim’den, o da İmam Rıza(a.s)’dan, o da babasından, o da Hüseyin bin Ali (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Resulullah (s.a.a) Ali bin Ebu Talib’e şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali sen Allah’ın hüccetisin, sen Allah’ın kapısısın, sen Allah’a giden yolsun, büyük haber sensin, doğru yol sensin, mesel’ul- âla sensin, Ey Ali sen Müslümanların İmamısın, müminlerin emirisin, vasilerin en hayırlısısın, sıddıkların efendisisin! Ey Ali, büyük Faruk sensin, büyük sıddık sensin!

Ey Ali! Sen ümmetime benim halifemsin, sen benim borçlarımı ödeyensin, sen vaatlerimi yerine getirensin! Ey Ali! Benden sonraki mazlum sensin! Ey Ali benden sonra terk edilen sensin! Ey Ali benden sonra evine kapanan sensin!

Ey Ali burada olan herkese Allah’ı şahit tutuyorum ki senin hizbin benim hizbimdir, benim hizbim Allah’ın hizbidir, senin düşmanlarının hizbi ise şeytanların hizbidir!”

13- (Bu hadis 28. bölümdeki 6. hadisin aynısı olduğundan zikredilmemiştir.)

14- Babam metindeki mezkur senetle Hasan bin Ali Veşşa’dan şöyle nakletmektedir: “İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyordu: “Kulun Allah’a en yakın olduğu hali secde halidir. Nitekim şu ayette buna işaret etmektedir: “Secde et ve yaklaş.”

15- Babam metinde mezkur senetle Muhammed bin Fuzeyl’den, o da İmam Rıza (a.s)'dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Her muttakînin Allah’a yakınlık yolu (kurbanı) namazdır.”

16- Babam metinde geçen mezkur senetle Süleyman Câferî’den şöyle dediğini nakletmektedir: İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben secde halindeyken aniden şiddetli bir rüzgâr esti. Herkes bir köşeye sığındı. Ben secde halinde kaldım, sürekli dua ediyordum. Böylece (bir müddet sonra) rüzgâr dindi.”

17- Muhammed bin Hasan bin Velid metindeki mezkur senetle Muhammed bin İsmail bin Bezî’den şöyle nakletmektedir: “İmam Rıza (a.s)’ı gördüm; secdeye giderken üç parmağını birbiri ardınca yavaşça hareket ettiriyordu. Adeta yaptığı tesbihleri sayıyordu.

Daha sonra da başını secdeden kaldırıyordu. Rükûsunu gördüm, rükûsunu gördüğüm herkesin rükûsundan daha kısaydı. Rükû esnasında iki kolunu adeta iki kanat gibi açıyor, bedeninden ayırıyordu.

18- Babam (mezkur senetle) Hasan bin Veşşa’dan şöyle dediğini nakletmektedir: İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyordu: “Kul secdede iken uyursa Allah-u Teala meleklerine şöyle der: “Şu kuluma bakın; benim itaatimle uğraşırken ruhunu aldım.” (Yani, onu uyuttum)

19- Babam ve üstadım İbn-i Velid metindeki senetle Ahmed bin Muhammed Bezentî’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: İmam Rıza (a.s), oğlu Ebu Câfer’e gönderdiği bir mektupta şöyle buyurmuştur: “Ey Eba! Câfer bineğine binmek istediğinde kölelerinin seni evin küçük kapısından çıkardıklarını duydum, şüphesiz ki bu onların cimriliğindendir.

Birine hayrının dokunmasını istemedikleri için böyle davranıyorlar. Senin üzerinde olan hakkım için girip çıkarken o büyük kapıdan girmeni ve çıkmanı istiyorum. Dışarı çıkmak ve bineğine binmek isteyince yanına dinar veya dirhem kesesini de al. Senden bir şey isteyene ver.

Yakınlarından biri senden bir şey isterse ona elli dinardan aşağı verme. Fazlasını kendin bilirsin. Kuzenlerinden bir kadın senden bir mal isterse ona da yirmi beş dinardan aşağı verme; fazlasını yine de kendin bilirsin. Ben Allah’ın seni yüceltmesini diliyorum. O halde infak et. Fakir olurum diye, Allah’tan gaflet etme.”

20- Beyhakî metinde mezkur isnatla Ebu Ahmed Dâvud bin Süleyman Taî’den şöyle rivayet etmektedir: H. 194 yılında Medine’de idim. İmam Rıza (a.s) babasından o da babalarından onlar da Hz. Ali’den Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Kızım Fatıma (a.s) kıyamet günü mahşer yerine gelince kendisiyle kanlı bir gömlek getirir, Arşın sütunlarından birine sarılarak şöyle der: Ey hükmedenlerin en iyi hükmedeni, benimle oğlumun katili arasında sen hükmet!”

Hz. Ali (a.s) Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Kâbe’nin Rabbine andolsun ki Allah (c.c) kızım Fatıma için hüküm verecektir.”


DIPNOTLAR

--------------------------------------------

58- Ya lesarat’il Huseyn: “Ey Hüseyin’in intikam alıcıları, neredesiniz?” manasındadır.

59- Seb’ul Mesanî; Kur’an’dan yedi ayettir.

60- Mufehhem: Akıl ilhamıyla kısa sözlerden muhatabın bütün maksadını ve hedefini anlayan akıllı kimse demektir.

61- Açıklama: Yani, eğer bir mecliste birisine yer verilirse veya kendisine güzel koku ikram edilirse reddetmemelidir.

62- İbn-i Esir “Nihaye”nin “akese” maddesinde şöyle diyor: “Bu cümlede yer alan “akikatuhu” lafzı “akisetuhu lafzından daha meşhurdur. Çünkü O Hazret saçlarını örmüyordu (veya arkada örülmüş şekilde yapmıyordu.) Mütercim’e göre ise kafada toplanan saçlar manasınadır.

63- Ağız büyüklüğü Arap'lar arasında bir güzellikti. (Meani’l-Ahbar, s. 85)

64- El ve ayakların kalın olması Arap'lar arasında erkeğin güzelliklerinden sayılıyordu. (Meani’l-Ahbar s. 87)

65- Veya peygamber seçkin insanların ilim ve âdabını halka da öğretmesini istiyordu. (Meani’l-Ahbar s. 88-89)

66- Bu bölümde bazı hadisler aynı mefhum ya da aynı lafızlarla 28. bölüm ve diğer bölümlerde de naklolunmuştur. Bu yüzden biz onları tekrar zikretmeyi gerek görmedik. Bu bölümün aslı 52 hadistir.