Ehlibeyt İmamları:
 
İmam Hüseyin'in Aşk ve Fedakârlık Dolu Hayatı


Şarkın Büyük Filozofu ve Kuran Müfessiri Allame Tabatabaî'nin Kalemiyle

İmam Hüseyin (a.s) Hz. Ali (a.s) ve Peygamber-i Ekrem’in kızı Hz. Fatıma (a.s)’nın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı.

İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünün isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara başvurarak Ehl-i Beyt’i ve taraftarlarını ezip Ali(a.s)’nin ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye oğlu Yezid’in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı, hiçbir usule kayıtlı olmadığından Yezid’in hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu.

İmam Hüseyin (a.s) isteyerek istemeyerek bu karanlık günleri arkada bırakıyor ve Muaviye tarafından yapılan her çeşit ruhsal işkence ve baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerine oturdu. Biat meclisinin kurulması, Arapların içerisinde saltanat, imaret ve sair önemli konularda bir gelenekti. Toplum, özellikle tanınmış kişiler bu konularda sultana yahut emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek o kavme ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeye boyun eğmekten kaçmak, kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamberin siretinde de baskı olmaksızın yapılan anlaşma ve ahit muteber sayılmıştır.

Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid’e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin (a.s)’a dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid’e şöyle vasiyet etti: “Hüseyin Bin Ali biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece kalsın.” Çünkü Muaviye meselenin önünü arkasını ölçebiliyordu.

Ancak Yezid, gururu ve çekinmezliği sonucu, babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine, “Hüseyin’den benim hilafetim için biat iste, etmezse başını Şam’a gönder” diye emir verdi. Medine valisi Yezid’in isteğini İmam Hüseyin (a.s)’a duyurunca İmam ondan bu konuda düşünmesi için zaman aldı ve geceleyin ailesini de alarak Mekke’ye hareket edip İslam’da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah’ın Haremi (Mekke’ye) sığındı.

Bu olay hicretin altmışıncı yılında Recep ayının sonları ve Şaban ayının evvellerinde vuku buldu. İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık dört ay Mekke’ye sığınarak yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan, Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp, Yezid’in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin’in (a.s) yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı, bir taraftan da Irak’tan, özellikle Kufe şehrinden halk aralıksız mektup gönderip İmam Hüseyin’in (a.s) Irak’a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.

İmam Hüseyin (a.s), hac mevsimine kadar Mekke’de ikamet etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke’ye akın ettiler. Bu arada İmam, Yezid’in kendisini öldürmek için hacı kılığında gizli bir grubu gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram elbiseleri altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin’i şehit edeceklerdi.

İmam Hüseyin (a.s) hac amellerini yarıda keserek, bir toplantıda kısa bir konuşma yaparak Irak’a hareket edeceğini bildirdi. Bu konuşmada şehit olacağını da bildirdi. Müslümanlardan onun yardımına koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de Ehl-i Beyt’i ve dostlarını alarak Irak’a yöneldi.

İmam Hüseyin (a.s) biat etmemeye kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Umumi fesat, fikri inhitat ve toplumun, özellikle Iraklıların iradesizliğiyle gücü pekiştirilen Ümeyye Oğullarının büyük ve korkunç savaş gücünün onu yok edeceğini biliyordu.

Tanınmış kişilerden bir grup, İmamın yanına gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat o hazret cevaplarında şöyle buyurdu: Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke’den ayrılmamın nedeni ise, kanımın dökülmesiyle Kabe’nin hürmetinin zedelenmesini önlemektir.

İmam Hüseyin (a.s), Kufe yoluna koyuldu. Daha Kufe’ye birkaç günlük yol varken, Kufe’ye gönderdiği elçisinin ve tanınmış sadık dostlarından birinin, Yezid’in valisi tarafından şehit edilip yine onun emriyle ayaklarına ip bağlanarak, Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. Kufe ve yöresinin sıkıca gözaltına alındığını ve İmam’la savaşacak teçhizatlı bir ordunun hazırlandığını duyunca, ölümden başka bir yol kalmadığını anladı. İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti ve Kufe’ ye doğru hareketini devam ettirdi.

Kufe’nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid’in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu sırada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (a.s), ailesi ve çok az sayıdaki ashabıyla birlikte, otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı.

Bu birkaç gün içinde İmam Hüseyin (a.s), ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Kısa bir konuşmada ashabına seslenerek şöyle buyurdu: “Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar.”

Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar için İmam Hüseyin (a.s)’a koşulanlar ayrılıp dağıldılar. Sadece hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın) yaranı ve Beni Haşim’den olan akrabaları kaldılar.

İmam Hüseyin (a.s), yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu: “ Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar. Fakat bu defa İmam’ ın vefalı dostları bir bir kalkıp, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz, elimiz kılıç tutana, damarımızda kan akana dek savaşıp senin hürmetini koruyacağız, senin temiz eteğinden kopmayacağız, diye çeşitli beyanlarda bulundular.

Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (biat veya savaş) düşman tarafından İmam’a ulaştı. Hazret, o geceyi ibadet için mühlet alıp yarınki savaşa hazırlandı.

Hicretin 61. Yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar, otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler ve diğerleri de İmam’ın Haşimî akrabaları; örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşinin ve bacısının oğulları ve amca oğullarıydı) sayısız düşman ordusu karşısında saf çektiler ve savaş başladı.

O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin, Haşimi gençleri ve sair dostları son nefere kadar şehit oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan (a.s)’ın iki küçük oğlu, İmam Hüseyin’in bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalıyız.)

Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam (a.s) ‘ın haremini yağmaladılar ve çadırları ateşe vererek şehitlerin başını kesip elbiselerini çıkardılar. Cesetleri defnetmeden, sığınaksız kızlardan ve kadınlardan oluşan Ehl-i Beyt esirlerini şehitlerin başlarıyla birlikte Kufe’ye doğru hareket ettirdiler. (Esirlerin içinde erkek olarak İmam Hüseyin (a.s)’ın yirmi iki yaşındaki oğlu dördüncü imam olan Zeynelabidin (a.s) ağır hasta olarak, bir de onun oğlu beşinci İmam Muhammed Bin Ali ve İmam Hasan (a.s)’ın oğlu Hasan-ül Müsenna da bulunuyorlardı. Hasan-ül Müsenna savaşta ağır yaralı olarak şehitlerin içinde kalmıştı fakat son anlarda diri olarak bulundu. Düşman komutanlarının birinin arabuluculuğuyla başı kesilmedi ve esirlerle birlikte Kufe’ye götürüldü.) Kufe ‘den de Dimeşk ‘e, Yezid ‘in yanına götürüldüler.

Kerbela vakası, kadınların esir alınıp şehirlerde gezdirilmesi, (esirler içinde bulunan) Hz. Ali (a.s)’ın kızı (Hz. Zeynep) ve İmam Zeynülabidin’in Kufe ve Şam’daki toplantı yerlerinde konuşmaları, Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye’nin yıllarca yaptığı propakandayı etkisiz bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela’da memurları eliyle yapılan bu işlerden kendisini temizlemeye çalıştı. Kerbela vakıası, etkisi geç olmasına rağmen, Ümeyye oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte, Ehlibeyt mektebinin kökleşmesinde büyük bir etkendi. Gösterdiği en yakın etki, çeşitli kıyamlar ve bunun yanı sıra da on iki yıl süren kanlı savaşlardır. Öyle ki, İmam Hüseyin’ in (a.s) katillerinden hiçbiri intikamdan kaçıp kurtulamadı.

Tarihin İmam Hüseyin (a.s) ve Yezid’le ilgili bölümünü okuyup o zamanın hakim sistemi üzerinde araştırma yapan kimse bilir ki, İmam’ın sadece bir seçeneği vardı o da şehit olmaktı. İslam dininin apaçık ezilmesine neden olan biat, hiçbir koşulda İmam Hüseyin için mümkün değildi.

Çünkü Yezid, İslam dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle yetinmeyip, İslam’ı açıktan açığa ezmeğe girişen bir kişiydi.

Hal bu ki onun geçmişleri (babası), dinin kanunlarına, din adına muhalefet ediyorlar ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı Peygamber (s.a.a.) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip, onların yanında bulunmuş olmakla iftihar ediyorlardı.

İşte buralardan, bazı tarihçilerin İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkında ortaya sürdükleri görüşlerin yanlış olduğu aydınlığa kavuşmuş oluyor. Bazıları diyorlar ki: İmam Hasan ve İmam Hüseyin iki değişik tabiata sahiptiler; İmam Hasan sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı kabul etti. Fakat İmam Hüseyin savaşı tercih etti ve kırk kişi adamı olmasına rağmen Yezid‘le savaşa kalktı.

Bu söz yanlıştır, çünkü görüyoruz ki Yezid’e biat etmeyi kabul etmeyen İmam Hüseyin (a.s), on yıl kardeşi gibi Muaviye’ nin hükümeti döneminde yaşadı, ama hiçbir zaman muhalefet etmedi. Gerçekten de İmam Hasan ve İmam Hüseyin Muaviye ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve onların ölümünün İslam’a hiçbir faydası olmayacak; kendisini doğru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarı ve müminlerin dayısı olarak tanınan, her hileye başvuran Muaviye’ nin siyaseti karşısında etkili olmayacaktı. Kaldı ki elindeki imkanları kullanıp, onları kendi dostları vasıtasıyla öldürtüp de kendisi yas tutabilir ve kanlarını almaya kalkabilirdi. Nitekim üçüncü halifeye de aynen böyle yapmıştı.



SIKÇA SORULAN SORULAR

Aşura nedir?
Kelime olarak onuncu demektir. Muharrem ayının 10. gününe denilmektedir. Bu gün İmam Hüseyin ve 72 yaverinin Kerbela denilen sahrada (Şu anda Irak'ta bulunan bir şehir) şehit edildiği gündür. On dört asırdır bu günün anısına İslam coğrafyasında törenler düzenleniyor.

Aşura'nın Aşure ile alakası ne?
Aşura'nın haddi zatında Aşure adlı yemekle hiç bir alakası yoktur. Bu yemek eğer sevinç ve kutlama olarak pişirilirse büyük bir yanlış ve Peygamber efendimiz ile Ehlibeyt'inin hüzün gününde sevinmek anlamına geleceği için büyük bir vebaldir.

1400 yıl öncesi için ağlamanın anlamı ne?
Meselenin zamanla bir alakası yoktur. Maksat sırf tarihi bir olayı canlandırmak değil, asıl maksat tarihte yaşanmış çok istisna bir olayı anarak o olaya müdahil olan örnek insanların söz ve tavırlarından örnek almaktır.

Yani mesele tarihi bir olay meselesi değil, değerler ve İslam'ın yaşatılması meselesidir. Kerbela olayı tarihte benzeri rastlanmayacak kadar zengin bir ibretler albümüdür. Bu konuda bize hak verebilmek için Kerbela olayını incelemeniz lazım.

Bu sorunun cevabı etraflı düşünen bir insan için: "Her gün Aşura her yer Kerbela" cümlesinde çok güzel bir şekilde özetlenmiştir.

Niçin kendinizi kanlara buluyorsunuz?
Kendini kana bulamak Ehlibeyt mektebinin öz kaynaklarında yoktur. Bilakis çoğu veya bütün alimlerimiz bu işi haram bilmekteler. Bu işi yapan kitlelerin çoğunluğu Ehlibeyt mektebinin asil gerçeklerinden habersiz insanlardır. Onların yaptığı örf ve geleneklerden kaynaklanmaktadır.

Niçin kendinizi dövüyorsunuz?
Ehlibeyt kaynaklarında kendini dövmek diye bir şey yoktur. İmamlarımız da böyle bir iş yapmamışlardır. Ancak sineye vurmak bir yas çeşididir ve dinen de sakıncası yoktur. Bu iş kendini dövmek ve nefse eziyet aşamasına varmamalıdır ve varmıyor da genellikle.

Dini metinlerimizde üzerinde durulan İmam Hüseyin (a)'in anılması ve o hazrete ağlamaktır. Sineye vurmak anma törenlerine özel bir canlılık veriyor ve insanların çok az bir acıyla büyük acıları anlamaya çalışmasına yardımcı oluyor.

Kerbela'yı anmanın ne faydası var?
Kerbela'yı anmak hakkı, hakikati anmaktır. İslam'ın bekası için fedakarlık yapmayı öğrenmektir. Kerbela zulmün karşısında eğilmemeyi, oklar önünde olsa dahi namazı ayakta tutmayı, kardeşliği, Allah sevgisini, Kuran'a bağlılığı, iyiliklere emredip kötülüklerden sakındırmayı öğretmek içindir. Eğer Kerbela'yı anmak bunları hedeflemeden yapılırsa fazla bir anlam ifade etmez.

Kerbela olayı nasıl anılmalıdır?
Esas olan Kerbela olayını anmaktır. Anmanın şekli kültür ve geleneklere göre değişebilir. Bir Müslüman olarak bizden istenen bu büyük faciayı anmaktır.

Şekli konusunda rivayetlerde en belirgin olan unsur ağlamaktır. İmamlarımızın döneminde İmam Hüseyin için düzenlenen meclislerde şiir okuyan şairler vadı. Orneğin Di'bil Hazai bu şairler arasında çok meşhur olan bir şairdir ve İmam Rıza (a)'ın huzurunda şiir okumuş, halkı ve İmam (a)'ı ağlatmıştır.

Aşura törenleri Caferi/Alevilere mi mahsustur?
Gerçi bize göre İmam Hüseyin'i anmak (bu konudaki şii ve sünni kaynaklarında gelen hadisleri dikkate alarak) bütün müslümanların görevidir ve Kerbela olayını Şii/Alevi yazar ve edebiyatçılar kadar Sünni yazar, edebiyatçı ve tarihçiler de ele almışlardır, ancak pratikte Kerbela olayını daha çok Ehlibeyt mezhebine mensup toplumlar anmaktalar. Tabi bir çok ülkede (Hindistan ve Lübnan ve Türkiye’mizde görüldüğü gibi) Ehli Sünnet kardeşler de bu anma merasimlerine katılmaktalar.

Kerbela.net'in de aktif ziyaretçileri arasında Ehli Sünnet kardeşlerimizden olanlar çok fazladır.

İmam Hüseyin'i kimler şehit etti?
İmam Hüseyin'i ne sünniler ne de şiiler şehit etmedi. Bu sorunun cevabında verilen bu türden cevaplar genellikle maksatlı ve gerçekçilikten uzaktır.

İbn-i Ziyad'ın ordusunda Yezid'i Müslümanların halifesi olarak haklı ve İmam Hüseyin'i haksız bildiği için gelen de vardı, Ehlibeyt'i sevdiği halde korku ve sair sebeplerden dolayı gelen de vardı. Bunun dışında başka hedef ve amaçlar taşıyan çeşit çeşit kesimler de yok değildi. Ortak olan şey cehalet, korku ve Ehlibeyt'e vefasızlıktı. Ümmet bütünüyle İslami gerçeklerden uzaklaşmış ve yozlaştırılmıştı.



EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA İMAM HÜSEYİN (A.S)

Bilindiği gibi Ehl-i Beyt Mektebi mensupları arasında, Ehl-i Beyt'in, özellikle de İmam Hüseyn (a.s)'ın uğradığı musibetleri anmak için çeşitli münasebetlerde yas merasimleri düzenlenmektedir. Bu merasimlerde Ehl-i Beyt'in başına gelen musibetler dile getirilir, onların faziletleri, hedefleri ve mazlumiyetleri anlatılır, ağıtlar okunur ve onların mazlumiyetine ağlanır. Fakat bu arada İslam düşmanları ve Müslümanların birlik ve beraberliğine karşı olan ecnebi güçleri tarafından bir takım amaçlarla bazı sorular ortaya atılmıştır. Bazı gafil Müslümanlar ve her sözü körü körüne kabul eden cahil insanlar da böyle bir şeyin meşru olup olmadığı hakkında şüpheye düşmüşlerdir. Amaçları, Ehl-i Beyt mektebi mensuplarını bu vesileyle bidat olan bir işe giriştiklerini ve İslam ve "Sünnet-i Nebeviyyede" böyle bir şeyin bulunmadığını, hatta bundan nehye dildiğini iddia ederek birtakım saf Müslümanların zihinlerini bulandırmaktır. Bu şüpheye geniş cevap verebilmek, bu merasimlerin asıl felsefe ve nedenlerini açıklamak ve bunun meşruiyet delillerini ortaya çıkarabilmek için müstakil bir kitap yazmak gerekir. Biz ise bu makalede mezkur konuyu sadece Resulullah'ın sünnetine uygun olup olmama açısından değerlendirip bunun bid'at değil tamamen Nebevi Sünnet'e uygun olduğunu ispatlamak için hadis ve siyer kitaplarından (Ehl-i sünnet kitapları başta olmak üzere), Resulullah'ın bu konudaki bizzat kendi siret ve davranışlarını dile getiren hadislerden sadece bir kaçını kaynaklarıyla birlikte aktarmaya çalışıp kararı okuyucuya bırakacağız. Hadisleri naklettikten sonra da onlardan elde edilen sonuçları birkaç maddede kısaca sıralamaya çalışacağız, inşaallah.


1. HADİS

Hafız Ahmet bin Hüseyin Beyhaki, Esma bint-i Ümeys'den şöyle naklediyor:
"Ben Hz. Fatıma (a.s)'nın oğulları Hasan ve Hüseyin'in ebesiydim. Hasan dünyaya geldiğinde... (Hz. Hasan'ın doğumu ile ilgili birkaç sözü dile getirdikten sonra devamında şunları söylüyor:) Hüseyin dünyaya geldiğinde Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek "Ey Esma, çocuğumu bana getir" diye buyurdu. Ben Hüseyin'i beyaz bir kundağa sararak Resulullah'a (s.a.a) verdim. Resul-i Ekrem (s.a.a) onun sağ kulağına ezan; sol kulağına ikamet okuduktan sonra Hüseyn'i bana verdi ve ağlamağa başladı. (Esma diyor ki:) Resulullah'a: "Anam babam sana feda olsun Ey Allah'ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?" diye sorduğumda alemlere rahmet olarak gönderilen peygamber "Bu çocuğuma (ağlıyorum)" diye cevap verdi. "Bu çocuk dünyaya daha yeni geldi" diyen Esma'ya Hz. Peygamber "Ey Esma, Bu yavrumu zalim bir grup öldürecektir. Allah-u Teala (c.c) benim şefaatimi onlara nasip etmesin" diye cevap verdi." Daha sonra; "Ey Esma, bunu Fatıma'ya söyleme, çünkü o daha yeni doğum yapmıştır. (Bu haberi duymaya hazırlıklı değildir.) buyurdu." Bu hadisi Hafız Ebu'l-Müayyid Harezmi "Maktelü'l-Hüseyn adlı kitabının 1.cildinin 87 ve 88. sayfalarında kendi senediyle Hafız Beyhaki'den nakletmiştir. Yine Hafız Muhibbiddin Taberi "Zehairü'l Ukba" adlı kitabının 119. sayfasında bu hadisi İmam Rıza (a.s)'nın müsnedinden nakletmiştir.


2. HADİS

Hâkim Nişaburi "Müstedrekü's-Sahihayn" adlı kitabının cilt 3, sayfa 176'da Haris'in kızı Ümmü'l Fazl'dan şöyle rivayet etmektedir:
Ümmü fazl Resulullah'ın yanına gelerek "Ey Allah'ın Resulü, dün kötü bir rüya gördüm" dedi. Peygamber ne gördüğünü sorunca Ümmü Fazl "Çok kötü bir rüya gördüm Güya senin bedeninden bir parça kesilip benim eteğime bırakılıyordu." diye anlattığında Resulullah (s.a.a): "Çok iyi bir rüya görmüşşün. İnşaallah kızım Fatıma yakında bir oğlan çocuğu dünyaya getirecek ve o çocuk da senin eteğinde büyüyecek (sen onun dadısı olacaksın)" Böyle de oldu. Hz Fatıma Hüseyin'i dünyaya getirdi ve onun dadılık iftiharını bana verdiler. Bir gün Hüseyin'i Resulullah'ın yanına götürdüm ve onun kucağına verdim. Hz. Peygamberin, yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gürdüm. "Ya Resulullah, annem babam sana feda olsun. Size ne oldu? (Niçin ağlıyorsunuz?) diye sorduğumda şöyle buyurdu: "Cebrail şimdi yanıma gelerek ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi. Cebrail'e "Bu çocuğumu mu (öldürecekler)?" diye sorduğumda cevaben "Evet" dedi. Daha sonra Cebrail Hüseyn'in katligahından kan renkli olan bir avuç toprak bana getirdi."

Bu hadis Beyhaki'nin "Delail-ün Nübüvvet" ve İbn-i Asakir'in "Tarih-uş Şam" adlı kitaplarında da başka senetlerle nakledilmiştir.

Harezmi "Maktel-ül Hüseyn" adlı kitabının cilt: 1, sayfa: 158-159'da bu hadisi "Müstedrek-üs Sahihayn"den naklettikten sonra kitabının 162. sayfasında şu hadisi Ümm-ül Fazl'dan rivayet ediyor:

"Ben Hüseyn'i Rasulullah'ın nezdine getirdiğimde onu benden alıp ağlamaya koyuldu ve bana onun ölümünden haber verdi." Ümm-ül Fazl devamında şunları ekledi: "Cebrail bir grup meleklerle kanatlarını açmış bir halde Rasulullah'ın yanına gelip hepsi Hz. Hüseyin'in müsibetine ağladılar. Cebrail (a.s) Hüseyin'in şehit düşeceği topraktan bir avuç getirmişti ki ondan misk kokusu geliyordu. Bu toprağı Peygamber'e verdiğinde "Ey Allah'ın Habibi, bu oğlun Hüseyin'in üzerinde şehit düşeceği topraktandır. Allah'ın rahmetinden uzak düşen bir grup Kerbela denen bir yerde oğlunu şehit edeceklerdir." dedi. Hz. Peygamber de "Ey benim dostum Cebrail, benim ve kızım Fatıma'nın oğlunu katleden ümmet acaba kurtuluşa erer mi?" diye sordu. Cebrail "Hayır, Allah onları (bu işlerinden sonra) ihtilafa düşürecek ve ömür boyu kalp ve dilleri arasında ayrılık bırakacaktır" dedi. Bu hadis aşağıdaki kaynaklardan tahriç edilmiştir:

3. HADİS

Ebu-l Müeyyid Harezmi "Maktel-ül Hüseyn" kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
"Hz. Hüseyin doğumundan bir yıl geçtikten sonra on iki melek Rasulullah'a nazil olup şöyle dediler: "Kabil'in, Habil'in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin'in başına gelecek; Habil'e verilen sevabın aynısı Hüseyin'e verilecek; Kabil'e verilen azabın aynısı da Hüseyin'in katiline verilecektir" devamla şöyle diyor: "Gökteki bütün melekler Resulullah'a nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin'in şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı. Resulullah da şöyle dua ediyordu: "Allah'ım Hüseyin'e yardımda bulunmayanları zelil et, onu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl."

Hüseyin'in doğumunun II.yıldönümünde Resulullah (s.a.a) bir yolculuğa çıkmıştı. Bu yolculuğa bir süre devam ettikten sonra birden bire durarak ağlar bir gözle istirca ayetini "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" okudu. Sebebini soranlara "Cebrail bana Fırat nehrinin kenarında bulunan Kerbela adlı yerde oğlum Hüseyin'in öleceğinden haber verdi" diye cevap verdi. "Pekiyi, onu kim öldürecektir" sorusuna cevaben Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurdu: "Yezid denen bir şahıs (onu öldürecektir). Orada bedeninin defnedildiğini, başının da armağana götürüldüğünü gürüyorum. Allah'a andolsun ki Allah oğlum Hüseyin'in başını görüp de sevineni nifaka düçar eder ve kalbiyle dilini ihtilafa düşürür."

Resulullah bu yolculuğundan döndükten sonra üzgün bir halde minbere giderek içlerinde Hasan ve Hüseyin'in de bulunduğu bir topluluğa hitaben şunları söyledi: "Allah'ım, ben senin kulun ve peygamberin Muhammed'im ve bu iki çocuk da benim temiz itretimden ve neslimin seçilmişlerindendirler. Ey Rabbim, Cebrail bana oğlum Hüseyin'in yardımcısız kalıp öleceğinden haber verdi. O'nun ölümünü benim için mübarek et, onu şehitlerin efendisi kıl."

Ebu-l Müeyyid devamında şunları naklediyor: "Camide bulunan halk bu sözleri duyunca ağlamaya başladı. Bunu gören Resulullah (s.a.a) onlara: "Ağlıyorsunuz da yardımcı olmuyorsunuz" diye hitapta bulundu ve şöyle dua etti: "Allah'ım sen kendin onun velisi ve yardımcısı ol".


4. HADİS

Ebu-l Kasım Taberani "El-Mu'cem-ül Kebir." adlı kitabında Ebu Ümame'den Resulullah'ın kendi zevcelerine Hüseyin'i ağlatmamaları hususunda tembihte bulunmuş olduğunu naklediyor. Ravi şöyle rivayet ediyor:
Resulullah'ın Ümmü Seleme'nin evinde olduğu bir gün Cebrail O'na nazil oldu. Peygamber Ümmü Seleme'den hiç kimsenin içeriye girmemesini istedi. Bu esnada Hüseyin (a.s) geldi ve Resulullah'ı (s.a.a) odada gördüğünde içeriye girmek istedi. Ümmü Seleme peygamber torununu kucağına olarak kendi sözleriyle içeriye girmesine mani olmak istedi, fakat Hüseyin'in şiddetli ağlamasını gördüğünde onu bıraktı ve Hüseyin peygamber'in olduğu odaya girerek, kucağına oturdu.

Cebrail Resul-i Ekrem'e "Senin ümmetin bu çocuğunu öldürecektir" diye arzettiğinde peygamber (s.a.a) "Bana iman ettikleri halde mi O'nu öldürecekler?" diye sorduğunda Cebrail "Evet, onu öldürecekler" dedi. Daha sonra bir avuç toprağı Resulullah'a göstererek Hüseyn'in ölüm yerinden haber verdi. Hz. peygamber Hüseyn'i bağrına basarak hüzünlü bir halde dışarıya çıktı. Peygamberin bu halini gören ve Resulullah'ın çocuğu içeriye bırakmasına kızdığını zanneden Ümmü Seleme "Ya Resulullah, senin yoluna feda olayım. Gerçi siz kimseyi içeriye almamamı istemiştiniz, ama sizin bizden bu çocuğu ağlatmamamızı istediğinizden dolayı onu içeriye aldım" dedi.

Hz. Peygamber onun cevabını vermeden ashabının yanına giderek "Benim ümmetim bu çocuğumu öldürecektir" diye buyurdu. Ashabın içerisinde bulunan Ebubekir ve Ömer "Ya Resulullah iman sahibi olduğu halde mi onu öldürecekler?" diye sorduklarında Hz. Peygamber Hüseyin'in şehit düşeceği toprağı onlara göstererek "Evet, bu toprakta onun üzerinde şehit edileceği topraktır" diye buyurdu.

Bu rivayeti Hafız Haysemi aynen "el,Mecma" kitabının cilt 9 sayfa 189'nda Taberani'den nakletmiştir.


5. HADİS

Ebu-l Kasım Taberani "El-Mu'cem-ül Kebir" adlı kitabının Hüseyin (a.s)'ın hayatı faslında Ümmü Seleme'den şöyle naklediyor:
"Hasan ve Hüseyin benim evimde Resulullah'ın karşısında oynadıkları bir gün Cebrail (a.s) nazil oldu. Eliyle Hüseyin'i işaret ederek; "Ey Muhammed, ümmetin bu çocuğunu öldürecektir." dedi. Ümmü Seleme diyor ki: "Bu sırada peygamber ağlamaya başladı ve Hüseyin'i bağrına basarak bana hitaben şunu söyledi: "Bu toprak senin yanında emanet kalsın" daha sonra peygamber toprağı kokladığında "Bu toprak bela ve musibet kokuyor" dedi. Ümmü Seleme devamla şunu söylüyor: "Resulullah bana "Ümmü Seleme bu toprak kan rengini aldığında bil ki Hüseyin o toprak üzerinde şehit olmuştur" diye buyurdu."

Ravi diyor ki: "Ümmü Seleme o toprağı bir cam kasenin içine koyarak onu her gün yoklardı ve şöyle dedi: "Ey toprak, senin kan rengini aldığın gün çok büyük bir gündür."

Bu hadisi İbn-i Asakir "Tarih-üş Şam" da ve Hafız Kenci "Kifaye" kitabının 279. sayfasında nakletmiştir. Yine "Zehair-ul Ukba"da 147. sayfa; "Mecma-üz Zevaid'de Cilt 9, Sayfa 189; El Hasais-ul-Kubra'da Cilt 2, sayfa 125'de naklolunmuştur.


6. HADİS

İmam Ahmed kendi Müsned'inin c.3, sayfa 242'de Sabit'ten, o da Enes b. Malik'den naklediyor:
Yağmur meleği Peygamber'in yanına gelebilmek için Allah'tan izin istedi. Allah Teâla izin verdi. Peygamberin bu melekle konuştuğu süre zarfında Ümmü Selemeden kimsenin içeriye girmemesi için dikkatli olmasını istedi. Ümmü Seleme diyor ki: "Bu sırada (Resulullah'ın yağmur meleğiyle kanuştuğu anda) Hüseyin içeriye girdi ve peygamber'in yanına gitmek istedi. Ben onun bu isteğine engel olmak için çaba harcarken o elimden kendisini kurtararak Resul-ü Ekrem'in bulunduğu odaya girdi ve Resulullah'ın üzerine çıkarak oynamaya başladı. Melek peygamber'e O'nu seviyor musun?" diye sorduğunda Hz. Muhammed "Evet" diye cevap verdi. Yağmur meleği arzetti: "Bil ki senin ümmetin O'nu katledecektir" Daha sonra "O'nun öldürüleceği yeri bilmek istersen sana göstereyim" dedi ve (eliyle bir yere işaret ederek) kırmızı renkte bir çamur (toprak) getirdi. Ümmü Seleme o toprağı aldı ve kendi elbisesinin köşesinde bir yere bıraktı.

Ahmet, Sabit'in şöyle söylediği rivayet olunuyor diyor: "Biz toprağın alındığı yerin Kerbela olduğunu anladık" bu hadisi başka bir ibareyle Ebu Ya'la kendi müsnedinde Ebu Nuaym "ed-Delail" kitabının Cilt 3, sayfa: 202'de başka bir senetle nakletmiştir. Yine Taberani "el-Mu'cemu'l-Kebir" adlı kitabının Hz Hüseyin'in hayatı faslında ibn-i Meğazili "Menakıb" kitabında ve İbn-i Asakir de "Tarih-üş Şam" kitabında bu hadisi iki senetle nakletmişlerdir. Bu hadisi Muhubbiddin Taberi de "Zehair-ül Ukba" kitabının sayfa 146-147' sinde İbn-i Hacer-i Askalani de "Es-Savaik-ul Muhrika" adlı kitabının sayfa 115'nde Bağavi'nin "Mu'cem"inde rivayet etmektedirler.

Bir başka hadiste Ümmü Seleme'den şöyle naklolunmuştur: "Hüseyin'in şehadete erdiği gece şu sözleri (şiir halinde) söyleyen birisinden duydum:

Ey cahillikleri yüzünden Hüseyin'i katledenler, zelil olmak ve azaba düçar olmakla müjdelenin, sizler lanetlenmişsiniz Davud'un oğlu (Süleyman)'nın diliyle ve (yine lanetlenmişsiniz) Musa ve İncil sahibi (İsa)'nin diliyle. Ümmü Seleme diyor ki: "Bunları duyduğumda ağlamaya başladım ve cam kasenin içindeki toprağın kan rengine dönüştüğünü gördüm" Resulullah'ın Ümmü Seleme'nin evinde ağladığını anlatan diğer kaynaklar şunlardır:

7. HADİS

Hafız Cemaleddin Zerendi "Nezm-üd Dürer" adlı kitabının 215. sayfasında Hilal b. Hubab'dan naklen şöyle rivayet ediyor.
"Cebrail Peygamber'in nezdinde olduğu zaman Hasan ve Hüseyin Resulullah'ın yanına gelerek hazretin mübarek sırtına atlıyarak onunla oynuyorlardı. Resul-i Ekrem anneleri Fatıma'ya "Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun? dediğinde Hz. Fatıma (a.s) onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinin elinden kaçarak Hz. Peygamber'in yanına gelerek onunla yeniden oynamaya başladılar. Resulullah (s.a.a) onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Cebrail arzetti: Ey Allah'ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum." Peygamber Cebrail'e: "Elbette ki çok severim" onlar yaşantımın iki güzel (fesleğen) gülleridir" diye cevap verdi. Cebrail Hüseyin'e işaret ederek şöyle dedi: "Bil ki ümmetin bu oğlunu şehit edecektir." Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprak getirdi ve Resulullah'a hitaben: "Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir." Hz. Muhammed bu toprağın adını sorduğunda Cebrail adının Kerbela olduğunu söyledi.

Hilal b. Hübab devamla şunları söylüyor:

Hüseyin müsibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından sarılacağı yere vardığında yakın bölgelerde yaşayan birisini Hz. Hüseyin'in yanına getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bu yerin ismini sorduğunda Kerbela cevabını aldı. Hüseyn (a.s): "Allah'ın Resulü'nün buyruğu doğrudur. Burası bela ve hüzün yeridir." diye buyurdu. Daha sonra ashabına şöyle buyurdu: "İnin artık, sefer yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır."


8. HADİS

İbn-i Sa'd "Tabakat-ul Kubra" kitabında Aişe'den şöyle naklediyor:
"Resulullah'ın bir gün uyuduğu sırada Hüseyin içeriye girdi ve Resul-ü Ekrem'e doğru yürümeye başladı. Ben O'nu Resulullah'tan uzaklaştırıp işimin başına döndükten sonra Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaştı. Hz. Muhammed ağlar bir şekilde uyandı. "Niçin ağlıyorsunuz?" diye sorduğumda "Cebrail Hüseyin'in şehit düşeceği yerin toğrağını gösterdi. Allah'ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir" diye buyurdu. Daha sonra Resulullah elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm" Resulullah bana hitaben buyurdu:

"Ey Aişe, varlığım elinde olan Allah'a andolsun ki bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin'i ümmetimden hangisi öldürecektir."

Hz. Peygamber'in Aişe'nin evinde bulunduğu zamanlar da Hüseyin'e ağladığı çeşitli senetler ve metinlerle aşağıdaki kaynaklarda anlatılmaktadır.

9. HADİS

Şerif Ebu-l Hüseyin Akiki "Ahbar-u Medine" adlı kitabında Hz. Ali'den şöyle rivayet ediyor.
Resulullah (s.a.a) bir gün bizleri görmek için eve gelmişti. Hazırladığımız yemeği ve Ümm-ü Eymen'in bize gönderdiği bir kâse süt ve bir kap hurmayı da yemek için ortaya bıraktık. Resulullah (s.a.a) yedi, biz de yedik. Daha sonra (yemekten sonra) ben Resul-ü Ekrem'in ellerini yıkadım. Hazret; ellerini başına yüzüne ve sakalına çektikten sonra kıble'ye doğru oturdu ve istediği duaları etti. Sonra (yağmur gibi) göz yaşı dökerek kendisini üç defa yere vurdu. Biz yaptığı bu işin sebebini sormaktan korkuyorduk. Bu esnada Hüseyin o Hazret'in sırtına çıktı ve Resulullah tekrar ağlamaya başladı. Hz. Hüseyin (a.s) bu durumu görünce: "Anam, babam sana feda olsun (ya Resulullah) ağlamanızın sebebi nedir? "Babacığım, şimdiye kadar sizde şahit olmadığım bir davranış gördüm" diye sorduğunda Resul-ü Ekrem ona hitaben şöyle buyurdu: "Evladım bugün sizleri ziyaret etmekten o kadar sevinçli oldum ki şimdiye kadar öylesine sevinçli olmamıştım, ama habibim Cebrail yanıma gelerek sizlerin ölümünüzü ve ölüm yerlerinizin dağınık olduğunu bana haber verdi; bu haber beni çok üzdü (etkiledi). Allah'tan sizin için hayır ve iyilik niyaz ederim."

Bu hadisi Seyyit Mahmud Şeyhani "Sirat-u Seviyy"de ve Harezmi "Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid" kitabında nakletmişlerdir.


10. HADİS

Ebu'l Kasım Taberani "El Mu'cem-ul Kebir" kitabında iki senetle "Muaz b. Cebel'den şöyle naklediyor:


Resulullah (s.a.a) rengi soluk bir şekilde bizlerin yanına geldi ve buyurdu ki:

"Ben geçmiş ve gelecek bütün insanların ilminin verildiği Muhammed'im. Aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin; aranızdan göçtüğümde Allah'ın kitabına sarılın; helalini helal, haramını haram diye bilin. Böyle yaparsanız ölüm sizleri güleryüz ve rahatlıkla karşılar. Benden sonra fitneler karanlık gece parçaları gibi sizlere yüz çevirecektir. İlahi elçilerden (peygamberler ve imamlardan) bir kısmı gittiğinde diğer bir kısmı onların yerini alıyordu, ama bilahere durum değişerek nübüvvetin yerini saltanat aldı.

Allah'ın rahmeti, nübüvveti (ilahi mesajları) olduğu gibi alıp doğru ve sağlam bir şekilde yerine getirenin üzerine olsun.

Ey Muaz, sor ve unutma!

Muaz diyor ki: "Resul-i Ekrem (s.a.a) onları (sultanları) birer birer saymaya başladı. Beşinciye yetiştiğinde buyurdu: "o da Yezit'tir. Allah o'na uğur ve bereket vermesin" sonra gözleri yaşardı ve şöyle devam etti Hüseyin'in şehadetini bana haber verdiler ve onun türbetinden (şehit düştüğü topraktan) bana getirip katilinin de kim olduğunu bana söylediler. Canım elinde olan Allah'a andolsun ki Hüseyin aralarında öldürüldüğü halde onun öldürülmesini önlemeye çalışmayan insanların Allah, göğüsleri ve kalpleri arasına ihtilaf düşürür ve kötülerini onlara musallat eder ve onları tefrikaya düçar eder." Sonra devamla şöyle buyurdu: "Ah! Ne de teessüf şeydir Al-i muhammedin durumu! Ne kadar ağırdır iş başına getirilecek, azizlerine yetişecek müsibet. Benim evladımı (Hüseyn'i) ve evlatlarını öldürecektir."

Bu hadis "Tarih-u Şam" "Cami-i Kebir" ve Kenz-ül Ummal" C:6'da da naklolunmuştur. Yine Harezmi bunu "Maktel-us - Sibt-i Şehid" kıtabının 160-161. sayfasında Taberani'den nakletmektedir.


11. HADİS

Ahmet İbn-i Hanbel, kendi müsnedinde c.2, s.60-61'de Abdullah b. Neci'den o da babasından şöyle naklediyor:
"Hz Ali (a.s) ile Sıffin savaşına hareket ediyorduk Neyneva denen yere vardığımızda Hz Ali şöyle seslendi: "Ey Eba Abdillah, fırat nehri kenarında sabırlı ol. Ey Eba Abdillah, sabırlı ol."

Neci diyor ki: "Meselenin ne olduğunu sorduğumda Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Bir gün Resulullah'ın yanına vardığımda onun ağladığını gördüm ve "Ey Allah'ın peygamber'i sizi birisi kızdırdığından dolayı mı ağlıyor sunuz?" diye sordum. O da şöyle buyurdu: "Hayır Cebrail sen gelmeden biraz önce buradan gitti ve Hüseyin'in fırat nehrinin yanında şehit olacağı haberini bana verdi." Peygamber bana şöyle buyurdu: Cebrail bana "onun (Hüseyn'in) türbetini görmek ister misin?" dediğinde "Evet" dedim. O da elini uzattı ve bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağladım."

Bu hadis az bir farkla ve muhtelif senetler ile diğer bir çok kaynaklarda da nakledilmiştir. Biz sadece kaynaklardan bir kısmını zikretmekle yetiniyoruz.

NETİCE


Zikrettiğimiz bu hadislerden bir çok sonuçlar elde edebiliriz ki burada onlardan bazılarına değineceğiz:

1- Her şeyden önce Resul-i Ekrem'in (s.a.a) vahiy vasıtasıyla ileride meydana gelecek olaylardan özellikle de Ehl-i Beyt'inin uğrayacağı musibetlerden haberdar olmasıdır ki, bu bütün müslümanlar arasında kesinlik kazanan ve kimsenin tereddüt etmeyeceği bir şeydir.

2- Resul-i Ekrem'in (s.a.a) Ehl-i Beyt'ine ve özellikle Hz. Hüseyin'e (a.s) karşı büyük bir muhabbet, sevgi ve alaka beslediğini ve bu sevginin yakınlık bağlarından ve akrabalık duygularından öte ilahi bir sevgi ve manevi bir alaka olduğunu görüyoruz. Bu gerçeği o hazret muhtelif münasebetlerde defalarca daha net ve açık bir şekilde ortaya koymuş ve Allah'ın emriyle bunu Müslümanlara ilan etmiş ve onlardan da Ehl-i Beyt'ine karşı aynı muamele ve davranışı beklediğini ve peygamberliğinde Müslümanların hidayeti için katlandığı onca zorluklar ve çilelere karşılık olarak sadece Ehl-i Beyt'ini sevmelerini istemiştir (Kur'an-ı Kerim, Şura suresi, ayet: 23)

Bir hadisinde Hz. Ali, Hz. Fatıma Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e hitaben şöyle buyurmuştur:

"Ben size düşman olup savaşanlara düşmanım ve sizinle sulh içinde olup sizi sevenleri severim" (Sünen-i Tirmizi Kitab-ül Menakıb, Müstedrek-üs Sahihayn, c:3, s.14.

Hasan ve Hüseyin'in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: "Her kim beni, bu ikisini ve bu ikisinin anne ve babasını severse kıyamet günü benim derecemde benimle birlikte olur." (Müsned-i Ahmet c.2, s.77, Sünen-i Tirmizi, Kitab-ül Menakıb, Tarih-i Bağdat c.3, s.287) Resul-i Ekrem yine buyurmuşlardır ki:

"Hasan ve Hüseyin benim dünyadan iki gülümdürler" (Sahih-i Buhari, Bab-u Rahmet-il Veled ve Takbiluhu, Müsned-i Ahmet, c.2, s.85.) ve buyurmuştur:

"Bunlar benim ve kızımın yavrularıdır; Ey Allah, ben bu ikisini (Hasan ve Hüseyin) seviyorum; Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev." (Sünen-i Tirmizi, Kitab-ul Menakıb, Hasais-ün Nesai, S. 220).

Bu zikrettiklerimiz bu konuda rivayet edilen yüzlerce hadisten küçük bir örnektir.

3- Bu hadislerden elde edilen diğer bir netice ise şudur ki insanın kendisinin, yakınlarının veya herhangi bir Müslüman ve müminin başına gelen musibetlere ağlaması, hüzünlenmesi caiz hatta bir çok yerlerde müstehap ve nebevi bir sünnettir. Zikrettiğimiz bu mütevatir hadislerin yanı sıra diğer bir çok hadisler ve tarihi parçalar da bunun açık delilleridir. Resulullah'ın amcası Hz. Hamza'ya, amcası oğlu Cafer İbn-i Eb-u Talib oğlu İbrahimle ve... ağlayıp yas tutmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki insan karşılaştığı hiç bir musibette ve zorlukta Allah'a rıza ve teslimiyet ruhunu kaybetmemesi ve onun razı olduğu şeylere razı olmasıdır. Yoksa ağlamak hüzünlenmek tabii ve fıtri bir şeydir ve Allah'ın insanlara verdiği bir nimettir.

4- Sözü geçen hadislerden elde edilen en mühim sonuç ise şudur ki bu geçen maddede bahsini ettiğimiz konu açısından Hz. İmam Hüseyin (a.s) daha başka bir özellik taşımaktadır. Zira o hazretin şehadetine ağlamanın, yas tutmanın ve o hazretin kendi ve yaranının göreceği müsibetlerin hatıratını zinde tutma ve unutmamaya çalışmanın tamamen ilahi bir şey olduğunu ve her şeyden önce Hak Teala'nın buna teşvik ettiğini ve sonra da bunun defalarca tekrarlanarak nebevi bir sünnet haline geldiğini ve aynı sünnetin Ehl-i Beyt (a.s) tarafından da takip edildiğini görüyoruz. Öte yandan bütün bunların henüz bu büyük müsibetlerin meydana gelmediği bir durumda olduğunu görüyoruz. Acaba o müsibetleri Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) gözleriyle görselerdi ne hale kalırlardı? Bunun tasavvuru bile insana oldukça güç gelir.

İşte Ehl-i Beyt (a.s) dostları da peygamberimizin ve Ehl-i Beyt'inin sünnetine uyarak her yıl o hazrete yas merasimleri düzenlemekte ağlamakta ve ağıtlar okumaktadırlar.

Elbette ki bunların yanı sıra bu merasimlerde özellikle Hz. Hüseyin ve yaranının hayatı siresi ve bu ilahi kıyamdaki hedefleri ve bu kıyamdan müslümanların almaları gereken dersler ve öğütler sık-sık anlatılmaktadır. Gerçi söz biraz uzadı ve meselelerden haberdar olan kardeşlerimiz için bu açıklamalar yersizdir, fakat habersiz olan özellikle de kendilerine bu konularda yanlış ve temelsiz bilgiler aktarılan kardeşlerimiz için bu açıklamalar faydalı ve aydınlatıcı olur inşaallah. Allah-u Teala (c.c) cümlemizi Resulullah'ın ve Ehl-i Beytinin sünnetini takip etmekte muvaffak eylesin Amin.

İmam Hüseyn (a.s):

Ümmet Yezid gibi bir yöneticiye müptela olduğu zaman İslam'la vedalaşmak gerek.

Maktel-il Harezmi, c.1, s.185)


Dipnotlar

-----------------------

1- el Füsul-ul Mühimme, s. 154.

2- es-Savaik-ul Muhrika, s. 115, başka bir baskıda, s.190.

3- el-Hasais-ul Kübra c.2, s.125.

4- Kenz-ül Ummal c.6 s. 223. Galiba bu, İslam tarihinde Hüseyin için Rasulullah'ın evinde ilk tutulan yas töreniydi. Dünya o güne kadar daha yeni doğmuş bir çocuğa (Hz. Fatıma'nın oğlu Hz. Hüseyin hariç) ağlanıldığına şahit olmamıştı. Böyle bir durumda olması gereken sevinç yerine üzüntü görülüyor; göz aydınlığı yerine ölüm haberi veriliyor ve öleceği yerin toprağı hediye getiriliyordu. Hz. Hüseyin'in doğum günü, Allah indinde başka bir özellik taşıyordu. Allah bu günü Resulullah'a (s.a.a) ve O'nun tertemiz Ehl-i Beyt'ine hüzünlü ve musibetli bir gün kılmıştır.
-------------------------------
1- Zehair-ül Ukba, s. 147.

2- Fusul-ül Mühimme, S. 154.

3- Sirat-üs - Seviyy, s.94.

4- Cevheret-ül Kelam, s.117.

5- Mecma-üz Zevaid c.9, s.118-119

6- Kenz-ül Ummal, C.6, s.223.

7- Müstedrek-üs Sahihayn c.4, s.398.

8- el-Müsannef, c: 12.

---------------------------
1. Mu'cem-ul Kebir: Hz. Hüseyin'in hayatıyla ilgili fasıl.

2- Müsned-i Ahmet, c:6, s:294.

3- Haysemi "el-Mecma" c.9, s:187'de.

4- Sevaik-ul Muhrika, s:115. diğer bir basımda 190.

5- Seyyid Mahmut Medeni, Sirat-üs Seviyyi'de.

6- Tarih-uş Şam

7- Dar-i Kutni "İlel-ül Hadis" c. 5'de.

8- Maktel-ül Hüseyin c.1, s.159.

9- Mecma-üz Zevaid c.9, s.187-188.

10- Süyuti "Hasais" c:2, s.125-126'da.
------------------------------
1- el Müsannef, c:12

2- Tabakat-ı İbn-i Sa'd

3- Müsned-i Ebu Ya'la

4- el Mu'cem-ül Kebir C:1

5- Tarih-uş Şam-ı İbn-i Kesir (el Bidayet-u ve'n Nihaye), C:8, S.119.

6- Maktel-ül İmam-ıs Sibt-ış Şehid, C:1, S: 178.

7- Zehair-ul Ukba, S.148.

8- Cami-us Sağir, C:1, S:13.

9- Sevaik-ul Muhrika, S.115.