İMAM RIZA(a.s)'DAN HADİS PINARI
 


24. BÖLÜM


BİR ŞAMLININ MÜMİNLERİN EMİRİ HZ. ALİ (A.S)’A SORDUĞU SORULAR


(24. Bölüm iki hadisten oluşmaktadır. Bazı isim ve meselelerin açıklamalarıyla ilgilidir ve hadisin de sahih bir senedi bulunmadığından zikrini gerek görmedik.)

25. BÖLÜM


İMAM RIZA (A.S)’DAN ZEYD BİN ALİ HAKKINDA NAKLEDİLENLER


İbn-i Ebi Ebdun babasından şöyle naklediyor: Zeyd bin Mûsa bin Câfer Basra’da kıyam edip Beni Abbas’a ait evleri yakınca yakalanıp Memun’un yanına getirildi.

Memun onun kardeşi Ali bin Mûsa er-Rıza (a.s)’ın hatırına bağışlayarak şöyle dedi: Ey Ebel Hasan kardeşin kıyam etti ve yapabileceği her şeyi yaptı. Ondan önce Zeyd bin Ali aynı şekilde kıyam etmiş ve öldürmüştü. Eğer senin hatırın olmasaydı onu öldürürdüm, çünkü onun yaptıkları hafife alınacak şeyler değil.

İmam Rıza: (Memun'a hitaben) Ey Mü’minlerin Emiri, benim kardeşim Zeyd ile Zeyd bin Ebu Ali’yi kıyaslama. O Peygamber ailesinin alimlerindendir. Allah için gazaplanmış ve Allah’ın düşmanlarıyla öldürülünceye kadar Allah yolunda savaşmıştır. Babam Mûsa bin Câfer, babası Câfer bin Muhammed bin Ali’den şöyle duyduğunu bana nakletti: Allah amcam Zeyd'e rahmet etsin.

Çünkü o; halkı Muhammed'in seçkinine davet ediyordu, kendisine değil. Eğer zafere ulaşsaydı, halkı davet ettiği şeye sadık kalacaktı. O kıyamı hakkında benimle meşveret etti ve ben ona şöyle dedim: “Ey amca! Eğer katledilip Kunase mahallesinde dar ağacına çekilmeğe hazırsan kıyam et.”

Zeyd oradan ayrıldıktan sonra Câfer bin Muhammed şöyle buyurdu: Onun feryadını duyduğu halde yardımına koşmayanın vah haline! Memun: Ey Ebul Hasan! Acaba imamet hakkı olmadığı halde imamet iddiasında bulunanların aleyhinde rivayet yok mudur?

İmam Rıza (a.s): Zeyd bin Ali kendisine ait olmayan bir hakkı talep etmemiştir. Onun Allah-u Teala karşısındaki takvası bundan çok daha yüceydi. O diyordu ki: “Ben sizleri Âl-i Muhammed (a.s)'den razı olunana davet ediyorum.”

O rivayetler, Allah’ın kendisini imamete atadığını iddia ettiği halde insanları Allah’ın dininden başka bir dine davet edip onları Allah’ın yolundan saptıranlar hakkında beyan olmuştur. Andolsun Allah’a Zeyd: “Allah için hakkıyla cihat edin o sizi seçmiştir.” ayetinin muhataplarındandır.

Elinizdeki kitabın yazarı Muhammed bin Ali bin Hüseyin (r.a) şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) dışındaki imamlardan da Zeyd bin Ali hakkında bir çok fazilet nakledilmiştir ki ben bu hadisten sonra onları naklederek bu kitabı okuyanların, Şia’nın Zeyd bin Ali hakkındaki görüşünü öğrenmelerini istiyorum:

a)- Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Hüseyin (a.s)’a hitaben şöyle buyurdu: Ya Hüseyin! Senin soyundan kendisine Zeyd denen bir şahıs çıkacak. O ve ashabı kıyamet gününde yüzleri nurlu bir şekilde halkın saflarından ayrılacak ve sorgusuz olarak cennete gireceklerdir.

b)- Ömer bin Hilit diyor: Zeyd bin Ali bin Hüseyin saçını tutmuş olduğu bir halde bana buyurdu: Babam Ali bin Hüseyin saçlarını tutmuş bir halde bana buyurdu:

Hüseyin bin Ali saçlarını tutmuş bir halde bana buyurdu: Ali bin Ebu Talib saçlarını tutmuş bir halde buyurdu: Resulullah (s.a.a) saçlarını tutmuş bir halde bana buyurdu ki: “Her kim benim saçımdan bir teli incitirse beni incitmiştir.[43] Her kim beni incitirse Allah-u Teala’yı incitmiştir ve her kimse de Allah-u Teala’yı incitirse Allah-u Teala gök ve yerin büyüklüğünce ona lanet eder.”

c)- Muammer diyor ki: bir gün mescitte İmam Sâdık (a.s)’ın yanında oturmuştum ki Zeyd bin Ali gelerek elini kapıya yasladı .İmam Sâdık (a.s) ona dönerek: Amcacığım dar ağacına asıldığın halden Allah’a sığınırım, dedi. Zeyd’in annesi İmam (a.s)’a: Andolsun, Allah’a sen bu sözü oğluma duyduğun hasetten dolayı sarf ettin.

İmam, (üç kere) Keşke hasedimden dolayı söylemiş olsaydım, dedi ve şöyle ekledi: Babam dedemden şöyle dediğini bana nakletti: Benim soyumdan adına Zeyd adında birisi gelecek.

Onu Kûfe’de katlederek dar ağacına asacaklar. Kıyamette kabrinden çıktığında göklerin kapıları Onun ruhuna açılacak. Onu ruhunun vesilesiyle yer ve göklerin ehli mutlu olacaklar. Ruhu yeşil bir kuşun göğsüne kanacak ve o cennetin neresine gitmek isterse gidecek.

d)- Cabir bin Zeydi Cufî diyor: Bir gün İmam Bakır (a.s)’ın yanına gittim. Kardeşi Zeyd de yanındaydı. Bu esnada Mâruf bin Harrabuzî Mekkî İmam (a.s)’ın yanına geldi. İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: Ya Mâruf! Bildiğin şiirlerden birisini bana oku. Mâruf şu beyitleri okudu:

“Senin canına andolsun ki Ebu Malik zayıf değildir.

Eğer hekim birisi onu uyarırsa, konuşmada inat edip ona düşmanlık etmez.

O kendi akranlarına üstün ve yüce sıfatlara sahip birisidir ki, başkaları onu iyilikle anarlar.

Eğer ona üstün gelirsen sana itaatte kusur etmez. Ona da her ne görev verirsen o görevin hakkından gelir.”

Mâruf diyor: İmam (a.s) elini Zeyd'in omzuna koyarak: "Bunlar senin vasıflarındır ey Ebul Hüseyin" buyurdu.

e)- Abdullah bin Siyabe diyor: Biz yedi kişilik bir grup halinde Medine’de İmam Sâdık (a.s)’ın yanına gittik. İmam (a.s) bize: Acaba amcam Zeyd ile ilgili bir haberiniz var mı? diye sordu. Dedik ki: O kıyam etti.

İmam (a.s): Eğer elinize başka bir haber geçerse bana iletin, buyurdu. Biz birkaç gün Medine’de kaldırdıktan sonra Bessam Sayrufi bir haberciyle bize bir mektup gönderdi ve o mektupta şunlar yazılıydı:

“Zeyd bin Ali Sefer ayının ilk çarşambasında ayaklandı ve bu kıyam Cuma gününe kadar davet etti. Cuma günü kendisi ve beraberindeki filan şahıslar “öldürüldüler.” Biz İmam Sâdık (a.s) yanına giderek mektubu kendisine takdim ettik. İmam (a.s) mektubu okuyunca ağladı ve sonra şöyle buyurdu: Biz Allah’tanız ve Allah’a döneceğiz (inna lillah ve inna ileyhi raciun).

Amcamın musibetinden dolayı Allah’tan sabır diliyorum. Doğrusu o iyi bir amcaydı. Amcam hem dünya ve hem de ahiretimiz için yararlı birisiydi. Andolsun Allah'a amcam şehit olarak bu dünyadan gitti. O aynı Resulullah, Ali, Hasan ve Hüseyin’in (Allah’ı selamı onlara olsun) yanında savaşarak şehit düşenler gibidir.

f)- Fuzeyl bin Yesar diyor: Kıyam ettiği günün sabahı Zeyd bin Ali (a.s)’ın yanına gittim, o şöyle diyordu: Kim Şam halkıyla savaşmada bana yardım etmeye hazır?

Andolsun Muhammed (s.a.a)’i müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderen Allah’a, her kim bana onlarla olan savaşımda yardım ederse kıyamet günü Allah’ın izniyle onu kendi ellerimle cennete sokacağım.

Zeyd bin Ali öldürülünce bir merkep kiralayarak Medine’ye hareket ettim. Medine’ye vardığımda üzülmesin diye Zeyd’in öldürülüşünü İmam Sâdık (a.s)’a haber vermeme kararı almıştım.

İmam Sâdık (a.s)’ın huzuruna çıktığımda İmam (a.s) bana şöyle dedi: Amcam Zeyd ne yaptı? İmam bu soruyu sorunca beni ağlama hali tuttu. İmam: Onu öldürdüler mi? buyurdu.

Ben: Andolsun Allah’a onu öldürdüler.

İmam (a.s): Onu dar ağacına astılar mı?

Ben: Vallahi onu dar ağacına astılar. İmam (a.s) bunları duyunca ağlamaya başladı ve gözyaşları inci taneleri gibi sakalına akmaya başladı ve sonra şöyle buyurdu:

Ey Fuzayl! Amcamın Şamlılarla olan savaşında sen de var mıydın?

Ben: Evet.

İmam (a.s): Onlardan kaç tanesini öldürdün?

Ben: Altı tanesini.

İmam (a.s): Onların kanlarının dökülmesi gerektiği konusunda şüphen var mıydı?

Ben: Eğer şüphem olsaydı onları öldürmezdim. Bu esnada İmam (a.s)’ın şöyle dediğini duydum: Allah beni dökülen kanların sevabına ortak etsin. Andolsun Allah’a amcam Zeyd ve ashabı aynı Ali bin Ebu Talib ve ashabı gibi bu dünyadan şehit olarak göçtüler.

Şey Saduk buyuruyor ki: Bu hadisten sadece ihtiyaç duyulan kısmı naklettim (ve geri kalanını nakletmedim). Tevfik Allah-u Teala ‘dandır.


26. BÖLÜM


İMAM RIZA (A.S)’DAN DEĞİŞİK KONULARDA NAKLEDİLEN NADİR HADİSLER[44]


1- İmam Rıza (a.s)’ın hizmetçisi Abbas bin Hilali eş-Şamî İmam Rıza (a.s)’dan şöyle dediğini naklediyor: Her kim sabah ve akşam ezanlarını duyduğunda: “Allah’ım senden; gündüzün gelmesi;

gecenin gitmesi; namaz vakitlerinin girmesi ve sana dua edenlerin sesleri hürmetine Muhammed (s.a.a) ve Ehl-i beytine selam göndermeni ve benim tövbemi kabul etmeni diliyorum. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden ve merhameti bol olansın!” şeklinde dua ederse, o gün veya o akşam vefat ettiği taktirde tövbe etmiş bir halde ölür ve cennete girer.

2- Di’bil bin Ali, İmam Rıza (a.s)’ın baba ve dedeleri vasıtasıyla Hz. Ali’den ve o da Resulullah (s.a.a)’den kendisi için şöyle buyurduğunu naklediyor: “Dört grup insan vardır ki ben kıyamet gününde onların şefaatçisi olacağım: Benden sonra zürriyetime ikram ve ihtiramda bulunanlar, zürriyetimin ihtiyaçlarını giderenler, zor anlarında benim zürriyetime yardım etmek için çaba harcayanlar, kalbi ve diliyle benim zürriyetime sevgi gösterenler.”

3- Feth bin Yezid Cürcanî diyor: İmam Rıza (a.s)’a mektup yazarak Ramazan ayında oruçluyken kendi hanımıyla veya kendisine helal olmayan bir hanımla on kere birlikte olan bir adamın hükmü nedir?

diye sordum. İmam (a.s) buyurdular: Her defası için bir kere olmak üzere on kere kefaret vermesi lazım. Ancak yeme veya içme yoluyla orucunu bozmuş olsaydı sadece bir günlük kefaret vermesi gerekecekti.

4- Yûsuf bin Muhammed bin Ziyad babasından İmam Hasan Askerî (a.s)’ın babaları vasıtasıyla Hz. Ali (a.s)’dan şu hadisi naklediyor: Câfer bin Ebu Talib Habeşe’den döndüğünde Rasulullah (s.a.a) ayağa kalkıp ona doğru oniki adım ilerleyerek onu kucaklayıp ağladı ve şöyle buyurdu:

Bu iki olaydan hangisi benim için daha sevinç vericidir bilmiyorum. Senin dönüşün mü yoksa Allah-u Teala’nın kardeşin Ali’nin eliyle Hayber'in fethinin nasip etmesi mi? Sonra Resulullah, Câferi görmenin sevinciyle sevinç gözyaşları döktü.

5- Hasan bin Ali Veşşa diyor ki İmam Rıza (a.s)’dan dedeleri vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)’den şu hadisi naklettiğini duydum: Beni Miraca götürürlerken arşta bir akraba gördüm ki başka bir akrabasını rabbine şikayet ediyordu. Ben ona bu şikayet ettiğin kişiyle aranızda kaç baba var, diye sordum. “Onunla kırkıncı babadan akrabalık bağımız var” dedi.

6- Abbas bin Hilal diyor ki İmam Rıza (a.s)’dan şöyle dediğini duydum: Her kim Allah için Şâban ayında bir gün oruç tutarsa Allah-u Teala onu cennete dahil eder. Her kim Şâban ayında günde yetmiş defa istiğfar ederse Allah-u Teala onu kıyamet günü Peygamber (s.a.a) ile birlikte olanlarla haşreder ve ona keramet ihsan etmeyi kendisine vacip bilir.

Her kim Şâban ayında yarım hurmayla dahi olsa sadaka verirse, Allah-u Teala onun bedenine ateşi haram eder. Her kim de Şâban ayının son üç gününü oruç tutarak Ramazan orucuna başlarsa, Allah-u Teala ona iki ay peş peşe oruç tutma sevabını yazar.

7- Zekerriya bin Âdem İmam Rıza (a.s)’dan şöyle duyduğunu naklediyor: Namazın dört bin bâbı vardır.

8- Ebu Haşim Câferî diyor: İmam Rıza (a.s)’dan darağacına çekilmiş birisinin cenaze namazını sordum, buyurdular: Ceddimin (İmam Sâdık) amcası Zeyd’e namaz kıldığını bilmiyor musun?

Ben: Bilmiyorum, meseleyi anlayabilmiş değilim.

İmam (a.s): Sana açıklayayım; eğer asılan kişinin yüzü kıbleye doğru olursa sağ omzuna doğru dur, eğer arkası kıbleye dönükse sol omzuna doğru dur, çünkü doğuyla batı arası kıbledir[45].

Eğer sol omuzu kıbleye doğruysa sen sağ omzuna doğru dur ve eğer sağ omuzu kıbleye doğruysa sen sol omzuna doğru dur. Şunu bil ki o hangi tarafa olursa olsun sen onun omuzlarından birisinin yanında durup yüzünü doğuyla batı arasına çevirmelisin. Ona tam olarak ne yüzünü çevirmelisin ne ve ne de sırtını dönmelisin.

Ebu Haşim diyor ki: İmam (a.s) Bana dönerek inşallah anlamışsındır, buyurdu.

Şeyh Saduk diyor ki: Bu ilginç hadisi hiçbir kitapta görmedim ve bundan başka bir senette bu hadis için bilmiyorum.

9- Haris bin Dilhas (İmam Rıza (a.s)’ın kölelerinden) naklediyor: İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum: Üç özellik taşımadıkça mümin mümin olmaz. Bir sünnet rabbinden, bir sünnet peygamberinden ve bir sünnette velisinden (imamından) onda olmalıdır. Rabbinden alması gereken sünnet sırrı saklamaktır.

Allah-u Teala buyuruyor ki: “Allah gaybi bilendir. O gaybi resullerinden razı olduklarından başkasına aşikar etmez.” (Cin/ 26-27) Rasulünden alması gereken sünnet halkın hatalarında geçerek onları idare etmesidir. Allah-u Teala peygamberine halkla iyiliği emrederek şöyle buyurmuştur: “(İnsanları) affet, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.


” (’raf/ 199) Velisinden alacağı sünnet ise zorluklar ve problemler karşısında sabretmektir. Allah-u Teala buyuruyor ki: “Zorluklar ve problemler karşısında sabrederler.”(Bakara/ 177)

10- Süleyman bin Câfer Câferî İmam Rıza (a.s)’ın babaları vasıtasıyla Hz. Ali (a.s)’dan onun da Resulullah (s.a.a)’den şöyle naklettiğini buyuruyor: Kargadan üç sıfatı öğreniniz:

Eşiyle gizli bir yerde ilişkiye girmesi, sabah erkenden rızık peşine düşmesi ve ihtiyatlı olmasını (Her an bir tehlikeyle karşı karşıya kalacakmış gibi korku halinde olmasını).

11- İmam Rıza (a.s)’ın hizmetçisi Yasir, İmam (a.s)’dan şöyle naklediyor: “İnsanın en çok korktuğu an üç yerdir: Annesinin onu doğurmasından sonra dünyayı gördüğü an; ölüp de ahireti ve ehlini gördüğü an; yeniden dirilip dünya görmediği, kıyametteki uygulamaları gördüğü an.

Allah-u Teala bu üç yerde Hz. Yahya (a.s)’a selam göndererek Onun korkusuna gidermiş ve şöyle buyurmuştur: “Ona (Yahya’ya) doğduğu günde, öldüğü günde ve diriltileceği günde selam olsun.” (Meryem/15)

İsa bin Meryem de (aleyhima es-selam) bu üç yerde kendisini selamlayarak şöyle buyurmuştur: “Doğduğum günde öleceğim günde ve tekrar dirileceğim günde selam olsun bana.” (Meryem/33)

12- İmam Rıza (a.s)’ın hizmetçilerinden Hüseyin bin Ali Deylemî diyor: İmam Rıza (a.s)’dan şöyle söylediğini duydum: Her kim üç tane mümini hacca gönderirse, şüphesiz o parayla kendi nefsini Allah-u Teala’dan satın almıştır. Allah-u Teala artık ondan malını helal yoldan mı yoksa haram yoldan mı elde ettiğini sormayacaktır.

Şeyh Saduk bu hadisi şöyle yorumluyor: Yani Allah-u Teala onun malındaki şüpheli malların hesabını ondan sormayacak ve onun düşmanlarını ondan razı edecek (onlara bir takım nimetler vererek.)

13- Haris bin Dilhas, babası vasıtasıyla İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor: Allah-u Teala üç şeye emretmiştir ki diğer üç şey devamlı onlarla birliktedir. Allah namaz ve zekâta emretmiştir.

Her kim namaz kılar zekât vermezse onun namazını da kabul etmez. Kendisine ve anne babaya şükretmeyi (teşekkür) emretmiştir. Her kim Anne babasının şükrünü yerine getirmezse Allah-u Teala’nın da şükrünü eda etmemiştir. Son olarak da takvayı ve sıla-i rahîmi (akrabaları ziyareti) emretmiştir. Her kim sıla-i rahimi terk ederse Allah-u Teala’nın ona emrettiği takvada riayet etmemiştir.

14- Ebu Nasır Bezentî, İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor: İlim, hilim (yumuşak huyluluk) ve sükût fakih birisinin alametlerindendir. Doğrusu sükût hikmetin kapılarından bir kapıdır. Sükût muhabbeti celbeder. Bu da bütün hayırların alametidir.

15- Hemdan-ı Divanî, İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor: Her insanın dostu aklı, düşmanıysa cehaletidir.

16- İmam Rıza (a.s), babaları vasıtasıyla Ali bin Ebu Talib (a.s)’dan şöyle naklediyor: Birisi Ali (a.s)’ı evine yemeğe davet edince ona şöyle buyurdular: Eğer üç konuda bana söz verirsen gelirim.

Adam; o üç şey nedir? dedi. Buyurdular: Evin dışından benim için bir şey getirmeyeceksin, evinde olanı bana sunmaktan çekinmeyeceksin ve hanımını da zahmete sokmayacaksın. Adam söz veriyorum, dedi ve bunun üzerine Ali (a.s) onun davetine icabet etti.

17- Dâvud bin Süleyman, İmam Rıza (a.s)’ın dedeleri vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu naklediyor: Dört grup insan vardır ki eğer bütün yeryüzü ehlinin günahlarını işlemiş olsalar dahi kıyamet gününde onlara şefaat edeceğim:

1- Ehli Beyt’ime yardım edenler

2- İhtiyaç duyduklarında onların hacetlerini giderenler

3- Onları gönülden sevip dilleriyle bu sevgiyi izhar edenler

4- Kendi elleriyle onları savunanlar.[46]

(18. Hadis uzun bir hadistir. Benî İsrail hikâyeleri ile ilgilidir.)

19- Ali bin Fazzal babasından şöyle dediğini naklediyor: İmam Rıza (a.s)’dan “Bismillah”ın manası hakkında sordum. Şöyle buyurdular: Bir kişi “Bismillah” deyince manası budur ki: Ben Allah’ın alametlerinden bir alametle kendimi damgalıyorum ve o alamet kulluktur. İmam (a.s)’a isim (simet) nedir, dedim. Buyurdular: Alamet.

20- İmam Rıza (a.s) buyurdu ki: Babam dedeleri vasıtasıyla Ali (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletti: Allah-u Teala’nın yarattığı her Hüthüt kuşunun kanadından Süryanîce şu yazı yazılıdır: Yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’idir.

21- İmam Rıza (a.s) dedeleri vasıtasıyla Ali (a.s)’dan o da Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu naklediyor: Ya Ali, ne mutlu seni seven ve doğrulayan kimseye, vay sana düşman olup yalanlayanın haline. Seni sevenler yedi kat gök ile yedi kat yerde ve o ikisinin arasında olanlarca tanınmaktadırlar.

Onlar; dindar, takvalı, güzel davranışlı, rableri karşısında mütevazi, başları aşağı ve kalpleri Allah’ı hatırlamakla titreyen kişilerdir. Onlar; senin vilayetini hakkıyla tanıyan, senin faziletlerini anlatmakla meşgul, sana ve soyundan gelenlere duydukları muhabbetten dolayı gözleri yaşlı insanlardır.

Onlar; Allah’a kendi kitabında emrettiği şekilde dindarlık eder, sünnetten delili olanlarına amel eder ve kendilerinden olan Emir sahiplerinin desturlarına itaat ederler.

Onlar; parçalanmayacak şekilde birbirlerine kenetlenmişlerdir ve bir daha nefret etmeyecek şekilde birbirlerine sevgi duyuyorlar. Doğrusu melekler; onlara selam gönderir, dualarına amin der, günahları için istiğfar eder, ölüm anlarında baş uçlarına gelir ve onların yokluğundan dolayı kıyamete kadar yalnızlık acısı çekerler.

22- Abdusselam bin Salihi Herevî İmam Rıza (a.s)’dan, o dedeleri vasıtasıyla Ali (a.s)’dan ve o da Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu naklediyor: Allah-u Teala benden daha üstün birisini yaratmamış ve hiçbir yaratığına da benden daha çok ikramda bulunmamıştır.

Ali (a.s) diyor ki: Resulullah (s.a.a)’e dedim ki: Siz mi daha üstünsünüz yoksa Cebrail mi? Buyurdular: Ya Ali! Allah-u Teala peygamberlerini mukarrep (yakın) meleklerinden daha üstün kılmıştır. Beni ise bütün peygamberlerine üstün kılmıştır. Ya Ali! Üstünlük benden sonra sende de ve senin soyundan gelen imamlardadır.

Ya Ali; Melekler bizim ve bizi sevenlerin hizmetçileridirler. Ya Ali! Allah’ın arşını taşıya ve arşın etrafında rablerini tesbih eden meleklerin hepsi bizim vilayetimize iman edenler için istiğfar ederler. Ya Ali! Eğer biz olmasaydık Allah-u Teala, Adem'i, Havva'yı, cenneti, cehennemi, gökleri ve yeri yaratmazdı. Nasıl olurda biz meleklerden daha üstün olmayız.

Biz Allah’ı tanıma, tesbih etme, kendisinden başka ilahın olmadığına ikrar etme ve takdis etme faziletlerine onlardan önce sahiptik. Çünkü Allah-u Teala’nın ilk yarattığı varlık bizim ruhlarımızdır. Allah-u Teala ruhlarımızı yarattıktan sonra onları kendi birlik ve hamdına ikrar ettirdi ve daha sonra melekleri yarattı.

Melekler bizim nurlarımızı bir tek nur halinde görünce bize tazim ettiler. Daha sonra melekler bizlerin mahluk olduğumuzu ve Allah-u Teala’nın bizim sıfatlarımızdan münezzeh olduğunu bilsinler diye biz Allah-u Teala’yı tesbih ettik. Bunun üzerine melekler de Allah-u Teala’yı tesbih ettiler ve onu bizim sıfatlarımızdan tenzih ettiler.

Melekler bizim şanımızın yüceliğini görünce bizler, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ettik ki melekler Allah’tan başka ilah olmadığını bizlerin onun kulları olduğunu, onunla birlikte veya onsuz kendisine ibadet edilen varlıklar olmadığımızı anlasınlar. Bunun üzerine melekler “lâ ilahe illallah” dediler.

Melekler bizim makamımızın büyüklüğünü gördüklerinde bizler, Allah’ın büyüklüğüne ikrar ettik ki melekler büyüklüğün ancak Allah vasıtasıyla başka varlıklara ulaştığını anlasınlar. Melekler Allah-u Teala’nın bize verdiği izzet ve kudreti görünce, bizler: “la havle ve la kuvvete illa billah” (bütün güç ve kuvvetler Allah’tandır.) Dedik ki melekler bizlerin Allah-u Teala’nın verdiği kudret ve kuvvetten başka bir şeye sahip olmadığımızı anlasınlar.

Melekler Allah-u Teala’nın bize verdiği nimetler ve itaatimizi vacip ettiğini görünce, bizler: “Elhamdulillah” dedik ki Melekler Allah-u Tealanın nimetleri karşısında bizim görevimizin onu hamd etmek olduğunu anlasınlar. Bunun üzerine melekler: “Elhamdulillah” dediler.

23- Aynı senetle İmam Rıza (a.s) buyuruyor ki: "Haya imandandır."


27. BÖLÜM


İMAM RIZA (A.S)’DAN HÂRUT VE MÂRUT HAKKINDA HADİSLER[47]


Ali bin Muhammed bin Cehm şöyle diyor: Memun İmam Rıza'dan halkın naklettiği şu rivayeti sordu: “Zühre yıldızı Hârut ve Mârut'un aşık oldukları bir kadın idi. Süheyl yıldızı ise Yemen'de vergi toplayan bir tahsildar idi.”

İmam Rıza (a.s): Bu ikisinin yıldız olduğu yalandır. Bunlar suda yaşayan iki canlı idi. İnsanlar yanlışa düşüp o ikisinin yıldız olduklarını söylüyorlar. Allah düşmanlarını kıyamete kadar parlayacak bir ışık haline asla getirmez. Ayrıca meshedilenler (şekli değiştirilenler) üç günden fazla yaşayamaz ve asla üremezler.

Bu gün yeryüzünde meshedilmiş (şekli değiştirilmiş) hiç bir canlı yoktur. Meshedilmiş diye meşhur olan maymun, domuz, ayı ve benzeri hayvanların kendisi meshedilmiş değildir. Allah'ın, tevhidini inkâr ve Peygamberi tekzip ettikleri için lanet ve gazap ettiği, o şekle soktuğu şeylere benzemektedirler. Hârut ve Mârut ise sihirden korunmak ve onu bozmak için insanlara sihri öğreten iki melek idiler.

İnsanlara bu konuda bir şey öğrettiklerinde şöyle derlerdi: “Biz sadece imtihan aracıyız, sakın küfretmeyin” (Bakara/102) Ama bir grup sakınmakla emrolundukları şeyi kullanarak kâfir oldular, öğrendikleri şeyler vasıtasıyla karı-kocayı birbirinden ayırmaya çalıştılar. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Onlar Allah'ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler.” (Bakara/102) Ayetteki izinden maksat da Allah'ın ilmidir.

28. BÖLÜM


İMAM RIZA (A.S)’IN ÇEŞİTLİ KONULARDAKİ BEYANLARI[48]


1- Muhammed bin Fazl şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s)’dan sordum: “Acaba yeryüzü vârolduğu müddetçe yeryüzünde bir İmam'ın olmaması mümkün müdür?” İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Hayır, böyle olduğu taktirde (yani yeryüzü imamsız kalırsa) yeryüzü ehlini dibe batırır.”

2- Ahmed bin Ömer şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s)’dan sordum: “Acaba yeryüzü imamsız baki kalır mı?” İmam Rıza, “Hayır” diye cevap verdi. Bunun üzerine ben şöyle dedim: “Bize İmam Sâdık (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yeryüzü baki kalmaz; meğer ki Allah kullarına gazap etmiş olsun.” Bunun üzerine İmam Rıza (a.s) buyurdu: “Yeryüzü bâki kalmaz, bu taktirde ehlini yerin dibine geçirir.”

3- Hasan bin Ali Veşşa şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’dan sordum: Acaba yeryüzü imamsız bâki kalır mı? İmam Rıza (a.s) “Hayır” diye buyurdu. Bunun üzerine ben şöyle dedim: Bize İmam Sâdık (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Allah’ın gazap ettiği kimse kalmadıkça yeryüzü baki kalmaz.” İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Yeryüzü baki kalmaz, aksi taktirde ehlini yerin dibine geçirir.”

4- Süleyman bin Câfer Câferî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)'a sordum: Acaba yeryüzü hüccetsiz kalır mı? İmam (a.s) buyurdu: “Yeryüzü göz açıp kapayıncaya kadar bile hüccetsiz kalacak olsa ehlini yerin dibine batırır.”

5- Abdsusselam bin Salih Herevî şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)'a şöyle arz ettim: İmam Sâdık'dan nakledilen şu rivayet hakkındaki görüşünüz nedir: “Hz. Mehdî kıyam edince Hüseyin (a.s) katillerinin evlatlarını, babalarının yaptıkları sebebiyle öldürecektir.” Bunun üzerine İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu:

“Evet öyledir.” Ben de bunu üzerine şöyle dedim: “O hâlde şu ayetin manası nedir: “Hiç kimse bir başkasının günah yükünü taşımaz.” (Enam/164) İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Allah tüm sözlerini doğru söylemiştir.

Ama Hüseyin (a.s)'ın katillerinin çocukları da babalarının yaptığından hoşnuttur, onunla iftihar ediyorlar. Her kim bir işten razı olursa onu yapan kimse gibidir.

Eğer bir kişi doğuda öldürülürse, batıda birisi bundan razı olursa Allah nezdinde katiliyle ortak olur.[49] Hz. Mehdî de kıyam edince onları babalarının yaptıklarından hoşnut olduklar için öldürür.” Ben şöyle dedim: Hz. Mehdî kıyam edince ilk işi ne olacaktır? İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Evvela Benî Şeybe'nin ellerini kesecektir. Zira onlar Allah'ın evinin hırsızlarıdır.”

6- Hasan bin Ali bin Fazzal İmam Rıza (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Adeta Şiileri görüyorum ki evlatlarımdan üçüncüsünü[50] arıyorlar da bulamıyorlar. Birisinin işlerini eline almasını ve yürütmesini istiyorlar, ama onu bulamıyorlar.” Ben şöyle dedim: Neden ey İbn-i Resulillah? İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Zira imamları gaybete çekilecektir.”

Ben; neden, diye sorunca da şöyle buyurdu: “Çünkü böylece kılıcıyla kıyam ettiğinde boynunda hiç kimsenin biati olmasın.” (Zorla ve zulümle kendi zamanındaki zalimlere biat etmemiş olsun.)

7- Safvan bin Yahya İmam Rıza'nın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Peygamber (s.a.a) tuvaletteyken işi bitmedikçe her hangi bir kimseyle sohbet etmeyi veya birine cevap vermeyi yasaklamıştır.”[51]

8- İmam Rıza (a.s), babası İmam Kâzım (a.s)'dan şöyle rivayet etmiştir: “İmam Sâdık (a.s)'dan “Ölümü bizim için izah ediniz” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Ölüm mümin için en güzel kokulu bir gül gibidir. Onu koklar, güzel kokusundan kendinden geçer, yorgunluk ve dertleri biter. Kâfir için ise ölüm zehirli bir yılanın veya akrebin sokması gibidir.

Hatta ondan daha zordur.” Kendisine şöyle soruldu: “Bazılarının dediğine göre, ölüm testereyle parça parça olmak, makasla doğranmak, taşla ezilmek, göz bebeğinin değirmen taşının altından kalmasından daha zordur, bu konuda sizin görüşünüz nedir?” İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdu: “Bazı kâfirler ve günahkarlar için ölüm dediğiniz gibidir.

Bu insanlardan bütün bu zorlukları çeken kimseyi görmediniz mi? Bundan daha şiddetlisi ahiret azabıdır. Zira ahiret azabı dünya azadından daha zor ve şiddetlidir.” Kendisine, “O halde neden bazı kâfirlerin rahat can verdiğini, can verirken güldüğünü ve konuşarak öldüğünü görüyoruz? Ama öte yandan bazı müminlerin de aynı şekilde olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bazı müminler ve kâfirler ise ölüm anında bu zorluklara duçar oluyorlar” diye sorulunca da İmam şöyle buyurdu: “Müminin o halde rahat olması kendisine çabuk erişen sevabıdır. Ölüm anında zorluk görmesi onun günahlardan temizlenmesi ve temiz bir halde ahirete girmesi içindir. Hiçbir engel olmaksızın, ebedi sevaba hak kazanması içindir. Ama o halde kâfirin rahatlığı iyiliklerin karşılığını dünyada görmesi ve ahirette azap dışında hiç bir nasibinin kalmaması içindir.

Kâfirin ölüm anındaki zorluğu da azabının başlangıcıdır. Bu da Allah adil olduğu içindir.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Bir grup için azap, bir grup için de rahmettir.” Kendisine, “Nasıl olur da rahmet azap olabilir?” diye sorulunca da şöyle buyurdu: “Bilmiyor musunuz; cehennem ateşi kâfirler için azap, kâfirlerle orada olan cehennem bekçileri için ise rahmettir.”

9- Ali bin Esbat şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)'a şöyle dedim: Bazen hükmünün bilinmesi zaruri olan (ve sabredemediğim) bir meseleyle karşılaşıyorum ve yaşadığım şehirde kendisinden sorabileceğim dostlarınızdan biri (yani Şii'ler) de yok. İmam şöyle buyurdu: “Şehirdeki bir fakihin yanına gir ve meseleyi ona sor. Eğer fetva verirse aksiyle amel et, zira hak odur.”[52]

10- İmam Rıza (a.s) babalarından (a.s) Peygamber'in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Başın ön kısmındaki beyazlık uğur ve iyi talihin, başın yan tarafındaki beyazlık ise cömertliğin alametidir. Alnın karşısındaki beyazlık cesaretin, başın arkasındaki beyazlık ise uğursuzluğun ve kötü talihli olmanın göstergesidir.”

11- Ebu Selt Herevî diyor ki: İmam Rıza (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum: Allah-u Teala peygamberlerinden birine şunları buyurdu: “Yarın sabah gördüğün ilk şeyi ye, ikincisini sakla, üçüncüsünü kabul et, dördüncüsünü yapma, beşincisinden kaç.”[53]

Ertesi gün, sabah yola düştü. Yolda siyah ve büyük bir dağa rastladı. Kendi kendine şöyle dedi: “Rabb'im bana bunu yememi emretti.” (Bu emir karşısında) şaşkınlığa düştü. Sonra, “Rabb'im bana gücümün yettiği şeyi emreder.” dedi ve o dağa doğru onu yemek için hareket etti. Gittikçe yaklaşıyor ve dağ küçülüyordu. Yanına varınca onu bir lokma gibi gördü.

Onu yedi ve yemekten lezzetli aldı. Daha sonra hareket etti, leğen dolusu altın gördü. “Rabbim bana bunu saklamamı emretti.” diyerek bir çukur kazdı ve o leğeni gömdü. Üzerini toprakla örttü ve yoluna devam etti. Arkasına bakınca leğenin gözüktüğünü gördü. Kendi kendine, “Ben Rabbimin dediğini yaptım” dedi. Sonra yine yoluna devam etti. Aniden arkasında bir kartal olan bir kuş gördü. Kuş o peygamberin etrafında dönüp duruyordu, peygamber; “Rabbim bana bunu kabul etmemi emretti.” dedi. Kollarını açtı, kuş elbisesinin kolundan içeri girdi.

Kartal, “Kaç gündür peşinde olduğum avımı aldım” dedi. Peygamber, “Rabbim bana bunu ümitsiz kılmamamı emretti” dedi. Sonra bacağından bir parça koparıp ona doğru attı ve yoluna devam etti. Yolda kurtlanmış kötü kokulu bir leşe rastladı. Kendi kendine, “Rabbim bana bundan kaçmamı emretti” dedi ve ondan kaçtı. Geri döndü. Rüyasında kendisine şöyle söylendi: “Sen emredildiğin şeyleri yaptın, onların ne olduğunu biliyor musun?” “Hayır” dedi.

Kendisine şöyle denildi: “O dağ gazap sembolüydü, insan gazaplanınca kendini görmez, aşırı gazaptan dolayı kendi değerini unutur. Ama kendini koruyup, değerini tanıyıp gazabına hakim olunca akıbeti yiyeceği tatlı bir lokma gibi olur.

O altın leğeni ise salih amelin sembolüdür. İnsan onu gizleyince Allah onu açığa vurur. Böylece, Allah'ın kendisine hazırladığı sevap yanı sıra o amelle de bunu süsler. O kuş ise sana nasihat eden kimsenin sembolüdür. Onu ve nasihatini kabul et. O kartal ise yanına gelen muhtaç biridir. Asla böyle birini ümitsiz etme. O kötü kokulu leş ise gıybetin sembolüdür. Ondan sürekli kaç.”

12- Muhammed bin İsmail bin Bezî, İmam Rıza (a.s)'dan şöyle işittiğini naklediyor: “Servet, sadece şu beş şeyle biriktirilir: Aşırı cimrilik, uzun emel, aşırı ve galebe çalan bir hırs, sıla-ı rahîmi terk etmek ve dünyayı ahirete tercih etmek.”

13- İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da Hz. Ali (a.s)'dan Peygamber (s.a.a)’in şu beş hayvanı öldürmekten nehyettiğini nakletmektedir: “Sured'us-Sevvam (serçeleri avlayan, başı iri bir hayvan.), Hüthüt (çavuş kuşu), bal arısı, karınca ve kurbağa. Ayrıca şu beşini de öldürmeyi emretmiştir: Karga, bir tür atmaca, yılan, akrep ve kuduz köpek.”

Kitabın yazarı Şeyh Saduk (r.a) şöyle diyor: Bu hadisteki emir bir ruhsattır; farz değil.


14- Muhammed bin İsa Yaktinî İmam Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Beyaz horoz, peygamberlerin beş hasletine sahiptir: Namaz vakitlerini tanımak, gayret, cömertlik, cesaret ve kararlılık.”

15- Yasir'ul Hadim şöyle diyor: İmam Rıza babalarından Peygamber’in şöyle buyurduğunu bana naklettiler: “Ey Ali ben senin hakkında rabbimden beş şey istedim ve Rabbim bunları bana ihsan etti: Birincisi; Allah'tan kabrim yarılıp toprak başıma dökülünce yanımda olmanı istedim ki Allah da kabul etti.

İkincisi; Allah'tan beni amellerin tartıldığı yerde karar kıldığında senin de yanımda olmanı istedim ki bu da kabul edildi. Üçüncü olarak; rabbimden seni benim bayraktârım yapmasını istedim, o bayrak Allah'ın büyük bayrağıdır ve üzerinde şu yazı vardır: ‘Cennete girenlerdir kurtuluşa erenler.’

Bu isteğim de kabul edildi. Dördüncü olarak; Allah'tan senin ümmetime havuzumdan su vermeni istedim, bu da kabul edildi. Beşinci olarak; Allah'tan seni ümmetimi cennete sevk eden bir önder kılmasını istedim, o da kabul edildi. Beni bu vesileyle minnettar eden Allah'a hamd olsun.”

16- İmam Askerî (a.s) babalarından, onlar da İmam Rıza (a.s)'dan, o da babalarından, onlar da Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakletmişlerdir: “Cebrail Peygamber’e (s.a.a) Neccaşî'nin öldüğünü haber verince Peygamber üzülerek ağladı ve şöyle buyurdu: Kardeşiniz Eshame (Neccaşî'nin adıdır) ölmüştür. Sonra sahraya çıkarak yedi tekbir getirdiler. Allah bütün yükseklikleri peygamber için dümdüz hale getirdi, öyle ki Peygamber Neccaşî'nin cenazesini Habeşistan'da müşahede ediyordu.”

17- Câferî, İmam Rıza (a.s)'dan şöyle işittiğini naklediyor: “Tırnaklarınızı Salı günü kesiniz, Çarşamba günü banyo yapınız, Perşembe günü hacamatçıya gidiniz, Cuma günü de en güzel kokuları sürünüz.”

18- Muammer bin Hallad, İmam Rıza (a.s)'dan şöyle buyurduğunu naklediyor: “İnsanın her gün, güzel kokular sürmesi gerekir. Eğer her gün mümkün değilse en azından gün aşırı güzel kokular sürmesi gerekir. Bu da mümkün değilse haftada bir gün (veya her cuma) güzel kokular sürmelidir. Bu işi asla terk etmemelidir.

19- Di'bil-i Huzaî, İmam Rıza (a.s)'dan, o da babalarından, onlar da Hz. Ali'den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Peygamber (s.a.a) şu ayeti tilavet buyurdular: “Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir.

Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.” (Haşr/20) Daha sonra şöyle buyurdular: Cennet ehli bana itaat edenler ve benden sonra Ali'nin karşısında teslim olup velayetini kabul edenlerdir. Cehennem ehli ise velayete karşı kin ve buğz içinde olanlar, ahdini bozanlar ve benden sonra onunla savaşanlardır.”

20- Süleyman Mervezî şöyle diyor: Ebul Hasan bana bir mektup yazdı ve o mektubunda şöyle buyurmuştu: “Şükür secdesinde yüz defa “şükren şükren” (Allah'ım sana şükürler olsun, şükürler olsun) veya “affen affen” (Allah'ım beni affet, affet) deyiniz.”

Bu kitabın yazarı Şeyh Saduk ise şöyle diyor: Süleyman Mervezî hem İmam Kâzım’ın, hem de İmam Rıza'nın huzuruna müşerref olmuşlardır. Bu yüzden bu hadisi, bu iki İmam’dan hangisinden naklettiğini bilemiyorum.

21- Hasan bin Ali Veşşa şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “İnsan secde halinde uyursa Allah Tebarek ve Teala şöyle buyurur: Kulumun ruhunu itaat ve kulluk haletindeyken aldım.”

22- Dâvud bin Süleyman şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da Hz.Ali (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Dünya bütünüyle cehalettir; ilim mevzileri dışında... İlim de insan için hüccettir; meğer ki onunla amel etmiş olsun.[54] Amel de bütünüyle riya doludur; meğer ki halisane olsun. İhlas da tehlike içindedir; ta ki insan akıbetinin ve işinin nereye vardığını görmüş olsun.”

23- Muhammed bin Halid Berkî şöyle diyor: Efendim İmam Cevad babası İmam Rıza'dan, o da babası İmam Kâzım'dan şöyle nakletmişlerdir: Eclah'ul Kindî Ebu Bureyde'den, o da babasından İmam Kâzım (a.s)'ın şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir ki Peygamber (s.a.a) buyurmuşlardır ki: “Benden sonra Ali (a.s) bütün müminlerin imamıdır.”

24- Hasan bin Ali bin Fazzal, İmam Rıza (a.s)'dan şöyle rivayet etmiştir: “Farz namazlardan sonra yapılan secde, farzı yerine getirmek için kuluna başarı ve tevfik veren Allah'ın dergahına şükür anlamını taşır. Şükür secdesinde yapılacak en az zikir üç defa “şükren lillah” (şükür Allah'a mahsustur) demesidir.”

Ben kendisine, “şükren lillah”tan maksadın ne olduğunu sorunca da şöyle buyurdu: “Yani, bu secdem gerçekte bana farzı eda ve hizmet başarısını veren Allah'ın dergahına mahsustur. Şükür artış nedenidir. Eğer farz namazlarında bir eksiklik varsa ve bu eksiklik nafilelerle telafi edilememişse bu secdelerle telafi edilmektedir.”

25- İmam Rıza (a.s) babasından, o da ceddinden naklettiği üzere İmam Zeyn'ül Abidin (a.s)'a şu soru soruldu: “Neden gece namazı kılanlar insanların en güzel yüzlü olanlarıdır?” İmam Zeyn'ül Abidin şöyle buyurdu: “Zira onlar Allah'a yakarışta bulunmuşlardır. Allah da onları kendi nuruyla nurlandırmıştır.”

26- Abdulazim Hasenî, İmam Cevad (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Babam Ali bin Mûsa Rıza, Mûsa bin Câfer’den şöyle nakletmektedir: “Amr bin Ubeyd Basri, İmam Sâdık (a.s)’ın yanına gitti, selam verip İmam’ın huzuruna oturduktan sonra şu ayeti tilavet etti: “Büyük günahlardan sakınanlar...” (Necm/31) Sonra sustu.

İmam (a.s) “Neden sustun?” diye sordu. O şöyle dedi: “Büyük günahları Allah’ın kitabından öğrenmek istiyorum. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdu: Ey Amr! En büyük günah Allah’a şirk koşmaktır, Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur”

(Mâide/72) Daha sonra en büyük günah Allah’ın rahmetinden ümidini kesmektir. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yûsuf/87)

Hakeza, kendini Allah’ın düzeninden amanda görmek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor “Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler?Allah'ın düzeninden ancak hüsrana uğrayan kavim güvende olur.” (Âraf/99)

Yine, büyük günahlardan biri de Anne babaya iyi davranmamaktır. Nitekim Allah-u Teala İsa’nın dilinden anne babasına kötülük edenleri bedbaht ve zorba diye nitelendirmiştir: “Anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı.” (Meryem/32)

Büyük günahlardan bir diğeri de haksız yere bir insanı öldürmektir. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir.” (Nisa/94)

Yine iffetli kadınlara iftira atarak zina isnat etmek de büyük günahlardandır. Zira Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir.” (Nûr/23)

Büyük günahlardan biri de yetim malı yemektir. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.” (Nisa/10)

Düşman saldırıları karşısında kaçmak da büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!” (Enfal/15)

Faiz yemek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar” (Bakara/275)

Sihir ve büyü de yine büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Andolsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı.” (Bakara/102)

Zina büyük günahlardandır. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “...Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur. Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır. Ancak tövbe eden başka” (Furkan/68-70)

Yalan üzere yemin etmek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur.” (Âl-i İmran/77)

Hıyanet-haksızlık etmek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Kim haksızlık yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir.” (Âl-i İmran/161)

Farz olan zekâtı vermemek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, “Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın, denecek.” (Tevbe/35)

Yalan üzere şahadette bulunmak ve şahadeti örtmek de büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Onlar yalan yere şahadet etmezler” (Furkan/72)

Hakeza şöyle buyurmaktadır: “Onu kim gizlerse Şüphesiz kalbi günah işlemiş olur.” (Bakara/283)

Şarap içmek de büyük günahlardandır ve Allah-u Teala onu putperestlikle eş değer kabul etmiştir: “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir; bunlardan kaçının ki, saadete eresiniz.” (Mâide/90)

Namazı veya başka bir farz ameli bilerek terk etmek de büyük günahlardandır. Zira Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim namazı bilerek ve delilsiz olarak terk ederse Allah ile irtibatını kesmiştir. Allah’ın da onunla hiçbir ahdi kalmamıştır.”

Ahdi bozmak ve sıla-i rahimde bulunmamak da büyük günahlardandır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “İşte lânet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.” (Râd/25)

Ravi şöyle diyor: Amr bin Ubeyd yüksek sesle ağlayarak oradan dışarı çıktı. Kendi kendine şöyle diyordu: “Allah’a yemin olsun ki her kim üstünlük ve ilim konusunda sizinle tartışırsa ve kendi görüşüne uyarsa helak olmuştur”.[55]

27- Abdulazim Hasenî şöyle diyor: İmam Hadi (a.s) babalarından, onlar da İmam Sâdık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “İnsanın her ayın başında, ortasında ve sonunda cimada bulunması mekruhtur.”

28- İmam Rıza (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Her kim elinin diyetinden daha az bir şey çalarsa Allah onun bu günahını örter (yani, ona had uygulanmaz). Ama elinin diyeti kadar hırsızlık yaparsa Allah onun bu günahını açığa çıkarır (ona had uygulanır).”

29- Ebu Hayyun İmam Rıza (a.s)’dan şöyle rivayet etmiştir: Cebrail Peygamber’in huzuruna vararak şöyle arz etti: Ey Muhammed! Allah sana selam ediyor ve şöyle diyor: “Bakire kızlar ağaç meyveleri gibidir.

Meyve yetişince onu toplamaktan başka çare yoktur. Aksi taktirde güneş ve rüzgâr onu yok eder. Bakireler de buluğa erişince onları evlendirme dışında bir çare yoktur. Aksi taktirde fitneye düşmesi muhtemeldir.” Daha sonra Peygamber (s.a.a) minbere çıktı, konuşma yaptı ve Allah’ın emrini tebliğ etti. Halk, “Kime kocaya verelim?” diye sordu.

Peygamber, “Onların dengi olan kimselere” diye buyurdu. Halk, “Kimler denk sayılır?” diye sorunca da Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Müminler birbirinin dengidir.” Daha sonra orada minberin üzerinde Zubeyr bin Abdulmuttalib’in kızı Zubaa’yı Mikdad bin Esved ile evlendirdi ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar amcam kızı Zubaa’yı Mikdad ile evlendirdim ki evlilik işi kolaylaşsın.”

30- Ebu Hayyun İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Her kim Kur’an’ın müteşabihatını, muhkematına döndürürse doğru yola hidayet olmuştur.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Bizim rivayetlerimizde de Kur’an’da olduğu gibi muhkem ve müteşabih sözler vardır. Bu yüzden müteşabihatını muhkematına döndürünüz. Sadece müteşabihlerin peşinden gitmeyiniz ki sapıtırsınız.”

31- İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Recep ayının ilk günü Allah’tan sevap ümidiyle oruç tutarsa cennet ona farz olur. Her kim Recep ayının ortasında oruç tutarsa Rabia ve Muzer kabilesi sayısınca bir çok insan hakkında şefaati kabul edilir.

Her kim de Recep ayının son günü oruç tutarsa Allah onu cennetin sultanlarından kılar ve baba, anne, oğul, kız, bacı, kardeş, amca, hala, dayı, teyze, tanıdıklar ve komşuları hakkında şefaatini kabul eder; her ne kadar bunlar arasında ateşi hak eden kimseler olsa da.

32- İmam Askerî (a.s) babalarından şöyle rivayet etmiştir: “Peygamber (s.a.a) bir gün ashabından birine şöyle buyurdu: “Allah için sev, Allah için buğz et, Allah için dost ol ve Allah için düşman ol.

Zira Allah’ın velayetine sadece bu yolla erişmek mümkündür. Birinin her ne kadar namaz ve oruçları çok olsa da böyle olmadıkça imanın tadını alamaz. Bu gün insanların bir çok kardeşlik ve dostlukları dünya içindir. Dünya için birbirini sever ve dünya için birbirinden buğz ederler. Ama bunun kendilerine hiç bir faydası yoktur.”

O şahıs, “Dost ve düşmanlığın Allah için olup olmadığını nereden anlayacağım? Kendisiyle dost olmam gereken Allah’ın velisi ve etmem gereken edeceğim Allah’ın düşmanı kimdir?” diye sorunca da Peygamber Ali’ye işaret ederek şöyle buyurdu: “Acaba bunu görüyor musun?” Adam, “Evet” deyince de şöyle buyurdu: “Her kim onu severse Allah’ın velisidir.

O halde ona dost ol, onun düşmanı Allah’ın düşmanıdır. O halde onun düşmanına düşman ol ve dostuyla da dost ol; hatta babanın ve evlatlarının katili de olsa. Düşmanıyla düşman ol; hatta baban ve evladın da olsa.”

33- İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Şâban ayında yetmiş defa istiğfar ederse günahları yıldızlar sayısınca da olsa Allah onu affeder.”

34- İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da Allah Resulü’nden şöyle buyurduğunu naklediyor: “Kim kurtuluş gemisine binmek istiyorsa ve kim sağlam bir kulpa yapışırsa ve Allah’ın sağlam ipine bağlanmak istiyorsa benden sonra Ali’yi sevmesi ve Ali’nin düşmanlarını kendi düşmanları bilmesi gerekir. Onun evlatlarından olan hidayet imamlarına uymalı, onları kendine imam tayin etmelidir.

Zira onlar benim halifelerim, vasilerim ve benden sonra Allah’ın, kulları üzerindeki hüccetleridir. Onlar ümmetin efendisi ve takva sahiplerini cennete götüren rehberdir. Onların hizbi, benim hizbim ve benim hizbim ise Allah’ın hizbidir. Onların düşmanlarının hizbi ise şeytanın hizbidir.”

35- İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: Mûsa bin Câfer Hârun'ur-Reşid’in yanına varmıştı. Hârun birine oldukça öfkelenmişti, İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: “Eğer Allah için öfkelendiysen, Allah’ın bu konuda öfkelendiğinden daha çok öfkelenme.”[56]

36- İbn-i Fazzal şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s)’a Şâban ayının on beşinci gecesini sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Şâban ayının on beşinci gecesi ateşlerden kurtuluş ve büyük günahların bağışlandığı gecedir.”

O gecenin diğer gecelerden ayrı özel bir namazı var mıdır? diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Özel bir namazı yoktur. Ama istiyorsan o gece müstahap amellerde bulun. Câfer-i Tayyar namazını kıl. Allah’ı çok zikret, dua ve istiğfar et. Zira babam şöyle buyuruyordu: “O gece yapılan dualar kabul olur.”

Ben, “Bazıları o gecenin her şeyin yazıldığı, taktir edildiği gece olduğunu söylüyorlar” deyince; İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Her şeyin yazıldığı gece Ramazan ayındaki Kadir gecesidir.”

37- İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da Hz. Ali (a.s)’dan, o da Allah Resulü’nden şöyle buyurduğunu naklediyor: “Ramazan ayı yüce bir aydır. Allah-u Teala bu ayda iyilikleri artırır, kötülükleri ise yok eder, dereceleri ise yükseltir. Her kim bu ayda sadaka verirse Allah-u Teala onun günahlarını af eder. Her kim bu ayda güzel ahlaklı olursa Allah-u Teala onu affeder.

Her kim de bu ayda öfkesini yenerse Allah onu affeder. Her kim bu ayda sıla-i rahimde bulunursa Allah onu affeder.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Bu ay diğer aylar gibi değildir. Bu ay, her ne zaman size gelirse rahmet ve bereketle gelir. Sizden ayrılacağı zaman günahlarınız bağışlanmış olarak ve mağfiretle ayrılır. Bu ayda iyilikler çoğalır, iyi ameller bu ayda kabul olur.

Sizden her kim iki rekât nafile namazı kılarsa Allah onu bağışlar.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Asıl bedbaht bu ay gelip geçtiği halde günahları bağışlanmayan kimsedir; iyilik edenler ise yüce Allah’tan karşılıklarını aldığında kendisi ziyan ve zarara uğrayan kimsedir.”

38- İmam Rıza (a.s) babalarından, onlar da Emir’el Müminin Ali (a.s)’dan Resul-u Ekrem (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu naklediyorlar: “Ey Ali! Sen dünya ve ahirette kardeşim, vezirim, bayraktarımsın ve sen havuzumun sahibisin. Her kim seni severse beni sevmiştir. Her kim senden nefret ederse benden nefret etmiştir.”[57]

39- İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: “Her kim bizim çektiklerimizi hatırlar ve ağlarsa veya başkalarının ağlamalarını sağlarsa; bütün gözlerin ağladığı o günde ağlamayacaktır. Her kim de bir yerde oturup, orada bizim bir işimizi ihya ederse, bütün kalplerin öldüğü o günde onun kalbi ölmeyecektir.

O Hazret: “Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş olursunuz; kötülük ederseniz de yine kendinize etmiş olursunuz.” (İsra/7) ayeti hakkında şöyle buyurdu: “İyilik etmişseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz, eğer kötülük etmiş olsanız (tövbe ve pişmanlıktan sonra) sizi bağışlayan bir rabbiniz vardır. Yine, “Şimdilik onlara güzel muamele et” (Hicr/85) ayeti hakkında da şöyle buyurdu: “Amaç azarlamadan affetmektir.”

Daha sonra, “O size korku ve ümit içinde şimşeği gösteriyor.” (Râd/12) ayetinin tefsirinde ise şöyle buyurdu: “Yolcu için korku, ikamet eden içinse umut vardır.”

Ardından da şöyle buyurdu: “Her kim günahlarına kefaret olarak verebilecek bir şeye sahip değilse, Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine bol bol salavat göndersin. Zira salavat günahları tamamıyla ortadan kaldırır.” Hakeza Muhammed’e ve Al-i Muhammed’e salavat göndermek, Allah katında tesbih, tahlil (lâ ilahe illallah) ve tekbir değerindedir.” diye buyurdu.



DIPNOTLAR

--------------------------------------
43- Resulullah (s.a.a)’in bu sözünden Zeyd’in de Resulullah’ın bir parçası olduğunu anlıyoruz.

44- Nadir hadis: Doğru sözlü bir tek raviden nakledilen ve nakledilen diğer hadislerle mana itibarıyla çelişen hadislere verilen addır. Ahkâmda bu hadislerle amel etmek doğru değildir.

Elbette bazen de kendine özgü oluşu veya sayıları az oluşu, ya da tek başına ayrı bir başlık altında toplanması mümkün olmayan dağınık rivayetler için de "nadir" tabiri kullanılmaktadır.

Şeyh Saduk da "Men la Yahzuruh'ul Fakih" kitabında "nadir" kelimesini bu manada kullanmıştır. (Telhis'ul Mikbas s.161) Dolayısıyla, burada da "nadir”den bu ikinci anlam kastedilmiş olabilir.

45- Bazı mıntıkalarda kıble, doğu ve batı arasında yer alıyor. Bu hadiste işaret edilen kıble de has bir mıntıkaya mahsus olup, doğu ve batı arasında olduğuna dikkat çekilmiştir.

46- Hadisin senedinde zikredilen raviler, Dâvud bin Süleyman dışında tanınmayan (mühmel) kişilerdir.

47- Bu bölümde iki benzer hadis zikredilmişir. Konunun uzamaması ve tekrar edilmemesi açısından sadece bu hadislerden birine yer verdik.

48- Bu bölüm aslında 86 hadisten oluşmaktadır. Bazı hadislerin mefhumu bu bölüm ve diğer bölümlerde zikredildiğinden dolayı tekrardan kaçınmak için 68 hadisi nakletmeyi uygun gördük.

49- Kur’an-ı Kerim’in mübarek Bakara suresinde Yahudîler’e hitaben “Peki sizler neden peygamberlerinizi öldürüyorsunuz?” buyurulmaktadır. Oysa peygamberleri onlar değil ataları öldürüyorlardı. Onlar ise atalarının bu yaptıkları amellere razı olmaları sonucunda bu hitaba muhatap olmuşlardır.

50- İmam Rıza’nın üçüncü evladı, İmam Askerî (a.s)’dır. bu yüzden hadisin metninde bir yanlışlık olmuştur. İmam’ın dördüncü evladı olmalıdır; üçüncüsü değil.

51- Buradaki yasaklama “mekruh” anlamındadır.

52- Bu hadis “Huzmuhalefe el-Amme” hadislerinden olup usul ilminin “Taadul ve Teracih” konusunda tartışılıyor ve özel şartlara haizdir.

53- Temsil babındandır ve benzetme yapmak için söylenmiştir.

54- Yani, insan bir şeyi öğrenince artık kendisine hüccet tamamlanmış olur ve aleyhine dönüşür. Bildikleri hususunda sorguya çekilecektir. Ama bu bildikleriyle amel etmişse o zaman o bildikleri lehine dönüşür.

55- Amr bin Ubeyd meşhur zahitlerden ve Mutezilî’nin büyük şahsiyetlerinden biridir. Amr aslen İranlıdır ve birçok kitapları vardır. H. 144 yılında vefat etmiş ve Mekke yakınlarında Mirran adlı bölgede defnedilmiştir.

56- Yani, Allah’ın bu konudaki gazabından daha çok gazaplanma.

57- Havuzdan maksat, Kevser Havuzu’dur.